Afganistan hükümetinin kadınların eğitimini yasaklamasını eleştiren bakan yardımcısı kaçtıhttps://turkish.aawsat.com/5109397-afganistan-h%C3%BCk%C3%BCmetinin-kad%C4%B1nlar%C4%B1n-e%C4%9Fitimini-yasaklamas%C4%B1n%C4%B1-ele%C5%9Ftiren-bakan-yard%C4%B1mc%C4%B1s%C4%B1-ka%C3%A7t%C4%B1
Afganistan hükümetinin kadınların eğitimini yasaklamasını eleştiren bakan yardımcısı kaçtı
Hükümetin kız çocuklarına yükseköğretimi yasaklama kararını eleştirmişti
Taliban hükümetinin Dışişleri Bakan Yardımcısı Muhammed Abbas Stanekzai, Afganistan'dan ayrılmadan önce (Getty Images)
Afganistan hükümetinin kadınların eğitimini yasaklamasını eleştiren bakan yardımcısı kaçtı
Taliban hükümetinin Dışişleri Bakan Yardımcısı Muhammed Abbas Stanekzai, Afganistan'dan ayrılmadan önce (Getty Images)
İngiliz ve Afgan basınında yer alan haberlere göre, Taliban'ın üst düzey yetkililerinden Afganistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Muhammed Abbas Stanekzai, rejimin kadınların eğitimini yasaklamasına açıkça karşı çıkmasının ardından Afganistan'ı terk etti.
Taliban hükümetinin Dışişleri Bakan Yardımcısı Muhammed Abbas Stanekzai, Afganistan'da kız çocuklarının eğitiminin yasaklanmasını eleştirdi. (Sosyal medya)
İngiliz kaynaklarına göre Stanekzai, hükümetin kız çocuklarının yüksek öğrenim görmesini yasaklama kararını eleştirdikten sonra ülkeden kaçmak zorunda kaldı.
Ocak ayında Afganistan'ın Host vilayetinde düzenlenen bir mezuniyet töreninde konuşan Stanekzai, hükümete ‘bilginin kapılarını açma’ çağrısında bulunmuştu.
‘Kitap Bilginin Güzelliğidir’ başlıklı üç günlük kitap fuarı, Afganistan Enformasyon ve Kültür Bakanlığı tarafından düzenlendi. (EPA)
Stanekzai, Hz. Muhammed zamanında kadın ve erkeklerin eşit şekilde eğitim almalarına izin verildiğini belirterek, “Tarihimizde öncü kadınlar var… Onların katkılarını anlatmaya kalksam uzun zaman alır” ifadelerini kullandı.
Stanekzai, X platformundaki resmi hesabından yayınlanan bir videoda, “Taliban liderliğini bir kez daha eğitimin kapılarını açmaya çağırıyoruz” dedi.
Stanekzai, kadınların eğitiminin yasaklanmasının İslam'a aykırı olduğunu belirterek bir hadis-i şerife atıfta bulundu: “Kimin iki ya da üç karısı olur ve aralarında adaletli davranmazsa, kıyamet günü vücudunun yarısı eğilmiş olarak diriltilecektir.”
İngiliz kaynaklarına göre Taliban'ın en üst düzey lideri Hibetullah Ahundzade, Stanekzai'nin tutuklanması emrini verdi ve konuşmanın ardından kendisine seyahat yasağı getirdi.
Stanekzai yerel medyaya Dubai'de olduğunu doğruladı, ancak ayrılışının sağlık nedenleriyle olduğunu iddia etti.
Çar Burçak bölgesindeki Kemal Han Barajı Hidroelektrik Santrali’nin açılış töreni sırasında nöbet tutan Taliban güvenlik personeli, 5 Şubat 2025. (AFP)
Stanekzai, “40 milyon insandan 20 milyonuna karşı adaletsiz bir eylemde bulunuyoruz ve onları tüm haklarından mahrum bırakıyoruz. Bu İslam'ın bir özelliği değil, bizim kişisel tercihimiz” şeklinde konuştu.
Stanekzai daha önce yabancı askerlerin Afganistan'dan tamamen çekilmesini sağlayan görüşmeler sırasında Taliban ekibine liderlik etmişti.
Stanekzai daha önce, ABD birliklerinin 2021 yılında Afganistan'dan çekilmesinden önce Taliban'ın Doha'daki siyasi ofisinde bir müzakereci ekibine liderlik etmişti.
Afganistan'ın Kandahar kentinde bir kitap fuarını ziyaret eden kadınlar, 3 Şubat 2025. (EPA)
Yerel bir televizyon kanalı, Stanekzai'nin “İslam Emirliği liderlerinden eğitimin kapılarını açmalarını istiyoruz” dediğini aktardı.
Taliban'ın 2021'de iktidarı ele geçirmesinden bu yana kadın hakları sistematik olarak kısıtlandı.
Afganistan'ın başkentinde Kabil Grand Hotel olarak yeniden adlandırılan Serena Kabil Hotel'in giriş kapısında duran Afgan güvenlik personeli, 5 Şubat 2025. (AFP)
Stanekzai yerel medyaya Dubai'ye gittiğini doğruladı, ancak bunun sağlık nedenleriyle olduğunu iddia etti. Taliban hükümetiyle yorum için iletişime geçildiğinde herhangi bir yanıt alınamadı.
Kandahar'da bir kitap fuarını ziyaret eden Taliban güvenlik yetkilisi, 3 Şubat 2025. (EPA)
Taliban, şeriat ve Afgan kültürüne uygun olarak kadın haklarına saygı duyduğunu söylüyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Savcısı geçtiğimiz ay, Taliban'ın en üst düzey lideri ve Afganistan Baş Kadısı hakkında tutuklama emri çıkarılmasını talep etmiş ve bu kişileri Afganistan'da kadınlara ve kız çocuklarına zulmetmekle suçlayarak insanlığa karşı suç işlemekle itham etmişti.
Washington ve Tahran: Diplomasi için bir fırsat mı, yoksa saldırıdan önceki son durak mı?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5237355-washington-ve-tahran-diplomasi-i%C3%A7in-bir-f%C4%B1rsat-m%C4%B1-yoksa-sald%C4%B1r%C4%B1dan-%C3%B6nceki-son-durak
ABD Donanması'na ait MH-60C Seahawk helikopteri, 30 Ocak 2026 tarihinde Arap Körfezi'nde gece uçuşu operasyonu sırasında USS McFaul gemisine iniş yapmaya hazırlanıyor. (ABD Donanması – AFP)
Washington ve Tahran: Diplomasi için bir fırsat mı, yoksa saldırıdan önceki son durak mı?
ABD Donanması'na ait MH-60C Seahawk helikopteri, 30 Ocak 2026 tarihinde Arap Körfezi'nde gece uçuşu operasyonu sırasında USS McFaul gemisine iniş yapmaya hazırlanıyor. (ABD Donanması – AFP)
Gözlerin cuma günü Umman'ın başkenti Maskat’ta yapılması beklenen toplantıya çevrildiği bir dönemde, ABD-İran krizi nadiren kesişen iki paralel hatta ilerliyormuş izlenimi veriyor: ‘savaşın eşiği ve uzlaşmanın eşiği’. Taraflardan gelen mesajlar, çatışma yönünde kesin bir karar alındığına işaret etmese de diplomasinin artık ‘doğal bir süreç’ olmaktan çıktığını ve masaya oturmadan önce masanın şartları üzerinde bir bilek güreşinin yaşandığı ‘baskı altındaki bir sınav’ haline geldiğini ortaya koyuyor.
Bu çerçevede, ABD uçak gemisi yakınlarında bir İran insansız hava aracının (İHA) düşürülmesi olayı, sahadaki en küçük bir hesap hatasının müzakere sürecini tamamen rayından çıkarabileceğine dair ‘pratik bir uyarı’ niteliği taşıdı. Olay, İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı sürat teknelerinin Hürmüz Boğazı çevresinde bazı gemilere yönelik tacizlerde bulunduğuna dair haberlerle eş zamanlı yaşandı. Bu durum, Tahran’ın -kritik siyasi eşiklere yaklaşıldığında başvurduğu- deniz güvenliği üzerinden ‘maliyeti yükseltme’ stratejisini yeniden gündeme getirdi.
Tahran'ın merkezindeki Valiasr Caddesi'nde asılı olan ABD karşıtı bir afiş (AFP)
Ancak dikkat çekici olan, bu gelişmelerin şimdiye kadar müzakere takviminin iptaline yol açmamış olması. Aksine Beyaz Saray görüşmelerin ‘halen planlandığı gibi’ süreceğini belirtirken, ABD Başkanı Donald Trump, görüşmelerin nerede yapılacağını netleştirmeden, ABD’nin ‘İran’la şu anda müzakere halinde olduğunu’ söyledi. Yer ve format konusundaki bu kasıtlı belirsizlik, Axios ve diğer bazı medya kuruluşlarının aktardığı üzere, Tahran’ın toplantının İstanbul’dan Umman’a alınmasını ve daha önce bölgesel ülkelerin gözlemci olarak katılımının gündemde olduğu görüşmenin, yalnızca ABD-İran arasında ikili formatta yapılmasını talep etmesiyle örtüşüyor.
Tahran ve oyunun kurallarını değiştirme
İran’ın toplantının yeri ve formatının değiştirilmesini talep etmesi, protokole ilişkin bir ayrıntıdan ziyade, aylar süren askeri, siyasi ve ekonomik baskının ardından görece zayıf bir konumdan girilecek müzakereler öncesinde ‘psikolojik dengeyi yeniden kurma’ girişimi olarak değerlendiriliyor. Zira çok taraflı müzakerelerde ‘itibarın korunması’ daha zor hale gelirken, açık bir reddin maliyeti de yükseliyor.
Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü’nde araştırmacı olan Patrick Clawson, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, meselenin özünü şu cümleyle ortaya koydu: “Trump bir anlaşmayı güçlü biçimde istiyor ve söylemlerinde dile getirdiğinden çok daha azıyla yetinmeye razı olabilir.” Ancak Clawson’a göre zaman faktörü diplomasinin en büyük düşmanı. Görüşmeler kısa sürede somut sonuç üretmezse, Trump güç seçeneğine yönelebilir. Clawson, 2025 yılında yaşananları hatırlatarak, Trump’ın İran’a anlaşma için 60 gün süre tanıdığını, bu sürenin sonunda anlaşma sağlanamayınca İsrail’in 61’inci günde saldırı düzenlediğini söyledi.
Clawson, Trump’ın odağının yeniden nükleer dosyaya kaydığını; bunun, anlaşma üretmeye en elverişli alan olduğunu belirtti. Ancak füze programı, vekil güçler ve iç protestolar gibi dosyaların çözümsüz kalmasının, Trump’ı askeri seçeneğe itebileceği ya da görüşmelerin, saldırı hazırlıkları sürerken yalnızca bir ‘oyalama’ işlevi görebileceği uyarısında bulundu.
Washington’daki Ortadoğu Enstitüsü’nde İran uzmanı olan Alex Vatanka ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sürecin ‘henüz sona ermediğini’ savunuyor. Vatanka’ya göre bunun temel nedeni, tarafların kontrolsüz biçimde genişleyebilecek açık bir savaşı istememesi.
Vatanka, Trump’ın dosyayı kapatmasını sağlayacak ve ‘zafer gibi sunulabilecek’ bir başarıya ihtiyaç duyduğunu, şu ana kadar da ‘rejim değişikliği’ seçeneğini benimsediğine dair açık sinyaller vermediğini söyledi. Bu durumun, İran’ın ‘tam teslimiyetine’ varmayan bir anlaşma ihtimali için alan açtığını belirten Vatanka, buna karşın beklenti çıtasının dikkatle ayarlanması gerektiği uyarısında bulundu. Washington’un ‘açık bir teslimiyet’ dayatmasında ısrar etmesi halinde, İran’ın Trump’ın geri adım atacağı ya da savaşın rejimin ayakta kalmasına ve kendini yeniden toparlamasına yetecek kadar kısa süreceği hesabıyla, savaşı göze alabileceğini ifade eti.
Bu noktada, Demokrasileri Savunma Vakfı’ndan (FDD) David Daoud’un Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede ortaya koyduğu kritik ayrım öne çıkıyor. Daoud’a göre müzakerelerin başarısı, ‘başarının nasıl tanımlandığına’ bağlı. Eğer başarı, askeri bir çatışmanın ya da ABD saldırısının önlenmesi anlamına geliyorsa, bunun gerçekleşme ihtimali ‘oldukça yüksek’. Zira Trump’ın ve danışmanlarının çoğunun içgüdüsü, Ortadoğu’daki askeri angajmanı azaltma yönünde; İran da rejimin iç dengesini sarsabilecek bir saldırıdan kaçınmak istiyor. Ancak başarı kriteri, İran’ın bölgesel davranışlarında ‘kalıcı bir değişiklik’ sağlanması (milis gruplara finansmanın durdurulması, füze programının sona erdirilmesi ya da nükleer dosyanın tamamen kapatılması gibi) olarak belirlendiğinde, Daoud’a göre başarı ihtimali ‘düşük’. Çünkü bu araçlar, rejim ayakta kaldığı sürece vazgeçilmeyen ideolojik bir mantığın parçası. Daoud, bu çerçevede Tahran’ın fırtınayı atlatmak için ‘geçici ya da sınırlı’ tavizler verebileceği, risklerin azalmasıyla birlikte ise aynı politikalara geri dönebileceği sonucuna vardı.
ABD Senatörü Lindsey Graham, pazartesi günü ABD Başkanı Donald Trump ile birlikte çekilmiş ve üzerinde ‘İran'ı Yeniden Büyük Yap’ yazan bir şapka tuttuğu fotoğrafını paylaştı.
Bu ayrım, aynı zamanda Amerikan basınında görüşmelerin iki ayrı hatta bölünmesi ihtimaline dair yürütülen tartışmaları da açıklıyor: ‘bir yanda nükleer dosya, diğer yanda ise füze programı ve vekil güçler gibi daha geniş başlıklar’. Ayrıca bölgesel arabulucuların, diplomasinin olası bir saldırı öncesinde zaman kazanma aracına dönüşmesinden duyduğu kaygılara işaret ediyor. Nitekim geçen yıl haziran ayında planlanan bir toplantı öncesinde düzenlenen saldırı, bu endişeleri güçlendiren bir örnek olarak hatırlatılıyor. ABD iç siyasetinde ise bazı çevreler daha sert bir çizgi izlenmesi gerektiğini savunarak, ‘gerçek anlaşmanın’ dosyalar üzerinden pazarlık değil, rejimin kendisinin değiştirilmesi olduğunu öne sürüyor.
Bu iki yaklaşım arasında ABD yönetimi ise gri bir alanda konumlanıyor: Müzakerelerde elini güçlendirmek için askeri baskıyı artırırken, savaşın maliyetinden kaçınmak amacıyla diplomasi kapısını da açık tutuyor.
Vekil güçler için test
Vekil güçler meselesi herhangi bir müzakere sürecinde teorik bir başlık olmaktan çıkmış durumda. Bu bağlamda Bağdat ve Lübnan’daki Hizbullah, İran’ın dolaylı nüfuzunu hesaba katmayan her türlü uzlaşının ne denli kırılgan olabileceğine dair iki somut örnek olarak öne çıkıyor. Irak’ta Nuri el-Maliki’nin, Washington ile yaşanan açık tartışmalar ve ABD’den gelen geri dönüşüne ilişkin uyarılara rağmen adaylıktan çekilmeme konusundaki ısrarı ile Lübnan’da Hizbullah’ın silahlarını koruma yönündeki tutumu, Tahran’ın nükleer dosyanın kendi bölgesel etkisi pahasına yönetildiğini hissetmesi halinde, kolları üzerinden yeniden sertleşebileceğine işaret eden göstergeler olarak okunuyor. Bu durum, Maliki ya da Hizbullah’ın ‘doğrudan araçlar’ olmasından kaynaklanmıyor. Asıl mesele, İran nüfuzunun sınandığı anlarda, Tahran’ın nükleer bir anlaşma karşılığında etki alanlarını pazarlık konusu yapmaya ne ölçüde hazır olduğunun ya da bu tür bir pazarlığı en başından reddedip reddetmediğinin hızla açığa çıkması.
Cuma günkü toplantıdan ne gibi sonuçlar çıkabilir?
En gerçekçi senaryoda, taraflara zaman kazandıracak sınırlı bir ilk mutabakat öngörülüyor: zenginleştirmenin dondurulması veya aşamalı denetim düzenlemeleri karşılığında baskının hafifletilmesi ya da ekonomik ve insani bir kanalın açılması, daha zorlu dosyaların ise sonraya bırakılması. Bu çerçevede, Brookings Enstitüsü araştırmacısı Michael E. O’Hanlon’un Şarku’l Avsat’a yaptığı yorum basit ama karamsar bir çerçeve sunuyor. O’Hanlon, müzakerelerin ciddi şekilde yürütüleceğine şüpheyle yaklaşsa da ‘umudu yitirmemek gerektiğini’ vurguladı.
Özetle, cuma günü yapılacak toplantı, krizin fitilini taktiksel anlamda söndürebilir, yani olası bir saldırıyı önleyebilir; ancak cuma sonrası ne olacağı sorusuna cevap vermeyebilir: Hedef şu an savaşın önlenmesini sağlayacak bir anlaşma mı, yoksa İran’ın bölge ile ilişkilerini uzun vadede yeniden şekillendirecek bir anlaşma mı? Bu iki hedef arasındaki boşluk genellikle deniz kazaları, vekil güçler üzerinden testler ve her tarafın gücü tavize dönüştürme ya da tavizi sürdürülebilir bir siyasi ateşkese çevirme kabiliyeti ile dolduruluyor.
Araştırmacılar basit bir gaz karışımı kullanarak yıldızların ve süpernova kalıntılarının etrafındaki ortamı taklit etti (Sidney Üniversitesi)
Bilim insanları laboratuvarda kozmik toz üretmeyi başardı. Bulgular, Dünya'daki yaşamın başlangıcına ışık tutabilir.
Dünya'daki yaşamın tam olarak nasıl başladığı hâlâ cevap bekleyen bir soru.
Araştırmacılar organik moleküllerin genç gezegende mi oluştuğu, daha sonra kuyrukluyıldızlar ve göktaşlarıyla mı geldiği, yoksa Güneş Sistemi oluşurken mi buraya taşındığı sorularına yanıt arıyor. Bu üç durumun hepsinin birleşimi de yaşamı başlatmış olabilir.
Ömrünün sonuna yaklaşan yıldızlardan kaynaklandığı düşünülen kozmik toz; karbon, hidrojen, oksijen ve azotun organik bileşiklerini içeriyor. Bu elementlerin baş harflerinden oluşan CHON bileşikleri, yaşamın kimyasal yapıtaşları arasında görülüyor.
Dünya yaklaşık 3,5 ila 4,5 milyar yıl önce meteorit, mikrometeorit ve gezegenler arası toz parçacıklarının bombardımanına uğruyordu. Bu sayede gezegene muazzam miktarda organik madde taşınsa da bunların kökeni belirsizliğini koruyor.
Yeryüzüne ulaşan göktaşlarını, yani meteorit ve mikrometeoritleri incelemek kökenleri hakkında bir fikir verebilir. Ancak laboratuvarda kozmik toz üretmek de yeni bir yol sunuyor.
Sidney Üniversitesi'nde malzeme ve plazma fiziği alanında doktora öğrencisi olan Linda Losurdo, "Ölen dev yıldızları çevreleyen şey, meteoritlerdeki maddeye son derece benziyor" diyor.
Losurdo ve danışmanı Prof. David McKenzie, bir vakum pompası kullanarak cam tüplerden havayı boşalttı ve böylece uzayın neredeyse boş koşullarını taklit etti.
Tüplere daha sonra azot, karbondioksit ve asetilen eklediler ve gaz karışımını elektriğe maruz bırakarak bir tür plazma elde ettiler.
Bu yoğun enerji altında moleküller parçalanıp yeniden birleşerek daha karmaşık yapılara dönüştü. Nihayetinde bu bileşikler tüplerin içine yerleştirilen silikon çiplerin üzerinde ince bir toz tabakası halinde birikti.
Bulguları hakemli dergi Astrophysical Journal'da yayımlanan çalışmaya göre toplanan toz, bazen kozmik malzemenin parıldayan kümeleri gibi görünüyor.
Ayrıca kozmik tozu uzayda saptamayı sağlayan kızılötesi sinyal de çalışmada üretilen tozda tespit edildi.
McKenzie bulgular hakkında "Laboratuvarda kozmik toz üreterek uzaydaki toz oluşumunda iyon çarpışmalarının yoğunluğunu ve sıcaklıklarını inceleyebiliriz" diyerek ekliyor:
Bu, yaşamla ilgili kimyasal reaksiyonların gerçekleştiği düşünülen kozmik toz bulutlarının içindeki ortamları anlamak açısından önem arz ediyor.
Araştırmacılar ürettikleri kozmik tozun, meteoritlerin geçmişini okumaya da katkı sağlayabileceğini söylüyor.
Bilim insanları laboratuvarda üretilen kozmik tozdan elde edilen kızılötesi izlerin kapsamlı bir veritabanını oluşturmayı da hedefliyor.
Gökbilimciler bu veritabanını kullanarak yıldız oluşum bölgelerinde veya ölü yıldızların kalıntılarındaki bölgeleri belirleyebilir ve onları şekillendiren süreçleri anlayabilir.
Robotikte Lego blokları: Bilim insanları "programlanabilir katı" ürettihttps://turkish.aawsat.com/ya%C5%9Fam/5237353-robotikte-lego-bloklar%C4%B1-bilim-insanlar%C4%B1-programlanabilir-kat%C4%B1-%C3%BCretti
Robotikte Lego blokları: Bilim insanları "programlanabilir katı" üretti
Araştırmacılar robotik balığın kuyruğunu isteğe göre ayarlayarak gittiği yönü değiştirdi (Duke Üniversitesi)
Bilim insanları, cismin şeklini değiştirmeden sertlik ve hareket gibi mekanik özelliklerini kontrol edebildikleri katı bloklar geliştirdi.
ABD'deki Duke Üniversitesi'nden makine mühendisleri, her biri 27 hücre içeren Lego benzeri küpler kullanarak bu başarıya imza attı.
Araştırmacıların her bir hücreye doldurduğu galyum ve demir karışımı, oda sıcaklığında katı veya sıvı halde bulunabiliyor.
İlk başta katı durumdaki karışıma elektrik akımıyla ısı uygulayarak belirli hücreleri sıvı hale getirebiliyorlar. Bilim insanları bu işlemi sabit diske 1 ve 0 yazıp kaydetmeye benzetiyor.
Bu sayede aynı yapı, baştan inşa edilmeden veya şekillendirilmeden, yumuşak kauçuk gibi esneyebiliyor ya da sert plastik gibi direnç gösterebiliyor
Şekil değiştiren malzemelerin aksine bu sistem, geometrisini değiştirmeden mekanik tepkiyi değiştiriyor.
Bulguları hakemli dergi Science Advances'ta yayımlanan çalışmaya göre iki boyutlu formunda ince bir tabaka haline gelen malzemenin sertliği ve sönümleme özelliği, yeniden programlanarak hassas bir şekilde ayarlanabiliyor.
Araştırmacılara göre malzeme, piyasadaki benzerlerine kıyasla geniş bir performans aralığı sunuyor.
Asıl dikkat çekici sonuçlar ise malzemenin üç boyutlu formunda ortaya çıktı.
Ekip, birbirine takılıp çıkarılabilen Lego benzeri bloklar oluşturdu. Bilim insanları Ekip, ısıyla farklı hücreleri sıvılaştırdı; ardından yapıyı sıfır dereceye kadar soğutarak yeniden katılaştırdı.
Ekip 10 bloku düz bir sütun halinde bir araya getirerek bunu robotik bir balığın kuyruğu olarak kullandı.
Deneylerde motor komutları aynı kalsa da bloklarda hangi hücrelerin sıvılaştırıldığı değiştirilince robotik balığın rotası tamamen değişti.
Makalenin başyazarı Yun Bai "Canlı malzemeler üretmek istiyoruz" diyerek ekliyor:
Üç boyutlu yazıcılar belirli mekanik özelliklere sahip malzemeler üretebiliyor ancak bunları değiştirmek için baskıyı tekrarlamak gerekiyor. Biz insan kasları gibi, gerçek zamanlı olarak sertliklerini değiştirebilen bir şey yaratmak istedik.
Bilim insanları yeni teknolojinin tıp alanında da faydalı olabileceğini düşünüyor.
Örneğin bu sistemin küçük versiyonları kan damarlarında gezinebilir, sağlık durumunu izleyebilir veya değişen koşullara yanıt veren stentlere dönüştürülebilir.
Çalışmanın yazarlarından Xiaoyue Ni, "Hedefimiz, kompozit malzemeleri kullanarak daha büyük sistemler inşa etmek" ifadelerini kullanıyor:
Robotların farklı ortamlarda çok çeşitli görevleri yerine getirmesini sağlayan esnek, programlanabilir malzemeler üretmek istiyoruz.