Falih: Piyasanın istikrarı kolay bir seçenek değil

Suudi Arabistan Enerji Bakanı Halid el-Falih, Rusya Enerji Bakanı Alexander Novak ve Nijerya Petrol Bakanı Emmanuel Ibe Kachikwu dün Cidde'de bir araya geldi (AFP)
Suudi Arabistan Enerji Bakanı Halid el-Falih, Rusya Enerji Bakanı Alexander Novak ve Nijerya Petrol Bakanı Emmanuel Ibe Kachikwu dün Cidde'de bir araya geldi (AFP)
TT

Falih: Piyasanın istikrarı kolay bir seçenek değil

Suudi Arabistan Enerji Bakanı Halid el-Falih, Rusya Enerji Bakanı Alexander Novak ve Nijerya Petrol Bakanı Emmanuel Ibe Kachikwu dün Cidde'de bir araya geldi (AFP)
Suudi Arabistan Enerji Bakanı Halid el-Falih, Rusya Enerji Bakanı Alexander Novak ve Nijerya Petrol Bakanı Emmanuel Ibe Kachikwu dün Cidde'de bir araya geldi (AFP)

Suudi Arabistan Enerji Bakanı Halid el-Falih, Suudi Arabistan’ın bazı enerji varlıklarına yönelik gerçekleştirilen son saldırıların ülkenin üretimini etkilemese de enerji piyasasını etkileyen petrol arz güvenliği için riskler oluşturduğunu kaydetti.
Bakan Falih, dün Cidde’de Suudi Arabistan ve Rusya öncülüğünde yapılan Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) üyesi olan ve OPEC üyesi olmayan petrol üreticilerinin (OPEC+) oluşturduğu Ortak Bakanlar Gözetim Komitesi (OBGK) 14’üncü toplantısı öncesinde açıklamalarda bulundu.
Açıklamasında, petrol kesintisi kararına sadece birkaç üreticinin değil, herkesin bağlı kalması gerektiğini vurgulayan Falih, küresel petrol rezervlerinin artmakta olduğuna ve bazı üreticilerin çok büyük rezervleri bulunduğuna dikkat çekti.
OBGK toplantısı, ABD’nin İran petrol ihracatı üzerindeki yaptırımlara tanıdığı muafiyet süresinin sona ermesinin ardından İran'ın petrol ihracatının bu ay da düşmeye devam etmesi beklentisiyle enerji piyasasında arz sıkıntısı yaşanabileceğine ilişkin endişeler çerçevesinde gerçekleşti.
Bununla birlikte toplantının başında OBGK başkanı sıfatıyla bir konuşma yapan Bakan Halid el-Falih, bölgenin karşı karşıya olduğu bir takım ciddi zorluklara dikkat çekerek, son bir yıldır ve Bakü'de yapılan son OPEC+ toplantısından bu yana geçen iki ay boyunca hızlı gelişmeler yaşandığına işaret etti. Bu durumun hiç kimse için şaşırtıcı olmaması gerektiğini belirten Falih, bunun uluslararası ilişkiler ve küresel ticaretin yeni normu olduğunu, ancak olayların karmaşıklığı ve yoğunluğunun yanı sıra petrol piyasasını birçok yönden etkileyen farklı meselelerin çalışmalarını etkilediğini belirtti. Falih, petrol üreticilerinin piyasada olası bir dalgalanmayı engellemek için birleşmeseydi, küresel ekonomik istikrarın tehlikeye girmesinin kaçınılmaz olacağını da sözlerine ekledi.
Pazarın istikrarının hazır mallar gibi kolay bir seçenekle sağlanamadığının altını çizen Falih, “Çoğumuzdan beklenen öncelikler ve çözümler arasında denge kurmamız gerekiyor” dedi. Herkes için ortak faktörün; tüketiciler de dahil olmak üzere, herkese açıkça faydası olan “piyasa istikrarı” olduğuna dikkat çeken Falih, “İşbirliği; büyük ölçüde güvenilirlik, karşılık verme ve etkinlik gerektirir. Petrol piyasasının yakın dönemine bakıldığında enerji piyasasından çelişkili sinyallerin geldiği ve bazı sinyallerin arzın azalmakta olduğuna işaret ettiği bulanık bir tablo ortaya çıkıyor. Bununla birlikte sürekli artan envanteriyle ABD petrol üretiminin iyileşmesi diğer bir önemli nokta. Öte yandan Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) stokları son 5 yıldır orta seviyede seyrediyor. Ancak son yıllarda stokların birikmesi nedeniyle nispeten yüksek kalıyor. Dolayısıyla birçok yönden izlenmesi gereken önemli bir konu olmaya devam ediyor” şeklinde konuştu.
Bakan Falih şöyle devam etti;
“ABD’nin farklı eyaletlerinden Orta Doğu’ya kadar bazı ortaklarımız bir takım güçlüklerle karşı karşıya kalıyor. Umarız yakında bu zorlukların üstesinden gelinir ve ortak çabamıza tam olarak destek verebilirler.”
Şuan mevcut atmosferde birçok belirsizliğin olduğunu söyleyen Falih, “Bazı kurumlar petrol için talep tahminlerini azaltarak değerlendirme yaparken diğer raporlar OECD üyesi olmayan ülkelerdeki (Çin, Rusya ve Hindistan liderliğindeki) talebin yıllık büyüme hızı olarak yaklaşık 1 milyon varil arttığını gösteriyor. Küresel gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH), ABD ekonomisinin istikrarlı seyretmesi ve Çin ekonomisinin yılın başında biraz güçlü bir performans sergilemesiyle sağlıklı bir şekilde makul düzeyde kalıyor. Dünyanın iki büyük ekonomik gücü ABD ve Çin arasında yaşanan ticaret anlaşmazlığı, küresel ekonomi görünümüne gölge düşürürken bu durum, zaten zayıf olan petrol talebine yansıması halinde diğer ülkeleri etkileyebilir” ifadelerini kullandı.
"Saldırlar sevkiyat tehdit etti ancak üretimi durduramadı"
Suudi Arabistan’ın geçtiğimiz hafta üst üste iki kez saldırıya uğradığını belirten Falih, söz konusu saldırılara rağmen ilerleme kaydettiklerini ve saldırıların petrol sevkiyatını tehdit ettiğini ancak üretimlerini etkilemediğini kaydetti.
Bakan Falih sözlerini şöyle sürdürdü;
“Bugün ortaklarımızı ve tüm dünya güçlerini, küresel enerji tedarikini engellemek ve zaten olumsuz bir havası olan küresel ekonomiyi yeni tehlikelere sokma girişimi olan bu saldırıları kınamaya davet ediyoruz.”
Piyasa koşullarının küresel yatırımlar üzerinde önemli bir etkisi olduğunu vurgulayan Suudi Bakan, söz konusu yatırımlarda bir miktar iyileşme olmasına rağmen, henüz tatmin edici seviyelere ulaşmadığını, ama yine de piyasadaki ruh halinin iyi bir göstergesi olduğunu kaydetti. ABD petrol sondaj seviyelerinin de bir başka iyi gösterge olduğunu vurgulayan Falih, ancak bununda büyük bir güce işaret etmediğini belirterek istikrar ya da düşüşe işaret eden çelişkili göstergeler ortaya koyduğunu kaydetti.
Herkesin verilerdeki çelişkileri ve belirsizlik nedenlerini görebildiğini söyleyen Suudi Bakan, “Açıkçası akıllıca kararlar almak için bu verileri incelemeli ve anlamalıyız. Petrol piyasasındaki dengesizliği azaltmak istiyoruz. Pazar dengesinin korunmasına yardımcı olunması ve istikrarın artırılması, tüketiciler ve üreticiler dahil herkesin yararına olacaktır” dedi.
Tüm OPEC ve OPEC+ üyelerine çelişkili verilere bakarak aceleci davranıp bir takım kararlar almaktan ve durumu karmaşık bir hale getirmekten kaçınmaları için çağrıda bulunan Falih, bu nedenle Aralık ayında Viyana'da yapılması planlanan OPEC+ toplantısını ertelediklerini ve böylece daha fazla veri elde edebildiklerini söyledi. Falih, “Haziran ayında yapılacak olan OPEC toplantısı, mümkün olan en iyi kararlara ulaşmak için daha fazla bilgiye sahip olmamızı sağlayacak” ifadelerini kullandı.
"Suudi Arabistan, bulunduğu pozisyonun bilincinde"
Öte yandan Rusya Enerji Bakanı Alexander Novak, Cidde’deki toplantıda yaptığı konuşmada, herkesin Suudi Arabistan'ın dünya enerji ve petrol piyasası üzerinde önemli olan olumlu etkisinin farkında olması gerektiğini ve Suudi Arabistan'ın da bulunduğu pozisyonun büyüklüğü ve küresel enerji piyasasının verdiği sorumluluğun bilincinde olduğunu belirtti.
Suudi Arabistan’ın petrol piyasasına yönelik eylemleri ve aldığı önlemlerin olumlu etkisine dikkati çeken Bakan Novak, “Ayrıca, OPEC üyeleri ve diğer üreticilerin, dünya genelindeki petrol endüstrisinin yanı sıra petrol pazarını da olumlu yönde etkileyecek ortak bir eylem için bir araya geleceğini umuyorum” dedi.
Geçtiğimiz Aralık ayındaki toplantıda alınan kararların nasıl olumlu bir etkisi olduğunu herkesin gördüğünü vurgulayan Novak, bunun herkesin ortak çabası sayesinde gerçekleştiğini kaydetti.
Herkesin ortak çabaları sürdürmenin yanı sıra özellikle arz ve talep arasındaki denge ve petrol piyasasında dengesizliğe sebep olabilecek unsurlara ilişkin mevcut durumu görmek için Cidde toplantısını dört gözle beklediğini söyleyen Rus Bakan, “Dünyadaki herkesin bu toplantının sonucunu ve OBGK’de olumlu bir atmosfer oluşmasını beklediğinden eminim. Tüm ülkelerin ortak çıkarları ışığında bu toplantıdan iyi bir birikimle çıkacağımızı düşünüyorum. Geçmiş dönemlerde tesis ettiğimiz bu güvenin sürmesi önemli. Bu toplantının herkes için verimli ve yapıcı olacağına inanıyorum” şeklinde konuştu.



Dünya, Washington-Tahran anlaşmasının borsalara büyük kazançlar getireceğini öngörüyor

Seul’deki Güney Kore Borsası’nda KOSPI endeksini gösteren ekranın önünden geçen insanlar (AP)
Seul’deki Güney Kore Borsası’nda KOSPI endeksini gösteren ekranın önünden geçen insanlar (AP)
TT

Dünya, Washington-Tahran anlaşmasının borsalara büyük kazançlar getireceğini öngörüyor

Seul’deki Güney Kore Borsası’nda KOSPI endeksini gösteren ekranın önünden geçen insanlar (AP)
Seul’deki Güney Kore Borsası’nda KOSPI endeksini gösteren ekranın önünden geçen insanlar (AP)

Küresel finans piyasaları bugün risk iştahında köklü bir dönüşüme sahne oldu. Beyaz Saray’ın İran ile savaşı sona erdirmeye yönelik bir mutabakat zaptına yaklaşmakta olduğuna dair haberlerin ardından, enerji fiyatlarında sert düşüş yaşanırken küresel hisse senedi endeksleri rekor seviyelere yöneldi.

Washington’ın, 14 maddelik bir öneriye Tahran’ın 48 saat içinde vereceği yanıtı beklediğine işaret eden bu gelişmeler, yatırımcılara küresel enerji arzının kritik geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’nın yeniden tam kapasiteyle açılabileceği yönünde güçlü bir sinyal verdi. Dünya enerji arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu hattaki iyimserlik, çatışma süresince güvenli liman olarak öne çıkan ABD dolarında gerilemeye yol açtı ve yüksek getirili varlıklarda geniş çaplı bir toparlanmanın önünü açtı.

Söz konusu atmosfer, işlem ekranlarına da hızla yansıdı. Yatırımcılar fiyatlamalardan jeopolitik ‘risk primini’ geri çekerken, küresel enerji maliyetlerinde keskin düşüş gözlendi. Buna karşılık, teknoloji ve yapay zekâ sektörlerinde risk iştahı rekor düzeyde artış kaydetti.

Enerji piyasalarında ise sert bir satış dalgası yaşandı. Brent petrol fiyatı yüzde 10,8’i aşan düşüşle haftalar sonra ilk kez varil başına 100 doların altına geriledi. ABD ham petrolü de yüzde 12,5 değer kaybederek 90 dolar seviyesinin altına indi.

Fiyatlardaki bu sert düşüş yalnızca petrolle sınırlı kalmadı. Avrupa’da doğal gaz fiyatları da yüzde 11 geriledi. Bu gelişmede, ABD Başkanı’nın ticari gemilere eşlik etmeyi amaçlayan projeyi müzakerelerde kaydedilen ilerleme doğrultusunda askıya alma kararı etkili oldu. Böylece, merkez bankaları üzerinde baskı yaratan ve faiz artışlarını tetikleyen enflasyonist baskıların önemli ölçüde hafiflediği değerlendirildi.

Altın fiyatlarında sıçrama

Bu dönüşümün merkezinde, altın fiyatları yüzde 3,2’yi aşan güçlü bir sıçrama kaydederek ons başına 4.703,09 dolara ulaştı ve nisan ayı sonundan bu yana en yüksek seviyesini gördü. Bu yükseliş, doların zayıflaması ve petrol fiyatlarının gerilemesiyle doğrudan bağlantılı olarak, uzun süre yüksek faiz beklentilerini besleyen enflasyon endişelerinin hafiflemesinden kaynaklandı. Gümüş fiyatları da yüzde 5,7 artışla 76,95 dolara yükselirken, platin ve paladyum yüzde 3’ün üzerinde değer kazandı.

ascdsv
Güney Kore KOSPI endeksini ve dolar ile Güney Kore wonu arasındaki döviz kurunu gösteren ekran (AP)

Analistler, barış umutları ve Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin normalleşmesinin, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) 2026 yılında faiz indirimine gitmesi için uygun koşulları oluşturabileceğini değerlendiriyor. Bu beklentiler, altının uzun vadeli bir yatırım aracı olarak cazibesini artırırken, yıl sonuna kadar 5 bin 500 dolar seviyesine ulaşabileceği öngörülerini de güçlendirdi.

Dünya borsaları

Buna paralel olarak küresel hisse senedi piyasaları da toplu bir yükseliş kaydetti. Barış iyimserliği ile yapay zekâ sektöründeki ivmenin birleşmesi, endeksleri yeni zirvelere taşıdı. Güney Kore’nin KOSPI endeksi yüzde 6,5 gibi güçlü bir artışla 7.000 puanın üzerine çıkarken, bu yükseliş büyük ölçüde Samsung hisselerindeki tarihi sıçramadan destek buldu. Şirket hisseleri yüzde 14,4 değer kazanarak piyasa değerini 1 trilyon doların üzerine taşıdı.

Avrupa tarafında ise STOXX 600 endeksi yüzde 2,1 yükseldi. Londra, Paris ve Frankfurt borsaları yaklaşık yüzde 3’e varan güçlü kazançlar elde etti. Bu yükselişte, şirket kârlılıklarını baskılayan ve tüketici alım gücünü zayıflatan enerji maliyetlerindeki düşüşün piyasalarda memnuniyetle karşılanması etkili oldu.

Para ve tahvil piyasası

Para ve tahvil piyasalarında ise Hürmüz anlaşmasına ilişkin haberler, güvenli liman özelliğiyle öne çıkan ABD dolarının cazibesini zayıflattı. Dolar, başlıca para birimleri karşısında yaklaşık yüzde 0,5 değer kaybetti. Doların gerilemesi ve petrol fiyatlarındaki düşüş, küresel enflasyon beklentilerinin aşağı yönlü revize edilmesine katkı sağladı. Bu durum, tahvil getirilerine de yansıdı; ABD’nin 10 yıllık Hazine tahvil getirisi yüzde 4,35 seviyesine geriledi.

Analistler, bu tablonun başta ABD Merkez Bankası olmak üzere merkez bankalarının daha esnek para politikalarına yönelmesinin ve 2026 yılı içinde faiz indirimlerine başlamasının önünü açabileceğini değerlendiriyor.

vdfevfde
New York Borsası’nda bir yatırımcı (AP)

Öte yandan, ekonomik çevreler ABD’nin sunduğu barış teklifine İran’dan gelecek resmi yanıtı bekliyor. Piyasalar temkinli iyimserliğini korurken, uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması karşılığında milyarlarca dolarlık dondurulmuş varlıkların serbest bırakılmasını içeren mutabakat taslağı, şubat ayında başlayan çatışmalardan bu yana tarafların ulaştığı en yakın uzlaşı noktası olarak görülüyor.

Söz konusu diplomatik sürecin başarıya ulaşması halinde, yalnızca küresel ticaret yollarının güvenliği sağlanmakla kalmayacak, aynı zamanda çatışma süresince tedarik zincirleri ve ulusal ekonomiler üzerinde baskı oluşturan enflasyon sarmalının da sona ermesi bekleniyor.


Lucid yetkilisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan’daki elektrikli otomobil pazarı güçlü ve hızla artan bir ivme kazanıyor

El-Huber şehrindeki Lucid galerisi (Şirketin resmi internet sitesi)
El-Huber şehrindeki Lucid galerisi (Şirketin resmi internet sitesi)
TT

Lucid yetkilisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan’daki elektrikli otomobil pazarı güçlü ve hızla artan bir ivme kazanıyor

El-Huber şehrindeki Lucid galerisi (Şirketin resmi internet sitesi)
El-Huber şehrindeki Lucid galerisi (Şirketin resmi internet sitesi)

Mevcut jeopolitik gerilimler ve küresel petrol piyasalarında yaşanan dalgalanmalar, dünya genelinde elektrikli araç satışlarında dikkat çekici bir artışa yol açtı. Brent petrolün varil fiyatının 120 dolar eşiğini aşması, tüketicilerin satın alma davranışlarını yeniden şekillendirerek, yakıt fiyatlarındaki oynaklıktan uzak, daha istikrarlı ve verimli bir seçenek olarak elektrikli araçlara yönelmelerine neden oldu. Mart ayında, yani bombardımanın başlamasından sonraki ilk dört hafta içinde, Avrupa’nın önde gelen pazarlarında (Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık) yaklaşık 206 bin 200 elektrikli araç satıldı. Bu rakam yıllık bazda yüzde 44’lük artışa işaret ederken, Güney Kore’de satışlar iki katına çıktı, İtalya’da ise yüzde 67 büyüme kaydedildi.

Bu çerçevede, Lucid şirketinin Ortadoğu Bölge Başkanı Faysal Sultan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’daki elektrikli araç pazarının ‘henüz başlangıç aşamasında olmasına rağmen güçlü ve hızlı bir ivme yakaladığını’ belirtti. Sultan, şirketin ülkedeki varlığını genişletmeye devam ettiğini ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinde kademeli büyüme planlarını sürdürdüğünü ifade etti. Bu gelişmelerin, devlet desteği, şarj altyapısının genişlemesi ve sürdürülebilir ulaşıma yönelik tüketici farkındalığındaki artışla hızla şekillenen bir pazar ortamında gerçekleştiğini vurguladı.

dvsvds
Lucid şirketinin Ortadoğu Bölge Başkanı Faysal Sultan (Şarku’l Avsat)

Sultan, elektrikli araç kullanımının hem küresel hem bölgesel düzeyde artmaya devam ettiğini, Suudi Arabistan pazarında da operasyonel temellerin güçlendiğini dile getirdi. Bu dönüşümde, Vizyon 2030 ve Yeşil Suudi Arabistan Girişimi gibi yapısal itici güçlerin önemli rol oynadığını belirten Sultan, yerel üretime yönelik büyük yatırımlar ve şarj altyapısının genişletilmesi sayesinde uzun vadede talebin sürdürülebilirliğine sağlam bir zemin oluşturulduğunu ifade etti.

Elektrikli araçlara geçişin yalnızca talep dinamikleriyle sınırlı olmadığını kaydeden Sultan, bunun aynı zamanda tüketici bilincinde uzun vadeli değer algısına yönelik bir değişimi de yansıttığını söyledi. Toplam sahip olma maliyeti ve evde şarj kolaylığı gibi unsurların öne çıktığını belirten Sultan, şirketin Suudi Arabistan genelinde ücretsiz olarak kullanılabilen 100’den fazla alternatif akım şarj cihazı kurduğunu ve hızlı şarj hizmetlerini genişletme çalışmalarının sürdüğünü açıkladı.

Stratejik yatırımlar

Bu ivme kapsamında Lucid toplam likiditesini yaklaşık 4,7 milyar dolara çıkararak 2027 yılının ikinci yarısına kadar finansal sürdürülebilirlik sağlamayı başardı. Söz konusu gelişme, şirketin pazartesi günü açıkladığı finansal sonuçlarda yer aldı. Bu mali güçlenme, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’na (PIF) bağlı Ayar Third Investment Company’nin 550 milyon dolarlık imtiyazlı hisse yatırımı ve Uber’in toplam yatırımını 500 milyon dolara yükseltmesinin yanı sıra ek 200 milyon dolarlık taahhüdü içeren stratejik yatırım paketiyle desteklendi.

Bu tür kamu destekli adımlar, şirketin faaliyetlerini güçlendirmeyi hedeflerken, Lucid’in üç aylık gelirleri 282,5 milyon dolar olarak kaydedildi. Ancak bu rakam, Gravity modelinin koltuklarıyla ilgili bir tedarikçide yaşanan teknik sorun nedeniyle teslimatların geçici olarak aksaması sonucu analist beklentilerinin altında kaldı. Teslimatların mart ayında yeniden hız kazanmasına karşın, şirketin net zararı yaklaşık 1,13 milyar dolar olarak açıklandı.

Suudi Arabistan’da üretim artışı

Suudi Arabistan’daki operasyonel faaliyetler kapsamında, 2025 yılının ilk çeyrek sonuçları şirketin ülkedeki tesislerinde 2 bin 212 araç ürettiğini ortaya koydu. Ayrıca 600’den fazla araç sevkiyat aşamasında bulunurken, aynı dönemde 3 bin 109 araç teslim edildi. Bu rakam, 2024’ün aynı dönemine kıyasla yüzde 58,1’lik artışa işaret etti. Şirketin gelirleri 235 milyon dolar olarak kaydedilirken, ABD muhasebe standartlarına göre hisse başına net zarar 0,20 dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu oran, düzeltilmiş bazda hisse başına 0,24 dolarlık zarara kıyasla daha düşük oldu. Lucid, ilk çeyreği toplam 5,76 milyar dolarlık likiditeyle tamamladı.

Operasyonel zorluklar

Teslimat performansına ilişkin olarak Lucid 31 Mart 2026 itibarıyla yaklaşık 3 bin 93 araç teslim ederken, üretim yaklaşık 5 bin 500 adet seviyesinde gerçekleşti. Bu durum, söz konusu dönemde üretim ile teslimatlar arasında geçici bir operasyonel fark bulunduğuna işaret etti. Sultan, bu farkın Gravity modeline ait tedarik hatlarından birinde yaşanan ve 29 gün süren geçici duruştan kaynaklandığını belirtti. Sorunun, ikinci sıra koltukların kalitesine ilişkin bir problemden doğduğunu ifade eden Sultan, aksaklığın tamamen giderildiğini ve operasyonların normal seyrine döndüğünü vurguladı.

sdvdd
Kral Abdullah Ekonomi Şehri’ndeki Lucid fabrikası (Şirketin resmi internet sitesi)

Sultan, tedarik zinciri ortamının halen dinamik yapısını koruduğunu ve bu tür zorluklarla başa çıkmanın otomotiv sektöründe iş geliştirme süreçlerinin temel bir parçası haline geldiğini söyledi. Şirket stratejisinin, küresel ölçekte tedarik kaynaklarını çeşitlendirerek, maliyetleri düşürerek ve esnek, dikey entegre bir platform benimseyerek dayanıklılığı artırmaya dayandığını kaydetti.

Geçtiğimiz yıl sektör genelinde manyetik malzemeler, alüminyum ve elektronik çipler alanında üç ardışık kriz yaşandığını hatırlatan Sultan, şirketin mühendislik ekiplerinin esnekliği ve üretim kabiliyetleri sayesinde bu sorunların hızlı şekilde aşıldığını dile getirdi.

Sultan, söz konusu zorlukların talepte bir gerilemeye işaret etmediğini, aksine tedarik zincirine bağlı operasyonel nitelikte olduğunu ve süreçlerin istikrarını güçlendirmeyi, üretim ile teslimatın sürekliliğini sağlamayı hedefleyen proaktif bir yönetim yaklaşımının parçası olduğunu ifade etti.


Roosevelt'ten Avrupa'ya, otomobil fabrikaları askeri sanayiye geri dönüyor

Paris'in batısındaki Passy semtindeki bir otomobil fabrikasının üretim hattında çalışan bir işçi, 15 Nisan 2026 (AFP)
Paris'in batısındaki Passy semtindeki bir otomobil fabrikasının üretim hattında çalışan bir işçi, 15 Nisan 2026 (AFP)
TT

Roosevelt'ten Avrupa'ya, otomobil fabrikaları askeri sanayiye geri dönüyor

Paris'in batısındaki Passy semtindeki bir otomobil fabrikasının üretim hattında çalışan bir işçi, 15 Nisan 2026 (AFP)
Paris'in batısındaki Passy semtindeki bir otomobil fabrikasının üretim hattında çalışan bir işçi, 15 Nisan 2026 (AFP)

Nazareth Seferian

ABD, 1940'lı yılların başında İkinci Dünya Savaşı sırasında müttefiklere destek sağlamak amacıyla askeri üretimini yoğunlaştırırken Başkan Franklin Roosevelt Amerikalılara “Böylece ülkemiz, halkımızın olması gerektiğini ilan ettiği gibi, demokrasinin cephaneliği olacaktır” diye seslenmişti. Bu çaba, diğer sanayi sektörlerinin yanı sıra sivil otomobil üreticilerinin askeri üretime dönüştürülmesini de kapsıyordu. General Motors, M1 Carbine tüfekleri ve M18 Hellcat tank avcılarının, Ford, B-24 Liberator bombardıman uçaklarının ve Cadillac, M5 ile M24 Chaffee hafif tanklarının üretimine katkıda bulundu.

Şimdi 80 yılı aşkın bir sürenin ardından tarih bazı sayfalarını yeniden açıyor gibi görünmektedir. ABD gazetesi Wall Street Journal (WSJ) kısa bir süre önce ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) yetkililerinin General Motors ve Ford'un üst düzey yöneticileriyle görüşerek onlardan askeri üretimdeki rollerini genişletmelerini talep ettiğini haberleştirdi.

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin geçtiğimiz nisan ayında yaptığı tahmine göre ABD, İran'la yaşanan savaşın ateşkesin öncesindeki otuz dokuz gününde çeşitli temel mühimmat stoklarının yüzde elliden fazlasını tüketti. Bu mühimmatların büyük bölümü kırk ay veya daha uzun teslimat süresi gerektirdiğinden yeni siparişler tüketilen stokları ancak yıllar içinde karşılayabilir. Bu yüzden ABD Başkanı Trump, Pentagon’un tedarik ekibi için mevcut üretim kapasitesini genişletmeye çalışıyor.

Avrupa'nın yeniden silahlanma planı (Readiness 2030) çerçevesinde, 2030 yılına kadar 800 milyar euroluk ek savunma harcaması hedefi belirliyor.

Bu yolda ABD yalnız değildir. Avrupalılar da askeri kapasitelerini artırmak amacıyla otomotiv şirketleriyle iş birliği arayışındadır. Peki bu somut olarak nasıl bir görünüm sergiliyor?

Harcamalardaki artışlar

Dünya Bankası verileri, AB ülkelerinin askeri harcamalarını 1960'lardaki gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) yüzde 4'ü iken 2018 yılında yüzde 1,3'e indirdiğini gösteriyor. O tarihten bu yana bu harcamalar istikrarlı bir şekilde artmaya başladı. Ardından Donald Trump'ın yeniden Beyaz Saray’a dönmesi, Avrupa Birliği’ni (AB) bu konuda daha hızlı hareket etmeye itti. Askeri harcamalar 2024 yılında yüzde 1,7'ye ulaşırken Avrupa'nın yeniden silahlanma planı ya da diğer adıyla ‘Readiness 2030’ (Hazırlık 2030) çerçevesinde 2030 yılına kadar 800 milyar euroluk ek savunma harcaması hedeflendi. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Brüksel'deki ‘Savunma Zirvesi’nde AB üyesi 27 ülkenin liderine hitaben, “Avrupa, hiçbirimizin hayatında böyle bir büyüklükte görmediği açık ve yakın bir tehlikeyle karşı karşıya” ifadelerini kullandı.

Von der Leyen, sözlerini şöyle sürdürdü:

 “Özgür ve egemen bir Ukrayna'nın ve güvenli ve müreffeh bir Avrupa'nın geleceği tehlikede."

fvdfd
Fransa'nın Bourges kentinde, Alman ve Fransız ortak yapımı bir Caesar topçu sistemi, 21 Mart 2025 (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Avrupa’nın planı, AB ülkelerinin savunmanın kamu finansmanını desteklemek amacıyla İstikrar ve Büyüme Paktı'ndaki (İGPa) ulusal istisna maddesini kullanmasını öneriyor. Bu da GSYİH'nin yüzde 1,5'ine eşdeğer ek finansmanın serbest bırakılmasına imkanı tanır.

Bununla birlikte üretim kapasitesinin genişletilmesi yalnızca kararlarla gerçekleşmez; bunun için savunma sektörüne geçişi fiilen yapabilecek fabrikalara ihtiyaç vardır. Bu nedenle bu esnekliğe sahip sektörlerin dahil edilmesi mantıklı bir seçenek olarak öne çıkıyor. Bu durum, Çinli elektrikli araç üreticileriyle rekabet etmekte zorlanan Avrupa otomotiv sektörü için müjdeli bir haber niteliği taşıyabilir. Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA), AB'de üretilen araçların ihracatının 2025 yılında yüzde 43 gerilediğini, buna karşın Çin'in ithalatının artmayı sürdürdüğünü bildirdi.

Geçtiğimiz yıl ilk kez Avrupa, Çin'de üretilen bir milyondan fazla araç ithal etti. Öte yandan Beyaz Saray'ın 2025 yılında açıkladığı gümrük tarifeleri, Avrupa'dan ABD'ye araç ihracatını yüzde 21,4 oranında düşürdü. Bu ortamda çeşitli Avrupalı üretim şirketleri savunma üretimine geçiş yönünde dikkat çekici adımlar açıkladı. Renault, ocak ayında askeri insansız hava araçları (İHA) geliştirmek amacıyla Turgis Gaillard şirketiyle iş birliği yaptığını duyurdu. Fransız gazetesi La Tribune'a göre bu ortaklık ilk yılında 600 adet taktik insansız hava aracı üretebilir. Fransa Savunma Bakanlığı'nın sonuçları olumlu değerlendirmesi halinde aylık 600 insansız hava aracı üretimiyle on yıllık ve bir milyar euroluk bir sözleşmeye zemin hazırlayabileceği bildirildi. Renault ise mart ayında bu kez Belçika merkezli John Cockerill grubuyla ortaklık kurarak muharebe alanlarında keşif amacıyla tasarlanmış bir insansız kara aracı ya da robotu için prototip geliştirme projesini duyurdu.

NATO üyesi olan Avrupa ülkelerinin savunmaya yatırdığı her euro, Avrupa içindeki değer zincirinin farklı sektörlerinde 1,59 ile 1,94 euro arasında üretim hareketliliği yaratıyor.

İtalya İşletmeler ve Made in Italy Bakanı Adolfo Urso, geçtiğimiz yıl mart ayında ülkesinin otomotiv ve savunma sektörleri arasındaki bağları güçlendirmeye yönelik bir sanayi planı başlatmaya hazır olduğunu açıkladı. Urso, bu sektörler arasındaki iş birliğinin, ülkedeki araç üretiminin düşmesinin beklendiği bir dönemde bileşenler ve üretim alanlarında büyüme fırsatları sunacağına dikkati çekti.

Bundan bir yıl sonra İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, özellikle Ortadoğu'daki hızlı gelişmeler ve uluslararası ortamın bozulması karşısında ulusal güvenliği güçlendirmek amacıyla ülkesinin savunma sanayisinde üretimi hızlandırmaya çağırdı. Aynı süreçte İtalyan savunma şirketi Leonardo, Avrupa'nın önde gelen zırhlı araç üreticilerinden birinin tam sahibi haline gelerek Iveco Group'un savunma birimini yaklaşık 1,6 milyar euroya satın aldı.

vd
İkinci Dünya Savaşı sırasında, Fransa'da bilinmeyen bir yerde askeri teçhizat üretim fabrikasında çalışan kadınlar, Aralık 1939 (AFP)

Bu anlaşma, KNDS ile birlikte topçu sistemi geliştirme ve AB desteğiyle geleceğin Avrupa tankını tasarlayan MARTE projesine katılım gibi Avrupa ortaklıkları eşliğinde kara sistemleri sektöründeki konumunu güçlendirmeye yönelik daha geniş bir stratejinin parçasını oluşturuyor.

Almanya, savunma harcamalarını yüzde 24 artırarak 114 milyar dolara çıkarmasıyla kıtanın öncüsü konumunda ve onlarca yıldır ilk kez GSYİH'nin yüzde 2,3'üne ulaşıyor. Son dönemdeki görece kısıtlı harcamaların ardından Almanya bu giderleri borçlanmayla finanse edebiliyor. Fransa gibi diğer Avrupa güçleri içinse bu seçenek oldukça uzak görünüyor.

Alman şirketi Rheinmetall, 2025 yılında otomotiv fabrikalarından ikisini askeri amaçlı üretime yönlendireceğini açıklamıştı. Bu dönüşümün sağladığı mali kazanımlar, şirketi savunma sektörünü daha kapsamlı biçimde keşfetmeye yöneltti. Raporlar, Rheinmetall'ın silah ve mühimmat iş kolunun faaliyet kârının 2024 yılının ilk dokuz ayında neredeyse iki katına çıkarak 339 milyon euroya ulaştığına, buna karşın otomotiv bölümünün kârının yüzde 3,8 gerileyerek 74 milyon euroya düştüğüne işaret ediyor. Şirket, geçtiğimiz nisan ayında 300 milyon euroluk İHA üretimi ve küçük muharebe birimi sistemlerinin modernizasyonunu da kapsayan yaklaşık 1,3 milyar euroluk çok daha büyük bir anlaşmayı Alman hükümetiyle imzaladığını duyurdu. Rheinmetall hissesi, Rusya'nın 2022'deki Ukrayna işgali sırasında 148 Euro civarında seyrederken mayıs ayı başlarında bin 380 euronun üzerine fırladı.

Sanayiye etkisi

Bu dönüşümün temel kaygılarından biri, işsizlik üzerinde olumsuz bir etkisi olması. Bir otomobil fabrikasında çalışan işçinin sahip olduğu bilgi ve beceriler, askeri teçhizat üreten bir fabrikadaki benzer bir role otomatik olarak aktarılamaz. Örneğin Osnabrück'teki Volkswagen fabrikası 2 bin 300 kişiye iş olanağı sağlıyor ve şirketin son üretim düşüşlerinin ardından askeri üretime geçmeyi değerlendirdiği bir dönemde bu çalışanların geleceği belirsiz bir hal alıyor. DW Español tarafından kısa bir süre önce yapılan bir haberde fabrikanın İşçi Konseyi Başkanı Jürgen Placke, bu dönüşümün her çalışan için iyi haberler getireceğine fazla güvenmediğini belirtti.

Placke, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hangi yönde ilerleyebileceğimizi, nereye yatırım yapabileceğimizi yakında bilmemiz gerekiyor. İnsanlara işin bitmediğini ve değişimlerin yaşanacağını bildirmeliyiz. Evet, korkmaya gerek olmayacağını umuyorum. Bunu başarabilirsek havanın görece hızlı düzeleceğini düşünüyorum; ama şu an büyük bir endişe söz konusu.”

Analistler, çoğu Avrupa ülkesinde otomotiv sektörünün savunma sanayisinden çok daha büyük olduğuna dikkati çekiyor. Almanya'da iki sektör arasındaki fark on kat olabiliyor. Bu durum, artan harcamalara karşın savunma üretiminin otomotiv şirketlerinin bugün karşılaştığı krizler için kapsamlı bir çözüm olmayacağına işaret ediyor.

Bununla birlikte Ernst & Young (EY) ve DekaBank'ın 2025 yılında yürüttüğü ortak bir araştırma çok daha iyimser bir tablo ortaya koydu. Araştırmanın tahminine göre Avrupa'daki silahlanma ve savunma teçhizatına yönelik yatırımların değer zinciri boyunca bu yatırımların toplam değerini aşan üretim ve hizmet çıktısı yaratacak. Daha somut bir ifadeyle Avrupalı NATO üyesi ülkelerin savunmaya yatırdığı her euro, Avrupa içindeki değer zincirinin farklı sektörlerinde 1,59 ile 1,94 euro arasında üretim hareketliliği yaratıyor. Ayrıca 665 bin ek iş imkanı yaratılması da bekleniyor. Bu gelişme, Avrupalı otomotiv tedarikçilerinin Çin rekabeti nedeniyle kıtada yaklaşık 350 bin otomotiv sektörü işinin kaybedilebileceği konusunda yakın zamanda uyarıda bulunduğu bir dönemde gerçekleşiyor.

Amerikan danışmanlık şirketi Kearney'nin Almanya ofisi, savunma harcamaları GSYİH'nin yüzde 2'sinde kalmaya devam ederse 2030 yılına kadar 163 bin, NATO'nun 2035 hedefi olan yüzde 3'e yükselmesi halinde ise 760 bin nitelikli işçiye ihtiyaç duyulacağına işaret ederek Avrupa'da bir istihdam patlamasının ufukta göründüğüne dikkati çekiyor.

effe
Almanya'nın Unterlüß semtindeki bir mühimmat üretim fabrikasında askeri bir araç içinde çalışan bir işçi, 24 Temmuz 2025 (Reuters)

Bazı durumlarda şirketler çalışanlarını aynı kurum içinde bir alandan diğerine aktarıyor. Rheinmetall'ın 2025 yılında sivil birimlerinden yaklaşık 100 çalışanı savunma sanayine transfer etmesi buna örnek gösterilebilir. Başka durumlarda ise şirketler, başka üreticilere ait fabrikaları ve işçileri devralmaktadır. Kara savunma sistemleri alanında faaliyet gösteren ve Alman KMW ile Fransız Nexter şirketlerinin birleşmesiyle kurulan KNDS, 2026 yılında faaliyetlerini durdurması beklenen Doğu Almanya'daki bir fabrikayı satın almayı planlanıyor.

Fabrika, tren üreticisi Alstom'a ait. Anlaşmanın, burada çalışan 700 işçinin KNDS bünyesinde çalışmaya devam etmesine imkân tanıması bekleniyor.

Stratejik vizyon

Bu dönüşümde stratejik niteliğini ortaya koyan bazı başarı öyküleri de bulunuyor. Almanya'nın Lebach şehrinde yirmi yıldır araç gövdesi üreten FWM şirketi, yıllar önce küçük savunma sektörü sözleşmeleri kabul etmeye başladı ve yakın zamanda çok daha güçlü bir güvenle savunma sanayisine girdi. Bugün savunma teknolojisi şirketin satışlarının yüzde 80'ini oluşturuyor. Şirket hatta diğer otomotiv şirketlerinden gelen yeni çalışanları dahi işe almak zorunda kaldı.

Genel Müdür Thomas Fox, DW News'e verdiği yakın tarihli bir röportajda savunma sektörüne hizmet etmenin büyük avantajlar taşıdığını belirtti. Yerel tedarikçilere her zaman öncelik tanındığını vurgulayan Fox, “Temelde yalnızca Alman şirketlerle rekabet ediyorsunuz. Otomotiv sanayisinde ise rekabet; Çin, Hindistan ve Doğu Avrupa'yı da kapsayan küresel bir nitelik taşıyor” ifadelerini kullandı.

Daha uzun planlama ufkundan ve bunun sağladığı öngörü kapasitesinden söz eden Fox, şunları da ekledi:

“Savunma sektöründe her zaman on yıllık perspektiften konuşulur. Bugün 2030'a uzanan siparişlerimiz var. Şu an 2040 yılına kadar uzanan sözleşmeler konuşuyoruz.”

Bununla birlikte analistler, çoğu Avrupa ülkesinde otomotiv sektörünün savunma sanayisinden çok daha büyük olduğuna dikkati çekiyor. Almanya'da bu fark on kata kadar çıkabiliyor. Bu durum, artan harcamalara karşın savunma sanayinin otomotiv şirketlerinin bugün karşılaştığı krizler için kapsamlı bir çözüm olmayacağını düşündürüyor. Daha geniş çaplı stratejik çerçevede değerlendirildiğinde bir gün Trump yönetimi de Rusya-Ukrayna savaşı da sona erecek. Bu durumda Avrupa, Beyaz Saray'da gerçek bir müttefik gördüğünde ya da doğudan gelen tehdit düzeyi azaldığında savunma harcamalarına yönelik taahhüdünü değiştirir mi? Bu sorunun cevabı önümüzdeki on yılda otomotiv şirketleri için son derece önem kazanabilir. Ancak şimdilik şirketler, mevcut krizlerinin tünelinin sonunda bir ışık olduğunu görebiliyor.