ABD’nin nüfuzunun sınırlarını test eden iki ada Tayvan ve Küba

Tayvan konusunda sergilenen hoşgörü ile Küba'ya karşı sergilenen sert tutum arasındaki çelişki, ABD'nin Çin ile rekabet konusunda yeni bir yaklaşım benimsediğine dair spekülasyonlara yol açtı

Donald Trump (AFP)
Donald Trump (AFP)
TT

ABD’nin nüfuzunun sınırlarını test eden iki ada Tayvan ve Küba

Donald Trump (AFP)
Donald Trump (AFP)

İsa Nehari

Birbirinden tamamen farklı iki ada; Küba ve Tayvan. Biri karanlığa gömülü, diğeri servete. Ne var ki her ikisi de ortak bir açmazı paylaşıyor; ABD ile Çin'in değişen büyük güç hesapları eşliğinde artan bir rekabet içinde bu iki adayı kendi nüfuz alanlarına çekme yarışı.

Komünizmine sımsıkı tutunarak geçmişte yaşayan Karayip adası olan Küba, artık onu ABD’nin yörüngesine çekmek isteyen Başkan Donald Trump'ın birincil ilgi odağına girdi. Dünya genelinde kritik sektörlerde kullanılan yarı iletkenlerin büyük çoğunluğunu üreten Asya adası Tayvan ise Çin'in onu ilhak etmek amacıyla askeri müdahaleye karar vermesi halinde Washington'ın savunma taahhüdünün zayıflayabileceğinden kaygı duyuyor. Pentagon yetkililerinin 2027'de gerçekleşebileceğini öngördüğü bu senaryo, giderek daha fazla gündem işgal ediyor.

Belirsiz bir kader

Onlarca yıl boyunca Tayvan’a yönelik ikili bir tutum benimseyen ABD, 1979 yılında adayla resmi ilişkilerini keserken ‘Tek Çin’ ilkesini tanıdı, ancak aynı zamanda küçük adayı ve demokratik yönetimini savunmayı, Asya'nın yükselişini çevreleme ve dünyanın en büyük kıtasında hegemonyasını kurmasını engelleme stratejisinin bir parçası olarak sürdürdü. Öte yandan ABD, Amerikan coğrafi çevresini Rus ve Çin nüfuzundan korumak amacıyla Küba'yı kendi siyasi yörüngesine çekmeye özen gösterdi. Bu girişimler sonuçsuz kalmış olsa da Trump, Batı Yarımküre'de Amerikan hakimiyetini pekiştirmeye dayanan Monroe Doktrini’ni yeniden canlandırma amacıyla bu çabaları yeniden gündeme taşıdı.

Ne var ki her iki adanın mevcut durumu, kırılganlığına karşın Trump'ın yeniden iktidara gelmesinden bu yana tehdit altına girdi. Küba, aylardır ağır ekonomik baskıların altında ezilirken olası bir Amerikan askeri operasyonuna hazırlanırken Tayvan, Trump'ın Çin'e tavizler vererek Pekin'i adayı zorla ilhak etmeye teşvik edebileceği kaygısını taşıyor.

Her iki adanın kaygıları, son dönemde art arda gelen Amerikan açıklamaları ve hamlelerinin ardından daha da tırmandı. Trump Pekin'deyken Tayvan'ı Çin'den resmi bağımsızlığını ilan etmemesi konusunda uyarırken, ABD İstihbarat Direktörü John Ratcliffe Küba'daydı ve adanın liderliğine ‘Çin ile Rusya'yı Karayip adasından çıkarma ve piyasa ekonomisine yönelme yönündeki ABD’nin taleplerini reddetmenin, salt ekonomik baskıyla sınırlı kalmayacak ağır sonuçları olur” mesajı veriyordu. Tayvan dosyasındaki yumuşaklık ile Küba'ya yönelik sertlik arasındaki bu çelişki, Çin ile rekabete ilişkin yeni bir Amerikan yaklaşımına dair spekülasyonları beraberinde getirdi. Bu yaklaşıma göre öncelik, Tayvan gibi ABD'den uzak bölgelerle uğraşmak yerine ABD’nin doğrudan güvenlik çevresine verilecek. Ne var ki Trump son olarak Tayvan'ın ‘zorlu bir sorun’ teşkil ettiğini belirterek adanın ülkesine yaklaşık 9 bin 500 mil uzaklıkta bulunduğuna dikkati çekti.

Tayvan'ın endişeleri

Trump'ın Pekin ziyaretinden önce Çin uzmanları, Çin tarafından Tayvan'ın işgaline yeşil ışık olarak yorumlanabilecek her türlü Amerikan açıklaması ya da taahhüdüne karşı uyarıda bulunuyordu. Kaygıların odağında şu soru yatıyordu: Çin, ABD yönetimini Boeing uçak alım anlaşmaları gibi doğrudan ekonomik kazanımlar karşılığında bazı stratejik taahhütlerden vazgeçmeye ikna edebilir mi? Bu kaygılar, Trump'ın geçtiğimiz cuma Pekin'den Fox News'e verdiği röportajda Tayvan'a yönelik askıya alınmış silah satışları konusunda net bir karar vermekten kaçınarak bu satışları Çin ile müzakerede ‘iyi bir koz’ olarak nitelendirmesinin ardından daha da yerinde görünmeye başladı.

Trump Pekin ziyaretinde olası ekonomik fırsatlara odaklanırken Çin Cumhurbaşkanı karşılama konuşmasında Tayvan'ın yalnızca kendi önceliği değil, ikili ilişkilerin en temel meselesi olduğunu açıkça ortaya koydu ve bu konunun yanlış ele alınmasının ABD ile Çin'i bir çatışmaya sürükleyebileceği uyarısında bulundu. Amerikalı lider, Tayvan üzerindeki kontrolü ele geçirme konusunda giderek artan bir iştah sergileyen Çinli mevkidaşının taleplerine anlayış gösterir bir tutum sergiledi. Tayvan meselesinin "Çin Cumhurbaşkanı için en önemli dosya" olduğunu ve Çin'in "Tayvan'ın bağımsız olmasını istemediğini" söyledi.

Trump, Taipei bu yönde ilerlemeye devam ederse Pekin'in ‘sert bir karşılık’ verebileceği uyarısında da bulundu.

Tayvan ise cumartesi günü yaptığı açıklamayla bağımsız bir devlet olduğunu bir kez daha vurguladı. Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada Tayvan'ın ‘demokratik, egemen ve bağımsız bir devlet olduğunu ve Çin Halk Cumhuriyeti'ne bağlı olmadığını’ ifade etti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Çin, Tayvan’ı 1949 yılında Çin İç Savaşı'nın sona ermesinden bu yana anakarasına katamadığı bir eyaleti olarak kabul ediyor. Pekin barışçıl bir çözümü savunduğunu belirtmekle birlikte güç kullanma hakkını da saklı tutuyor ve kendi görüşüne göre kaçınılmaz ve müzakere götürmez saydığı ‘yeniden birleşmeyi’ zedeleyecek her türlü adıma karşı çıkıyor.

bgtyn
ABD Başkanı Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi (AFP)

Trump'ın Tayvan'ı bağımsızlığını ilan etmemesi konusunda uyarmasına karşın yönetimi pratikte adaya yönelik askeri desteğini sürdürdü. Washington, geçtiğimiz yıl aralık ayında 11 milyar dolarlık bir silah satışını onaylarken 14 milyar dolarlık başka bir anlaşma henüz Amerikan cumhurbaşkanının onayını bekliyor. Ancak bu anlaşmalar bile artık istikrarlı bir caydırıcılık politikasının parçası olarak değil, Çin ile yürütülen daha kapsamlı müzakerelerin bir unsuru çerçevesinde sunulmaya başlandı. Bu dönüşüm şaşırtıcı değildi. Çünkü Trump, 2024 yılındaki seçim kampanyası sırasında Tayvan'ın ABD’nin koruması karşılığında ‘bedel ödemesi gerektiğini’ söylemişti.

Bu denklemin merkezinde yarı iletken sektörü yer alıyor. Bugün Tayvan'ın elindeki en güçlü koz bu. TSMC aracılığıyla iPhone'lardan savunma sistemlerine uzanan kritik sektörlerin büyük çoğunluğunda kullanılan çiplerin büyük bölümünü Tayvan üretiyor. Bundan dolayı Taipei, ABD'nin söz konusu sektöre olan bağımlılığının, adayı savunmayı ABD’nin stratejik zorunluluğu haline getireceğine inanıyor. Ancak Trump adayı defalarca kez eleştirerek Tayvan'ın Amerikan sanayisini ‘ele geçirdiği’ suçlamasında bulundu. Bu bağlamda Tayvan yönetimi, hassas sektörlerin yeniden yurt içine taşınması ve tedarik zinciri kırılganlıklarının azaltılmasına yönelik kapsamlı stratejinin bir parçası olarak üretimin önemli bir bölümünün ABD'ye nakledilmesi için baskı uyguladı.

dfvbgty
Taipei'deki Çan Kay-şek Anıt Binası (AFP)

Bu eğilim geçtiğimiz yıl ekim ayında zirveye ulaştı. Tayvan, ABD tarafından yapılan ve iki ülke arasında yarı iletken üretiminin yüzde elli yüzde elli paylaşılmasını öngören bir teklifi reddetti. Tayvan Başbakan Yardımcısı Cheng Li-chiun o dönemde müzakere heyetinin bu öneriyi ‘hiçbir zaman kabul etmediğini’ ve Tayvan'ın ‘böyle bir koşulu asla kabul etmeyeceğini’ vurguladı. Bu anlaşmazlık, iki taraf arasındaki görüş ayrılığının boyutlarını gözler önüne serdi. Washington, stratejik bağımlılığını adaya karşı azaltmak isterken Taipei, çip üretimindeki üstünlüğünü korumayı en önemli güvenlik güvencelerinden biri olarak değerlendiriyor.

TSMC, ABD’nin baskısına ve olası gümrük tarifelerine karşı kendini koruma amacıyla, ABD'de fabrika inşa etmek için 100 milyar dolarlık yatırım yapacağını duyurdu. Ancak Washington’ın çip üretimini yurt içine taşımada başarılı olması, ‘Silikon Kalkan’ olarak bilinen Tayvan konseptini kademeli olarak zayıflatabilir. Bu konsept, adanın ekonomik öneminin onu savunmayı hayati bir Amerikan çıkarı haline getirdiği fikrine dayanıyor.

Fırtınanın ortasında kalan Küba

Trump Çin'in ilgi ve saygısının tadını çıkarıp Tayvan'ı Çin'in kırmızı çizgilerini aşmaması konusunda uyarırken, ABD İstihbarat Direktörü John Ratcliffe geçtiğimiz perşembe Cumhuriyetçi yönetimin talepleriyle birlikte Küba'ya indi. Bu taleplerin başında Çin ve Rus dinleme istasyonlarının kapatılması geliyor. Ratcliffe'in duyurulmadan gerçekleştirdiği ziyaret, adaya yapılan ikinci üst düzey Amerikan ziyareti oldu. İlki, geçtiğimiz nisan ayında bir ABD Dışişleri Bakanlığı heyetinin gerçekleştirdiği gizli seyahatti. O ziyarette Amerikan hükümetine ait bir uçak, eski Başkan Barack Obama'nın 2016 yılındaki ziyaretinden bu yana ilk kez Havana'ya indi.

ABD merkezli New York Times (NYT) gazetesinin Trump yönetimi yetkililerine dayandığı habere göre diplomatik ve istihbarat hareketliliğinin yanı sıra Washington, petrol tedarikini kısmayı sürdürerek, Küba çevresindeki hava gözetleme ve istihbarat uçuşlarını yoğunlaştırarak ve bölgedeki Amerikan askeri varlığını güçlendirme olasılığını gündemde tutarak adaya yönelik ekonomik ve güvenlik baskısını artırdı.

Ancak en çarpıcı gelişme, ABD'nin 94 yaşındaki eski Küba Cumhurbaşkanı Raul Castro hakkında iddianame hazırlığına girişmesiydi. Bu adım, Küba yönetimi üzerindeki baskıyı artırmayı ve adada komünist iktidarın sona ermesini güvence altına alacak tavizler koparmayı hedefliyor. Olası suçlamalar, Küba kuvvetlerinin Kübalı sürgünlerden oluşan bir gruba ait iki uçağı düşürdüğü 1996 olayına dayanıyor. Küba temelde, bu iddianamenin ‘Venezuela senaryosunun’ tekrarlanması için bir bahane olarak kullanılması, yani hukuki suçlamaların rejimin simge isimlerine yönelik doğrudan bir Amerikan operasyonu için bahaneye dönüştürülmesi ihtimalinden endişe ediyor.

bgbgft
Havana'da Amerikan bayrağı taşıyan üç tekerlekli bisikletin yanında yürüyen bir adam (AFP)

Ratcliffe, Havana ziyareti sırasında Küba istihbarat yetkililerine Washington'ın adayla ekonomik ve güvenlik konularında yalnızca ‘köklü değişiklikler’ gerçekleştirilmesi halinde ‘ciddi biçimde iş birliği yapacağını’ iletti. Küba hükümeti ise görüşmenin, Küba'nın ‘hiçbir koşulda Amerikan ulusal güvenliğine tehdit oluşturmadığını’ teyit etme fırsatı sunduğunu belirterek ABD tarafından yapılan ‘Çin’in askeri üslerine ev sahipliği yaptığı ve ABD karşıtı faaliyetleri desteklediği’ suçlamalarını reddetti.

Trump'ın Çin'e, Ratcliffe'in ise Küba'ya gerçekleştirdiği ziyaretler ve bunlara eşlik eden Tayvan ile Havana üzerindeki baskılar, Trump döneminde Amerikan dış politika önceliklerindeki dönüşümü yansıtıyor. Washington Küba'daki nüfuzunu genişletmeye ve Batı Yarımküre'deki varlığını pekiştirmeye çalışırken ABD Başkanı, Tayvan'ı pazarlık konusu yapılamaz stratejik bir taahhüt olarak ele almaya daha az istekli görünüyor. Bu çelişki, geçtiğimiz yıl aralık ayında yayımlanan ve ABD’nin küresel rolünü doğrudan güvenlik çevresi üzerine, özellikle de Kuzey ve Güney Amerika'daki sınır, göç ve uyuşturucu kaçakçılığı meselelerine odaklanma ekseninde yeniden tanımlayan Ulusal Güvenlik Stratejisi'nin en çarpıcı yansımalarından birini oluşturuyor.

Strateji, Çin'in ya da herhangi bir gücün hegemonyasının engellenmesi gerektiğini teyit ederken, bunu her uluslararası arenada ‘kan ve para israfından’ açınan temkinli bir yaklaşım çerçevesinde gerçekleştirmeye çağırıyor. Bu bağlamda Washington artık Tayvan'ı mutlak bir kırmızı çizgi olarak değil, müttefiklerin daha büyük bir yük üstlenmesi gereken bir dosya olarak ele alıyor. Bunun yanında Tayvan'ın çip sanayisine bağımlılığı azaltma çabaları da sürüyor.

Öte yandan Latin Amerika, Monroe Doktrini'nin güncellenmiş bir versiyonu çerçevesinde Batı Yarımküre'deki Çin ve Rus nüfuzunu kısmayı hedefleyen jeopolitik öncelik olarak geleneksel yerini yeniden kazandı. Tayvan ve Küba, böylece Amerikan stratejisindeki daha kapsamlı bir dönüşümün, yani nüfuzu ABD'nin doğrudan hayati alanında yeniden odaklama ve Çin'le seçici, daha pragmatik hesaplar üzerinden yüzleşmenin simgesi haline geliyor.



Mersin'de bir silahlı saldırgan 6 kişiyi öldürdü, 8 kişiyi de yaraladı

Türk polisi (Reuters)
Türk polisi (Reuters)
TT

Mersin'de bir silahlı saldırgan 6 kişiyi öldürdü, 8 kişiyi de yaraladı

Türk polisi (Reuters)
Türk polisi (Reuters)

Mersin yakınlarında dün silahlı bir saldırganın etrafa ateş açması sonucu 6 kişi hayatını kaybetti, 8 kişi de yaralandı. Acı haberi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan duyurdu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, televizyonda yayınlanan konuşmasında daha fazla ayrıntıya yer vermeksizin, "Hayatını kaybeden 6 vatandaşımıza Allah'tan rahmet... Hastanede tedavileri devam eden 8 yaralımıza da acil şifalar diliyorum" ifadelerini kullandı.

DHA ve İHA haber ajanslarının aktardığı bilgilere göre, polis tarafından her yerde aranan şüpheli, önce bir restorana girerek ateş açtı. Burada restoran sahibini ve bir çalışanı öldüren saldırgan, çok sayıda müşteriyi de yaraladı. Zanlı, olay yerinden kaçtığı esnada ise iki kişiyi daha vurarak öldürdü.

Saldırıda kalçasından yaralanan restoran çalışanlarından Mehmet Han Topal, İHA'ya yaptığı açıklamada yaşanan dehşet anlarını şöyle anlattı:

"Hiçbir şey söylemeden içeri girdi... Telefonunu çıkaracağını sandık ama tabancasını çıkardı. Kendimi yere attım, o sırada beni de vurdu."

Anadolu Ajansı (AA) ve Sabah gazetesinin haberlerine göre, 37 yaşında olduğu belirlenen şüphelinin daha önce eski eşini de öldürdüğü ortaya çıktı.

Yerel basında çıkan görüntülerde, şüpheliyi yakalamak için bölge üzerinde uçuş yapan bir polis helikopteri ve yaralıları yakındaki hastanelere taşıyan çok sayıda ambulans yer aldı.

Haber ajansları, kurbanlardan birinin, Mersin'in 40 kilometre kuzeydoğusundaki yol kenarında bulunan restoranın yakınlarında sürüsünü otlatan bir çoban olduğunu bildirdi. Mersin makamlarından henüz konuya ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı.

Silah yasalarında sertleşme sinyali

Türkiye'de son dönemde yaşanan silahlı şiddet olayları dikkat çekiyor. Geçtiğimiz nisan ayında, Kahramanmaraş'ta 14 yaşındaki çocuğun bir okula düzenlediği silahlı saldırıda, yaşları 10 ile 11 arasında değişen 8 öğrenci ve bir öğretmen hayatını kaybetmişti.

Bu olaydan bir gün önce ise Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde 19 yaşındaki bir gencin yine bir okulda ateş açması sonucu 16 kişi yaralanmıştı. Bu iki olayın ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, silah ruhsatı ve bulundurmaya yönelik yasaların sertleştirileceğini açıkladı. Türkiye'de bir vakfın verilerine göre, ülkede çoğunluğu yasa dışı olmak üzere on milyonlarca ateşli silah bulunuyor.


Trump'tan California'daki cami saldırısına ilişkin açıklama: Korkunç bir durum

İslam Merkezi'ndeki silahlı saldırının yaşandığı yerin yakınındakiler birbirlerini teselli etti (Reuters)
İslam Merkezi'ndeki silahlı saldırının yaşandığı yerin yakınındakiler birbirlerini teselli etti (Reuters)
TT

Trump'tan California'daki cami saldırısına ilişkin açıklama: Korkunç bir durum

İslam Merkezi'ndeki silahlı saldırının yaşandığı yerin yakınındakiler birbirlerini teselli etti (Reuters)
İslam Merkezi'ndeki silahlı saldırının yaşandığı yerin yakınındakiler birbirlerini teselli etti (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, dün California eyaletindeki bir camide meydana gelen ve ölümle sonuçlanan silahlı saldırının ardından yaşananları «korkunç bir durum» olarak nitelendirerek üzüntüsünü dile getirdi.

Beyaz Saray'da düzenlenen basın toplantısında kendisine yöneltilen bir soru üzerine Trump, "Korkunç bir durum. İlk bilgileri aldım" ifadelerini kullandı ve durumu yakından takip edeceğini belirtti.

ABD'li yetkililer, dün 17 ve 19 yaşlarında iki gencin San Diego şehrindeki bir İslam merkezine ateş açtığını, olayda 3 erkeğin hayatını kaybettiğini ve saldırganların daha sonra intihar ettiğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre polis, olaya ilişkin «nefret suçu» kapsamında soruşturma başlattı.

Söz konusu İslam merkezi, resmi internet sitesinde yer alan bilgilere göre San Diego bölgesindeki en büyük camiye ev sahipliği yapıyor.

San Diego Emniyet Müdürü Scott Wahl, hayatını kaybedenler arasında camide görevli bir güvenlik görevlisinin de bulunduğunu açıkladı.

Tehdit etkisiz hale getirildi

San Diego polisi, dün erken saatlerde eyaletin güneyindeki şehre ait bir cami kompleksine silahlı bir saldırganın girmesi üzerine "tehdidi etkisiz hale getirdiklerini" duyurmuştu.

Emniyet müdürlüğünün X platformundan yaptığı paylaşımda, bölgeye güvenlik güçlerinin sevk edildiğinin bildirilmesinin ardından, "İslam Merkezi'ndeki tehdit etkisiz hale getirilmiştir" denildi. Yerel basına yansıyan görüntülerde, onlarca polis aracının sevk edildiği ve ağır silahlı güvenlik güçlerinin bölgeyi kordon altına aldığı görüldü.

Cami İmamından açıklama: Bir İbadethanenin hedef alınması rezilliktir

İslam Merkezi Direktörü İmam Taha Hassan yayınladığı mesajda, binadaki tüm çocukların, personelin ve öğretmenlerin tahliye edildiğini belirterek "herkesin güvende olduğunu" teyit etti.

Hassan, "Daha önce böyle bir trajedi yaşamadık. Şu an için söyleyebileceğim tek şey, burada topluluğumuzdaki tüm ailelerle dayanışma içinde olduğumuz ve onlar için dua ettiğimizdir. Bir ibadethanenin hedef alınması son derece rezilce bir durumdur" ifadelerini kullandı.


Keanu Reeves, Japon intikam hikayesinin başrolünde

61 yaşındaki Kanadalı aktör Keanu Reeves, Matrix ve John Wick gibi gişe canavarı serilerle tanınıyor (Reuters)
61 yaşındaki Kanadalı aktör Keanu Reeves, Matrix ve John Wick gibi gişe canavarı serilerle tanınıyor (Reuters)
TT

Keanu Reeves, Japon intikam hikayesinin başrolünde

61 yaşındaki Kanadalı aktör Keanu Reeves, Matrix ve John Wick gibi gişe canavarı serilerle tanınıyor (Reuters)
61 yaşındaki Kanadalı aktör Keanu Reeves, Matrix ve John Wick gibi gişe canavarı serilerle tanınıyor (Reuters)

Keanu Reeves, Japon yönetmen Masashi Kawamura'nın geliştirmekte olduğu Hidari adlı stop-motion animasyonun baş karakterini seslendirecek. Projenin yapımcıları bu heyecan verici gelişmeyi Cannes Film Festivali'nde resmen duyurdu.

5 milyon izlenen kısa filmden uyarlanacak

Aksiyon türündeki proje, Kawamura'nın 2023'te YouTube'da yayımlanan ve viral olan aynı isimli kısa filminin uzun metrajlı bir uyarlaması olacak. Kısa film, kısa sürede yaklaşık 5 milyon izlenmeye ulaşmıştı.

Senaryosunu da Kawamura'nın kaleme aldığı hikaye, gücünü Japonya'nın Edo döneminde yaşamış efsanevi baş marangoz Jingoro Hidari'ye dair mitolojik anlatılardan alıyor. 

Film, Edo Kalesi'nin gizli restorasyon sürecindeki bir ihanet sonucu akıl hocasını, nişanlısını ve sağ kolunu kaybeden usta bir zanaatkarın intikam öyküsünü anlatıyor. 

Keanu Reeves: "Gerçekten olağanüstü bir iş"

Projeye dahil olmaktan duyduğu mutluluğu dile getiren Keanu Reeves, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Hidari'nin arkasındaki vizyon beni tam anlamıyla büyüledi. İlk konsept videosundan geliştirilen senaryoya kadar ekip, gerçekten olağanüstü bir iş çıkarmış. Ortada harika bir filme dönüşmek için gereken her şeye sahip, izlemek için sabırsızlandığım ve bir parçası olmaktan heyecan duyduğum bir proje var. Bu işin tüm dünyadaki izleyicilere çok özel bir deneyim sunacağına inanıyorum.

Seslendirmeye yabancı olmayan Reeves, daha önce Pixar yapımı Oyuncak Hikayesi 4'te (Toy Story 4) Duke Caboom karakterine ve Kirpi Sonic 3'te (Sonic The Hedgehog 3) Shadow'a sesini vermişti. Ünlü aktör ayrıca kendi çizgi roman serisi BRZRKR'ın Netflix uyarlamasında da anlatıcılığı üstleniyor.

Yönetmen ve kreatif direktör Masashi Kawamura; reklamlar, müzik videoları, televizyon dizileri ve büyük ölçekli kamusal enstalasyonları kapsayan tasarım odaklı işleriyle uluslararası alanda tanınan bir isim. 

Annecy Uluslararası Animasyon Filmleri Festivali'nde büyük ödüle uzanan ve Emmy adaylığı bulunan Kawamura, Osaka World Expo 2025'in en büyük pavyonunu tasarlamış ve Lady Gaga'nın sahne şovlarındaki dans eden ikonik klonların yaratıcılığını üstlenmişti.

Reeves'le çalışacak olmanın heyecanını paylaşan yönetmen Kawamura, "Onun gibi deneyimli ve yaratıcı vizyona sahip birinin hazırladığınız konsept videosunu izleyip 'Ben de bu işin bir parçası olmak istiyorum' demesi inanılmaz bir duygu. Sadece karakterimize sesini vermekle kalmıyor, bu evreni şekillendirmemize ve genişletmemize de yardımcı oluyor" dedi.

Henüz resmi bir vizyon tarihi bulunmayan yapım, şimdiden animasyon dünyasının en merak uyandıran işlerinden biri olmaya aday.

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter