Irak eski Başbakanı İyad Allavi’den Şarku’l Avsat’a özel açıklama: Saddam beni öldürtmeye çalıştı ama ben onu ABD askerleri arasında tutuklu halde görmeyi reddettim

Irak’ın eski Başbakanı İyad Allavi Şarku'l Avsat'a Baas Partisi ile olan yolculuğunu, Saddam’ı ve işgal sonrası Irak’ı anlattı (1)

Irak eski Başbakanı İyad Allavi’den Şarku’l Avsat’a özel açıklama: Saddam beni öldürtmeye çalıştı ama ben onu ABD askerleri arasında tutuklu halde görmeyi reddettim
TT

Irak eski Başbakanı İyad Allavi’den Şarku’l Avsat’a özel açıklama: Saddam beni öldürtmeye çalıştı ama ben onu ABD askerleri arasında tutuklu halde görmeyi reddettim

Irak eski Başbakanı İyad Allavi’den Şarku’l Avsat’a özel açıklama: Saddam beni öldürtmeye çalıştı ama ben onu ABD askerleri arasında tutuklu halde görmeyi reddettim

Saddam Hüseyin'in boynuna ilmeğin geçirildiği 30 Aralık 2006 tarihinden bugüne uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen Saddam Hüseyin meselesine yaklaşmak hala oldukça zor. Saddam’ın ister sarayda otursun ister mezarda yatsın bir provokatör olduğu gerçeği değişmiyor. Kurbanları ve düşmanları çok olsa da destekçilerinin sayısı da az değil. Irak'ta zaman, yaralara merhem olmak bir yana bir de üstüne tuz basıyor. Saddam'ın adaletsiz uygulamalarının bedelini ödeyenlerin, Saddam’ın ABD’nin Irak’ı işgaline karşı direnişe liderlik ettiğini ve kamu parasıyla ilişkilerinde dürüst olduğunu okumaları kolay olmasa gerek. Saddam’ın destekçileri, onun çizdiği imajın, ülkesini ve bölgesini kana bulayan zalim hükümdar el-Battaş'tan farklı olmadığını kabul etmekte zorlanıyor olmalılar. Ama gazeteciliğin en keyifli anı, bazı bölgelere ve bu bölgelerin sakinlerinin kaderine damgasını vuran zalimlerin geriye bıraktığı korlara ve bazı dönemlerin közlerine yaklaşmaktır.

Bundan birkaç ay önce bir Arap ülkesinin başkentinde bir Iraklıyla tanıştım. Irak’ın eski Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’le ‘iş ilişkisi ve sevgi bağı’ olduğunu ve bu sebeple yüzlerce kez görüştüklerini söyledi. Can güvenliği nedeniyle kimliğini açıklamak istemediğinden dolayı özür diledi. Ancak benim dikkatimi en çok çekense rejimin düşmesinden sonra da Saddam Hüseyin ile iki kez görüştüğünü söylemesiydi. Bu görüşmelerden ilkini, rejimin düşmesinden iki gün sonra 11 Nisan 2003'te Felluce eteklerinde, ikincisi ise 19 Temmuz 2003’te ABD ordusunun kontrolündeki Bağdat'ta gerçekleştiğini açıkladı.

zxs
Eski Irak Başbakanı İyad Allavi, Şarku’l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil’e röportaj verdi (Şarku’l Avsat)

Saddam'ın bir Amerikan zırhlı aracının heykelini düşürdüğü sırada Firdevs Meydanı yakınlarında olduğunu anlatan Iraklı, Saddam'ın aynı günün gecesi, yakınlardaki gizli bir karargahtan, ABD’ye karşı ilk ‘direniş’ hareketine liderlik ettiğinden bahsetti. Iraklının anlattıklarına göre Saddam, Bağdat’ın Azamiye semtinde bulunan Ebu Hanife en-Numan Camisi çevresinde konuşlu ABD güçlerinin mevzilerini hedef alan saldırıya neredeyse bizzat katılmak üzereydi, ancak dostları, kendisini tehlikeye atmasından çekindikleri için onu engellediler. Saddam'ın daha sonra Bağdat'tan Hit'e, oradan da Felluce'ye geçtiği aktaran Iraklı, Saddam’ın oğlu Kusay'ın da aralarında bulunduğu bir grup isimle güvenlik toplantısı yaptığını ve toplantı sırasında ABD ordusuna ‘Irak’a girmekle hata yaptıklarını anlamaları için’ pusu kurulmasını istediğini anlattı.

Iraklı, Saddam'ın ertesi gün Bağdat'a geri dönüp Dora bölgesindeki bir karargâhta cumhurbaşkanlığı muhasebecileriyle görüşerek onlardan 1 milyon 250 bin dolar aldığını ve karşılığında ‘ABD işgaline karşı direniş faaliyetlerinde bulunmak için bu parayı aldığına ve mümkün olan en kısa zamanda geri ödeyeceğine’ dair bir belge imzaladığını aktardı. Iraklı, Saddam'ın Bağdat’ta temmuz ayındaki toplantıda ‘Irak'ın düşmesi, İran'ın nüfuzunun Fas'a kadar yayılması demektir’ uyarısında bulunduğunu da sözlerine ekledi.

x c
2003 yılında Bağdat'taki Firdevs Meydanı’ndaki Saddam heykeli böyle devrilmişti (AFP)

Usta gazeteciler bize hikayeleri bir takım gerekli çekincelerle ele almayı ve daha fazlasını araştırmayı öğrettiler. Saddam'ın sarayında çalışan bir kişiyle de tanışıp ona izlenimlerini sordum. Bu kişi, Kuveyt’in işgali kararını, Irak’ın belini kıran saman çöpü olduğunu söyleyerek eleştirdi. Buna karşın basının yurtdışındaki gizli hesaplarda milyarlarca dolar biriktirdiğini iddia ettiği Saddam’ın dürüstlüğüne dikkati çekme konusunda son derece gayretliydi. Asıl yolsuzluğun rejimin yıkılmasından sonra başladığını ve yetkililerce yaklaşık 500 milyar doların yok edildiğini söyleyen Saddam'la aynı sarayda yaşayan adam, “Onun zalim ya da aşırı derecede gaddar olduğunu söyleyebilirsiniz ama kamunun parasına el uzatmayı bir tür vatana ihanet olarak görüyordu” ifadelerini kullandı. Öte yandan Saddam'ın ABD’nin Irak’ı işgaline karşı direnişin bir bölümüne liderlik ettiğini söylemeyi de ihmal etmedi.

Saddam ne pişman ne de kırgındı

Saddam, ABD askerleri tarafından atıldığı hapishanede çürüyordu. ABD’liler Iraklı bazı siyasilere Bağdat’ın eski efendisini ziyaret edebileceklerini ve onu hapishanede görebileceklerini bildirdiler. Saddam, bir gün aralarında Adnan Paçacı, Adil Abdulmehdi, Hoşyar Zebari, Ahmed Çelebi ve daha sonra idamını denetleyecek olan Muvaffak er-Rubai’nin aralarında bulunduğu bazı muhaliflerinin ve düşmanlarının kendisini ziyaret etmesi karşısında şaşkınlığını gizleyemedi. Çelebi ile bir görüşmemizde bana hapishaneye gittiğinde hayal bile edilemeyecek şeyler gördüğünü ve ABD’nin askeri müdahalesi olmasaydı bunları görmesinin imkansız olacağını söylemişti. Ayrıca Saddam'ın ne pişman ne de kırgın göründüğünü de sözlerine ekledi. Çelebi, Rubai’nin Saddam’la konuşurken sert sözler sarf ettiğini, Saddam’ın da Rubai’ye sert ve aşağılayıcı sözlerle karşılık verdiğini aktardı.

s
Saddam Hüseyin duruşması sırasında (Getty Images)

Önce Irak Yönetim Konseyi (Irak Hükümet Konseyi) üyesi ve daha sonra ise başbakan olan İyad Allavi de modern Irak tarihinin en büyük esir kampını ziyaret etme fırsatı vardı. Yaralı olarak kurtulduğu suikast girişiminin emrini veren kişiyi aşağılayabilir, hakaret dolu bir bakış atabilirdi. Ama o yapmadı. İki kişi böyle bir ziyarette bulunmayı reddetti. Allavi, Saddam’ı hapishanede ziyaret etmeyi istemediğini çünkü düşmanın acısına gülmenin geleneklerinde olmadığını, özellikle de düşmanınız size karşılık veremeyecek bir konumdayken bunu yapmaktan kaçındığını söyledi. Allavi, o sıra Saddam’ın ülkeye ve şahsi olarak kendisine yaptıklarına rağmen halen Irak’ın cumhurbaşkanı olduğunu ve bir Irak liderinin ABD’liler tarafından bir hapishanesinde esir tutulduğunu görmek istemediğini belirtti. Ayrıca yeni Irak'ı intikam temelleri üzerine değil, adalet temelleri üzerine inşa etmeyi istediklerini söyleyen Allavi, Saddam'ı hapishanede görmeyi reddeden ikinci kişinin ise Saddam’a karşı uzun süre silahlı isyan yürüten aşiretinden, halkından ve yakın ailesinden binlerce kişiyi feda eden Mesud Barzani olduğunu ifade etti. Barzani, daha önce Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda, Saddam'ı hapishanede görmeye gitmediğini, çünkü ‘düşmanın acısına gülmenin erkeklerin doğasında olmadığını’ söylemişti.

Allavi’nin de aralarında bulunduğu bazı Iraklı siyasetçiler, Saddam'ı bir Kurban Bayramı sabahı idam edilmesini onun idam sırasında istediği kibirli duruşu sergilemesine izin veren hata olduğunu söyledi. Saddam, ipin boynuna geçirilmesinden hemen önce Rubai'ye bakarak ona, “Bu ip adam olanlar içindir” dedi ve bu sözü iki kez tekrarladı. Saddam, mahkemenin hakkında aldığı idam kararını ‘Fars-i Mecusilere ölüm’, ‘İsrail'e ölüm’ gibi sloganlar atarak karşılamıştı.

Allavi, Saddam'ın yargılanması ve gerekli cezanın verilmesinden yanaydı. Bundan sonrasını onun ağzından dinleyelim:

Saddam'ın idam edildiği gün büyük bir elem hissettim. ABD’lilere, Irak'ı yönettiği uzun yıllar boyunca Irak'ın başından geçenleri anlatabilmesi için Saddam’la diyalog kurmalarını önermiştim. Iraklıların, neler olduğunu bizzat onun ağzından öğrenmelerini istedim. İran'la neden savaştı ve savaş hangi koşullarda patlak verdi? Kuveyt'i neden işgal etti ve işgal kararı nasıl alındı? Neden çok sayıda hem muhalif vatandaşı ve Baasçıyı idam ettirdi? Neden Kürtlere karşı korkunç saldırılar düzenledi? Neden yurtdışındaki muhaliflerine suikastlar düzenledi ya da benimde aralarında olduğum kişilere suikast girişimlerinde bulundu? Tüm bu sorulara yanıt vermesini ve anlatmasını istedim. Bunları anlatması yargılamasına engel olmazdı. Bunları anlatması gerçekleri ortaya çıkarabilir, sorumlulukları ortaya koyabilir ve Saddam'a hayran olanları onun yaptıklarının sonuçları hakkında düşünmeye itebilirdi. Fakat ne yazık ki bu olmadı. İnfazın zamanlaması da Iraklıların ona duyduğu sempatiye katkıda bulundu. Bir bayram sabahı mı idam edilmesi gerekiyordu? Bunun yapılmasıyla defalarca kez uyarıda bulunduğumuz infaz görüntülerine bir anlatı daha eklenmiş oldu. ‘Baasçıları temizleme’ olarak adlandırdıkları sürecin yargı tarafından ele alınmasını, hesabın görülmesini, insanları dışlamanın ya da ötekileştirmenin siyasi bir araca dönüştürülmemesini istedik. Maalesef tavsiyelerimiz dikkate alınmadı. Bu sorunlar insanların bir kısmının Saddam’a sempati duymasına neden olduğu inkar edilemez. Ellerine kan bulaşanların cezalandırılması anlaşılabilir bir durum, ama insanları bir fikri savundukları için cezalandıramazsınız.

Ordunun lağvedilmesi ve Baasın köklerinden sökülmesi

Allavi ile birlikte en az bir önceki kadar hassas bir başka konuya geçtik. Saddam Hüseyin’in, rejiminin düşürülmesinden ve ABD askerlerinin onu tutuklamalarına kadarki süreçte yaptıkları hiç bitmeyen bir tartışma konusu. Direnmeyi seçtiği, direnişçi grupları örgütlediği ve onlara ABD’lilere pusu kurmak gibi çeşitli görevler verdiği yönünde basında çıkan haberlerin doğruluk payı var mı? Saddam’ın düşmanlarından bazıları ona inanmama eğiliminde olduklarından direnişçi yönüyle bilinmesini istemeyebilirler. Böylece geriye sadece bir savaş çığırtkanı, bir katliamcı, bir baskıcı imajı kalıyor. Kendime şu soruyu sordum: Irak rejiminin baltasının izlerini halen vücudunda taşıyan İyad Allavi gibi bir adam, bu soruya yanıt verirken objektif olabilir mi ve Saddam’ın sadece ABD ordusunun kontrolündeki Bağdat'ı terk etmek zorunda kalınca güvenli sığınak arayan bir kaçak olmadığını kabul edebilir mi?

Allavi'ye direniş hareketini ve terörü sordum. O da şunları anlattı:

Irak ordusunun lağvedilmesi, Irak devletinin dağıtılması ve Baasçıları temizleme adımları binlerce askeri personeli, çalışanı ve Baas partizanını bilinmeyene sürükledi. Terör ve teröristlerin direnişi örtbas etmeye çalıştığı ve Usame bin Ladin, Eymen ez-Zevahiri ve Ebu Musab ez-Zerkavi liderliğindeki El Kaide'nin Irak toplumunda bölünmelere yol açmayı hedefledikleri biliniyor. Cinayetlerle, bombardımanlarla, suikastlarla, bazen Şiilere, bazen de Sünnilere suçlamalarda bulunarak mezhepçiliği körüklemekten başka bir şey yapmadılar. Kaosa dayalı bir ortamda faaliyet göstermek ve çevreyi terörizme uygun bir ortama dönüştürmek terörizmin misyonudur. Dolayısıyla terörü dışlayan bir ortamdan ziyade terörün kaynağı haline geldi. Böylece teröristler meşru hale gelmek ve terörlerini direniş olarak göstermek için işgale karşı direnişe sözde bir bağlılık gösterdiler.

Terörizm, Baasçıları saflarına katarak değil, en az beş milyon Baasçıyı ve ailelerinin tecrit edilmesi, siyaset sahnesinden uzaklaştırılmaları ve meslek hayatlarından koparılmaları, geçim kaynaklarının kesilmesiyle Baas'ın tasfiyesinden büyük fayda sağladı. Aynı şekilde terör de güvenlik teşkilatlarının ve Irak ordusunun dağılmasından istifade etti. Tüm bunlar ABD işgalinin, Irak'ta zehrini yaymak için uygun ortamı bulan ve toplumsal dokusunu yok etmeye çalışan terörizme verdiği armağanlardı.

Direniş faaliyetleri ve terör eylemleri artarken Irak’ta kan gövdeyi götürüyordu. Bu yüzden başbakan olarak atanmadan önce Irak Yönetim Konseyi Başkanı olduğum dönemde direniş safında yer alan bazı kişilerle tanışmaya karar verdim. Bu talebimi, bazı arkadaşlarım aracılığıyla kendilerine ilettim. Görüştüğüm kişilerin bir kısmı da Felluce'nin önde gelen şerefli insanlarıydı. Terör eyleminin direniş bayrağı altında meşrulaştırılmaması için onlardan direnişin her türlü faaliyetini durdurmalarını istedim. Konuyu köklü ilişkilerin ve bağlantılarım olan Felluceli kardeşlerimle konuştum. Ne demek istediğimi anladılar ve bana Zerkavi'nin Felluce'de ve Irak'ın diğer bazı bölgelerinde kapsamlı yapılar ve tüneller inşa ettiğini ve iletişim ağları kurduğunu söylediler. Ayrıca bana Enbar ve Felluce sakinlerinin işgalden büyük zarar gördüklerini, ordunun ve güvenlik teşkilatlarının lağvedilmesinin ardından yüzbinlerce kişinin ya yerlerinden edildiğini ya da askeriyeden terhis olduklarını belirttiler.

Bunu Irak Yönetim Konseyi Başkanlığı'na ve ABD’li ve İngiliz işgalci yetkililere de anlattım ama ne yazık ki hiçbir yanıt alamadım. Tasfiyeler kanunlar ve yargı yoluyla değil, siyasileştirilerek ve rastgele bir şekilde yürütüldüğünden sonuçları ülkeye büyük zarar verdi. Bu durum çok yüksek, yetkin ve profesyonel bir insan yüzdesinin siyasi süreç ve otorite çerçevesi dışında kalmasına, reddedilmesine, ötekileştirilmesine ve cezalandırılmasına yol açtı. Bunun sonucunda siyasi süreç büyük ölçüde zayıfladı. Bu süreçten en çok, büyük bölümü yurtdışında olan Saddam liderliğindeki rejimin muhalifleri etkilendi.”

Saddam’ın tutuklanışı

Allavi, Saddam'ı ve özellikle de direnişle olan ilişkisini tekrar sorduğumda sözlerini şöyle sürdürdü:

Saddam Hüseyin'in tutuklandığı haberini duyduğumda Londra’daydım. Haber karşısında şaşırmadım. Kaçacak biri değil, yüzleşecek biriydi ve direniş hareketine liderlik ediyordu. Size Ebu Gureyb’in bahçesinde direniş safında yer alan bazı kişilerle görüştüğümü söylemiştim. Onlardan bazılarına: “Önde gelen aşiretlerden yüksek rütbeli subayken Zerkavi'nin eline düştüğünüz için size yazıklar olsun. Neden işlerinizi Zerkavi'ye teslim edip terörist oldunuz?” dedim. Onlar da bana “Biz terörist değiliz, Amerikalılara karşı direniyoruz” dediler. Bunun üzerine onlara “Biz size Amerikalıların yanındayız demiyoruz, ben Irak'a Amerikalılarla birlikte değil, Enbarlı aşiretlerle birlikte girdim. Bir Amerikan tankına ya da Amerikan savaş uçağına binmedim. Biz savaşa ve işgale karşıyız. Bu konudaki tavrımız net” diye konuştum. Aslında hepsi Saddam'ı severdi. Ciddi bir sevgiyle işgale karşı direndiler, hatta Saddam’ı hala seviyorlar. Bana Saddam'ın yaptığı bunca şeye rağmen nasıl oluyor da bazı çevrelerce halen sevilebiliyor diye soruyorsunuz. Bu sevginin temel nedeni, şu anki mevcut yöneticilerin kötü davranışlarından başka bir şey değil. Saddam hakkındaki idam kararının uygulanma şeklini, işgale karşı duyulan hisleri anlattım. Buna bir de sonradan ortaya çıkan Sünni-Şii hassasiyetini de ekleyebiliriz.

Allavi’ye Saddam’ın halkın parasıyla ilgili tutumunun sorulması gerekiyordu. (Irak’ta 1958 yılında askeri bir darbeyle yönetimi ele geçiren) Abdulkerim Kasım’ın Bağdat'ta fakirlik içinde öldüğü ve bir evinin dahi olmadığı yönünde duyduklarım, bu soruyu sormayı daha çok istememe yol açtı. Kasım’ın hem yol arkadaşı hem de düşmanı olan Abdusselam Arif, hiçbir zaman yolsuzlukla suçlanmadı. Aynı durum, varisi ve kardeşi Abdurrahman Arif için de geçerliydi. Peki Saddam, para ve mülk konusunda tutkulu biri miydi?

ABD’nin Irak’ı işgalinden önce uluslararası ve Arap basınında Saddam'ın sahip olduğu inanılmaz servet hakkında çok şey yazıldı, çizildi. Takma adlarla uzak ülkelerdeki bankalara milyarlarca dolar yatırdığından bahsediliyordu. Saraylarında külçe külçe altının yanı sıra büyük miktarda para da sakladığı söyleniyordu. Bu algı, tüm dünyada ne hükümetin konuşmaya ne de Temsilciler Meclisi’nin işaret parmağını kaldırmaya cesaret edebildiği, ülkede son sözün sahibinin Saddam olduğu düşüncesini daha da arttı. Oğlu Uday’ın biriktirdiği servet de haberlere konu oluyordu. Pek çok kişi, Saddam'ın saraylarına ve konutlarına baskın düzenleyen ABD askerlerinin bu dudak uçuklatan serveti ortaya çıkarmayı başaracaklarını umuyordu. Fakat böyle bir şey olmadı. Irak'ın zenginliğini ülkedeki çatışmalarda ve diğer ülkelerle girilen savaşlarda çarçur eden Saddam’ın, geniş araziler satın aldığı ya da bu arazilere el koyduğu düşünülüyordu. Irak muhalefet kanadının iktidara geldikten sonra Saddam'ın mali hesaplarını açmaya çalışması gayet doğal bir davranıştı.

Allavi’ye Saddam’ın halkın parasına karşı tutumunun ne olduğunu sordum, o da şöyle cevap verdi:

Saddam Hüseyin'in devrilmesinden sonra soruşturmalar başlattık, ancak (mali konularda) aleyhine hiçbir şeye rastlayamadık. Adına kayıtlı hiçbir mülk bulamadık. Her şey Irak hükümeti, Dışişleri Bakanlığı ve Devrim Komuta Konseyi adına kayıtlıydı.

Allavi’ye ‘Saddam’ın şahsına ait hiçbir mal bulamadınız mı?’ diye sordum. O da “Hayır hiçbir şey bulamadık. Özel uçağı bile Irak istihbarat teşkilatına ait bir şirkete kayıtlıydı. Uzun mesafelere uçabilen özel bir uçaktan bahsediyorum” yanıtını verdi.

Saddam’ın üzerine kayıtlı herhangi bir gayrimenkul olup olmadığı sorusunu tekrarladığımda, “Adına kayıtlı hiçbir şey bulamadık” yanıtını verdi. Bunun Saddam’ın parayı sevmediği anlamına gelip gelmediğini sorduğumda ise Allavi, “Parayı sevmiyordu ve zenginlik arayışında değildi. O güç, nüfuz ve iktidar istiyordu. O Saddam’dı. Parayla ya da haramla işi yoktu. Bunlarla ilgilenmedi. Saddam muhafazakar bir insandı. Çok muhafazakardı. Onunla, tanışmamın ilk zamanlarından Irak'tan ayrıldığım zamana kadar  güçlü bir ilişkim oldu. Düşünün, annemin ölüm haberini bizzat kendisi açıklamakta ısrar etti” yanıtını verdi.

İyad Allavi kimdir?

İyad Haşim Hüseyin Allavi, 30 Mayıs 1944'te Bağdat'ta doğdu. Henüz 14 yaşındayken Baas Partisi'ne katıldı. 1970 yılında Bağdat Tıp Fakültesi'nden mezun olan Allavi, daha sonra İngiltere'de ihtisas yaptı. 1980 yılında bir süreliğine Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde çalıştı. 1981-2003 yılları arasında ticaret yaptı ve serbest alanlarda çalıştı. 1975 yılında Irak'ta iktidardaki rejime muhalif bir siyasi örgüt kurdu.

xscdf
İyad Allavi (EPA)

Örgüt daha sonra ‘Irak Ulusal Mutabakat Hareketi’ adını aldı. 1978 yılında suikast girişimine uğradı. Yaralı olarak kurtulan Allavi, bir dizi ameliyat geçirdi. 2003 yılında Bağdat'a geri döndü. 2003 yılında kurulan Irak Yönetim Konseyi üyesi oldu ve ardından başkanlığına seçildi. Daha sonra Irak Yönetim Konseyi tarafından oybirliğiyle Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasının ardından yeni dönemde Irak'ın yasama ve yürütme yetkilerine tamamen sahip ilk başbakanı olarak seçildi. Allavi, 2004 yılı haziran ayından 2005 yılı mayıs ayına kadar başbakanlık görevini yürüttü. Dr. Sena Hamid el-Hasuna ile evli olan Allavi’nin Sara, Nejat ve Hamza adlarında 3 çocuğu var.

Kaddafi, Ali Abdullah Salih ve Saddam'ın ipi

Ortadoğu halkı, bir yanda Bağdat'ta Amerikan tankları gezerken diğer yanda Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin'in darağacına çıkarılmasını şaşkın gözlerle izledi. Saddam’ın idam sehpasındaki görüntüleri, iki farklı ekolden gelen ve iki farklı tarza sahip olan iki lideri daha çok etkiledi.

xs
Saddam’ın darağacına çıkarıldığı an (AFP)

Yemen’in eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih, konuk ettiği gazetecinin önünde, ABD’nin başka ülkelerin liderlerini idama kadar yargılama hakkı bulması karşısında duyduğu şaşkınlığı gizlemezken, ülkeleri ve onların sembol isimlerini o ülkelerin halklarının iradesine bırakmak yerine tarihe yön verme hakkını kendinde bulmasını kınadı. Gelecekte olacaklara hazırlanmak anlamına gelen ‘Komşunuz tıraş olduğunda siz de sakalınızı ıslatmalısınız’ sözünü dile getirmekten çekinmedi. ABD’li berberin tıraş deneyimini başka ülkelerde de hayata geçirebileceğini hissediyordu. Ama yanlış hesap yapmıştı. Asıl öldürücü darbe, ‘Büyük Şeytanı’ lanetleyenlere bağlı olanlardan gelecekti.

rgt
Ali Abdullah Salih (AP)

Diğer lider ise Muammer Kaddafi'ydi. ABD savaş uçaklarının 1986 yılında evini başına yıkması onu korkutmuş, ABD’nin cübbesini ateşe verme girişimlerinin artık kolay olmadığını anlamıştı. Bu, onun imparatorluğu için unutulmaz bir ders olmuş, ABD'yi artık her yere uzanan katı bir el olarak görmeye başlamıştı. Kaddafi, Saddam'ın idamını izlediğinde korkudan paniğe kapıldı.

Arap Birliği’nin Şam'daki zirvesine katılan liderlere hitaben yaptığı konuşmada korkularını dile getiren Kaddafi, “Yarın asılma sırası size gelecek ve imtihan edileceksiniz. ABD’nin kendisine düşman olan bir rejimi kökünden söküp atabileceğini biliyorum” ifadelerini kullandı.

Kaddafi’nin gölgesi olarak görülen eski protokol müdürü Nuri el-Mismari'ye, Kaddafi'nin Saddam'dan nefret edip etmediğini sorduğumda bana, “Garip bir şekilde ondan nefret ediyordu. Ona hakaret etti. Onu aptal olarak nitelendirdi. Onun önemsiz ve pervasız biri olduğunu söyledi. Saddam kibirli davranışlar sergilediğinden böyle olabilir. Öte yandan Saddam, Kaddafi'nin lider rolünü kabul etmeye istekli değildi. Kaddafi de Saddam'ın Irak'taki muhaliflerini destekledi. Saddam ise buna Çad'daki Kaddafi muhaliflerini destekleyerek karşılık verdi. İki adam arasında büyük bir düşmanlık güdülüyordu” yanıtını verdi.

zxsd
Muammer Kaddafi, Libyalı muhalifler tarafından ‘NATO’nun dokunuşuyla’ öldürüldü (Getty Images)

Mismari, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kaddafi, ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgalinden önce Saddam'ın gönderdiği bir temsilciyi kabul etmişti. Saddam’ın temsilcisine işlerin iyiye gideceğine inanmadığını söyledi. Eğer Irak'ı savaş belasından kurtaracaksa, Saddam’ı Libya’da ağırlamak istediğini ifade etti. Saddam'ın Libya'ya gelmek istememesi halinde başka bir yer de seçebileceğini belirtti. Elbette Saddam'ın ayrılmaya niyeti yoktu. Saddam’ın muhaliflerini destekleyen ve İran-Irak savaşı sırasında İran’a silah sağlayan Libya'ya gelip orada yaşamayı kabul edeceğini hayal etmek dahi mümkün değildi. Saddam’ın temsilcisi, savaşa hazır olduklarını ve moralin yüksek olduğunu vurguladı ama Kaddafi buna ikna olmadı.”

Aynı soruyu Kaddafi rejiminin bir zamanlar iki numaralı ismi olarak bilinen Abdusselam Callud'a da sordum.

Callud, şunları söyledi:

Sonuçta aynı zalim zihniyete sahip olsalar da aralarında ilişki kurmak çok zordu. Karakterleri, aralarında bir ilişkinin kurulmasını zorlaştırıyordu. Gerçek şu ki Kaddafi, Saddam'ı başından beri sevmemişti. Davranışlarını çirkin buluyordu. Saddam'ın Irak'a, zalimin (Kaddafi) Libya'ya yaptıklarına bak.

Callud’a bir yazar gözüyle anlatmayı isteyip istemediğini sorduğumda ise “İkisini birbiriyle kıyaslamanı bir yolu yok. Kaddafi, Saddam'dan daha çok okuyordu ama her ikisi de zalimdi. Kaddafi birinci sınıf bir zalimdi. Libyalılara zorla ikiyüzlü olmayı öğretti. Libyalılar açtı ama Allah'a şükür çok güçlüyüz diyorlardı” yanıtını verdi.

Değişim günleri ne kadar zor geçiyor. Bir zamanlar bir liderken, arkadaşınız arkanızdan size ‘zalim’ diyor.

Kaddafi'nin boynuna bir ip geçirilmedi ama daha kötüsünü yaşadı. Kaddafi’ye ölümcül darbeyi Libyalılar indirdi ama NATO’nun Kaddafi rejiminin düşürülmesindeki rolünü de unutmadık.



İran'ın Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırma girişimleri sürerken Şam buna karşılık veriyor

El-Kasir kırsalındaki Suriye-Lübnan sınırında konuşlu zırhlı aracın yanında nöbet tutan Suriyeli bir asker, 1 Nisan 2026 (AFP)
El-Kasir kırsalındaki Suriye-Lübnan sınırında konuşlu zırhlı aracın yanında nöbet tutan Suriyeli bir asker, 1 Nisan 2026 (AFP)
TT

İran'ın Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırma girişimleri sürerken Şam buna karşılık veriyor

El-Kasir kırsalındaki Suriye-Lübnan sınırında konuşlu zırhlı aracın yanında nöbet tutan Suriyeli bir asker, 1 Nisan 2026 (AFP)
El-Kasir kırsalındaki Suriye-Lübnan sınırında konuşlu zırhlı aracın yanında nöbet tutan Suriyeli bir asker, 1 Nisan 2026 (AFP)

Subhi Franciye

İran’ın, 8 Aralık 2024’te Beşşar Esed rejiminin düşmesiyle stratejik projesinin çökmesinden bu yana Suriye’deki istikrarı bozma girişimleri hiç durmadı. Tahran, o tarihten beri bölgedeki vekilleri (Lübnan’daki Hizbullah ve ona bağlı Iraklı milisler) aracılığıyla çeşitli yöntemler ve stratejiler izleyerek Suriye’deki faaliyetlerini yeniden düzenlemeye çalışıyor. Tahran, bölgedeki milisleri için görev dağılımı yapmış gibi görünüyor. Lübnan'daki Hizbullah, Suriye'nin güneyinde, Şam kırsalında, Humus’ta ve Lübnan sınırına bakan kıyı köylerinde ve şehirlerinde yeni hücreler kurmaya çalışıyor. Irak milisleri ise Deyrizor, Elbukemal ve Irak sınırına bakan bölgeler gibi Suriye'nin doğu bölgelerinde eleman devşirme faaliyetlerini yürütüyor.

Buna karşın Suriye hükümeti, bu girişimlere her türlü yolla karşı koymak için tüm imkanlarını seferber ediyor. Suriye hükümeti, son dönemde Suriye’deki İran destekli hücrelerin faaliyetlerini takip etmekten sorumlu komutanlarda değişiklikler yaptı ve geçtiğimiz nisan ayı başlarından beri bu hücrelere karşı ondan fazla operasyon düzenledi. Bu operasyonların sonuncusu 5 Mayıs Salı günü gerçekleştirildi. Operasyonla, üyeleri ‘yoğun özel eğitim aldıktan’ sonra Lübnan'dan Suriye topraklarına sızan Hizbullah'a bağlı ‘örgütlü’ bir hücre çökertildi.

Tahran için Suriye’deki nüfuzu kaybetmesi, on yıllardır büyük meblağlarda paralar harcayarak gerçekleştirmeye çalıştığı jeopolitik projesine ölümcül darbe niteliği taşıyor. Tahran, Suriye topraklarını uzun süredir Hizbullah'ı finanse etmek ve silahlandırmak amacıyla bir kara geçidi olarak kullanmıştı.

Ayrıca, Suriye'den Ürdün ve Körfez ülkelerine, Suriye kıyıları üzerinden Avrupa'ya ve Akdeniz'deki Arap ülkelerine tonlarca uyuşturucu kaçakçılığı ve üretimi için kullandığı milislerinin merkezi olarak da kullanıyordu. İran ayrıca, Lübnan'daki Hizbullah ve Irak'taki milislerin yanı sıra kendisine bağlı yabancı milisleri de göndererek, Suriye ordusu değil Tahran tarafından yönetilen bir Suriye askeri gücü oluşturmak amacıyla yerel milisler kurdu.

İran, Suriye’deki hücrelerini yeniden faaliyete geçirme girişimlerini sürdürüyor ve bu amaçla Irak ve Lübnan’daki milislerini kullanıyor.

Tahran’ın bu stratejisi, Esed rejiminin desteğiyle hayata geçirildi. Rejim, İran’ın faaliyetlerine göz yummakla kalmadı, Suriye toprakları üzerinden para ve silah sevkiyatlarının gerçekleştirilmesi için gerekli tüm kolaylıkları da sağladı. Beşşar Esed rejimi, Suriye Devrimi boyunca (2011-2024) Tahran'a Şam Uluslararası Havalimanı'nda İranlı askeri danışmanlar için bir merkez sağladı. Ayrıca Suriye’deki askeri üsler, DMO, Lübnan Hizbullah’ı, Iraklı milisleri ve Fatımiyyun Tugayı ve Zeynebiyyun Tugayı gibi sınır ötesi Arap olmayan İran destekli milisler ile onlarca yerel milis için üs ve silah deposu olarak sundu.

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından, Suriye'de Lübnan-Suriye sınırı yakınlarında Lübnan'a girmek için sıraya girmiş araçlar, 1 Ocak 2025 (Reuters)Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından, Suriye'de Lübnan-Suriye sınırı yakınlarında Lübnan'a girmek için sıraya girmiş araçlar, 1 Ocak 2025 (Reuters)

Kesintisiz milis temini ve kaçakçılık

Suriye'deki hücrelerini yeniden faaliyete geçirme girişimlerini sürdüren İran, bu amaçla Irak ve Lübnan'daki milislerini kullanıyor. Edindiğimiz bilgilere göre İran-Irak milisleri ve Lübnan'daki Hizbullah'ın yürüttüğü silah altına alma girişimlerinin sıklığı, geçtiğimiz şubat ayı sonlarında İran'da savaşın başlamasından bu yana arttı. Bunun arkasında Tahran'ın Washington ve Tel Aviv'in kendisine karşı başlattığı savaşın kapsamını genişletme arzusu yatıyor. İran, ABD’nin bölgedeki çıkarlarını hedef aldığı bahanesiyle Körfez ülkelerini doğrudan hedef almaya yöneldi ve Irak’taki milislerini Körfez'i (özellikle Kuveyt'i) hedef almaya itti. Hizbullah da İsrail'e saldırılar düzenleyerek Lübnan'ı yeni bir savaşa sürükledi. Hizbullah, Suriye'deki hücrelerini Suriye'den komşu ülkelere saldırılar düzenlemeye teşvik etmeye çalıştı, ancak Suriye hükümeti Şam kırsalında, Suriye'nin güneyinde ve Deyrizor'da düzenlediği operasyonlarla bu saldırıları engelledi.

Kaçakçılık faaliyetlerinin büyük bölümü, şu anda Suriye hükümetinin kontrolü dışındaki bölgelerden yapılıyor. Bu bölgeler, Ulusal Muhafızlar’ın kontrolündeki Suveyda’nın güneyinde yer alıyor.

Deyrizor’daki çeşitli yerel kaynaklar, Iraklı milislerin Beşşar Esed rejimi döneminde İran’a bağlı milis oluşumlarında yer almış unsurlarla iletişime geçmeye çalıştığını ve onlara aylık maaş teklif ederek ikna etmeye çalıştığını öğrendi. Bu arada Hizbullah da Suriye’nin güneyinde, Şam kırsalı, Humus kırsalında Suriye-Lübnan sınırına bakan şehir ve kasabalar ile Suriye sahilinde de benzer askere alma faaliyetleri yürütüyor. Edinilen bilgilere göre yürütülen bu silah altına alma faaliyetleri, sınır ötesi para, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı faaliyetlerini desteklemek için kaçakçılık alanında çalışmış eski unsurları silah altına almanın yanı sıra Suriye hükümeti ve yetkililerine karşı operasyonlarda ve Suriye'nin güneyinden başlatılan sınır ötesi operasyonlarda kullanmak üzere eski savaşçıları kendi saflarına çekmeyi amaçlıyor.

Irak'tan Suriye'ye uyuşturucu, para ve silah kaçakçılığı yapılırken Lübnan'dan Suriye'ye uyuşturucu kaçakçılığı ve yasadışı insan ticareti yapılıyor. Suriye'den Lübnan'a yapılan kaçakçılık faaliyetleri ise Esed döneminde Hizbullah'ın sahip olduğu ve Suriye'de gizlenmiş silahların nakliyesine yönelik girişimlerle sınırlıdır. İran'dan Irak ve Suriye üzerinden gelen paralar da bu faaliyetlere ekleniyor.

Suriye'nin Halep kırsalındaki Şii köyü Nubl'da bir benzin istasyonunda çekilen fotoğrafta, eski Cumhurbaşkanları Hafız ve Beşşar Esed ile eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve İran'ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’i bir arada gösteren yırtılmış bir afişi görülüyor, 11 Aralık 2024 (Reuters)Suriye'nin Halep kırsalındaki Şii köyü Nubl'da bir benzin istasyonunda çekilen fotoğrafta, eski Cumhurbaşkanları Hafız ve Beşşar Esed ile eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve İran'ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’i bir arada gösteren yırtılmış bir afişi görülüyor, 11 Aralık 2024 (Reuters)

Suriye’den Ürdün’e uyuşturucu kaçakçılığı faaliyetleri, Beşşar Esed’in iktidarı dönemine kıyasla çok daha azalsa da halen devam ediyor ve çeşitli yollardan gerçekleştiriliyor. Suriye'nin güneyindeki kaynaklardan edinilen bilgilere göre kaçakçıların Ürdün'e sokmaya çalıştıkları uyuşturucu maddelerin başında, Lübnan'dan Suriye'ye Hizbullah ile bağlantılı kaçakçılar ve tüccarlar tarafından geçirilen captagon hapları ve esrarın yanı sıra, Irak'tan Iraklı milislerle bağlantılı kaçakçılar ve tüccarlar tarafından kaçırılan metamfetamin geliyor. Bu uyuşturucu ticareti, Lübnan, Irak ve bölgedeki İran bağlantılı milislerin en önemli finansman kaynaklarından birini oluşturuyor.

 Bu kaçakçılık operasyonlarında araç sürücüleri, engebeli arazilerde hareket edebilen taşıyıcılar, içi captagon hapları ve esrarla doldurulmuş plastik havan mermileri, ayrıca balonlar ve ucuz insansız hava araçları (İHA) kullanılıyor. Ürdün ordusu, 3 Mayıs Pazar günü yayınladığı açıklamada, uyuşturucu ticareti için stratejilerin ve kaçakçılık yöntemlerinin değiştiğine değinirken, uyuşturucu tüccarları ile kaçakçılarının yeni yöntemlere başvurduğunu belirtti.

Kaçakçılık faaliyetlerinin çoğu şu anda Suriye hükümetinin kontrolü dışındaki topraklarda gerçekleştiriliyor. Bu bölgeler, Ulusal Muhafızlar’ın kontrolündeki Suveyda'nın güneyinde yer alıyor. Bu durum, Dera'da ve tamamen Şam’ın kontrolü altında bulunan Ürdün ve Irak sınırındaki şehir ve bölgelerde uyuşturucu tüccarlarını ve kaçakçılarını takip eden Suriye hükümeti güçlerinin yerine Ürdün ordusunun müdahale etmesini açıklıyor. Ürdün ordusu, 3 Mayıs Pazar günü şafak vakti uyuşturucu üreticileri ve kaçakçılarına ait mevkilere yönelik birkaç hava saldırısı düzenledi. Ürdün ordusu tarafından yapılan açıklamada, silah ve uyuşturucu kaçakçılarına ait bazı hedeflerin vurulduğu belirtildi.

Şam, İran'ın etkisine karşı mücadele güçlerini yeniden yapılandırıyor

İran ve milislerinin Suriye ve bölgede istikrarı bozma girişimlerine karşı koymak ve Suriye topraklarının bölge ülkelerine yönelik saldırılar için bir üs olarak kullanılmasını önlemek, İran’ın kaos yaymasını ve bölgesel güvenliği baltalamasını engellemek amacıyla Şam, Suriye'deki İran hücreleri ve milislerini takip etmekten sorumlu yetkililer ve komutanlar üzerinde değişiklikler yaptı. Aldığımız bilgiye göre geçtiğimiz nisan ayında Suriye hükümeti bu dosyada görevli yetkililerin ve komutanların sayısını artırdı. İran milislerinin yöntem ve taktiklerine ilişkin bilgi ve deneyime sahip olanlar ile küçük ve gizli hücreleri takip etmek ve bunlarla mücadele planları hazırlamak konusunda deneyimli kişiler bu göreve getirildi.

Sınır ötesi kaçakçılıkla mücadele konusunda Amman ve Bağdat ile koordinasyonunu güçlendirmeye çalışan Suriye hükümeti, bu konunun Suriye’nin güvenliğini en ön planda etkilemesi nedeniyle ona büyük önem veriyor.

Şam, kalan hücrelere karşı güvenlik operasyonlarını hızlandırmak, aralarındaki iletişim yöntemlerini ve mekanizmalarını, ayrıca bu hücrelerin kısa ve uzun vadeli planlarını anlamak amacıyla, bir yandan iç güvenlik güçleri ve istihbarat birimleri ile diğer yandan bu hücrelere mensup tutukluların sorgulanmasında uzmanlaşmış birimler arasındaki koordinasyon operasyonlarını ve mekanizmalarını da güçlendirdi. Suriyeli bir güvenlik kaynağı yaptığı açıklamada, Suriye hükümetinin bu hücrelerle mücadelede çok hızlı hareket ettiğini, yakalama sürecinden başlayarak, soruşturma yoluyla ve istihbarat ve tutuklulardan elde edilen bilgilere dayalı güvenlik operasyonlarının uygulanmasına kadar ilerlediğini, geçen şubat ayından bu yana yürütülen güvenlik operasyonlarının Suriye hükümetinin bu hücrelerle mücadeledeki performansında kayda değer bir gelişme gösterdiğini ifade etti.

Suriye İçişleri Bakanlığı, 5 Mayıs Salı günü Genel İstihbarat Teşkilatı ile yapılan koordinasyonla, ülkenin güvenliğini ve simgelerini hedef alan bir terör eylemine karşı önleyici ve yıkıcı bir darbe indirmeyi başardığını duyurdu. Bu darbe, Şam, Halep, Humus, Tartus ve Lazkiye'nin kırsal bölgelerini kapsayan eşzamanlı güvenlik operasyonlarıyla indirildi. Operasyonlar sonucunda, Lübnan'da yoğun özel eğitim aldıktan sonra Suriye topraklarına sızan Hizbullah milislerine bağlı organize bir hücre çökertildi.

Açıklamaya göre çökertilen hücre, üst düzey hükümet yetkililerini hedef alan sistematik suikastları içeren yıkıcı bir gündemi uygulamak üzereydi. Patlatılmaya hazır el yapımı patlayıcılar, roketatarlar (RPG) ve bunların fişekleri ile otomatik tüfekler, el bombaları ve çeşitli mühimmatları içeren ‘eksiksiz bir askeri teçhizat cephaneliğine’ el konulduğu belirtilen açıklamada, ayrıca, özel dürbünler ve kameralar gibi gözetleme ve teknik destek ekipmanları da ele geçirildiği ve hücrenin yıkıcı planlarını uygulamaya koymak için son hazırlık aşamasında olduğu ifade edildi.

Lübnan-Suriye sınır bölgesindeki Hizbullah üyeleri (The New York Times)Lübnan-Suriye sınır bölgesindeki Hizbullah üyeleri (The New York Times)

Suriye İçişleri Bakanlığı, 19 Nisan Pazar günü yaptığı açıklamada, istikrarı sarsmayı ve kamu güvenliğini bozmayı amaçlayan girişimleri engellediğini duyurdu. Bakanlık, bu girişimlerin arkasında eski rejim mensupları ile Lübnan'daki Hizbullah örgütüyle bağlantılı hücrelerin olduğunu belirtti.

Bakanlık ayrıca engellenen bu girişimlerden birinin Kuneytra’da gerçekleştiğini belirtti. Açıklamaya göre burada, sınır dışındaki bölgeden saldırılar düzenlemeyi planlayan Hizbullah ile bağlantılı bir hücre yakalandı. Bu, hücrenin Suriye içinden İsrail topraklarını hedef almaya çalıştığının açık bir işaretiydi. İçişleri Bakanlığı'na göre ele geçirilen silahlar arasında, profesyonel olarak hazırlanmış ve sivil nakliye aracında saklanmış roketler ve fırlatma rampaları da bulunuyordu.

23 Nisan'da yayınlanan bir Al-Majalla haberinde, Lübnan'daki Hizbullah'ın Suriye-Lübnan sınırındaki varlıklarını ve güçlerini yoğunlaştırdığını ve aralarında Beşşar Esed'in kaçışı ve rejiminin çöküşünün ardından Suriye'den kaçan, daha önce rejim saflarında ve Hizbullah ile İran'a bağlı milisler arasında yer almış Suriyeli militanları bölgeye gönderdiğini bildirmişti. Habere göre Hizbullah, Esed rejimi döneminde Suriye'de faaliyet gösteren İran milislerinin saflarında yer almış eski savaşçıları, aylık 300 dolara varan maaşlar karşılığında saflarına katmaya çalışıyordu. Haberde, Suriye hükümetinin Lübnanlı liderlere, Hizbullah ile herhangi bir doğrudan çatışmaya girme niyetinde olmadığını defalarca teyit ettiği ve Suriye'nin Lübnan'a müdahalesinin Şam'ın planları arasında yer almadığı belirtildi. Ancak Lübnan hükümetinin, Suriye ile olan sınırlarını güvence altına almak ve Hizbullah'ın Suriye sınırından geçerek gündemini ve saldırılarını gerçekleştirmesini engellemek için elinden gelen her türlü çabayı göstermesi gerektiği vurgulandı.

Suriye-Ürdün ve Suriye-Irak iş birliği

Suriye hükümeti, sınır ötesi kaçakçılıkla mücadele konusunda Amman ve Bağdat ile koordinasyonunu güçlendirmeye çalışıyor. Suriye hükümeti, bu konuya büyük önem veriyor, çünkü bu konu öncelikle Suriye'nin güvenliğini ilgilendiriyor. Silah, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı, Şam'ın güvenliği sağlama ve İran'ın ülkede kaos yaratmasını önleme çabalarını baltalıyor. Ayrıca bu kaçakçılık faaliyetleri bölgenin ve Arap ülkelerinin güvenliğini de etkilerken İran destekli milislere silah ve para sağlıyor. Bu da onlara kendilerini finanse etmeleri için bölgede uyuşturucu ticaretini yayma gücü veriyor. Böylece, Tahran'a ve Ortadoğu'daki istikrarı sarsmayı amaçlayan gündemine hizmet etmek için bölge ülkelerine karşı askeri operasyonlar düzenleyebiliyorlar. Ayrıca, Suudi Arabistan ve Ürdün'den Suriye kıyılarına ve Türkiye'ye uzanması planlanan enerji koridorunu inşa etmek için bölge ülkelerinin tüm çabalarını da sekteye uğratıyorlar.

Suriye'nin güneyi, güvenlik ve siyaset açısından karmaşık bir durumdadır. İsrail, Suveyda'daki milis gruplarının koruyucu kalkanı olarak hareket ediyor ve bu konuyu Şam ile müzakereler için bir koz olarak kullanıyor.

Bir yandan Şam ile Amman, diğer yandan Şam ile Bağdat arasındaki iletişim kanalları açık ve Suriye’nin birçok güvenlik operasyonu bu koordinasyonun operasyonel yönünü yansıtıyor. Suriye hükümeti, geçtiğimiz nisan ayı sonlarında Suriye-Irak sınırından silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yapan büyük bir şebekeyi çökertti. Taraflar arasında koordineli olarak gerçekleştirilen operasyon sonucunda, komşu ülkelerden birine kaçırılmak üzere hazırlanan bir milyon 730 bin adet captagon hapına el konuldu. Suriye İçişleri Bakanlığı'nın açıklamasına göre iki haftadan kısa süre sonra, 2 Mayıs Cumartesi günü, uluslararası bir kaçakçılık çetesini çökertti ve gizli üretim tesislerini ortaya çıkardı. Açıklamada, hassas istihbarat izleme ve takip operasyonlarının ardından Narkotikle Mücadele Dairesi'nin Rankus’taki sınır bölgesinde faaliyet gösteren uluslararası kaçakçılık şebekesini çökertmeyi başardığı ve Lübnan'dan Suriye toprakları üzerinden komşu ülkelere kaçırılmak üzere gelen yaklaşık 1 milyon adet captagon hapı ve 1 kilogram esrar içeren devasa bir sevkiyat ele geçirdi. Açıklamaya göre sevkiyat, Lübnan'dan Suriye toprakları üzerinden komşu ülkelere kaçırılmak üzereydi. Ayrıca Suriye güvenlik güçleri, captagon haplarının üretimi için kullanılan eski tesisleri de ele geçirdi. Bu tesislerde, hammadde, makineler ve gelişmiş lojistik ekipmanlar bulundu.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Amman'da düzenlenen toplantıda bir araya geldi, 12 Ağustos 2025 (AFP)Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Amman'da düzenlenen toplantıda bir araya geldi, 12 Ağustos 2025 (AFP)

Kaynaklar, Ürdün hükümetinin geçtiğimiz nisan ayında Suriye'den Ürdün'e yönelik 20'den fazla uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediğini, bunların yaklaşık sekizinin tek bir günde gerçekleştiğini belirtti. Bu faaliyetlerin büyük çoğunluğu, Suveydalı silahlı grupların tek çatı altında bir araya geldiği Ulusal Muhafızların kontrolü altındaki Suriye-Ürdün sınırından gerçekleştirildi. Bunun yanı sıra 9 Nisan'da Nasib (Cabir) Sınır Kapısı’nda Suriye ve Ürdün hükümetleri arasında gerçekleştirilen ortak operasyonla, captagon üretiminde kullanılan başlıca maddeler ve esrar kaçakçılığı girişimi engellendi. Aynı ay içinde Suriye hükümeti, Şam kırsalında, Telul el-Safa'nın doğusundaki çölde bulunan bir yoldan Ürdün sınırına captagon sevkiyatı yapan bir uyuşturucu kaçakçısını yakaladı.

Öte yandan Ürdün savaş uçakları, 3 Mayıs Pazar günü şafak vakti, Suveyda'nın güneyindeki bazı noktalara hava saldırıları düzenledi. Ürdün ordusu, bu noktaların silah ve uyuşturucu depolama yerleri olduğunu açıkladı. Ürdün ordusunun bu müdahalesi, Suriye hükümetinin ülkenin güneyinde güvenliği sağlama ve kaçakçılıkla mücadele konusunda yaşadığı operasyonel felç durumunu yansıttı. Ürdün’ün hava saldırıları, Suriye hükümetinin operasyon düzenleme niyetinde olmadığı bölgeleri de kapsadı. Bu bölgeler, Ulusal Muhafızlar ve Suveyda'daki diğer grupların kontrolündeki ilin güneyinde yer alıyor. Çünkü Şam, Suveyda'daki Dürzileri koruduğunu iddia eden İsrail ile çatışmaya girmek istemiyor. Bu gruplar, rejim ordusu ve İran milislerinde görev yapmış savaşçıları ve komutanları barındırıyor ve Şam, onları Suriye ve bölgesel güvenliğe yönelik doğrudan bir tehdit olarak görüyor.

Geçtiğimiz nisan ayında sıklığı artan kaçakçılık girişimlerinin engellenmesi ve operasyonlar, bölgedeki İranlı ve yerel milislerin son dönemde maddi kazanç elde etmeye çalıştığını ortaya koydu. Bu durum, İran’ın geçtiğimiz şubat ayı sonlarından bu yana ABD ve İsrail ile sürdürdüğü savaşın gölgesinde, bu milislerin karşı karşıya kaldığı finansman sıkıntısına işaret ediyor.

Washington, güney sorununu çözmek için harekete geçti

Suriye'nin güneyi, güvenlik ve siyaset açısından karmaşık bir durumda. İsrail, Suveyda'daki grupların koruyucusu konumunda ve bu konuyu, bölgedeki İsrail politikasına uygun bir güvenlik anlaşmasına varmak ve Şam ile Tel Aviv arasında normalleşmenin temelini atmak için Şam ile müzakerelerde koz olarak kullanıyor.

Buna karşın Şam, Tel Aviv'in güneydeki politikasının, İran ve Hizbullah'ın istismar ettiği güvenlik kaosunun yayılmasına katkıda bulunduğunu ve Suriye'nin güneyindeki uyuşturucu üretimi ve kaçakçılığı sorunlarının çözülmesini ve ortadan kaldırılmasını engellediğini değerlendiriyor.

Washington'ın destekleyebileceği olası çözümlerden biri, Şam ile SDG arasında imzalanan anlaşmaya benzer şekilde Şam ile Suveyda arasında yapılacak bir anlaşma olabilir.

Washington son zamanlarda Suriye'nin güneyi meselesine yöneldi. Batılı bir kaynaktan edinilen bilgilere göre ABD, geçtiğimiz haftalarda Suriye'nin güneyi meselesini çözüme kavuşturmak amacıyla harekete geçti ve Şam ile Tel Aviv arasındaki müzakere sürecinde durgunluğu kırmaya çalıştı. Yine aynı bilgilere göre Washington, Şam ve Tel Aviv hükümetleri arasındaki büyük uçurum nedeniyle bu konuda yakın zamanda bir ilerleme olacağını düşünmüyor. Ancak bununla birlikte, bölgesel güvenlik açısından büyük önemi ve ABD yönetiminin İran'ın Ortadoğu'daki ekonomik ve askeri gücünü ortadan kaldırma yönündeki eğilimleri nedeniyle güney meselesinin çözülmesi gerektiğini düşünüyor. Kaynaklar, Washington'ın güney meselesini çözmek ve Suveyda sorununu taraflar arasındaki güvenlik anlaşmasından ayırmak için Tel Aviv'e daha fazla baskı uygulayacağını öngörüyor. Aynı zamanda Washington, taraflar arasında doğrudan askeri bir çatışmaya varılmadan Suveyda gruplarıyla anlaşma sağlanması için Şam'a baskı uygulayabilir. Kaynaklar, Washington'ın destekleyebileceği olası çözümlerden birinin, Şam ile SDG arasında yapılan anlaşmaya benzer şekilde Şam ile Suveyda arasında imzalanacak bir anlaşma olabileceğini öne sürdü.

Suriye’nin güneyinde, güçlerin ve coğrafyanın birleştirilmesi ve Suriye hükümetinin bölgede kontrolünü pekiştirmesi, Amman’ın bu konuda kendisiyle aynı safta olduğunu düşünen Şam için kaçakçılıkla mücadelenin temel dayanaklarından birini oluşturuyor. Şam, bu konuda, Ürdün'ün güneyde yerel güçlere askeri özerklik tanıyan herhangi bir çözüme karşı çıkacağına ve Suriye hükümeti dışındaki herhangi bir yerel güçle koordinasyon veya iş birliği yapmayı reddedeceğine inanıyor.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Üçlü komite, Irak’taki silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda Washington ile müzakere ediyor

Halk Seferberlik Güçleri tugaylarından birine ait bir devriye (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)
Halk Seferberlik Güçleri tugaylarından birine ait bir devriye (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)
TT

Üçlü komite, Irak’taki silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda Washington ile müzakere ediyor

Halk Seferberlik Güçleri tugaylarından birine ait bir devriye (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)
Halk Seferberlik Güçleri tugaylarından birine ait bir devriye (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, aralarında üç üst düzey ismin bulunduğu Iraklı bir komite, silahlı grupların silahsızlandırılmasına yönelik ‘uygulama planını’ tamamlamaya yaklaştı. Söz konusu planın önümüzdeki günlerde Amerikalı yetkililere sunulmasının hedeflendiği belirtildi.

Bu süreç, yeni hükümet kapsamında hassas güvenlik kurumlarının yönetiminde beklenen değişikliklerle eş zamanlı yürütülürken, hükümet kaynakları planın ‘zaman kazanma girişiminin ötesine geçmeyeceği’ görüşünü dile getirdi. Buna karşılık üç silahlı grubun temsilcileri, ‘silah bırakmayacaklarını’ açık şekilde ifade etti.

Washington, İran’a yakın silahlı grupların silahsızlandırılması ve bu yapıların temsilcilerinin yeni hükümette yer almamasını sağlamak amacıyla Irak’taki Şii iktidar partileri üzerindeki baskısını artırıyor. Bu baskının, Bağdat’ta yeni hükümetin kurulma süreci yaklaşırken somut adımlara dönüşmesinin beklendiği belirtiliyor.

Silahsızlanma müzakereleri

İlk kez kamuoyuna yansıyan bilgilere göre komitede, hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, görev süresi sona eren Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri yer alıyor. Komitenin, silahlı grupların liderleriyle gizli görüşmeler yürüttüğü ve bu görüşmelerde ‘silahsızlanma ve milis unsurların devlet yapısına entegre edilmesine yönelik fikirlerin’ gündeme getirildiği belirtildi. Ancak kaynaklara göre bazı toplantılar sakin geçmedi.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, İran’a tarihsel olarak yakınlığıyla bilinen Amiri’nin komitede yer almasının, silahlı grupların güvenini kazanmak ve onları devlet yapısına entegre olmaya ikna etmek amacı taşıdığını ifade etti. Ayrıca komitenin, Şii siyasi blok olan Koordinasyon Çerçevesi tarafından tam yetkiyle görevlendirildiği aktarıldı.

Kaynaklara göre, Şii siyasi partiler ile silahlı grupların liderleri arasında ciddi bir güvensizlik ve karşılıklı suçlama atmosferi hâkim. Aynı kaynaklar, Zeydi hükümetinin silahların kontrolü ve Washington’ın ‘çeşitli yollarla kasıtlı olarak İran’a aktarıldığını’ öne sürdüğü mali kaynaklar konusunda köklü reformlar yapmasının önünde ciddi engellerle karşılaşabileceğini değerlendirdi.

Zeydi, hükümeti kurmakla resmen görevlendirilmesinden bu yana ABD yönetiminden güçlü destek görüyor. Ancak birçok gözlemci, İran nüfuzunun sınırlandırılması ve milis gruplarla Irak devleti arasındaki bağların koparılması yönünde beklenen adımların atılmaması halinde Washington ile yaşanan ‘balayı döneminin’ sona erebileceği görüşünde.

 Koordinasyon Çerçevesi tarafından paylaşılan fotoğrafta, sağdan sola sırasıyla yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri ve görev süresi sona eren Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani görülüyor.Koordinasyon Çerçevesi tarafından paylaşılan fotoğrafta, sağdan sola sırasıyla yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri ve görev süresi sona eren Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani görülüyor.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ile hükümeti kurmakla görevlendirilen Zeydi arasında geçtiğimiz çarşamba günü gerçekleştirilen telefon görüşmesinin, Washington’ın milis unsurlarını yalnızca üst düzey bakanlık görevlerinden değil, genel müdürlük pozisyonlarından da uzaklaştırmak istediğine işaret ettiği belirtildi.

Kaynaklara göre Zeydi’ye yakın isimler, Hegseth ile yapılan görüşmenin içeriğinden ‘Washington’ın gözünde yeni Bağdat hükümetinin meşruiyetinin, milis grupları devlet kurumlarından uzaklaştırma kapasitesine bağlı olduğu’ sonucunu çıkardı.

Üst düzey bir siyasi yetkili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kısa süre önce oluşturulan komitenin çalışmalarını Amerikan baskısı altında hızlandırdığını söyledi. Yetkili, güvenlik danışmanlarının aylardır silahların toplatılması veya silahlı unsurların entegrasyonu konusunda çeşitli seçenekler üzerinde çalıştığını, ancak son haftalarda sürecin ivme kazandığını ifade etti.

Yetkili ayrıca,'uygulama planının’ silahlı grupların ağır ve orta ölçekli silahlarının toplanmasını ve Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) yeniden yapılandırılmasını içerdiğini aktardı. Ancak bunun nasıl uygulanacağına dair ayrıntı paylaşılmadı.

Irak’ta Halk Seferberlik Güçleri’nin geleceğine ilişkin belirsizlik sürerken, bu yapının Amerikan baskılarına boyun eğip eğmeyeceği ve silahsızlandırma projesinin parçası olup olmayacağı konusunda soru işaretleri devam ediyor.

‘Zaman kazanmak’ için bir proje

Iraklı siyasetçiler, emekli ABD’li General David Petraeus’un bu hafta Bağdat’ı ziyaret edebileceğini ve ziyaretin amacının ‘yeni hükümetin milis gruplarla bağlarını tamamen koparıp koparmayacağını yerinde görmek’ olduğunu ifade ediyor.

Ancak Petraeus’un söz konusu Bağdat ziyareti sırasında hangi resmi sıfatı taşıyacağı henüz doğrulanmış değil.

Petraeus, 2003 sonrası Irak savaşının önde gelen komutanlarından biri olarak biliniyor. Adı özellikle, Saddam Hüseyin yönetimini deviren işgal sırasında 101. Hava İndirme Tümeni’nin komutasını üstlenmesiyle öne çıkmıştı.

Daha sonraki deneyimleri de onu bugün silahlı grupların silahsızlandırılması dosyasında etkili bir aktör haline getiriyor. Petraeus’a 2004 yılında, mezhepsel şiddetin yükseldiği dönemde yerel güvenlik güçlerinin eğitimi görevi verilmiş, bu süreçte aralarında Hadi el-Amiri’nin de bulunduğu bazı milis yapıları yöneten siyasi liderlerle yakın temas kurmuştu.

Iraklı kaynaklar, komitenin üzerinde çalıştığı ‘uygulama planının’, Zeydi hükümetinin silahlı grupları silahsızlandırma konusunda ciddi olduğu yönünde Amerikalıları ikna edebilecek bazı ‘umut verici fikirler’ içerebileceğini belirtiyor. Ancak aynı kaynaklar, planın gerçekten uygulanacağı konusunda ciddi şüpheler bulunduğunu ve bunun, Zeydi hükümetinin kurulmasını sağlamak ve İran ile ABD arasındaki savaşın sona ermesini beklemek amacıyla yürütülen bir ‘zaman kazanma operasyonu’ olabileceğini ifade ediyor.

Önde gelen Şii danışmanlardan biri ise “Silahlı grupların silahları konusunda izlenen oyalama politikası, sonunda iktidardaki koalisyonun terörü destekleyen siyasi bir yapı olarak değerlendirilmesine yol açacak. Bu da Irak’ın ‘haydut devlet’ olarak sert ekonomik yaptırımlarla karşı karşıya kalması anlamına gelir” değerlendirmesinde bulundu.

Zeydi, 14 maddelik hükümet programında ilk sıraya ‘silahların yalnızca devletin kontrolünde olması ve hukukun üstünlüğünün uygulanması’ hedefini yerleştirmişti. Ancak programda aynı zamanda Halk Seferberlik Güçleri’nin savaş kapasitesinin geliştirilmesi ve askeri sistem içindeki görev ve sorumluluklarının yeniden tanımlanmasına ilişkin bir madde de bulunuyor.

Iraklı bir yetkili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ‘Washington’ın, silahlı grupların liderleri ve üyelerinin yeni hükümete sızmasını önlemek amacıyla Bağdat üzerindeki baskısını gevşetmek istemediğini’ söyledi.

 Halk Seferberlik Güçleri’ne bağlı bir birlik (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)Halk Seferberlik Güçleri’ne bağlı bir birlik (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)

‘Silahlarımızı teslim etmeyeceğiz’

ABD’nin artan baskısına karşılık Irak’taki bazı silahlı grupların daha sert bir tutum benimsediği bildirildi. Bir milis grubunun sözcüsü, Ketaib Hizbullah, Nuceba Hareketi ve Ketaib Seyyid eş-Şüheda’nın silahlarını hiçbir tarafa teslim etmeyi kabul etmediğini söyledi.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen sözcü, söz konusu üç grubun ‘silahsızlanma konusundaki reddiyelerinin doğurabileceği her türlü bedeli göze almaya hazır olduklarını’ ifade etti.

Kaynaklara göre bu silahlı yapılar, ABD’nin olası yaptırımlarını geçmişte yaşanan savaş sürecinden daha ağır görmüyor ve yaşananların, suikastlar ya da altyapı tahribatı dahil olmak üzere daha fazla güç kazanmalarına zemin hazırladığını değerlendiriyor.

Sözcü, “Savaş bize nasıl daha fazla güç kazanabileceğimizi gösterdi” ifadesini kullandı.

Koordinasyon Çerçevesi içinde ise Washington’ın yalnızca silahlı grupları değil, silah kullanımından uzak duran ve parlamentoda sandalyesi bulunan yapıları da devlet kurumlarından dışlamak isteyip istemediği tartışılıyor.

Bu gruplardan özellikle Asaib Ehli’l Hak, geçmişte Mustafa el-Kazımi döneminde uygulanan modele benzer şekilde, kabineye bağımsız isimler önererek dolaylı etki kurma seçeneklerini değerlendiriyor.

Diğer yandan ABD Hazine Bakanlığı dün, petrol kaçakçılığıyla bağlantılı olduğu belirtilen kişi ve yapılara yaptırım uyguladı. Bu listede, Kays el-Hazali’nin kardeşi Leys el-Hazali de yer aldı. Leys el-Hazali’nin daha önce hem içişleri hem de bazı hizmet bakanlıkları için aday gösterildiği iddia edilmişti.

Aynı yaptırım listesinde Ali Maaric el-Behadili de bulunuyor. Kaynaklara göre Behadili’nin petrol bakanlığı için bazı siyasi çevreler tarafından önerildiği belirtiliyor.

Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı siyasetçiler, yaptırımların ‘istenmeyen adayları saf dışı bırakmayı ve süreci başka isimlere yönlendirmeyi amaçlıyor olabileceğini’ ifade ediyor.

Silahsızlanma müzakerelerinin özü, bir Iraklı yetkilinin ifadesiyle, milis grupların ABD’yi tahrik etmeyecek şekilde yeniden konumlandırılması tartışmalarına dayanıyor. Ancak aynı yetkili, sürecin tamamen statükoyu değiştirmeyeceğini söyleyerek önemli bir değişim ihtimaline de dikkat çekti.

Yetkiliye göre yeni hükümet döneminde yapılacak bazı güvenlik atamaları, silahlı grupların hassas devlet kurumlarındaki etkisini azaltabilir; bu kapsamda istihbarat teşkilatının başına Sünni bir ismin getirilmesi olasılığı da değerlendiriliyor.


Şarku’l Avsat’a konuşan bir Suudi kaynak, "Krallık, hava sahasının herhangi bir saldırı amaçlı askeri operasyonu desteklemek için kullanılmasına izin vermemiştir" dedi

Dr. Raid Karmali, Riyad'da Fransız heyetini kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Dr. Raid Karmali, Riyad'da Fransız heyetini kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan bir Suudi kaynak, "Krallık, hava sahasının herhangi bir saldırı amaçlı askeri operasyonu desteklemek için kullanılmasına izin vermemiştir" dedi

Dr. Raid Karmali, Riyad'da Fransız heyetini kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Dr. Raid Karmali, Riyad'da Fransız heyetini kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın hava sahasının herhangi bir saldırı amaçlı askerî operasyonda kullanılmasına izin vermediğini belirterek, Riyad yönetiminin gerilimin düşürülmesi için çalıştığını ve savaşı sona erdirmeye yönelik Pakistan girişimlerini desteklediğini söyledi.

Kaynak, bazı tarafların “şüpheli nedenlerle” Suudi Arabistan’ın tutumuna ilişkin yanıltıcı bir algı oluşturmaya çalıştığını ifade etti.

Öte yandan Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı Kamu Diplomasisi ve Genel İşler Müsteşarı Raid Krimli, Riyad’ın gerilimin azaltılması ve çatışmaların tırmanmasının önlenmesi yönündeki tutumunun sürdüğünü vurguladı. Krimli, Suudi Arabistan’ın İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakere sürecini ve diplomatik çabaları desteklediğini belirtti.

Krimli, X platformundaki paylaşımında, Suudi Arabistan’a atfedilen ve kimliği belirsiz kaynaklara dayandırılan bazı haberlerin Riyad’ın resmî tutumuyla çeliştiğini ifade ederek, ülkesinin “gerilimi azaltma ve tırmanmayı önleme” yönündeki kararlı pozisyonunu yineledi.

Dr. Raid Karmali,, Riyad'da Fransız heyetini kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)Dr. Raid Karmali,, Riyad'da Fransız heyetini kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Abdulaziz bin Sagir ise Suudi Arabistan’ın başından beri net bir pozisyon ortaya koyduğunu belirterek, Riyad’ın yaklaşımının “gerilimi artırmamak ve tüm anlaşmazlıkları siyasi diyalog yoluyla çözmek” olduğunu söyledi.

Bin Sagir, Muhammed bin Selman ile Mesud Pezeşkiyan arasında gerçekleşen telefon görüşmesini hatırlatarak, Veliaht Prens’in görüşmede Suudi Arabistan’ın topraklarının veya hava sahasının askerî operasyonlarda kullanılmasına izin vermeyeceğini açıkça ifade ettiğini belirtti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili de 24 Mart’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Riyad yönetiminin İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşın uzamasını istediği yönündeki iddiaları daha önce de yalanladığını belirtmişti.

Yetkili, Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud’un Riyad’da düzenlenen Arap ve İslam ülkeleri dışişleri bakanları toplantısının ardından yaptığı açıklamayı hatırlatarak, İran saldırılarının sona ermesi gerektiğini ve “Suudi Arabistan’ın sabrının bir sınırı olduğunu” söylediğini aktardı. Ayrıca Riyad’ın siyasi ve diğer yöntemlerle karşılık verme hakkını saklı tuttuğu ifade edildi.

Körfez Araştırma Merkezi Başkanı Bin Sagir’e göre Suudi Arabistan’ın temel talepleri arasında “İran saldırılarının durdurulması, savaşın sona erdirilmesine yönelik güvence verilmesi, İran’ın Körfez ülkeleri ve diğer Arap ülkelerinin iç işlerine müdahale etmemesi ile deniz güvenliği ve enerji güvenliğinin sağlanması” yer alıyor.

Bin Sagir, Riyad’ın gerilimi düşürmek ve müzakerelere alan açmak istediğini belirterek, olası bir gerilimin müzakere sürecini sekteye uğratabileceği ve Hürmüz Boğazı’nın kapanması riskini artırabileceği uyarısında bulundu.

Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Abdulaziz el-Vasıl de perşembe günü yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın uluslararası ticaret ve küresel enerji güvenliği açısından en kritik deniz yollarından biri olduğunu söyledi.

Hürmüz Boğazı'nın kuzeyinde bulunan bir grup küçük teknenin uydu görüntüsü (Reuters)Hürmüz Boğazı'nın kuzeyinde bulunan bir grup küçük teknenin uydu görüntüsü (Reuters)

El-Vasıl’ın açıklamaları, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ile ABD’nin New York’ta düzenlediği ortak basın toplantısında, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğüne ilişkin karar tasarısının sunulması sırasında yapıldı.

Suudi diplomat, boğazdaki deniz ulaşımının tehdit edilmesinin küresel piyasaların istikrarını ve uluslararası tedarik zincirlerini doğrudan etkileyeceğini belirtti.

El-Vasıl ayrıca, temel tüketim malları, tıbbi malzemeler ve insani yardımların akışının kesintiye uğramasının ciddi insani ve ekonomik sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Suudi diplomat, uluslararası hukuka uygun şekilde deniz güvenliğinin korunmasının ve uluslararası ticaretin güvenli biçimde sürdürülmesinin önemine dikkat çekerek, gerilimin azaltılması ve krizin büyümesinin önlenmesi için uluslararası toplumun koordineli hareket etmesi çağrısında bulundu.