Kağıttan TikTok'a modern propaganda tarihi

Propaganda savaşları, gürültülü araçlardan sessiz algoritmalara, afişlerden beğenilere dönüştü

Son yıllarda TikTok'un hızla gelişen bir görsel platform olarak yükselişine tanık olduk (CNN)
Son yıllarda TikTok'un hızla gelişen bir görsel platform olarak yükselişine tanık olduk (CNN)
TT

Kağıttan TikTok'a modern propaganda tarihi

Son yıllarda TikTok'un hızla gelişen bir görsel platform olarak yükselişine tanık olduk (CNN)
Son yıllarda TikTok'un hızla gelişen bir görsel platform olarak yükselişine tanık olduk (CNN)

Dalia Muhammed

Sıradan bir sabah, milyonlarca kişi TikTok uygulamasında dans videoları ya da komik videolar ararken karşılarına 30 saniyelik bir video çıktı. Videoda meçhul bir asker, yıkık bir şehrin ortasında ateş etmektedir. Videoda herhangi bir açıklama yok, sadece heyecan verici müzik ve hızlı görsel efektler var. Video 24 saatten az bir sürede 10 milyon izlenme sayısını aşar. Kimi bunu askerin kahramanlığını belgeleyen bir video olarak görürken kimi videonun gerçekliğini sorgulayıp sadece izlenme alabilmek için yapılmış bir video olduğu yorumunda bulundu.

Ancak bu rastgele çekilmiş fotoğrafın arkasında, sadece duyguları harekete geçirmekle kalmayıp zihinleri yönlendirmek amacıyla tasarlanmış, ustaca hazırlanmış bir mekanizma yatıyor. Çağdaş propaganda böyle bir hal aldı ve artık savaş alanında dağıtılan kâğıt broşürler veya uzun frekanslar üzerinden yayınlanan radyo konuşmaları değil, küçük ekranlardan akıp giden, kendini belli etmeden fikirler aşılayan gizli, görünür, canlı bir mesaj haline geldi.

İnsanlık, tapınaklarda firavunları yücelten yazıtlardan, iki dünya savaşındaki propaganda broşürlerine, değerleri ve düşmanları aynı anda tanıtan Hollywood filmlerine kadar binlerce yıldır propagandayı biliyor ve kullanıyordu.

Kâğıttan radyoya

Propaganda sosyal medya trendleri haline gelmeden önce, ucuz kâğıda basılmış ve uçaklardan atılan bir broşür ya da şehrin duvarlarını süsleyen renkli bir afiş halindeydi ve ‘biz haklıyız, düşman ise tamamen kötüdür’ şeklinde basit, ama güçlü bir slogan taşıyordu.

Modern propaganda, savaşın rahminden doğdu. Devletler, savaşın sadece savaş alanlarında değil, askerlerin zihinlerinde, fabrikalardaki kadınların zihinlerinde ve hatta okullardaki çocukların zihinlerinde de kazanıldığını fark ettiler.

fgthyu
Propaganda onlarca yıl önce ucuz kağıda basılmış broşürler biçimindeydi (Oxford University Press)

Birinci Dünya Savaşı'nda, savaşan güçler propaganda ilanlarını (broşürler, afişler) daha önce görülmemiş bir ölçekte kullandılar. Bu materyallerde vatan için fedakârlık yapan askerler veya masumları tehdit eden vahşi canavarlar olarak gösterilen düşmanlar resmediliyordu ve sembolik imgeler, temel insani duygular olan korku, gurur, nefret ve umut üzerine kurulu, son derece basit ve güçlü mesajlar içeriyordu.

İkinci Dünya Savaşı'nda ise, radyonun etkili bir kitle iletişim aracı olarak yaygınlaşmasıyla propaganda yeni bir aşamaya girdi. Liderin sesi her gün insanlara ulaşıyor, böyle onun etrafında bir ihtişam ve yenilmezlik havası yaratılıyor, mesajlara milliyetçilik ya da şüphecilik hakim oluyordu.

O zamanlar, Amerikan askerlerinin moralini bozmak amacıyla onlara yönelik mesajlar yayınlayan ‘Tokyo Rose’ radyosu ve Avrupa'daki direnişçilere gönderilen şifreli mesajları yayınlayan ‘Londra Radyosu’ gibi radyo istasyonları ortaya çıktı. Arap dünyasında ise bazı hükümetler radyonun gücünün farkına varmaya yeni yeni başladı. Kahire'den yayın yapan ‘Savtu’l-Arab’ (Arapların Sesi) sadece bir radyo istasyonu değil, özellikle 1950'ler ve 1960'larda Arapların toplumsal bilincinde etkili bir ideolojik platformdu.

Soğuk Savaş sırasında ise propaganda, Doğu ile Batı, yani komünizm ile kapitalizm arasında yumuşak bir savaşa dönüştü. ABD ve Rusya, resmi medya ve ‘Özgürlük Radyosu’ gibi taraflı radyo istasyonlarını kullanarak demokrasi, özgürlük ve ebedi düşman hakkında birbiriyle çelişen anlatılar yaydı.

İlginç olansa bu propaganda kampanyalarının her zaman geniş kitlelere yönelik olmamasıydı. Bazen işçiler, öğrenciler, azınlıklar ve hatta entelektüeller gibi belirli gruplara yönelik oluyordu.

Arap ülkelerinin modern dönem savaşlarında ise rejimler, medyayı meşruiyeti sağlamlaştırmak ve halkı harekete geçirmek için bir araç olarak gördüler. Bağdat’tan Şam’a ve Kahire'ye kadar resmi medya, yenilgiye uğramış olsalar bile zaferi öven bir söylem kullandı ve sorgulanmaya açık olmayan tek taraflı bir anlatı sundu. Yenilgiler medyada ‘taktiksel zaferler’ olarak gösterilirken, tüm yıkımların sorumluluğu düşmana yüklendi ve başarısızlık bir komplo olarak yorumlandı.

Bu açıdan propaganda, sadece bilgi aktarımı için bir araç değil, gerçekliğin kendisini şekillendiren, neyin söyleneceğini ve neyin söylenmeyeceğini, kimin kahraman kimin hain olduğunu belirleyen bir süreçti.

Televizyon ve sinema

Propaganda 20. yüzyılın ortalarında televizyonun ortaya çıkmasıyla daha etkili bir aşamaya girdi. Artık kelimeler veya sabit görüntüler yetmiyordu. Sesle desteklenen hareketli görüntüler, bilinci şekillendirmek için en güçlü araç haline geldi.

İkinci Körfez Savaşı (1990) sırasında, ABD merkezli televizyon kanalı CNN, savaşı 24 saat canlı olarak yayınlayan ilk televizyon kanalı olarak tarihe geçti. Gazetecilik başarısı gibi görünen bu olay, aynı zamanda Amerikan propagandasında da bir dönüm noktası oldu. Seçilmiş saha haberleri ve hesaplı yorumlar, ‘Irak düşmanı’ ve hava saldırılarının ‘cerrahi hassasiyeti’ hakkında dünya çapında bir kamuoyu oluşturulmasına katkıda bulundu.

İlginç olansa canlı yayınların sadece gerçeği aktarmak için değil, duyguları yönlendirmek için de kullanılmasıydı. Bazen bağlamlar göz ardı edilir ve resmin diğer tarafı gizlenirdi.

Otoriter rejimlerde ise resmi televizyon, tek bir anlatıyı sabitlemek için bir araçtı. Lübnan iç savaşında, İsrail'in Gazze’ye saldırısında, hatta  Mısır ve Suriye'nin 6 Ekim 1973'te İsrail'e karşı başlattığı Yom Kippur Savaşı'nda resmi kanallar propaganda aracına dönüşerek bazen moralleri yükselttiler, bazen de kayıpları gizlediler.

Beyaz perdede ise bu etki, 1935 yılında Leni Riefenstahl tarafından yönetilen ve üretilen, Nazi propagandasının en önemli eserlerinden biri olan ‘İradenin Zaferi’ gibi filmlerde daha da derin bir şekilde ortaya çıkıyor. Filmde Hitler ve Nazizm, sadakati ve desteği güçlendirmek için neredeyse dini bir üslupla tasvir edilmiştir.

dfrgthy
‘İradenin Zaferi’ adlı filmde Hitler ve Nazizm, sadakati ve desteği güçlendirmek için yarı-dini bir şekilde tasvir edildi (New York Times)

Aynı şekilde, İkinci Dünya Savaşı sırasında askerleri ve halkı harekete geçirmek amacıyla ‘özgürlük ve faşizm’ hikâyesini anlatmak için kullanılan Amerikan yapımı belgesel dizisi ‘Neden Savaşıyoruz?’ da buna bir örnektir. Öte yandan, ‘Cezayir Savaşı’ (1966) filmi, gerçekçi bir belgesel tarzında devrimci direnişin propagandasını yapan bir örnek olarak kabul edilir. “Kızıl Şafak” (1984) filmi ise, silahlı ulusal direnişin öyküsünü anlatarak Soğuk Savaş dönemindeki Sovyetler Birliği tehdidine ilişkin endişeleri yansıtıyor. Söz konusu filmlerde Ruslar, Araplar, Müslümanlar ve Çinliler çoğunlukla kötü adamlar veya insani motivasyonları olmayan teröristler olarak tasvir edildi.

Dolayısıyla televizyon ve sinema, sanatsal araçların açıkça siyasal amaçları gizlediği, kahramanların yaratıldığı, düşmanların resmedildiği psikolojik laboratuvarlara dönüşmüştür.

Hashtag (etiket) savaşları

20. yüzyılın sonlarında internetin ortaya çıkmasıyla birlikte propaganda, devletin ve resmi medyanın geleneksel kontrolünden uzak, fikirlerin ve anlatıların yayılması için alternatif platformlar sunan elektronik forumlar ve siyasi bloglar aracılığıyla yeni bir biçim almaya başladı. Bu araçlar 2000’li yıllarda, siyasi ve toplumsal hareketlerin muhalif anlatılarını yaymak için kullandığı önemli araçlar olarak öne çıktı.

Arap Baharı (2010-2012) bu hareketlerin en belirgin örneğiydi. Facebook ve X (eski adıyla Twitter) gibi platformlar, gençleri harekete geçirmek, protestoları organize etmek ve resmi kanalların yayınladıklarından farklı hikayeler yaymak üzere çok önemli bir rol oynadı. Arap Baharı sırasında “#Devrim - #Onur - #BinAlinin_düşüşü” gibi hashtagler (etiketler), mesajları birleştirmek ve hızlı bir şekilde yaymak için etkili araçlar haline geldi. Böylece hashtagler gerçek bir kitle propaganda silahına dönüştü.

İnfluencerlar da (sosyal medya fenomenleri) bu alanda giderek daha önemli bir rol oynuyor. Kişisel ve gayri resmi görünen içerikler aracılığıyla siyasi veya askeri fikirleri yaygınlaştırarak, geleneksel medya kuruluşlarının denetimi altında olmadan veya resmi medya kuruluşları olarak sınıflandırılmadan daha derin ve daha geniş bir etki yaratıyorlar.

dfvgrthy
Sosyal medya çağında dijital platformlar kalıcı propaganda platformlarına dönüştü (Reuters)

Son yıllarda, TikTok hızlı etki yaratan bir görsel platform olarak yükselişe geçti. Bu platform, kısa sürede dikkat çeken ve rekor sürede çok sayıda kullanıcıya ulaşan kısa videolara dayanıyor. Canlı yayın özelliği, anlık propaganda fırsatı sunuyor. Çünkü güncel olayları (savaşlar veya protestolar gibi) anında belgeleyen mesajlar veya görüntüler yayınlanabiliyor ve bu görüntüler genellikle kamuoyunu yönlendirmek veya rakibi görsel olarak yanıltmak için özenle seçiliyor.

Kriz durumlarında, TikTok’da belirli bir tarafın anlatısını destekleyen içerik yayınlamak veya dijital virüsler aracılığıyla dikkati dağıtmak için kullanılır. Bu da onu gerçek zamanlı olarak bireysel ve toplu etkiye sahip gelişmiş bir propaganda aracı haline getiriyor.

Propagandanın geleceği

Günümüzde propaganda, dezenformasyon ve bilgi savaşı kavramları birbiriyle iç içe geçmiş durumda. Artık sadece propaganda mesajları yaymakla kalmayıp, sahte içerikler, sahte hesaplar ve kamuoyunu karıştırmak ve farklı tarafların çıkarlarına hizmet etmek için koordine edilmiş kampanyalar gibi gelişmiş teknikler kullanılıyor. Son zamanlarda, bu araçları kullanarak yalan haberler yaymak veya kamuoyundaki tartışmanın gidişatını fark edilmeyecek veya karşı konulamayacak şekilde değiştirmek için sistematik kampanyalar düzenlendiğini gördük.

Bu kampanyaların amacı, iç cepheyi güçlendirmek ve ulusal aidiyeti pekiştirmekten, bağlamından koparılmış görüntü ve haberler yayınlayarak rakibin moralini bozmaya kadar çeşitlilik gösteriyor. Duyguları ve kültürel kimliği kullanarak derin bir psikolojik etki yaratmak, psikolojik savaş olarak bilinir.

Artık yapay zekanın (AI) gelişmesiyle birlikte, reklam içeriğinin otomatik olarak, doğru ve gerçekçi bir şekilde üretildiğini görebiliyoruz. Bu da akan içerik seli içinde bilgilerin doğruluğunu kontrol etmeyi daha da güçleştirirken birçok kişiyi ‘profesyonel gazetecilik, kamuoyunu şekillendirmede etkili bir rol oynamaya devam edecek mi, yoksa kararlar algoritmalar ve dijital platformlar aracılığıyla saniyeler içinde mi alınacak?’ sorusunu sormaya itiyor.

Ancak içeriğin biçimi ne olursa olsun, ister uçaktan atılan bir kağıt parçası ister akıllı telefondan girilen bir sosyal medya platformundaki bir hashtag olsun, sorulması gereken en önemli soru ‘Biz, neyi alacağını seçen bilinçli bir kitle miyiz, yoksa eşitliğin olmadığı bir savaşta potansiyel kurbanlar mıyız?’ sorusudur.



Antarktika'daki "yerçekimi deliği"nin kökeni aydınlandı

Antarktika'nın yüzeyinin altında yerçekimi deliği var (Reuters)
Antarktika'nın yüzeyinin altında yerçekimi deliği var (Reuters)
TT

Antarktika'daki "yerçekimi deliği"nin kökeni aydınlandı

Antarktika'nın yüzeyinin altında yerçekimi deliği var (Reuters)
Antarktika'nın yüzeyinin altında yerçekimi deliği var (Reuters)

Bilim insanları Dünya'da yerçekiminin en zayıf olduğu bölgeyi ifade eden, Antarktika kıtasının altındaki "yerçekimi deliği"nin kökenini nihayet çözdü.

Yerçekiminin genellikle Dünya çapında sabit kaldığı düşünülse de aslında kuvveti bölgeden bölgeye kayda değer derecede değişiyor. Antarktika'daki zayıf yerçekimi, okyanuslar üzerinde büyük bir etki yaratarak suyun, yerçekimi daha güçlü olan bölgelere akmasına neden oluyor ve kıtanın deniz seviyesini olması beklenenden daha düşük bırakıyor.

Yerçekimi, Dünya'nın mantosundan gelen sıcak kayaların yüzeye doğru yükseldiği bölgelerde daha zayıf. Milyonlarca yıl boyunca, Dünya'nın yüzeyinin derinliklerinde meydana gelen bu yavaş kaya hareketleri, Antarktika'da "yerçekimi deliği" denen durumun ortaya çıkmasına neden oldu.

Hakemli dergi Scientific Reports'ta yayımlanan çalışmada, Antarktika'daki yerçekimi değişikliklerinin bölgenin iklimindeki önemli değişikliklere nasıl yol açmış olabileceği incelendi. Araştırmacılar bu çalışmanın, yerçekimi modellerindeki değişikliklerin kıtanın devasa buz tabakalarının büyümesini teşvik etmesine dair gelecekteki araştırmalara zemin hazırladığını söylüyor.

Florida Üniversitesi'nde öğretim üyesi ve çalışmanın ortak yazarı olan Alessandro Forte şöyle diyor: 

Dünya'nın iç yapısının yerçekimini ve deniz seviyelerini nasıl şekillendirdiğini daha iyi anlayabilirsek, büyük buz tabakalarının büyümesi ve istikrarı açısından önemli olabilecek faktörler hakkında fikir edinebiliriz.

Araştırmacılar, Antarktika'daki yerçekimi deliğini haritalandırarak milyonlarca yıl boyunca nasıl geliştiğini inceledi. Deprem kayıtlarını fizik temelli modellemeyle birleştirerek gezegenin yerçekimi haritasını oluşturdular. Bilim insanları bu haritanın, uyduların yakaladığı yerçekimi verileriyle eşleştiğini ve modellerinin doğruluğunu desteklediğini söylüyor.

Öğretim üyesi Forte, "Tüm Dünya'nın bilgisayarlı tomografi taramasını yaptığımızı hayal edin ancak tıbbi muayenehanelerdeki gibi X ışınlarımız yok. Elimizde depremler var. Deprem dalgaları, gezegenin içini aydınlatan 'ışığı' sağlıyor" ifadelerini kullanıyor.

sdvfd
Bilgisayar modeli kullanan araştırmacılar, yerçekimi deliğinin yaklaşık 70 milyon yıl önce (solda) daha zayıf olduğunu ancak 40 milyon yıl önce (sağda) güçlendiğini saptadı (Scientific Reports)

Araştırmacılar daha sonra bilgisayar modelleri kullanarak kayaların Dünya'nın iç kısmında nasıl aktığını geri sarıp 70 milyon yıl öncesine, yani dinozorların yaşadığı döneme kadarki değişiklikleri izledi.

Yerçekimi deliğinin 70 milyon yıl önce daha zayıf olduğunu, 50 ve 30 milyon yıl önce güçlenmeye başladığını keşfettiler.

Bu zamanlamalar, kıtada devasa buzulların ortaya çıkması gibi, Antarktika'nın iklim sistemindeki büyük değişikliklerle örtüşüyor ve bu durum aralarında nedensel bir bağlantı olabileceğine işaret ediyor.

Çalışma, "Cenozoic evolution of Earth's strongest geoid low illuminates mantle dynamics beneath Antarctica" (Dünya'nın en güçlü jeoid çöküntüsünün Senozoyik evrimi, Antarktika'nın altındaki manto dinamiklerini aydınlatıyor) başlığını taşıyor.

Independent Türkçe


Singapur'dan Amerikalı bekarlara devlet destekli çöpçatanlık hizmeti

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Singapur'dan Amerikalı bekarlara devlet destekli çöpçatanlık hizmeti

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Singapur, ABD'li bekarları cezbetmek için devlet destekli bir çöpçatanlık kampanyası başlattı. Bu kampanyada, tanışma uygulamaları yerine şehir devletinde bir randevu için "teyze"lerden tavsiye alınacak.

"Algoritmalar Değil Teyzeler" adlı Sevgililer sezonu yarışmasında, Singapur turizm kurulu, ABD'deki bekarları şehir devletinde kör randevu için başvurmaya davet etti. Eşleşmeleri yazılım tarafından değil, kendilerini "teyze" olarak tanımlayan üç kadın tarafından seçilecek: Komedyen Atsuko Okatsuka, astrolog-çöpçatan Aliza Kelly ve oyuncu Tan Kheng Hua.

Asya'nın büyük bir bölümünde olduğu gibi Singapur'da da "teyze" terimi, toplumda demirbaş olarak tanıdık bir sosyal role sahip ve genellikle kariyerden evliliğe kadar her konuda kendilerini danışman ilan eden yaşlı kadınlar için kullanılan gayri resmi bir terim.

Turizm kurulunun açıklamasına göre kazanan çift, "teyze onaylı" bir ilk randevu etrafında şekillenen 4 gecelik bir gezi için Singapur'a uçacak. Çiftin seyahat programı, gidiş-dönüş uçak biletleri, otel konaklaması ve Michelin yıldızlı şef Malcolm'la Singapur mutfağı dersini içerecek.

Yarışma, ABD'de yasal olarak ikamet eden 21 yaş ve üstü bekarlara yönelik. Başvuranların kişisel bilgilerini ve neden seçilmeleri gerektiğini açıklayan kısa bir video göndermeleri gerekiyor. Teyzelerden oluşan jüri, başvuruları inceleyecek ve seyahat için iki kazanan seçecek.

Başvurular 13 Mart'ta sona erecek.

Okatsuka, yarışmanın motivasyonunu açıklarken, "Flörtle ilgili korkunç hikayeler duydum. Olumsuz mesajlara bakmaktan, garip küçük sohbetlere, insanların ortadan kaybolmasına kadar. Artık kimsenin buna maruz kalmasını istemiyorum" dedi.

Birinin uygulamaları atlayıp muhteşem yemekler, kültür ve kişilikle dolu Singapur'da destansı bir ilk randevu kapmasına yardımcı olmak için teyze olmak bir onur! Göreve hazırım.

Tonu eğlenceli olsa da kampanya, Singapur’un turizmi artırmak için popüler kültürü kullanma stratejisiyle doğrudan örtüşüyor. Turizm kurulu, şehri doğal bir şekilde öne çıkarabilecek projelerde popüler sanatçılarla düzenli olarak çalışıyor.

Geçen yıl, BTS üyesi Jin, turizm kuruluyla ortaklık yaparak "Don't Say You Love Me" adlı single'ı için Marina Bay ve Gardens by the Bay gibi Singapur'un simge yapılarında sahneler çekmişti.

Blackpink'ten Jisoo, "Your Love" müzik videosunu Mandai'deki vahşi yaşam parklarında çekmişti. Coldplay'in "Man in The Moon" müzik videosu da şehrin çeşitli yerlerinde geçiyor.

Devlet destekli çöpçatanlık hizmeti Singapur için yeni bir şey değil ve 1984'e kadar uzanıyor. O yıl şehir yönetimi, demografik düşüş endişeleri sürerken mezunlar arasında sosyal etkileşimi ve evliliği teşvik etmek için Sosyal Kalkınma Birimi'ni kurmuştu.

Independent Türkçe


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe