Irak eski Başbakanı İyad Allavi’den Şarku’l Avsat’a özel açıklama: Saddam beni öldürtmeye çalıştı ama ben onu ABD askerleri arasında tutuklu halde görmeyi reddettim

Irak’ın eski Başbakanı İyad Allavi Şarku'l Avsat'a Baas Partisi ile olan yolculuğunu, Saddam’ı ve işgal sonrası Irak’ı anlattı (1)

Irak eski Başbakanı İyad Allavi’den Şarku’l Avsat’a özel açıklama: Saddam beni öldürtmeye çalıştı ama ben onu ABD askerleri arasında tutuklu halde görmeyi reddettim
TT

Irak eski Başbakanı İyad Allavi’den Şarku’l Avsat’a özel açıklama: Saddam beni öldürtmeye çalıştı ama ben onu ABD askerleri arasında tutuklu halde görmeyi reddettim

Irak eski Başbakanı İyad Allavi’den Şarku’l Avsat’a özel açıklama: Saddam beni öldürtmeye çalıştı ama ben onu ABD askerleri arasında tutuklu halde görmeyi reddettim

Saddam Hüseyin'in boynuna ilmeğin geçirildiği 30 Aralık 2006 tarihinden bugüne uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen Saddam Hüseyin meselesine yaklaşmak hala oldukça zor. Saddam’ın ister sarayda otursun ister mezarda yatsın bir provokatör olduğu gerçeği değişmiyor. Kurbanları ve düşmanları çok olsa da destekçilerinin sayısı da az değil. Irak'ta zaman, yaralara merhem olmak bir yana bir de üstüne tuz basıyor. Saddam'ın adaletsiz uygulamalarının bedelini ödeyenlerin, Saddam’ın ABD’nin Irak’ı işgaline karşı direnişe liderlik ettiğini ve kamu parasıyla ilişkilerinde dürüst olduğunu okumaları kolay olmasa gerek. Saddam’ın destekçileri, onun çizdiği imajın, ülkesini ve bölgesini kana bulayan zalim hükümdar el-Battaş'tan farklı olmadığını kabul etmekte zorlanıyor olmalılar. Ama gazeteciliğin en keyifli anı, bazı bölgelere ve bu bölgelerin sakinlerinin kaderine damgasını vuran zalimlerin geriye bıraktığı korlara ve bazı dönemlerin közlerine yaklaşmaktır.

Bundan birkaç ay önce bir Arap ülkesinin başkentinde bir Iraklıyla tanıştım. Irak’ın eski Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’le ‘iş ilişkisi ve sevgi bağı’ olduğunu ve bu sebeple yüzlerce kez görüştüklerini söyledi. Can güvenliği nedeniyle kimliğini açıklamak istemediğinden dolayı özür diledi. Ancak benim dikkatimi en çok çekense rejimin düşmesinden sonra da Saddam Hüseyin ile iki kez görüştüğünü söylemesiydi. Bu görüşmelerden ilkini, rejimin düşmesinden iki gün sonra 11 Nisan 2003'te Felluce eteklerinde, ikincisi ise 19 Temmuz 2003’te ABD ordusunun kontrolündeki Bağdat'ta gerçekleştiğini açıkladı.

zxs
Eski Irak Başbakanı İyad Allavi, Şarku’l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil’e röportaj verdi (Şarku’l Avsat)

Saddam'ın bir Amerikan zırhlı aracının heykelini düşürdüğü sırada Firdevs Meydanı yakınlarında olduğunu anlatan Iraklı, Saddam'ın aynı günün gecesi, yakınlardaki gizli bir karargahtan, ABD’ye karşı ilk ‘direniş’ hareketine liderlik ettiğinden bahsetti. Iraklının anlattıklarına göre Saddam, Bağdat’ın Azamiye semtinde bulunan Ebu Hanife en-Numan Camisi çevresinde konuşlu ABD güçlerinin mevzilerini hedef alan saldırıya neredeyse bizzat katılmak üzereydi, ancak dostları, kendisini tehlikeye atmasından çekindikleri için onu engellediler. Saddam'ın daha sonra Bağdat'tan Hit'e, oradan da Felluce'ye geçtiği aktaran Iraklı, Saddam’ın oğlu Kusay'ın da aralarında bulunduğu bir grup isimle güvenlik toplantısı yaptığını ve toplantı sırasında ABD ordusuna ‘Irak’a girmekle hata yaptıklarını anlamaları için’ pusu kurulmasını istediğini anlattı.

Iraklı, Saddam'ın ertesi gün Bağdat'a geri dönüp Dora bölgesindeki bir karargâhta cumhurbaşkanlığı muhasebecileriyle görüşerek onlardan 1 milyon 250 bin dolar aldığını ve karşılığında ‘ABD işgaline karşı direniş faaliyetlerinde bulunmak için bu parayı aldığına ve mümkün olan en kısa zamanda geri ödeyeceğine’ dair bir belge imzaladığını aktardı. Iraklı, Saddam'ın Bağdat’ta temmuz ayındaki toplantıda ‘Irak'ın düşmesi, İran'ın nüfuzunun Fas'a kadar yayılması demektir’ uyarısında bulunduğunu da sözlerine ekledi.

x c
2003 yılında Bağdat'taki Firdevs Meydanı’ndaki Saddam heykeli böyle devrilmişti (AFP)

Usta gazeteciler bize hikayeleri bir takım gerekli çekincelerle ele almayı ve daha fazlasını araştırmayı öğrettiler. Saddam'ın sarayında çalışan bir kişiyle de tanışıp ona izlenimlerini sordum. Bu kişi, Kuveyt’in işgali kararını, Irak’ın belini kıran saman çöpü olduğunu söyleyerek eleştirdi. Buna karşın basının yurtdışındaki gizli hesaplarda milyarlarca dolar biriktirdiğini iddia ettiği Saddam’ın dürüstlüğüne dikkati çekme konusunda son derece gayretliydi. Asıl yolsuzluğun rejimin yıkılmasından sonra başladığını ve yetkililerce yaklaşık 500 milyar doların yok edildiğini söyleyen Saddam'la aynı sarayda yaşayan adam, “Onun zalim ya da aşırı derecede gaddar olduğunu söyleyebilirsiniz ama kamunun parasına el uzatmayı bir tür vatana ihanet olarak görüyordu” ifadelerini kullandı. Öte yandan Saddam'ın ABD’nin Irak’ı işgaline karşı direnişin bir bölümüne liderlik ettiğini söylemeyi de ihmal etmedi.

Saddam ne pişman ne de kırgındı

Saddam, ABD askerleri tarafından atıldığı hapishanede çürüyordu. ABD’liler Iraklı bazı siyasilere Bağdat’ın eski efendisini ziyaret edebileceklerini ve onu hapishanede görebileceklerini bildirdiler. Saddam, bir gün aralarında Adnan Paçacı, Adil Abdulmehdi, Hoşyar Zebari, Ahmed Çelebi ve daha sonra idamını denetleyecek olan Muvaffak er-Rubai’nin aralarında bulunduğu bazı muhaliflerinin ve düşmanlarının kendisini ziyaret etmesi karşısında şaşkınlığını gizleyemedi. Çelebi ile bir görüşmemizde bana hapishaneye gittiğinde hayal bile edilemeyecek şeyler gördüğünü ve ABD’nin askeri müdahalesi olmasaydı bunları görmesinin imkansız olacağını söylemişti. Ayrıca Saddam'ın ne pişman ne de kırgın göründüğünü de sözlerine ekledi. Çelebi, Rubai’nin Saddam’la konuşurken sert sözler sarf ettiğini, Saddam’ın da Rubai’ye sert ve aşağılayıcı sözlerle karşılık verdiğini aktardı.

s
Saddam Hüseyin duruşması sırasında (Getty Images)

Önce Irak Yönetim Konseyi (Irak Hükümet Konseyi) üyesi ve daha sonra ise başbakan olan İyad Allavi de modern Irak tarihinin en büyük esir kampını ziyaret etme fırsatı vardı. Yaralı olarak kurtulduğu suikast girişiminin emrini veren kişiyi aşağılayabilir, hakaret dolu bir bakış atabilirdi. Ama o yapmadı. İki kişi böyle bir ziyarette bulunmayı reddetti. Allavi, Saddam’ı hapishanede ziyaret etmeyi istemediğini çünkü düşmanın acısına gülmenin geleneklerinde olmadığını, özellikle de düşmanınız size karşılık veremeyecek bir konumdayken bunu yapmaktan kaçındığını söyledi. Allavi, o sıra Saddam’ın ülkeye ve şahsi olarak kendisine yaptıklarına rağmen halen Irak’ın cumhurbaşkanı olduğunu ve bir Irak liderinin ABD’liler tarafından bir hapishanesinde esir tutulduğunu görmek istemediğini belirtti. Ayrıca yeni Irak'ı intikam temelleri üzerine değil, adalet temelleri üzerine inşa etmeyi istediklerini söyleyen Allavi, Saddam'ı hapishanede görmeyi reddeden ikinci kişinin ise Saddam’a karşı uzun süre silahlı isyan yürüten aşiretinden, halkından ve yakın ailesinden binlerce kişiyi feda eden Mesud Barzani olduğunu ifade etti. Barzani, daha önce Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda, Saddam'ı hapishanede görmeye gitmediğini, çünkü ‘düşmanın acısına gülmenin erkeklerin doğasında olmadığını’ söylemişti.

Allavi’nin de aralarında bulunduğu bazı Iraklı siyasetçiler, Saddam'ı bir Kurban Bayramı sabahı idam edilmesini onun idam sırasında istediği kibirli duruşu sergilemesine izin veren hata olduğunu söyledi. Saddam, ipin boynuna geçirilmesinden hemen önce Rubai'ye bakarak ona, “Bu ip adam olanlar içindir” dedi ve bu sözü iki kez tekrarladı. Saddam, mahkemenin hakkında aldığı idam kararını ‘Fars-i Mecusilere ölüm’, ‘İsrail'e ölüm’ gibi sloganlar atarak karşılamıştı.

Allavi, Saddam'ın yargılanması ve gerekli cezanın verilmesinden yanaydı. Bundan sonrasını onun ağzından dinleyelim:

Saddam'ın idam edildiği gün büyük bir elem hissettim. ABD’lilere, Irak'ı yönettiği uzun yıllar boyunca Irak'ın başından geçenleri anlatabilmesi için Saddam’la diyalog kurmalarını önermiştim. Iraklıların, neler olduğunu bizzat onun ağzından öğrenmelerini istedim. İran'la neden savaştı ve savaş hangi koşullarda patlak verdi? Kuveyt'i neden işgal etti ve işgal kararı nasıl alındı? Neden çok sayıda hem muhalif vatandaşı ve Baasçıyı idam ettirdi? Neden Kürtlere karşı korkunç saldırılar düzenledi? Neden yurtdışındaki muhaliflerine suikastlar düzenledi ya da benimde aralarında olduğum kişilere suikast girişimlerinde bulundu? Tüm bu sorulara yanıt vermesini ve anlatmasını istedim. Bunları anlatması yargılamasına engel olmazdı. Bunları anlatması gerçekleri ortaya çıkarabilir, sorumlulukları ortaya koyabilir ve Saddam'a hayran olanları onun yaptıklarının sonuçları hakkında düşünmeye itebilirdi. Fakat ne yazık ki bu olmadı. İnfazın zamanlaması da Iraklıların ona duyduğu sempatiye katkıda bulundu. Bir bayram sabahı mı idam edilmesi gerekiyordu? Bunun yapılmasıyla defalarca kez uyarıda bulunduğumuz infaz görüntülerine bir anlatı daha eklenmiş oldu. ‘Baasçıları temizleme’ olarak adlandırdıkları sürecin yargı tarafından ele alınmasını, hesabın görülmesini, insanları dışlamanın ya da ötekileştirmenin siyasi bir araca dönüştürülmemesini istedik. Maalesef tavsiyelerimiz dikkate alınmadı. Bu sorunlar insanların bir kısmının Saddam’a sempati duymasına neden olduğu inkar edilemez. Ellerine kan bulaşanların cezalandırılması anlaşılabilir bir durum, ama insanları bir fikri savundukları için cezalandıramazsınız.

Ordunun lağvedilmesi ve Baasın köklerinden sökülmesi

Allavi ile birlikte en az bir önceki kadar hassas bir başka konuya geçtik. Saddam Hüseyin’in, rejiminin düşürülmesinden ve ABD askerlerinin onu tutuklamalarına kadarki süreçte yaptıkları hiç bitmeyen bir tartışma konusu. Direnmeyi seçtiği, direnişçi grupları örgütlediği ve onlara ABD’lilere pusu kurmak gibi çeşitli görevler verdiği yönünde basında çıkan haberlerin doğruluk payı var mı? Saddam’ın düşmanlarından bazıları ona inanmama eğiliminde olduklarından direnişçi yönüyle bilinmesini istemeyebilirler. Böylece geriye sadece bir savaş çığırtkanı, bir katliamcı, bir baskıcı imajı kalıyor. Kendime şu soruyu sordum: Irak rejiminin baltasının izlerini halen vücudunda taşıyan İyad Allavi gibi bir adam, bu soruya yanıt verirken objektif olabilir mi ve Saddam’ın sadece ABD ordusunun kontrolündeki Bağdat'ı terk etmek zorunda kalınca güvenli sığınak arayan bir kaçak olmadığını kabul edebilir mi?

Allavi'ye direniş hareketini ve terörü sordum. O da şunları anlattı:

Irak ordusunun lağvedilmesi, Irak devletinin dağıtılması ve Baasçıları temizleme adımları binlerce askeri personeli, çalışanı ve Baas partizanını bilinmeyene sürükledi. Terör ve teröristlerin direnişi örtbas etmeye çalıştığı ve Usame bin Ladin, Eymen ez-Zevahiri ve Ebu Musab ez-Zerkavi liderliğindeki El Kaide'nin Irak toplumunda bölünmelere yol açmayı hedefledikleri biliniyor. Cinayetlerle, bombardımanlarla, suikastlarla, bazen Şiilere, bazen de Sünnilere suçlamalarda bulunarak mezhepçiliği körüklemekten başka bir şey yapmadılar. Kaosa dayalı bir ortamda faaliyet göstermek ve çevreyi terörizme uygun bir ortama dönüştürmek terörizmin misyonudur. Dolayısıyla terörü dışlayan bir ortamdan ziyade terörün kaynağı haline geldi. Böylece teröristler meşru hale gelmek ve terörlerini direniş olarak göstermek için işgale karşı direnişe sözde bir bağlılık gösterdiler.

Terörizm, Baasçıları saflarına katarak değil, en az beş milyon Baasçıyı ve ailelerinin tecrit edilmesi, siyaset sahnesinden uzaklaştırılmaları ve meslek hayatlarından koparılmaları, geçim kaynaklarının kesilmesiyle Baas'ın tasfiyesinden büyük fayda sağladı. Aynı şekilde terör de güvenlik teşkilatlarının ve Irak ordusunun dağılmasından istifade etti. Tüm bunlar ABD işgalinin, Irak'ta zehrini yaymak için uygun ortamı bulan ve toplumsal dokusunu yok etmeye çalışan terörizme verdiği armağanlardı.

Direniş faaliyetleri ve terör eylemleri artarken Irak’ta kan gövdeyi götürüyordu. Bu yüzden başbakan olarak atanmadan önce Irak Yönetim Konseyi Başkanı olduğum dönemde direniş safında yer alan bazı kişilerle tanışmaya karar verdim. Bu talebimi, bazı arkadaşlarım aracılığıyla kendilerine ilettim. Görüştüğüm kişilerin bir kısmı da Felluce'nin önde gelen şerefli insanlarıydı. Terör eyleminin direniş bayrağı altında meşrulaştırılmaması için onlardan direnişin her türlü faaliyetini durdurmalarını istedim. Konuyu köklü ilişkilerin ve bağlantılarım olan Felluceli kardeşlerimle konuştum. Ne demek istediğimi anladılar ve bana Zerkavi'nin Felluce'de ve Irak'ın diğer bazı bölgelerinde kapsamlı yapılar ve tüneller inşa ettiğini ve iletişim ağları kurduğunu söylediler. Ayrıca bana Enbar ve Felluce sakinlerinin işgalden büyük zarar gördüklerini, ordunun ve güvenlik teşkilatlarının lağvedilmesinin ardından yüzbinlerce kişinin ya yerlerinden edildiğini ya da askeriyeden terhis olduklarını belirttiler.

Bunu Irak Yönetim Konseyi Başkanlığı'na ve ABD’li ve İngiliz işgalci yetkililere de anlattım ama ne yazık ki hiçbir yanıt alamadım. Tasfiyeler kanunlar ve yargı yoluyla değil, siyasileştirilerek ve rastgele bir şekilde yürütüldüğünden sonuçları ülkeye büyük zarar verdi. Bu durum çok yüksek, yetkin ve profesyonel bir insan yüzdesinin siyasi süreç ve otorite çerçevesi dışında kalmasına, reddedilmesine, ötekileştirilmesine ve cezalandırılmasına yol açtı. Bunun sonucunda siyasi süreç büyük ölçüde zayıfladı. Bu süreçten en çok, büyük bölümü yurtdışında olan Saddam liderliğindeki rejimin muhalifleri etkilendi.”

Saddam’ın tutuklanışı

Allavi, Saddam'ı ve özellikle de direnişle olan ilişkisini tekrar sorduğumda sözlerini şöyle sürdürdü:

Saddam Hüseyin'in tutuklandığı haberini duyduğumda Londra’daydım. Haber karşısında şaşırmadım. Kaçacak biri değil, yüzleşecek biriydi ve direniş hareketine liderlik ediyordu. Size Ebu Gureyb’in bahçesinde direniş safında yer alan bazı kişilerle görüştüğümü söylemiştim. Onlardan bazılarına: “Önde gelen aşiretlerden yüksek rütbeli subayken Zerkavi'nin eline düştüğünüz için size yazıklar olsun. Neden işlerinizi Zerkavi'ye teslim edip terörist oldunuz?” dedim. Onlar da bana “Biz terörist değiliz, Amerikalılara karşı direniyoruz” dediler. Bunun üzerine onlara “Biz size Amerikalıların yanındayız demiyoruz, ben Irak'a Amerikalılarla birlikte değil, Enbarlı aşiretlerle birlikte girdim. Bir Amerikan tankına ya da Amerikan savaş uçağına binmedim. Biz savaşa ve işgale karşıyız. Bu konudaki tavrımız net” diye konuştum. Aslında hepsi Saddam'ı severdi. Ciddi bir sevgiyle işgale karşı direndiler, hatta Saddam’ı hala seviyorlar. Bana Saddam'ın yaptığı bunca şeye rağmen nasıl oluyor da bazı çevrelerce halen sevilebiliyor diye soruyorsunuz. Bu sevginin temel nedeni, şu anki mevcut yöneticilerin kötü davranışlarından başka bir şey değil. Saddam hakkındaki idam kararının uygulanma şeklini, işgale karşı duyulan hisleri anlattım. Buna bir de sonradan ortaya çıkan Sünni-Şii hassasiyetini de ekleyebiliriz.

Allavi’ye Saddam’ın halkın parasıyla ilgili tutumunun sorulması gerekiyordu. (Irak’ta 1958 yılında askeri bir darbeyle yönetimi ele geçiren) Abdulkerim Kasım’ın Bağdat'ta fakirlik içinde öldüğü ve bir evinin dahi olmadığı yönünde duyduklarım, bu soruyu sormayı daha çok istememe yol açtı. Kasım’ın hem yol arkadaşı hem de düşmanı olan Abdusselam Arif, hiçbir zaman yolsuzlukla suçlanmadı. Aynı durum, varisi ve kardeşi Abdurrahman Arif için de geçerliydi. Peki Saddam, para ve mülk konusunda tutkulu biri miydi?

ABD’nin Irak’ı işgalinden önce uluslararası ve Arap basınında Saddam'ın sahip olduğu inanılmaz servet hakkında çok şey yazıldı, çizildi. Takma adlarla uzak ülkelerdeki bankalara milyarlarca dolar yatırdığından bahsediliyordu. Saraylarında külçe külçe altının yanı sıra büyük miktarda para da sakladığı söyleniyordu. Bu algı, tüm dünyada ne hükümetin konuşmaya ne de Temsilciler Meclisi’nin işaret parmağını kaldırmaya cesaret edebildiği, ülkede son sözün sahibinin Saddam olduğu düşüncesini daha da arttı. Oğlu Uday’ın biriktirdiği servet de haberlere konu oluyordu. Pek çok kişi, Saddam'ın saraylarına ve konutlarına baskın düzenleyen ABD askerlerinin bu dudak uçuklatan serveti ortaya çıkarmayı başaracaklarını umuyordu. Fakat böyle bir şey olmadı. Irak'ın zenginliğini ülkedeki çatışmalarda ve diğer ülkelerle girilen savaşlarda çarçur eden Saddam’ın, geniş araziler satın aldığı ya da bu arazilere el koyduğu düşünülüyordu. Irak muhalefet kanadının iktidara geldikten sonra Saddam'ın mali hesaplarını açmaya çalışması gayet doğal bir davranıştı.

Allavi’ye Saddam’ın halkın parasına karşı tutumunun ne olduğunu sordum, o da şöyle cevap verdi:

Saddam Hüseyin'in devrilmesinden sonra soruşturmalar başlattık, ancak (mali konularda) aleyhine hiçbir şeye rastlayamadık. Adına kayıtlı hiçbir mülk bulamadık. Her şey Irak hükümeti, Dışişleri Bakanlığı ve Devrim Komuta Konseyi adına kayıtlıydı.

Allavi’ye ‘Saddam’ın şahsına ait hiçbir mal bulamadınız mı?’ diye sordum. O da “Hayır hiçbir şey bulamadık. Özel uçağı bile Irak istihbarat teşkilatına ait bir şirkete kayıtlıydı. Uzun mesafelere uçabilen özel bir uçaktan bahsediyorum” yanıtını verdi.

Saddam’ın üzerine kayıtlı herhangi bir gayrimenkul olup olmadığı sorusunu tekrarladığımda, “Adına kayıtlı hiçbir şey bulamadık” yanıtını verdi. Bunun Saddam’ın parayı sevmediği anlamına gelip gelmediğini sorduğumda ise Allavi, “Parayı sevmiyordu ve zenginlik arayışında değildi. O güç, nüfuz ve iktidar istiyordu. O Saddam’dı. Parayla ya da haramla işi yoktu. Bunlarla ilgilenmedi. Saddam muhafazakar bir insandı. Çok muhafazakardı. Onunla, tanışmamın ilk zamanlarından Irak'tan ayrıldığım zamana kadar  güçlü bir ilişkim oldu. Düşünün, annemin ölüm haberini bizzat kendisi açıklamakta ısrar etti” yanıtını verdi.

İyad Allavi kimdir?

İyad Haşim Hüseyin Allavi, 30 Mayıs 1944'te Bağdat'ta doğdu. Henüz 14 yaşındayken Baas Partisi'ne katıldı. 1970 yılında Bağdat Tıp Fakültesi'nden mezun olan Allavi, daha sonra İngiltere'de ihtisas yaptı. 1980 yılında bir süreliğine Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde çalıştı. 1981-2003 yılları arasında ticaret yaptı ve serbest alanlarda çalıştı. 1975 yılında Irak'ta iktidardaki rejime muhalif bir siyasi örgüt kurdu.

xscdf
İyad Allavi (EPA)

Örgüt daha sonra ‘Irak Ulusal Mutabakat Hareketi’ adını aldı. 1978 yılında suikast girişimine uğradı. Yaralı olarak kurtulan Allavi, bir dizi ameliyat geçirdi. 2003 yılında Bağdat'a geri döndü. 2003 yılında kurulan Irak Yönetim Konseyi üyesi oldu ve ardından başkanlığına seçildi. Daha sonra Irak Yönetim Konseyi tarafından oybirliğiyle Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasının ardından yeni dönemde Irak'ın yasama ve yürütme yetkilerine tamamen sahip ilk başbakanı olarak seçildi. Allavi, 2004 yılı haziran ayından 2005 yılı mayıs ayına kadar başbakanlık görevini yürüttü. Dr. Sena Hamid el-Hasuna ile evli olan Allavi’nin Sara, Nejat ve Hamza adlarında 3 çocuğu var.

Kaddafi, Ali Abdullah Salih ve Saddam'ın ipi

Ortadoğu halkı, bir yanda Bağdat'ta Amerikan tankları gezerken diğer yanda Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin'in darağacına çıkarılmasını şaşkın gözlerle izledi. Saddam’ın idam sehpasındaki görüntüleri, iki farklı ekolden gelen ve iki farklı tarza sahip olan iki lideri daha çok etkiledi.

xs
Saddam’ın darağacına çıkarıldığı an (AFP)

Yemen’in eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih, konuk ettiği gazetecinin önünde, ABD’nin başka ülkelerin liderlerini idama kadar yargılama hakkı bulması karşısında duyduğu şaşkınlığı gizlemezken, ülkeleri ve onların sembol isimlerini o ülkelerin halklarının iradesine bırakmak yerine tarihe yön verme hakkını kendinde bulmasını kınadı. Gelecekte olacaklara hazırlanmak anlamına gelen ‘Komşunuz tıraş olduğunda siz de sakalınızı ıslatmalısınız’ sözünü dile getirmekten çekinmedi. ABD’li berberin tıraş deneyimini başka ülkelerde de hayata geçirebileceğini hissediyordu. Ama yanlış hesap yapmıştı. Asıl öldürücü darbe, ‘Büyük Şeytanı’ lanetleyenlere bağlı olanlardan gelecekti.

rgt
Ali Abdullah Salih (AP)

Diğer lider ise Muammer Kaddafi'ydi. ABD savaş uçaklarının 1986 yılında evini başına yıkması onu korkutmuş, ABD’nin cübbesini ateşe verme girişimlerinin artık kolay olmadığını anlamıştı. Bu, onun imparatorluğu için unutulmaz bir ders olmuş, ABD'yi artık her yere uzanan katı bir el olarak görmeye başlamıştı. Kaddafi, Saddam'ın idamını izlediğinde korkudan paniğe kapıldı.

Arap Birliği’nin Şam'daki zirvesine katılan liderlere hitaben yaptığı konuşmada korkularını dile getiren Kaddafi, “Yarın asılma sırası size gelecek ve imtihan edileceksiniz. ABD’nin kendisine düşman olan bir rejimi kökünden söküp atabileceğini biliyorum” ifadelerini kullandı.

Kaddafi’nin gölgesi olarak görülen eski protokol müdürü Nuri el-Mismari'ye, Kaddafi'nin Saddam'dan nefret edip etmediğini sorduğumda bana, “Garip bir şekilde ondan nefret ediyordu. Ona hakaret etti. Onu aptal olarak nitelendirdi. Onun önemsiz ve pervasız biri olduğunu söyledi. Saddam kibirli davranışlar sergilediğinden böyle olabilir. Öte yandan Saddam, Kaddafi'nin lider rolünü kabul etmeye istekli değildi. Kaddafi de Saddam'ın Irak'taki muhaliflerini destekledi. Saddam ise buna Çad'daki Kaddafi muhaliflerini destekleyerek karşılık verdi. İki adam arasında büyük bir düşmanlık güdülüyordu” yanıtını verdi.

zxsd
Muammer Kaddafi, Libyalı muhalifler tarafından ‘NATO’nun dokunuşuyla’ öldürüldü (Getty Images)

Mismari, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kaddafi, ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgalinden önce Saddam'ın gönderdiği bir temsilciyi kabul etmişti. Saddam’ın temsilcisine işlerin iyiye gideceğine inanmadığını söyledi. Eğer Irak'ı savaş belasından kurtaracaksa, Saddam’ı Libya’da ağırlamak istediğini ifade etti. Saddam'ın Libya'ya gelmek istememesi halinde başka bir yer de seçebileceğini belirtti. Elbette Saddam'ın ayrılmaya niyeti yoktu. Saddam’ın muhaliflerini destekleyen ve İran-Irak savaşı sırasında İran’a silah sağlayan Libya'ya gelip orada yaşamayı kabul edeceğini hayal etmek dahi mümkün değildi. Saddam’ın temsilcisi, savaşa hazır olduklarını ve moralin yüksek olduğunu vurguladı ama Kaddafi buna ikna olmadı.”

Aynı soruyu Kaddafi rejiminin bir zamanlar iki numaralı ismi olarak bilinen Abdusselam Callud'a da sordum.

Callud, şunları söyledi:

Sonuçta aynı zalim zihniyete sahip olsalar da aralarında ilişki kurmak çok zordu. Karakterleri, aralarında bir ilişkinin kurulmasını zorlaştırıyordu. Gerçek şu ki Kaddafi, Saddam'ı başından beri sevmemişti. Davranışlarını çirkin buluyordu. Saddam'ın Irak'a, zalimin (Kaddafi) Libya'ya yaptıklarına bak.

Callud’a bir yazar gözüyle anlatmayı isteyip istemediğini sorduğumda ise “İkisini birbiriyle kıyaslamanı bir yolu yok. Kaddafi, Saddam'dan daha çok okuyordu ama her ikisi de zalimdi. Kaddafi birinci sınıf bir zalimdi. Libyalılara zorla ikiyüzlü olmayı öğretti. Libyalılar açtı ama Allah'a şükür çok güçlüyüz diyorlardı” yanıtını verdi.

Değişim günleri ne kadar zor geçiyor. Bir zamanlar bir liderken, arkadaşınız arkanızdan size ‘zalim’ diyor.

Kaddafi'nin boynuna bir ip geçirilmedi ama daha kötüsünü yaşadı. Kaddafi’ye ölümcül darbeyi Libyalılar indirdi ama NATO’nun Kaddafi rejiminin düşürülmesindeki rolünü de unutmadık.



ECOWAS, Nijer'e yaptırımları en kısa sürede kaldırıyor

Açılış töreni sırasında ödül alan bazı kişilerin toplu fotoğrafı (festival yönetimi)
Açılış töreni sırasında ödül alan bazı kişilerin toplu fotoğrafı (festival yönetimi)
TT

ECOWAS, Nijer'e yaptırımları en kısa sürede kaldırıyor

Açılış töreni sırasında ödül alan bazı kişilerin toplu fotoğrafı (festival yönetimi)
Açılış töreni sırasında ödül alan bazı kişilerin toplu fotoğrafı (festival yönetimi)

Nijerya'nın başkenti Abuja'da, Nijer, Mali ve Burkina Faso'nun topluluktan ayrılma kararını görüşmek üzere liderler zirvesi düzenlendi.

ECOWAS Dönem Başkanı, Nijerya Devlet Başkanı Bola Tinubu, zirvenin açılışında, yönetimde askerlerin olduğu söz konusu 3 ülkeyi anayasal düzene döndürme konusundaki yaklaşımlarını değiştirmeleri gerektiğini söyledi.

Tinubu, ECOWAS'tan ayrılma kararı alan bu 3 ülkenin bu kararı yeniden düşünmesi gerektiğini vurgulayarak, 3 ülkeye ECOWAS'ı düşman gibi görmemeleri çağrısında bulundu.

ECOWAS Komisyonu Başkanı Omar Alieu Touray da zirve sonrasında yaptığı açıklamada, Nijer'de 26 Temmuz'da yapılan askeri darbeden bu yana uygulanan yaptırımların en kıs sürede kaldırılacağını duyurdu.

Bu kararın arkasında tamamen insani gerekçeler olduğuna dikkati çeken Touray, siyasi yaptırımlarla kişilere uygulanan yaptırımların ise devam edeceğini kaydetti.


Rusya'da ölen muhalif Navalni'nin naaşının ailesine teslim edildiği belirtildi

Kuzey Kutbu'ndaki bir Rus hapishanesinde ölen merhum Rus muhalefet lideri Aleksey Navaln'nin 23 Şubat 2024'te Almanya'nın Frankfurt kentinde eski Rus konsolosluğunun önündeki derme çatma anıtta çekilen fotoğraflarının etrafına çiçekler yerleştirildi (AFP)
Kuzey Kutbu'ndaki bir Rus hapishanesinde ölen merhum Rus muhalefet lideri Aleksey Navaln'nin 23 Şubat 2024'te Almanya'nın Frankfurt kentinde eski Rus konsolosluğunun önündeki derme çatma anıtta çekilen fotoğraflarının etrafına çiçekler yerleştirildi (AFP)
TT

Rusya'da ölen muhalif Navalni'nin naaşının ailesine teslim edildiği belirtildi

Kuzey Kutbu'ndaki bir Rus hapishanesinde ölen merhum Rus muhalefet lideri Aleksey Navaln'nin 23 Şubat 2024'te Almanya'nın Frankfurt kentinde eski Rus konsolosluğunun önündeki derme çatma anıtta çekilen fotoğraflarının etrafına çiçekler yerleştirildi (AFP)
Kuzey Kutbu'ndaki bir Rus hapishanesinde ölen merhum Rus muhalefet lideri Aleksey Navaln'nin 23 Şubat 2024'te Almanya'nın Frankfurt kentinde eski Rus konsolosluğunun önündeki derme çatma anıtta çekilen fotoğraflarının etrafına çiçekler yerleştirildi (AFP)

Navalni'nin Sözcüsü Kira Yarmış, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Aleksey'in cesedi annesine teslim edildi. Bunu bizimle birlikte talep eden herkese teşekkür ederim." ifadelerini kullandı.

Yarmış, Navalni'nin cenazesinin yapılmasına Rus yönetiminin engel koymayacağını umduğunu belirtti.

Navalni'nin cezalandırılması ve ölümü

Kremlin'e muhalif Aleksey Navalni, zehirlendiği iddiasıyla Almanya'nın başkenti Berlin'de tedavi gördükten sonra 17 Ocak 2021’de başkent Moskova'ya dönüşünde havalimanında gözaltına alınarak tutuklanmıştı.

Rusya Federal Cezaevi Hizmetlerinin (FSİN) talebi üzerine 2 Şubat 2021’de Moskova Şehir Mahkemesinde Navalni aleyhinde açılan dava sonuçlanmış; Navalni'nin geçmişte yolsuzluk davası sonucunda verilen 3,5 yıl ertelenmiş hapis cezası, adli kontrol şartlarını yerine getirmediği gerekçesiyle normal hapis cezasına çevrilmişti.

Rus mahkemesi, Ağustos 2023'te cezaevinde bulunan Navalni'yi aşırılık yanlısı topluluk oluşturmaktan 19 yıl hapis cezasına çarptırmıştı.

Navalni, Ocak 2022'de Rusya'da terörle ve aşırıcılıkla bağlantılı kişilerin bulunduğu listeye dahil edilmişti.

FSİN, 16 Şubat'ta, mahkum Navalni'nin cezaevinde hayatını kaybettiğini ve ölüm nedeninin araştırılacağını bildirmişti.


Yemen'den Husilerin Kızıldeniz'de vurduğu İngiliz gemisi kaynaklı "çevre krizi" için yardım talebi

Husilerin füze saldırıları nedeniyle batma riskiyle karşı karşıya olan İngiliz gemisinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)
Husilerin füze saldırıları nedeniyle batma riskiyle karşı karşıya olan İngiliz gemisinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)
TT

Yemen'den Husilerin Kızıldeniz'de vurduğu İngiliz gemisi kaynaklı "çevre krizi" için yardım talebi

Husilerin füze saldırıları nedeniyle batma riskiyle karşı karşıya olan İngiliz gemisinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)
Husilerin füze saldırıları nedeniyle batma riskiyle karşı karşıya olan İngiliz gemisinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)

Yemen hükümeti tarafından yapılan açıklamada, Husiler tarafından vurulan ve büyük yara alan geminin Kızıldeniz'deki Yemen'e ait Haniş Adalarına yöneldiği belirtildi.

Gemi mürettebatının kurtarıldığı kaydedilen açıklamada, Kızıldeniz'de büyük bir çevre felaketi tehlikesiyle karşı karşıya olunduğuna işaret edildi.

Açıklamada, krizle başa çıkmak için acil durum planı geliştirmek üzere bir "kriz masası" oluşturulduğu ancak sınırlı imkanlardan dolayı bunun desteklenmeye ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), 18 Şubat'ta Husilerin 41 bin ton gübre taşıyan Birleşik Krallığa ait Rubymar adlı gemiyi vurduğunu ve geminin su almaya başladığını duyurmuştu.

SABA haber ajansı da vurulan geminin yüksek miktarda amonyak ve yağ taşıdığını belirterek büyük bir çevre felaketi uyarısında bulunmuştu.

Husilerin Askeri Sözcüsü Yahya Seri 19 Şubat'ta yaptığı açıklamada, hedef alınan İngiliz gemisinin ciddi isabet aldığını, batma riski taşıdığını ve mürettebatın güvenli bir şekilde tahliye edildiğini belirtmişti.

Saldırının Filistin halkına destek amaçlı gerçekleştirildiğini ifade eden Seri, Filistin halkına yönelik saldırıların durdurulup abluka kaldırılıncaya kadar İsrail gemilerine ve işgal altındaki Filistin limanlarına giden gemilere yönelik saldırıların devam edeceğini kaydetmişti.


G7, Rusya’ya karşı ‘savaşın bedelini artırma’ sözü verdi

Ukrayna tankları (Reuters)
Ukrayna tankları (Reuters)
TT

G7, Rusya’ya karşı ‘savaşın bedelini artırma’ sözü verdi

Ukrayna tankları (Reuters)
Ukrayna tankları (Reuters)

 

G7 liderleri, Rusya’nın Ukrayna işgalinin başlamasından tam iki yıl sonra, Moskova’ya karşı ‘savaşın bedelini artırma’ sözü verdi.

Liderler, İtalya’nın başkanlığında video konferans aracılığıyla düzenlenen zirvenin ardından yaptıkları ortak açıklamada, “Yakın zamanda onaylanan yaptırım paketlerimizin de gösterdiği gibi, Rusya’nın savaşının bedelini artırmaya, Rusya’nın gelir kaynaklarını bozmaya ve onun savaş makinesini inşa etme çabalarını engellemeye devam edeceğiz” denildi.

Çin ve İran’ı, Ukrayna’ya karşı savaşında Rusya’ya verdikleri lojistik destek nedeniyle doğrudan eleştiren liderler ayrıca şu ifadeleri kullandı;

“İran’ı Rus ordusuna ve Ukrayna’daki savaşına yardım etmeyi bırakmaya çağırıyoruz. Çin’deki işletmelerden, askeri silah ve teçhizata yönelik çift kullanımlı malzeme ve bileşenlerin Rusya’ya aktarılması konusundaki kaygılarımızı ifade ediyoruz.”


ABD ve İngiltere'nin müttefiklerinin desteğiyle 18 Husi hedefini vurduğu duyuruldu

Husi hedeflerine saldırı düzenleyen bir Typhoon uçağının Britanya Savunma Bakanlığı tarafından sağlanan fotoğrafı (EBA)
Husi hedeflerine saldırı düzenleyen bir Typhoon uçağının Britanya Savunma Bakanlığı tarafından sağlanan fotoğrafı (EBA)
TT

ABD ve İngiltere'nin müttefiklerinin desteğiyle 18 Husi hedefini vurduğu duyuruldu

Husi hedeflerine saldırı düzenleyen bir Typhoon uçağının Britanya Savunma Bakanlığı tarafından sağlanan fotoğrafı (EBA)
Husi hedeflerine saldırı düzenleyen bir Typhoon uçağının Britanya Savunma Bakanlığı tarafından sağlanan fotoğrafı (EBA)

ABD Savunma Bakanlığından (Pentagon) konuya ilişkin yazılı açıklama yapıldı.

Yemen'de Husiler tarafından kontrol edilen yer altı silah depoları, insansız hava aracı sistemleri, hava savunma sistemleri, radarlar ve bir helikopterin hedef alındığı kaydedilen açıklamada, saldırıların Husilerin Kızıldeniz'de küresel ticaret ve masum canlara yönelik tehdidini azaltmayı hedeflediği belirtildi.

Açıklamada, saldırıları ABD ve İngiltere'nin Avustralya, Bahreyn, Kanada, Danimarka, Hollanda ve Yeni Zelanda'nın desteğiyle yaptığı aktarıldı.

Yemen'de 8 farklı yere düzenlenen saldırıların 18 Husi hedefini vurduğu ifade edilen açıklamada, bunun Husilerin Kızıldeniz'de süregelen saldırılarına cevaben yapıldığı savunuldu.


İsrailliler, hükümetin istifası ve erken seçim talebiyle sokaklara döküldü

(AA)
(AA)
TT

İsrailliler, hükümetin istifası ve erken seçim talebiyle sokaklara döküldü

(AA)
(AA)

Tel Aviv'deki Savunma Bakanlığı önünde binlerce gösterici toplandı. Alanda kurulan sahnede eski siyasetçiler ve esir yakınları konuşma yaptı.

Göstericiler, Başbakan Netanyahu, aşırı sağcı koalisyon ortakları Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in resminin altında "güvenlik açığı" yazılı dev pankart açtı.

Sahnede yapılan konuşmalar, "Seçimler şimdi" sloganlarıyla kesildi.

Protestoculara polisten sert müdahale

Binlerce kişilik gösterici grubu, Tel Aviv'in merkezi noktalarından Kaplan Caddesi'ne doğru yürümeye çalıştı.

İsrail polisi, göstericilere atlı birlik ve TOMA ile müdahale etti. İsrail polisi, Gazze Şeridi'ndeki İsrailli esirlerin ailelerinin bulunduğu gruba karşı da güç kullandı. İsrail polisi ile göstericiler arasında sıkça arbede yaşandı.

İsrail polisinden yapılan açıklamaya göre, 19 gösterici gözaltına alındı.

Göstericiler, sıkça Netanyahu'ya hitaben, "Sen baştasın, sen suçlusun", "Herkes biliyor ki sen suçlusun", "Seçimler hemen" sloganları attı.

Seçimler için tarih belirlenmesi talebi

Gösteriye katılan Dana Yoreved, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İsrail hükümetinin halkına karşı sorumlu davranmadığını düşündüğü gerekçesiyle protestoya katıldığını, hükümeti devirmek için değil ama seçimler adına yeni bir tarih belirlemek amacıyla sokağa indiklerini söyledi.

Polisin sert müdahalesinin arkasında İsrail'de kolluk kuvvetlerinden sorumlu aşırı sağcı Bakan Ben-Gvir'in olduğu değerlendirmesinde bulunan Yoreved, Hamas ile İsrail arasındaki ateşkes ve esir takası müzakerelerinin başarılı olması için dua ettiğini dile getirdi.

Göstericilerden Tim Hentschil de Gazze'deki İsrailli esirlerin getirilmesi ve hükümetin istifası için gösterilere katıldığını belirterek, Ben-Gvir'in, 7 Ekim'den itibaren polisi ifade özgürlüğünü bastırmak amacıyla kullandığını söyledi.

Hentschil, Hamas ile İsrail arasında tüm detaylarını bilmemesine rağmen esirleri geri getirecek, Gazze'de yaşananları sonlandıracak, İsrail'de güvenliği sağlayacak bir anlaşmayı desteklediğini belirtti.

Batı Kudüs ve Netanyahu'nun evinin önünde gösteri

Tel Aviv'in yanı sıra binlerce İsrailli, Batı Kudüs, Hayfa, Kayseriye'de (Caesarea) de hükümetin istifası ve erken seçim talebiyle gösteriler düzenledi.

Batı Kudüs'te Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un konutunun önünde toplanan yaklaşık bin kişilik grup, yakınlardaki meydana yürüyerek hükümetin istifası talebiyle gösteri gerçekleştirdi.

İsrail'in kuzeyindeki Kayseriye'de bulunan Netanyahu'nun şahsi konutunun önünde de yaklaşık bin kişi toplandı.

İsrail polisinin müdahalesinde göstericilerle arbede yaşandı.


Papa, çocuk istismarını göz ardı ettiği ileri sürülen başpiskoposun istifasını kabul etti

Papa Franciscus (AA)
Papa Franciscus (AA)
TT

Papa, çocuk istismarını göz ardı ettiği ileri sürülen başpiskoposun istifasını kabul etti

Papa Franciscus (AA)
Papa Franciscus (AA)

Vatikan konuya ilişkin açıklama yayımladı.

Açıklamada, Papa Franciscus'un "başpiskopos Andrzej Dziega'nın Szczecin-Kamien başpiskoposluğu görevinden istifasını kabul ettiği" bildirildi.

Polonya'nın TVN24 kanalının 2021'de yayınladığı belgeselde, o dönemde vefat eden rahip Andrzej Dymer'in "çocukları istismar ettiği" ve bağlı olduğu Szczecin-Kamien piskoposluğunun başpiskoposu Andrzej Dziega'nın 1995'ten bu yana istismardan haberi olmasına rağmen hakkında herhangi bir işlem başlatmadığı iddia edilmişti.

Yerel basında yer alan haberlerde de Dymer'in 2008'de bir kilise mahkemesince çocuklara cinsel istismarda bulunmaktan suçlu bulunduğu ve Dymer'in temyize gitmesine rağmen başvurusunun ölümünden önce görülmediği bildirilmişti.

Aralık 2022'de de Hollandalı bir gazeteci, 2005'te ölen Papa 2. John Paul'ün (2. Ioannes Paulus) Katolik Kilisesi'nin başına geçmeden önce piskoposluk yaptığı Polonya'nın Krakow şehrinde idaresi altındaki bazı rahiplerin çocuk istismarını görmezden geldiğini ve onları görevden almadığını belirtmişti.

The New York Times'ın haberine göre de 2021'de Polonya Katolik Kilisesi, Temmuz 2018'den 2020'nin sonuna kadar 368 çocuğa yönelik istismar şikayeti aldığını kabul etmişti.


Hindistan'ın Assam eyaleti, Müslümanların evlilik ve boşanmalarını düzenleyen yasayı yürürlükten kaldırdı

(AA)
(AA)
TT

Hindistan'ın Assam eyaleti, Müslümanların evlilik ve boşanmalarını düzenleyen yasayı yürürlükten kaldırdı

(AA)
(AA)

Eyalet hükümeti sözcüsü Jayanta Malla Baruah, Assam eyalet kabinesinin, dün, 1935 tarihli Müslüman Evlilik ve Boşanma Yasası'nın yürürlükten kaldırılmasına karar verdiğini duyurdu.

Baruah, Müslümanların evlilik ve boşanmalarını düzenleyen yasanın "reşit olmayan yaşlarda yapılan evliliklerle mücadeleyi destekleme çabaları" kapsamında ilga edildiğini savundu.

Ayrıca Baruah, bu hamlenin eyalette Tek Tip Medeni Kanun'un uygulanmasına yönelik bir adım olduğuna dikkati çekti.

İktidardaki Bharatiya Janata Partisinin (BJP) yönetiminde bulunan Assam'da Başbakan Himanta Biswa Sarma, yasanın yürürlükten kaldırılma sebeplerinden birinin de evlilik ve boşanmaları kayıt altına alma zorunluluğunun yoksunluğu olduğunu iddia etti.

Muhalefet partileri kararı eleştirdi

Ana muhalefetteki Hindistan Ulusal Kongresi partisinin yöneticilerinden Abdur Raşid Mandal, Müslümanların 1935 tarihli Müslüman Evlilik ve Boşanma Yasası'ndan mahrum bırakıldığını savunarak, "Seçimlerden hemen önce hükümet, Hindu seçmenleri kutuplaştırmaya çalışıyor." dedi.

Yasanın çocuk yaşta evliliklere izin verdiği yönündeki iddiaların gerçek olmadığını kaydeden Mandal, bunun eyalette "Müslümanların evliliklerini kayıt altına alan tek mekanizma" olduğunu ifade etti.

Mandal, yasanın Hindistan Anayasası'na da uygun olduğunu savunarak, "Bu, Müslümanların yürürlükten kaldırılamayacak kişisel yasasıdır." değerlendirmesinde bulundu.

Öte yandan, Uttarakhand eyaletinde de 7 Şubat'ta azınlıklara kendi inanç ve kültürlerine göre yargılanma esnekliği tanıyan yürürlükteki yasal düzenlemenin yerine, ülkedeki yasaları tek çatı altında toplayan "Tek Tip Medeni Kanun" kabul edilmişti.


İspanya'nın Valensiya kentindeki apartman yangınında ölü sayısı 10'a yükseldi

(AA)
(AA)
TT

İspanya'nın Valensiya kentindeki apartman yangınında ölü sayısı 10'a yükseldi

(AA)
(AA)

Valensiya Valisi Pilar Bernabe, basına yaptığı açıklamada, itfaiye görevlilerinin yanan apartmanın içinde bir kişinin daha cesedini bulduklarını ve yangında ölenlerin sayısının 10'a çıktığını söyledi.

Bernabe, ellerindeki verilere göre başka kayıp kimse olmadığını belirterek, her türlü olasılığa karşı bina içindeki detaylı aramaların devam ettiğini anlattı.

Yetkililer yangında yaralanan, 7'si itfaiye memuru toplam 15 kişiden sadece ikisinin hastanede olduğunu ve sağlık durumlarının iyiye gittiğini açıkladı.

Kent merkezindeki Campanar Mahallesi'nde bulunan, 138 dairenin olduğu 14 katlı binada bir dairede çıkan yangın kısa sürede tüm apartmana yayılmıştı.

Tamamen yanan binada yaşayan 130'dan fazla ailenin evsiz kaldığını yazan İspanyol basını, Valensiya Belediyesinin mağdur ailelere geçici ev vereceğini kaydetti.

Uzmanlar, 8. kattaki bir dairede çıkan yangının hızla yayılmasının sebebini, binanın son derece yanıcı poliüretan kaplamayla kaplanmış olmasına bağlıyor.

Valensiya'da yaşanan olaydan dolayı 3 günlük yas ilan edilirken, yurt genelinde birçok yerde saat 12.00'de saygı duruşunda bulunuldu.


AB Yüksek Temsilcisi, İsrail'in yeni yerleşim planının "kışkırtıcı ve tehlikeli" olduğunu söyledi

Josep Borrell (AA)
Josep Borrell (AA)
TT

AB Yüksek Temsilcisi, İsrail'in yeni yerleşim planının "kışkırtıcı ve tehlikeli" olduğunu söyledi

Josep Borrell (AA)
Josep Borrell (AA)

Borrell, X hesabından yaptığı açıklamada, İsrail'in Batı Şeria'daki yasa dışı yerleşim birimlerinde 3 bin 300 yeni ünite inşa edileceği yönündeki duyurusunun "kışkırtıcı ve tehlikeli" olduğunu bildirdi.

Yerleşimlerin bölgede güvensizlik ortamını ve gerilimi artırdığını belirten Borrell, "Barış çabalarını engelliyor ve uluslararası hukukun ciddi ihlaline yol açıyor." ifadesini kullandı.

İsrail hükümetinin, işgal altındaki Batı Şeria'nın Beytüllahim kenti yakınındaki Maale Adumim Yahudi yerleşim birimine 2 bin 350, Kedar'a yaklaşık 300, Efrat yasa dışı Yahudi yerleşim birimine ise 700 konut inşasını onaylamayı planladığı kamuoyuna yansımıştı.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken da duyuruyla ilgili "hayal kırıklığına" uğradığını söylemişti.