Libya'daki siyasi bölünme medyadaki ‘cephe çatışmalarını’ besliyor

Televizyon kanallarının yönetim kurulları ve gazeteciler üzerindeki baskılara ilişkin tartışmaların ardından

Trablus'ta 2019 yılında gazetecilerin serbest bırakılması talebiyle düzenlenen protesto gösterisinden bir kare (Arşiv - Libya Basın Özgürlüğü Merkezi)
Trablus'ta 2019 yılında gazetecilerin serbest bırakılması talebiyle düzenlenen protesto gösterisinden bir kare (Arşiv - Libya Basın Özgürlüğü Merkezi)
TT

Libya'daki siyasi bölünme medyadaki ‘cephe çatışmalarını’ besliyor

Trablus'ta 2019 yılında gazetecilerin serbest bırakılması talebiyle düzenlenen protesto gösterisinden bir kare (Arşiv - Libya Basın Özgürlüğü Merkezi)
Trablus'ta 2019 yılında gazetecilerin serbest bırakılması talebiyle düzenlenen protesto gösterisinden bir kare (Arşiv - Libya Basın Özgürlüğü Merkezi)

Libya, 2011 yılında Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinden bu yana yalnızca siyasi ve askerî açıdan bölünmekle kalmadı, zamanla paralel bir medya haritası da oluştu. Uluslararası ve yerel tanıklıklara göre fiili otorite ve silahlı grupların nüfuzu ile keskin siyasi kutuplaşma ortamında televizyon kanalları ve haber platformları ‘çatışan taraflar’ arasında dağılarak yerleşik bir hal aldı.

Ülkenin doğusu ile batısı arasında pek çok medya kuruluşu aynı cephe hatlarını yansıtır hale geldi. Bu tabloya ‘gazeteciler üzerinde artan baskı ve bağımsız mesleki çalışma alanının daralması’ suçlamaları da eşlik etti. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü bu durumu 2011 yılından bu yana ‘bir bilgi kara deliğine yaklaşma’ olarak nitelendiriyor.

‘Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nün arifesinde Trablus'taki tablo, krizin boyutlarını yansıtır nitelikteydi. Basın özgürlüğüyle ilgilenen bir merkez, cumartesi günü ‘Sada el-Hakika’ (Gerçeğin Sesi) başlıklı bir sergi düzenledi. Fotoğraflar, karikatürler ve görsel sanat aracılığıyla 2011'den bu yana Libya gazeteciliğinin gerçekliğine ilişkin tanıklıkları ve ihlalleri belgeleyen bu sergi, medya nüfuzunun haritasını çizen bölünme gölgesinde gerçekleşti.

Medya nüfuz haritalarını çiziyor

Libya Basın Özgürlüğü Merkezi Başkanı Muhammed en-Nacim, "İki hükümet arasındaki bölünmeyi yaşayan bir ülkede cepheler arasındaki çatışma, medyayı bu çatışmadan tarafsız kılacak bir yönetişim mekanizması olmaksızın anlaşmazlığın iki tarafınca yönlendirilen siyasi sermayenin egemenliğiyle giderek derinleşiyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Nacim, bazı sosyal medya sayfalarının da ‘cepheler arasındaki kavgayı kışkırtmaya ve yanıltıcı propaganda aracılığıyla rakipleri karalamaya’ katkıda bulunduğunu ekledi.

FFVFVF
Dün Trablus'ta Dünya Basın Özgürlüğü Günü kutlamaları kapsamında düzenlenen sanat sergisi (Libya Basın Özgürlüğü Merkezi)

Öte yandan RSF, geçtiğimiz hafta yayımladığı yıllık raporunda Libya basınındaki bu gerçekliğin ülkenin doğusu ile batısı arasındaki siyasi ve askeri kutuplaşmayı açıkça yansıttığını vurguladı. Rapora göre televizyon kanalları, bağımsız medya platformları olmaktan çok iktidar için yarışan taraflar arasındaki nüfuz haritalarının uzantısına dönüşmüş durumda.

Batı Libya Gazeteciler Sendikası Başkanı Mansur el-Ahraş da Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu nitelendirmeye katılarak cepheler arası çatışmanın yansımalarının zaman içinde Libya’daki medya sahnesine yerleştiğini söyledi. Kutuplaşmanın ülkeyi bağımsız medya ve gazetecilik pratiği için elverişsiz bir ortama dönüştürdüğüne de dikkat çekti.

Sahada medya bölünmesi, Libya Basın Özgürlüğü Merkezi'nin takip ettiği haritaya göre bir kısmı Libya içinden, diğerleri yurt dışından yayın yapan kanallarla ülkenin doğusu ile batısı arasında net biçimde ortaya çıkıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu (LUO) ile ittifak halindeki güçlerin yoğunlaştığı doğuda Libya Hadath, el-Masar ve el-Hadath el-Libi gibi kanallar öne çıkıyor. Libya Basın Özgürlüğü Merkezi'ne göre bu kanallar, söz konusu siyasi ve askeri kampa destek veren bir söylem benimsiyor.

Yine Libya Basın Özgürlüğü Merkezi'ne göre Trablus'taki Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin yoğunlaştığı batıda ise el-Tenasuah, Selam Libya ve el-Vataniyye gibi kanallar öne çıkarken, bu kanallar Trablus'taki iktidarın meşruiyetine odaklanan ve doğudaki rakiplerini eleştiren karşı siyasi bir söylem benimsiyor.

Bölünmüş bir gerçekliğin ortasında medya savaşı

Yerel medya kuruluşlarının birbiriyle çatıştığı bu bölünmüşlüğü, söz konusu kanallardan birinde daha önce çalışmış olan Libyalı gazeteci Muhammed el-Karac da doğruluyor. Karac, Şarku’l Avsat'a yaptığı değerlendirmede, Libya'da basın özgürlüğünün artık ‘sorgulanır hale geldiğini’ belirterek çalışma ortamını siyasi bölünmenin tarafları, silahlı gruplar, nüfuzlu isimler ve iş insanları arasındaki kutuplaşma için verimli bir zemin olarak nitelendirdi. Karac, bizzat bu çatışmanın pek çok tezahürüne tanık olduğunu da vurguladı.

SDVDFEV
Es-Sadık es-Sur, geçtiğimiz aralık ayında Libya Haber Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı Abdulbasid Ahmed Ebu Diyye'yi kabul ederken (Libya Haber Ajansı)

RSF’ye göre Libya'nın doğusunda bazı medya kuruluşlarının iç sansür uygulamasına karşın tablo çok farklı değil. RSF, gazeteci ve blog yazarı Salihin ez-Zevali'nin 2024 yılının mayıs ayında İcdabiye şehrinde tutuklanmasının ardından yaklaşık 18 aydır Bingazi'deki İç Güvenlik Teşkilatı'nda gözaltında tutulmasına yönelik insan hakları taleplerinin sürdüğüne dikkati çekti.

Bazı yerel medya kuruluşları ve gazeteler daha mesleki ve dengeli bir çizgi sunmaya çalışsa da gözlemciler siyasi ve güvenlik kutuplaşmasının yoğunluğunun medya tarafsızlığını son derece güç bir görev haline getirdiğini değerlendiriyor.

Dikkat çekici bir gelişme olarak doğu ve batıdaki yetkililer geçtiğimiz yıl Trablus ve Bingazi'de iki ayrı medya forumu düzenledi. Ancak Ahraş, bu forumları ‘mesleğin zorluklarını ele almaktan çok imajı güzelleştirmeye yönelik hükümet finansmanlı etkinlikler’ olarak nitelendirdi ve ‘sendika kuruluşlarının katılıma davet edilmediğine’ dikkati çekti.

Libya, RSF tarafından yayınlanan Basın Özgürlüğü Endeksi'nde bir sıra gerileyerek, ‘kötü’ ile ‘tehlikeli’ durumları arasındaki sınırda kalmaya devam etti.

RSF’ye göre birçok gazeteci, silahlı grupların veya fiili otoritelerin nüfuzu altında çalışırken diğerleri, ifade özgürlüğü ve gazetecilerin güvenliği konusunda yasal güvencelerin zayıflığı nedeniyle ‘yayın politikalarını iktidar güçlerine uydurmak’ zorunda kalıyor.

Bu durumun bazı gazetecilerin ülkeyi terk etmesine neden olduğunu vurguladılar. Bu gazeteciler arasında, 11 yıldır yurtdışında yaşayan Libyalı gazeteci ve sunucu Halil el-Hasi de bulunuyor. Hasi, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, şu anda Libya’ya dönmenin mümkün olmadığını söyledi.

Onun ifadesiyle, ‘siyasi bölünmenin devam etmesi, kutuplaşmanın yayılması ve milislerin etkisinin artması nedeniyle’ profesyonelliği hedefleyen herhangi bir araştırmacı gazetecinin geri dönüşü ‘hesaplanamaz bir risk’ haline geldi.

Uluslararası ve yerel raporların, LUO Başkomutanı Mareşal Halife Hafter’in 2019-2020 yıllarında Trablus’a karşı başlattığı savaşın sona ermesinden bu yana nispi bir iyileşme olduğunu teyit etmesine rağmen, bazı Libyalı gazeteciler, sindirme gerçekliğinin bazen abartıldığını düşünüyor.

Bunlardan biri olan gazeteci Ahmed el-Hadiri, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bilgi almak için hem doğudaki hem de batıdaki hükümetlerle iletişim kurmanın ‘hala mümkün’ olduğunu belirtirken, bazı bağımsız medya kuruluşlarının hassas konulara yaklaşmaktan kaçındığını kabul etti.

Hadiri, medya sektörünün küresel olarak hızlı bir gelişme gösterdiğini, ancak Libya yasalarının bu dönüşüme ayak uyduramadığını, özellikle ifade özgürlüğü ve gazetecilik faaliyetleri konusunda, bu durumun da yasal reform gerektirdiğini vurguladı.

Öte yandan Batı Libya Gazeteciler Odası Başkanı, çözümün yasal reformların ötesine geçtiğini ve ülkenin doğu ve batısındaki iki hükümetin birleştirilmesi, uzlaşmacı bir anayasa oluşturulması ve medya özgürlüğüne saygı gösterilmesinin toplu olarak kabul edilmesinden ibaret olduğunu düşünüyor.



Beşşar ve Mahir Esed’in malları devlet yönetimine devredildi

Geçtiğimiz ekim ayında Lübnan’dan ülkelerine dönen Suriyeli mülteciler (AFP)
Geçtiğimiz ekim ayında Lübnan’dan ülkelerine dönen Suriyeli mülteciler (AFP)
TT

Beşşar ve Mahir Esed’in malları devlet yönetimine devredildi

Geçtiğimiz ekim ayında Lübnan’dan ülkelerine dönen Suriyeli mülteciler (AFP)
Geçtiğimiz ekim ayında Lübnan’dan ülkelerine dönen Suriyeli mülteciler (AFP)

Suriye’deki bir ceza mahkemesi, devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin üst düzey isimlerine yönelik kamuya açık yargılamanın ikinci duruşmasını bugün başlattı.

Şam’daki 4’üncü Ceza Mahkemesi, eski rejimin önde gelen isimlerinin medeni haklarının kaldırılmasına ve mallarının devlet yönetimine devredilmesine karar verdi.

Kararın kapsadığı isimler arasında Beşşar Esed, Mahir Esed, Fahd el-Fureyc, Muhammed Ayyuş, Luey el-Ali, Kusay Meyhub, Vefik Nasır ve Talal el-Usaymi yer aldı. Mahkemenin, geçtiğimiz nisan ayında görülen ilk duruşmanın devamı niteliğindeki oturumda söz konusu isimler hakkında gıyabi hüküm verdiği bildirildi. Sanıkların, yöneltilen suçlamalar kapsamında mahkemeye katılmaları ve yargı önüne çıkmaları için daha önce resmi olarak çağrıldıkları belirtildi.

Bu arada, sanık Atıf Necib’in yargılandığı davanın ikinci duruşması da bugün Şam’daki Adalet Sarayı’nda bulunan 4’üncü Ceza Mahkemesi’nde başladı. Şarku’l Avsat’ın Suriye resmi haber ajansı SANA’dan aktardığına göre duruşma, esas olarak sanığın sorgulanması ile savcılık mütalaasının ve yöneltilen suçlamaların ele alınmasına odaklandı.

FRTB
Suriye’nin güneyindeki Dera vilayetinin eski Siyasi Güvenlik Şefi Atıf Necib, 26 Nisan 2026 tarihinde Şam’daki Adalet Sarayı’nda görülen davasının ilk duruşmasına katıldı. (AFP)

Duruşmaya mağdur yakınlarının yanı sıra Ulusal Geçiş Dönemi Adaleti Komisyonu üyeleri ile uluslararası hukuk ve insan hakları kuruluşlarının temsilcileri de katıldı.

Necib, Suriye halkına karşı suç işlemekle ilgili suçlamalar kapsamında mahkeme önüne çıkarılırken, eski rejim unsurları arasında yargılanan ilk isim olduğu belirtildi.

DFYJ
Suriye’nin güneyindeki Dera vilayetinin eski Siyasi Güvenlik Şefi Atıf Necib, Şam’daki 4’üncü Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmasına katıldı, 10 Mayıs 2026. (EPA)

Öte yandan Esed rejiminin üst düzey isimlerine yönelik ilk kamuya açık dava, 26 Nisan’da Şam’daki Adalet Sarayı’nda görülmeye başlanmıştı. Duruşmaya Cumhuriyet Başsavcısı Yargıç Hasan et-Turbe de katılmıştı.


Suriye’de Beşşar Esed rejiminin üst düzey isimlerinin açık yargılamasında ikinci duruşması başladı

Suriyeliler, 26 Nisan 2026’da Şam’da Atıf Necib’in ilk duruşması sırasında “Adalet Sarayı” salonunda görülüyor. (AP)
Suriyeliler, 26 Nisan 2026’da Şam’da Atıf Necib’in ilk duruşması sırasında “Adalet Sarayı” salonunda görülüyor. (AP)
TT

Suriye’de Beşşar Esed rejiminin üst düzey isimlerinin açık yargılamasında ikinci duruşması başladı

Suriyeliler, 26 Nisan 2026’da Şam’da Atıf Necib’in ilk duruşması sırasında “Adalet Sarayı” salonunda görülüyor. (AP)
Suriyeliler, 26 Nisan 2026’da Şam’da Atıf Necib’in ilk duruşması sırasında “Adalet Sarayı” salonunda görülüyor. (AP)

Suriye Ceza Mahkemesi, bugün (Pazar) Beşşar Esed rejiminin üst düzey isimlerine yönelik kamuya açık yargılamanın ikinci duruşmasını başlattı.

Şarku’l Avsat’ın Suriye Arap Haber Ajansı SANA’dan aktardığı habere göre sanık Atıf Necib’in yargılandığı davanın ikinci duruşması pazar günü Şam’daki Adalet Sarayı’nda bulunan “Dördüncü Ceza Mahkemesi”nde başladı.

Duruşma ağırlıklı olarak sanık Atıf Necib’in sorgulanmasına, savcılığın mütalaasının sunulmasına ve kendisine yöneltilen suçlamalara odaklanıyor.

fdfgbfgb
Suriye’nin güneyindeki Dera vilayetinin eski Siyasi Güvenlik Başkanı Atıf Necib, 26 Nisan 2026’da Şam’daki Adalet Sarayı’nda görülen ilk duruşmasına katılıyor. (AFP)

Duruşmaya mağdur yakınlarının yanı sıra “Ulusal Geçiş Dönemi Adaleti Heyeti” üyeleri ile uluslararası hukuk ve insan hakları kuruluşlarının temsilcileri de katılıyor.

Sanık Atıf Necib, Suriye halkına karşı suç işlemekle ilgili suçlamalar kapsamında mahkeme önüne çıkarılırken, eski rejim unsurları arasında yargılanan ilk isim oldu.

dtrghbgtr
Eski Suriye rejimi yetkililerinden Tuğgeneral Atıf Necib, pazar günü Şam’daki ceza mahkemesinde görülen duruşmasına katılıyor. (EPA)

Beşşar Esed rejiminin üst düzey isimlerine yönelik ilk açık yargılama ise geçen 26 Nisan’da, Cumhuriyet Başsavcısı Yargıç Danışman Hassan el-Turba’nın katılımıyla Şam’daki Adalet Sarayı’nda başlamıştı.


Mısır Başbakanı, ortaklık ilişkilerini güçlendirmek üzere Cibuti’de

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Gulle, Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli’yi kabul etti. (Mısır Bakanlar Kurulu)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Gulle, Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli’yi kabul etti. (Mısır Bakanlar Kurulu)
TT

Mısır Başbakanı, ortaklık ilişkilerini güçlendirmek üzere Cibuti’de

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Gulle, Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli’yi kabul etti. (Mısır Bakanlar Kurulu)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Gulle, Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli’yi kabul etti. (Mısır Bakanlar Kurulu)

Afrika Boynuzu’nda artan gerilimler sürerken Mısır, Cibuti ile ‘ortaklık’ ilişkilerini güçlendirmeyi ve iki ülke arasındaki stratejik iş birliği alanlarını geliştirmeyi hedefliyor. Kahire’nin özellikle bu bölgeyi hayati çıkar alanı olarak gördüğü belirtiliyor.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli dün Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Gulle’nin göreve başlama törenine katıldı. Bu katılımın, Mısır’ın Cibuti ile farklı düzeylerde ikili iş birliğini güçlendirme ve iki ülke arasındaki stratejik ilişkilerin ölçeğine uygun şekilde ilerletme isteğini yansıttığı bildirildi.

Uzmanlar, Mısır’ın üst düzey katılımının Kahire’nin Cibuti ile stratejik ortaklığa verdiği önemi gösterdiğini ve aynı zamanda bölgedeki komşu ülkelere yönelik bir mesaj niteliği taşıdığını belirtiyor. Bu mesajın, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’nda Cibuti ile artan koordinasyon ve yakınlaşmaya işaret ettiği ifade ediliyor.

Mısır-Cibuti ilişkilerinin son yıllarda önemli ölçüde geliştiği, karşılıklı üst düzey ziyaretlerle bu sürecin pekiştiği belirtiliyor. Bunlardan biri de Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin geçtiğimiz yıl mayıs ayında Cibuti’ye yaptığı ziyaret oldu. Sisi, o dönemde iki ülke arasındaki stratejik ortaklıktan duyduğu memnuniyeti dile getirmiş ve özellikle Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’ndaki bölgesel gelişmeler konusunda koordinasyonun önemine vurgu yapmıştı.

dsvbvfb
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Gulle’nin göreve başlama törenine katıldı. (Mısır Bakanlar Kurulu)

Medbuli’nin, Sisi adına Cibuti Cumhurbaşkanı Gulle’nin göreve başlama törenine katılması, Kahire’nin Cibuti ile ikili iş birliğini tüm seviyelerde güçlendirme kararlılığının bir göstergesi olarak değerlendirildi.

Geçtiğimiz nisanda altıncı dönem için yeniden seçilen Gulle’nin göreve başlama törenine, çok sayıda ülke lideri, hükümet temsilcisi, Arap ve Afrika ülkelerinden yetkililer ile uluslararası kuruluşların temsilcileri katıldı.

Medbuli, Gulle ile yaptığı görüşmelerde, Mısır ile Cibuti arasındaki tarihi ve kardeşlik temelli ilişkilerin altını çizdi. İlişkilerin karşılıklı saygı, ortak çıkarlar ve ortak kader anlayışı üzerine inşa edildiğini vurgulayan Medbuli, bölgesel ve uluslararası meselelerde iki ülke arasında sürekli koordinasyona önem verdiklerini belirtti.

Gulle ise Kahire ile ilişkileri, tarihî, kültürel ve siyasi bağlarla desteklenen ‘örnek bir iş birliği modeli’ olarak tanımladı.

Görüşmelerde ayrıca iki ülke arasındaki stratejik iş birliği başlıkları da ele alındı. Bunlar arasında limanların ve serbest ticaret bölgelerinin geliştirilmesi, altyapı ve lojistik kapasitenin güçlendirilmesi, elektrik ve enerji, ekonomi, tarım ve sağlık hizmetleri alanlarındaki iş birliği yer aldı.

Şarku'l Avsat'a konuşan Mısır eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Muhammed Hicazi, Mısır’ın Cibuti’deki üst düzey katılımını, Kahire’nin bu ülkeyle ortaklığa verdiği önemi gösteren bir mesaj olarak değerlendirdi. Hicazi, iki ülke arasındaki iş birliğinin ikili ilişkilerin ötesine geçerek stratejik ortaklık düzeyine ulaştığını ve bunun iki ülkeyi birbirine bağlayan hayati çıkarlarla ilgili olduğunu ifade etti.

Hicazi ayrıca, Cibuti’nin özellikle Babu’l Mendeb Boğazı ve Kızıldeniz’de deniz trafiğinin güvenliğinin sağlanması ile Afrika Boynuzu’ndaki istikrar açısından kritik bir rol oynadığını belirtti.

brhg
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Gulle ile Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli arasındaki görüşmeden (Mısır Bakanlar Kurulu)

Hicazi, deniz ticaretinin güvenliğinin Mısır açısından hayati önem taşıdığını belirterek, bunun doğrudan Süveyş Kanalı üzerinden yürüyen deniz trafiğinin güvenliğiyle bağlantılı olduğunu ifade etti. Hicazi, Afrika Boynuzu’nda yaşanan gerilimlerin bölgesel istikrarı ve Kızıldeniz güvenliğini etkilediğine yönelik Kahire’de güçlü bir farkındalık bulunduğunu söyledi.

Bölgede artan gerilimler, özellikle deniz ticareti güvenliği konusunda endişeleri artırıyor. Son dönemde İsrail’in tek taraflı bir kararla Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıdığı yönündeki açıklama, uluslararası düzeyde tepkiyle karşılandı.

Bölgede özellikle Babu’l Mendeb Boğazı gibi kritik geçiş noktalarına yönelik tehditlerin arttığı bir ortamda Hicazi, bu hattın güvenliğinin küresel ticaret açısından zorunlu hale geldiğini vurguladı. Ayrıca Mısır’ın Kızıldeniz’in yönetiminde, kıyıdaş Arap ve Afrika ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirerek ‘bölgenin yönetiminde yabancı aktörlerin bulunmasına karşı çıktığını’ ifade etti.

Kahire’nin, deniz güvenliğinin ortak yönetimi için 2020 yılında Riyad’da kurulan Kızıldeniz ve Aden Körfezi Kıyısındaki Arap ve Afrika Ülkeleri Konseyi mekanizmasının daha aktif hale getirilmesini savunduğu belirtildi. Bu yapı; Mısır, Suudi Arabistan, Yemen, Ürdün, Sudan, Somali, Cibuti ve Eritre’yi kapsıyor ve güvenlik ile kalkınma iş birliğini artırmayı hedefliyor.

Afrika uzmanı Rami Zehdi ise Mısır’ın Cibuti ile kurduğu ortaklığın hem Arap hem Afrika kimliğine dayandığını ve iki ülke arasındaki tarihsel çıkarlarla şekillendiğini söyledi. Zehdi, Cibuti Cumhurbaşkanı ile Mısır liderleri arasındaki ilişkilerin uzun süredir devam ettiğini ve iki ülke arasındaki iş birliğinin istikrarlı bir şekilde sürdüğünü ifade etti.

Zehdi ayrıca Kahire’nin, Cibuti ve genel olarak Afrika Boynuzu ülkeleriyle yakınlaşarak bölgedeki nüfuz rekabetine karşı diplomatik bir mesaj verdiğini belirtti. Etiyopya ve İsrail’in Kızıldeniz kıyılarındaki hareketliliği ile Sudan’daki gerilimlerin Kahire açısından önemli güvenlik zorlukları oluşturduğunu, Mısır’ın ise bu risklere karşı bölge ülkeleriyle iş birliğini artırarak yanıt vermeye çalıştığını söyledi.