Trump'ın Venezuela sürprizi sonrası Çin 2026'da bir dönüm noktasında

Pekin, çevresinde güçlü bir uluslararası nüfuz sistemi kurmayı başarabilecek mi?

Preah Sihanouk eyaletindeki Sihanoukville Limanı'nda düzenlenen törende, ‘Dostlarımızla barış ve dostluk getirmek için geliyoruz’ yazılı bir pankart taşıyan Çin eğitim gemisi Chijigang’ı karşılarken Kamboçya (sağda) ve Çin (solda) bayrakları, 19 Mayıs 2024 (AFP)
Preah Sihanouk eyaletindeki Sihanoukville Limanı'nda düzenlenen törende, ‘Dostlarımızla barış ve dostluk getirmek için geliyoruz’ yazılı bir pankart taşıyan Çin eğitim gemisi Chijigang’ı karşılarken Kamboçya (sağda) ve Çin (solda) bayrakları, 19 Mayıs 2024 (AFP)
TT

Trump'ın Venezuela sürprizi sonrası Çin 2026'da bir dönüm noktasında

Preah Sihanouk eyaletindeki Sihanoukville Limanı'nda düzenlenen törende, ‘Dostlarımızla barış ve dostluk getirmek için geliyoruz’ yazılı bir pankart taşıyan Çin eğitim gemisi Chijigang’ı karşılarken Kamboçya (sağda) ve Çin (solda) bayrakları, 19 Mayıs 2024 (AFP)
Preah Sihanouk eyaletindeki Sihanoukville Limanı'nda düzenlenen törende, ‘Dostlarımızla barış ve dostluk getirmek için geliyoruz’ yazılı bir pankart taşıyan Çin eğitim gemisi Chijigang’ı karşılarken Kamboçya (sağda) ve Çin (solda) bayrakları, 19 Mayıs 2024 (AFP)

Shirley Ze Yu

Çin, 2026 yılının başlarında on yılı aşkın süredir devam eden dönüşümlerin kesiştiği kritik bir dönüm noktasında bulunuyor. Çin liderliği devlet öncülüğünde, sanayi odaklı modelinin giderek düşmanca hale gelen uluslararası ortama uyum sağlama yeteneğini kanıtlamak için artan bir baskı ile karşı karşıya kalırken, aynı zamanda iç istikrarı pekiştirmeyi amaçlayan iddialı bir gündemi uygulamaya koymak zorunda.

Çinli stratejistlere göre 2026 yılı birçok uzun vadeli eğilimin kritik dönüm noktalarına ulaşacağı önemli bir yıl olacak. Bunlar arasında 15’inci Beş Yıllık Plan'ın başlatılması, ABD ile Çin arasındaki endüstriyel savaşın tırmanması ve Çin'in Küresel Güney'de izlediği iddialı diplomasi politikasının gelişimi yer alıyor. Bu dinamikler bir araya getirildiğinde, 2026'nın küresel jeopolitik açıdan belirleyici olmasa da çalkantılı bir yıl olabileceği anlaşılıyor.

Endüstriyel bir savaş makinesi inşa etmek

Çin'in 15’inci Beş Yıllık Planı’nın birinci tam yılı, Pekin'in daha yüksek teknolojik öz yeterlilik düzeyine ulaşmak ve iç talep odaklı ekonomiyi yeniden yapılandırmak gibi ikili misyonunu başarıyla yerine getirip getiremeyeceğini gösterecek. Planın yarı iletkenler (çip), yapay zekâ (AI), kuantum bilişim ve uzay araştırmaları alanlarında yerli inovasyona odaklanması, Çin'in Batı'nın teknolojik hakimiyetine karşı ekonomisini güçlendirmek için bugüne kadarki en kapsamlı girişimi olarak değerlendirilebilir.

Son diplomatik manevraların ve uzlaşmacı açıklamaların ardında, Çin'in 2026 yılındaki en önemli hamleleri yarı iletken fabrikalarında, robot ve drone üretim tesislerinde ve füze fırlatma üslerinde görülecek. Pekin, küresel barış dönemlerinde daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir ölçekte, ‘yeni niteliksel üretici güçler’ olarak adlandırdığı yeni bir on yıllık sanayi politikası ile ekonomik savaşa girmeye hazırlanıyor. Bu da hükümetin destek araçları, tedarik kısıtlamaları ve ihracat kontrollerinden oluşan entegre bir paketle gerçekleştiriliyor. Bu paket, Soğuk Savaş döneminden bu yana teknolojik öz yeterlilik konusunda en iddialı girişim olarak değerlendiriliyor.

Kısa vadede en önemli gelişme, Pekin'in, yarı iletken üreticilerinden çip üretiminde kullanılan ekipmanların en az yüzde 50'sini yerli tedarikçilerden temin etmelerini zorunlu kılan kararı.

Resmi adı Ulusal Entegre Devre Endüstrisi Yatırım Fonu olan ‘Büyük Fon’un üçüncü aşaması, yarı iletken sektörünü geliştirmek için 47 milyar dolardan fazla fon toplamayı başardı. Bu aşama tek başına, ölçek ve hedef açısından ABD Yarı İletken Üretimine Yardımcı Teşvikler (CHIPS) ve Bilim Yasası ile karşılaştırılabilir bir çabayı temsil ediyor.

Yatırımların çip endüstrisine geniş bir şekilde yayıldığı önceki aşamalardan farklı olarak, üçüncü aşamada kaynaklar, litografi ekipmanları, elektronik tasarım otomasyon yazılımları ve Çin'in 7 nanometreden daha küçük boyutlarda gelişmiş grafik işlem birimleri üretememesini telafi etmek için kullanılan gelişmiş paketleme teknolojileri gibi en kritik darboğazlara yönlendiriliyor.

Bu devasa yatırım, Çin'in yarı iletken endüstrisinin karşı karşıya olduğu temel fiziksel ve mühendislik sınırlamalarını aşmayı amaçlıyor. Gelişmiş Yarı İletken Malzeme Litografisi’nin (Advanced Semiconductor Material Lithography/ASML) aşırı ultraviyole (EUV) litografi makineleri, Pekin için hala ulaşılamaz olsa da Shenzhen'deki Manhattan Chip Projesi, 2025'in başlarında çalışan bir EUV makinesi prototipi geliştirmeyi başardı. 2028 yılına kadar yapay zekâ çiplerinin ticari üretimine ulaşılması hedefleniyor.

frgth
Çin'in doğusundaki Jiangsu eyaleti, Suqian şehrinde bulunan bir yarı iletken üretim tesisinde çip işleme ekipmanı, 20 Ekim 2025 (AFP)

Dolayısıyla 2026 yılında başarının ölçüsü, Çin'in çip endüstrisinin TSMC veya Samsung ile rekabet edebilip edemeyeceği değil, dışa bağımlılığı kademeli olarak azaltarak ve ihracat kontrollerinin sürekli sıkılaştırılması karşısında dayanıklılığını güçlendirerek, gerçekçi ve sürdürülebilir bir yakalama yolu oluşturabilme yeteneğidir.

Kısa vadede en önemli gelişme, Pekin'in, yarı iletken üreticilerinden çip üretiminde kullanılan ekipmanların en az yüzde 50'sini yerli tedarikçilerden temin etmelerini zorunlu kılan kararı oldu. Bu politika 2025 yılının sonlarında sessizce uygulamaya konuldu ve Çinli çip üreticilerini, ya hükümetin talimatlarına uymak ve üretkenlik ve kalitede olası bir düşüşü kabul etmek ya da Pekin'e karşı gelmek ve hükümetin desteğini ve finansmanını kaybetme riskini göze almak şeklindeki iki zorlu seçenekle karşı karşıya bıraktı. Aynı zamanda bu politika, NAURA ve AMEC gibi yerli yarı iletken ekipman üreticileri için acil fırsatlar yaratıyor. Çünkü ürünlerinin performans ve verimlilik açısından yabancı rakiplerine ne kadar yakın olduğu fark etmeksizin, onlara neredeyse kesin bir talep garantisi veriyor.

Pekin’in kritik mineral tedarik zincirleri üzerindeki kontrolünü kullanma isteği, 2024 yılının aralık ayında, yarı iletken ve savunma endüstrileri için hayati önem taşıyan iki element olan galyum ve germanyumun ihracatına kısıtlamalar getirildiğini duyurmasıyla açıkça ortaya çıktı. Çin, 2025 yılı başlarında ihracat kontrollerini nadir toprak mıknatıslarını da kapsayacak şekilde genişleterek, tüketici elektroniğinden füze güdüm sistemlerine kadar uzanan endüstriyel sektörlerin tedarik zincirleri üzerindeki kontrolünü güçlendirdi. Pekin, 2026 yılına, özellikle 1 Ocak tarihi itibariyle, şirketlerin önceden hükümet lisansı almasını zorunlu kılarak gümüş ihracatına ek kısıtlamalar getirdi.

 Bu hamle, bu hayati malzemeye bağımlı olan küresel elektronik, havacılık ve tıbbi ekipman endüstrilerine, uygulanabilir ve yürürlüğe konulabilir olduğu sürece, önemli bir darbe vuracak.

Venezuela, Amerikan varlığının azalmasının ardından stratejik boşluğu Çin'in doldurduğu gelişmekte olan ülkelerden biriydi; ta ki Amerika Birleşik Devletleri askeri güç kullanarak bu denklemi alt üst edene kadar.

Bu tehditler boş sözlerden ibaret değil, zira Çin dünya nadir toprak işleme kapasitesinin yaklaşık yüzde 90'ını kontrol ederken, madencilik faaliyetleriyle bağlantılı on yıllardır süren çevre bozulması Batı ülkelerini büyük ölçekli yerli üretimi yeniden başlatma konusunda isteksiz hale getirdi. Gümüş piyasaları nispeten daha çeşitlendirilmiş olsa da Çin dünyanın en büyük üreticisi olmaya devam etmekte ve küresel emtia piyasalarını etkileyebilecek arz kesintilerine yol açma kapasitesine sahip. Bu sanayi politikalarının arkasındaki stratejik mantık açık görünüyor. Çin, Batı'nın girdilerinden giderek daha bağımsız bir şekilde çalışabilen paralel teknolojik ve endüstriyel sistemler kurarken, aynı zamanda Batı'nın Çin ürünlerine bağımlılığını stratejik bir kaldıraç haline getiriyor.

Bu strateji esasen sabır ve azim üzerine kurulu, ancak 2026 yılı, bu ilk planın uygulanabilirliğini kanıtlayacak ya da yapısal kusurlarını ortaya çıkaracak belirleyici bir sınav olacak. Çin merkezli yarı iletken fabrikaları, esas olarak yerli ekipmanlara dayanarak kabul edilebilir standartlarda çipler üretmeyi başarırsa ve Batı'nın ihracat kısıtlamaları Batı'nın savunma tedarik modellerinde köklü değişikliklere yol açarsa, Pekin'in modeli pratikte etkinliğini kanıtlayacak. Ancak bu bahisler başarısız olursa, yanlış tahsis edilmiş sermaye şeklinde endüstriyel yeniden yapılandırmanın maliyetleri, devlet desteğiyle ayakta kalan ikinci sınıf şirketlerin çoğalması ve daha gelişmiş ihracat pazarlarını kapatabilecek ticari misillemeler şeklinde ortaya çıkacak endüstriyel yeniden yapılandırma maliyetleri, dayanıklılığı ve sabrı ile tanınan bir devlet ekonomisi için bile sürdürülemez hale gelebilir.

fgthy
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Güney Kore'nin Busan kentinde düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi kapsamında Gimhae Uluslararası Havalimanı'nda ikili bir görüşme gerçekleştirdi, 30 Ekim 2025 (Reuters)

Benzer şekilde, Batılı politika yapıcıların da kolay seçenekleri yok, sadece çok maliyetli seçenekleri var. Çin'de yeni bir çip fabrikası faaliyete geçtikçe ve yerli kaynaklara bağımlılığı zorunlu kılan her karar alındıkça manevra alanı daralıyor. Endüstriyel savaş çoktan başladı ve ne Çin ne de Batı, oyunun kurallarını değiştirecek belirleyici bir koz elinde bulunduruyor.

Venezuela

Venezuela, Amerikan varlığının azalmasının ardından stratejik boşluğu Çin'in doldurduğu gelişmekte olan ülkelerden biriydi; ta ki Amerika Birleşik Devletleri askeri güç kullanarak bu denklemi alt üst edene kadar. Venezuela’daki Mutlak Kararlılık Operasyonu kapsamında, ABD güçleri Venezuela'yı bombaladı, Çin tarafından sağlanan hava savunma sistemlerini devre dışı bıraktı ve Venezuela Devlet Başkan Nicolas Maduro'yu yakalayarak 13 yıllık iktidarını sadece üç saat içinde sona erdirdi. Böylece ABD, uluslararası toplumu şoke eden bir güç gösterisi sergiledi.

Çin Ulusal Açık Deniz Petrol Şirketi (CNOOC), 2023 martında Çin yuanı (RMB) cinsinden yapılan dünyanın ilk sınır ötesi sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaret anlaşmasını imzaladı.

Venezuela bugün, Çin'in Latin Amerika stratejisinde kritik bir dönüm noktası ve Pekin'in bölgedeki ekonomik varlığını genişletme planlarını karmaşıklaştıran bir gelişme temsil ediyor. Venezuela, yirmi yıldır Çin'in Latin Amerika'daki en önemli ortağı konumunda ve yaklaşık 60 milyar dolarlık kredi almış, bu da Pekin'in Latin Amerika'daki toplam yatırımının yaklaşık yüzde 43'ünü oluşturuyor. Maduro'nun tutuklanması, Çin'in Latin Amerika özel temsilcisi Qiu Xiaoqi ile görüşmesinden sadece bir gün sonra gerçekleşti. Qiu Xiaoqi, görüşmede iki ülkenin ‘uzun süredir stratejik ortaklar’ olduğunu belirtmişti. Ancak, Maduro'nun kaçırılmasından birkaç saat sonra ortaya çıkan bu söylemin boşluğu, Çin'in gücünün sınırlarını ortaya koydu. Çin, ABD'nin arka bahçesinde, Washington'ın dayattığı güvenlik denklemine tabi olan ticaret garantilerinden başka sunabileceği hiçbir şey yok.

Venezuela operasyonu, Trump yönetiminin Batı Yarımküre'de tartışmasız Amerikan hegemonyasını yeniden tesis etmek için ‘Trump doktrini’ olarak nitelendirilebilecek şekilde güç kullanma kararlılığının bir kanıtıdır. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre  Çin, operasyonu ‘son derece şok edici’ ve uluslararası hukukun ciddi bir ihlali olarak kınadı, ancak bölgedeki ABD askeri etkisini dengeleyecek sert gücü olmadığı için tepkisi muhtemelen diplomatik protesto ile sınırlı kalacaktır.

Doların ve finansal egemenliğin kaldırılması

Çin'in dolara olan bağımlılığını azaltma kampanyası, belki de ekonomik stratejisinin en önemli unsuru. Tedarik zincirlerinde ani aksaklıklara neden olan kritik minerallerin ihracatına getirilen kısıtlamaların aksine, dolara olan bağımlılığın azaltılması on yıllar sürecek bir süreçtir ve bunun Amerikan nüfuzu üzerindeki nihai etkisi çok daha derin ve kalıcı olabilir.

dfvg
2025 yılının ekim ve aralık ayları arasında Çin'in doğusundaki Qingdao'daki Volkswagen fabrikasının montaj atölyesinde çalışan robotik kollar, (AFP)

Pekin, doların yerini almaya çalışmıyor, çünkü bu gerçekçi olmayan ve gereksiz yere kışkırtıcı bir hedef olurdu. Bunun yerine, ülkelerin geleneksel dolar bazlı sistemin dışında ticaret yapmalarını, sermaye artırmalarını, doğrudan yatırımlar yapmalarını ve finansal rezervler tutmalarını sağlayan paralel bir finansal altyapı kuruyor. Çin'in 2025 yılı boyunca altın biriktirmeye devam etmesi, bu stratejiye bağlılığını gösteriyor. Altının toplam döviz rezervleri içindeki payı, 2024 yılının aralık ayında 5,5 iken 2025 yılının kasım ayında yüzde 8,3'e yükseldi. Küresel ortalamanın yaklaşık yüzde 15 olduğu göz önüne alındığında, Çin'in fiyat hareketlerinden bağımsız olarak 2026 yılında daha da artış için geniş bir marj alanı bulunuyor.

Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi (CIPS), Çin'in çabalarının merkezinde yer almakta ve geleneksel SWIFT sistemine verdiği yanıtı temsil ediyor. Pekin, Tayland, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Çin, Hong Kong ve Suudi Arabistan merkez bankalarının katıldığı çok merkezli bir dijital para birimi girişimi olan ‘mBridge’ projesi aracılığıyla, SWIFT tabanlı altyapıyı tamamen atlatmak için blok zinciri teknolojisini araştırmaya çalışıyor. Bu sistem, sınır ötesi ödemelerin SWIFT'e kıyasla nispeten düşük bir maliyetle saniyeler içinde gerçekleştirilmesini sağlıyor. Batı'nın finansal takas sistemlerinden tamamen bağımsız olarak çalışabilir. Böylece Çin'in yaptırımlara maruz kalma riskini azaltır ve ortaklarına doların hakimiyetine karşı etkili alternatifler sunar.

Petro-yuan girişimi, doların en stratejik kalelerini hedefliyor. Çin Ulusal Açık Deniz Petrol Şirketi (CNOOC), 2023 martında Çin yuanı (RMB) cinsinden yapılan dünyanın ilk sınır ötesi sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaret anlaşmasını imzalarken, Suudi Arabistan da RMB cinsinden petrol sözleşmeleri imzalamayı düşünüyor. Körfez’deki petrol üreticileri, ihracatlarının sınırlı bir kısmı için bile olsa petrol fiyatlarını RMB cinsinden belirlemeye başlarsa, bu durum doların küresel piyasalardaki hakimiyetinin temel dayanaklarından birini zayıflatabilir.

Çin, 2025 yılının sonu ile birlikte, ‘Adalet Operasyonu 2025’ adı altında Tayvan adası çevresinde gerçekleştirdiği en agresif askeri tatbikatlar aracılığıyla, ABD’nin stratejik değişiminin yansımalarını yaşıyor gibi görünüyor.

Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika, Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Etiyopya, Endonezya ve İran’dan oluşan BRICS ülkeleri liderleri, 2026 yılına kadar tek bir para birimi kullanıma sokmak amacıyla parasal iş birliğini güçlendirdiler. Grup içi ticaretin yaklaşık yüzde 90'ı şu anda yerel para birimleriyle gerçekleştirilirken, bu oran 2023 yılında yüzde 65’ti. Ancak bu hedef, önemli zorluklarla karşı karşıya. ABD Başkanı Trump, BRICS ülkelerine doların yerini alabilecek bir para birimi çıkarmamayı taahhüt etmemeleri halinde yüzde 100 gümrük vergisi uygulayacağı tehdidinde bulunurken, Brezilya ve Hindistan doların yerini alma konusundaki tartışmalardan açıkça uzak durarak daha temkinli bir tutum sergiledi.

Çin, yuanın uluslararasılaşması için ek bir mekanizma olarak Panda tahvil piyasasını genişletti. Macaristan, 11 milyar yuanlık kümülatif ihraçla listenin başında yer alırken, Afrika İhracat-İthalat Bankası Mart 2025'te Afrika kıtasında ilk çok taraflı Panda tahvilini ihraç etti. Pakistan, 2025 yılı sonuna kadar panda tahvili ihraç etmeye hazırlanıyor ve bu da geleneksel Batı pazarları dışında daha ucuz sermaye arayan ülkeler için Çin'in alternatif finans merkezi konumunu güçlendiriyor.

Pekin'in stratejisi, doların yakın gelecekte ortadan kalkma olasılığını sınırlayan ciddi engellerle karşı karşıya. Çin yuanı, 2024 yılına kadar küresel ticaret finansmanının yaklaşık yüzde 6'sını oluştururken, küresel rezervlerdeki payı yüzde 3'ün altında kaldı. Dahası, sermaye kontrolleri yuanın yaygın kullanımını kısıtlamaya devam ederek uluslararasılaşmasını yavaşlatıyor.
En olası sonuç, doların ani bir çöküşü değil, daha ziyade kademeli bir aşınmasıdır; tek kutuplu bir para biriminden, yuan, euro ve doların bir arada var olduğu çok kutuplu bir sisteme geçiş olacaktır. Bu dönüşüm, Amerikan finansal gücünü ortadan kaldırmayacak, ancak yaptırımların etkinliğini azaltacak, bütçe açığı finansmanının maliyetini artıracak ve dünyanın rezerv para biriminin kontrolünden kaynaklanan jeopolitik etkiyi zayıflatacaktır.

scdfrgtyu
Şanghay'ın Pudong bölgesindeki Lujiazui finans bölgesinin ufkunda doğan güneşin havadan görünümü, 13 Kasım 2018 (AFP)

Çin, finansal altyapının kritik bir kütleye ulaştığında otomatik olarak kendini güçlendiren ağ etkileri yarattığı için uzun vadeli bir strateji izliyor. Doların hakimiyeti güven, alışkanlık ve güvenilir alternatiflerin olmaması gibi üç temel faktöre dayanıyor. Pekin, sistematik olarak üçüncü faktörü ele almaya çalışıyor. ABD'li politikacılar, baskı aracı olarak yaptırımları aşırı kullanırsa veya Pekin'in savunma önlemlerini saldırgan hamleler olarak yanlış yorumlarsa, ilk iki faktör gerileyebilir ve ABD'nin dolar bazlı hakimiyeti giderek zayıflayabilir.

Asya ve Pasifik'teki stratejik değişiklikler

Bu ABD stratejisi, Soğuk Savaş'tan bu yana en açık şekilde, Asya-Pasifik bölgesinde güvenliği sağlama taahhüdünden geri adım atıldığını gösteriyor. 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi, ekonominin ‘nihai bahis’ olduğunu açıkça ortaya koyarak, Washington'ın Çin politikası için yeni önceliğini ‘Pekin ile karşılıklı yarar sağlayan ekonomik ilişkiler’ olarak belirliyor. Çin 2025 yılı sona ererken, ‘Adalet Misyonu 2025” adı altında Tayvan adası çevresinde şimdiye kadarki en agresif askeri tatbikatlarını gerçekleştirerek, ABD stratejik değişiminin etkilerini test ediyor gibi görünüyor. Bu tatbikatlar, kapsamları ve iletmek istedikleri mesaj açısından önemli bir tırmanışa işaret ediyor. Pekin, Tayvan adası çevresindeki bu tatbikatların yabancı askeri müdahaleyi caydırmak amacıyla yapıldığını ilk kez kamuoyuna açıklarken, ‘erişimi engelleme’ ve ‘ablukaya alma’ yeteneklerini geliştirme hedefini çok net bir dille ifade etti. Bu, Tayvan'ın fiili müttefikleri olan Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya'ya, herhangi bir çatışma sırasında dış yardım sağlamalarının engelleneceği yönünde güçlü bir mesaj gönderdi.

2026 yılının başlıca özelliği, siyasi kargaşanın yoğunlaşması olacak ve bu durum 2027 yılında Çin liderliğinin önümüzdeki beş yıl için yeniden şekillenmesine yol açacak.

ABD Başkanı Donald Trump bu askeri tatbikatlar hakkında sorulduğunda, ‘hiçbir şey beni endişelendirmiyor’ yanıtını verdi ve daha sonra “o bölgede 20 yıldır deniz tatbikatları yapılıyor” dedi. Bu hesaplı kayıtsızlık, Tayvan'a yapılan büyük çaplı silah satışlarıyla birleştiğinde, Trump'ın daha geniş stratejisini yansıtıyor: Tayvan'ı Çin'in harekete geçmesini engelleyecek ve ABD savunma sanayisine önemli karlar sağlayacak kadar silahlandırırken, ABD'nin askeri olarak müdahale edip etmeyeceği konusunda stratejik belirsizliği korumak. Bu belirsizlik, ulusal güvenlik stratejisinin odağının Batı Yarımküre'ye kaymasıyla daha da derinleşti.

2025 yılının sonlarında ortaya çıkan bu dinamikler, 2026 yılında daha da yoğunlaşacak gibi görünüyor. Pekin, Trump yönetiminin silah satışına devam etmesine rağmen, Trump'ın stratejik odağının başka yerde olduğuna dair net kanıtlara sahip. Bu durum, Pekin'in Washington'un müdahale etme istekliliğinin azaldığını değerlendirmesine yol açan tehlikeli bir fırsat yaratırken, Tayvan'ın askeri kapasitesi, iyileşmelere rağmen, Pekin'e karşı inandırıcı bir caydırıcı güç oluşturmaktan yıllarca uzak. 2026'nın ironisi hem Pekin hem de Taipei'nin ABD'nin dayattığı bu güvenilmez belirsizliğe karşı önlem alması, ancak bunun tam tersi yönlerde olmasıdır. Çin, Washington kararlı bir şekilde tepki vermeden önce askeri olarak ne kadar ileri gidebileceğini test ediyor. Tayvan ise ABD'nin müdahalesinin asla gelmeyeceğinden korkarak, kendini savunmaya dayalı caydırıcılık kapasitesi oluşturuyor.

Böylece, ekseni batı yarımküreye kaydırma stratejisi her iki tarafın da riskini artırıyor ve yıl ilerledikçe yanlış hesaplama olasılığının arttığı koşullar yaratıyor.

Şi Cinping'in siyasi tasfiyesi ve halefiyet sinyalleri

Başkan Şi Cinping'in iktidarı sarsılmaz görünse de 2026 yılı halefiyet planlamasının ilk zayıf işaretlerini veya bunun eksikliğini ortaya çıkarabilir. Şi, bu yıl Komünist Parti genel başkanlığı görevindeki üçüncü döneminin son aşamasına giriyor ve yıl boyunca illerdeki liderlik atamalarının haritası, onun yerine geçecek niteliklere sahip yeni nesil siyasi liderleri yetiştirip yetiştirmediğini veya geçiş için net bir vizyonu olmadan iktidarını pekiştirmekle yetiniyor olup olmadığını ortaya çıkarabilir. Bunun yanında 2025 yılında orduda yaşanan tasfiye -ki bu Kültür Devrimi'nden bu yana Çin'de eşi benzeri görülmemiş bir olaydı- ve halefiyet düzenlemelerini çevreleyen belirsizlik, 2026'da Çin'in gidişatını şekillendirmede iç siyasi dinamiklerin dışsal zorluklar kadar önemli olabileceği bir ortam oluşturuyor.

fvgtrhy
Pekin'de, Japonya'ya karşı kazanılan zaferin ve İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümünü kutlayan askerî geçit töreninin ardından, Halk Büyük Salonu'nda düzenlenen sanatsal bir gösteri, 3 Eylül 2025 (AFP)

2025 yılının sonlarında gerçekleştirilen tasfiye, kapsamı ve etkilediği askeri rütbelerle Mao döneminden beri geçerli olan normları bozdu. İktidar partisinin Merkez Komitesi'nin dördüncü oturumunda, dokuz askeri generalin resmi olarak görevden alınması da dahil olmak üzere, on dört üye ve milletvekili partiden ihraç edildi. Bu tasfiye, Merkez Askeri Komisyonu büyük ölçüde zayıflattı. 2026 yılının ana özelliği, muhtemelen yoğunlaşan siyasi kargaşa ve bunun politika sürekliliği üzerindeki etkisi olacak ve bu da 2027'de Çin'in önümüzdeki beş yıllık dönem için liderliğinin yeniden şekillenmesine yol açacak.

Çin, kendi çevresinde güçlü bir uluslararası etki sistemi kurmayı başarabilecek mi, yoksa hedefleri kapasitesini aşıyor mu?

Halefiyet konusunda netlik sağlanamadan geçen her yıl, Çin'in liderlik geçişinin nihayet gerçekleştiğinde kaotik bir hal alması olasılığını artırıyor ve bu durum küresel istikrar için derin etkileri olacak bir ihtimal. Daha derin bir soru ise kurumların dayanma kapasitesi ve canlılığıyla ilgili. Şi, kolektif liderlik kurallarını sistematik olarak ortadan kaldırdı ve Çin’i kurumsal zayıflığa açık hale getirecek şekilde gücü elinde topladı. Ekonomik zorluklar yoğunlaşırsa veya büyük bir uluslararası kriz patlak verirse, bürokrasinin katılığı göz önüne alındığında, sistemin etkili bir şekilde yanıt verme yeteneği Çin'in siyasi istikrarı için temel öneme sahip.

2026'da neler olacak?

Jeopolitik ortam kesinlikle daha düşmanca hale gelecek, iç ekonomi daha derin yapısal zorluklarla karşı karşıya kalacak ve siyasi gücün yoğunlaşması, hemen fark edilemeyen riskler yaratacak. Çin'in dünyadaki rolünü anlamaya çalışan gözlemciler için 2026, daha ince ayrıntılara dikkat etmelerini gerektiriyor. İkili anlaşmalara daha fazla dikkat edilmesi, pozisyonlara atamalar üzerinde daha fazla odaklanılması, diplomatik manevraların daha fazla izlenmesi ve endüstriyel girişimlerin daha fazla incelenmesi gerekebilir. Bu ayrıntılar bir araya geldiğinde resmin bütününü ortaya koyacak. Çin'in kendi etrafında güçlü bir uluslararası etki alanı oluşturmada başarılı olup olmayacağı ya da hırslarının yeteneklerini aşıp aşmayacağı ortaya çıkacak. Bu sorunun cevabı, yalnızca Çin’in ekonomik ve siyasi gidişatını değil, aynı zamanda önümüzdeki yıllar boyunca küresel gücün yapısını da şekillendirecek.



Washington'ın yardımları askıya almasının ardından Somali ile ABD arasındaki ilişkiler en düşük seviyesine geriledi

Washington'daki ABD Dışişleri Bakanlığı binası (Reuters)
Washington'daki ABD Dışişleri Bakanlığı binası (Reuters)
TT

Washington'ın yardımları askıya almasının ardından Somali ile ABD arasındaki ilişkiler en düşük seviyesine geriledi

Washington'daki ABD Dışişleri Bakanlığı binası (Reuters)
Washington'daki ABD Dışişleri Bakanlığı binası (Reuters)

Somali ile ABD arasındaki ilişkiler, Washington’ın Mogadişu’daki hükümetin yararlandığı ek yardımları durdurmayı planladığını açıklamasının ardından en düşük seviyesine geriledi. Bu gelişme, tonlarca gıda yardımının akıbetine ilişkin yaşanan anlaşmazlık ortamında meydana geldi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın dış yardımlardan sorumlu müsteşarı, çarşamba günü X platformunda yaptığı paylaşımda, Somalili hükümet yetkililerinin Washington tarafından finanse edilen Dünya Gıda Programı’na (WFP) ait bir depoyu tahrip ettiğini ve savunmasız Somalililer için bağışçılar tarafından sağlanan gıda yardımlarına yasa dışı şekilde el koyduğunu belirtti.

Yetkili, bu nedenle Washington’ın Somali’ye yönelik yardımlarını askıya alacağını ifade etti. Yardımların parasal değerine ilişkin ise henüz net bir bilgi verilmedi.

Somali Dışişleri Bakanlığı ise dün, ABD tarafından sağlanan yardımların çalındığı yönündeki iddiaları yalanladı ve söz konusu yardımların halen WFP’nin kontrolünde olduğunu açıkladı.

Bakanlık, ana yardım deposunun bulunduğu Mogadişu Limanı bölgesinde, ‘mavi depo’ olarak bilinen tesiste genişletme ve rehabilitasyon çalışmalarının sürdüğünü bildirdi. Açıklamada, bu çalışmaların insani yardımların muhafazası, yönetimi veya dağıtımını etkilemediği vurgulandı.

yjuı
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Mogadişu'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda bulunan ofisinde Reuters'e verdiği röportajda (Reuters – Arşiv)

WFP adına konuşan bir sözcü, liman yetkililerinin mavi depoyu yıktığını, WFP’nin ise bu sorunun çözümü ve yardımların güvenli şekilde depolanmasının sağlanması için yetkililerle iş birliği yaptığını söyledi.

Reuters’ın incelediği ve Mogadişu Limanı İdaresi tarafından düzenlenen bir teslimat belgesinde, çarşamba günü itibarıyla, daha önce mavi depodan başka bir depoya taşınan gıda maddelerinin WFP tarafından teslim alındığı belirtildi. Belgenin Somali’deki bir WFP yetkilisi tarafından imzalandığı görülürken, el yazısıyla eklenen bir notta, laboratuvar incelemesinin gıdaların insan tüketimine uygun olduğunu teyit etmesinin ardından nihai teslim almanın onaylanacağı ifade edildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı da çarşamba günü yaptığı açıklamada, yardımların yeniden başlatılmasının, Somali hükümetinin sorumluluk üstlenmesi ve durumu düzeltmeye yönelik adımlar atması şartına bağlı olacağını bildirdi.


Çin ve İran savaş gemileri askeri tatbikat için Güney Afrika'da

(Soldan sağa) Simons Town limanında Çin destroyeri Tangshan (gövde numarası 122), İran donanma gemisi Iris Makran 441 ve Çin ikmal gemisi Taihu (gövde numarası 889) (AFP)
(Soldan sağa) Simons Town limanında Çin destroyeri Tangshan (gövde numarası 122), İran donanma gemisi Iris Makran 441 ve Çin ikmal gemisi Taihu (gövde numarası 889) (AFP)
TT

Çin ve İran savaş gemileri askeri tatbikat için Güney Afrika'da

(Soldan sağa) Simons Town limanında Çin destroyeri Tangshan (gövde numarası 122), İran donanma gemisi Iris Makran 441 ve Çin ikmal gemisi Taihu (gövde numarası 889) (AFP)
(Soldan sağa) Simons Town limanında Çin destroyeri Tangshan (gövde numarası 122), İran donanma gemisi Iris Makran 441 ve Çin ikmal gemisi Taihu (gövde numarası 889) (AFP)

Çin ve İran’a ait savaş gemileri, Güney Afrika’da düzenlenecek ve Rusya’nın da katılımının hedeflendiği deniz tatbikatları öncesinde, dün ülkenin güneyindeki ana deniz üssü açıklarına demirledi.

Güney Afrika’nın 9-16 Ocak tarihleri arasında ev sahipliği yapacağı Will for Peace (Barış için İrade) tatbikatının, katılımcı ülkelerin birçoğuyla görüş ayrılıkları yaşayan ABD ile gerilimi artırabileceği belirtiliyor.

AFP muhabirleri, çarşamba günü Cape Town’daki False Bay Limanı’nda iki Çin savaş gemisini görüntülerken, dün bu gemilere bir İran savaş gemisi de katıldı. Güney Afrikalı deniz yetkilileri, Çin’in öncülük ettiği tatbikatlara Rusya’ya ait savaş gemilerinin de katılmasının beklendiğini açıkladı.

Güney Afrika Ulusal Savunma Kuvvetleri aralık ayında yaptığı açıklamada, tatbikatların ‘deniz taşımacılığının güvenliği ve denizle bağlantılı ekonomik faaliyetlere’ odaklandığını duyurmuştu. Açıklamada, tatbikatların amacının ‘barışçıl deniz güvenliği girişimlerine destek konusunda iş birliğini derinleştirmek’ olduğu ifade edilmiş, faaliyetlere Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS ülkelerinin deniz kuvvetlerinin yanı sıra, gruba daha sonra katılan Mısır, Etiyopya, İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve son olarak Endonezya’nın da dahil olacağı belirtilmişti.

Ortak tatbikatların Kasım 2025’te yapılması planlanıyordu ancak Johannesburg’da düzenlenen G20 Zirvesi ile tarihlerin çakışması nedeniyle ertelenmişti. ABD Başkanı Donald Trump, BRICS ülkelerini ‘ABD karşıtı’ politikalar izlemekle suçlamıştı. Güney Afrika ise Rusya ile yakın ilişkileri ve Gazze savaşı nedeniyle İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) soykırım davası açması başta olmak üzere çeşitli politikaları nedeniyle ABD’nin eleştirilerine maruz kalmıştı.

Güney Afrika ordusu ayrıca, 2023 yılında Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin birinci yıl dönümüne denk gelen dönemde Rusya ve Çin ile deniz tatbikatları düzenlemesi nedeniyle de eleştirilmişti. Üç ülke ilk ortak deniz tatbikatını 2019 yılında gerçekleştirmişti.


İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği hava saldırılarında 11 Filistinli öldürüldü

Filistinliler, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Megazi mülteci kampında, İsrail hava saldırısı sonucu hasar gören yıkılmış bir evin kalıntılarının yanından geçiyor (Arşiv-AFP)
Filistinliler, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Megazi mülteci kampında, İsrail hava saldırısı sonucu hasar gören yıkılmış bir evin kalıntılarının yanından geçiyor (Arşiv-AFP)
TT

İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği hava saldırılarında 11 Filistinli öldürüldü

Filistinliler, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Megazi mülteci kampında, İsrail hava saldırısı sonucu hasar gören yıkılmış bir evin kalıntılarının yanından geçiyor (Arşiv-AFP)
Filistinliler, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Megazi mülteci kampında, İsrail hava saldırısı sonucu hasar gören yıkılmış bir evin kalıntılarının yanından geçiyor (Arşiv-AFP)

Sağlık görevlileri, dün Gazze Şeridi'nde İsrail'in düzenlediği ayrı saldırılarda en az 11 kişinin öldüğünü söyledi. İsrail ordusu, bu saldırıların militanların başarısız roket saldırısına yanıt olarak düzenlendiğini açıkladı.

Sağlık görevlileri, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'un batısındaki bir çadıra düzenlenen İsrail saldırısında, çocuklar da dahil olmak üzere en az 4 kişinin öldüğünü ve 3 kişinin yaralandığını bildirdi. Başka bir saldırıda ise şehrin doğusunda, İsrail ordusunun bulunduğu bir mevki yakınlarında bir kişi öldü.

dfrgt
Filistinliler, Gazze'nin güneyindeki Refah'a İsrail'in düzenlediği hava saldırısının ardından evlerin enkazında arama yapıyor (Reuters)

Sağlık yetkilileri dün, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de, yerinden edilmiş ailelerin barındığı bir okula düzenlenen İsrail hava saldırısında bir kişinin öldüğünü, bir başka hava saldırısında ise Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah yakınlarında bir çadırda bir kişinin öldüğünü açıkladı.

Gazze Şehri'nin Zeytun mahallesine düzenlenen ayrı bir hava saldırısında ise 4 kişi daha öldü.

İsrail ordusu, Gazze Şehri bölgesinden İsrail'e doğru bir roket fırlatılmasının ardından, Hamas militanlarını, roket fırlatma rampalarını ve "terörist altyapı" olarak adlandırdığı unsurları hedef aldığını belirtti.

Roketin İsrail'e ulaşmadan önce Gazze'deki bir hastanenin yakınına düştüğünü belirten İsrail, Hamas'ı ateşkes anlaşmasını ihlal etmekle suçladı.

Hamas'tan bir kaynak Reuters'e yaptığı açıklamada, hareketin İsrail'in iddialarını araştırdığını belirtti.

Ekim ayında varılan ateşkes, yaygın çatışmaları durduran ilk aşamadan öteye geçmedi. İsrail, Gazze Şeridi'nin yarısından az bir kısmından çekildi ve Hamas savaşçıları, Filistinli tutukluların ve mahkumların serbest bırakılması karşılığında hayatta olan rehineleri ve ölen rehinelerin cenazelerini teslim etti.

hyjuı
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Megazi mülteci kampında, İsrail hava saldırısında hasar gören ve enkaz altında kalan bir evin kalıntıları arasında eşya arayan çocuklar (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın henüz üzerinde anlaşmaya varılmamış olan planının sonraki aşamaları, Hamas'ın silahsızlandırılmasını, İsrail'in daha fazla çekilmesini ve Gazze'nin uluslararası destekli bir yönetim gözetiminde yeniden inşasını öngörüyor.

Ancak, bu aşamalarda önemli bir ilerleme kaydedilmedi. Ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana 400'den fazla Filistinli ve 3 İsrail askeri öldürüldü. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Gazze'nin iki milyondan fazla sakininin neredeyse tamamı, İsrail güçlerinin çekildiği ve Hamas'ın kontrolünü geri kazandığı küçük bir alanda geçici barınaklarda veya hasarlı binalarda yaşıyor.

Anlaşmanın mevcut aşamasında İsrail, Gazze'de kalan son rehinenin cenazesinin iadesini bekliyor. Başbakan Binyamin Netanyahu'ya yakın bir İsrailli yetkili, Hamas cesedi iade edene kadar İsrail'in anlaşmanın bir sonraki aşamasına geçmeyeceğini söyledi.

İsrail, ABD'nin desteklediği Gazze Şeridi planının bir başka koşulu olan Gazze ile Mısır arasındaki Refah sınır kapısını henüz açmadı ve ceset iade edilene kadar açmayacağını vurguladı.

Anlaşma kırılgan görünüyor

İsrail ve Hamas, anlaşmanın ciddi ihlallerine ilişkin karşılıklı suçlamalarda bulunuyor ve bir sonraki aşamada atılması beklenen en zor adımlar konusunda hâlâ çok uzaktalar.

sadcfrgt
Gazze şehrinde İsrail hava saldırısının hedefi olan bir ev yanıyor (Arşiv-AFP)

İsrail, ateşkes olmasına rağmen Gazze'de hava saldırıları ve hedefli operasyonlar düzenlemeye devam ediyor. İsrail ordusu, Gazze'deki silahlı grupların İsrail'e saldırı girişimlerini “azami ciddiyetle” izlediğini açıkladı.

Bir Hamas lideri Reuters'a, hareketin ekim ayından bu yana İsrail'in ateşkes anlaşmasını bin 100'den fazla kez ihlal ettiğini belgelediğini söyledi ve arabuluculara müdahale etmeleri için çağrıda bulundu.

İhlallerin arasında cinayetler, yaralanmalar, topçu bombardımanı, hava saldırıları, ev yıkımları ve gözaltılar olduğunu da ifade etti.