Arap dünyası için gerekli seçimler

Zorlukların üstesinden gelmek, bir kalkınma felsefesi benimsemek ve inşa etmeye kararlı olmak, daha iyi bir gelecek için gerekli adımlardır

Filistinli bir kız, Gazze'nin el-Derac mahallesindeki bir sığınağın içinden fotoğraf çekiyor 3 Ağustos (AFP)
Filistinli bir kız, Gazze'nin el-Derac mahallesindeki bir sığınağın içinden fotoğraf çekiyor 3 Ağustos (AFP)
TT

Arap dünyası için gerekli seçimler

Filistinli bir kız, Gazze'nin el-Derac mahallesindeki bir sığınağın içinden fotoğraf çekiyor 3 Ağustos (AFP)
Filistinli bir kız, Gazze'nin el-Derac mahallesindeki bir sığınağın içinden fotoğraf çekiyor 3 Ağustos (AFP)

Nebil Fehmi

Günümüzün çalkantılı küresel düzeninin iki kutuplu sistemden sonra, tek kutuplu dünya, çok kutuplu dünya ve büyük kutupları olmayan bir sistem arasında gidip geldiğine kimse itiraz etmiyor.

Ortadoğu'nun istikrarsız olduğu ve ulusal sistemin bir ülkeden diğerine değişen başarı ve başarısızlık oranları, başta İsrail olmak üzere Arap olmayan ülkelerin bölgeyi kendi kimliklerine göre şekillendirme hırsları nedeniyle hem doğal hem de zorunlu bir yeniden yapılanma sürecinden geçtiğine de kimse itiraz etmiyor.

Uluslararası ve bölgesel sahnedeki en önemli ortak unsur, kendisine eşlik eden ya da hegemonya arayışındaki tarafların stratejik kararlarının sonucu olan kargaşadır. Bahsi geçen taraflar, bazı gerginliklere rağmen soğuk barış içinde bir arada yaşamaya dayalı istikrarlı uluslararası ve bölgesel sistem oluşturan, uluslararası ve bölgesel mutabakat ve dengelerin dışına çıkan kararları ile bu kargaşaya neden olmuşlardır.

Soğuk barış içinde bir arada yaşama evresi, yerini uluslararası düzeyde Batı tarafından tek taraflı bakış açısının ve belirli taraflar için neredeyse sıfır toplamlı çözümlerin hakim kılındığı bir başka evreye bıraktı. Sosyal ve siyasi eksenleri yönlendirmek için ekonomik eksenlere odaklanıldı. Ortadoğu'da ise bu geçiş, özellikle ABD tarafından desteklenen İsrail tarafından, kaba askeri ve siyasi güç kullanılarak gerçekleştiriliyor. Böylece başkalarının meşru haklarına veya devletlerin egemenliğine saygı göstermeden, kamusal alanda şiddet ve çifte standart kullanılarak, güç kanunu hukukun gücüne üstün geldi.

Mevcut uluslararası ve bölgesel durum son derece zor, tehlikeli ve etkileri denizler ve kıtalar boyunca uzanıyor. Bu, genel olarak bağımsız devletlerin ve özellikle de Ortadoğu'daki Arap devletlerinin, kapsamlı vizyonlar, coşkulu bir kararlılık, kararlar almada ve politikalarımızı eyleme dönüştürmede cesaret ve bilgelikle inisiyatif almasını gerektiriyor.

Anın önemine ve durumun zorluğuna rağmen, Arap dünyasının bu kasırgayı güvenli bir şekilde atlatmasının temel olarak üç kelimeye bağlı olduğunu belirtirken, koşulları abartmıyor veya küçümsemiyorum. Bu üç kelime, meydan okuma, kalkınma ve inşadır.

Biz Araplar olarak, meydan okumanın- aslında meydan okumaların- büyüklüğünü takdir etmeliyiz. Ortadoğu'da ve Arap ülkelerinde Arap kimliğini sulandırma, bunu özellikle de İsrail etkili bir Ortadoğu kimliği veya gerekirse bölgesel stratejik çıkarlar pahasına acil, kısa vadeli maddi çıkarlarla yönlendirilen bir kimlikle değiştirme girişimlerini, keza yeni hegemonun, Arapların teknolojik ve finansal olarak gelişmiş dünyaya açılan kapısı ve aracısı olduğu iddiasını bu meydan okumalar arasında sayabiliriz.

Arap kimliğinin başkalarının yararına parçalanması, finansal ve teknolojik kanalların kontrol altına alınması ve Arap ülkelerinin bunlara erişiminin kısıtlanması, askeri, ekonomik ve politik olarak Arap ülkelerinin ulusal güvenliğine açık ve uzun vadeli tehdit oluşturmaktadır. Mısır, Suudi Arabistan ve etkili Arap ülkeleri, komşu Arap olmayan ülkelerle istişare etmeden önce, Arap düzeyinde tartışılacak bir Arap ulusal güvenliği planı ve vizyonu geliştirmelidir. Zira bizi birleştiren kavram ve çıkarlar, belirli konulardaki görüş ayrılıklarından çok daha ağır basmaktadır.

Dürüstlük aynı zamanda, vatandaşların Arap kimliğinin gerçekliğine olan güvenini ve inancını yeniden tesis etmek için Arap düzeyinde bir öz meydan okumayla yüzleşmek gerektiği konusunda da açık sözlü olmayı elzem kılıyor. Bu yüzleşme özellikle kültür, miras ve ekonomik alanlarda bizi birleştiren unsurlara dayanan gerekli bir tutkuyla ve zaman zaman, özellikle siyasi düzeyde ortaya çıkan farklı önceliklerle gerçekçi ve saygılı bir şekilde başa çıkarak yapılmalıdır.

Bölgesel düzeyin dışındaki Arap toplulukların çeşitliliğinden de en üst düzeyde faydalanılmasına, olumlu bir şekilde teşvik edilmesine ve eylemlerinin daha geniş Arap bölgesel çerçevesi içinde uyumlu ve entegre hale getirilmesi için çalışılmasına davet ediyorum; zira bunlar, genel Arap çabasına kümülatif katkılar oluşturmaktadır.

İçeride ise meydan okumalar, Arap dünyasında ulus-devlet kavramını güvence altına almayı ve güçlendirmeyi, halklarımızın ve çeşitli dini grupların hususiyetlerine saygı göstererek parçalanma ve bölünmeye yer bırakmamayı içeriyor. Zira özellikle 21. yüzyıldan bu yana veya kısa bir süre öncesine kadar, fitne, radikal muhalif hareketler veya yabancı oluşumlar tarafından istismar edilen Arap istikrarsızlığı, ulusal bölünme ve ayrılığın en önemli tohumlarından biri olmuştur.

Bir diğer meydan okuma da orta büyüklükte ve ılımlı devletler olduğumuz göz önüne alındığında, oldu bitti dayatma ve bölgesel düzeni güç kullanarak şekillendirme girişimlerine karşı koyma gerekliliğidir. Uluslararası hukuk, doğrunun yanlışa üstün gelmesini, uluslarımızın ve dünyamızın ulusal güvenliğinin korunmasını, tüm ülkeleri ve halkları ortak ve evrensel standartlara göre hesaba katarak adil bir bölgesel düzenin istikrarının sağlanmasını güvence altına almanın temel taşıdır. İsrail'in son aylarda Gazze ve Batı Şeria, Suriye, Lübnan, Yemen ve İran'daki uygulamaları, İsrailli yetkililerin bölgeyi yeniden şekillendirdikleri ve karşılarında duran her tarafa karşı güç ve çifte standart kullanacaklarını ilan ettikleri politikalarının pratik bir yansımasıdır.

Belki de meydan okumaların üstesinden gelmenin ve başarı fırsatları sunmanın en iyi yollarından biri, Arap dünyasının hem ulusal hem de bölgesel olarak sürekli ve kademeli bir kalkınma metodolojisini benimsemesidir. Öncelikle özelliklerimizi, haklarımızı, bölgesel ve uluslararası etkimizi korumak, uluslararası ve bölgesel durumlar sürekli değiştiği için gelişmelere ayak uydurmak için bunu yapmalıyız. Arap dünyasının uluslararası ve bölgesel gelişmelerin farkında olması ve bunları yakından takip etmesi yeterli değil. Aksine, özellikle Arap olmayan uluslararası ve bölgesel aktörlerin müdahale ettiği ve istediği gibi dolaştığı Ortadoğu düzeyinde, çağdaş düzenin, eğilimlerinin ve sonuçlarının şekillendirilmesine katkıda bulunmamız zorunludur.

Ulusal ve bölgesel Arap siyasi, ekonomik ve güvenlik düzeylerinde sürekli öz-gelişim felsefesini benimsemeden bölgesel kalkınmayı güvenli bir şekilde yönlendirmeyi başaramayız. Bu durum, bütün ülkelerimizi temsil eden ve Mağrip'ten Maşrık (Levant) ve Körfez'e kadar herkese ilham veren ulusal ve bölgesel kurumlarımızı da kapsamaktadır. Böylece yapay zekâ, insansız hava araçları, genetik alanında inovasyon, akıllı navigasyon ve uzun menzilli teslimat sistemleri çağında ortaya çıkan, birbirine bağlı ve hızla değişen olaylar ile kapsamlı ve hızlı bir şekilde etkileşime girebilirler. Çünkü hızlı kalkınma treni asla durmaz ve bu trene ayak uydurup onu şekillendirenler bundan faydalanırken, diğerleri her şeye açık hale gelir. Arap dünyasının sadece bir teknoloji kullanıcısı değil, aynı zamanda bir teknoloji üretim kaynağı olmasını temenni ediyoruz.

Bağımsız karar sahibi, koşulları değiştirebilen, baskı ve krizlere dayanabilen, bölgesel ve uluslararası örgütlere katılım için çabalayan modern ve güçlü ulus-devletler inşa etmeye devam etmeliyiz. Dış politika kararlarımızı ulusal kabiliyetlerimiz ile bölgesel ve uluslararası ilişkilerimizin bir bileşimine dayandırarak bunu başarabiliriz. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu da uluslararası arenada aktif rolümüzü koruyacak ve halklarımızın yararına karar alma bağımsızlığımızı ve çoklu seçeneklerimizi güvence altına alacaktır.

Bölgesel ve uluslararası siyasi ve toplumsal kalkınma, sağlam ve üretken bir ulusal ekonomik temel ve sistem gerektirir, çünkü bu, başarının temel ölçütü ve birincil hedeftir. Ayrıca, kapitalist, sosyalist veya başka türlü olmasına bakılmaksızın, performans açısından son derece verimli bir ekonomik sistem de gerektirmektedir. Verimlilik için ise ilgili bilgilerin şeffaf olmasına, gizlilik konusunda hesap sormaya, iyi performansın ödüllendirilmesine ihtiyaç vardır. Verimlilik ayrıca, herkesi katılıma ve rekabete teşvik etmeyi ve güçlendirmeyi, toplumsal taleplere yanıt verebilecek hem yerel hem de uluslararası düzeyde uluslararası şirketlerle rekabet edebilecek ekonomik sistemler ve kurumlar yaratmaya çabalamayı gerektirir. Zira dünya ekonomileri birbirine bağlı ve iç içe geçmiştir, orta gelirli ülkelerin artık rekabetçi uluslararası piyasalardan izole veya bağımsız bir şekilde sürdürülebilir olarak kalkınmasına imkân yoktur.

Zorlukların üstesinden gelmek, bir kalkınma felsefesi benimsemek ve inşa etmeye kararlı olmak, Arap dünyası için daha iyi bir gelecek amacıyla atılması gerekli adımlardır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.