Irak eski Başbakanı İyad Allavi’den Şarku’l Avsat’a özel açıklama: Saddam beni öldürtmeye çalıştı ama ben onu ABD askerleri arasında tutuklu halde görmeyi reddettim

Irak’ın eski Başbakanı İyad Allavi Şarku'l Avsat'a Baas Partisi ile olan yolculuğunu, Saddam’ı ve işgal sonrası Irak’ı anlattı (1)

Irak eski Başbakanı İyad Allavi’den Şarku’l Avsat’a özel açıklama: Saddam beni öldürtmeye çalıştı ama ben onu ABD askerleri arasında tutuklu halde görmeyi reddettim
TT

Irak eski Başbakanı İyad Allavi’den Şarku’l Avsat’a özel açıklama: Saddam beni öldürtmeye çalıştı ama ben onu ABD askerleri arasında tutuklu halde görmeyi reddettim

Irak eski Başbakanı İyad Allavi’den Şarku’l Avsat’a özel açıklama: Saddam beni öldürtmeye çalıştı ama ben onu ABD askerleri arasında tutuklu halde görmeyi reddettim

Saddam Hüseyin'in boynuna ilmeğin geçirildiği 30 Aralık 2006 tarihinden bugüne uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen Saddam Hüseyin meselesine yaklaşmak hala oldukça zor. Saddam’ın ister sarayda otursun ister mezarda yatsın bir provokatör olduğu gerçeği değişmiyor. Kurbanları ve düşmanları çok olsa da destekçilerinin sayısı da az değil. Irak'ta zaman, yaralara merhem olmak bir yana bir de üstüne tuz basıyor. Saddam'ın adaletsiz uygulamalarının bedelini ödeyenlerin, Saddam’ın ABD’nin Irak’ı işgaline karşı direnişe liderlik ettiğini ve kamu parasıyla ilişkilerinde dürüst olduğunu okumaları kolay olmasa gerek. Saddam’ın destekçileri, onun çizdiği imajın, ülkesini ve bölgesini kana bulayan zalim hükümdar el-Battaş'tan farklı olmadığını kabul etmekte zorlanıyor olmalılar. Ama gazeteciliğin en keyifli anı, bazı bölgelere ve bu bölgelerin sakinlerinin kaderine damgasını vuran zalimlerin geriye bıraktığı korlara ve bazı dönemlerin közlerine yaklaşmaktır.

Bundan birkaç ay önce bir Arap ülkesinin başkentinde bir Iraklıyla tanıştım. Irak’ın eski Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’le ‘iş ilişkisi ve sevgi bağı’ olduğunu ve bu sebeple yüzlerce kez görüştüklerini söyledi. Can güvenliği nedeniyle kimliğini açıklamak istemediğinden dolayı özür diledi. Ancak benim dikkatimi en çok çekense rejimin düşmesinden sonra da Saddam Hüseyin ile iki kez görüştüğünü söylemesiydi. Bu görüşmelerden ilkini, rejimin düşmesinden iki gün sonra 11 Nisan 2003'te Felluce eteklerinde, ikincisi ise 19 Temmuz 2003’te ABD ordusunun kontrolündeki Bağdat'ta gerçekleştiğini açıkladı.

zxs
Eski Irak Başbakanı İyad Allavi, Şarku’l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil’e röportaj verdi (Şarku’l Avsat)

Saddam'ın bir Amerikan zırhlı aracının heykelini düşürdüğü sırada Firdevs Meydanı yakınlarında olduğunu anlatan Iraklı, Saddam'ın aynı günün gecesi, yakınlardaki gizli bir karargahtan, ABD’ye karşı ilk ‘direniş’ hareketine liderlik ettiğinden bahsetti. Iraklının anlattıklarına göre Saddam, Bağdat’ın Azamiye semtinde bulunan Ebu Hanife en-Numan Camisi çevresinde konuşlu ABD güçlerinin mevzilerini hedef alan saldırıya neredeyse bizzat katılmak üzereydi, ancak dostları, kendisini tehlikeye atmasından çekindikleri için onu engellediler. Saddam'ın daha sonra Bağdat'tan Hit'e, oradan da Felluce'ye geçtiği aktaran Iraklı, Saddam’ın oğlu Kusay'ın da aralarında bulunduğu bir grup isimle güvenlik toplantısı yaptığını ve toplantı sırasında ABD ordusuna ‘Irak’a girmekle hata yaptıklarını anlamaları için’ pusu kurulmasını istediğini anlattı.

Iraklı, Saddam'ın ertesi gün Bağdat'a geri dönüp Dora bölgesindeki bir karargâhta cumhurbaşkanlığı muhasebecileriyle görüşerek onlardan 1 milyon 250 bin dolar aldığını ve karşılığında ‘ABD işgaline karşı direniş faaliyetlerinde bulunmak için bu parayı aldığına ve mümkün olan en kısa zamanda geri ödeyeceğine’ dair bir belge imzaladığını aktardı. Iraklı, Saddam'ın Bağdat’ta temmuz ayındaki toplantıda ‘Irak'ın düşmesi, İran'ın nüfuzunun Fas'a kadar yayılması demektir’ uyarısında bulunduğunu da sözlerine ekledi.

x c
2003 yılında Bağdat'taki Firdevs Meydanı’ndaki Saddam heykeli böyle devrilmişti (AFP)

Usta gazeteciler bize hikayeleri bir takım gerekli çekincelerle ele almayı ve daha fazlasını araştırmayı öğrettiler. Saddam'ın sarayında çalışan bir kişiyle de tanışıp ona izlenimlerini sordum. Bu kişi, Kuveyt’in işgali kararını, Irak’ın belini kıran saman çöpü olduğunu söyleyerek eleştirdi. Buna karşın basının yurtdışındaki gizli hesaplarda milyarlarca dolar biriktirdiğini iddia ettiği Saddam’ın dürüstlüğüne dikkati çekme konusunda son derece gayretliydi. Asıl yolsuzluğun rejimin yıkılmasından sonra başladığını ve yetkililerce yaklaşık 500 milyar doların yok edildiğini söyleyen Saddam'la aynı sarayda yaşayan adam, “Onun zalim ya da aşırı derecede gaddar olduğunu söyleyebilirsiniz ama kamunun parasına el uzatmayı bir tür vatana ihanet olarak görüyordu” ifadelerini kullandı. Öte yandan Saddam'ın ABD’nin Irak’ı işgaline karşı direnişin bir bölümüne liderlik ettiğini söylemeyi de ihmal etmedi.

Saddam ne pişman ne de kırgındı

Saddam, ABD askerleri tarafından atıldığı hapishanede çürüyordu. ABD’liler Iraklı bazı siyasilere Bağdat’ın eski efendisini ziyaret edebileceklerini ve onu hapishanede görebileceklerini bildirdiler. Saddam, bir gün aralarında Adnan Paçacı, Adil Abdulmehdi, Hoşyar Zebari, Ahmed Çelebi ve daha sonra idamını denetleyecek olan Muvaffak er-Rubai’nin aralarında bulunduğu bazı muhaliflerinin ve düşmanlarının kendisini ziyaret etmesi karşısında şaşkınlığını gizleyemedi. Çelebi ile bir görüşmemizde bana hapishaneye gittiğinde hayal bile edilemeyecek şeyler gördüğünü ve ABD’nin askeri müdahalesi olmasaydı bunları görmesinin imkansız olacağını söylemişti. Ayrıca Saddam'ın ne pişman ne de kırgın göründüğünü de sözlerine ekledi. Çelebi, Rubai’nin Saddam’la konuşurken sert sözler sarf ettiğini, Saddam’ın da Rubai’ye sert ve aşağılayıcı sözlerle karşılık verdiğini aktardı.

s
Saddam Hüseyin duruşması sırasında (Getty Images)

Önce Irak Yönetim Konseyi (Irak Hükümet Konseyi) üyesi ve daha sonra ise başbakan olan İyad Allavi de modern Irak tarihinin en büyük esir kampını ziyaret etme fırsatı vardı. Yaralı olarak kurtulduğu suikast girişiminin emrini veren kişiyi aşağılayabilir, hakaret dolu bir bakış atabilirdi. Ama o yapmadı. İki kişi böyle bir ziyarette bulunmayı reddetti. Allavi, Saddam’ı hapishanede ziyaret etmeyi istemediğini çünkü düşmanın acısına gülmenin geleneklerinde olmadığını, özellikle de düşmanınız size karşılık veremeyecek bir konumdayken bunu yapmaktan kaçındığını söyledi. Allavi, o sıra Saddam’ın ülkeye ve şahsi olarak kendisine yaptıklarına rağmen halen Irak’ın cumhurbaşkanı olduğunu ve bir Irak liderinin ABD’liler tarafından bir hapishanesinde esir tutulduğunu görmek istemediğini belirtti. Ayrıca yeni Irak'ı intikam temelleri üzerine değil, adalet temelleri üzerine inşa etmeyi istediklerini söyleyen Allavi, Saddam'ı hapishanede görmeyi reddeden ikinci kişinin ise Saddam’a karşı uzun süre silahlı isyan yürüten aşiretinden, halkından ve yakın ailesinden binlerce kişiyi feda eden Mesud Barzani olduğunu ifade etti. Barzani, daha önce Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda, Saddam'ı hapishanede görmeye gitmediğini, çünkü ‘düşmanın acısına gülmenin erkeklerin doğasında olmadığını’ söylemişti.

Allavi’nin de aralarında bulunduğu bazı Iraklı siyasetçiler, Saddam'ı bir Kurban Bayramı sabahı idam edilmesini onun idam sırasında istediği kibirli duruşu sergilemesine izin veren hata olduğunu söyledi. Saddam, ipin boynuna geçirilmesinden hemen önce Rubai'ye bakarak ona, “Bu ip adam olanlar içindir” dedi ve bu sözü iki kez tekrarladı. Saddam, mahkemenin hakkında aldığı idam kararını ‘Fars-i Mecusilere ölüm’, ‘İsrail'e ölüm’ gibi sloganlar atarak karşılamıştı.

Allavi, Saddam'ın yargılanması ve gerekli cezanın verilmesinden yanaydı. Bundan sonrasını onun ağzından dinleyelim:

Saddam'ın idam edildiği gün büyük bir elem hissettim. ABD’lilere, Irak'ı yönettiği uzun yıllar boyunca Irak'ın başından geçenleri anlatabilmesi için Saddam’la diyalog kurmalarını önermiştim. Iraklıların, neler olduğunu bizzat onun ağzından öğrenmelerini istedim. İran'la neden savaştı ve savaş hangi koşullarda patlak verdi? Kuveyt'i neden işgal etti ve işgal kararı nasıl alındı? Neden çok sayıda hem muhalif vatandaşı ve Baasçıyı idam ettirdi? Neden Kürtlere karşı korkunç saldırılar düzenledi? Neden yurtdışındaki muhaliflerine suikastlar düzenledi ya da benimde aralarında olduğum kişilere suikast girişimlerinde bulundu? Tüm bu sorulara yanıt vermesini ve anlatmasını istedim. Bunları anlatması yargılamasına engel olmazdı. Bunları anlatması gerçekleri ortaya çıkarabilir, sorumlulukları ortaya koyabilir ve Saddam'a hayran olanları onun yaptıklarının sonuçları hakkında düşünmeye itebilirdi. Fakat ne yazık ki bu olmadı. İnfazın zamanlaması da Iraklıların ona duyduğu sempatiye katkıda bulundu. Bir bayram sabahı mı idam edilmesi gerekiyordu? Bunun yapılmasıyla defalarca kez uyarıda bulunduğumuz infaz görüntülerine bir anlatı daha eklenmiş oldu. ‘Baasçıları temizleme’ olarak adlandırdıkları sürecin yargı tarafından ele alınmasını, hesabın görülmesini, insanları dışlamanın ya da ötekileştirmenin siyasi bir araca dönüştürülmemesini istedik. Maalesef tavsiyelerimiz dikkate alınmadı. Bu sorunlar insanların bir kısmının Saddam’a sempati duymasına neden olduğu inkar edilemez. Ellerine kan bulaşanların cezalandırılması anlaşılabilir bir durum, ama insanları bir fikri savundukları için cezalandıramazsınız.

Ordunun lağvedilmesi ve Baasın köklerinden sökülmesi

Allavi ile birlikte en az bir önceki kadar hassas bir başka konuya geçtik. Saddam Hüseyin’in, rejiminin düşürülmesinden ve ABD askerlerinin onu tutuklamalarına kadarki süreçte yaptıkları hiç bitmeyen bir tartışma konusu. Direnmeyi seçtiği, direnişçi grupları örgütlediği ve onlara ABD’lilere pusu kurmak gibi çeşitli görevler verdiği yönünde basında çıkan haberlerin doğruluk payı var mı? Saddam’ın düşmanlarından bazıları ona inanmama eğiliminde olduklarından direnişçi yönüyle bilinmesini istemeyebilirler. Böylece geriye sadece bir savaş çığırtkanı, bir katliamcı, bir baskıcı imajı kalıyor. Kendime şu soruyu sordum: Irak rejiminin baltasının izlerini halen vücudunda taşıyan İyad Allavi gibi bir adam, bu soruya yanıt verirken objektif olabilir mi ve Saddam’ın sadece ABD ordusunun kontrolündeki Bağdat'ı terk etmek zorunda kalınca güvenli sığınak arayan bir kaçak olmadığını kabul edebilir mi?

Allavi'ye direniş hareketini ve terörü sordum. O da şunları anlattı:

Irak ordusunun lağvedilmesi, Irak devletinin dağıtılması ve Baasçıları temizleme adımları binlerce askeri personeli, çalışanı ve Baas partizanını bilinmeyene sürükledi. Terör ve teröristlerin direnişi örtbas etmeye çalıştığı ve Usame bin Ladin, Eymen ez-Zevahiri ve Ebu Musab ez-Zerkavi liderliğindeki El Kaide'nin Irak toplumunda bölünmelere yol açmayı hedefledikleri biliniyor. Cinayetlerle, bombardımanlarla, suikastlarla, bazen Şiilere, bazen de Sünnilere suçlamalarda bulunarak mezhepçiliği körüklemekten başka bir şey yapmadılar. Kaosa dayalı bir ortamda faaliyet göstermek ve çevreyi terörizme uygun bir ortama dönüştürmek terörizmin misyonudur. Dolayısıyla terörü dışlayan bir ortamdan ziyade terörün kaynağı haline geldi. Böylece teröristler meşru hale gelmek ve terörlerini direniş olarak göstermek için işgale karşı direnişe sözde bir bağlılık gösterdiler.

Terörizm, Baasçıları saflarına katarak değil, en az beş milyon Baasçıyı ve ailelerinin tecrit edilmesi, siyaset sahnesinden uzaklaştırılmaları ve meslek hayatlarından koparılmaları, geçim kaynaklarının kesilmesiyle Baas'ın tasfiyesinden büyük fayda sağladı. Aynı şekilde terör de güvenlik teşkilatlarının ve Irak ordusunun dağılmasından istifade etti. Tüm bunlar ABD işgalinin, Irak'ta zehrini yaymak için uygun ortamı bulan ve toplumsal dokusunu yok etmeye çalışan terörizme verdiği armağanlardı.

Direniş faaliyetleri ve terör eylemleri artarken Irak’ta kan gövdeyi götürüyordu. Bu yüzden başbakan olarak atanmadan önce Irak Yönetim Konseyi Başkanı olduğum dönemde direniş safında yer alan bazı kişilerle tanışmaya karar verdim. Bu talebimi, bazı arkadaşlarım aracılığıyla kendilerine ilettim. Görüştüğüm kişilerin bir kısmı da Felluce'nin önde gelen şerefli insanlarıydı. Terör eyleminin direniş bayrağı altında meşrulaştırılmaması için onlardan direnişin her türlü faaliyetini durdurmalarını istedim. Konuyu köklü ilişkilerin ve bağlantılarım olan Felluceli kardeşlerimle konuştum. Ne demek istediğimi anladılar ve bana Zerkavi'nin Felluce'de ve Irak'ın diğer bazı bölgelerinde kapsamlı yapılar ve tüneller inşa ettiğini ve iletişim ağları kurduğunu söylediler. Ayrıca bana Enbar ve Felluce sakinlerinin işgalden büyük zarar gördüklerini, ordunun ve güvenlik teşkilatlarının lağvedilmesinin ardından yüzbinlerce kişinin ya yerlerinden edildiğini ya da askeriyeden terhis olduklarını belirttiler.

Bunu Irak Yönetim Konseyi Başkanlığı'na ve ABD’li ve İngiliz işgalci yetkililere de anlattım ama ne yazık ki hiçbir yanıt alamadım. Tasfiyeler kanunlar ve yargı yoluyla değil, siyasileştirilerek ve rastgele bir şekilde yürütüldüğünden sonuçları ülkeye büyük zarar verdi. Bu durum çok yüksek, yetkin ve profesyonel bir insan yüzdesinin siyasi süreç ve otorite çerçevesi dışında kalmasına, reddedilmesine, ötekileştirilmesine ve cezalandırılmasına yol açtı. Bunun sonucunda siyasi süreç büyük ölçüde zayıfladı. Bu süreçten en çok, büyük bölümü yurtdışında olan Saddam liderliğindeki rejimin muhalifleri etkilendi.”

Saddam’ın tutuklanışı

Allavi, Saddam'ı ve özellikle de direnişle olan ilişkisini tekrar sorduğumda sözlerini şöyle sürdürdü:

Saddam Hüseyin'in tutuklandığı haberini duyduğumda Londra’daydım. Haber karşısında şaşırmadım. Kaçacak biri değil, yüzleşecek biriydi ve direniş hareketine liderlik ediyordu. Size Ebu Gureyb’in bahçesinde direniş safında yer alan bazı kişilerle görüştüğümü söylemiştim. Onlardan bazılarına: “Önde gelen aşiretlerden yüksek rütbeli subayken Zerkavi'nin eline düştüğünüz için size yazıklar olsun. Neden işlerinizi Zerkavi'ye teslim edip terörist oldunuz?” dedim. Onlar da bana “Biz terörist değiliz, Amerikalılara karşı direniyoruz” dediler. Bunun üzerine onlara “Biz size Amerikalıların yanındayız demiyoruz, ben Irak'a Amerikalılarla birlikte değil, Enbarlı aşiretlerle birlikte girdim. Bir Amerikan tankına ya da Amerikan savaş uçağına binmedim. Biz savaşa ve işgale karşıyız. Bu konudaki tavrımız net” diye konuştum. Aslında hepsi Saddam'ı severdi. Ciddi bir sevgiyle işgale karşı direndiler, hatta Saddam’ı hala seviyorlar. Bana Saddam'ın yaptığı bunca şeye rağmen nasıl oluyor da bazı çevrelerce halen sevilebiliyor diye soruyorsunuz. Bu sevginin temel nedeni, şu anki mevcut yöneticilerin kötü davranışlarından başka bir şey değil. Saddam hakkındaki idam kararının uygulanma şeklini, işgale karşı duyulan hisleri anlattım. Buna bir de sonradan ortaya çıkan Sünni-Şii hassasiyetini de ekleyebiliriz.

Allavi’ye Saddam’ın halkın parasıyla ilgili tutumunun sorulması gerekiyordu. (Irak’ta 1958 yılında askeri bir darbeyle yönetimi ele geçiren) Abdulkerim Kasım’ın Bağdat'ta fakirlik içinde öldüğü ve bir evinin dahi olmadığı yönünde duyduklarım, bu soruyu sormayı daha çok istememe yol açtı. Kasım’ın hem yol arkadaşı hem de düşmanı olan Abdusselam Arif, hiçbir zaman yolsuzlukla suçlanmadı. Aynı durum, varisi ve kardeşi Abdurrahman Arif için de geçerliydi. Peki Saddam, para ve mülk konusunda tutkulu biri miydi?

ABD’nin Irak’ı işgalinden önce uluslararası ve Arap basınında Saddam'ın sahip olduğu inanılmaz servet hakkında çok şey yazıldı, çizildi. Takma adlarla uzak ülkelerdeki bankalara milyarlarca dolar yatırdığından bahsediliyordu. Saraylarında külçe külçe altının yanı sıra büyük miktarda para da sakladığı söyleniyordu. Bu algı, tüm dünyada ne hükümetin konuşmaya ne de Temsilciler Meclisi’nin işaret parmağını kaldırmaya cesaret edebildiği, ülkede son sözün sahibinin Saddam olduğu düşüncesini daha da arttı. Oğlu Uday’ın biriktirdiği servet de haberlere konu oluyordu. Pek çok kişi, Saddam'ın saraylarına ve konutlarına baskın düzenleyen ABD askerlerinin bu dudak uçuklatan serveti ortaya çıkarmayı başaracaklarını umuyordu. Fakat böyle bir şey olmadı. Irak'ın zenginliğini ülkedeki çatışmalarda ve diğer ülkelerle girilen savaşlarda çarçur eden Saddam’ın, geniş araziler satın aldığı ya da bu arazilere el koyduğu düşünülüyordu. Irak muhalefet kanadının iktidara geldikten sonra Saddam'ın mali hesaplarını açmaya çalışması gayet doğal bir davranıştı.

Allavi’ye Saddam’ın halkın parasına karşı tutumunun ne olduğunu sordum, o da şöyle cevap verdi:

Saddam Hüseyin'in devrilmesinden sonra soruşturmalar başlattık, ancak (mali konularda) aleyhine hiçbir şeye rastlayamadık. Adına kayıtlı hiçbir mülk bulamadık. Her şey Irak hükümeti, Dışişleri Bakanlığı ve Devrim Komuta Konseyi adına kayıtlıydı.

Allavi’ye ‘Saddam’ın şahsına ait hiçbir mal bulamadınız mı?’ diye sordum. O da “Hayır hiçbir şey bulamadık. Özel uçağı bile Irak istihbarat teşkilatına ait bir şirkete kayıtlıydı. Uzun mesafelere uçabilen özel bir uçaktan bahsediyorum” yanıtını verdi.

Saddam’ın üzerine kayıtlı herhangi bir gayrimenkul olup olmadığı sorusunu tekrarladığımda, “Adına kayıtlı hiçbir şey bulamadık” yanıtını verdi. Bunun Saddam’ın parayı sevmediği anlamına gelip gelmediğini sorduğumda ise Allavi, “Parayı sevmiyordu ve zenginlik arayışında değildi. O güç, nüfuz ve iktidar istiyordu. O Saddam’dı. Parayla ya da haramla işi yoktu. Bunlarla ilgilenmedi. Saddam muhafazakar bir insandı. Çok muhafazakardı. Onunla, tanışmamın ilk zamanlarından Irak'tan ayrıldığım zamana kadar  güçlü bir ilişkim oldu. Düşünün, annemin ölüm haberini bizzat kendisi açıklamakta ısrar etti” yanıtını verdi.

İyad Allavi kimdir?

İyad Haşim Hüseyin Allavi, 30 Mayıs 1944'te Bağdat'ta doğdu. Henüz 14 yaşındayken Baas Partisi'ne katıldı. 1970 yılında Bağdat Tıp Fakültesi'nden mezun olan Allavi, daha sonra İngiltere'de ihtisas yaptı. 1980 yılında bir süreliğine Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde çalıştı. 1981-2003 yılları arasında ticaret yaptı ve serbest alanlarda çalıştı. 1975 yılında Irak'ta iktidardaki rejime muhalif bir siyasi örgüt kurdu.

xscdf
İyad Allavi (EPA)

Örgüt daha sonra ‘Irak Ulusal Mutabakat Hareketi’ adını aldı. 1978 yılında suikast girişimine uğradı. Yaralı olarak kurtulan Allavi, bir dizi ameliyat geçirdi. 2003 yılında Bağdat'a geri döndü. 2003 yılında kurulan Irak Yönetim Konseyi üyesi oldu ve ardından başkanlığına seçildi. Daha sonra Irak Yönetim Konseyi tarafından oybirliğiyle Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasının ardından yeni dönemde Irak'ın yasama ve yürütme yetkilerine tamamen sahip ilk başbakanı olarak seçildi. Allavi, 2004 yılı haziran ayından 2005 yılı mayıs ayına kadar başbakanlık görevini yürüttü. Dr. Sena Hamid el-Hasuna ile evli olan Allavi’nin Sara, Nejat ve Hamza adlarında 3 çocuğu var.

Kaddafi, Ali Abdullah Salih ve Saddam'ın ipi

Ortadoğu halkı, bir yanda Bağdat'ta Amerikan tankları gezerken diğer yanda Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin'in darağacına çıkarılmasını şaşkın gözlerle izledi. Saddam’ın idam sehpasındaki görüntüleri, iki farklı ekolden gelen ve iki farklı tarza sahip olan iki lideri daha çok etkiledi.

xs
Saddam’ın darağacına çıkarıldığı an (AFP)

Yemen’in eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih, konuk ettiği gazetecinin önünde, ABD’nin başka ülkelerin liderlerini idama kadar yargılama hakkı bulması karşısında duyduğu şaşkınlığı gizlemezken, ülkeleri ve onların sembol isimlerini o ülkelerin halklarının iradesine bırakmak yerine tarihe yön verme hakkını kendinde bulmasını kınadı. Gelecekte olacaklara hazırlanmak anlamına gelen ‘Komşunuz tıraş olduğunda siz de sakalınızı ıslatmalısınız’ sözünü dile getirmekten çekinmedi. ABD’li berberin tıraş deneyimini başka ülkelerde de hayata geçirebileceğini hissediyordu. Ama yanlış hesap yapmıştı. Asıl öldürücü darbe, ‘Büyük Şeytanı’ lanetleyenlere bağlı olanlardan gelecekti.

rgt
Ali Abdullah Salih (AP)

Diğer lider ise Muammer Kaddafi'ydi. ABD savaş uçaklarının 1986 yılında evini başına yıkması onu korkutmuş, ABD’nin cübbesini ateşe verme girişimlerinin artık kolay olmadığını anlamıştı. Bu, onun imparatorluğu için unutulmaz bir ders olmuş, ABD'yi artık her yere uzanan katı bir el olarak görmeye başlamıştı. Kaddafi, Saddam'ın idamını izlediğinde korkudan paniğe kapıldı.

Arap Birliği’nin Şam'daki zirvesine katılan liderlere hitaben yaptığı konuşmada korkularını dile getiren Kaddafi, “Yarın asılma sırası size gelecek ve imtihan edileceksiniz. ABD’nin kendisine düşman olan bir rejimi kökünden söküp atabileceğini biliyorum” ifadelerini kullandı.

Kaddafi’nin gölgesi olarak görülen eski protokol müdürü Nuri el-Mismari'ye, Kaddafi'nin Saddam'dan nefret edip etmediğini sorduğumda bana, “Garip bir şekilde ondan nefret ediyordu. Ona hakaret etti. Onu aptal olarak nitelendirdi. Onun önemsiz ve pervasız biri olduğunu söyledi. Saddam kibirli davranışlar sergilediğinden böyle olabilir. Öte yandan Saddam, Kaddafi'nin lider rolünü kabul etmeye istekli değildi. Kaddafi de Saddam'ın Irak'taki muhaliflerini destekledi. Saddam ise buna Çad'daki Kaddafi muhaliflerini destekleyerek karşılık verdi. İki adam arasında büyük bir düşmanlık güdülüyordu” yanıtını verdi.

zxsd
Muammer Kaddafi, Libyalı muhalifler tarafından ‘NATO’nun dokunuşuyla’ öldürüldü (Getty Images)

Mismari, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kaddafi, ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgalinden önce Saddam'ın gönderdiği bir temsilciyi kabul etmişti. Saddam’ın temsilcisine işlerin iyiye gideceğine inanmadığını söyledi. Eğer Irak'ı savaş belasından kurtaracaksa, Saddam’ı Libya’da ağırlamak istediğini ifade etti. Saddam'ın Libya'ya gelmek istememesi halinde başka bir yer de seçebileceğini belirtti. Elbette Saddam'ın ayrılmaya niyeti yoktu. Saddam’ın muhaliflerini destekleyen ve İran-Irak savaşı sırasında İran’a silah sağlayan Libya'ya gelip orada yaşamayı kabul edeceğini hayal etmek dahi mümkün değildi. Saddam’ın temsilcisi, savaşa hazır olduklarını ve moralin yüksek olduğunu vurguladı ama Kaddafi buna ikna olmadı.”

Aynı soruyu Kaddafi rejiminin bir zamanlar iki numaralı ismi olarak bilinen Abdusselam Callud'a da sordum.

Callud, şunları söyledi:

Sonuçta aynı zalim zihniyete sahip olsalar da aralarında ilişki kurmak çok zordu. Karakterleri, aralarında bir ilişkinin kurulmasını zorlaştırıyordu. Gerçek şu ki Kaddafi, Saddam'ı başından beri sevmemişti. Davranışlarını çirkin buluyordu. Saddam'ın Irak'a, zalimin (Kaddafi) Libya'ya yaptıklarına bak.

Callud’a bir yazar gözüyle anlatmayı isteyip istemediğini sorduğumda ise “İkisini birbiriyle kıyaslamanı bir yolu yok. Kaddafi, Saddam'dan daha çok okuyordu ama her ikisi de zalimdi. Kaddafi birinci sınıf bir zalimdi. Libyalılara zorla ikiyüzlü olmayı öğretti. Libyalılar açtı ama Allah'a şükür çok güçlüyüz diyorlardı” yanıtını verdi.

Değişim günleri ne kadar zor geçiyor. Bir zamanlar bir liderken, arkadaşınız arkanızdan size ‘zalim’ diyor.

Kaddafi'nin boynuna bir ip geçirilmedi ama daha kötüsünü yaşadı. Kaddafi’ye ölümcül darbeyi Libyalılar indirdi ama NATO’nun Kaddafi rejiminin düşürülmesindeki rolünü de unutmadık.



El Kaide, Mali'de yayılmak için nasıl ikna edildi?

DEAŞ’a bağlı grupların yaygın olduğu Menaka bölgesindeki Malili askerler (AFP)
DEAŞ’a bağlı grupların yaygın olduğu Menaka bölgesindeki Malili askerler (AFP)
TT

El Kaide, Mali'de yayılmak için nasıl ikna edildi?

DEAŞ’a bağlı grupların yaygın olduğu Menaka bölgesindeki Malili askerler (AFP)
DEAŞ’a bağlı grupların yaygın olduğu Menaka bölgesindeki Malili askerler (AFP)

Maher Farghali

Kuzey Afrika’daki El Kaide’nin eski lideri Abdulmalik Droukdel adına 2013 yılında, Mali ve Sahil ülkelerindeki örgüt liderlerine gönderilen ve ‘Azavad’daki İslamcı Cihat Projesi Hakkında Genel Yönergeler’ başlığını taşıyan eski bir mektup, El Kaide'ye bağlı örgütleri kontrol altına almak, ehlileştirmek ve Selefî cihatçılıktan siyasi bir yapıya dönüştürmek için başarılı girişimlerde bulunulduğunu ortaya koydu. Amaç, çevrelerindeki gerçeklere daha duyarlı hale gelmelerini ve şeriat hükümlerinin uygulanması, toplumun İslamlaştırılması ve bir İslam devletinin kurulması gibi hedeflerin gerçekleştirilmesiydi. Bu durum, geçtiğimiz günlerde Bamako'daki iktidar askeri konseyi karşısında Azavad Kurtuluş Cephesi (FLA) ile Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin (CNİM) arasında sağlanan ittifak ve sahadaki koordinasyon sırasında netleşti.

El Kaide’nin yeni evrimi

Gözlemcilerin Mali'deki çatışma haritasının yeniden çizilmesi olarak değerlendirdiği bu gelişmede, ideolojik açıdan birbirine zıt olan Azavad devleti kurmayı hedefleyen milliyetçi proje ile İslam emirliği kurmayı amaçlayan sınır ötesi cihatçı proje arasındaki derin uçurum yavaş yavaş kapandı. Bu süreç 2013 yılında El Kaide'nin medya kolu es-Sehab Vakfı’nın ‘Azavad'daki İslami Cihat Projesiyle İlgili Genel Yönergeler’ adıyla yayımladığı mektupla başladı. 17 sistematik çalışma yönergesi içeren bu belgede öne çıkan başlıca noktalar arasında, birincisi askeri olarak çalışma alanı, ikinci olarak davet alanı öne çıkıyordu. Birincisi bilinçlendirme ve yetiştirme cephelerinden biri çatışmanın yükünü taşırken diğer alan kitleleri bilinçlendirme, kışkırtma ve harekete geçirme çabası yürütüyor. Belge ayrıca yerel yöneticilerle çatışmayı yatıştırarak bunu davet, açıklama, kışkırtma, üye kazanma, para ve taraftar toplama amacıyla kullanmayı, diğer gruplarla savaşmamayı, halkı öldürmekten ve onlarla çatışmaktan kaçınmayı, düşmanları camilerde, pazarlarda ve kalabalık yerlerde hedef almaktan uzak durmayı da öngörüyordu.

El Kaide'ye bağlı CNIM, sınır ötesi değil yerel bir cihatçı model haline geldi ve Mali ile Sahel'deki yerel kabilevi ve toplumsal yapılara geniş ölçüde uyum sağladı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre mektupta, El Kaide örgütü ile Azavad projesi arasındaki ilişkiyi ve bu projenin nasıl geliştirileceğini ele aldı. Örgütün kendi faaliyetinin niteliğini belirlemesi gerektiğini vurguladı. Buna göre ‘Küresel cihadı mı destekliyor yoksa yerel Azavad projesini mi?’ ve ‘İkisi birbirini etkileyeceğinden nasıl denge kuracak?’ sorularının yanıtları arandı.

Mektupta bu konuda, örgüt yapısını Azavad projesinin yönetiminden bağımsız tutmak ya da iç faaliyeti Azavad yönetimine, küresel cihat faaliyetini ise örgüt yönetimine bağlamak ya da örgütün bir bölümünü boşaltarak Ensaruddin Emiri’nin emrine vermek şeklindeki seçenekleri önerdi. Tüm bunlar, örgüt mensuplarının Azavad vatandaşlığına kavuşturulması hakkını, Azavad topraklarındaki cihat faaliyetinin durdurulmasını ve örgüte mensubiyetin korunmasını, çıkarlar ile zararlar arasında denge gözetilmesini ve Azavad topraklarındaki faaliyetlerin tamamen durdurulmasını gerektiriyor.

Mektup aynı zamanda Azavad'daki El Kaide’ye bağlı hareket ve tugaylara kabile ve aşiret liderlerini sürece dahil etmelerini, hiçbir tarafı dışlamamalarını, tekfir meselelerini gündeme getirmemelerini, bölge ülkelerini güvence altına alan olgun bir dış söylem benimsemelerini ve İslami anayasa tasarısında şu an belirli bir fıkhi görüşü benimsememelerini emrediyor.

dsv
Mali'nin başkenti Bamako'da bir ordu anıtı, 26 Nisan 2026 (AFP)

Geniş çevrelerde yayımlanan ve El Kaide'ye bağlı gruplar arasında dolaşıma giren bu yönergelere bakıldığında, ‘yerel yönetimle çeliştiği sürece ulusal örgütlerin kendini feshetmesi; genel çıkar açısından yararlı olduğu sürece milliyetçi, etnik ya da laik eğilimli fraksiyonları kabul etmek ve onlarla ittifak kurma çağrıları yapıldığı görülüyor. Nitekim Mali'deki FLA ile yakın zamanda kurulan ittifak da bu çerçevede değerlendirilebilir.

Mektupta şu ifadeler yer aldı:

“Mali’deki projeyi istikrarlı bir devlet olarak abartmamalıyız; Azavad'daki Arap toplumunun farklı kesimleriyle köprüler kurmalıyız. Bu, uluslararası baskıları hafifletmemizi sağlayacaktır. Azavad projesine önünde pek çok aşama bulunan küçük bir bebek gözüyle bakmak önemli. Çünkü bu bakış açısı rakipleri tarafsızlaştırmamızı, çıkarlar ile zararlar arasında denge gözetmemizi ve yerel toplumla kabileleri seferber etmek, tekfir meselelerini gündeme getirmemek ve kabilevi temsili ile İslam dinine bağlılığı bir araya getiren tüm bileşenleri kapsayan bir İslam konseyi oluşturmak gibi en uygun politikaları uygulamamızı mümkün kılar.”

CNIM yerel cihada doğru ilerliyor

Cihatçıların devlet anlayışları, demokratik pratik, parti sistemi, anayasa ve beşeri kanunlara karşı tam bir karşıtlık içinde olmalarına karşın cihat faaliyetlerine ilişkin yönerge mesajı doğrultusunda hareket eden El Kaide'ye bağlı CNIM, sınır ötesi değil yerel bir cihatçı model haline geldi. Kidal’den Tuareg lider Iyad Ag Ghali ve Mali'nin orta kesimlerinden Fula kökenli Amadou Kofa'nın liderliğinde Mali ve Sahel'deki yerel kabilevi ve toplumsal yapılara geniş ölçüde uyum sağladı.

Azavad'daki İslami Cihat Projesiyle İlgili Genel Yönergeler’in en kritik noktası, başkentlerden uzak ve dışlanmış yerel halkın desteklenmesiydi. Bu kitleler savaşa davet edilerek korunmaları sağlandı ve kendilerine iş fırsatları sunuldu.

CNIM'in sahada hayata geçirdiği ilk uygulama, Tuareg kabilesine ve Arap, Fula, Songay ile Bambara topluluklarına sızmaktı. Örgütün çekiciliği Dogon, Seno-Gondo Ovası, Sikasso bölgesindeki Minianka ve Burkina Faso'nun farklı bölgelerindeki More ve Bissa gibi diğer etnik grupları da kapsadı. Bu etnik grupların çeşitliliği örgütün medya söylemine de yansıdı. Örgüt, farklı bileşenlerinin ötesine geçebilmek amacıyla 2020 yılı ortasından 2023 yılı sonuna kadar bir dizi reform ve yeniden yapılanma gerçekleştirdi. Bu süreç, aralarındaki gerilimin büyümesine ve yıllar önce patlak veren iki grup arasındaki çatışmaya yanıt niteliği taşıyordu.

İkinci olarak örgüt başarılı oldu saflarını birleştirdi. DEAŞ’ın kalelerinden sürdü ve iç uyumu ile bütünlüğü korumak amacıyla farklı gruplar arasında bağımsızlık ile karşılıklı bağlılık arasında daha etkin bir denge sağlayan bir sistem geliştirdi. Bu yeni yapı, grupları belirli düzeyde özerkliklerini korurken örgüt içindeki diğer gruplarla iş birliği ve koordinasyonu sürdürmelerine olanak tanıdı.

Afrika Araştırmaları Merkezi'ne göre örgüt, yerel komuta düzeyini geniş çapta üç katmanlı bir hiyerarşiye böldü. Bunlar; Merkezi liderlik grubu (Şura Konseyi), kendi belirlenen bölgelerindeki operasyonları denetleyen bölgesel komutanlıklar (bölge emirlikleri) ve yerel düzeydeki bölge komutanlıkları (merkez emirlikleri). Liderlik, genel stratejik yönelimi, farklı taraflar ve gruplar arasındaki uyumu ile İslami Mağrip El Kaidesi ve diğer gruplar gibi ana ve ortak örgütlerle koordinasyonu güvence altına aldı. Yalnız kalmış topluluklar üzerindeki nüfuzunu artırmak amacıyla örgüt ve bünyesindeki gruplar Mali ile Burkina Faso arasındaki Nijer sınırını ve Tillia, Oulam ve Banibangou bölgelerini sömürmeye çalışıyor.

Azavad'daki İslami Cihat Projesiyle İlgili Genel Yönergelerin en kritik noktası, başkentlerden uzak ve dışlanmış yerel halkın desteklenmesiydi. Bu kitleler El Kaide bağlantılı örgüt saflarında savaşmaya davet edilerek korunmaları sağlandı ve kendilerine iş fırsatları sunuldu. Mali'deki etnik ve kabilevi çatışmalara dinî bir kılıf giydirerek genişleyen CNIM; Ensaruddin, Masina Kurtuluş Cephesi, el-Murabitun ve Tevhid ve Cihad olmak üzere dört ana gruptan oluşuyor. Bünyesinde Serma Tugayı başta olmak üzere çeşitli tugaylar da bulunuyor.

Etnik öz savunma milislerinin yayılması, bölgede faaliyet gösteren silahlı grupların ve terör eylemleri ile gerçekleştirdikleri katliamlardan sorumluluklarının tespit edilmesini güçleştirdi.

Dr. Ahmed Askar, yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

“CNIM, yönergelerde yer aldığı üzere arazi anlaşmazlıkları ve çoban toplulukları arasındaki çatışmalar gibi yerel meseleleri benimsemede başarılı oldu. Bu durum örgüte çekicilik ve güç kazandırarak El Kaide üyelerinin yerel halkı güvenlik güçleriyle ilişkilerini kesmek ya da ölümcül misilleme eylemlerine maruz kalmak gibi bir seçimle karşı karşıya bırakmasını sağladı. Bu süreç aynı zamanda örgütün yerel halkı yönetimlerin korunan bölgelerdeki balıkçılık, hayvancılık ve altın çıkarımına yönelik yasaklara uymamaya itmesine de zemin hazırladı; bu faaliyetlerden elde edilen gelirler örgüte pek çok kişiyi çekti.”

Küresel Terörle Mücadele Merkezi, Afrika Saheli'ndeki kırılgan devletlerin risklerini inceleyen bir araştırmasında, CNIM'in suç çetelerine faaliyetleri için dinî meşruiyet sağladığını, hatta pek çok kaçağa sığınak sunduğunu teyit etti. Taraflar arasında para, koruma ve engebeli arazilerdeki geçiş güzergâhları konusunda bir alışveriş gerçekleşti. Mali Askeri Konseyi’ne karşı duyulan ortak düşmanlık da bu ilişkiyi pekiştirdi.

Büyük toprak parçaları üzerindeki kontrolü sayesinde örgüt, bu bölgelerin yönetimi ile otlak, arazi ve kaynak anlaşmazlıklarının çözümünde bir model sundu. Örgüt ve lideri İyad Ag Gali, öz savunma milislerini destekleyerek ve topraklarını savunmak ya da geri almak isteyen çoban topluluklarının yanında yer alarak nüfuz kazandı. Örgüt, kendisine başvuranları korumak ya da erzak satın almak amacıyla köylerde düzenli devriye gezdi. Bu durum, örgüte köylüler arasında geniş bir kitle tabanı oluşturdu.

dfvrtbg
Gece gerçekleştirilen ve üç kişinin hayatını kaybetmesine yol açan bombalı araç saldırısının ardından Gao'da hasar gören bir binanın yanında duran Mali askerleri, 13 Kasım 2018 (AFP)

Afrika Araştırmaları Merkezi, El Kaide gruplarının toplulukları mezhepsel kutuplaştırma yoluyla nasıl ele geçirdiğini açıkladı. Merkeze göre gruplar önce toplulukları birbirine düşürdü, ardından güvenlik kuvvetlerine alternatif olarak halkı koruma çözümleri sundu. Bu yöntem, mağdurları istismar etmelerine ve saflarına katılmaya yönlendirmelerine imkân tanıdı. Hükümetin otlaklar ve sınırlardan yabancı hayvan geçişini yasaklayan mevzuatının ardından örgütler ve tugaylar güvenlik kurumlarını zayıflatmak, hayvancılık taşımacılığını mümkün kılmak, otlak bölgelerini korumak ve kuraklık mevsiminde hayvanlarını canlı tutmak için mücadele eden dışlanmışları istihdam etmek amacıyla sahaya girdi. Gruplar aynı zamanda topraklarını savunmak ya da geri almak isteyen çoban topluluklarının yanında da yer aldı.

Dr. Hamdi Abdurrahman ise şu değerlendirmede bulundu:

“Etnik öz savunma milislerinin (Fula, Bambara, Dogon ve Mossi) yayılması, ardı ardına gelen hükümetlerin bir kısmını silahlandırıp desteklediği milislerin yoğun varlığı nedeniyle faaliyet gösteren silahlı grupların ve terör eylemleri ile gerçekleştirilen katliamlardan sorumluluklarının tespit edilmesini güçleştirdi. Bu milisler arasında ‘geleneksel avcılar’ olarak bilinen Dozo ve Dan Na Ambassagou grubu da yer alıyor. Bu gruplar kabileleri savunurken Mali ordusu da operasyonlar sırasında onların arazi bilgilerinden yararlandı ve hatta seçimlerin güvenliğini sağlamak için bu gruplardan timler oluşturdu. CNIM, devletin kontrolünün olmadığı yerde toplumun askerileşmesinden ve çiftçileri, balıkçıları ve çobanları korumaktan aciz kalan devletin boşluğunda ortaya çıkan öz savunma gruplarından yararlandı. Örgüt müdahale ederek saldırılarını topluluk içi hesaplaşmalarla iç içe geçirdi. Bu durum şiddet yanlısı aşırılık örgütleri ile suç çeteleri arasındaki ayrımın yapılmasını daha da güçleştirdi.

El Kaide'ye bağlı CNIM'in ve müttefik ile ortak örgüt ve tugaylarının en belirgin dönüşümleri, ibadet anlayışı bakımından Selefiler, yerel anlayış bakımından cihatçılar ve siyasi anlayış bakımından İhvancılar olarak özetlenebilir.

Öte yandan Dr. Ahmed Emel, Afrika Araştırmaları dergisinde Sahel bölgesi ülkelerinde terörle mücadelede ordunun performansı üzerindeki yapısal kısıtlamaların etkisine ilişkin şunları yazdı:

“Örgüt, yerel cihada ve ticaretin düzenlenmesine öncelik verdi. Çoğunlukla ticaret yollarını güvence altına alarak ve bazı ürünlerin ticareti üzerinden vergi toplayarak para kazandı. Bu durum örgütün savaşçı ya da yardımcı olarak istihdam ettiği topluluk bireyleriyle sosyal etkileşim kurmasını sağladı. Ancak geleneksel herhangi bir denetimden kaçarak sivil hedeflere yönelik terör eylemleri düzenleyen ve altın gelirleri ile ticaret ağlarını kontrol etmek amacıyla yerel toplulukları sindirmeye çalışan yeni saldırganların sürekli ortaya çıkması sorun teşkil ediyor. Böylece yasadışı silah ticareti ile çeteler ve çoban grupları arasında bir bağ kuruldu. Yasadışı silah ticareti kırsal bölgelerin büyük kesiminde yaygın bir olgu haline geldi. Bu çeteler yasadışı silah tedarik yolları oluşturarak Sahel bölgesi, Büyük Göller bölgesi ve Orta Afrika'daki çatışma bölgeleri arasındaki örgütler ve yasadışı ticaret için önemli kanallar işlevi üstlendi.”

Mektup, Mali'deki örgütlerin başkalarıyla ilişkilerini düzenleme yönündeki dönüşümlerini açığa çıkarırken ‘stratejik öncelikleri değiştirmeye’ kapı aralayarak cihatçı grupların genel seyri hakkında önemli ipuçları verdi. Bu dönüşüm; fikirlerin evrilme imkânını, cihadı ulusüstü değil ulusal kılmayı, yalnızca yerel düzeyde savaşmayı, cihadın küreselleşmesine son vermeyi, türbeleri yıkmak gibi bazı davranışlarla toplulukları düşman haline getirmemeyi, iç ve dış faaliyeti belirlemeyi ve tüm taraflar arasında denge gözetmeyi kapsıyor.

El Kaide'ye bağlı CNIM'in ve müttefik ile ortak örgüt ve tugaylarının en belirgin dönüşümleri, ibadet anlayışı bakımından Selefiler, yerel anlayış bakımından cihatçılar ve siyasi anlayış bakımından İhvancılar olarak özetlenebilir. Tüm bunları yerel halkın sıkıntılarından nemalanarak, kontrol altındaki bölgelerde (kuzey ve orta Mali) belirli düzeyde yerel özerkliğe izin vererek, küresel cihattan uzaklaşarak ve mümkün olduğunca geleneksel kabilevi yapıları (liderler ve gelenekler gibi) koruyarak yapıyor. Bunun karşılığında ya kendisine biat edilmesini ya da muhalefet edilmemesini talep ediyor. Propagandalarında (Tamasheq ve Fulfulde gibi) yerel dilleri kullanıyor. Bu gelişme, Azavad'daki İslami Cihat Projesiyle İlgili Genel Yönergelerinde yer alan ‘toplulukları karşıya almak yerine onlarla bütünleşmek ve aynı hedefi paylaşan diğer gruplarla ittifak kurmak’ şeklindeki El Kaide stratejisinin bir parçasıydı.


Suudi Arabistan’dan Bahreyn’in egemenliğine destek

Suudi Arabistan, Bahreyn’in güvenliğinin kendi güvenliği ve diğer Körfez ülkelerinin güvenliğiyle ayrılmaz bir bütün olduğunu vurguladı (Reuters)
Suudi Arabistan, Bahreyn’in güvenliğinin kendi güvenliği ve diğer Körfez ülkelerinin güvenliğiyle ayrılmaz bir bütün olduğunu vurguladı (Reuters)
TT

Suudi Arabistan’dan Bahreyn’in egemenliğine destek

Suudi Arabistan, Bahreyn’in güvenliğinin kendi güvenliği ve diğer Körfez ülkelerinin güvenliğiyle ayrılmaz bir bütün olduğunu vurguladı (Reuters)
Suudi Arabistan, Bahreyn’in güvenliğinin kendi güvenliği ve diğer Körfez ülkelerinin güvenliğiyle ayrılmaz bir bütün olduğunu vurguladı (Reuters)

Suudi Arabistan, Bahreyn yönetiminin güvenliğini korumak ve egemenliğini muhafaza etmek amacıyla aldığı egemenlik önlemlerine destek verdiğini duyurdu.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Krallığın Bahreyn’in güvenliğini ve istikrarını zedeleyebilecek her türlü girişime karşı aldığı tedbirleri desteklediği ifade edildi. Açıklamada ayrıca, Bahreyn’in egemenliğini hedef almayı veya iç işlerine müdahale etmeyi amaçlayan her türlü girişimin caydırılması gerektiği vurgulandı.

Bakanlık, Bahreyn’in güvenliğinin Suudi Arabistan’ın ve tüm Körfez ülkelerinin güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu da belirtti.


Trump, Almanya’daki ABD askerlerinin sayısında ‘önemli bir azalma’ planlıyor

Almanya’nın güneyindeki Hohenfels kentinde ABD ordusuna ait bir eğitim tesisinde düzenlenen tatbikat sırasında dikenli tellerin yanında duran iki asker (Arşiv – Reuters)
Almanya’nın güneyindeki Hohenfels kentinde ABD ordusuna ait bir eğitim tesisinde düzenlenen tatbikat sırasında dikenli tellerin yanında duran iki asker (Arşiv – Reuters)
TT

Trump, Almanya’daki ABD askerlerinin sayısında ‘önemli bir azalma’ planlıyor

Almanya’nın güneyindeki Hohenfels kentinde ABD ordusuna ait bir eğitim tesisinde düzenlenen tatbikat sırasında dikenli tellerin yanında duran iki asker (Arşiv – Reuters)
Almanya’nın güneyindeki Hohenfels kentinde ABD ordusuna ait bir eğitim tesisinde düzenlenen tatbikat sırasında dikenli tellerin yanında duran iki asker (Arşiv – Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Almanya’daki Amerikan askeri varlığında önemli bir azaltma planladıklarını açıkladı. Açıklama, ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) bir gün önce 5 bin askerin geri çekilmesini değerlendirdiğini duyurmasının ardından geldi. Bu adımın Cumhuriyetçi Parti içinde bile eleştirilere yol açtığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Trump, Florida eyaletine bağlı West Palm Beach’te gazetecilere yaptığı açıklamada, “Sayıyı önemli ölçüde azaltacağız… 5 binden çok daha fazla azaltacağız” ifadelerini kullandı.

Washington yönetimi, Almanya’daki yaklaşık 36 bin kişilik askeri varlığını yüzde 15 oranında azaltmayı planlıyor. Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, bu çekilmenin önümüzdeki 6 ila 12 ay içinde tamamlanabileceğini belirtti.

Öte yandan ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler komitelerinin Cumhuriyetçi başkanları, söz konusu karar karşısında ‘derin endişe’ duyduklarını ifade etti. Yetkililer, bu adımın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ‘yanlış bir mesaj’ vereceğini savundu.

Mike Rogers ve Roger Wicker yaptıkları açıklamada, müttefiklerin savunma harcamalarını gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 5’ine çıkarmayı hedeflese bile bu yatırımların zaman alacağını vurguladı. Ayrıca Avrupa’daki ABD askeri varlığının azaltılmasının, bu kapasiteler tam olarak hazır olmadan yapılması halinde caydırıcılığı zayıflatacağı uyarısında bulundular.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, bakanlığı aracılığıyla AFP’ye gönderilen açıklamada, ABD’nin Avrupa’dan ve Almanya’dan asker çekmesinin beklenen bir gelişme olduğunu belirtti. Pistorius, Avrupalıların artık kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.

Daha önce ABD Başkanı Donald Trump, Almanya Başbakanı’nın İran savaşı konusundaki tutumundan memnun olmadığını dile getirmişti.

Nükleer anlaşmazlıkta diplomatik çözüm çabaları sürerken Trump, geleneksel Avrupalı müttefiklerine yönelik eleştirilerini artırarak, onları kendisinin şubat sonunda başlattığını söylediği savaş sürecine yeterli destek vermemekle suçladı.

NATO Sözcüsü ise dün yaptığı açıklamada, ittifakın ABD ile birlikte Almanya’daki askeri konuşlanmaya ilişkin kararın ayrıntılarını netleştirmek için çalıştığını bildirdi.

Trump’ın Almanya’yı hedef alan açıklamaları, NATO müttefiki olan ülkeye yönelik gerilimin arttığı bir dönemde geldi. Almanya Başbakanı Friedrich Merz pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin İran konusunda ‘net bir stratejiden yoksun’ olduğunu ve Tahran’ın küresel güç dengelerini zorladığını söylemişti.

Trump ise salı günü Merz’e yanıt vererek, Alman liderin İran’ın nükleer silaha sahip olmasının kabul edilebilir olduğunu düşündüğünü öne sürdü ve “Ne hakkında konuştuğunu bilmiyor” ifadesini kullandı.

Merz perşembe günü Atlantik’in iki yakası arasında ‘güvenilir bir ortaklık’ çağrısında bulunarak, Trump’ın eleştirilerine doğrudan yanıt vermekten kaçındı.

Alman otomobilleri

Trump cuma günü Almanya’yı ve ülkenin büyük otomotiv ihracatını dolaylı olarak hedef alarak, Avrupa Birliği’nden (AB) ABD’ye ithal edilen otomobillere yönelik gümrük vergilerini gelecek hafta itibarıyla yüzde 25’e çıkarma niyetinde olduğunu açıkladı.

Trump, AB’yi geçtiğimiz yaz varılan ticaret anlaşmasına uymamakla suçladı. Ancak 27 üyeli blok içinde bu anlaşmanın onay sürecinin henüz tamamlanmadığı belirtiliyor.

AB Washington delegasyonu ise AFP’ye yaptığı açıklamada, AB’nin ABD ile üzerinde uzlaşılan yükümlülükleri ‘yasal süreçler çerçevesinde’ yerine getirdiğini ve süreç boyunca ABD hükümetinin bilgilendirildiğini ifade etti.

Açıklamada ayrıca, ABD’nin anlaşma hükümlerine uymaması halinde AB’nin ‘çıkarlarını korumak için tüm seçenekleri açık tutacağı’ vurgulandı.

Söz konusu tarifelerin özellikle Alman otomotiv sektörünü ciddi şekilde etkilemesi bekleniyor. Trump daha önce Alman üreticiler Mercedes-Benz ve BMW’yi yıllardır ABD’yi ‘sömürmekle’ suçlamıştı.

Almanya Otomotiv Endüstrisi Birliği (VDA) Başkanı Hildegard Müller dün yaptığı açıklamada, bu tür ek gümrük vergilerinin zaten zor koşullar altında bulunan Alman ve Avrupa otomotiv sektörüne ‘ağır maliyetler’ getireceğini söyledi.

Müller, taraflara acilen gerilimi düşürme ve hızlı şekilde müzakerelere başlama çağrısında bulundu.

Toplu caydırıcılık

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana ABD’nin Almanya’daki askeri varlığı önemli ölçüde azalmış olsa da, özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden bu yana artan tehdit algısı nedeniyle Almanya’nın güvenlik politikalarında temel bir unsur olmayı sürdürüyor.

Pistorius, ülkedeki Amerikan askerlerinin varlığının hem Almanya hem de ABD’nin çıkarına olduğunu belirterek, bu birliklerin ‘kolektif bir caydırıcılık gücü’ oluşturduğunu ifade etti.

ABD Senatosu’ndaki Demokrat üye Jack Reed ise Avrupa’daki ABD askerî varlığının azaltılmasının, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırılarını sürdürdüğü ve NATO müttefiklerini baskı altında tuttuğu bir dönemde ‘Vladimir Putin için değerli bir hediye’ olacağını söyledi. Reed ayrıca bu durumun, ABD’nin müttefiklerine yönelik taahhütlerinin başkanın tutumuna bağlı olduğu mesajını verebileceği uyarısında bulundu.

Trump perşembe günü, Almanya’nın yanı sıra İtalya ve İspanya’daki askerleri de geri çekebileceğini söylemişti. Beyaz Saray’da gazetecilere konuşan Trump, “İtalya bize hiçbir yardım sağlamadı. İspanya ise korkunçtu; gerçekten çok kötüydü” ifadelerini kullanmıştı.

31 Aralık 2025 itibarıyla ABD’nin İtalya’daki asker sayısının 12 bin 662, İspanya’daki asker sayısının 3 bin 814 ve Almanya’daki asker sayısının ise 36 bin 436 olduğu bildirildi.

AB perşembe günü yaptığı açıklamada, Avrupa’daki Amerikan askerî varlığının ABD’nin küresel operasyonlarında kendi çıkarlarına da hizmet ettiğini vurguladı.