“Silahların gölgesinde diplomasi... Tahran müzakere etmeyi reddederken, Vance Pakistan ziyaretini erteledi

“Silahların gölgesinde diplomasi... Tahran müzakere etmeyi reddederken, Vance Pakistan ziyaretini erteledi
TT

“Silahların gölgesinde diplomasi... Tahran müzakere etmeyi reddederken, Vance Pakistan ziyaretini erteledi

“Silahların gölgesinde diplomasi... Tahran müzakere etmeyi reddederken, Vance Pakistan ziyaretini erteledi

Sahada operasyonlar artarken diplomatik sürecin tıkanması arasında sıkışan bölge, kırılgan ateşkes son anlarını yaşarken kritik saatlerle karşı karşıya.

Gözler, Washington ve Tahran arasındaki gerilimin şiddetini azaltacak siyasi bir atılım umuduyla İslamabad'a çevrilmişken, deniz kuvvetlerinin gerilimi artırma rüzgarları diplomatik vaatleri belirsizlik rüzgarlarına savurdu ve müzakerelerin seyrini "zorlu iradelerin" sınavına soktu.

ABD ordusunun ikinci bir İran petrol tankerine el koyarak doğrudan çatışmaya girmesiyle, iki başkent arasında yapılan mesaj alışverişleri “bilek güreşi” aşamasına dönmüş gibi görünüyor. Beyaz Saray azami baskı ve acele etmeme politikasına bağlı kalırken, Tahran "tehdit altında müzakereyi reddetme" söylemiyle karşılık verdi. Bu durum, Pakistan’ın arabuluculuk çabalarını zamanla yarışan bir sürece dönüştürüyor ve “sıfır saati”nin yaklaşmasıyla birlikte kırılgan ateşkesin sona erme ihtimalini güçlendiriyor.

Sahada ve gerilimi daha da artıran ilgili bir gelişmede, İsrail, doğrudan askeri operasyonların ötesine geçerek, özellikle "sarı hat" boyunca uzanan köylerde altyapının sistematik olarak yok edilmesi politikasıyla güney Lübnan'daki gerilimi tırmandırmaya devam ediyor. Askeri makine, kasıtlı ve sistematik olarak hastaneleri, okulları ve hayati öneme sahip şebekeleri hedef alınırken, kasabalar arasındaki coğrafi bağlantıyı koparmak ve onları izole etmek için köprüleri yıkıyor. Bu durum, olası siyasi uzlaşılar öncesinde sahada yeni bir gerçeklik dayatmayı amaçlayan bir strateji gibi görünüyor.



ABD’nin Raul Castro iddianamesi hazırlığı: “İşgal için bahane yaratılıyor”

Raul Castro, 2008-2018'de Küba'nın lideriydi (Reuters)
Raul Castro, 2008-2018'de Küba'nın lideriydi (Reuters)
TT

ABD’nin Raul Castro iddianamesi hazırlığı: “İşgal için bahane yaratılıyor”

Raul Castro, 2008-2018'de Küba'nın lideriydi (Reuters)
Raul Castro, 2008-2018'de Küba'nın lideriydi (Reuters)

ABD'nin, eski Küba lideri Raul Castro hakkında iddianame hazırlama planları Havana ve Washington arasındaki gerginliği iyice tırmandırabilir.

Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez, Hindistan'daki BRICS toplantısında cuma günü yaptığı açıklamada, "ABD'nin ambargosuna, yaptırımlarına ve güç kullanma tehditlerine rağmen Küba, sosyalist kalkınma yolunda egemenlik ilkesini sürdürmektedir" dedi.

ABD ordusu, Venezuela'ya 3 Ocak'ta baskın düzenleyerek ülkenin lideri Nicolas Maduro'yu kaçırmıştı. Başkan Donald Trump, bunun ardından Küba'ya tam petrol ambargosu uygulayıp ada ülkesini işgalle tehdit etmeye başladı.

Reuters'ın analizinde, ülkenin devrimci simgelerinden 94 yaşındaki Raul Castro hakkında iddianame hazırlanmasının, ABD-Küba müzakerelerinin sonlanmasına, diplomatik krizin daha da derinleşmesine yol açabileceği belirtiliyor.

Ajansın görüştüğü Kübalılar da Castro'ya yönelik herhangi bir hamlenin kabul edilemez olduğunu söylüyor.

59 yaşındaki Havanalı öğretmen Sonia Torres, Raul Castro'nun yargılanmasının Küba'nın onuruna hakaret olacağını belirtiyor:

Kübalılar her zaman gelişmeyi sürdürmelidir. Raul'u yargılamaya kalkışırlarsa, gerekirse sopalar ve taşlarla Küba'yı savunuruz.

ABD-Küba ilişkileri üzerine çalışmalar yapan araştırmacı Peter Kornbluh, Castro'ya yönelik bir iddianamenin iki ülke açısından dönüm noktası olacağını belirtiyor.

Ayrıca iddianameyle Raul Castro'yu yakalamak veya ona suikast düzenlemek amacıyla yapılacak herhangi bir askeri operasyona "yasal bir bahane yaratılacağını" vurguluyor.

Trump yönetimi, Nicolas Maduro'yu da devlet destekli uyuşturucu ve terör örgütü ağı işletmekle suçlamıştı.

Amerikan medyasındaki haberlerde Washington'ın, Castro'yu 1996'daki uçak düşürme olayıyla bağlantılı yargılamayı düşündüğü öne sürülmüştü.

Olayda, komünist Havana yönetimine muhalif kişilerin Florida'da kurduğu "Brothers to the Rescue" adlı sivil toplum kuruluşuna ait iki uçak Küba ordusuna ait jetler tarafından ada yakınlarında düşürülmüştü.

Dönemin Küba lideri Fidel Castro, saldırının hava sahasını korumak için düzenlenen meşru bir operasyon olduğunu savunmuş, o zamanlar savunma bakanı olan kardeşi Raul Castro'nun uçakların düşürülmesi için özel bir emir vermediğini iddia etmişti.

Diğer yandan CIA Direktörü John Ratcliffe liderliğindeki ABD heyeti 14 Mayıs'ta Havana'da Kübalı yetkililerle bir araya gelmişti.

Ratcliffe, Trump'ın Küba'nın komünist rejiminde "köklü değişikliklere" gidilmesini istediğini iletmişti.  

Küba Komünist Partisi'nin yayın organı Granma'nın haberinde, görüşmenin ABD'nin talebiyle yapıldığı ve "iki ülke arasındaki siyasi diyaloğu ilerletme amacı taşıdığı" bildiriliyor. Toplantıda "Küba'nın terör veya aşırılık yanlısı örgütlere ev sahipliği yapmadığının, bunları desteklemediği, finanse etmediği ve faaliyetlerine izin vermediğinin tekrar ortaya konduğu" belirtiliyor.

Independent Türkçe, Reuters, Granma, Foreign Policy


Savaşa rağmen İsrail ekonomisi nasıl hâlâ ayakta?

İsrail'in Demir Kubbe savunma sistemi, İran'ın misilleme füze saldırılarının hepsini durduramamıştı (Reuters) 
İsrail'in Demir Kubbe savunma sistemi, İran'ın misilleme füze saldırılarının hepsini durduramamıştı (Reuters) 
TT

Savaşa rağmen İsrail ekonomisi nasıl hâlâ ayakta?

İsrail'in Demir Kubbe savunma sistemi, İran'ın misilleme füze saldırılarının hepsini durduramamıştı (Reuters) 
İsrail'in Demir Kubbe savunma sistemi, İran'ın misilleme füze saldırılarının hepsini durduramamıştı (Reuters) 

Gazze savaşı, İran ve Lübnan'la çatışmalar ve iç siyasetteki kutuplaşmalara rağmen İsrail ekonomisi ciddi bir krize girmedi.

Savaş koşullarına rağmen ekonominin nasıl hâlâ ayakta kaldığını inceleyen Haaretz, bu dayanıklılığın arkasında teknoloji sektörü, savunma sanayisi ve küresel sermaye bağlantılarının bulunduğuna dikkat çekiyor.

Analize göre yatırımcılar, Binyamin Netanyahu yönetiminin yarattığı olumsuz siyasi atmosferin geçici olduğunu düşündüğünden döviz piyasası ve borsa canlı seyrediyor.

Radikal sağcı hükümetin 2023'te gündeme getirdiği, büyük protestolara yol açan yargı reformu paketinin yarattığı tartışmaların uzun vadede ortadan kalkacağı öngörülüyor.

Ayrıca piyasalar Gazze ve İran'daki çatışmaların bir noktada biteceği ve ekonomik normalleşme sürecinin başlayacağını fiyatlıyor.

Diğer yandan analizde, Haziran 2021'den Aralık 2022'ye kadar görev yapan Naftali Bennett-Yair Lapid liderliğindeki koalisyon hükümetinin de Netanyahu yönetimine sağlam bir ekonomi devrettiği belirtiliyor.

Netanyahu'nun ekibinin bütçeyi iyi yönettiği, savunma bütçesindeki rekor artışlarla sektördeki firmalara yatırımların çoğaldığı, bunun da verimlik ve büyümeyi hızlandırdığı değerlendirmesi paylaşılıyor.

Forbes'un analizinde de İran savaşının İsrail hava savunma sistemlerine, drone'larına ve uzun menzilli füzelerine uluslararası ilgiyi artırdığına işaret ediliyor. Bunun İsrail ekonomisini güçlendiren sipariş ve sermaye girişleri sağladığı vurgulanıyor.

Bloomberg'ün 7 Mayıs'taki haberinde, şekelin dolar karşısında 1993'ten bu yana en güçlü seviyesine ulaştığına dikkat çekilmişti.

Ancak şekelin fazla değer kazanması, ihracat ve sanayi sektörlerindeki daha küçük işletmeleri olumsuz etkiliyor.

Güçlü şekel enflasyonun düşmesini sağlasa da özellikle gelirlerini dolar olarak kazanan fakat maaş ve giderlerini şekelle ödeyen ihracat firmalarının rekabet gücünü zayıflatıyor.

İsrail Üreticiler Birliği Başkanı Avraham Novogrocki, ihracatın ülkenin ekonomik faaliyetlerinin yüzde 40'ını oluşturduğunu hatırlatarak, "Bu durum devlet gelirlerine ciddi zarar verecek. Acil önlem alınmazsa bunun bedelini tüm ekonomi ödeyecek" diyor.

Fitch Ratings de marttaki raporunda İsrail'in "A" kredi notunu korurken görünümü negatifte tutmuştu. Savaşın uzaması ve artan kamu borcunun uzun vadede büyüme ve mali açığı azaltma çabalarını baskılayabileceği uyarısında bulunulmuştu.

Independent Türkçe, Haaretz, Forbes, Reuters, Times of Israel


Çin’den gelen hiçbir şey uçağa binemez... Amerikalılar neden Pekin’den gelen hediyeleri atıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Çin ziyaretinin sonunda Air Force One uçağına binerken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Çin ziyaretinin sonunda Air Force One uçağına binerken (Reuters)
TT

Çin’den gelen hiçbir şey uçağa binemez... Amerikalılar neden Pekin’den gelen hediyeleri atıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Çin ziyaretinin sonunda Air Force One uçağına binerken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Çin ziyaretinin sonunda Air Force One uçağına binerken (Reuters)

Kevser Vekil

Pekin Başkent Uluslararası Havalimanı üzerine gece yavaş yavaş çökerken, Air Force One uçağı Washington’a dönmek üzere kalkış hazırlığı yapıyordu. Ancak uçağın merdivenlerinin altında yaşananlar, dünyanın dört bir yanında sayısız resmi ziyareti takip etmiş deneyimli gazeteciler için bile dikkat çekici bir görüntü oluşturdu.

Amerikalı görevliler hızla hareket ederek resmi giriş kartlarını, geçici telefonları, kimlik rozetlerini ve ziyaret sırasında dağıtılan bazı hediyelik eşyaları topluyordu. Eşyalar ne özel saklama çantalarına konuluyor ne de diplomatik kargo kutularına yerleştiriliyordu. Bunun yerine, uçağın merdivenlerinin altına bırakılan büyük bir çöp konteynerine atılıyordu.

 Sosyal medya platformlarında dolaşan ve Asya ile Amerika’daki medya kuruluşları tarafından yayınlanan bir fotoğrafSosyal medya platformlarında dolaşan ve Asya ile Amerika’daki medya kuruluşları tarafından yayınlanan bir fotoğraf

Başkanlık heyetine eşlik eden ABD’li gazeteci Emily Goodin, daha sonra X platformunda yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“Amerikalı görevliler, Çinli yetkililerin dağıttığı her şeyi topladı; giriş kartları, Beyaz Saray personeline verilen geçici telefonlar ve heyet rozetleri… Air Force One uçağına binmeden önce bunların tamamını topladılar ve merdivenin altındaki çöp kutusuna attılar. Çin’den gelen hiçbir şeyin uçağa alınmasına izin verilmedi.”

İlk bakışta yaşananlar abartılı bir güvenlik önlemi gibi görünse de Amerikan stratejik aklı açısından mesele yalnızca hediyeler ya da kimlik kartlarıyla ilgili değildi. Olayın arka planında, dünyanın en büyük iki gücü arasında sessizce yürütülen geniş kapsamlı bir mücadele yer alıyordu. Bu savaşta yalnızca füzeler değil; veriler, elektronik çipler ve dijital sinyaller de birer silah olarak değerlendiriliyor.

Diplomatik nezaketten ‘olası tehlikeye’

Diplomatik teamüllerde hediyeler, yumuşak gücün dili olarak kabul edilir. Lüks halılar, yaldızlı kalemler, geleneksel el sanatları ya da kültürel sembol taşıyan objeler, ülkelerin siyasi atmosferi yumuşatmak ve konuklar nezdinde olumlu bir imaj oluşturmak için kullandığı araçlar arasında yer alır.

Ancak Pekin Başkent Uluslararası Havalimanı’nda yaşananlar, ABD-Çin ilişkileri, ilişkilerinin uzun süredir klasik nezaket ve protokol aşamalarını geride bıraktığını ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’ın ABD medyası ve Asya basınından aktardığına göre, Amerikan heyeti ziyaretten önce ve sonra sıkı güvenlik talimatlarına tabi tutuldu.

Bu talimatlar arasında geçici kullanım için tasarlanmış telefonların kullanılması, kişisel elektronik cihazların taşınmaması ve ziyaret sonrası Çin kaynaklı tüm ekipman ve materyallerin derhal imha edilmesi yer aldı.

ABD güvenlik kurumları içinde, en basit görünen elektronik cihazların bile potansiyel bir siber sızma veya veri toplama aracı olabileceği yönünde yerleşik bir kanaat bulunuyor. Bu nedenle temkinli yaklaşım artık yalnızca bilgisayarlar ve akıllı telefonlarla sınırlı kalmıyor; giriş kartları, şarj kabloları ve hatta sıradan protokol hediyeleri bile güvenlik riski olarak değerlendiriliyor.

‘Sessiz casusluktan’ korkan ABD

Son on yılda Çin, ABD güvenlik doktrininde ‘zor ekonomik ortak’ konumundan ‘kapsamlı stratejik rakip’ konumuna evrildi.

Bu değişimle birlikte siber casusluk ve dijital sızma girişimlerine yönelik endişeler belirgin biçimde arttı.

ABD, Çin’e bağlı bazı unsurların devlet kurumlarını ve teknoloji şirketlerini hedef aldığını, hassas verileri çaldığını ve kritik dijital altyapılara sızmaya çalıştığını defalarca öne sürdü. Böylece iki ülke arasındaki rekabet yalnızca ekonomik düzeyde kalmayarak yapay zekâ, yarı iletkenler, iletişim ağları ve ileri teknoloji alanlarında açık bir mücadeleye dönüştü.

Bu çerçevede, geçici telefonların ya da kimlik kartlarının imha edilmesi, ABD güvenlik prosedürleri içinde daha geniş bir yaklaşımın parçası haline geliyor. Amerikan istihbarat kurumlarında yerleşik kabul, Çin’den gelen her unsurun potansiyel bir sızma aracı olabileceği yönünde.

Bazı güvenlik çevreleri bu yaklaşımı ‘sessiz casusluk’ olarak tanımlıyor; yani dikkat çekmeyen günlük nesneler üzerinden bilgi toplama veya sistemlere erişim sağlama yöntemi.

Bu nedenle, Başkanlık uçağı Air Force One’a, bazı anlatımlara göre ‘Çin kaynaklı hiçbir şeyin’ alınmaması bu güvenlik mantığının doğal bir sonucu olarak görülüyor.

Yeni Soğuk Savaş... ama dijital araçlarla

Pekin Başkent Uluslararası Havalimanı’ndaki uçak merdivenleri önünde yaşanan görüntü, yalnızca küçük bir protokol detayı değil; ABD-Çin ilişkilerinin mevcut doğasını özetleyen yoğun bir kesit olarak değerlendiriliyor.

Yıllar önce Çin, ABD için küresel üretim merkezi ve ticari çıkarlarla yönetilebilecek büyük bir ekonomik ortak olarak görülüyordu. Ancak bugün Washington’da bu ülke, 21. yüzyılda Amerikan üstünlüğüne yönelik en büyük stratejik meydan okuma olarak tanımlanıyor.

Bu tablo, klasik Soğuk Savaş dönemindeki Sovyetler Birliği karşıtlığından farklı bir çatışmaya işaret ediyor. Bu yeni rekabet; tanklar ve nükleer silahlar üzerinden değil, veri akışı, ileri teknoloji, tedarik zincirleri, yarı iletken üretimi ve dijital dünyanın kontrolü üzerinden şekilleniyor.

Bu nedenle, ABD’nin Çin kaynaklı cihazlara ve ekipmanlara karşı sergilediği yüksek hassasiyet, Amerikan ulusal güvenlik doktrini çerçevesinde anlaşılabilir görülüyor.

Pekin bunu bir ‘ABD takıntısı’ olarak görüyor

Buna karşılık Çin, söz konusu davranışları Amerikan tarafının hızla yükselen Çin gücüne yönelik duyduğu endişenin bir yansıması olarak değerlendiriyor.

Çinli medya organları ve sosyal medya yorumcuları, hediyelerin imha edilmesi olayını alaycı bir dille eleştirerek Washington’ın Pekin’e karşı ‘sürekli bir şüphe psikolojisi’ ile hareket ettiğini savundu.

Pekin’e göre ABD, ulusal güvenlik gerekçesini daha geniş bir stratejiyi meşrulaştırmak için kullanıyor; bu stratejinin amacı Çin’in teknolojik ilerlemesini yavaşlatmak ve ekonomik etkisini sınırlamak.

Ancak bu karşılıklı hassasiyet, aynı zamanda iki ülke arasındaki derin bağımlılık düzeyini de ortaya koyuyor. ABD-Çin ilişkileri bugün, dünyanın en sert stratejik rekabetlerinden birini yaşarken; aynı zamanda birbirine en fazla ekonomik olarak bağlı iki büyük güç konumunda bulunuyor.

Neden hediyeler bile şüphe konusu haline geldi?

Klasik siyaset dünyasında hediyeler hatıra olarak saklanırken, günümüzde bu nesneler inceleniyor, izole ediliyor ve kimi zaman doğrudan çöpe atılıyor. Pekin Başkent Uluslararası Havalimanı’nda yaşananlar, yalnızca güvenlik prosedürlerinden ibaret bir uygulamadan daha derin bir gerçeğe işaret ediyor: ABD-Çin ilişkileri arasındaki güven, diplomatik nezaketin bile şüpheden bağımsız kalamayacağı kadar aşınmış durumda.

İki büyük güç arasındaki rekabet, bir kimlik kartı ya da geçici telefonun bile ‘potansiyel tehdit’ olarak görüldüğü bir seviyeye ulaştığında, uluslararası sistemin yeni bir döneme girdiği değerlendiriliyor. Bu yeni dönemde güç, yalnızca asker sayısıyla değil; veriyi kim kontrol ediyor ve karşı tarafın sistemlerine ilk kim sızabiliyor sorularıyla ölçülüyor.