Gazze Savaşı: Askeri çözümün yansımaları ve çıkış senaryoları

İsrail ordusunun 19 Aralık'ta dağıttığı fotoğrafta Gazze'de yükselen dumanların önünde bir İsrail askeri (AFP)
İsrail ordusunun 19 Aralık'ta dağıttığı fotoğrafta Gazze'de yükselen dumanların önünde bir İsrail askeri (AFP)
TT

Gazze Savaşı: Askeri çözümün yansımaları ve çıkış senaryoları

İsrail ordusunun 19 Aralık'ta dağıttığı fotoğrafta Gazze'de yükselen dumanların önünde bir İsrail askeri (AFP)
İsrail ordusunun 19 Aralık'ta dağıttığı fotoğrafta Gazze'de yükselen dumanların önünde bir İsrail askeri (AFP)

Hattar Ebu Diyab

Beşinci Gazze Savaşı ya da diğer adıyla İsrail’in Gazze’deki savaşı, kısa süreli ateşkesin ardından üçüncü ayına girdi. Olaylar ve yansımaları, ertesi gün ve siyasi çözüm ya da yıkıcı bir savaş ve toplu cezalandırmanın ortasında bir diplomasi fırsat yakalama hakkında konuşmak için henüz çok erken olduğunu gösterdi. Daha da kötüsü bu savaşın ne kadar süreceğini tahmin etmek oldukça güç. İsrail'in belirlediği yüksek ölçekli hedefler, Washington’ın kabul etmeye ve dayanmaya razı geldiğinden daha fazla zaman gerektireceğine şüphe yok.

Hamas Hareketi’nin askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları ve kardeş gruplar, Hamas’ın Gazze’deki lideri Yahya Sinvar’ın söylediği gibi yıpratma savaşına kararlılıkla sürdürmeye ve rehine kartını elinde tutmaya devam ediyor. Bu da savaşın şimdiki hızı ve kapsama alanıyla sınırlı kalması durumunda orta vadeli bir çatışma senaryosuyla ya da kartların yeniden karılıp yeni bir bölgesel tablonun önünün açıldığı geniş çaplı bir bölgesel savaş senaryosuyla karşı karşıya kalacağımız anlamına geliyor. Tüm bu olası senaryolar çerçevesinde ne Filistin halkı ve Filistin’in geleceği ne de bedelini savaşta da barışta da ödeyemeyecek halde olan Lübnan'ın durumu açısından ufukta net bir tablo beliriyor.

Askeri çözümün imkansızlığı

Bundan 75 yılı aşkın bir süre önce başlayan ve bölgedeki en uzun soluklu çatışmalardan biri olan Filistin-İsrail çatışması, özellikle İsrail'in 1967 yılında Golan Tepeleri’ni, Batı Şeria’yı ve Gazze Şeridi'ni işgal etmesinden sonra Ortadoğu'ya küresel bir boyutla damgasını vurdu. İsrail'in 2005 yılında Gazze Şeridi’nden tek taraflı çekilmesinden bu yana, 2021 yılına kadar kesin bir galibi olmayan dört savaş yaşandı.

Askeri düzeydeki kafa karışıklığının, belirsizliğin ve gaddarlığın yanında siyasi geleceğin bilinmezliğiyle birlikte İsrail’in Gazze Şeridi'ndeki yoğun bombardımanları ve kara harekâtı, daha önce eşi benzeri görülmemiş kayıplara yol açarak devam ediyor.

Gazze’de beşinci kez patlak veren savaşta, özellikle ‘sonsuz savaşların’ yaşandığı bir dönemde geleneksel savaş, hibrit savaş, asimetrik savaş ve İsrail’in Hamas'ın 7 Ekim'de siber duvarlarını etkisiz hale getirmesinden sonra ilk kez bu beşinci nesil savaşta yapay zekayı kullandığı modern savaşın birleştiği belirsizlik hakim.

Çok sayıda batılı askeri ve bilimsel araştırma merkezi, İsrail’in askeri saldırılarında son haftalardaki gelişmelere dayanarak, bu çatışmanın askeri bir çözümünün olmadığı ve İsrail'in şimdiye kadar elde ettiği taktik başarılarının henüz stratejik ilerlemeye dönüşmediği konusunda hemfikir. ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin'in, siviller arasındaki büyük can kaybının ve sivilleri, Hamas'ı desteklemek zorunda bırakmanın İsrail'in elde ettiği her taktiksel zaferi, stratejik bir yenilgiye dönüştürebileceği uyarısı da bu görüşü teyit ediyor.

Hamas, on hafta süren savaşın ardından kararlı ve güçlü olduğunu, İsrail işgalinin sona erdiğini belirtiyor. İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi ise İsrail ordusunun Gazze'nin kuzeyindeki kontrolünü güçlendirmeye, güneyine nüfuz etmeye ve yeraltı tünellerindeki faaliyetlerini artırmaya çalıştığını söylüyor. Ancak Hamas'ın tünel ağları, İsrail’in önündeki en büyük engeli oluştururken hem askeri çözümü zorlaştırıyor hem de savaşın süresini uzatıp maliyetini daha da artırıyor.

ABD ve Batı ülkeleri, İsrail’e ‘Gazze'deki Filistinli sivillerin korunmasını ahlaki bir sorumluluk ve stratejik bir gereklilik olarak görmesinin önemli olduğu’ ve ‘iki devletli çözümün bu trajik çatışmadan çıkış için açık olan tek yol olduğu’ yönünde çağrıda bulunmaya devam ediyor. Buna karşın İsrail tarihinin en katı hükümeti olan Binyamin Netanyahu hükümeti, bu tezlerle uğraşmayı reddederek ve çağrılara yüksek ölçekli ‘Hamas Hareketi’ni ortadan kaldırma’ hedefine odaklanarak yanıt veriyor.

Askeri düzeydeki kafa karışıklığının, belirsizliğin ve gaddarlığın yanında siyasi geleceğin bilinmezliğiyle birlikte İsrail’in Gazze Şeridi'ndeki yoğun bombardımanları ve kara harekâtı, daha önce eşi benzeri görülmemiş kayıplara yol açarak devam ediyor. Öyle ki Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Gazze'deki yıkımın boyutunun, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya şehirlerinde tanık olunan yıkımın ötesine geçtiğini söyledi.

erht4
Gazze semalarında uçan iki İsrail uçağı, 19 Aralık 2023 (AFP)

Filistinlilerin yerinden edilmesinin reddedildiğine dair yapılan tüm açıklamalara ve verilen tüm güvencelere rağmen, Gazze Şeridi'nin yaşanmaz bir yer haline gelme sürecinde olması ve yerinden edilen yüzbinlerce Filistinlinin Gazze'nin güneyine gitmeye devam etmesi nedeniyle ‘komşu ülkeler üzerinde feci sonuçlara yol açmak ve Filistin davasını tasfiye etmek’ gibi gizli hedeflerin olduğu şüpheleri güçleniyor. Bir Arap diplomatik kaynağa göre bu, 7 Ekim'den bu yana Batı Şeria'da dört bin kişinin tutuklanması ve onlarca Filistinlinin öldürülmesi de bu gizli hedeflerle bağlantılı.

İsrail'in 7 Ekim saldırısından sonra aldığı uluslararası destek zamanla aşınırken ABD, sivil can kayıplarındaki büyük artıştan ve insani felaketten dolayı daha fazla utanmaya başladı. Ayrıca savaş sonrası döneme ilişkin bir fikir birliği eksikliği de söz konusu. Askeri operasyonlar labirentini siyasi çözümün önündeki engeller takip edeceğinden tam da bu noktada bir çıkmaz kök salıyor.

Savaşın hedefleri sahadaki gerçeklikle çelişiyor

İsrail savaş hükümetinin, başta Hamas Hareketi’nin ve onun askeri yeteneklerinin yok edilmesi olmak üzere belirlediği savaş hedefleri, gerçekçilikten yoksun olmakla birlikte Gazze halkına ödediği yüksek insani bedelle tutarlı da değil. Savaşın sona erdirilmesi için bu aşamada önerilen seçeneklerin hiçbiri Gazze'de askeri bir çözüm olduğu yanılgısını çürütmeyi başaramadı. Burada Hamas'ı vurma ya da askeri yeteneklerini en aza indirme hedefinin rehineleri serbest bırakma hedefiyle çeliştiğini de belirtmekte fayda var. Hamas’ın Gazze’deki yönetimine son verilmesi hedefi ise yerine getirilebilecek alternatiflerin olmayışı, Filistinliler arasında bir düzenleme yapma sorunu ve Washington'ın ‘yenilenmiş ve güçlendirilmiş’ olmasını istediği yeni bir Filistin Yönetimi modeliyle çatışacak.

Hamas, İsrail savaşı durdurmak zorunda kalana kadar Gazze’de hem yer altında hem de yer üstünde kalarak İsrail’in planının başarısız olacağı iddiasıyla hareket etmeye devam ediyor.

Bu durum, İsrail’in ‘Hamas'ın resmi liderlik yapısının parçalanarak kontrol edilmesi’ şeklinde özetlenebilecek olan ve askeri kolu Kassam Tugayları’nın dağıtılması, üyelerinin yerel düzeyde bireyler olarak hizmet verecek şekilde azaltılmasının da dahil olduğu hedefine ulaşmasının büyük zorluklarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

İsrail planının, bugünden 2024 ocak ayı sonlarına kadar Hamas'ın askeri yeteneklerinin büyük kısmını ortadan kaldırmaya yönelik stratejik hedefe odaklanmasını gerektirdiği ortada.

Öte yandan Hamas, İsrail'in uluslararası çevrelerden yapılan baskıyla ya da rehinelerin serbest bırakılmasına yönelik müzakereler kapsamında ateşkes anlaşması yapmaya zorlanıncaya kadar Gazze’de hem yer altında hem de yer üstünde kalarak İsrail’in planının başarısız olacağı iddiasıyla hareket etmeye devam ediyor.

dsfeb
İsrail'in Refah'ta düzenlediği bombardımanda öldürülen Filistinli gazeteci Adil Zarab’ın cenazesi, 19 Aralık 2023 (AFP)

Savaşın yıkıcı yansımaları, ABD Başkanı Joe Biden'ın 12 Aralık'ta düzenlediği basın toplantısının ardından ABD’nin İsrail’e askeri harekata koşulsuz desteğine yaktığı ışık sönmeye başladı. Washington, savaşın başka bölgelere de sıçramasını önleme stratejisinde şimdiye kadar başarılı olduysa da İran destekli Husiler, Kızıldeniz'de İsrail için ek bir zorluk ve stratejik sürpriz oluşturdu. Bu yüzden ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Netanyahu hükümetinden savaş için bir takvim belirlemesini istemek üzere İsrail’i ziyaret etti.

İsrailli generaller, Sullivan ile anlaşarak bu yılın sonunu, büyük ölçekli ya da yüksek tempolu savaş için geri sayımın başlamasının yanı sıra yoğun askeri operasyonlardan sınırlı askeri operasyonlara ve Hamas'a karşı savaşta daha hedefli bir aşamaya geçişin takvimi olarak kabul etmiş gibi görünüyor.

Biden yönetimine göre, bu yeni aşamada Gazze’de nüfusun yoğun olduğu bölgelerde ve bu bölgelerin dışında hareket edecek İsrail ordusunun seçkin güçlerinden oluşan daha küçük gruplar, Hamas liderlerini bulup öldürmek, rehineleri kurtarmak ve tünelleri yok etmek gibi daha hassas misyonları yerine getirecek.

İsrail’in hedeflerini belirlemesi meselesi, gerçeklere uyum sağlayamaması ve önceki deneyimlerden ders çıkaramaması nedeniyle bu hedeflere ulaşmasının zorluğu bir ikilem yaratıyor. Her hâlükârda odak noktası siyasi hasat olacak.

Savaştan çıkış ile siyasi ufuk arasındaki bağlantı

Savaştan çıkış için ortaya koyulan tüm senaryolar çerçevesinde kronik çatışmadan çıkış yolu olarak iki devletli çözümün pazarlanmasının teorik odak noktası olacağı kesin. Ancak Gazze'deki yeni durum ve Batı Şeria'daki İsrailli yerleşimciler gerçeği, uzun vadede bu hedefe her iki tarafta da siyasi irade ve uygun ortamın oluşması halinde ulaşılabilir. Fakat böyle bir irade ve ortamın oluşmasının hiçbir garantisi yok.

Washington, İsrail'in ‘Gazze Nekbesi’ kapsamında ‘Hamas'ı ortadan kaldırma’ çabalarına destek olmak amacıyla ‘bağımsız bir Filistin devleti kurularak daha geniş kapsamlı bir çatışmaya karşı nihai bir çözüm yolunda ilerleme’ başlığı altında hareket ediyor.

Bu başlık her ne kadar şu an için bir serap gibi görülse de ABD’li yetkililerle İsrail savaş kabinesi arasında gelecekte öncelik verilmesi gereken seçenekler konusunda hem üstü kapalı olarak hem de açıktan bir güç testi yapılıyor. Washington, Gazze Şeridi'nin ‘yenilenmiş’ bir Filistin Yönetimi tarafından yönetilmesi gerektiği konusunda ısrar ederken, İsrail hükümeti bu seçeneği şimdiye kadar reddetti.

Biden yönetiminin Filistin meselesini aşıp, bölgesel normalleşmeye doğru ilerlemenin mümkün olmadığını anlamaya başladığı görülüyor. Suudi Arabistan’ın ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Birliği Ortak Zirvesi sonuç bildirgesinde yer alan bu yöndeki taleplerin dikkate alınması gerekiyor. Dolayısıyla ‘Gazze’yi yeniden işgal etme ve Gazze’nin bölünmesi fikri reddedilirken, Gazze ve Batı Şeria’yı tek bir yönetim altında yeniden birleştirmenin gerekliliğine’ odaklanılıyor. Ancak İsrail’in Gazze’deki geçiş dönemi ve takvim konusundaki belirsizliği sürdürme konusundaki ısrarı, eski Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın da söylediği gibi ABD’nin vaatlerinin yalnızca bunları yapanları bağlayabileceği anlamına geliyor.

Siyasi ufuk çerçevesinde, uzun vadede güvenliği garanti altına almanın tek yolunun iki devletli çözüm olduğu defalarca kez dile getirildi. Ancak Başkan Biden da bu geleceğin artık her zamankinden daha uzakta olabileceğini, ancak bu krizin söz konusu çözümü daha acil hale getirdiğini kabul ediyor.

87l9
Filistinliler 25 Kasım'da Salah al-Din Caddesi üzerinden güney Gazze Şeridi'ne doğru yola çıkıyor (AFP)

Washington, İsrail'in ‘Gazze Nekbesi’ kapsamında ‘Hamas'ı ortadan kaldırma’ çabalarına destek olmak amacıyla ‘bağımsız bir Filistin devleti kurularak daha geniş kapsamlı bir çatışmaya karşı nihai bir çözüm yolunda ilerleme’ başlığı altında hareket ediyor.

Filistin meselesinin yeniden uluslararası gündeme taşınması, 7 Ekim’in doğrudan sonuçlarından biriydi. Ancak tarihi süreç, dini, ideolojik ve bölgesel atmosfer ile Ortadoğu'daki uluslararası çatışma, Filistin-İsrail çatışmasının yeni bir turunu beklerken diğer turun bitmesini beklemeye itiyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.