Irak eski Başbakanı İyad Allavi’den Şarku’l Avsat’a özel açıklama: Saddam beni öldürtmeye çalıştı ama ben onu ABD askerleri arasında tutuklu halde görmeyi reddettim

Irak’ın eski Başbakanı İyad Allavi Şarku'l Avsat'a Baas Partisi ile olan yolculuğunu, Saddam’ı ve işgal sonrası Irak’ı anlattı (1)

Irak eski Başbakanı İyad Allavi’den Şarku’l Avsat’a özel açıklama: Saddam beni öldürtmeye çalıştı ama ben onu ABD askerleri arasında tutuklu halde görmeyi reddettim
TT

Irak eski Başbakanı İyad Allavi’den Şarku’l Avsat’a özel açıklama: Saddam beni öldürtmeye çalıştı ama ben onu ABD askerleri arasında tutuklu halde görmeyi reddettim

Irak eski Başbakanı İyad Allavi’den Şarku’l Avsat’a özel açıklama: Saddam beni öldürtmeye çalıştı ama ben onu ABD askerleri arasında tutuklu halde görmeyi reddettim

Saddam Hüseyin'in boynuna ilmeğin geçirildiği 30 Aralık 2006 tarihinden bugüne uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen Saddam Hüseyin meselesine yaklaşmak hala oldukça zor. Saddam’ın ister sarayda otursun ister mezarda yatsın bir provokatör olduğu gerçeği değişmiyor. Kurbanları ve düşmanları çok olsa da destekçilerinin sayısı da az değil. Irak'ta zaman, yaralara merhem olmak bir yana bir de üstüne tuz basıyor. Saddam'ın adaletsiz uygulamalarının bedelini ödeyenlerin, Saddam’ın ABD’nin Irak’ı işgaline karşı direnişe liderlik ettiğini ve kamu parasıyla ilişkilerinde dürüst olduğunu okumaları kolay olmasa gerek. Saddam’ın destekçileri, onun çizdiği imajın, ülkesini ve bölgesini kana bulayan zalim hükümdar el-Battaş'tan farklı olmadığını kabul etmekte zorlanıyor olmalılar. Ama gazeteciliğin en keyifli anı, bazı bölgelere ve bu bölgelerin sakinlerinin kaderine damgasını vuran zalimlerin geriye bıraktığı korlara ve bazı dönemlerin közlerine yaklaşmaktır.

Bundan birkaç ay önce bir Arap ülkesinin başkentinde bir Iraklıyla tanıştım. Irak’ın eski Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’le ‘iş ilişkisi ve sevgi bağı’ olduğunu ve bu sebeple yüzlerce kez görüştüklerini söyledi. Can güvenliği nedeniyle kimliğini açıklamak istemediğinden dolayı özür diledi. Ancak benim dikkatimi en çok çekense rejimin düşmesinden sonra da Saddam Hüseyin ile iki kez görüştüğünü söylemesiydi. Bu görüşmelerden ilkini, rejimin düşmesinden iki gün sonra 11 Nisan 2003'te Felluce eteklerinde, ikincisi ise 19 Temmuz 2003’te ABD ordusunun kontrolündeki Bağdat'ta gerçekleştiğini açıkladı.

zxs
Eski Irak Başbakanı İyad Allavi, Şarku’l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil’e röportaj verdi (Şarku’l Avsat)

Saddam'ın bir Amerikan zırhlı aracının heykelini düşürdüğü sırada Firdevs Meydanı yakınlarında olduğunu anlatan Iraklı, Saddam'ın aynı günün gecesi, yakınlardaki gizli bir karargahtan, ABD’ye karşı ilk ‘direniş’ hareketine liderlik ettiğinden bahsetti. Iraklının anlattıklarına göre Saddam, Bağdat’ın Azamiye semtinde bulunan Ebu Hanife en-Numan Camisi çevresinde konuşlu ABD güçlerinin mevzilerini hedef alan saldırıya neredeyse bizzat katılmak üzereydi, ancak dostları, kendisini tehlikeye atmasından çekindikleri için onu engellediler. Saddam'ın daha sonra Bağdat'tan Hit'e, oradan da Felluce'ye geçtiği aktaran Iraklı, Saddam’ın oğlu Kusay'ın da aralarında bulunduğu bir grup isimle güvenlik toplantısı yaptığını ve toplantı sırasında ABD ordusuna ‘Irak’a girmekle hata yaptıklarını anlamaları için’ pusu kurulmasını istediğini anlattı.

Iraklı, Saddam'ın ertesi gün Bağdat'a geri dönüp Dora bölgesindeki bir karargâhta cumhurbaşkanlığı muhasebecileriyle görüşerek onlardan 1 milyon 250 bin dolar aldığını ve karşılığında ‘ABD işgaline karşı direniş faaliyetlerinde bulunmak için bu parayı aldığına ve mümkün olan en kısa zamanda geri ödeyeceğine’ dair bir belge imzaladığını aktardı. Iraklı, Saddam'ın Bağdat’ta temmuz ayındaki toplantıda ‘Irak'ın düşmesi, İran'ın nüfuzunun Fas'a kadar yayılması demektir’ uyarısında bulunduğunu da sözlerine ekledi.

x c
2003 yılında Bağdat'taki Firdevs Meydanı’ndaki Saddam heykeli böyle devrilmişti (AFP)

Usta gazeteciler bize hikayeleri bir takım gerekli çekincelerle ele almayı ve daha fazlasını araştırmayı öğrettiler. Saddam'ın sarayında çalışan bir kişiyle de tanışıp ona izlenimlerini sordum. Bu kişi, Kuveyt’in işgali kararını, Irak’ın belini kıran saman çöpü olduğunu söyleyerek eleştirdi. Buna karşın basının yurtdışındaki gizli hesaplarda milyarlarca dolar biriktirdiğini iddia ettiği Saddam’ın dürüstlüğüne dikkati çekme konusunda son derece gayretliydi. Asıl yolsuzluğun rejimin yıkılmasından sonra başladığını ve yetkililerce yaklaşık 500 milyar doların yok edildiğini söyleyen Saddam'la aynı sarayda yaşayan adam, “Onun zalim ya da aşırı derecede gaddar olduğunu söyleyebilirsiniz ama kamunun parasına el uzatmayı bir tür vatana ihanet olarak görüyordu” ifadelerini kullandı. Öte yandan Saddam'ın ABD’nin Irak’ı işgaline karşı direnişin bir bölümüne liderlik ettiğini söylemeyi de ihmal etmedi.

Saddam ne pişman ne de kırgındı

Saddam, ABD askerleri tarafından atıldığı hapishanede çürüyordu. ABD’liler Iraklı bazı siyasilere Bağdat’ın eski efendisini ziyaret edebileceklerini ve onu hapishanede görebileceklerini bildirdiler. Saddam, bir gün aralarında Adnan Paçacı, Adil Abdulmehdi, Hoşyar Zebari, Ahmed Çelebi ve daha sonra idamını denetleyecek olan Muvaffak er-Rubai’nin aralarında bulunduğu bazı muhaliflerinin ve düşmanlarının kendisini ziyaret etmesi karşısında şaşkınlığını gizleyemedi. Çelebi ile bir görüşmemizde bana hapishaneye gittiğinde hayal bile edilemeyecek şeyler gördüğünü ve ABD’nin askeri müdahalesi olmasaydı bunları görmesinin imkansız olacağını söylemişti. Ayrıca Saddam'ın ne pişman ne de kırgın göründüğünü de sözlerine ekledi. Çelebi, Rubai’nin Saddam’la konuşurken sert sözler sarf ettiğini, Saddam’ın da Rubai’ye sert ve aşağılayıcı sözlerle karşılık verdiğini aktardı.

s
Saddam Hüseyin duruşması sırasında (Getty Images)

Önce Irak Yönetim Konseyi (Irak Hükümet Konseyi) üyesi ve daha sonra ise başbakan olan İyad Allavi de modern Irak tarihinin en büyük esir kampını ziyaret etme fırsatı vardı. Yaralı olarak kurtulduğu suikast girişiminin emrini veren kişiyi aşağılayabilir, hakaret dolu bir bakış atabilirdi. Ama o yapmadı. İki kişi böyle bir ziyarette bulunmayı reddetti. Allavi, Saddam’ı hapishanede ziyaret etmeyi istemediğini çünkü düşmanın acısına gülmenin geleneklerinde olmadığını, özellikle de düşmanınız size karşılık veremeyecek bir konumdayken bunu yapmaktan kaçındığını söyledi. Allavi, o sıra Saddam’ın ülkeye ve şahsi olarak kendisine yaptıklarına rağmen halen Irak’ın cumhurbaşkanı olduğunu ve bir Irak liderinin ABD’liler tarafından bir hapishanesinde esir tutulduğunu görmek istemediğini belirtti. Ayrıca yeni Irak'ı intikam temelleri üzerine değil, adalet temelleri üzerine inşa etmeyi istediklerini söyleyen Allavi, Saddam'ı hapishanede görmeyi reddeden ikinci kişinin ise Saddam’a karşı uzun süre silahlı isyan yürüten aşiretinden, halkından ve yakın ailesinden binlerce kişiyi feda eden Mesud Barzani olduğunu ifade etti. Barzani, daha önce Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda, Saddam'ı hapishanede görmeye gitmediğini, çünkü ‘düşmanın acısına gülmenin erkeklerin doğasında olmadığını’ söylemişti.

Allavi’nin de aralarında bulunduğu bazı Iraklı siyasetçiler, Saddam'ı bir Kurban Bayramı sabahı idam edilmesini onun idam sırasında istediği kibirli duruşu sergilemesine izin veren hata olduğunu söyledi. Saddam, ipin boynuna geçirilmesinden hemen önce Rubai'ye bakarak ona, “Bu ip adam olanlar içindir” dedi ve bu sözü iki kez tekrarladı. Saddam, mahkemenin hakkında aldığı idam kararını ‘Fars-i Mecusilere ölüm’, ‘İsrail'e ölüm’ gibi sloganlar atarak karşılamıştı.

Allavi, Saddam'ın yargılanması ve gerekli cezanın verilmesinden yanaydı. Bundan sonrasını onun ağzından dinleyelim:

Saddam'ın idam edildiği gün büyük bir elem hissettim. ABD’lilere, Irak'ı yönettiği uzun yıllar boyunca Irak'ın başından geçenleri anlatabilmesi için Saddam’la diyalog kurmalarını önermiştim. Iraklıların, neler olduğunu bizzat onun ağzından öğrenmelerini istedim. İran'la neden savaştı ve savaş hangi koşullarda patlak verdi? Kuveyt'i neden işgal etti ve işgal kararı nasıl alındı? Neden çok sayıda hem muhalif vatandaşı ve Baasçıyı idam ettirdi? Neden Kürtlere karşı korkunç saldırılar düzenledi? Neden yurtdışındaki muhaliflerine suikastlar düzenledi ya da benimde aralarında olduğum kişilere suikast girişimlerinde bulundu? Tüm bu sorulara yanıt vermesini ve anlatmasını istedim. Bunları anlatması yargılamasına engel olmazdı. Bunları anlatması gerçekleri ortaya çıkarabilir, sorumlulukları ortaya koyabilir ve Saddam'a hayran olanları onun yaptıklarının sonuçları hakkında düşünmeye itebilirdi. Fakat ne yazık ki bu olmadı. İnfazın zamanlaması da Iraklıların ona duyduğu sempatiye katkıda bulundu. Bir bayram sabahı mı idam edilmesi gerekiyordu? Bunun yapılmasıyla defalarca kez uyarıda bulunduğumuz infaz görüntülerine bir anlatı daha eklenmiş oldu. ‘Baasçıları temizleme’ olarak adlandırdıkları sürecin yargı tarafından ele alınmasını, hesabın görülmesini, insanları dışlamanın ya da ötekileştirmenin siyasi bir araca dönüştürülmemesini istedik. Maalesef tavsiyelerimiz dikkate alınmadı. Bu sorunlar insanların bir kısmının Saddam’a sempati duymasına neden olduğu inkar edilemez. Ellerine kan bulaşanların cezalandırılması anlaşılabilir bir durum, ama insanları bir fikri savundukları için cezalandıramazsınız.

Ordunun lağvedilmesi ve Baasın köklerinden sökülmesi

Allavi ile birlikte en az bir önceki kadar hassas bir başka konuya geçtik. Saddam Hüseyin’in, rejiminin düşürülmesinden ve ABD askerlerinin onu tutuklamalarına kadarki süreçte yaptıkları hiç bitmeyen bir tartışma konusu. Direnmeyi seçtiği, direnişçi grupları örgütlediği ve onlara ABD’lilere pusu kurmak gibi çeşitli görevler verdiği yönünde basında çıkan haberlerin doğruluk payı var mı? Saddam’ın düşmanlarından bazıları ona inanmama eğiliminde olduklarından direnişçi yönüyle bilinmesini istemeyebilirler. Böylece geriye sadece bir savaş çığırtkanı, bir katliamcı, bir baskıcı imajı kalıyor. Kendime şu soruyu sordum: Irak rejiminin baltasının izlerini halen vücudunda taşıyan İyad Allavi gibi bir adam, bu soruya yanıt verirken objektif olabilir mi ve Saddam’ın sadece ABD ordusunun kontrolündeki Bağdat'ı terk etmek zorunda kalınca güvenli sığınak arayan bir kaçak olmadığını kabul edebilir mi?

Allavi'ye direniş hareketini ve terörü sordum. O da şunları anlattı:

Irak ordusunun lağvedilmesi, Irak devletinin dağıtılması ve Baasçıları temizleme adımları binlerce askeri personeli, çalışanı ve Baas partizanını bilinmeyene sürükledi. Terör ve teröristlerin direnişi örtbas etmeye çalıştığı ve Usame bin Ladin, Eymen ez-Zevahiri ve Ebu Musab ez-Zerkavi liderliğindeki El Kaide'nin Irak toplumunda bölünmelere yol açmayı hedefledikleri biliniyor. Cinayetlerle, bombardımanlarla, suikastlarla, bazen Şiilere, bazen de Sünnilere suçlamalarda bulunarak mezhepçiliği körüklemekten başka bir şey yapmadılar. Kaosa dayalı bir ortamda faaliyet göstermek ve çevreyi terörizme uygun bir ortama dönüştürmek terörizmin misyonudur. Dolayısıyla terörü dışlayan bir ortamdan ziyade terörün kaynağı haline geldi. Böylece teröristler meşru hale gelmek ve terörlerini direniş olarak göstermek için işgale karşı direnişe sözde bir bağlılık gösterdiler.

Terörizm, Baasçıları saflarına katarak değil, en az beş milyon Baasçıyı ve ailelerinin tecrit edilmesi, siyaset sahnesinden uzaklaştırılmaları ve meslek hayatlarından koparılmaları, geçim kaynaklarının kesilmesiyle Baas'ın tasfiyesinden büyük fayda sağladı. Aynı şekilde terör de güvenlik teşkilatlarının ve Irak ordusunun dağılmasından istifade etti. Tüm bunlar ABD işgalinin, Irak'ta zehrini yaymak için uygun ortamı bulan ve toplumsal dokusunu yok etmeye çalışan terörizme verdiği armağanlardı.

Direniş faaliyetleri ve terör eylemleri artarken Irak’ta kan gövdeyi götürüyordu. Bu yüzden başbakan olarak atanmadan önce Irak Yönetim Konseyi Başkanı olduğum dönemde direniş safında yer alan bazı kişilerle tanışmaya karar verdim. Bu talebimi, bazı arkadaşlarım aracılığıyla kendilerine ilettim. Görüştüğüm kişilerin bir kısmı da Felluce'nin önde gelen şerefli insanlarıydı. Terör eyleminin direniş bayrağı altında meşrulaştırılmaması için onlardan direnişin her türlü faaliyetini durdurmalarını istedim. Konuyu köklü ilişkilerin ve bağlantılarım olan Felluceli kardeşlerimle konuştum. Ne demek istediğimi anladılar ve bana Zerkavi'nin Felluce'de ve Irak'ın diğer bazı bölgelerinde kapsamlı yapılar ve tüneller inşa ettiğini ve iletişim ağları kurduğunu söylediler. Ayrıca bana Enbar ve Felluce sakinlerinin işgalden büyük zarar gördüklerini, ordunun ve güvenlik teşkilatlarının lağvedilmesinin ardından yüzbinlerce kişinin ya yerlerinden edildiğini ya da askeriyeden terhis olduklarını belirttiler.

Bunu Irak Yönetim Konseyi Başkanlığı'na ve ABD’li ve İngiliz işgalci yetkililere de anlattım ama ne yazık ki hiçbir yanıt alamadım. Tasfiyeler kanunlar ve yargı yoluyla değil, siyasileştirilerek ve rastgele bir şekilde yürütüldüğünden sonuçları ülkeye büyük zarar verdi. Bu durum çok yüksek, yetkin ve profesyonel bir insan yüzdesinin siyasi süreç ve otorite çerçevesi dışında kalmasına, reddedilmesine, ötekileştirilmesine ve cezalandırılmasına yol açtı. Bunun sonucunda siyasi süreç büyük ölçüde zayıfladı. Bu süreçten en çok, büyük bölümü yurtdışında olan Saddam liderliğindeki rejimin muhalifleri etkilendi.”

Saddam’ın tutuklanışı

Allavi, Saddam'ı ve özellikle de direnişle olan ilişkisini tekrar sorduğumda sözlerini şöyle sürdürdü:

Saddam Hüseyin'in tutuklandığı haberini duyduğumda Londra’daydım. Haber karşısında şaşırmadım. Kaçacak biri değil, yüzleşecek biriydi ve direniş hareketine liderlik ediyordu. Size Ebu Gureyb’in bahçesinde direniş safında yer alan bazı kişilerle görüştüğümü söylemiştim. Onlardan bazılarına: “Önde gelen aşiretlerden yüksek rütbeli subayken Zerkavi'nin eline düştüğünüz için size yazıklar olsun. Neden işlerinizi Zerkavi'ye teslim edip terörist oldunuz?” dedim. Onlar da bana “Biz terörist değiliz, Amerikalılara karşı direniyoruz” dediler. Bunun üzerine onlara “Biz size Amerikalıların yanındayız demiyoruz, ben Irak'a Amerikalılarla birlikte değil, Enbarlı aşiretlerle birlikte girdim. Bir Amerikan tankına ya da Amerikan savaş uçağına binmedim. Biz savaşa ve işgale karşıyız. Bu konudaki tavrımız net” diye konuştum. Aslında hepsi Saddam'ı severdi. Ciddi bir sevgiyle işgale karşı direndiler, hatta Saddam’ı hala seviyorlar. Bana Saddam'ın yaptığı bunca şeye rağmen nasıl oluyor da bazı çevrelerce halen sevilebiliyor diye soruyorsunuz. Bu sevginin temel nedeni, şu anki mevcut yöneticilerin kötü davranışlarından başka bir şey değil. Saddam hakkındaki idam kararının uygulanma şeklini, işgale karşı duyulan hisleri anlattım. Buna bir de sonradan ortaya çıkan Sünni-Şii hassasiyetini de ekleyebiliriz.

Allavi’ye Saddam’ın halkın parasıyla ilgili tutumunun sorulması gerekiyordu. (Irak’ta 1958 yılında askeri bir darbeyle yönetimi ele geçiren) Abdulkerim Kasım’ın Bağdat'ta fakirlik içinde öldüğü ve bir evinin dahi olmadığı yönünde duyduklarım, bu soruyu sormayı daha çok istememe yol açtı. Kasım’ın hem yol arkadaşı hem de düşmanı olan Abdusselam Arif, hiçbir zaman yolsuzlukla suçlanmadı. Aynı durum, varisi ve kardeşi Abdurrahman Arif için de geçerliydi. Peki Saddam, para ve mülk konusunda tutkulu biri miydi?

ABD’nin Irak’ı işgalinden önce uluslararası ve Arap basınında Saddam'ın sahip olduğu inanılmaz servet hakkında çok şey yazıldı, çizildi. Takma adlarla uzak ülkelerdeki bankalara milyarlarca dolar yatırdığından bahsediliyordu. Saraylarında külçe külçe altının yanı sıra büyük miktarda para da sakladığı söyleniyordu. Bu algı, tüm dünyada ne hükümetin konuşmaya ne de Temsilciler Meclisi’nin işaret parmağını kaldırmaya cesaret edebildiği, ülkede son sözün sahibinin Saddam olduğu düşüncesini daha da arttı. Oğlu Uday’ın biriktirdiği servet de haberlere konu oluyordu. Pek çok kişi, Saddam'ın saraylarına ve konutlarına baskın düzenleyen ABD askerlerinin bu dudak uçuklatan serveti ortaya çıkarmayı başaracaklarını umuyordu. Fakat böyle bir şey olmadı. Irak'ın zenginliğini ülkedeki çatışmalarda ve diğer ülkelerle girilen savaşlarda çarçur eden Saddam’ın, geniş araziler satın aldığı ya da bu arazilere el koyduğu düşünülüyordu. Irak muhalefet kanadının iktidara geldikten sonra Saddam'ın mali hesaplarını açmaya çalışması gayet doğal bir davranıştı.

Allavi’ye Saddam’ın halkın parasına karşı tutumunun ne olduğunu sordum, o da şöyle cevap verdi:

Saddam Hüseyin'in devrilmesinden sonra soruşturmalar başlattık, ancak (mali konularda) aleyhine hiçbir şeye rastlayamadık. Adına kayıtlı hiçbir mülk bulamadık. Her şey Irak hükümeti, Dışişleri Bakanlığı ve Devrim Komuta Konseyi adına kayıtlıydı.

Allavi’ye ‘Saddam’ın şahsına ait hiçbir mal bulamadınız mı?’ diye sordum. O da “Hayır hiçbir şey bulamadık. Özel uçağı bile Irak istihbarat teşkilatına ait bir şirkete kayıtlıydı. Uzun mesafelere uçabilen özel bir uçaktan bahsediyorum” yanıtını verdi.

Saddam’ın üzerine kayıtlı herhangi bir gayrimenkul olup olmadığı sorusunu tekrarladığımda, “Adına kayıtlı hiçbir şey bulamadık” yanıtını verdi. Bunun Saddam’ın parayı sevmediği anlamına gelip gelmediğini sorduğumda ise Allavi, “Parayı sevmiyordu ve zenginlik arayışında değildi. O güç, nüfuz ve iktidar istiyordu. O Saddam’dı. Parayla ya da haramla işi yoktu. Bunlarla ilgilenmedi. Saddam muhafazakar bir insandı. Çok muhafazakardı. Onunla, tanışmamın ilk zamanlarından Irak'tan ayrıldığım zamana kadar  güçlü bir ilişkim oldu. Düşünün, annemin ölüm haberini bizzat kendisi açıklamakta ısrar etti” yanıtını verdi.

İyad Allavi kimdir?

İyad Haşim Hüseyin Allavi, 30 Mayıs 1944'te Bağdat'ta doğdu. Henüz 14 yaşındayken Baas Partisi'ne katıldı. 1970 yılında Bağdat Tıp Fakültesi'nden mezun olan Allavi, daha sonra İngiltere'de ihtisas yaptı. 1980 yılında bir süreliğine Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde çalıştı. 1981-2003 yılları arasında ticaret yaptı ve serbest alanlarda çalıştı. 1975 yılında Irak'ta iktidardaki rejime muhalif bir siyasi örgüt kurdu.

xscdf
İyad Allavi (EPA)

Örgüt daha sonra ‘Irak Ulusal Mutabakat Hareketi’ adını aldı. 1978 yılında suikast girişimine uğradı. Yaralı olarak kurtulan Allavi, bir dizi ameliyat geçirdi. 2003 yılında Bağdat'a geri döndü. 2003 yılında kurulan Irak Yönetim Konseyi üyesi oldu ve ardından başkanlığına seçildi. Daha sonra Irak Yönetim Konseyi tarafından oybirliğiyle Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasının ardından yeni dönemde Irak'ın yasama ve yürütme yetkilerine tamamen sahip ilk başbakanı olarak seçildi. Allavi, 2004 yılı haziran ayından 2005 yılı mayıs ayına kadar başbakanlık görevini yürüttü. Dr. Sena Hamid el-Hasuna ile evli olan Allavi’nin Sara, Nejat ve Hamza adlarında 3 çocuğu var.

Kaddafi, Ali Abdullah Salih ve Saddam'ın ipi

Ortadoğu halkı, bir yanda Bağdat'ta Amerikan tankları gezerken diğer yanda Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin'in darağacına çıkarılmasını şaşkın gözlerle izledi. Saddam’ın idam sehpasındaki görüntüleri, iki farklı ekolden gelen ve iki farklı tarza sahip olan iki lideri daha çok etkiledi.

xs
Saddam’ın darağacına çıkarıldığı an (AFP)

Yemen’in eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih, konuk ettiği gazetecinin önünde, ABD’nin başka ülkelerin liderlerini idama kadar yargılama hakkı bulması karşısında duyduğu şaşkınlığı gizlemezken, ülkeleri ve onların sembol isimlerini o ülkelerin halklarının iradesine bırakmak yerine tarihe yön verme hakkını kendinde bulmasını kınadı. Gelecekte olacaklara hazırlanmak anlamına gelen ‘Komşunuz tıraş olduğunda siz de sakalınızı ıslatmalısınız’ sözünü dile getirmekten çekinmedi. ABD’li berberin tıraş deneyimini başka ülkelerde de hayata geçirebileceğini hissediyordu. Ama yanlış hesap yapmıştı. Asıl öldürücü darbe, ‘Büyük Şeytanı’ lanetleyenlere bağlı olanlardan gelecekti.

rgt
Ali Abdullah Salih (AP)

Diğer lider ise Muammer Kaddafi'ydi. ABD savaş uçaklarının 1986 yılında evini başına yıkması onu korkutmuş, ABD’nin cübbesini ateşe verme girişimlerinin artık kolay olmadığını anlamıştı. Bu, onun imparatorluğu için unutulmaz bir ders olmuş, ABD'yi artık her yere uzanan katı bir el olarak görmeye başlamıştı. Kaddafi, Saddam'ın idamını izlediğinde korkudan paniğe kapıldı.

Arap Birliği’nin Şam'daki zirvesine katılan liderlere hitaben yaptığı konuşmada korkularını dile getiren Kaddafi, “Yarın asılma sırası size gelecek ve imtihan edileceksiniz. ABD’nin kendisine düşman olan bir rejimi kökünden söküp atabileceğini biliyorum” ifadelerini kullandı.

Kaddafi’nin gölgesi olarak görülen eski protokol müdürü Nuri el-Mismari'ye, Kaddafi'nin Saddam'dan nefret edip etmediğini sorduğumda bana, “Garip bir şekilde ondan nefret ediyordu. Ona hakaret etti. Onu aptal olarak nitelendirdi. Onun önemsiz ve pervasız biri olduğunu söyledi. Saddam kibirli davranışlar sergilediğinden böyle olabilir. Öte yandan Saddam, Kaddafi'nin lider rolünü kabul etmeye istekli değildi. Kaddafi de Saddam'ın Irak'taki muhaliflerini destekledi. Saddam ise buna Çad'daki Kaddafi muhaliflerini destekleyerek karşılık verdi. İki adam arasında büyük bir düşmanlık güdülüyordu” yanıtını verdi.

zxsd
Muammer Kaddafi, Libyalı muhalifler tarafından ‘NATO’nun dokunuşuyla’ öldürüldü (Getty Images)

Mismari, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kaddafi, ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgalinden önce Saddam'ın gönderdiği bir temsilciyi kabul etmişti. Saddam’ın temsilcisine işlerin iyiye gideceğine inanmadığını söyledi. Eğer Irak'ı savaş belasından kurtaracaksa, Saddam’ı Libya’da ağırlamak istediğini ifade etti. Saddam'ın Libya'ya gelmek istememesi halinde başka bir yer de seçebileceğini belirtti. Elbette Saddam'ın ayrılmaya niyeti yoktu. Saddam’ın muhaliflerini destekleyen ve İran-Irak savaşı sırasında İran’a silah sağlayan Libya'ya gelip orada yaşamayı kabul edeceğini hayal etmek dahi mümkün değildi. Saddam’ın temsilcisi, savaşa hazır olduklarını ve moralin yüksek olduğunu vurguladı ama Kaddafi buna ikna olmadı.”

Aynı soruyu Kaddafi rejiminin bir zamanlar iki numaralı ismi olarak bilinen Abdusselam Callud'a da sordum.

Callud, şunları söyledi:

Sonuçta aynı zalim zihniyete sahip olsalar da aralarında ilişki kurmak çok zordu. Karakterleri, aralarında bir ilişkinin kurulmasını zorlaştırıyordu. Gerçek şu ki Kaddafi, Saddam'ı başından beri sevmemişti. Davranışlarını çirkin buluyordu. Saddam'ın Irak'a, zalimin (Kaddafi) Libya'ya yaptıklarına bak.

Callud’a bir yazar gözüyle anlatmayı isteyip istemediğini sorduğumda ise “İkisini birbiriyle kıyaslamanı bir yolu yok. Kaddafi, Saddam'dan daha çok okuyordu ama her ikisi de zalimdi. Kaddafi birinci sınıf bir zalimdi. Libyalılara zorla ikiyüzlü olmayı öğretti. Libyalılar açtı ama Allah'a şükür çok güçlüyüz diyorlardı” yanıtını verdi.

Değişim günleri ne kadar zor geçiyor. Bir zamanlar bir liderken, arkadaşınız arkanızdan size ‘zalim’ diyor.

Kaddafi'nin boynuna bir ip geçirilmedi ama daha kötüsünü yaşadı. Kaddafi’ye ölümcül darbeyi Libyalılar indirdi ama NATO’nun Kaddafi rejiminin düşürülmesindeki rolünü de unutmadık.



Australia Charges Man with Trying to Pass Ukraine Military Intel to Russia

Ukrainian soldiers on a Swedish CV90 infantry fighting vehicle at their positions near Bakhmut, Donetsk region, Ukraine, Sunday, June 25, 2023. Roman Chop, AP
Ukrainian soldiers on a Swedish CV90 infantry fighting vehicle at their positions near Bakhmut, Donetsk region, Ukraine, Sunday, June 25, 2023. Roman Chop, AP
TT

Australia Charges Man with Trying to Pass Ukraine Military Intel to Russia

Ukrainian soldiers on a Swedish CV90 infantry fighting vehicle at their positions near Bakhmut, Donetsk region, Ukraine, Sunday, June 25, 2023. Roman Chop, AP
Ukrainian soldiers on a Swedish CV90 infantry fighting vehicle at their positions near Bakhmut, Donetsk region, Ukraine, Sunday, June 25, 2023. Roman Chop, AP

Australian police charged a man with foreign interference on Friday for allegedly seeking to pass intelligence about Ukrainian military activities to Russia.

The 27-year-old Russian-Australian citizen underwent "military style" training in Russia and later joined the Ukrainian armed forces, Australian Federal Police Commissioner Krissy Barrett told a news conference.

Police allege he travelled to Russia for the training in October 2024 before returning to Australia, where he "maintained contact" with individuals he believed were linked to Moscow's intelligence services.

He travelled in 2025 to Ukraine, where he enlisted in the country's armed forces and "gained access to information relating to their military personnel, units and locations", police allege.

Barrett said he then "provided, or attempted to provide, information obtained in Ukraine to individuals he believed were acting on behalf of Russian intelligence services".

"It is alleged this conduct created a risk to the safety and security of Ukrainian military personnel," she said.

"We don't want Australia to become a safe haven for people who are undertaking foreign interference on behalf of other countries," Barrett said.

- 'Zero tolerance' -

Police said there was no indication he had received military training in Australia.

The man has not been identified and was unemployed, Barrett said.

A number of search warrants have been executed and it is a "possibility" there could be further arrests related to the case, she said.

The investigation was conducted by federal police and the Australian Security Intelligence Organization spy agency.

"This case should put regimes perpetrating foreign interference on notice: we have zero tolerance," ASIO Deputy Director-General Claire McGuinness said.

The man was scheduled to face charges at a court hearing in Brisbane on Friday.

It marks the eighth charging of an individual with crimes related to spying and foreign interference in Australia.

The crime of intentional foreign interference carries a maximum penalty of 20 years' imprisonment in Australia.

Australia's spy chief Mike Burgess singled out Russia last year as an "aggressive espionage threat" to the country.

In 2024, Australian police charged a married Russian-born couple with spying for Moscow, accusing them of accessing national security-related material from the military.

The 40-year-old woman, Kira Korolev, and her 62-year-old husband Igor -- both holders of Russian passports -- had lived in Australia for more than 10 years and had obtained citizenship, the authorities said.


8 Killed in Charter Plane Crash Near Remote Site in Alaska

FILE - The National Transportation Safety Board logo and signage are seen at a news conference at NTSB headquarters in Washington, Dec. 18, 2017. (AP Photo/Andrew Harnik, File)
FILE - The National Transportation Safety Board logo and signage are seen at a news conference at NTSB headquarters in Washington, Dec. 18, 2017. (AP Photo/Andrew Harnik, File)
TT

8 Killed in Charter Plane Crash Near Remote Site in Alaska

FILE - The National Transportation Safety Board logo and signage are seen at a news conference at NTSB headquarters in Washington, Dec. 18, 2017. (AP Photo/Andrew Harnik, File)
FILE - The National Transportation Safety Board logo and signage are seen at a news conference at NTSB headquarters in Washington, Dec. 18, 2017. (AP Photo/Andrew Harnik, File)

Eight people died after a charter aircraft crashed at a remote military radar site in western Alaska on Thursday, the US ⁠military's Alaskan Command ⁠said.

A Cessna 441 operated by Anchorage-based air charter company Security Aviation crashed west of Cape ⁠Newenham LRRS Airport in Alaska around 12:15 p.m. (2015 GMT), a Federal Aviation Administration spokesperson said.

The aircraft had departed from Anchorage International Airport and was bound for Cape Newenham, the spokesperson added.

“This is a devastating loss for our military family and the communities we serve,” US Air Force Lt. Gen. Robert Davis, commander of Alaskan Command, the Alaskan North American Aerospace Defense Command Region and Eleventh Air Force, said in a statement.

The statement did not provide details on the specific work the individuals were doing. It referred to the plane involved as a “civilian-contracted aircraft.”

The Cape Newenham ⁠facility ⁠is part of a network of remote radar sites that track aircraft in Alaska's airspace and along its borders.

Davis described those on board as “dedicated professionals carrying out a vital mission in a demanding environment. Our absolute priority right now is providing unwavering support to their families, friends and teammates during this devastating time. We are profoundly grateful for the swift and tireless response of our search and recovery professionals.”

Clint Johnson, the National Transportation Safety Board’s Alaska region chief, said earlier Thursday evening that two pilots and six passengers were on board.


US Debt Hits $40 Trillion as Higher Yields Open New Opportunities for Gulf Investors

An electronic display in Washington, DC, shows the US national debt on Aug. 19, as federal debt surpassed $40 trillion for the first time. (AFP via Getty Images)
An electronic display in Washington, DC, shows the US national debt on Aug. 19, as federal debt surpassed $40 trillion for the first time. (AFP via Getty Images)
TT

US Debt Hits $40 Trillion as Higher Yields Open New Opportunities for Gulf Investors

An electronic display in Washington, DC, shows the US national debt on Aug. 19, as federal debt surpassed $40 trillion for the first time. (AFP via Getty Images)
An electronic display in Washington, DC, shows the US national debt on Aug. 19, as federal debt surpassed $40 trillion for the first time. (AFP via Getty Images)

As US debt surpasses $40 trillion, Gulf investors are looking beyond the record figure to the broader implications of Treasury yields for capital flows, financing costs and investment strategies.

US assets and the dollar remain central to Gulf portfolios because of the depth of American markets and Gulf currencies’ links to the dollar. At the same time, higher yields are creating opportunities for Gulf sovereign wealth funds to rebalance portfolios and generate stronger returns on new investments.

Economists say the Gulf’s strong financial positions give the region considerable flexibility in navigating shifts in global interest rates. Higher fixed-income yields are also encouraging more diversified strategies spanning bonds, private credit, infrastructure and global equities, alongside growth sectors, such as technology, artificial intelligence and new energy.

Dollar remains central

Abdullah Almeer, assistant professor of economics at King Fahd University of Petroleum and Minerals (KFUPM), said US debt reaching $40 trillion does not pose an “immediate risk” to Gulf dollar-denominated investments, although it increases longer-term structural risks monitored by sovereign wealth funds and central banks.

Almeer told Asharq Al-Awsat that Saudi Arabia holds about $142 billion in US Treasury securities, while the dollar accounts for roughly 57% of global central bank reserves, underscoring its continued central role in the international financial system.

The doubling of US debt from about $20 trillion in 2016 to more than $40 trillion today warrants closer scrutiny of fiscal developments, but does not, for the foreseeable future, diminish the attractiveness of US markets or the dollar’s importance to Gulf economies, he argued.

US dollar bills are seen in front of displayed stock graph in this illustration taken, February 8, 2021. (Reuters)

Higher yields, new opportunities

Persistently high US bond yields could reduce the market value of existing securities and result in valuation losses for some Gulf portfolios.

Almeer does not, however, expect the US economy to default, stressing that American markets retain high levels of liquidity, depth and institutional stability. A large-scale Gulf exit from US assets is therefore unlikely in the foreseeable future.

The main transmission channel to Gulf economies is interest rates. Financing government debt exceeding $40 trillion requires massive Treasury issuance, potentially pushing yields higher, particularly if inflationary pressures persist or oil prices rise.

Saudi Arabia’s riyal peg of SAR 3.75 to the dollar also means its monetary policy is closely tied to US interest rates. A widening rate differential between the two countries could put pressure on the exchange rate and capital flows.

Almeer estimated Gulf financial reserves at about $874 billion, while sovereign wealth fund assets are approaching $5 trillion, giving the region substantial capacity to finance projects and continue attracting investment.

Broader diversification

Rising US debt could encourage Gulf states to further diversify investments toward emerging economies such as India, China and Türkiye, as well as real assets, global infrastructure and fast-growing Asian markets, he added.

Technology, AI and clean energy could also attract a larger share of investment, in line with economic and investment shifts taking place across the region and globally.

Debt figure is not the whole story

Almeer stressed that the $40 trillion threshold does not in itself represent a decisive turning point for the global financial system. Markets focus less on the absolute size of debt than on a country’s ability to finance and service it and maintain investor confidence.

The US still has the world’s largest economy and financial market, while the dollar remains the most widely used currency in international trade and reserves, giving Washington flexibility unavailable to most other economies, he noted.

What makes the figure significant is the accelerating pace of government borrowing and the rising cost of servicing that debt, particularly with interest rates remaining relatively high, he explained.

Economic history also suggests that absolute debt levels are not necessarily the decisive factor in determining crisis risk. Japan, for example, has managed debt exceeding 200% of GDP for extended periods without suffering a sovereign debt crisis, Almeer went on to say.

A Saudi money changer displays Saudi Riyal banknotes at a currency exchange shop in Riyadh, Saudi Arabia July 27, 2017. (Reuters)

Pace of debt growth matters

Mohammed Al-Farraj, Head of Asset Management at Arbah Capital, told Asharq Al-Awsat that the $40 trillion figure should be assessed alongside the pace of debt growth, servicing costs, the annual deficit and markets’ capacity to absorb US Treasury issuance.

He explained that the trajectory does not necessarily signal an imminent threat to Washington’s ability to meet its obligations, but it is reshaping the global investment environment by raising financing costs and altering returns across asset classes.

Higher Treasury yields can reduce the market value of existing bonds while offering better returns on new issues, creating opportunities for investors to rebuild fixed-income portfolios at more attractive levels, he added.

Al-Farraj said the current environment could encourage Gulf sovereign wealth funds to strike a better balance between fixed-income instruments and higher-growth assets, with opportunities in gold, global equities, private credit and infrastructure, alongside more flexible management of US Treasury maturities.

That does not mean abandoning the dollar, but rather adopting more diversified portfolio management while keeping dollar assets at the core of Gulf investment strategies, he remarked.

The main effect of record US debt on the Gulf may therefore be to accelerate the evolution of investment strategies rather than change their direction. The dollar remains pivotal, even as opportunities for Gulf capital expand across bonds, US markets, infrastructure, technology and fast-growing Asian economies.