Yemen Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu, Husileri ekonomiyi yok etmekle suçluyorhttps://turkish.aawsat.com/4352216-yemen-ticaret-ve-sanayi-odalar%C4%B1-federasyonu-husileri-ekonomiyi-yok-etmekle-su%C3%A7luyor
Yemen Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu, Husileri ekonomiyi yok etmekle suçluyor
Yemen Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu, malların tükenmesi ve sermaye sahiplerinin göçü ile ilgili uyarılarda bulundu
Husiler aylardır büyük tüketim malları şirketlerine ait mağazaları fiyat listesini ihlal etme suçlamasıyla kapatıyor. (Husi medyası)
Yemen Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu, Husileri ekonomiyi yok etmekle suçluyor
Husiler aylardır büyük tüketim malları şirketlerine ait mağazaları fiyat listesini ihlal etme suçlamasıyla kapatıyor. (Husi medyası)
Yemen’in başkenti Sana'da bulunan Yemen Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu, Husi darbecilerin usul ve uygulamalarının, sermaye sahiplerinin ticari ve ekonomik güvenlik arayışıyla göç ve ülkeden çıkışlarına yol açacağını belirtti.
Federasyon tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Yaptıklarıyla adeta Yemen ekonomisini yok etmeye çalışan Husi darbeciler tarafından yönetilen ticaret sektörü, ticari ve ekonomik güvenlik arayışıyla sermaye sahiplerinin göç etmesine ve yerlerinden edilmesine yol açacaktır. Önümüzdeki dönemde piyasada mal bulunamamasından özel sektör sorumlu değildir. Zira bunun müsebbibi Husiler’dir.”
Yemen Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu tarafından yapılan açıklamada, Husi isyancılar yasal gerekçeler veya özel yargı kararları ve emirleri olmaksızın şirket ve ticari işletmeleri kapatarak özel sektöre karşı keyfi tedbirler almakla suçlandı. Ayrıca, tacirlerin mallarına el koymak ve bunları zorla elden çıkarmak, kanuna, piyasa düzenlemelerine ve rekabet koşullarına aykırı fiyatlar uygulamaktan sorumlu tutuldu.
Federasyon, Husi darbecilerin İç Ticaret Kanunu'nun 16. fıkrasının 2. maddesini ihlal ettiğini söyledi. Dünya ülkelerinin hükümetlerinin yürürlükteki hükümlerine ters düşen Husiler, kamu yararını göz önünde bulundurmadan, toplum çıkarlarını gözetmeden, adalet ve hakkaniyet ilkelerini sağlamadan kamu maliyetlerini dayatıyorlar.
Federasyon, Yüksek Siyasi Konsey Başkanı Mehdi el-Maşat'ın federasyon ve tüccarlardan bir heyetle yaptığı görüşmeden sonra verdiği taahhütleri ihlal ederek geçen hafta tüccarlara karşı yeni bir haksız fiyat listesi çıkarmakta ısrar etmesiyle ilgili açıklamalarına şaşırdığını ifade etti.
İtiraz ve talepler
Geçtiğimiz haftalarda Husi darbecilerin kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösteren tüccarlar, iş adamları ve ticaret şirketleri, darbecilerin kontrolündeki ticaret ve sanayi sektörünün çeşitli malzeme ve temel tüketim malları fiyat listelerine itiraz ettiler. Kendilerine verdiği zarar nedeniyle fiyat listelerinin tadil edilmesini talep eden tüccarlar, malların ithalatı, üretimi ve nakliyesi dikkate alınmadan oluşturulan fiyat listelerinin kendilerine kâr kazandıramayacağını belirttiler.
Ancak ticaret sektörünü denetleyen Husi liderler, tüccar ve şirketlerden tüketiciyi düşünerek Ramazan Ayı’nın sonuna kadar bu fiyat listelerini kabul etmelerini istedi.
Husi milislerin liderlerinin tüccarlara ve şirketlere zarar vermemek için fiyat listesini gözden geçirme ve değiştirme sözü vermesine rağmen, ticaret ve sanayi sektörünün geçen hafta yayınladığı bir başka yeni liste ise tüccar ve iş adamları tarafından daha adaletsiz olarak nitelendirildi. Zira söz konusu liste onların itiraz ve taleplerini dikkate almıyor.
Yemen Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu'nun Husi milisler tarafından yönetilen ticaret ve sanayi sektörüne yönelik açıklamasında, ‘özel sektör şirketlerine karşı adeta kılıç kuşanıldığı’ vurgulandı.
Açıklamada, Rusya-Ukrayna savaşının patlak vermesinin bir sonucu olarak, küresel piyasalarda hammadde fiyatlarının benzeri görülmemiş bir şekilde alevlendiğinin ve özel sektörün, fiyatların bu değişimlere ayak uyduracak şekilde ayarlanmasını talep ettiği belirtildi. Ancak Husi milisler, bu talepleri erteleme ve öteleme ile karşıladı ve fiyatlarda herhangi bir artışı reddetti.
Rusya-Ukrayna savaşının yarattığı krizin şiddeti hafiflediğinde Husi milisler, fiyatları düşürmek için yeni fiyat listeleri çıkarmaya başladı. Açıklamada belirtildiği gibi, özel sektör fiyatlarını küresel fiyat değişimlerine göre yukarı ve aşağı yönlü olarak gözden geçirse de bunu şirketlerin ve tüccarların bu zor dönemdeki kayıplarını ve yaşadıklarını hesaba katmadan yapıyor.
Federasyon yaptığı açıklamada para cezalarının hukuka aykırı olduğunu, mal yüklü tırların milislerce kurulan gümrük kapılarında günlerce ve hatta haftalarca durdurulmasının büyük kayıplara yol açmakta olduğunu söyledi. Zira nakliye ve konteynerlerin teslim ve boşaltılmasındaki gecikmeler nedeniyle ücretler yükseliyor.
Açıklamada ayrıca Husi milisler, yüzlerce tüccar ve şirketin işlemlerini durdurmak, ticari ruhsatlarını yenilemeyi reddetmek, yasal gerekçe gösterilmeden çıkarlarını ve işlerini bozmakla suçlandı. Açıklamaya göre, ticaret, vergi ve gümrük mevzuatının gerektirdiğinin aksine, ticari işlemlerin uygulanmasında özel sektörü sınırlandırma ve işlerini zorlaştırma politikası benimseniyor.
Husi milislerin uygulamalarının ulusal şirketlere büyük kayıplar verdiği belirtilen açıklamada, yaşananların ekonomik sektörü ve piyasa dengelerini etkileyen bir felaket olduğu belirtildi. Mal ithalatının durdurulmasına ve stratejik stokunun zarar görmesine yol açacağını kaydeden Federasyon, bu durumda alınması gereken önlemleri görüşmek üzere özel sektör çalışanlarının bir araya gelmesi için bir tarih belirleyecek.
Ticaret tekeli
Geçtiğimiz aylarda Husi milisler, yayınladıkları fiyat listelerini ihlal ettiği gerekçesiyle başkent Sana'da ve kontrolleri altında bulunan diğer şehirlerde çok sayıda şirket ve mağazayı kapattı.
Yemen'in en büyük ticari grubu olan Hail Said Enam Şirketler Grubu, Husi önlemlerinin en önde gelen kurbanlarından biri. Zira milisler geçtiğimiz aylarda bazı şehirlerdeki şube, büro ve satış noktalarını kapatmış, onlara karşı iftira ve şantaj suçlamalarıyla medya kampanyaları başlatmıştı.
Bertelsmann Vakfı tarafından geçen yıl yayınlanan ‘2022 Yılı Özel Dönüşüm Endeksi’ başlıklı bir rapor, Husi milislerin, kontrolü altındaki bölgelerde iş yapmayı zorlaştıran pazarı kontrol etmek amacıyla ithalat ve ihracat lisanslarını ve yabancı para birimlerini yalnızca üyeleri için tekelleştirme eğilimini ortaya çıkardı.
Rapora göre, milisler temel kamu hizmetlerine yapılan harcamaları durdurdu ve bu hizmetlerin çoğunu kendi özel sektörlerine devretti.
Bir yıl önce Husi milisler, yeni mağazalar ve ürünler için ticari marka tescili başvurusunda bulunurken yasa dışı talepler ve koşullarla tüccarlar üzerinde daha şiddetli baskı oluşturmaya başlamak amacıyla Muhammed Şeref el-Mutahhar'ı Sanayi ve Ticaret Bakanı olarak atadı.
Şarku’l Avsat’ın yerel kaynaklardan aktardığına göre milislerin kontrolü altındaki Vergi Dairesi ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, tüccarlardan ve şirketlerden yasadışı bazı vergiler topluyor.
Milisler ayrıca, dükkân ve şirket sahiplerini, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'na bağlı heyetler adı altında kendilerine bağlı saha heyetlerinin merkezlerini ziyaret ederek belgelerini ve mali döngülerini incelemesine izin vermeye zorluyor. Bununla birlikte ziyaretleri sırasında söz konusu komitelere ağırlanma masraflarını üstlenmelerini zorunlu kılıyor.
İran, Basra Körfezi'ndeki petrol tankerlerini hedef aldıhttps://turkish.aawsat.com/k%C3%B6rfez/5257973-i%CC%87ran-basra-k%C3%B6rfezindeki-petrol-tankerlerini-hedef-ald%C4%B1
İran, Basra Körfezi'ndeki petrol tankerlerini hedef aldı
Kuveyt Uluslararası Havalimanı bölgesinden, bir yakıt deposunu hedef alan insansız hava aracı saldırısının ardından duman yükseldi (AFP)
İran'ın uluslararası enerji ve deniz ulaşım güvenliğini tehdit etmesi ve Körfez ülkeleri ile bölgesel sulardaki petrol tankerlerine yönelik gerginliği tırmandırmasına karşılık, Körfez hava savunma güçleri onlarca füze ve insansız hava aracını (İHA) önlemeyi başardı.
Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Turki el-Maliki, son birkaç saat içinde dört İHA’nın önlendiğini ve imha edildiğini açıkladı.
Suudi Arabistan, Arap İçişleri Bakanları Konseyi toplantısı sırasında İran’ın Krallık’a, Arap ülkelerine ve bölge ülkelerine yönelik saldırılarını bir kez daha şiddetle kınadı.
Katar Savunma Bakanlığı, ülkenin İran’dan atılan üç seyir füzesinin hedefi olduğunu bildirdi. Hava savunma sistemleri iki füzeyi önlerken, üçüncüsü ülkenin ekonomik sularında bir petrol tankerini vurdu.
Erdoğan, İran'la savaşın sonuçları konusunda uyarıda bulunarak Türkiye'nin tarafsızlığını teyit ettihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/t%C3%BCrkiye/5257971-erdo%C4%9Fan-i%CC%87ranla-sava%C5%9F%C4%B1n-sonu%C3%A7lar%C4%B1-konusunda-uyar%C4%B1da-bulunarak-t%C3%BCrkiyenin
Erdoğan, İran'la savaşın sonuçları konusunda uyarıda bulunarak Türkiye'nin tarafsızlığını teyit etti
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün, İran'da savaşın genişlemesine karşı uyarıda bulunarak, hükümetinin önceliğinin bölgedeki mevcut aşamayı zarar görmeden atlatmak ve ülkeyi gerilimin ateşinden uzak tutmak olduğunu hatırlattı.
Erdoğan, “gayrimeşru” olarak nitelendirdiği bu savaşın ana sorumluluğunu İsrail hükümetine yükleyerek, “bu savaşın sadece bölgeyi bir çatışma alanına dönüştürmekle kalmayıp, tüm insanlığı ekonomik yükler altında ezdiğini” söyledi.
Erdoğan, “Bu savaşta dökülen her damla kanın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun iktidarını uzatacağını unutmamalıyız” ifadesini kullandı.
Erdoğan, dün Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) meclis grubu toplantısında yaptığı konuşmada (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Erdoğan, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin meclis grubu toplantısında yaptığı konuşmada, bölgenin karşı karşıya olduğu en büyük tehlikelerden birinin sadece savaşın devam etmesi değil, aynı zamanda bunun daha geniş çaplı bir bölgesel çatışmaya dönüşme riski olduğunu belirtti; zira enerji, ulaşım ve sivil altyapıyı hedef alan misilleme saldırıları ne yazık ki bu olasılığı artırmaktadır.
Erdoğan, 28 Şubat'ta bölgede başlayan ABD, İsrail ve İran arasındaki çatışmanın ilk ayını geride bıraktığını ve tehdit ve tehlike düzeyinin giderek daha da artarak devam ettiğini belirtti.
İran ile savaşın küresel barış vizyonuna hizmet etmediğini, aksine onu baltaladığını belirten Erdoğan, diplomasi, diyalog ve uzlaşmanın bu çıkmazdan kurtulmak için mevcut en iyi araçlar olduğunu vurguladı ve aşırı taleplere sarılmak yerine ortak bir zemin aranması gerektiğini ifade etti.
Barış Yolu
Cumhurbaşkanı, daha fazla kan dökülmeden barış yolunun açılacağına dair umudunu dile getirerek, "Bu nedenle, kendimizi tehlikeye atmamız gerekse bile elimizden gelen her şeyi yapmaya devam edeceğiz" dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan dışişleri bakanlarıyla yapılan dörtlü toplantıya katıldığını ve toplantıda İran savaşıyla ilgili endişeler ile savaşı sona erdirme adımlarının müzakere edildiğini belirtti.
Ayrıca, Savunma Bakanı Yaşar Güler, İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın ve diğer yetkililerin kendi alanlarında yoğun çaba sarf ettiklerini belirterek, “Kan dökülmesini durdurmak, silahları susturmak ve sorunları diplomatik yollarla çözmek için bir umut ışığı varsa, bu fırsatı değerlendirmek bizim görevimizdir” dedi.
İncirlik'in kullanımı
Aynı bağlamda, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan çarşamba günü Mısır, Ürdün, Katar ve Japonya'daki mevkidaşlarıyla bölgedeki savaşın son gelişmelerini ve savaşı sona erdirmek için gösterilen çabaları görüştü.
Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Direktörlüğü'ne bağlı “Medya Dezenformasyonla Mücadele Merkezi”, X hesabından yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Adana'daki İncirlik Hava Üssü'nün ABD'nin “B-1 B Lancer” bombardıman uçakları tarafından kullanıldığı iddialarını yalanladı.
Açıklamada, bu iddiaların yanıltıcı bilgiler içerdiği, bu konuda dolaşan fotoğraf ve videoların eski olduğu, daha önceki rutin eğitim faaliyetlerine ait olduğu ve güncel olmadığı, ayrıca mevcut bölgesel çatışmalarla hiçbir şekilde bağlantılı olmadığı belirtildi.
Açıklamada, kaynağı belirsiz iddialara veya resmi olmayan kaynaklardan gelen kışkırtıcı içeriklere itibar edilmemesi çağrısında bulunuldu.
ABD'nin İran'a karşı kara savaşına dair beş senaryohttps://turkish.aawsat.com/5257970-abdnin-i%CC%87rana-kar%C5%9F%C4%B1-kara-sava%C5%9F%C4%B1na-dair-be%C5%9F-senaryo
ABD'nin İran'a karşı kara savaşına dair beş senaryo
CENTCOM bölgesine ulaşan USS Tripoli gemisindeki ABD Deniz Kuvvetleri birlikleri, 27 Mart 2026 (AP)
Araş Reisinezhad
ABD’nin İran’a yönelik kara saldırısı, onlarca yıldır en üst seviyede bir tırmanış olarak görülüyordu. Çünkü bu seçenek, gerçekleşmesini engelleyecek kadar yüksek maliyetli ve sonuçlarını kontrol etmeyi zorlaştıracak kadar istikrarı tehdit edici olarak değerlendiriliyordu. Ancak bu algı bugün yavaş yavaş ortadan kalkıyor. ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşının tırmanmasıyla birlikte, dün imkânsız görünen şey bugün olası bir ihtimal haline geldi. Tartışma artık sadece bir kara saldırısının patlak verip vermeyeceği ile sınırlı değil, olası başlangıç noktasına ve bu saldırının gerçek stratejik kazanımlar sağlayıp sağlayamayacağına kadar uzanıyor.
İlk bakışta İran, Körfez ve Umman Körfezi'nden batı sınırlarına kadar birçok olası giriş yolu sunuyor gibi görünse de bu izlenim sadece bir yanılsamadan ibaret. Görünüşte bir saldırıyı mümkün kılan coğrafya, aynı zamanda onu stratejik bir yenilgiye de dönüştürüyor. Bölgenin askeri yapısı, herhangi bir saldırı gücünü kıyıdaki darboğazlar, enerji tesisleri ve sınır geçişleri gibi dar geçitlere yönlendiriyor. Bu noktalar zafere götürmekten çok, daha kapsamlı bir tırmanışa kapıyı aralıyor. Seçenekler çokmuş gibi görünse de bu aslında sadece sonuçları ağır olan bir coğrafya.
Bu mantık Hark Adası, Hürmüz Boğazı, Ebu Musa Adası, Büyük Tunb ve Küçük Tunb adaları, Çabahar-Konar geçidi ve Abadan-Hürremşehr ekseni olmak üzere beş ana düğüm noktasında açıkça ortaya çıktı. Bu düğüm noktaları ilk bakışta olası girişler gibi görünse de hiçbiri açık bir stratejik başarıya götürmüyor.
Hark Adası
Şark’ul Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Hark Adası, görünürdeki üstünlüğün nasıl stratejik bir çıkmaza dönüştüğünü açıkça somutlaştırıyor. Ada, İran'ın petrol ihracatının ana damarı ve ham petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90'ı buradan geçiyor. Bu da onu klasik bir darboğaz haline getirmekte ve buradaki bir aksaklık geniş çaplı bir felce yol açıyor. Ada, İran anakarasından nispeten izole bir konumda. Yaklaşık 8 kilometre uzunluğunda, yaklaşık 5 kilometre genişliğinde ve hayati öneme sahip tesislerle dolu. Bu da onu açıkta kalan küçük bir alan haline getiriyor.
İran'ın Hark Adası'ndaki bir petrol istasyonunun uydu görüntüsü, 25 Şubat 2026 (Reuters)
Dolayısıyla burası İran'ın ekonomik ağırlık merkezini temsil ediyor; ekonomik gücün unsurları burada toplanırken, aynı zamanda kırılganlık noktaları da burada ortaya çıkıyor. Tamamen operasyonel bir bakış açısıyla bakıldığında, burası İran topraklarına ani ve derin bir şekilde girmeye gerek kalmadan en fazla kargaşayı yaratabilecek bir hedef gibi görünüyor.
İran'a yönelik kara saldırısı teorik olarak gündemde olsa da bu saldırı büyük kayıplara yol açar ve gerçek anlamda stratejik bir kazanç sağlamaz.
Ancak tam da bu durum, bu eylemi son derece tehlikeli kılan unsurdur. Hark Adası’na yapılacak bir saldırı, yerel bir askeri operasyon olarak kalmaz. Çünkü İran'ın petrol ihracatının ana damarını hedef almak, küresel enerji piyasalarını anında sarsar ve Körfez'deki altyapı güvenliği konusunda daha geniş çaplı endişeler uyandırır. Daha da önemlisi, böyle bir saldırı daha geniş çaplı bir tırmanışa yol açar. Zira İran'ın bölgedeki enerji tesislerini hedef alarak karşılık vermesi muhtemeldir. Buradaki çelişki açıkça ortada. Hark Adası’nı cazip bir hedef yapan faktör, yani İran ekonomisindeki merkezi konumu, aynı zamanda buraya yapılacak herhangi bir saldırının çatışmayı hızla uluslararası bir boyuta taşıyacağı anlamına da geliyor. Burası sadece askeri bir hedef değil, aynı zamanda tüm çatışmanın gidişatını değiştirebilecek bir kıvılcımdır.
Hürmüz Boğazı
Hürmüz Boğazı, bu çatışmanın en hassas alanı olmaya devam ediyor. Küresel petrol akışının yaklaşık beşte biri bu dar su yolundan geçiyor, bu da onu dünyanın en önemli enerji darboğazı yapıyor. Sık sık, muazzam bir stratejik nüfuz sağlayan bir kontrol aracı olarak görülüyor.
Ancak bu algı yanıltıcıdır. Hürmüz Boğazı, ele geçirilebilecek tek bir nokta değil, karmaşık bir bölgesel deniz alanıdır. Boğazı kontrol altına almaya yönelik ciddi bir girişim, İran'ın en büyük limanının bulunduğu Bender Abbas'ı ve ülkenin en büyük adası olan Keşm Adası'nı hedef alan operasyonların yapılmasını gerektirir.
ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın ortasında, BAE’nin Resu'l-Hayme kentinden görülen Hürmüz Boğazı yakınlarındaki bir yük gemisi, 11 Mart 2026 (Reuters)
Bu iki bölge, İran’ın Körfez’deki savunma yapısının temel taşlarını oluşturuyor. Bu bağlamda, boğazı kontrol altına almak pratikte karada savaşmak anlamına geliyor.
Hark Adası'na yönelik saldırı, enerji piyasalarını tehdit edip çatışmayı tırmandırırken, Hürmüz Boğazı'nın kontrolü, kesin sonuç garantisi olmaksızın geniş çaplı bir savaşa yol açabilir.
İşte burada temel bir çıkmaz ortaya çıkıyor. Kontrolü elinde tutmak, kıyı savunmasını zayıflatmayı, füze kapasitesini kısıtlamayı ve dengesiz deniz savaş araçlarını etkisiz hale getirmeyi gerektirirken, aynı zamanda şiddetli çatışmaların yaşandığı bir ortamda kalıcı bir askeri varlığı sürdürmeyi de gerektiriyor. Kapsamlı bir işgal olmaksızın nüfuzunu dayatmanın bir aracı gibi görünen bu durum, kısa sürede kaynakları tüketen uzun bir operasyona dönüşür, İran'ın bölgesel savunma yapısıyla doğrudan çatışır ve küresel enerji piyasalarında ve tedarik zincirlerinde kronik bir kargaşaya yol açar.
Üç ada
Ebu Musa Adası ile Büyük Tunb ve Küçük Tunb adaları, Hürmüz Boğazı’na açılan stratejik batı kapısını oluşturuyor. Hark Adası ve Hürmüz Boğazı’nın aksine, bu adaların önemi büyük bir ekonomik ağırlıktan değil, sembolik değerlerinden ve jeopolitik konumlarından kaynaklanıyor.
Bu adaların kontrolünün ele geçirilmesi, askeri güç dengesinde belirleyici bir değişime yol ve İran'ın iç kesimlerine bir geçişin önünü açmaz. Ancak, bu adaların İran'ın egemenlik alanı ile Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) eski bir bölgesel iddiasının kesiştiği noktada yer alması, adalara karşı yapılacak herhangi bir harekâtın ciddi siyasi sonuçlar doğurmasına neden oluyor.
İran'ın güneydoğusundaki Çabahar Limanı, ABD yaptırımlarına rağmen ticaret için hayati bir geçit, 25 Şubat 2019 (AFP)
Dolayısıyla maliyet açısından sınırlı ve sembolik bir adım gibi görünen bir hareket, ABD’nin stratejik konumunda herhangi bir somut iyileşme sağlamadan savaşın kapsamını genişletebilir. Bu, daha geniş bir eğilimle uyumludur; bu tür hedeflerin kolay ulaşılabilir olması, daha fazla fayda anlamına gelmez; aksine, daha az stratejik getiri ve elverişsiz koşullarda savaşın genişleme olasılığının daha yüksek olması anlamına gelebilir.
Çabahar-Konar
En az kullanılan giriş noktaları İran'ın güneydoğu kıyısında yer alıyor. Burada Çabahar-Konar koridoru, farklı bir ilerleme yolu olarak öne çıkıyor. Askeri varlığın yoğun olduğu Körfez'e kıyasla, bu bölge coğrafi olarak daha açık, daha az kalabalık ve görünüşte dış operasyonlar için daha elverişli görünüyor.
Adaların kontrolü, kazanç sağlamadan siyasi gerginliğin tırmanmasına yol açan uzun süreli bir yıpratma sürecini gerektirirken, birleşme ise görünüşte daha kolay bir yol gibi görünse de karmaşıklıklarla dolu.
Ancak bu elverişlilik, temel bir kısıtlamayı da beraberinde getiriyor. Çünkü Çabahar, erişim imkânı sunarken herhangi bir nüfuz sağlamıyor. Hark Adası’nın aksine, İran’ın petrol arterinin tam kalbinde yer almıyor ve Hürmüz Boğazı’nın gibi, kritik bir küresel darboğazı kontrol etmiyor. Körfez kıyısına kıyasla, bu bölge doğal savunma engellerinden yoksun olmasa da hayati altyapıdan daha azına sahip.
Ancak asıl temel sorun mesafe. Çünkü saldırı gücü orada bir ayak basma noktası oluşturmayı başarsa bile, İran'ın siyasi ve ekonomik ağırlık merkezlerinden uzak kalacak ve bu da bu ilk ilerlemeyi lojistik açıdan uzun ve maliyetli bir harekâta dönüştürecek. Dolayısıyla stratejik açıdan en zayıf olan, operasyonel açıdan en kolay görünen yol.
Abadan-Hürremşehr
Kara saldırısı daha ciddi bir hal alırsa, İran'ın güneybatısındaki petrol zengini Abadan-Hürremşehr ekseni en olası yol olabilir. Bu eksen, Körfez'i stratejik öneme sahip topraklara bağlayan en kısa koridoru oluşturuyor.
İran-Irak Savaşı'nın anısına yapılan Hürremşehir’deki savaş müzesini ziyaret eden öğrenciler, 14 Mart 2007 (Reuters)
Ancak bu eksen, çevresinden bağımsız olarak ele alınamaz. Bu yönde atılacak herhangi bir adımın büyük olasılıkla Kuveyt'ten başlayıp, güney Irak ve Basra'dan geçerek Huzistan (Ahvaz) bölgesine gireceği düşünülüyor. Bu güzergâh, Saddam Hüseyin'in 1980'de İran'a savaş açarken izlediği yolu akla getiriyor.
Çabahar ulaşımı kolay ancak verimliliği düşükken, Abadan-Hürremşehr ekseni en kısa yol olmakla birlikte karmaşık ve risklerle dolu bir güzergahtan geçiyor.
Ancak bugün, kırk altı yıl sonra, Irak toprakları artık sadece tarafsız bir geçiş yolu değildir. Herhangi bir harekât, ABD güçleri İran topraklarına ulaşmadan önce İran yanlısı milislerin, özellikle de Haşdi Şabi’nin baskısıyla karşılaşacak. Savaş alanı, iki ülke arasındaki geleneksel bir savaşla sınırlı kalmayacak, aksine Irak'ın güneyinden İran'ın güneybatısına uzanan, birbirine bağlı Şii jeopolitik alanda parçalı ve çok katmanlı bir çatışma şeklinde olabilir.
Böylece, İran'ın içlerine en yakın görünen yol, aynı zamanda en kolay alev alabilecek yoldur; zira bu yol, Irak ve İran'ı kapsayan daha geniş bir savaşın kapılarını açabilir. Bu ekseni operasyonel açıdan cazip kılan özelliklerin aynısı, onu siyasi ve askerî açıdan son derece tehlikeli kılan özelliklerdir. İşte burada, kesin zafer hayali doruk noktasına ulaşırken, tehlike de zirveye çıkar. Dikkate alınması gereken bir başka unsur da bu beş senaryodan herhangi birinde Kürtlerin oynayabileceği olası roldür. Herhangi bir Amerikan ilerlemesi, İran'ın batı sınırları boyunca bir Kürt ayaklanmasıyla eşzamanlı olabilir; bu da İran'ın savunma kapasitesini zorlayarak, onu birden fazla cephede savaşmaya zorlayabilir.
El-Kaim'de Irak-Suriye sınırını gözetleyen bir Haşdi Şabi üyesi, 23 Ocak 2026 (AFP)
İran'ın batı sınırları, İran Kürdistan Demokratik Partisi (DPK-I), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Sazman-ı Xebat) ve Kürdistan Emekçiler Topluluğu (Komele) gibi Kürt gruplarla uzun süredir çatışmalara sahne oluyor. Bu grupların, Tahran'a karşı mücadelelerinde daha fazla koordinasyona yöneldikleri söyleniyor.
Irak, Huzistan Savaşı'nda tarafsız bir geçit değil ve herhangi bir kara harekâtı, milis güçleriyle karşılaşacak ve bölgesel bir gerginliğe yol açar.
Ancak bu seçeneğin önünde büyük engeller bulunmaktadır. Bu gruplar bölünmüş durumdadır, yetenekleri arasında belirgin bir eşitsizlik vardır ve Tahran ile geniş çaplı bir çatışmaya girmeye ne kadar hazır oldukları halen belirsiz. Bunun yanı sıra Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin (IKBY), bunun doğurabileceği tepkiler nedeniyle tırmanışı önlemek için güçlü nedenleri var. Buna karşın, Irak'taki İran yanlısı milisler bu bölgeyi bir yan çatışma alanı haline getirebilir. Türkiye'nin Kürtleri silahlandırmaya karşı çıkması da bir başka kısıtlama getiriyor. Daha da önemlisi bu strateji, İran içinde ters tepkiler doğurabilir. Çünkü bu, çatışmayı ülkenin birliğini savunma olarak yeniden sunabilir ve devleti zayıflatmak yerine ulusal uyumu güçlendirebilir.
Toplu olarak bakıldığında, bu giriş noktaları zafere giden bir yol sunmaktan çok, tırmanışın bir haritasını ortaya koyuyor. Her biri bir çıkış yolu açsa da sonuçları öngörülebilecek sınırlı bir eylem imkânı sunmuyor. Girişi mümkün kılan yollar, başarıya ulaşmayı son derece zorlaştıran ve bunu sürdürmeyi daha da zor hale getiren yollarla aynı. Etkili bir baskı yaratabilecek hedefler, aynı zamanda daha geniş bir ekonomik ve bölgesel kargaşaya yol açabilirken, çatışmayı sınırlar içinde tutmaya yönelik girişimler ise belirleyici bir stratejik etki yaratmıyor. Bu şekilde, tüm bu seçenekler ya sınırlı bir etkiyi kabul etmek ya da kontrol edilemeyen bir tırmanışa sürüklenmek şeklindeki tek bir ikileme indirgeniyor.
Donald Trump, Katar’daki el-Udeyd Askeri Üssü’nde ABD askerlerine hitap ederken, 15 Mayıs 2025 (Reuters)
Bu tür bir gerginliğin Körfez’deki daha geniş çaplı enerji sistemine de sıçrayacağına ve Babu’l-Mandeb Boğazı’nda ters bir baskı yaratacağına şüphe yok. Zira Yemen’deki İran yanlısı Husiler halen deniz trafiğini aksatma gücüne sahip. Sonuçta, birden fazla darboğazda yayılan ve küresel sonuçları olan bir kriz ortaya çıkacak.
Bir başka tehlike: Tuzağa düşme olasılığı
Ulusal Terörle Mücadele Merkezi'nin (NCTC) eski direktörü Joseph Clay Kent, Hürmüz Boğazı'ndaki adaların ele geçirilmesinin, ABD güçlerini bir güç unsurundan açık hedef haline getirebileceği ve onları mayınlar, füzeler ve insansız hava araçları (İHA) karşısında savunmasız ve zayıf bir durumda bırakabileceği uyarısında bulundu.
Seçenekler sınırlı ve bölgesel ayrışmalar ve riskler, bu durumu bir çözüme ulaşamayan bir gerginlik sarmalına dönüştürüyor ve küresel enerji güvenliğini tehdit ediyor.
Elbette ABD, Natanz ve Fordo gibi nükleer tesislere sınırlı hava saldırıları düzenleme seçeneğini seçebilir. Ancak böyle bir operasyon ciddi riskler barındırıyor, zira yaklaşık 400 kilogram zenginleştirilmiş uranyumun halihazırda bilinmeyen yerlere dağıtılmış olabilir. Bu da yanlış değerlendirme olasılığını artırıyor ve gerginliği tırmandırıyor. Ayrıca Tahran'a hava indirme operasyonları düzenlemeyi de tercih edebilir. Ancak coğrafyayı aşmaya ve çatışmayı basitleştirmeye yönelik herhangi bir girişim, uzun zamandır bu tür senaryolara karşı kendini hazırlamış bir rejimle karşı karşıya kalacak. Devrimle şekillenen ve on yıllarca süren eşitsiz savaşlarla sağlamlaşan İran İslam Cumhuriyeti, baskıyı absorbe etmeye ve yakın mesafeden savaşmaya hazır. Hızlı bir operasyon olarak başlayabilecek bir süreç, kısa sürede uzun ve merkezi olmayan bir direnişe, hatta ev ev savaşmaya dönüşebilir ve bu da kontrol sorununu ortadan kaldırmak yerine daha da derinleştirebilir.
Bugün İran'a karşı bir kara savaşı, her zamankinden daha gerçekçi görünebilir. Ancak bu algı, coğrafyaya dair yanlış bir anlayışa dayanıyor. İran, zaman içinde coğrafyasına uyum sağlamakla kalmamış, onu bir silaha dönüştürdü. Dağlar, çöller, kıyılar, adalar ve darboğazlar savaş alanında sessiz unsurlar değil, baskıyı emmek, gücü dağıtmak ve bedel ödetmek için tasarlanmış bir savunma stratejisinin aktif araçlarıdır. Bu anlamda İran’ın coğrafyası, askeri operasyonların seyrini belirlemekle kalmaz, aynı zamanda bu operasyonların yankılarının dünyanın dört bir yanında yankılanmasını sağlayacak bir nitelik kazanmasını da sağlar.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة