İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

Lapid, Başbakan’ın ‘kaybedeceğini çok iyi bilmesine rağmen’ yaklaşan seçimleri manipüle etmeyi başaracağı konusunda uyarıda bulundu

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.



Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
TT

Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)

Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodriguez, ABD Başkanı Donald Trump'la arasını iyi tutarak iktidarını pekiştirmek istiyor.

Rodriguez, ABD'nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu kapsamında bugün Trump'la bir araya gelecek. 

57 yaşındaki siyasetçi, ABD ordusunun ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyerek Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasının ardından ülkenin başına geçmişti.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Financial Times'ın aktardığına göre ocak ayından beri ülkenin petrol gelirlerini kontrol eden ABD yönetimi, ülkede faaliyet gösteren Çinli ve Rus firmalara ödeme yapılmasını da engelliyor.

Analizde, Rodriguez açısından Washington'la yakın ilişki kurmanın, Venezuela'da iktidarını sağlamlaştırmasına yardımcı olabileceğine işaret ediliyor.

Venezuela Anayasası'nda geçici devlet başkanlığı için öngörülen 180 günlük süre temmuzda dolmuştu. Analize göre Rodriguez, Trump'la kişisel bağlarını güçlendirerek kendisini koltuğundan edebilecek seçimleri mümkün mertebe ertelemek istiyor.

Yakın tarihli bir ankette net onay puanı eksi 36'ya gerileyen Rodriguez, ekonomik toparlanma sağlayabilirse kendisini ülkenin eski lideri Hugo Chavez'in etkili ve teknokrat bir halefi olarak sunmayı deneyebilir.

Muhalefet ise Washington'la yapılan anlaşmaların Rodriguez'i Trump açısından vazgeçilmez hale getirmesinden endişeli.

Venezuela'da muhalefetin önde gelen isimlerinden Henrique Capriles, Karakas ve Washington arasındaki petrol anlaşmalarını sıkça eleştiriyor.

Capriles, "Venezuela'da petrol sektörünü yok eden aynı kişilerle bu sektörü yeniden canlandırmaya çalışmayı anlamak mümkün değil" diyor.

Modern Diplomacy'deki analizde de ABD'nin, ülkenin petrol endüstrisinde "doğrudan ekonomik çıkarlar elde etmeye başladığına" dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, "askeri ve siyasi bir müdahale olarak başlayan süreci, onlarca yıl sürebilecek bir duruma dönüştürdüğü" ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Modern Diplomacy


Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
TT

Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)

Donald Trump yönetiminin, göçmenleri üçüncü ülkelere göndermek için gizlice anlaşmalar yaptığı ortaya çıktı.

Paris merkezli kâr amacı gütmeyen gazetecilik kuruluşu Forbidden Stories'in öncülüğünde, birçok medya ve analiz şirketinin katılımıyla hazırlanan araştırmada, ABD Dışişleri Bakanlığı'na ait çeşitli belgeler incelendi.

Buna göre Beyaz Saray, kendi ülkelerine gönderilemeyen göçmenleri üçüncü ülkelere sınır dışı etmek amacıyla çoğu Afrika ve Latin Amerika'da bulunan 31 ülkeyle anlaşmalar yapmış. Bu düzenlemelerin desteklenmesi için de en az 410 milyon dolar kaynak ayrılmış.

Ayrıca ABD'nin, Haziran 2026 sonu itibarıyla 13 hükümete 81 milyon dolar doğrudan ödeme yapmayı taahhüt ettiği aktarılıyor. Uluslararası Göç Örgütü'ne (IOM) 179 milyon, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne 124 milyon dolarlık hibeler öngörüldü.

Washington Post (WP) ve Guardian, bu kuruluşların anlaşmaların tarafı olmadığına fakat fonların, ülkelerin sınır dışı edilenleri kabulünü sağlamak amacıyla görüşmelerde kullanıldığına dikkat çekiyor.

Trump yönetimi şimdiye dek 28 ülkeye 25 binden fazla kişi göndermiş. Bunların yaklaşık 20 bini Meksika'ya, geri kalanı da Afrika ve Latin Amerika'daki diğer ülkelere sınır dışı edilmiş.

Washington yönetiminin bazı anlaşmaları gizlice yürüttüğü ya da sözleşmelerle ilgili kamuoyuna şeffaf şekilde bilgilendirmede bulunmadığı da yazılıyor.

Belgelere göre Kamerun'a bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 30 milyon dolar, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ne de 2 bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 75 milyon dolar, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 1500 kişiyi kabul etmesi karşılığında 85 milyon dolar ödeme taahhüdü verilmiş. Ancak şimdiye kadar Kamerun'a 44, Kongo'ya 15, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 18 kişi gönderilmiş.

Guardian, üçüncü ülkelere sınır dışı etme politikasının Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller tarafından yürütüldüğünü yazıyor. WP de Miller'ı politikanın Beyaz Saray'daki başlıca yürütücülerinden biri diye tanımlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, ABD büyükelçiliklerindeki personel ve üst düzey yetkililerle ortak çalışarak yabancı hükümetlerle anlaşmaları müzakere ettiği aktarılıyor.

Anlaşmaların çoğunun Mayıs 2025'te Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan, başında diplomat Christian Jove Ehrhardt'ın yer aldığı Geri Göç Ofisi'nin (Office of Remigration) yürüttüğü ifade ediliyor. Ehrhardt, bu yıl haziranda çeşitli göç anlaşmaları için Fildişi Sahili, Gambiya, Gine-Bissau, Togo ve Gabon'u ziyaret etmiş.

Araştırmaya göre 54 Afrika ülkesinin 49'uyla üçüncü ülke vatandaşlarının kabulü hakkında görüşüldü. Avukatlar ise göçmenlerin kendileriyle hiçbir bağı olmayan ülkelerde "hukuki bir kara deliğe" atıldığını ve haklarının son derece sınırlı olduğunu söylüyor.

Guardian'ın haberinde adı "Nika" olarak değiştirilen 32 yaşındaki İranlı kadının yaşadıklarına da dikkat çekiliyor. Ülkesindeki rejim karşıtı protestoların ardından ABD'ye kaçan kadın, 18 aydan fazla süre göçmenlik gözetim merkezinde tutulmuş. İran'a gönderilmesi halinde hayatının tehlikeye gireceği gerekçesiyle ABD'de kendisine hukuki koruma sağlanan Nika, 28 Mayıs'ta serbest bırakılmasına rağmen 8 Haziran'da rutin kontroller sırasında tekrar gözaltına alınmış.

Bunun ardından ABD'nin, Nika'nın pasaportuna el koyup kadını 18 kişinin yer aldığı bir uçakla Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti Bangui'ye sınır dışı ettiği aktarılıyor. İran vatandaşının avukatıysa Nika'nın tekrar ABD'ye getirilmesi için dava açtıklarını ve hukuki sürecin devam ettiğini söylüyor.

Independent Türkçe, Washington Post, Guardian


Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
TT

Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)

Suudi Arabistan, İran destekli Husilerin son dönemde Kızıldeniz'deki saldırılarının ardından, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkıyatını yeniden artırıyor.

Reuters'ın gemi verilerini takip eden TankerTrackers.com platformuna dayandırdığı habere göre Saudi Aramco, pazar günü 7 adet Çok Büyük Ham Petrol Tankeri'ne (VLCC) yaklaşık 14 milyon varil ham petrol yükledi.

Suudi Arabistan'ın Ras Tanura Limanı'ndan gerçekleştirilen yükleme, Riyad'ın ham petrol arzında bir artışa işaret ediyor olabilir.  

JP Morgan analistleri, 18 Eylül tarihli bilgilendirme notunda, Hürmüz Boğazı'ndan son 6 günde günlük ortalama 2,9 milyon varil Suudi petrolü geçtiğini, bu rakamın ağustosta 700 bin varil olduğunu aktarmıştı.

Pazartesi günü de Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık yüzde 4 düşüşle 9 Eylül'den beri ilk kez 100 doların altına inmişti.

Riyad yönetimi, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nın drone'larla hedef alındığını 13 Eylül'de açıklamıştı. Saldırının Irak'taki İran destekli milisler tarafından düzenlendiği öne sürülmüştü. Ancak Şii milis güçlerden oluşan "Irak'taki İslami Direniş" örgütü iddiaları yalanlamıştı.

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi nedeniyle bu 1200 kilometrelik boru hattı üzerinden sevkıyatı artırmıştı.

Reuters, saldırının ardından boru hattının faaliyetlerinin askıya alınması yüzünden Riyad'ın sevkıyatı yeniden Hürmüz'e kaydırmaya başladığına dikkat çekiyor.

Wall Street Journal da "Dünyanın petrol devi, başlangıçta kaçınmaya çalıştığı boğaza geri dönmek zorunda kalıyor" diye yazıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan kaynaklara göre Suudi Arabistan, Çin, Güney Kore ve Japonya gibi Asya'daki müşterilerine sevkıyatları Umman açıklarından teslim almalarını söylemiş.

Diğer yandan Suudi Arabistan'ın bu hamleyle "İran'la karşı karşıya gelme riskine girdiği" de vurgulanıyor. ABD ve Körfez'deki müttefiklerinin, kritik petrol sevkıyatı rotalarını açık tutmak için büyük çaba sarf ettiği yazılıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bu ay yaptığı açıklamada, petrolün karadan taşınmaya başlamasıyla yeni boru hatlarının iki yıl içinde Hürmüz Boğazı'nı "değersiz bir su parçası" haline getireceğini öne sürmüştü.

Ancak Körfez ülkelerinin enerji sevkıyatı için Hürmüz'e olan bağımlılıklarını sadece yeni altyapı inşa ederek sonlandırmaları zor görünüyor.

Katar Enerji Bakanı Saad bin Şeride el-Kaabi de pazar günkü açıklamasında Hürmüz'ün sadece petrol ve doğalgaz değil, tüm ürünlerin ticareti için kritik olduğunu vurgulamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal