Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi, ECOWAS’ın Nijer’deki darbecilere yanıt verme planlarını sekteye uğratıyor

Niamey’de Salı günü çekilen bir fotoğraf (AFP)
Niamey’de Salı günü çekilen bir fotoğraf (AFP)
TT

Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi, ECOWAS’ın Nijer’deki darbecilere yanıt verme planlarını sekteye uğratıyor

Niamey’de Salı günü çekilen bir fotoğraf (AFP)
Niamey’de Salı günü çekilen bir fotoğraf (AFP)

Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) genelkurmay başkanları, Nijer’e askeri müdahale olasılığını görüşmek üzere Gana’nın başkenti Akra’da iki gün boyunca bir araya gelirken, müdahale imkanları gün geçtikçe azalıyor gibi görünüyor.

Bunun nedeni, Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi’nin, devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum’un serbest bırakılması ve anayasal yetkilerini kullanması için göreve geri dönmesinin sağlanması amacıyla Nijer’deki darbecileri zorlamak için askeri güç kullanılmasını reddetmesi gibi ECOWAS planlarını baltalayan ek bir belirleyici faktörün ortaya çıkmasıdır.

Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi’nin geçtiğimiz Pazartesi günü yapılan toplantısından sızan bilgilere göre, askeri müdahaleyi destekleyenler ile karşı çıkanlar arasında keskin bir ayrım ortaya çıktı.

Yaklaşık 10 saat süren toplantı, anlaşmazlıkları çözmekle görevli konsey içindeki bölünmelerin aşılmasına yardımcı olmadı.

Paris’teki birden fazla Avrupalı ​​kaynağa göre, bu durum, ECOWAS’ın askeri planlarını iptal etmesi ve ardından diplomatik temasları ve arabuluculuğu sürdürmek için çalışması anlamına geliyor.

errge
ECOWAS’taki askeri yetkililer geçen hafta Abuja’da Nijer krizini tartıştı (EPA)

Şarku’l Avsat’ın Le Monde gazetesinden aktardığına göre, grup içindeki Fildişi Sahili, Senegal, Benin ve daha az ölçüde Nijerya, askeri müdahaleye katılmaya hazır olduklarını ifade etti.

Afrika bölgesel örgütü, üyeliği askıda olan ve askeri darbelere tanık olan Mali, Burkina Faso, Gine ve Nijer de dahil 15 ülkeyi içeriyor.

Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nden Afrika çalışmalarında uzman araştırmacı Paul Simon Handy, “ECOWAS için Afrika Birliği’nin onayı olmadan askeri müdahalede bulunmak zor olacak, çünkü bu onu gayrimeşrulaştıracaktır” dedi.

Bu nedenle, güçlü bir şekilde ortaya çıkacak olan soru, terör örgütleri ve radikallerin yanı sıra derin siyasi ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya olan Afrika’daki derinleşen bölünmeler konusunda ECOWAS’ın üstleneceği sorumluluk konusunda olacaktır.

Geçtiğimiz günlerde, ‘üç sınır’ bölgesinde (Mali, Nijer ve Burkina Faso) Nijer kuvvetlerini hedef alan ve 17 askerin ölümü ve 20 askerin yaralanmasıyla sonuçlanan terör saldırısı meydana geldi.

Bu, askeri müdahalenin, bir yanda ECOWAS, diğer yanda dört darbeci devlet olmak üzere iki ülke grubu arasında savaşa dönüşebileceğini bir kez daha gösterdi.

Bu görüşe göre, askeri müdahale, terör örgütleri ve radikaller için bir hediye olacak, binlerce insanı savaş bölgelerinden kaçmaya zorlayacak.

Böylece Avrupa ülkelerine sığınanların sayısı artacak ve zaten karışık olan bölgede güvenlik ve istikrarı daha da istikrarsızlaştıracaktır.

as
Niamey’deki darbe yanlıları (AP)

Afrikalı bir diplomat konuya ilişkin şu yorumu yaptı;

“Yönetimde diplomatik olmayan bir şekilde gerçekleşen herhangi bir değişikliği reddettiğimizi hatırlatıyoruz. Ancak Nijer’e müdahale etmekten kaçınmayı seçtik, çünkü bu bir kan gölüne yol açar ve işleri olduğundan daha da kötüleştirir.”

ECOWAS’ın Sierra Leone, Gambiya ve diğerlerinde olduğu gibi, önceki müdahaleleri Afrika Birliği’nin onayı ile yapıldı.

Afrika Birliği Komisyonu Başkanı olan Çadlı Musa Faki Muhammed’in, ECOWAS’ın kararlarına kesin desteğini ifade eden bir açıklama yapmak için acele etmesi dikkat çekiciydi.

Ancak ECOWAS’ın kararları, Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi’nin tarafından destek görmedi.

Dün, söz konusu konsey tarafından bu konuda resmi bir açıklama yapılması gerekiyordu.

İşler sadece Afrika tarafındaki gelişmelerle bitmiyor.

Bir diğer önemli faktör de, askeri yaklaşımdan vazgeçilmesi ve siyasi-diplomatik çözüme doğru gidilmesi.

Washington’un askeri müdahaleyi desteklemediği çok açık hale geldiğinden, ABD’nin tutumu dikkate alınması gereken önemli bir etkileyici faktör olarak ortaya çıkıyor.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Nijer’de işleri düzene sokmak amacıyla diplomasi için hala bir fırsat olduğunu söyledi.

Blinken konuya ilişkin açıklamasında, “İstediğimiz bir sonuç olan anayasal düzenin geri dönüşüne ulaşmak için diplomasiye çok odaklanmaya devam ediyoruz ve bu sonuca ulaşmak için diplomasiye yer olduğuna inanıyorum” dedi.

ABD’li Bakan, ikinci ECOWAS zirvesinden sonra, Nijer krizine ‘kabul edilebilir bir askeri çözüm olmadığına’ dair bir açıklama yapmıştı.

Washington, bu konumuyla Paris’ten farklı bir yaklaşım sergiledi.

Paris'in aksine Washington, Nijer ordusuyla askeri işbirliği programlarını dondurmakla yetindi ve kalkınma projelerine ya da insani yardıma son vermedi.

ABD, son yıllarda Nijer’in merkezindeki Agadez kenti yakınlarında bir hava üssü ve ön mevzilerde Nijer ordusunu destekleyenler de dahil olmak üzere bin 200 askeri personeli için bir başka üs inşa etmek için en az 500 milyon dolar harcadı.

ECOWAS’ın arkasında durarak, sert bir çizgi izleyen ve başından beri askeri çözüm için bastıran Paris, Washington’un yaptığını ‘sırttan hançerlemek’ olarak nitelendiriyor.

Darbenin hemen ardından Niamey’i ziyaret eden tek Batılı yetkili olan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland, ABD’de eğitim görmüş bir subay olan General Musa Salo Parmo ile görüştü.

Paris, Washington için önemli olanın, başta hava üssü olmak üzere iki askeri üssünü korumak olduğunu düşünüyor. Dolayısıyla ABD, Nijer’de darbecilerin iktidarda kalmasında bir sakınca görmeyebilir.

scd

ECOWAS ordularının genelkurmay başkanları toplantısının sonuçlarını beklerken, yedek kuvvetlerin seferber edilmesi ve konuşlandırılmasının hala teorik bir mesele olduğu ve şu ana kadar pratik hiçbir şey yapılmadığı açıkça görünüyor.

ECOWAS’ın Mali, Burkina Faso ve Gine gibi darbecilerle dayanışma içinde olan ve onlarla birlikte savaşma isteğini beyan eden ülkeler ile Cezayir ve Çad başta olmak üzere müdahale etmeyi reddeden diğer etkili ülkelerin tutumlarını görmezden gelmesi pek olası görünmüyor.

Her geçen gün durumu normalleştirme peşindeki darbecilerin ellerini daha da güçlendirdiği, bir başbakan ve bakanlar atadığı, Afrika ülkeleriyle iletişim kurmaya başladığı açıktır.

Rusya, Nijer’de herhangi bir askeri harekata karşı olduğu ve bazı Afrika ülkelerini vuran kaostan yararlanmaya hazır olduğu için, Rus diplomasisinin faaliyetlerini de unutmamalıyız.



ABD ve İran: Savaşa giden yol, müzakereye giden yoldan daha kısa

Tahran'da meydana gelen patlamaların ardından yükselen duman, 1 Mart 2026 (AFP)
Tahran'da meydana gelen patlamaların ardından yükselen duman, 1 Mart 2026 (AFP)
TT

ABD ve İran: Savaşa giden yol, müzakereye giden yoldan daha kısa

Tahran'da meydana gelen patlamaların ardından yükselen duman, 1 Mart 2026 (AFP)
Tahran'da meydana gelen patlamaların ardından yükselen duman, 1 Mart 2026 (AFP)

Omar Harkous

ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırılar ve Tahran'ın hızlı tepkisi birdenbire ortaya çıkmadı. Son birkaç ayda, bölgedeki yaklaşık 47 yıldır süren en uzun soluklu sorunlardan biri olan İran-uluslararası gerilimin sona ermesi için umut veren çeşitli diplomatik adımlar atılmıştı. Cumartesi öğleden sonra başlayan bu çatışmanın öncesinde, sonuncusu geçtiğimiz perşembe günü gerçekleşen müzakere turları yapıldı. İranlılar, daha önce müzakere etmeyi reddettikleri nükleer dosya ve diğer ekonomik konularla ilgili adımlar attılar. Ancak Amerikalılar, Tahran'ın nükleer meseleyi de içeren bir dizi talebin tamamını yerine getirmesinde ısrar ettiler.

ABD ve İsrail, İran'dan nükleer sorunun çözülmesinin yanı sıra balistik füze programını sonlandırmayı ve Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler ve Irak'taki milis gruplar gibi müttefiklere verdiği desteği kesmesini talep ediyor.

Müzakereler 6 Şubat'ta Umman'da ciddi bir şekilde başladı ve Cenevre'ye geçilmeden önce Amerikan ve İran heyetlerinden olumlu açıklamalar geldi. Bu müzakere turlarının öncesinde, 2025 yılının başlarında Washington ile Tahran arasındaki ilişkilerde bir değişiklik yaşandı ve ilişkiler geleneksel kriz yönetiminden çatışma aşamasına geçti. Bu dönem, Trump yönetiminin ‘azami baskı’ politikasının ikinci versiyonunu yeniden canlandırma ve geliştirme kararıyla damgalandı. Bu politika, önceki yaklaşımın sadece bir devamı değil, Tahran'ın askeri nükleer kapasite edinmenin eşiğinde olduğuna işaret eden istihbarat ve siyasi değerlendirmelerin bir yansımasıydı. Bu durum, ABD'nin ekonomik yaptırımların ötesine geçerek doğrudan askeri tehditleri de içeren bir eylemde bulunmasını gerektirdi ve ABD yönetimi, açık askeri tehditlerle benzeri görülmemiş bir mali baskıyı birleştiren ‘güç yoluyla barış’ stratejisini benimsedi.

Bu yaklaşım, Tahran'ın diplomatik manevra alanını daraltarak, ya petrol tankerlerinden oluşan ‘gölge filosunu’ hedef alan yaptırımların ağırlığı altında ekonomik çöküş ya da Washington'un dikte ettiği şartlarla müzakere masasına geri dönmek şeklinde iki seçenek bıraktı.

Maskat Müzakereleri (Nisan–Haziran 2025)

2025 yılının haziran ayında büyük çaplı askeri çatışma patlak vermeden önce, olası bir çözümün olanaklarını araştırmak için diplomatik girişimlerde bulunuldu.

İlk tur üst düzey toplantılar, 12 Nisan 2025 tarihinde Umman'ın Maskat kentinde, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin önderliğinde gerçekleştirildi. Bu toplantılar dolaylı olarak gerçekleştirildi. Mesajlar Ummanlı arabulucular aracılığıyla iletildi. Tarafların pozisyonları arasında büyük fark olmasına rağmen, o dönemde ‘yapıcı’ olarak nitelendirildi.

2025 haziranındaki çatışma, taraflar arasındaki gerilimde tehlikeli bir dönüm noktası oldu. Çünkü çatışma gölge savaşlar ve vekalet savaşlarından doğrudan çatışmaya dönüştürdü.

Bu turda İran, ekonomik yaptırımların tamamen kaldırılması karşılığında uranyum zenginleştirmeyi yüzde 60'ta dondurmayı içeren bir teklif sundu. İran'ın teklifi, Hizbullah ve Husiler gibi bölgedeki müttefiklerinin faaliyetlerini dondurma taahhüdü de dahil olmak üzere, bölgesel gerilimi azaltmaya yönelik adımları da içeriyordu. Ancak bu teklif Washington tarafından kesin bir şekilde reddedildi ve Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump yönetimi, uranyum zenginleştirmenin dondurulmasının yanı sıra nükleer altyapının tamamen sökülmesi ve müttefik milislerin faaliyetlerinin sona erdirilmesi de dahil olmak üzere ‘eski Başkan Barrack Obama'nın teklifinden daha iyi bir anlaşmada’ ısrar etti.

Bu diplomatik başarısızlık, bölgedeki ABD askeri hareketliliğinin artması, ek uçak gemilerinin konuşlandırılması ve Körfez'deki hava üslerinin güçlendirilmesi ile daha da kötüleşti. Bu askeri tırmanış, ‘zorlayıcı diplomasi’ uygulamak amacıyla gerçekleştirildi. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanı General Hüseyin Selami gibi İranlı askeri liderleri, saldırıya uğramaları halinde DMO'nun işgalcilere ‘cehennemin kapılarını’ açacağı konusunda uyarıda bulunmaya sevk etti.

Haziran 2025: “12 Günlük Savaş”

Geçtiğimiz yılın haziran ayında patlak veren çatışma, gölge savaşlar ve vekalet savaşlarından doğrudan çatışmaya dönüşmesiyle, çatışmada tehlikeli bir dönüm noktası oldu. Kıvılcım, 13 Haziran 2025 tarihinde İsrail'in, İran'ın nükleer silah sahibi olmaya yaklaştığı kritik bir zenginleştirme seviyesine ulaştığı bilgisine dayanarak İran'ın nükleer tesislerini ve füze üslerini hedef alan büyük çaplı bir saldırı başlatmasıyla ateşlendi.

ABD, 21-22 Haziran 2025 tarihlerinde ‘Gece Yarısı Çekici Operasyonu’ ile İran’la doğrudan çatışmaya girdi. Trump, Fordow, Natanz ve İsfahan'daki tesisleri vuran hassas saldırılar düzenlendiğini duyurdu. İranlı yetkililer, ‘geri dönüşü olmayan’ bir hasar olmadığını söylese de teknik raporlar Fordow Nükleer Tesisleri’nin en az iki yıl boyunca hizmet dışı kalacağını, ayrıca çok sayıda gelişmiş santrifüjün imha edildiğini ve İsfahan'daki uranyum dönüşüm tesisinin hasar gördüğünü doğruladı.

dfvrtg
UAIA Genel Direktörü Rafael Grossi, İsviçre'nin Cenevre kentinde İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile tokalaşırken, 16 Şubat 2026 (Reuters)

İran'ın Haziran 2025 saldırılarına verdiği yanıt, itibarını korumak ve aynı zamanda topyekûn bir savaşı önlemek amacıyla hesaplanmıştı. İran, 23 Haziran 2025 tarihinde ‘Beşarat Fetih Operasyonu’nu gerçekleştirerek, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) saha karargahı olan Katar'daki el-Udeyd Hava Üssü'nü hedef alan yaklaşık 14 kısa ve orta menzilli balistik füze fırlattı.

Veriler, Tahran'ın saldırıdan saatler önce Katar ve ABD yetkililerine önceden uyarıda bulunduğunu ve personeli tahliye etmek ve hava savunma sistemlerini devreye sokmak için yeterli zaman tanıdığını doğruluyor. Trump, İran'ın tepkisini ‘çok zayıf’ olarak nitelendirirken, 24 Haziran 2025 tarihinde ateşkes ilan edilmesinin önünü açtı.

Cenevre müzakereleri ve Şubat 2026

Takvimler 2026 yılının şubat ayını gösterdiğinde, taraflar Umman'da son bir kez daha müzakere masasına oturdular. Ardından, İran'ın nükleer altyapısının büyük bir kısmının tahrip edilmesi ve Tahran'da ekonomik krizin derinleşmesi gibi yeni bir gerçeklikle Cenevre'ye geçtiler. Bu müzakere turlarından önce, şimdiye kadarki en şiddetli halk protestoları yaşandı.

Yaptırımların kaldırılmasını ve İran'ın küresel finans sistemine entegrasyonunu engelleyen temel sorunlar arasında İran bankacılık sistemindeki şeffaflık eksikliği ve ekonominin büyük sektörlerinin DMO'ya bağlı kurumlar tarafından kontrol edilmesi yer alıyor.

Bu turda İran, Trump'ın ‘anlaşma yapma’ zihniyetine hitap edecek bir teklif sunmaya çalıştı. İran'ın önerisi, uranyum zenginleştirme seviyelerini tıbbi araştırmalar için belirlenen yüzde 1,5'e düşürme ve diğer tüm nükleer faaliyetleri üç ila beş yıl süreyle askıya alma isteğini ve Amerikan şirketlerini petrol, doğalgaz ve madencilik sektörlerine (lityum dahil) yatırım yapmaya davet edilmesini içeriyordu. Ayrıca, nükleer programın barışçıl niteliğini kanıtlamak için Amerikan şirketleriyle iş birliği içinde yeni nükleer reaktörler inşa etmeyi önerdi. Karşılığında İran, bankacılık sektörü ve petrol satışlarına uygulanan yaptırımların kaldırılmasını talep etti.

Washington ise, 2025 saldırıları sonucu İran'ın zayıflığından yararlanarak çıtayı yükseltti. Fordow, Natanz ve İsfahan tesislerinin bir daha asla faaliyete geçmemesi için tamamen fiziksel olarak imha edilmesini talep etti. İran'ın tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının İran dışına, özellikle ABD’ye transfer edilmesi ve İran'ın mevcut yönetimin ayrılmasından sonra bile faaliyetlerine devam etmesini engelleyen, zaman sınırı olmayan kalıcı bir anlaşma yapılması konusunda ısrarcı oldu. Buna ek olarak, İran heyetine balistik füzeler ve müttefik milisler konusunda talepler de iletildi.

fb
Doha'nın sanayi bölgesinde İran'ın düzenlediği iddia edilen saldırı sonucunda yükselen duman bulutu, 1 Mart 2026 (AFP)

Yaptırımların kaldırılmasını ve İran'ın küresel finans sistemine entegrasyonunu engelleyen en önemli faktörler arasında İran'ın Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine Yönelik Mali Eylem Görev Gücü (FATF) standartlarına uymaması, İran bankacılık sistemindeki şeffaflık eksikliği ve ekonominin büyük sektörlerinin DMO’ya bağlı kurumlar tarafından kontrol edilmesi yer alıyor. ABD şirketleri, özellikle İran'ın ‘terör destekçisi ülke’ olarak sınıflandırmaya devam etmesi ve ABD vatandaşlarını hedef alan komplolara karışması nedeniyle yasal risklerle karşı karşıya. Ayrıca, İran enerji sektörünün eski altyapısı, uluslararası şirketlerin güçlü yasal ve adli garantiler olmadan sağlamaya isteksiz olabilecekleri büyük yatırımlar ve ileri teknoloji gerektiriyor.

28 Şubat 2026 tarihindeki tırmanış

Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi geçtiğimiz perşembe günü, Cenevre'deki toplantılardan çıkarak Washington ve Tahran'ın adil ve kalıcı bir anlaşmaya varmak için yeni ve yenilikçi fikirlere ve çözümlere açık olduğunu açıkladı. Bu açıklamalar, müzakerelerin iyi gittiğini ve bir sonraki turun krizi sona erdirecek bir anlaşmanın imzalanması yolunda önemli bir adım olacağını gösterdi.

Öte yandan ABD’nin tutumu belirsizdi, ancak Beyaz Saray temsilcileri, İranlılarla sabah yapılan görüşmelerin ardından hayal kırıklığına uğradıklarını basına sızdırdı. Saatler süren müzakereler, herhangi bir ilerleme kaydedilmeden sona erdi.

Cenevre’deki müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması ve doğrudan çatışmaya geri dönülmesi, her iki tarafın da uzlaşma çözümlerini tükettiğini gösteriyor.

Cenevre’deki müzakerelerin tıkanması ve Tahran'ın nükleer stoklarını transfer etmeyi, balistik füzelerini sökmeyi ve müttefik milislerini dağıtmayı reddetmesi üzerine, ABD ve İsrail ortak bir saldırı başlattı. Washington bu saldırıyı ‘Destansı Öfke Operasyonu’ olarak nitelendirirken, İsrail ‘Kükreyen Aslan Operasyonu’ adını verdi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, operasyonun amacının ‘İsrail’in bekasına yönelik tehdidi ortadan kaldırmak ve İran halkının kendi kaderini belirlemesi için koşullar yaratmak olduğunu’ belirtti.

Saldırılar, cumartesi günü kendisiyle yaptığı toplantı sırasında bir dizi İranlı liderle birlikte öldürüldüğü duyurulan Dini Lider Ali Hamaney'in karargahı da dahil olmak üzere komuta merkezlerini hedef aldı. Netanyahu'nun açıklamaları, müzakerelere geri dönülmesi için hiçbir alan olmadığını gösterdi. İran'ın yanıtı, ABD’nin bölgedeki üslerine ev sahipliği yapan tüm ülkeleri de hedef aldı. Bu hamle, ‘göze göz’ ilkesinin uygulanması gibi görünüyor ve eski şartlarda müzakere olasılığını tamamen ortadan kaldırıyor.

Müzakerelerin sonu mu, yoksa yeni bir başlangıç mı?

Cenevre müzakerelerinin başarısızlığı ve doğrudan çatışmaya geri dönülmesi, iki tarafın tüm uzlaşma yollarını tükettiğini gösteriyor. Ancak bazıları bu saldırıların savaş alanında müzakere yapmak amacıyla yapıldığına inanıyor. ‘Stratejik sabra’ ulaşanlar, müzakerelerde hedeflerine ulaşanlardır, ancak Tahran'ın birkaç Arap şehrine düzenlediği füzeli saldırılar, sanki kendisini güvenli bir yere taşıyabilecek tüm gemileri yakarak son silahlarına başvurduğunu gösteriyor.

İran, iç ekonomik çöküş ve dış askeri baskı arasında sıkışmış durumda. Bu arada ABD, ‘İran rejimini’ bir kez ve sonsuza kadar ortadan kaldırmaya kararlı görünüyor. Bu da Washington'ın askeri güç ve diplomasi yoluyla Ortadoğu'daki güç dengesini yeniden çizme arzusunu yansıtıyor. Ancak, İran'ın bölgedeki ülkelere karşı yaygın tepkisi, ‘kesin bir zaferin’ bedelinin küresel enerji istikrarı ve tüm bölgenin güvenliği için çok yüksek olabileceğini kanıtlıyor.

Lityum, petrol ve gaz, çaresiz İran diplomasisinin elindeki araçlar olmaya devam ediyor. Fakat uçakların gürültüsü ve savaş çığlıkları arasında, özellikle Hamaney suikastından sonra, anlaşma mı yoksa çöküş mü olacağına savaş alanının dili karar verecek gibi görünüyor.


Ali Hamaney suikastı ve Geçici Liderlik Konseyi’nin oluşturulması

İran Dini Lideri Ali Hamaney. İran devlet medyası, 28 Şubat 2026 Cumartesi sabahı gerçekleşen saldırı dalgasında ofisinde çalışırken bir hava saldırısında öldürüldüğünü duyurdu (Dina Su Ote)
İran Dini Lideri Ali Hamaney. İran devlet medyası, 28 Şubat 2026 Cumartesi sabahı gerçekleşen saldırı dalgasında ofisinde çalışırken bir hava saldırısında öldürüldüğünü duyurdu (Dina Su Ote)
TT

Ali Hamaney suikastı ve Geçici Liderlik Konseyi’nin oluşturulması

İran Dini Lideri Ali Hamaney. İran devlet medyası, 28 Şubat 2026 Cumartesi sabahı gerçekleşen saldırı dalgasında ofisinde çalışırken bir hava saldırısında öldürüldüğünü duyurdu (Dina Su Ote)
İran Dini Lideri Ali Hamaney. İran devlet medyası, 28 Şubat 2026 Cumartesi sabahı gerçekleşen saldırı dalgasında ofisinde çalışırken bir hava saldırısında öldürüldüğünü duyurdu (Dina Su Ote)

Londra\Mecelle

İran, cumartesi sabahı başlayan eşi benzeri görülmemiş ABD-İsrail saldırısının ilk gününde Dini Lider Ali Hamaney’in suikasta uğramasından bir gün sonra, dün bir geçiş planı açıkladı. Plan, yeni bir Dini Lider seçilene kadar ülkeyi yönetecek bir Geçici Liderlik Konseyi’nin oluşturulmasını içeriyor.

Geçici konseyde Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (71 yaşında), Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei (68 yaşında) ve İran Din İşleri Yönetim Merkezi Başkanı Ayetullah Ali Rıza Arafi (65 yaşında) yer alıyor. Arafi ayrıca, Dini Lideri atamak ve çalışmalarını denetlemekle görevli organ olan Uzmanlar Meclisi'nin ikinci başkan yardımcılığını yürütmesinin yanı sıra, Anayasayı Koruma Konseyi üyesidir.

Cumhurbaşkanı, Yargı Erki Başkanı ve parlamento tarafından çıkarılan yasaları denetleyen, parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adayları inceleyen Anayasayı Koruma Konseyi’nden bir din adamı geçiş sürecini yönetecek.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani de geçiş döneminde önemli bir rol oynuyor.

İran devlet televizyonunda bir sunucu, pazar günü, 36 yıl boyunca ülkeyi yöneten Hamaney'in öldürüldüğünü duyurdu; ancak nasıl öldürüldüğü hakkında ayrıntı vermedi veya cumartesi günü Tahran'daki konutunu hedef alan İsrail ve Amerikan saldırılarından bahsetmedi. Ekranda yas işareti olarak siyah bir kurdele ile birlikte arşivden fotoğraflar ve görüntülere yer verildi.

İran devlet medyası, Hamaney'in cumartesi sabahı saldırı gerçekleştiğinde ofisinde çalıştığını bildirdi. Devlet medyası ayrıca kızının, torununun, gelininin ve damadının da öldürüldüğünü ifade etti.

Devrim Muhafızları, “büyük bir liderin” kaybından dolayı üzüntüsünü dile getiren bir açıklama yayınladı. Pazar günü ise Devrim Muhafızları, Hamaney'in “katillerine” “ağır bir ceza” vereceklerine dair yemin etti.

ABD Başkanı Donald Trump, bir gün önce, cumartesi günü İran İslam Cumhuriyeti Dini Lideri’nin öldürüldüğünü söylemişti. Sosyal medya hesabı Truth Social'dan şu paylaşımı yapmıştı: “Tarihin en acımasız figürlerinden biri olan Hamaney öldürüldü.” Tahran'ın Hamaney'in ölümüne karşı misilleme yapması halinde ABD'nin “her zamankinden daha sert vuracağını” da belirtti.

Trump, o sabahın erken saatlerinde İran'ın askeri gücünü yok etmeyi ve rejimi devirmeyi amaçlayan büyük bir saldırının başladığını duyurdu.

İsrail de İran'a yönelik saldırının başladığını duyurmuş ve İsrail Başbakanı, Hamaney'i “30 yılı aşkın bir süredir kendi halkını ezerken dünyanın dört bir yanında terör estiren ve İsrail'i yok etme planı üzerinde yorulmadan çalışan” bir “despot” olarak tanımladı.

86 yaşındaki Hamaney, kurucusu Ayetullah Ruhullah Humeyni'nin ölümünün ardından 1989 yılında İslam Cumhuriyeti'nin Dini Lideri seçildikten sonra 35 yıl boyunca İran'ı yönetti.

1999’daki öğrenci gösterileri, muhalefetin sonuçlarını reddettiği cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından patlak veren 2009’daki kitlesel protestolar, hızla ve şiddetle bastırılan 2019 protestoları, İran'ın katı kıyafet kurallarını ihlal ettiği iddiasıyla gözaltında tutulurken ölen Mahsa Amini'nin ölümüyle tetiklenen 2022-2023 “Kadın, Yaşam, Özgürlük” hareketi dahil olmak üzere krizlerin üstesinden gelmeyi başardı.

Haziran ayında İsrail ile yaşanan 12 günlük savaş sırasında saklanmak zorunda kaldı. Bu savaş, İsrail'in İran'a derinlemesine nüfuz ettiğini ortaya çıkardı ve hava saldırılarında önemli güvenlik yetkililerinin öldürülmesiyle sonuçlandı.

Hamaney savaştan sağ kurtuldu. Aralık ayı sonlarında, başlangıçta ekonomik şikayetler üzerine başlayan ve daha sonra dinci rejimin devrilmesi çağrılarına dönüşen protestolar patlak verdiğinde, Hamaney göstericileri ABD ve İsrail tarafından desteklenen “bir avuç sabotajcı” olarak nitelendirdi.

Uluslararası Kriz Grubu’nun bu yıl yayınladığı bir raporda, “Hamaney döneminde rejim, tekrarlanan halk ayaklanmalarıyla karşı karşıya kaldı, Hamaney bunları demir yumrukla bastırdı ve aynı acımasızlıkla yönetmeye devam etti” denildi. Rapor “Bu yaklaşım ona biraz zaman kazandırdı, ancak yalnızca iktidarın zorla korunmasıyla ölçülen başarı, ülkenin liderlerine halkın hoşnutsuzluğunun altında yatan şikayetleri ele almak için çok az motivasyon sağladı” değerlendirmesinde bulundu.

Hamaney yoğun bir koruma altında yaşıyordu. Kamuoyu önüne çıkacağı zamanlar nadiren önceden duyuruluyordu.

Dini Lider olduktan sonra, Hamaney, İran dışına hiçbir seyahat yapmadı; bu uygulama, 1979'da İslam Devrimi İran'ı sarstığında Fransa'dan Tahran'a muzaffer bir şekilde dönmesinden sonra Humeyni tarafından başlatılmıştı.

1981'de bir suikast girişiminden sağ kurtuldu ama eli yaralanarak felç oldu. Yetkililer saldırıdan, devrim sırasında müttefik iken daha sonra İran'da yasaklı bir örgüt haline gelen İran Halkın Mücahitleri Örgütü'nü sorumlu tuttu.

Şah döneminde aktivizmi nedeniyle defalarca tutuklanan Hamaney, İslam Devrimi'nin başarısının ardından Tahran'da Cuma Namazı İmamı oldu. Ayrıca İran-Irak Savaşı sırasında ön saflarda görev yaptı.

dfvf
İranlılar, cumartesi günü Tahran'da İsrail ve ABD hava saldırılarında öldürülen Dini Lider Ali Hamaney'e ait bir duvar resminin önünden geçiyor, 1 Mart 2026 (Reuters)

1981'de selefi Muhammed Ali Recai'nin de Halkın Mücahitleri örgütünün sorumlu tutulduğu bir saldırıda öldürülmesinin ardından cumhurbaşkanı seçildi.

1980'lerde Hüseyin Muntazeri, Humeyni'nin muhtemel halefi olarak görülüyordu. Ancak “devrim” lideri, ölümünden kısa bir süre önce fikrini değiştirdi, çünkü Muntazeri İran Halkın Mücahitleri Örgütü üyeleri ile diğer muhaliflerin toplu infazlarına itiraz etmişti.

Görgü tanıkları, Hamaney'in ölüm haberinin yayılmasının ardından bazı İranlıların Tahran'da, komşu şehir Kerec'de ve ülkenin merkezindeki İsfahan'da kutlama yapmak için sokaklara döküldüğünü söyledi

Humeyni öldüğünde, Ali Ekber Haşimi Rafsancani başkanlığındaki Uzmanlar Meclisi toplandı ve üyeleri Hamaney'i Dini Lider seçti.

Hamaney başlangıçta adaylığı kesin olarak reddederek, “nitelikli değilim” dedi, ancak Meclis üyeleri adaylığını sonuçlandırmak için birlik oldular.

2017'de ölen Rafsancani, Hamaney'in yerine cumhurbaşkanı oldu, ancak son yıllarında siyasi bir rakip olarak görüldü. Hamaney, “Dini Lider” konumundan çok daha az güçlü olan bu makama gelen altı cumhurbaşkanıyla çalıştı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bunlar arasında reform ve Batı ile temkinli yakınlaşmayı hedefleyen Muhammed Hatemi gibi daha ılımlı isimler de vardı.

Ne var ki, Hamaney her zaman sertlik yanlılarının yanında yer aldı ve rejimin ideolojisinin temel ilkelerini, “Büyük Şeytan” olan ABD ile mücadeleyi ve İsrail'i tanımayı reddetmeyi savundu.

Altı oğlu olduğu biliniyor, ancak en öne çıkanı, 2019'da ABD tarafından yaptırım uygulanan ve İran'ın en etkili isimlerinden biri olarak kabul edilen Mücteba'dır.

Görgü tanıkları, Hamaney'in ölüm haberinin yayılmasının ardından bazı İranlıların Tahran'da, komşu Kerec şehrinde ve ülkenin merkezindeki İsfahan şehrinde sokaklara dökülerek kutlama yaptığını söyledi. Sosyal medyada yayınlanan ancak Reuters'ın henüz doğrulayamadığı videolarda, başka yerlerde de kutlamalar yapıldığı görülüyor.

fergthy
ABD’li denizciler, İran'ı hedef alan Destansı Öfke Operasyonu sırasında USS Gerald R. Ford uçak gemisinin güvertesinde seyreden 124. Hava Komuta ve Kontrol Filosu'na ait bir uçağa sinyaller gönderiyor (Reuters)

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani, ABD-İsrail saldırılarında Hamaney'in öldürülmesinin ardından pazar günü geçiş döneminin başlayacağını duyurdu.

Laricani, “Yakında geçici bir liderlik konseyi kurulacak ve Cumhurbaşkanı, Yargı Erki Başkanı ve Anayasayı Koruma Konseyi'nden bir din adamı, bir sonraki lider seçilene kadar sorumluluğu üstlenecek” dedi. “Bu konsey en kısa sürede kurulacak; bugün itibariyle kurulması üzerinde çalışıyoruz” ifadesini kullandı.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Amerikan kayıplarının olmadığını ancak saldırıların Amerikalılara yönelik yeni riskler konusunda endişeleri artırdığını söyledi

İsrail ordusu, pazar sabahı gerçekleştirdiği hava saldırılarının İran’ın balistik füze ve hava savunma sistemlerini hedef aldığını belirtti. İran medyası, pazar sabahı Tahran'da bir patlama sesinin duyulduğunu bildirdi.

Cumartesi günü İran, ilk saldırılara misilleme olarak yüzlerce füze ve insansız hava aracı fırlatarak bölgedeki ABD güçlerini ve İsrail ile Arap ülkelerindeki şehirleri hedef aldı. Bu da bölgedeki birçok uçuşun iptal edilmesine yol açtı.

rgthy6
ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford, Girit'teki Souda Körfezi'nden ayrılıyor, 26 Şubat 2026 (AFP)

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Amerikan kayıplarının olmadığını, ancak saldırıların Amerikalılara yönelik yeni riskler konusunda endişeleri artırdığını belirtti.

İsrail'in son iki yıldaki askeri operasyonlarında, İran'ın en üst düzey askeri yetkililerinden bazıları öldürülürken, Ortadoğu'da Tahran'ın müttefiki olan birçok örgüt de ciddi şekilde zayıflatıldı.

Haziran ayında Washington'un da katılımıyla İsrail'in İran'ı 12 gün süren bir hava savaşıyla bombalamasının ardından, ABD ve İsrail, İran'ın nükleer ve balistik füze programlarına devam etmesi halinde tekrar saldıracakları konusunda uyarıda bulunmuşlardı.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Artan gerilimlerin etkisiyle piyasalar baskı altında: ABD vadeli işlemleri ve Asya borsaları düşüşte

Seul’deki Hana Bank’ta bir yatırımcı, KOSPI endeksini gösteren ekranı izliyor. (AFP)
Seul’deki Hana Bank’ta bir yatırımcı, KOSPI endeksini gösteren ekranı izliyor. (AFP)
TT

Artan gerilimlerin etkisiyle piyasalar baskı altında: ABD vadeli işlemleri ve Asya borsaları düşüşte

Seul’deki Hana Bank’ta bir yatırımcı, KOSPI endeksini gösteren ekranı izliyor. (AFP)
Seul’deki Hana Bank’ta bir yatırımcı, KOSPI endeksini gösteren ekranı izliyor. (AFP)

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları küresel piyasalarda sarsıntıya yol açtı. Bugün ABD vadeli endeksleri başlangıçta yüzde 1’in üzerinde gerilerken, Bangkok’ta sabah saatleri itibarıyla S&P 500 ve Dow Jones Borsası Endüstri Endeksi vadeli işlemleri yaklaşık yüzde 0,8 düşüş kaydetti.

Asya borsaları haftaya genel bir düşüşle başladı. Japonya’da Nikkei 225 endeksi seansın başında yüzde 2’nin üzerinde geriledi. Kayıplarını kısmen telafi eden endeks, Tokyo’da öğle saatleri itibarıyla yüzde 1,5 düşüşle 57.981,54 puana indi.

Hong Kong’da Hang Seng Endeksi yüzde 1,6 düşüşle 26.215,91 puana gerilerken, Çin’de Shanghai Composite Endeksi 4.163,01 puanda yatay seyretti. Tayvan’ın ana endeksi yüzde 0,6 değer kaybetti. Singapur borsası yüzde 1,9, Bangkok’taki Tayland Borsası ise yüzde 2,1 geriledi. Avustralya’da S&P/ASX 200 yüzde 0,3 düşüşle 9.173,50 puana indi. Güney Kore’de ise piyasalar resmî tatil nedeniyle kapalıydı.

Geleneksel olarak belirsizlik dönemlerinde ‘güvenli liman’ olarak görülen altının ons fiyatı ise yüzde 2,4 artışla yaklaşık 5.371 dolara yükseldi.

Piyasalarda, İran ve Ortadoğu’nun diğer bölgelerinden petrol arzının yavaşlayabileceği ya da kesintiye uğrayabileceği beklentisi fiyatlamalara yansıdı. Bölgede, Arap Körfezi’nin girişindeki kritik deniz geçidi Hürmüz Boğazı’ndan geçişleri sırasında iki geminin hedef alınması da dahil olmak üzere yaşanan saldırılar, ülkelerin küresel pazarlara petrol ihracat kapasitesine ilişkin endişeleri artırdı.

Varlık yönetim şirketi SPI Asset Management yetkilisi Stephen Innes, “Küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz akışının yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Burası yalnızca bir su yolu değil, küresel enerji sisteminin can damarı” değerlendirmesinde bulundu.

Uzayan bir savaşın, benzin başta olmak üzere yakıt ve türevlerinin fiyatlarını artırması; yükselen üretim maliyetleri yoluyla da küresel ekonomiye yayılması bekleniyor.

Bu çerçevede Rabobank bünyesindeki RaboResearch tarafından yayımlanan ekonomi ve küresel piyasalar raporunda, Ortadoğu üzerinden geçen petrol akışında yaşanacak uzun süreli bir kesintinin ‘petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz piyasalarında, hatta tüm küresel piyasalarda devasa sonuçlar doğuracağı’ uyarısında bulunuldu. Raporda, enerjinin üretim süreçlerinin temel girdisi olduğuna dikkat çekildi.

Günde yaklaşık 1,6 milyon varil petrol ihraç eden İran, sevkiyatının büyük bölümünü Çin’e gerçekleştiriyor. Bu ihracatın aksaması halinde Pekin yönetiminin alternatif kaynaklara yönelmek zorunda kalabileceği, bunun da enerji fiyatlarını daha da yukarı çekebileceği değerlendiriliyor.

Ancak Çin’in yaklaşık 1,5 milyar varil düzeyinde petrol rezervine sahip olduğu ve İran’dan gelebilecek arz açığını Rusya’dan ithalatı artırarak telafi edebileceği belirtiliyor. Aberdeen Investments yetkilisi Michael Langham, bu seçeneğin kısa vadede dengeleyici rol oynayabileceğini ifade etti.

Bölgedeki geniş çaplı ABD askeri yığınağı nedeniyle saldırıların büyük ölçüde beklendiği, bu nedenle yatırımcıların risklere karşı pozisyonlarını yeniden ayarladığı kaydediliyor. Artan gerilim, son aylarda piyasalara yön veren yapay zekâ temasını da geçici olarak geri plana itti.

ABD endeksleri cuma gününü düşüşle tamamladı. S&P 500 yüzde 0,4 gerileyerek son 10 ayda yalnızca ikinci aylık kaybını kaydetti. Dow Jones Borsası Endüstri Endeksi yüzde 1,1 düşerken, Nasdaq Composite endeksi yüzde 0,9 değer kaybetti.

Tahvil piyasasında ise yatırımcıların güvenli liman varlıklara yönelmesiyle ABD Hazine tahvillerinin getirileri geriledi.

Stephen Innes, “Piyasalar kırılgan olduğunda, nakavt edici bir darbeye gerek yoktur; ek bir baskı unsuru yeterlidir” değerlendirmesinde bulundu.

Baskıları artıran bir diğer unsur da cuma günü açıklanan veriler oldu. Buna göre, ABD’de toptan eşya fiyat enflasyonu geçen ay yüzde 2,9 ile ekonomistlerin yüzde 1,6’lık beklentisinin oldukça üzerinde gerçekleşti.

Söz konusu tablo, Fed’in faiz indirimlerinde temkinli davranmasına yol açabilir. Faiz indirimi ekonomik faaliyeti ve varlık fiyatlarını destekleyebilirken, aynı zamanda enflasyonist baskıları artırma riski taşıyor.