İran savaşı ABD içindeki bölünmeleri alevlendiriyor

Ara seçimler öncesinde Demokratlar ile Cumhuriyetçiler arasında çatışma

İran savaşına karşı çıkan bir protestocu, Kongre’de ABD Savunma Bakanı’nın oturumunu boykot etti... 30 Nisan 2026 (Reuters)
İran savaşına karşı çıkan bir protestocu, Kongre’de ABD Savunma Bakanı’nın oturumunu boykot etti... 30 Nisan 2026 (Reuters)
TT

İran savaşı ABD içindeki bölünmeleri alevlendiriyor

İran savaşına karşı çıkan bir protestocu, Kongre’de ABD Savunma Bakanı’nın oturumunu boykot etti... 30 Nisan 2026 (Reuters)
İran savaşına karşı çıkan bir protestocu, Kongre’de ABD Savunma Bakanı’nın oturumunu boykot etti... 30 Nisan 2026 (Reuters)

Washington’da İran savaşı etrafında süren siyasi tartışmalar, son günlerde eleştiri boyutunu aşarak karşılıklı ‘ihanet’ suçlamalarına dönüştü. Bu durumun, Demokrat ve Cumhuriyetçi partiler açısından kritik önem taşıyan seçim sürecinde siyasi söylemin sertleşeceğine işaret ettiği değerlendiriliyor. Her ne kadar Trump yönetimi, Kongre’ye gönderdiği mesajda İran ile yürütülen askeri faaliyetlerin sona erdiğini belirterek, savaşın başlamasından 60 gün sonra anayasal olarak zorunlu hale gelen savaş yetkisi oylamasından kaçınmaya çalışsa da Demokratlar bu yaklaşımı reddetti. Demokrat siyasetçiler, yönetimi kamuoyunu yanıltmak ve anayasayı ihlal etmekle suçlayarak savaşın hangi somut hedeflere ulaştığını sorguladı.

Washington Raporu programı ise Şarku’l Avsat ile iş birliği kapsamında hazırlanan analizinde, Kongre’nin yasal sürenin dolmasının ardından başkanın yetkilerini sınırlandırmak için adım atıp atmayacağını ele aldı. Programda ayrıca, ara seçimlerin çerçevesini belirleyen açık siyasi mücadelede yönetimin Cumhuriyetçi Parti içindeki görüş ayrılıklarını kontrol altına alıp alamayacağı da tartışıldı.

Savaş karşıtları, ABD’nin en büyük düşmanı

İran savaşı başladıktan sonra ABD Kongresi önünde kamuoyuna açık ilk oturumda konuşan Pete Hegseth, savaş karşıtlarını ‘ABD’nin karşı karşıya olduğu en büyük tehdit’ olarak nitelendirdi. Hegseth’in açıklamaları, siyasi tartışmalardaki sertleşmeyi gözler önüne sererken, İran dosyasındaki tartışmaların eleştiri boyutundan çıkarak karşılıklı suçlamalara dönüştüğüne işaret etti.

dfvfd
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Senato Komitesi’nde düzenlenen bir oturumda... 30 Nisan 2026 (EPA)

Eski Başkan George W. Bush döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi’nde görev yapan Mark Pfeifle, söz konusu açıklamaların savaşın Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasındaki uçurumu daha da derinleştirdiğini gösterdiğini söyledi. Washington’daki mevcut siyasi atmosferin ciddi bir kutuplaşma içerdiğini belirten Pfeifle, yaşanan gerilimi ‘son derece tehlikeli’ olarak nitelendirdi. Bu durumun ülkedeki keskin ayrışmayı daha da artırdığına dikkat çekti. İran savaşının seyrine ilişkin değerlendirmede bulunan Pfeifle, “Savaşa verilen destek oldukça düşük seviyede. Ayrıca Donald Trump’ın destek oranı da ciddi biçimde geriledi” ifadelerini kullandı. Pfeifle, yönetimin bu nedenle krizden çıkış yolu aradığını ve İran ile müzakere ederek kendisine siyasi kazanım sağlayacak bir anlaşmaya ulaşmaya çalıştığını savundu. Pfeifle ayrıca, yönetimin kasım ayında yapılacak ara seçimlerden önce askerleri ülkeye geri döndürmeyi hedeflediğini belirtti.

Öte yandan Dış İlişkiler Konseyi kıdemli araştırmacısı Steven Cook ise Trump’ın Kongre’deki Cumhuriyetçilerin büyük çoğunluğu üzerindeki etkisini koruduğunu ifade etti. Cook, Trump’a açık şekilde karşı çıkan herhangi bir Cumhuriyetçi temsilcinin büyük ihtimalle görev süresinin sonunda siyaseti bırakmayı planladığını söyledi. Ancak Cook, savaşın uzaması ve fiyat artışlarının seçim döneminde Cumhuriyetçiler açısından risk oluşturabileceği uyarısında bulundu. Özellikle benzin fiyatlarındaki yükselişin Amerikan kamuoyu üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten Cook, bunun başkanın ve partisinin popülaritesine zarar verdiğini dile getirdi. Cook, “Önümüzde ön seçimler ve kasım ayındaki ara seçimler var. Benzin fiyatları yükseliyor ve Amerikan halkı bu konuda son derece hassas. Bu durum artık Amerikalıları gerçekten etkilemeye başladı” değerlendirmesinde bulundu. Cumhuriyetçilerin şimdilik başkanın tutumunu desteklemeyi sürdüreceğini kaydeden Cook, siyasi çıkarların seçmenin yaşadığı ekonomik sıkıntılarla çakışması halinde parti içindeki dengelerin değişebileceğini ifade etti.

vfdrvf
ABD’de benzin fiyatları hızla yükseliyor. (AFP)

Cumhuriyetçi strateji uzmanı Angie Wang da yükselen benzin fiyatlarının Cumhuriyetçilerin ara seçimlerdeki şansına zarar verebileceği görüşüne katıldı. Wang, ABD Başkanı Donald Trump’ın yeniden iç politikaya odaklanması gerektiğini belirterek, “İkinci görev döneminin ilk yarısını tamamen dış politika meselelerine yoğunlaşarak geçirdi. Ancak ara seçimlere yalnızca birkaç ay kaldı ve artık ülke içindeki sorunlara dönmesi gerekiyor” dedi.

Wang ayrıca, Indiana’daki ön seçim sonuçlarına dikkat çekerek, Trump’ın desteklediği adayların büyük farkla kazandığını ve bunun Cumhuriyetçi Parti tabanında Trump’a verilen desteğin hâlâ güçlü olduğunu gösterdiğini ifade etti. Ancak Wang, Demokratların seçim yarışında baskıyı artırdığını belirterek, “Bu çabaları sürdürmek zorundayız, çünkü Demokratlar kazanabilecekleri her noktada üstünlük sağlamaya çalışıyor. Kasım ayına kadar rekabetin doğası bu olacak” değerlendirmesinde bulundu. Wang, buna rağmen benzin fiyatlarının eylül ayına kadar yüksek seviyelerde kalması durumunda Cumhuriyetçi Parti’nin ciddi bir siyasi sıkıntıyla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu.

Azalan popülerlik

Pfeifle, İran savaşının sonuçlarına yönelik artan hoşnutsuzluğun Trump’ı çatışmayı hızlı şekilde sona erdirmeye yönelttiğini söyledi. Pfeifle, “Özellikle de ABD’nin İran’a neden müdahil olduğunu Amerikan halkına açık biçimde anlatamadı. Bu durum kamuoyu yoklamalarına da yansıdı” değerlendirmesinde bulundu.

vfbfgb
ABD Başkanı Donald Trump… Beyaz Saray, 7 Mayıs 2026 (Reuters)

Pfeifle, savaşın sürmesine yönelik iç tepkilerin Cumhuriyetçi Parti tabanında giderek arttığını, özellikle de partiye yakın etkili isimler ve podcast yayıncıları arasında rahatsızlığın büyüdüğünü belirtti. Pfeifle, “Bu durum Trump’ı etkiliyor. Medyada kendisini olumlu şekilde görmeyi seviyor ancak uzun süredir bunu göremiyor. Bazı istisnalar dışında olumlu bir tablo oluşmadı ve şimdi bunu yeniden sağlamaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

Pfeifle, Trump’ın kamuoyu desteğinin şu anda yüzde 30 seviyesinde bulunduğunu ve bunun hem mevcut dönemi hem de ilk başkanlık dönemi dahil olmak üzere şimdiye kadarki en düşük oran olduğunu söyledi. Pfeifle’a göre Trump’ın siyasi tabloyu tersine çevirebilmesinin tek yolu, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak ve ardından eski Başkan Barack Obama döneminde 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan daha iyi bir anlaşma sağladığını gösterecek bir çıkış yolu bulmak.

Buna karşılık Cook ise Trump’ın 2015 anlaşmasından daha iyi şartlar elde etmesinin zor olduğunu savundu. Cook, İran yönetiminin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden vazgeçmeyi reddettiğini, füze teknolojisi programına bağlı kaldığını ve bölgedeki müttefik gruplara finansman sağlamayı durdurmaya karşı çıktığını belirtti. Cook, “ABD ve İsrail’in çatışmalar sırasında çeşitli taktiksel başarılar elde ettiği kesin. Ancak genel stratejik tablo Washington’ın lehine görünmüyor” değerlendirmesinde bulundu. Trump’ın Obama dönemindeki anlaşmadan daha avantajlı bir uzlaşı sağlayamayacağını ifade eden Cook, “Trump’ın kendi yarattığı bu durumdan çıkma konusundaki çaresizliği, ABD’yi 27 Şubat’takinden daha kötü bir konuma bırakacak bir anlaşmaya yol açabilir” dedi.

Kongre ve savaş

Wang, bu değerlendirmeye katılmadığını belirterek, Trump’ın müzakere sürecinde güçlü avantajlara sahip olduğunu ve ‘kötü bir anlaşmayı’ kesinlikle kabul etmeyeceğini ifade etti. Wang, ABD Kongresi’nde Cumhuriyetçi çoğunluğun Demokratların İran savaşında başkanın yetkilerini sınırlandırma girişimlerini engellediğini hatırlatarak, bunun Trump’a krizi sonlandırmak için zaman kazandırdığını söyledi. Wang, bu sürecin başkana ‘İran’daki çatışmayı tamamen ve kalıcı biçimde bitirmek için gerekli alanı sağladığını’ dile getirdi. Aynı zamanda İran ile yürütülen müzakerelere dair belirsizliklere dikkat çeken Wang, ABD’nin karşısında net ve tek bir muhatap olup olmadığının açık olmadığını vurguladı. Wang, “Dışişleri Bakanı müzakereci gibi görünüyor ancak gerçekten lider adına tam yetkiyle hareket edip etmediğini bilmiyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

fvfv
Demokrat Senatör Kirsten Gillibrand, Kongre’deki bir oturumda... 30 Nisan 2026 (AP)

Demokratların ABD Kongresi içinde, Trump’ın savaş yetkilerini sınırlamaya yönelik girişimlerinin birçok kez başarısız olduğu bildirildi. Söz konusu girişimlerin Senato’da altı, Temsilciler Meclisi’nde ise iki kez Cumhuriyetçi çoğunluk tarafından reddedildiği aktarıldı. Pfeifle, Trump yönetimi açısından asıl kritik sınavın Kongre’de savunma bütçesinin onaylanması sürecinde yaşanacağını belirtti. Yaklaşık 1,5 trilyon dolara ulaşan bütçe talebinin savaşın mali yükü nedeniyle ciddi tartışmalara yol açtığı ifade edildi. Pfeifle, savaş kapsamında bugüne kadar önemli miktarda harcama yapıldığını, ancak gerçek maliyetin henüz tam olarak ortaya çıkmadığını söyledi. Her bir füzenin yüksek maliyet taşıdığına dikkat çeken Pfeifle, çok sayıda füze kullanıldığını ve bunların yeniden ikmal edilmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca İran’a ait insansız hava araçları (İHA) ve balistik füzelerin ABD askeri tesislerinde yol açtığı hasarların onarımı için de ek maliyetler oluştuğu belirtildi.

Cook, ABD iç siyasetindeki gerilimler nedeniyle İran’ın zaman kazandığını düşündüğünü ve mevcut koşullarda Tahran’ın Trump’ın görev süresi bitene kadar direnebileceğini hesapladığını söyledi. Cook, Demokrat ve Cumhuriyetçi partiler arasındaki temel ayrışmanın İran’ın bir tehdit olup olmadığı konusunda olmadığını, bu konuda geniş bir mutabakat bulunduğunu ifade etti. Asıl tartışmanın bu tehdide nasıl yanıt verileceği üzerinde yoğunlaştığını belirtti. Cook’a göre Cumhuriyetçiler güç kullanımını öne çıkararak Trump’ın daha önce hiçbir başkanın denemediği bir yöntemle soruna yaklaştığını savunuyor. Demokratlar ise kararların ekonomik maliyetine ve sürdürülebilirliğine odaklanıyor.

Çin’e önemli bir ziyaret

Trump’ın hem destekçileri hem de eleştirmenleri, önümüzdeki hafta gerçekleştirmesi beklenen Çin ziyaretiyle İran savaşı sürecinde kritik bir dönüm noktasına ulaşılabileceğini değerlendiriyor.

Wang, Çin’in arabulucu rolü üstlenebileceğini ve bunun Pekin’in çıkarına olacağını belirterek, Çin’in İran’la petrol ticaretine ihtiyaç duyduğunu söyledi. Wang’a göre Çin, Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasından en fazla fayda sağlayan aktörlerden biri.

dfvbgrt
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Güney Kore’de düzenlenen APEC Zirvesi’nin oturum aralarında ikili bir görüşme gerçekleştirdi... 30 Ekim 2025 (Reuters)

Wang, en kritik tarihin 14 Mayıs olduğunu, bu tarihte Cinping ile Trump arasında gerçekleşmesi beklenen görüşmenin süreci şekillendirebileceğini ifade etti. Bu buluşmanın, taraflar arasında bir tür uzlaşıya yönelik müzakerelere sahne olabileceğini öne sürdü. Pfeifle de bu değerlendirmeye katılarak Trump’ın Çin ziyaretinden siyasi bir kazanım elde etmeyi hedeflediğini söyledi. Pfeifle, bunun bir ticaret anlaşması ya da önemli bir siyasi açıklama şeklinde olabileceğini belirtti.

Bununla birlikte Çin’in Hürmüz Boğazı krizine ABD’nin zorlanmasını tamamen sorun olarak görmediği, ancak aynı zamanda güçlü bir ABD pazarına ihtiyaç duyduğu ifade edildi. Çin’in uzun vadede İran petrolüne de bağımlı olduğu değerlendirmesi yapıldı.



Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
TT

Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletme tehditlerinin dozunu artırdı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Hizbullah’ın İsrail ile İran arasında yaşanabilecek olası bir çatışmaya dahil olması halinde Nebatiye ve Litani bölgelerinin de İsrail’in ‘kalıcı güvenlik bölgesi’ olarak tanımladığı alana dahil edilebileceğini söyledi. Bu tehditler, İsrail güçlerinin hangi bölgeleri kontrol altına almaya çalışabileceği ve daha geniş çaplı bir kara harekâtı düzenlemeye ne ölçüde hazır olduğu konusunda soru işaretlerine yol açtı. Söz konusu gelişmeler, İsrail’deki Knesset seçimleri yaklaşırken bölgede askeri hareketliliğin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor.

Katz daha önce, güneyde geniş bir bölgenin sakinlerinin Zahrani ve Avali nehirlerine kadar uzanan alanlardan, ayrıca Beyrut’un güney banliyölerinden tahliye edilebileceği tehdidinde bulunmuştu. Bir milyondan fazla kişinin yerinden edilebileceğini belirten Katz, İsrail ordusunun bir kara harekâtı düzenlemeye hazır olduğunu da vurgulamıştı.

Bu tehditler, İsrail güçlerinin stratejik öneme sahip yüksek kesimlere doğru konuşlanmasını genişletmesinin ardından geldi. Nebatiye yakınlarındaki Şakif Kalesi ve Ali et-Tahir Tepesi, bu bölgelerin başında geliyor. Reyhan, Saced ve Cebel er-Refi tepeleri de İsrail hava saldırılarına maruz kaldı. Bu gelişmeler, İsrail’in yüksek kesimler ve coğrafi geçiş güzergâhları üzerindeki kontrolünü genişletme ihtimaline ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

İsrail, doğal coğrafi engeller oluşturmaya çalışıyor

Emekli Tuğgeneral Fadi Davud, İsrail’in tehditlerinin Hizbullah’ı hedef almak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı olmadığını, başka siyasi ve coğrafi hedeflerle de bağlantılı olduğunu söyledi. Davud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Askeri mevziler ve kara operasyonları, kapsamı veya derinliği ne olursa olsun, sahadaki askeri manevra anlayışına hizmet etmelidir. Bu manevra da kendi başına büyük bir siyasi hedefe hizmet eder” dedi. İsrail’in hedefinin Hizbullah’ın merkezlerini vurmak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı kalmadığını belirten Davud, bunun ötesinde coğrafya ve toprak üzerindeki kontrolle bağlantılı hedefler bulunduğunu ifade etti.

ascfghyv
Litani Nehri’nin güneyinde İsrail güçlerinin kontrolündeki bölgelerde sistematik yıkım ve tahribat operasyonları… Bint Cubeyl, 22 Nisan 2026 (AFP)

Davud, “Lübnan’ın güneyindeki İsrail hareketliliğini değerlendirmek için Suriye’nin güneyinde, özellikle Kuneytra kırsalı ve Cebel eş-Şeyh bölgesinde yaşananlara da bakmak gerekiyor. Görünen o ki iki süreç birbiriyle bağlantılı ve birbirini tamamlıyor. İsrail, güvenlik bölgeleri oluşturmak için coğrafyayı kullanmaya dayalı bir yaklaşım izliyor” diye konuştu.

İsrail’in niyetlerinin yalnızca açıklamalardan hareketle değil, sahadaki gelişmeler temelinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Davud, “İsrail henüz ulaşmayı hedeflediği aşama hattına varmış değil. İlerleme mesafesi ne kadar olursa olsun, her askeri ilerleyiş birbirini izleyen aşamalar doğrultusunda gerçekleşir” dedi.

Davud, “İstenen ilerleme yalnızca 100 metreyle sınırlı olsa bile her askeri operasyon aşamalara ayrılır. Önce ateş hazırlığı yapılır ve kanatlar güvence altına alınır, ardından saldırı başlatılır ve mevziler tahkim edilir” ifadelerini kullandı. Askeri aşama hatlarının genellikle saldıran güçlerin konuşlanmalarını sağlamlaştırmasına ve savunmalarını düzenlemesine olanak tanıyan doğal coğrafi engellere dayandığını belirtti.

gbh
İsrail bombardımanı sonucu hasar gören ve yıkılan binaların arasında nargile içen bir vatandaş… Nebatiye, 23 Haziran 2026 (AFP)

Davud, “Önemli olan İsrail’in ne söylediği değil, sahada ne yaptığı ve hangi noktalara ulaşmaya çalıştığı” diyerek, İsrail güçlerinin belirgin bir coğrafi hatta ulaşmayı hedeflediğini belirtti. Davud, İsrail’in varlığını sağlamlaştırmasına imkân verecek coğrafi bir engele dayanmadan bir bölgenin ortasında duramayacağını ifade etti.

İsrail’in askeri hedeflerinin Sayda’nın kuzeyindeki Avali Nehri’ne kadar uzanabileceği ihtimalini gündeme getiren Davud, “İsrail güçlerinin Avali Nehri hattına ulaşması ve bu hattı kontrol altına alması, güvenlik kuşağının Lübnan topraklarının derinliklerine doğru genişletilmesi anlamına gelir. Bu hattın kontrol altına alınması, güneyinde kalan bütün bölgeleri, et-Tuffah bölgesi ve çevresindeki köyler de dahil olmak üzere, etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’la bağlantılı bir gerginlik

Emekli Tuğgeneral Naci Melaib ise İsrail’in tehditlerini, yaklaşan İsrail seçimleri çerçevesinde İran’la olası bir çatışmaya yönelik askeri hazırlıklarla ilişkilendirdi.

Melaib, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın Avali Nehri’ne kadar ulaşılabileceğine ilişkin sözlerinin, tehditlerin artık Nebatiye veya Litani bölgesiyle sınırlı kalmadığını, Sayda ve çevresini de kapsayan daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösterdiğini söyledi. Tehditlerin yalnızca güney bölgelerini değil, Beyrut’un güney banliyölerini de kapsadığına dikkati çeken Melaib, bunun seçimler yaklaşırken İsrail söyleminde ciddi bir tırmanış yaşandığını ortaya koyduğunu belirtti.

Melaib, tehditlerin sahadaki önemli bir askeri hareketlilikle eş zamanlı gerçekleştiğini ifade ederek, 282. Topçu Tugayı’nın Hizbullah’ın kullandığı insansız hava araçlarına (İHA) karşı mücadele ve çatışmalar sırasında tahliye operasyonları gibi konuları kapsayan geniş çaplı tatbikatlarını tamamladığını söyledi. Melaib, “Tugay, tatbikatların sona ermesinin hemen ardından Lübnan’ın güneyine geçti. Bu durum, İsrail’in mevcut birliklerine ek olarak, askeri emir verilmesi halinde harekete geçmeye hazır ilave bir topçu gücüne sahip olduğu anlamına geliyor” dedi.

İsrail’in askeri operasyonlarını genişletme ihtimalinin belirli coğrafi noktalarla sınırlı olmadığını vurgulayan Melaib, bunun daha çok İsrail’in alacağı karara ve İsrail ile İran arasında yaşanabilecek yeni bir çatışmaya Hizbullah’ın ne ölçüde dahil olacağına bağlı olduğunu belirtti. Gelişmelerin farklı yönlerde ilerleyebileceğini kaydeden Melaib, İran’ın İsrail seçimleri dönemini saldırılar düzenlemek veya seçimlerin seyrini etkilemek için değerlendirmesi ya da İsrail’in seçimlerden önce veya seçimler sırasında İran’a karşı savaşı genişletme yoluna gitmesi ihtimallerine işaret etti.

Melaib, İran’la çatışmanın genişletilmesi ihtimalinin ABD ile İsrail arasında da ele alındığını belirtti. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, İsrail açısından ağır sonuçlar doğurabilecek bir çatışmaya girilmesinin olası etkilerine ilişkin çekincelerini dile getirdiğini aktaran Melaib, özellikle İsrail’in askeri açıdan böyle bir çatışmaya hazır olmaması ve seçimlerin yaklaşması nedeniyle bu endişelerin önem taşıdığını ifade etti.

Hizbullah’ın hazırlıklarına ilişkin değerlendirmesinde ise Melaib, Lübnan güvenlik güçlerinin örgütle bağlantılı patlayıcı yüklü bir kamyonu ele geçirmesinin, ülkeye giren tek kamyonun bu olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Başka kamyonların da denetimlere takılmadan geçmiş olabileceğini belirten Melaib, bunun yeni bir bölgesel çatışmanın başlaması halinde Hizbullah’ın olası bir askerî harekâta hazırlanıyor olabileceği ihtimalini gündeme getirdiğini kaydetti. Melaib, “Bugün asıl soru, İsrail’in hangi noktaları kontrol altına almaya çalışacağı değil, operasyonları genişletmeye yönelik siyasi ve askeri kararın alınıp alınmayacağıdır” dedi.

Sahadaki gelişmeler

Sahada ise İsrail savaş uçakları, Nebatiye’ye bağlı Kafr Tebnit’e şiddetli bir hava saldırısı düzenledi. Saldırılar, Sur ve Bint Cubeyl’de hava ve topçu ateşinin yoğunlaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Mansuri’ye üç, Zıbkin Vadisi’ne ise bir hava saldırısı düzenlendi. Topçu ateşi Beraşit, Haddase, Haris’in çevresi, Zıbkin ve Şakra çevresini hedef aldı. Şafak vakti ise Mansuri ve Mecdel Zevn bombalandı. İsrail savaş uçakları Sur ve çevresindeki köylerin üzerinde taciz uçuşları gerçekleştirirken Mansuri ve Beyt es-Seyyad üzerine aydınlatma fişekleri attı. Lübnan Sağlık Bakanlığı, Haddase’ye düzenlenen hava saldırısında 4 yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere iki kişinin yaralandığını açıkladı. Kfar Şuba’da ise İsrail güçleri, Lübnanlı çiftçilerin zeytin hasadı yapmak üzere topraklarına girmesini engelledi. Sınır köylerinde yaşayanların tarım arazilerine ulaşmakta yaşadığı zorluklar da devam ediyor.


Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Trump, oyuncu Denzel Washington'a atfedilen uydurma bir sözü içeren X’teki gönderinin ekran görüntüsünü paylaştı. Uydurma sözde İlk Gün'ün (Training Day) yıldızı, televizyon sunucusuyken siyasete atılan Trump'tan daha "cesur" veya daha "zeki" birini görmediğini iddia ediyor.

Trump, pazartesi günü Truth Social'da, "Red Eagle Updates" adlı X kullanıcısının paylaşımının görselini yayımladı. Bu paylaşımda iki Oscar'lı Washington'ın Trump'ı "harika bir dost ve daha da iyi bir başkan" diye nitelediği, başkanın "sarsılmaz bir destekçisi" olduğunu ifade ettiği öne sürülüyordu.

Paylaşılan sözler şöyleydi:

Hayatım boyunca pek çok kişiyle çalıştım, Donald Trump'tan daha cesur, daha zeki ya da Amerika'yı daha fazla düşünen biriyle hiç tanışmadım. O harika bir dost ve daha da iyi bir başkan. Onun sarsılmaz bir destekçisi olmaktan gurur duyuyorum ve bunun için asla özür dilemeyeceğim. Tanrı Amerika'yı ve başkanımızı korusun.

Ancak Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre yıllar içinde Demokrat adaylara onbinlerce dolarlık bağışta bulunan Washington, hiçbir zaman böyle bir şey söylemedi.

Doğrulama sitesi Snopes, kamuya açık bilgiler üzerinde kapsamlı bir araştırma yaptı ve Washington'ın sözkonusu ifadeleri kullandığına dair hiçbir kanıt bulamadı.

rgth5yj
Başkan Donald Trump, Akademi Ödüllü oyuncuya atfedilen sahte bir sözü paylaştı (Warner Bros.)

Aynı sözler, Rolling Stones'un solisti Mick Jagger ve oyuncu Matthew McConaughey gibi diğer tanınmış isimlere de yanlış bir şekilde atfedilmişti. Oysa bu isimlerin hiçbiri 47. başkana kamuoyu önünde destek vermedi.

Başkanın sosyal medya paylaşımı, gelecek ay yapılacak seçime kadar neredeyse her gün sahada olacağı yoğun bir ara seçim kampanyası sürecinde geldi.

Cumhuriyetçilerin, Temsilciler Meclisi'ndeki kontrolü kaybetmesi ve Senato'daki sayılarının, Demokratların o kanatta da çoğunluğu elde edeceği bir seviyeye düşmesi bekleniyor.

Trump'ın halk nezdindeki onay oranı ikinci döneminin en düşük seviyesinde seyrediyor. Pew Araştırma Merkezi'nin 28 Eylül'le 4 Ekim ​​arasında 5 bin 62 yetişkinle gerçekleştirdiği anket, onay oranını yüzde 30, onaylanmama oranını ise yüzde 68 olarak gösteriyor. Bu da temmuzdan bu yana 4 puanlık düşüş demek.

Reuters/Ipsos'un geçen pazartesi yayımladığı ankette de onay oranı yüzde 32 olarak belirlendi. Bu, ilk kez eylülde kaydedilen ve rekor düzeyde düşük olan oranla aynı seviye. CBS News/YouGov'un 30 Eylül'le 2 Ekim ​​arasında 2 bin 166 yetişkinle yaptığı ankette ise onay oranı yüzde 39 olarak tespit edildi.

Pew anketi ayrıca kendisini Trump destekçisi diye tanımlayanların yüzde 67'sinin onun performansını onayladığını gösteriyor. Bu oran, göreve başlamasından sonraki haftalarda yapılan benzer bir ankete kıyasla yaklaşık 30 puanlık düşüşe işaret ediyor. Cumhuriyetçilerin yalnızca yüzde 39'u ülkedeki gidişattan memnun olduğunu belirtiyor. Oysa bu oran, Trump'ın göreve başladığı dönemde yüzde 65 seviyesindeydi.

Independent Türkçe


Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
TT

Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)

Grönland yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'ın adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerine" başlanacağı duyurusunu yalanladı.

Trump, sosyal medyada 13 Ekim'deki paylaşımında adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerinin başlamak üzere olduğunu" yazmıştı.

ABD'ye yönelik gelecekte herhangi bir saldırının Grönland üzerinden geçmek zorunda kalacağını savunan Trump, adaya yerleştirilecek savunma sistemleriyle bunların hepsini etkisiz hale getirileceğini iddia etmişti.

Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland'ın Madencilik Bakan Yardımcısı Jorgen Hammeken-Holm ise CNN'e açıklamasında adada ABD'li şirketlerin faaliyet yürüttüğünü fakat Trump'ın savunduğu gibi "büyük çaplı maden arama çalışmalarından çok uzak olunduğunu" ifade etti.

Hammeken-Holm, "Halihazırda birçok küçük çaplı keşif çalışması yürütülüyor ancak bunların faaliyete geçmesi yıllar alabilir" diye ekledi.

Danimarka Dışişleri Bakanlığı'ndan gönderilen açıklamada da ABD'nin Grönland'daki maden arama faaliyetlerini adanın yasal gereklilikleri çerçevesinde yapmak zorunda olduğunu bildirildi.

Bakanlık ayrıca ABD, Danimarka ve Grönland arasında geçen ay imzalanan anlaşmanın bu durumu değiştirmediğini vurguladı:

Anlaşma, Grönland'daki doğal kaynaklara erişim hakkında ABD'li yatırımcılara, diğer NATO ülkeleri, AB ülkeleri ve NATO ortaklarından gelen yatırımcılara kıyasla herhangi bir ayrıcalık tanımıyor.

Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen'ın imzaladığı anlaşma kapsamında Beyaz Saray, adada "geniş çaplı askeri varlık oluşturma sürecine derhal başlanacağını" bildirmişti.

Anlaşmayla ABD'nin, adanın güneyindeki Narsarsuaq'ta ve doğu kıyısındaki Mestersvig'de iki askeri üs kurması öngörülüyor. Ayrıca Grönland'daki tek aktif Amerikan askeri tesisi olan Pituffik Uzay Üssü de genişletilebilir.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de anlaşmadan memnuniyet duyduklarını açıklamıştı.

Ancak Amerikan medyasındaki analizlerde, Grönland'ı defalarca işgalle tehdit eden Trump'ın adayı ABD kontrolüne alma hedefine ulaşamayarak büyük bir geri adım attığı yazılmıştı.

Sözkonusu anlaşma, ABD'yle Danimarka arasında Grönland'ın savunmasına ilişkin 1951'de imzalanan sözleşmeyi genişletiyor. Ancak geçen ay düzenlenen anlaşma metninde petrol veya doğalgaz arama faaliyetlerine ilişkin açık maddeler bulunmuyor. Diğer yandan "maden alanında işbirliği" ve "ekonomik kalkınmayla ticaretin teşvikine" değinilirken, bunlar hakkında da ayrıntılara yer verilmiyor.

Independent Türkçe, CNN, NBC News