Erdoğan-Sisi zirvesi yakında yapılır mı?

Kahire ve Ankara arasında zirvenin yapılacağı yerle ilgili istişareler devam ediyor

Sisi ve Erdoğan, geçtiğimiz kasım ayında Dünya Kupası'nın açılış töreni sırasında Katar Emiri'nin önünde tokalaştılar (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi ve Erdoğan, geçtiğimiz kasım ayında Dünya Kupası'nın açılış töreni sırasında Katar Emiri'nin önünde tokalaştılar (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan-Sisi zirvesi yakında yapılır mı?

Sisi ve Erdoğan, geçtiğimiz kasım ayında Dünya Kupası'nın açılış töreni sırasında Katar Emiri'nin önünde tokalaştılar (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi ve Erdoğan, geçtiğimiz kasım ayında Dünya Kupası'nın açılış töreni sırasında Katar Emiri'nin önünde tokalaştılar (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır-Türkiye ilişkileri yeni bir dönüm noktasına doğru yaklaşıyor. Türkiye'nin Kahire Maslahatgüzarı Büyükelçi Salih Mutlu Şen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Mısır Cumhurbaşkanı ABdulfettah es-Sisi'yi Türkiye'ye davet ettiğini açıkladı.

Şen, Erdoğan-Sisi zirvesinin nerede yapılmasının planladığını ise belirtmedi. Şen, Ankara ya da Kahire'de yapılması beklenen görüşmenin yerini iki liderin belirleyeceğini söyledi. Zirve, yapılması halinde Erdoğan ve Sisi arasında geçtiğimiz kasım ayında Katar'ın başkenti Doha'da FIFA Dünya Kupası'nın açılış törenindeki görüşmelerinin ardından ikinci doğrudan görüşme olacak. Türkiye-Mısır ilişkileri, Arap Baharı olarak bilinen olayın ardından 2011'den bu yana birçok Arap ülkesinde Müslüman Kardeşler'i (İhvan-ı Müslimin) güçlendirme projesinin benimsenmesi çerçevesinde Türkiye'nin güçlü bir şekilde desteklediği Mısır'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin devrilmesinden sonra 2013 yılında bozulmuştu.

Diplomatik ilişkilerin geliştirilmesi

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı geçtiğimiz ayın sonlarında arayarak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turundaki başarısından ötürü tebrik etmişti. İki lider görüşmede ayrıca ülkeleri arasındaki diplomatik ilişkileri bir an önce iyileştirme ve karşılıklı olarak büyükelçi atama kararı aldılar. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı Sisi'nin ‘bu nazik jestini takdir ettiğini’ ifade etti.

Kahire Üniversitesi Siyaset Bilimi öğretim üyesi Doktor Tarık Fehmi, son dönemde Ankara ile Kahire arasındaki bazı temaslara dikkati çekerek, Erdoğan-Sisi zirvesi için zeminin ‘artık hazır olduğu’ değerlendirmesinde bulundu.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (Reuters)

Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, zirvenin yapılmadan başarılı olduğunu söyleyen Dr. Fehmi, bu zirvenin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bölgeye yönelik politikalarının yeni yönünü ve Kahire'nin bu yeni yönlere tepkisini teyit etmek istediği yeni bir dönemin başlangıcında yapılmasının ‘acil bir gereklilik’ olarak görülmesini gerektiren birtakım faktörler olduğuna işaret etti.

Ciddi uzlaşılar

Son dönemde iki ülke arasındaki meselelerde ‘ciddi’ olarak nitelendirdiği uzlaşılara varıldığına işaret eden Dr. Fehmi, iki taraf arasında art arda gerçekleştirilen ziyaretler ve karşılıklı temasların yanı sıra taraflar arasında artık ‘ihtilafların’ kalmadığına işaret etti. Zirvenin hem Mısır hem de Türkiye için ‘önemli’ olduğunu belirten Dr. Fehmi, zirvenin ‘oluşmakta olan olumlu atmosferi okumak ve pratik adımlara dönüştürmek için bir fırsat’ olacağını vurguladı.

Zirve ister Kahire'de ister Ankara'da yapılırsa, öncelikle ikili meselelere odaklanacağını ve ardından bölgesel dosyalara yöneleceğini değerlendiren Dr. Fehmi, zirvenin Kahire’nin ve Ankara'nın aktif rol oynadığı bölgesel dosyalar üzerinde ‘olumlu yansımaları’ olacağına inandığını ifade etti.

Yeni Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçtiğimiz hafta, Mısırlı mevkidaşı Samih Şukri ile Mısır-Türkiye ilişkilerini normalleştirmenin yollarını görüştü. Görüşmede, iş birliği dosyaları ve çeşitli düzeylerde yapılması planlanan karşılıklı ziyaretler ele alındı. Dışişleri Bakanı Fidan, daha önce Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) başında olmasından ötürü Mısır ile ilişkiler dosyasına uzak olmayan bir isim ve bu yüzden son iki yılda iki ülke ilişkilerinin seyrinin tanık olduğu gelişmeleri yakından takip etme fırsatı buldu.

Doğrudan görüşmeler

Mısır Dışişleri Bakanı Şukri, 6 haftadan kısa bir süre zarfında Türkiye’yi iki kez ziyaret etti. Son aylarda iki ülkenin dışişleri bakanları arasında doğrudan görüşmeler yapıldı. Bu görüşmelerden ilki, 6 Şubat depreminin ardından gerçekleşti. Şukri, ülkesinin Türkiye’nin yanında olduğunu göstermek amacıyla ziyarette bulunurken ziyaret, Türk yetkililer tarafından takdirle karşılandı. Mısır ayrıca depremzedelere insani yardımlar da bulundu.

Buna karşılık önceki Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu geçtiğimiz mart ayında Kahire'yi ziyaret etti. Çavuşoğlu, Mısır Dışişleri Bakanlığı binasında düzenlenen basın toplantısında, Erdoğan ve Sisi arasındaki zirve ile ilgili görüşmeler yaptıklarını belirtmişti.

Türkiye uzmanı Kerem Said, son iki yılda iki ülkenin ilişkilerindeki gidişatta ‘doruk noktası’ olacak Mısır-Türkiye zirvesine giden adımlar atılmasından dolayı zirvenin yakında düzenlenmesinin ‘şaşırtıcı olmayacağı’ değerlendirmesinde bulundu.

Şarku’l Avsat’a konuşan Said, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki zaferinin ardından tebrik etmek için telefonla aramasının iki liderin de ülkeleri arasındaki ilişkilerin düzeyini yükseltmeye ve işi iki ülkenin bakanları ya da yetkilileri arasındaki görüşmelere bırakma niyetinde olmadıklarının bir göstergesi olduğunu ve meseleleri en üst düzeyde çözme arzunu yansıttığını söyledi.

Hassasiyetler giderildi

Said, Türkiye seçimleri sırasında gündeme gelen ve muhalefetteki partiler tarafından daha erken bir aşamada politikaları ve tutumları Mısır ile ilişkilerin bozulmasına neden olan Erdoğan’ı eleştirmek için kullanılan ‘hesaplar ve siyasi hassasiyetler’ giderildiği için zirvenin gerçekten ‘yakında’ olabileceğine inandığını belirtti.

Mısır-Türkiye zirvesinin yansıttığı bir başka noktaya değinen Said, bunun Mısır devletinin politikalarının, özellikle 2011 yılında patlak veren Arap devrimleri sonrası Müslüman Kardeşler’i destekleyen ülkelerle dış ilişkilerini yönetmedeki başarısının teyidi olduğunu ifade etti.

Sisi'nin Müslüman Kardeşler’in en büyük destekçisi olan Erdoğan'la görüşmesinin, siyasal İslamcılara verilen, ‘yanlış hesap yaptıkları ve ülkeler arasındaki ilişkilerin gidişatını doğru okuyamadıklarına ilişkin anlamlı bir mesaj’ olacağına işaret eden Said, ayrıca Mısır-Türkiye zirvesinin, şu anda İstanbul ve Londra cepheleri başta olmak üzere birçok cephede bölünmelere tanık olan Müslüman Kardeşler içindeki kriz durumunu şiddetlendireceğini düşündüğünü belirtti.

Müslüman Kardeşler

Türk yetkililer son iki yıldır, Müslüman Kardeşler üyelerine ve Türkiye’den yayına yapan medya platformlarına karşı bir katı önlemler aldılar. Mısırlı yetkililere karşı yapılan eleştirileri ve provokasyonları dizginlemek amacıyla bazı düzenlemeler getirildi. Tüm bu adımlar, Ankara’nın Kahire ile yaşanan gerginliği sona erdirme konusundaki ciddiyetini teyit eden sinyaller olarak görüldü.

Kerem Said, Müslüman Kardeşler kartının ‘Türkiye'nin Mısır ile ilişkiler dosyasında artık bir değeri ya da faydası olmadığına’ inansa da Erdoğan-Sisi zirvesinin Kahire’de yapılmasının ve yıllardır Mısır devletini ve iktidarını sert biçimde eleştiren Erdoğan'ın Kahire’de ağırlanmasının siyasal İslamcılara verilen güçlü bir mesaj olacağının altını çizdi. Said’e göre Erdoğan’ın Kahire’ye gitmesi, daha önceki sert eleştiriler için ‘üstü kapalı bir özür’ niteliğinde olabileceğini de sözlerine ekledi.

Mısır Dışişleri Bakanı Şukri’nin 6 Şubat’ta yaşanan deprem felaketinin ardından Türkiye’yi ziyaret etmesinden ötürü iki ülke arasındaki ziyaretleri protokol gereği Mısır Dışişleri Bakanı başlatmış oldu.



Libya'daki siyasi bölünme medyadaki ‘cephe çatışmalarını’ besliyor

Trablus'ta 2019 yılında gazetecilerin serbest bırakılması talebiyle düzenlenen protesto gösterisinden bir kare (Arşiv - Libya Basın Özgürlüğü Merkezi)
Trablus'ta 2019 yılında gazetecilerin serbest bırakılması talebiyle düzenlenen protesto gösterisinden bir kare (Arşiv - Libya Basın Özgürlüğü Merkezi)
TT

Libya'daki siyasi bölünme medyadaki ‘cephe çatışmalarını’ besliyor

Trablus'ta 2019 yılında gazetecilerin serbest bırakılması talebiyle düzenlenen protesto gösterisinden bir kare (Arşiv - Libya Basın Özgürlüğü Merkezi)
Trablus'ta 2019 yılında gazetecilerin serbest bırakılması talebiyle düzenlenen protesto gösterisinden bir kare (Arşiv - Libya Basın Özgürlüğü Merkezi)

Libya, 2011 yılında Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinden bu yana yalnızca siyasi ve askerî açıdan bölünmekle kalmadı, zamanla paralel bir medya haritası da oluştu. Uluslararası ve yerel tanıklıklara göre fiili otorite ve silahlı grupların nüfuzu ile keskin siyasi kutuplaşma ortamında televizyon kanalları ve haber platformları ‘çatışan taraflar’ arasında dağılarak yerleşik bir hal aldı.

Ülkenin doğusu ile batısı arasında pek çok medya kuruluşu aynı cephe hatlarını yansıtır hale geldi. Bu tabloya ‘gazeteciler üzerinde artan baskı ve bağımsız mesleki çalışma alanının daralması’ suçlamaları da eşlik etti. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü bu durumu 2011 yılından bu yana ‘bir bilgi kara deliğine yaklaşma’ olarak nitelendiriyor.

‘Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nün arifesinde Trablus'taki tablo, krizin boyutlarını yansıtır nitelikteydi. Basın özgürlüğüyle ilgilenen bir merkez, cumartesi günü ‘Sada el-Hakika’ (Gerçeğin Sesi) başlıklı bir sergi düzenledi. Fotoğraflar, karikatürler ve görsel sanat aracılığıyla 2011'den bu yana Libya gazeteciliğinin gerçekliğine ilişkin tanıklıkları ve ihlalleri belgeleyen bu sergi, medya nüfuzunun haritasını çizen bölünme gölgesinde gerçekleşti.

Medya nüfuz haritalarını çiziyor

Libya Basın Özgürlüğü Merkezi Başkanı Muhammed en-Nacim, "İki hükümet arasındaki bölünmeyi yaşayan bir ülkede cepheler arasındaki çatışma, medyayı bu çatışmadan tarafsız kılacak bir yönetişim mekanizması olmaksızın anlaşmazlığın iki tarafınca yönlendirilen siyasi sermayenin egemenliğiyle giderek derinleşiyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Nacim, bazı sosyal medya sayfalarının da ‘cepheler arasındaki kavgayı kışkırtmaya ve yanıltıcı propaganda aracılığıyla rakipleri karalamaya’ katkıda bulunduğunu ekledi.

FFVFVF
Dün Trablus'ta Dünya Basın Özgürlüğü Günü kutlamaları kapsamında düzenlenen sanat sergisi (Libya Basın Özgürlüğü Merkezi)

Öte yandan RSF, geçtiğimiz hafta yayımladığı yıllık raporunda Libya basınındaki bu gerçekliğin ülkenin doğusu ile batısı arasındaki siyasi ve askeri kutuplaşmayı açıkça yansıttığını vurguladı. Rapora göre televizyon kanalları, bağımsız medya platformları olmaktan çok iktidar için yarışan taraflar arasındaki nüfuz haritalarının uzantısına dönüşmüş durumda.

Batı Libya Gazeteciler Sendikası Başkanı Mansur el-Ahraş da Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu nitelendirmeye katılarak cepheler arası çatışmanın yansımalarının zaman içinde Libya’daki medya sahnesine yerleştiğini söyledi. Kutuplaşmanın ülkeyi bağımsız medya ve gazetecilik pratiği için elverişsiz bir ortama dönüştürdüğüne de dikkat çekti.

Sahada medya bölünmesi, Libya Basın Özgürlüğü Merkezi'nin takip ettiği haritaya göre bir kısmı Libya içinden, diğerleri yurt dışından yayın yapan kanallarla ülkenin doğusu ile batısı arasında net biçimde ortaya çıkıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu (LUO) ile ittifak halindeki güçlerin yoğunlaştığı doğuda Libya Hadath, el-Masar ve el-Hadath el-Libi gibi kanallar öne çıkıyor. Libya Basın Özgürlüğü Merkezi'ne göre bu kanallar, söz konusu siyasi ve askeri kampa destek veren bir söylem benimsiyor.

Yine Libya Basın Özgürlüğü Merkezi'ne göre Trablus'taki Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin yoğunlaştığı batıda ise el-Tenasuah, Selam Libya ve el-Vataniyye gibi kanallar öne çıkarken, bu kanallar Trablus'taki iktidarın meşruiyetine odaklanan ve doğudaki rakiplerini eleştiren karşı siyasi bir söylem benimsiyor.

Bölünmüş bir gerçekliğin ortasında medya savaşı

Yerel medya kuruluşlarının birbiriyle çatıştığı bu bölünmüşlüğü, söz konusu kanallardan birinde daha önce çalışmış olan Libyalı gazeteci Muhammed el-Karac da doğruluyor. Karac, Şarku’l Avsat'a yaptığı değerlendirmede, Libya'da basın özgürlüğünün artık ‘sorgulanır hale geldiğini’ belirterek çalışma ortamını siyasi bölünmenin tarafları, silahlı gruplar, nüfuzlu isimler ve iş insanları arasındaki kutuplaşma için verimli bir zemin olarak nitelendirdi. Karac, bizzat bu çatışmanın pek çok tezahürüne tanık olduğunu da vurguladı.

SDVDFEV
Es-Sadık es-Sur, geçtiğimiz aralık ayında Libya Haber Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı Abdulbasid Ahmed Ebu Diyye'yi kabul ederken (Libya Haber Ajansı)

RSF’ye göre Libya'nın doğusunda bazı medya kuruluşlarının iç sansür uygulamasına karşın tablo çok farklı değil. RSF, gazeteci ve blog yazarı Salihin ez-Zevali'nin 2024 yılının mayıs ayında İcdabiye şehrinde tutuklanmasının ardından yaklaşık 18 aydır Bingazi'deki İç Güvenlik Teşkilatı'nda gözaltında tutulmasına yönelik insan hakları taleplerinin sürdüğüne dikkati çekti.

Bazı yerel medya kuruluşları ve gazeteler daha mesleki ve dengeli bir çizgi sunmaya çalışsa da gözlemciler siyasi ve güvenlik kutuplaşmasının yoğunluğunun medya tarafsızlığını son derece güç bir görev haline getirdiğini değerlendiriyor.

Dikkat çekici bir gelişme olarak doğu ve batıdaki yetkililer geçtiğimiz yıl Trablus ve Bingazi'de iki ayrı medya forumu düzenledi. Ancak Ahraş, bu forumları ‘mesleğin zorluklarını ele almaktan çok imajı güzelleştirmeye yönelik hükümet finansmanlı etkinlikler’ olarak nitelendirdi ve ‘sendika kuruluşlarının katılıma davet edilmediğine’ dikkati çekti.

Libya, RSF tarafından yayınlanan Basın Özgürlüğü Endeksi'nde bir sıra gerileyerek, ‘kötü’ ile ‘tehlikeli’ durumları arasındaki sınırda kalmaya devam etti.

RSF’ye göre birçok gazeteci, silahlı grupların veya fiili otoritelerin nüfuzu altında çalışırken diğerleri, ifade özgürlüğü ve gazetecilerin güvenliği konusunda yasal güvencelerin zayıflığı nedeniyle ‘yayın politikalarını iktidar güçlerine uydurmak’ zorunda kalıyor.

Bu durumun bazı gazetecilerin ülkeyi terk etmesine neden olduğunu vurguladılar. Bu gazeteciler arasında, 11 yıldır yurtdışında yaşayan Libyalı gazeteci ve sunucu Halil el-Hasi de bulunuyor. Hasi, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, şu anda Libya’ya dönmenin mümkün olmadığını söyledi.

Onun ifadesiyle, ‘siyasi bölünmenin devam etmesi, kutuplaşmanın yayılması ve milislerin etkisinin artması nedeniyle’ profesyonelliği hedefleyen herhangi bir araştırmacı gazetecinin geri dönüşü ‘hesaplanamaz bir risk’ haline geldi.

Uluslararası ve yerel raporların, LUO Başkomutanı Mareşal Halife Hafter’in 2019-2020 yıllarında Trablus’a karşı başlattığı savaşın sona ermesinden bu yana nispi bir iyileşme olduğunu teyit etmesine rağmen, bazı Libyalı gazeteciler, sindirme gerçekliğinin bazen abartıldığını düşünüyor.

Bunlardan biri olan gazeteci Ahmed el-Hadiri, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bilgi almak için hem doğudaki hem de batıdaki hükümetlerle iletişim kurmanın ‘hala mümkün’ olduğunu belirtirken, bazı bağımsız medya kuruluşlarının hassas konulara yaklaşmaktan kaçındığını kabul etti.

Hadiri, medya sektörünün küresel olarak hızlı bir gelişme gösterdiğini, ancak Libya yasalarının bu dönüşüme ayak uyduramadığını, özellikle ifade özgürlüğü ve gazetecilik faaliyetleri konusunda, bu durumun da yasal reform gerektirdiğini vurguladı.

Öte yandan Batı Libya Gazeteciler Odası Başkanı, çözümün yasal reformların ötesine geçtiğini ve ülkenin doğu ve batısındaki iki hükümetin birleştirilmesi, uzlaşmacı bir anayasa oluşturulması ve medya özgürlüğüne saygı gösterilmesinin toplu olarak kabul edilmesinden ibaret olduğunu düşünüyor.


Mali, son olaylarda ayrılıkçılarla iş birliği yaptıkları iddiasıyla ordu subaylarını ve politikacıları suçluyor

(foto altı) Tessalit’teki bir askeri üste bayrak direğine tırmanarak bayrağı indiren bir isyancı, 1 Mayıs 2026 (Reuters)
(foto altı) Tessalit’teki bir askeri üste bayrak direğine tırmanarak bayrağı indiren bir isyancı, 1 Mayıs 2026 (Reuters)
TT

Mali, son olaylarda ayrılıkçılarla iş birliği yaptıkları iddiasıyla ordu subaylarını ve politikacıları suçluyor

(foto altı) Tessalit’teki bir askeri üste bayrak direğine tırmanarak bayrağı indiren bir isyancı, 1 Mayıs 2026 (Reuters)
(foto altı) Tessalit’teki bir askeri üste bayrak direğine tırmanarak bayrağı indiren bir isyancı, 1 Mayıs 2026 (Reuters)

Mali yönetimi, ülkede son dönemde düzenlenen ve son on yılı aşkın sürenin en büyük saldırı dalgası olarak değerlendirilen eylemlerle bağlantılı olarak bazı askerleri silahlı ve ayrılıkçı gruplarla iş birliği yapmakla suçladı. Başkent Bamako’daki askeri mahkemenin savcılığı tarafından yayımlanan ve cuma gecesi devlet televizyonunda duyurulan açıklamada, şüpheli iş birlikçileri listesinde görevde olan üç asker, emekli bir asker ve daha önce ordudan ihraç edilmiş bir kişinin yer aldığı belirtildi. Söz konusu kişinin, başkente 15 kilometre uzaklıktaki Kati’de bulunan ülkenin ana askeri üssü yakınlarında çıkan çatışmada öldüğü ifade edildi.

vfev
Mali’nin iktidardaki askeri konsey lideri Assimi Goita (ortada), perşembe günü Savunma Bakanı Sadio Camara’nın cenaze törenine katıldı. (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı açıklamada, ‘ilk tutuklamaların başarıyla gerçekleştirildiği ve diğer tüm suçlular ile iş birlikçilerin aktif şekilde arandığı’ bildirildi; ancak kimliği tespit edilen ya da gözaltına alınan şüphelilerin sayısı paylaşılmadı. Savcılık, söz konusu askerlerin ‘saldırıların planlanması, koordinasyonu ve icrasında’ rol aldığını öne sürerken, sürgünde bulunan önde gelen Malili siyasetçilerden Oumar Mariko’nun da dahil olduğu bazı siyasi isimlerin olaya karıştığını belirtti.

gthyj
Fransız ordusu tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, Nisan 2022’de Mali’nin kuzeyinde Rus paralı askerlerin bir helikoptere bindiği görülüyor. (Fransız ordusu – AP)

Ayrılıkçı isyancılar, cuma günü erken saatlerde ülkenin kuzeyindeki Tessalit’te bulunan stratejik bir askeri kampın kontrolünü ele geçirdiklerini duyurdu. Açıklamada, Mali ordusu ve Rus müttefiklerinin bölgeden çekildiği belirtildi. Bu gelişme, silahlı grupların son on yılı aşkın sürenin en geniş kapsamlı saldırı dalgasını başlattığı bir döneme denk geldi. Söz konusu duyuru, ayrılıkçı Azavad Kurtuluş Cephesi tarafından yapıldı ve Mali’de iktidardaki askeri yönetim için son dönemde yaşanan en ciddi gerilemelerden biri olarak değerlendirildi. Yönetim, birkaç gün önce kuzeydeki önemli şehirlerden Kidal üzerindeki kontrolünü kaybetmişti. Saldırılar sırasında Mali Savunma Bakanı Sadio Camara’nın hayatını kaybettiği bildirildi.

Analistler, saldırıların Mali’nin kuzeyinde farklı bölgelerde çatışmaları tetiklediğini ve bunun silahlı grupların önemli kazanımlar elde etme ihtimalini artırdığını belirtiyor. Uzmanlara göre bu gruplar, komşu ülkelere yönelik saldırılar düzenleme konusunda artan bir istek gösterirken, hedeflerini daha uzak bölgelere de yöneltebilir.

25 Nisan sabahı başlayan eş zamanlı saldırılar, farklı hedeflere sahip gruplara bağlı militanların Batı Afrika’daki ülkede askeri yönetimin merkezine ulaşma kapasitesine sahip olduğunu ortaya koydu. 2020 ve 2021 yıllarındaki darbelerle iktidara gelen yönetim, bu süreçte ağır darbe alırken, hükümet yanlısı Rus güçlerinin de kuzeydeki Kidal kentinden çekilmek zorunda kaldığı ifade edildi.

DV
Mali Savunma Bakanı Sadio Camara, 15 Şubat 2024 tarihinde Burkina Faso’nun başkenti Vagadugu’da düzenlenen bir toplantıda (AFP)

Tuareg isyancıları, hafta sonu iktidardaki askeri yönetime karşı düzenledikleri saldırıların ardından Mali’nin kuzeyindeki stratejik Tessalit askeri kampının kontrolünü ele geçirdi.

Bölgede faaliyet gösteren Azavad Kurtuluş Cephesi, El-Kaide bağlantılı silahlı gruplarla iş birliği içinde çatışıyor. El-Kaide ile bağlantılı ve Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin olarak bilinen grup, sivillere hükümete karşı ayaklanma ve şeriat uygulamalarına yönelme çağrısı yaptı. Grup ayrıca başkent Bamako’yu kuşatma tehdidinde bulundu. Güvenlik kaynakları, söz konusu grubun yaklaşık dört milyon nüfusa sahip başkent çevresinde kontrol noktaları kurduğunu bildirdi.

ILO9
Azavad Kurtuluş Cephesi’ne bağlı Tuareg isyancıları Kidal’de kamyonetlerle ilerliyor. (AFP)

Mali’nin askeri lideri Assimi Goita, salı günü devlet televizyonunda yayımlanan konuşmasında ülkedeki durumun kontrol altında olduğunu belirterek saldırıların arkasındaki isyancı grupların ‘etkisiz hale getirileceğini’ söyledi. Öte yandan Mali ordusu ile Rusya’ya bağlı Afrika Kolordusu unsurlarının perşembe gününden itibaren Tessalit’ten çekildiği bildirildi. Ayrılıkçı Azavad Kurtuluş Cephesi’nin üst düzey komutanlarından Eşafghi Bouhenda, sosyal medyada yayımlanan bir videoda askeri kampın ele geçirildiğini açıkladı. AP ise internet erişiminin sınırlı olduğu bölgede bulunan kampın durumuna ilişkin bilgileri bağımsız olarak doğrulayamadığını aktardı.

DGH
Fransız ordusu tarafından yayınlanan tarihi belirtilmemiş bir fotoğrafta, Mali’nin kuzeyindeki Rus paralı askerler görülüyor. (AP)

Yerel bir yetkili, Mali ordusu ile Rusya’ya bağlı silahlı grupların Tessalit’teki mevzilerini cuma sabahı terk ettiğini açıkladı. AFP ile konuşan bir güvenlik kaynağı ise Tuareg birlikleri bölgeye ulaşmadan önce kampın boşaltıldığını ve herhangi bir çatışma yaşanmadığını belirtti. İsyancı gruplardan bir yetkili de Tessalit’te ‘teslimiyet’ yaşandığını ifade etti.

Cezayir sınırına yakın bir konumda bulunan Tessalit askeri kampı, coğrafi konumu ve büyük havaalanı pisti nedeniyle stratejik önem taşıyor.

Kampın, çok sayıda Mali askeri ile Rusya’ya bağlı Afrika Kolordusu unsurlarını (eski adıyla Wagner Grubu) ve çeşitli askeri teçhizatı barındırdığı bildirildi.

FVGYU
Mali’nin başkenti Bamako’da, ordu, Tuareg isyancıları ve militanlar arasında 26 Nisan’da başlayan çatışmaların ardından bir sokak (AFP)

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) cuma günü yaptığı açıklamada, Mali’de düzenlenen saldırılar sırasında sivillerin ve çocukların öldüğünü ve yaralandığını duyurdu. Açıklamada, yaralanan çocukların yerel sağlık tesislerinde tedavi altına alındığı belirtilirken, kesin sayı verilmedi.

UNICEF ayrıca, ülkenin kuzeyindeki Gao kentinde bir sağlık merkezinin saldırıya uğradığını, Mopti bölgesinde ise silahlı grupların bir okulu işgal ettiğini ve yakınında bir patlayıcı düzeneğin bulunduğunu bildirdi.

Öte yandan Mali ordusunun, Tessalit’in yaklaşık 100 kilometre güneyinde yer alan daha küçük ölçekli Aguelhok askeri üssünü terk etmek zorunda kaldığı, yerel bir yetkili ve Azavad Kurtuluş Cephesi temsilcisi tarafından doğrulandı.

Mali, Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin ve ayrılıkçı Azavad Kurtuluş Cephesi tarafından gerçekleştirilen eş zamanlı ve koordineli saldırıların ardından ciddi bir güvenlik krizi ve belirsizlik yaşıyor. Saldırıların, askeri yönetim tarafından kontrol edilen stratejik noktalara yönelik olduğu belirtildi.

Diplomatik cephede ise Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Mali’nin güvenlik ve istikrarını hedef alan tüm saldırıları kesin bir dille reddettiklerini açıkladı. Açıklama, Mali Dışişleri Bakanı Abdoulaye Diop ile yapılan telefon görüşmesinin ardından Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından duyuruldu. Görüşmede iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi ve Sahel bölgesinde terörle mücadele konuları ele alındı.

FBYUK
Mali’nin başkenti Bamako’nun dışında bulunan Kati üssü yakınlarında devriye gezen askerler, 27 Nisan 2026 (Reuters)

Diop, ülkesindeki güvenlik durumuna ilişkin son gelişmeleri ve terör ile aşırılıkla mücadele kapsamında yürütülen çalışmaları aktardı. Diop, bu çabaların Mali’de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkı sağlamayı hedeflediğini belirtti.

Abdulati ise iki ülke arasındaki güçlü ilişkilere dikkat çekti. Abdulati, Mali’de son dönemde yaşanan terör saldırılarını kınadıklarını yineleyerek, Mısır’ın bu süreçte Mali ile tam dayanışma içinde olduğunu ifade etti.

GB
Bamako’dan bir genel görünüm (Reuters)

Abdulati ayrıca, terörizm ve aşırılığın tüm biçimlerine karşı Mısır’ın kararlı tutumunu vurguladı. Bu tehditle mücadelede bölgesel ve uluslararası çabaların artırılmasının, finansman kaynaklarının kurutulmasının ve aşırılıkçı ideolojinin engellenmesinin önemine dikkat çekti. Bu yaklaşımın, Sahel bölgesi ve Afrika kıtasında güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlayacağı belirtildi.

Görüşmede ayrıca, Afrika kıtasında güvenlik, barış ve kalkınmanın sağlanmasına yönelik yollar ele alındı. Taraflar, ikili ve çok taraflı iş birliğinin güçlendirilmesi, mevcut siyasi ve kalkınma ivmesinin değerlendirilmesi konusunda mutabık kaldı. Bu çerçevede ortak çıkarların korunması ve Afrika’da istikrar ile kalkınmanın desteklenmesi hedefi vurgulandı.


İsrail, Avn’ın Netanyahu ile görüşmeyi reddetmesinin ardından mülteciler ve ateş gücüyle baskı uyguluyor

Arama kurtarma ekipleri, Lübnan’ın güneyindeki Habbuş kasabasını hedef alan İsrail hava saldırıları sonrasında hayatta kalanları bulmak için enkazı kaldırıyor. (Reuters)
Arama kurtarma ekipleri, Lübnan’ın güneyindeki Habbuş kasabasını hedef alan İsrail hava saldırıları sonrasında hayatta kalanları bulmak için enkazı kaldırıyor. (Reuters)
TT

İsrail, Avn’ın Netanyahu ile görüşmeyi reddetmesinin ardından mülteciler ve ateş gücüyle baskı uyguluyor

Arama kurtarma ekipleri, Lübnan’ın güneyindeki Habbuş kasabasını hedef alan İsrail hava saldırıları sonrasında hayatta kalanları bulmak için enkazı kaldırıyor. (Reuters)
Arama kurtarma ekipleri, Lübnan’ın güneyindeki Habbuş kasabasını hedef alan İsrail hava saldırıları sonrasında hayatta kalanları bulmak için enkazı kaldırıyor. (Reuters)

İsrail, Lübnan üzerindeki baskıyı artırarak tahliye uyarılarını genişletti ve hava saldırılarını yeniden iç bölgelere taşıdı. Saldırılar, Nebatiye ve Sur’a bağlı yerleşimlerin büyük bölümünü kapsarken, Nebatiye çevresinden tamamen izole edildi. Bu gelişme, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında Washington’da ABD arabuluculuğunda bir görüşme düzenlenmesine yönelik girişimlerin başarısız olmasının ardından geldi.

Lübnanlı kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, benzer bir görüşmenin düzenlenmesinin ‘henüz çok erken’ olduğunu belirtti. Kaynaklar, önceliğin savaşın durdurulması, İsrail’in işgal ettiği Lübnan topraklarından çekilmesi, yerinden edilenlerin bölgelerine dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması olduğunu ifade etti.

İsrail’in Beyrut’a yönelik son saldırıları, siyasi sürecin tıkanması ortamında Lübnan devleti ve Hizbullah üzerinde ek baskı aracı olarak değerlendiriliyor. İsrail ordusu, geçen hafta pazar gününden bu yana yaptığı uyarılara yenilerini ekleyerek Nebatiye’de dokuz yerleşim için daha tahliye çağrısında bulundu. Bu uyarılar, on binlerce kişinin yerinden edilmesine yol açtı.

Yeni tahliye uyarısı, Kaakait el-Cisr, Adşit eş-Şekif, Cebşit, Abba, Kfercuz, Haruf, Duvayr, Deyr ez-Zehrani ve Habbuş yerleşimlerini içeriyor. Bu durum, Litani Nehri’nin kuzeyinde yer alan Nebatiye’ye ulaşım hatlarının tüm yönlerden kısıtlandığı ve kentin fiilen izole edildiği anlamına geliyor. İsrail ordusu, bölge sakinlerine evlerini derhal terk etmeleri ve en az 1 km uzaklıktaki açık alanlara gitmeleri çağrısında bulunarak, “Hizbullah unsurlarına, tesislerine ve askeri araçlarına yakın bulunan herkes hayatını tehlikeye atar” açıklamasını yaptı.

Hava saldırıları

Tahliye uyarısının üzerinden saatler geçmeden, uyarı kapsamındaki köyleri hedef alan hava saldırıları başladı. Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), İsrail savaş uçaklarının Nebatiye’ye bağlı Duvayr beldesindeki eski Hüseyniye binasına hava saldırısı düzenlediğini ve yapının tamamen yıkıldığını bildirdi.

Saldırının, kabirlere ciddi zarar verdiği, ayrıca yakınlarında park halinde bulunan bazı araçların da hasar gördüğü belirtildi.

fvfbfrgt
 İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki Mefdun kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İsrail savaş uçakları, Kaakait el-Cisr, Safed el-Battih, Baraşit, Şakra, eş-Şihabiye, Zevter eş-Şarkiye, Kunin, Adşit, Mecdelzevn, eş-Şuaytiye ve es-Semaiyye’nin yanı sıra Kafra ile Yater arasındaki bölge ve Şukin-Nebatiye yolu çevresini hedef aldı. Saldırılarda yaralanmalar olduğu bildirildi. Öte yandan Mecdel Silm ve Kabriha kasabaları topçu atışına maruz kaldı.

Hava saldırıları, Nebatiye’de meslek okulu binası yakınını ve Kudüs Kavşağı çevresini de hedef aldı. Ayrıca Keferdcal-Nebatiye yolu üzerinde bir aracın vurulması sonucu iki kişi hayatını kaybetti. Nebatiye’ye bağlı Şukin beldesine düzenlenen hava saldırılarında ise üç yerel sakin, Meyfdu beldesinden bir kişi ve iki Suriyeli yaşamını yitirdi.

Topçu bombardımanı ve takipler

Buna ek olarak, Yahmur eş-Şekif beldesi İsrail tarafından fosfor içerikli mühimmatla hedef alınırken, Litani Nehri çevresinde, Tayyibe yönünde ağır makineli silah sesleri duyuldu. İsrail topçusu, Zevter eş-Şarkiye, Zevter el-Garbiye, Mefdun, Mansuri, Mecdel Zevn, Tulin ve Kabriha beldelerini de vurdu. İklim et-Tuffah bölgesindeki Luveyze beldesinde bir eve düzenlenen hava saldırısında üç kişi hayatını kaybetti.

Batı kesiminde ise İsrail ordusu, Ramiye ve el-Kuzah beldeleri çevresine ağır makineli silahlarla ateş açtı. Sur’un güneyindeki Deyr Kanun Ras el-Ayn kavşağında bir motosiklet, İsrail’e ait kamikaze insansız hava aracıyla (İHA) hedef alındı; saldırıda bir kişi öldü, bir kişi yaralanarak Sur’daki hastaneye kaldırıldı.

cd cdc
Lübnan topraklarında Hizbullah tarafından öldürülen bir İsrail askerinin cenaze töreninden (AFP)

İsrail ordusu ayrıca Sur’a bağlı Şuaytiye yolu üzerinde bir motosikleti İHA’yla vurdu; sürücünün ağır yaralandığı bildirildi. İHA’ların ez-Zehrani bölgesindeki köyler üzerinde uçuş yaptığı da kaydedildi.

Lübnan Sağlık Bakanlığı’na bağlı Acil Durum Operasyon Merkezi’nin verilerine göre, 2 Mart’tan bu yana ülkede toplam 2 bin 659 kişi hayatını kaybetti, 8 bin 183 kişi yaralandı.

Hizbullah

Buna karşılık Hizbullah, Lübnan’ın işgal altındaki güney bölgelerinde İsrail askerleri ve zırhlı araçlarını hedef alan kamikaze İHA’ları kullanmayı sürdürdü. Örgüt yaptığı açıklamada, savaşçılarının el-Beyyade beldesinde İsrail ordusuna ait bir birlik toplanmasını saldırı tipi bir İHA’yla hedef aldığını duyurdu.

İsrail ordusu ise hava kuvvetlerinin dün öğle saatlerinde Güney Lübnan’daki birliklerine doğru atılan bir roketi engellediğini bildirdi.

Açıklamada ayrıca, aynı gün içinde yaşanan diğer olaylarda Hizbullah’ın roketler ve patlayıcı yüklü İHA’lar fırlattığı, bunların güney Lübnan’da İsrail güçlerinin faaliyet gösterdiği bölgelerin yakınlarına düştüğü, ancak herhangi bir can kaybı ya da yaralanma yaşanmadığı ifade edildi.