ABD’nin nüfuzunun sınırlarını test eden iki ada Tayvan ve Küba

Tayvan konusunda sergilenen hoşgörü ile Küba'ya karşı sergilenen sert tutum arasındaki çelişki, ABD'nin Çin ile rekabet konusunda yeni bir yaklaşım benimsediğine dair spekülasyonlara yol açtı

Donald Trump (AFP)
Donald Trump (AFP)
TT

ABD’nin nüfuzunun sınırlarını test eden iki ada Tayvan ve Küba

Donald Trump (AFP)
Donald Trump (AFP)

İsa Nehari

Birbirinden tamamen farklı iki ada; Küba ve Tayvan. Biri karanlığa gömülü, diğeri servete. Ne var ki her ikisi de ortak bir açmazı paylaşıyor; ABD ile Çin'in değişen büyük güç hesapları eşliğinde artan bir rekabet içinde bu iki adayı kendi nüfuz alanlarına çekme yarışı.

Komünizmine sımsıkı tutunarak geçmişte yaşayan Karayip adası olan Küba, artık onu ABD’nin yörüngesine çekmek isteyen Başkan Donald Trump'ın birincil ilgi odağına girdi. Dünya genelinde kritik sektörlerde kullanılan yarı iletkenlerin büyük çoğunluğunu üreten Asya adası Tayvan ise Çin'in onu ilhak etmek amacıyla askeri müdahaleye karar vermesi halinde Washington'ın savunma taahhüdünün zayıflayabileceğinden kaygı duyuyor. Pentagon yetkililerinin 2027'de gerçekleşebileceğini öngördüğü bu senaryo, giderek daha fazla gündem işgal ediyor.

Belirsiz bir kader

Onlarca yıl boyunca Tayvan’a yönelik ikili bir tutum benimseyen ABD, 1979 yılında adayla resmi ilişkilerini keserken ‘Tek Çin’ ilkesini tanıdı, ancak aynı zamanda küçük adayı ve demokratik yönetimini savunmayı, Asya'nın yükselişini çevreleme ve dünyanın en büyük kıtasında hegemonyasını kurmasını engelleme stratejisinin bir parçası olarak sürdürdü. Öte yandan ABD, Amerikan coğrafi çevresini Rus ve Çin nüfuzundan korumak amacıyla Küba'yı kendi siyasi yörüngesine çekmeye özen gösterdi. Bu girişimler sonuçsuz kalmış olsa da Trump, Batı Yarımküre'de Amerikan hakimiyetini pekiştirmeye dayanan Monroe Doktrini’ni yeniden canlandırma amacıyla bu çabaları yeniden gündeme taşıdı.

Ne var ki her iki adanın mevcut durumu, kırılganlığına karşın Trump'ın yeniden iktidara gelmesinden bu yana tehdit altına girdi. Küba, aylardır ağır ekonomik baskıların altında ezilirken olası bir Amerikan askeri operasyonuna hazırlanırken Tayvan, Trump'ın Çin'e tavizler vererek Pekin'i adayı zorla ilhak etmeye teşvik edebileceği kaygısını taşıyor.

Her iki adanın kaygıları, son dönemde art arda gelen Amerikan açıklamaları ve hamlelerinin ardından daha da tırmandı. Trump Pekin'deyken Tayvan'ı Çin'den resmi bağımsızlığını ilan etmemesi konusunda uyarırken, ABD İstihbarat Direktörü John Ratcliffe Küba'daydı ve adanın liderliğine ‘Çin ile Rusya'yı Karayip adasından çıkarma ve piyasa ekonomisine yönelme yönündeki ABD’nin taleplerini reddetmenin, salt ekonomik baskıyla sınırlı kalmayacak ağır sonuçları olur” mesajı veriyordu. Tayvan dosyasındaki yumuşaklık ile Küba'ya yönelik sertlik arasındaki bu çelişki, Çin ile rekabete ilişkin yeni bir Amerikan yaklaşımına dair spekülasyonları beraberinde getirdi. Bu yaklaşıma göre öncelik, Tayvan gibi ABD'den uzak bölgelerle uğraşmak yerine ABD’nin doğrudan güvenlik çevresine verilecek. Ne var ki Trump son olarak Tayvan'ın ‘zorlu bir sorun’ teşkil ettiğini belirterek adanın ülkesine yaklaşık 9 bin 500 mil uzaklıkta bulunduğuna dikkati çekti.

Tayvan'ın endişeleri

Trump'ın Pekin ziyaretinden önce Çin uzmanları, Çin tarafından Tayvan'ın işgaline yeşil ışık olarak yorumlanabilecek her türlü Amerikan açıklaması ya da taahhüdüne karşı uyarıda bulunuyordu. Kaygıların odağında şu soru yatıyordu: Çin, ABD yönetimini Boeing uçak alım anlaşmaları gibi doğrudan ekonomik kazanımlar karşılığında bazı stratejik taahhütlerden vazgeçmeye ikna edebilir mi? Bu kaygılar, Trump'ın geçtiğimiz cuma Pekin'den Fox News'e verdiği röportajda Tayvan'a yönelik askıya alınmış silah satışları konusunda net bir karar vermekten kaçınarak bu satışları Çin ile müzakerede ‘iyi bir koz’ olarak nitelendirmesinin ardından daha da yerinde görünmeye başladı.

Trump Pekin ziyaretinde olası ekonomik fırsatlara odaklanırken Çin Cumhurbaşkanı karşılama konuşmasında Tayvan'ın yalnızca kendi önceliği değil, ikili ilişkilerin en temel meselesi olduğunu açıkça ortaya koydu ve bu konunun yanlış ele alınmasının ABD ile Çin'i bir çatışmaya sürükleyebileceği uyarısında bulundu. Amerikalı lider, Tayvan üzerindeki kontrolü ele geçirme konusunda giderek artan bir iştah sergileyen Çinli mevkidaşının taleplerine anlayış gösterir bir tutum sergiledi. Tayvan meselesinin "Çin Cumhurbaşkanı için en önemli dosya" olduğunu ve Çin'in "Tayvan'ın bağımsız olmasını istemediğini" söyledi.

Trump, Taipei bu yönde ilerlemeye devam ederse Pekin'in ‘sert bir karşılık’ verebileceği uyarısında da bulundu.

Tayvan ise cumartesi günü yaptığı açıklamayla bağımsız bir devlet olduğunu bir kez daha vurguladı. Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada Tayvan'ın ‘demokratik, egemen ve bağımsız bir devlet olduğunu ve Çin Halk Cumhuriyeti'ne bağlı olmadığını’ ifade etti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Çin, Tayvan’ı 1949 yılında Çin İç Savaşı'nın sona ermesinden bu yana anakarasına katamadığı bir eyaleti olarak kabul ediyor. Pekin barışçıl bir çözümü savunduğunu belirtmekle birlikte güç kullanma hakkını da saklı tutuyor ve kendi görüşüne göre kaçınılmaz ve müzakere götürmez saydığı ‘yeniden birleşmeyi’ zedeleyecek her türlü adıma karşı çıkıyor.

bgtyn
ABD Başkanı Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi (AFP)

Trump'ın Tayvan'ı bağımsızlığını ilan etmemesi konusunda uyarmasına karşın yönetimi pratikte adaya yönelik askeri desteğini sürdürdü. Washington, geçtiğimiz yıl aralık ayında 11 milyar dolarlık bir silah satışını onaylarken 14 milyar dolarlık başka bir anlaşma henüz Amerikan cumhurbaşkanının onayını bekliyor. Ancak bu anlaşmalar bile artık istikrarlı bir caydırıcılık politikasının parçası olarak değil, Çin ile yürütülen daha kapsamlı müzakerelerin bir unsuru çerçevesinde sunulmaya başlandı. Bu dönüşüm şaşırtıcı değildi. Çünkü Trump, 2024 yılındaki seçim kampanyası sırasında Tayvan'ın ABD’nin koruması karşılığında ‘bedel ödemesi gerektiğini’ söylemişti.

Bu denklemin merkezinde yarı iletken sektörü yer alıyor. Bugün Tayvan'ın elindeki en güçlü koz bu. TSMC aracılığıyla iPhone'lardan savunma sistemlerine uzanan kritik sektörlerin büyük çoğunluğunda kullanılan çiplerin büyük bölümünü Tayvan üretiyor. Bundan dolayı Taipei, ABD'nin söz konusu sektöre olan bağımlılığının, adayı savunmayı ABD’nin stratejik zorunluluğu haline getireceğine inanıyor. Ancak Trump adayı defalarca kez eleştirerek Tayvan'ın Amerikan sanayisini ‘ele geçirdiği’ suçlamasında bulundu. Bu bağlamda Tayvan yönetimi, hassas sektörlerin yeniden yurt içine taşınması ve tedarik zinciri kırılganlıklarının azaltılmasına yönelik kapsamlı stratejinin bir parçası olarak üretimin önemli bir bölümünün ABD'ye nakledilmesi için baskı uyguladı.

dfvbgty
Taipei'deki Çan Kay-şek Anıt Binası (AFP)

Bu eğilim geçtiğimiz yıl ekim ayında zirveye ulaştı. Tayvan, ABD tarafından yapılan ve iki ülke arasında yarı iletken üretiminin yüzde elli yüzde elli paylaşılmasını öngören bir teklifi reddetti. Tayvan Başbakan Yardımcısı Cheng Li-chiun o dönemde müzakere heyetinin bu öneriyi ‘hiçbir zaman kabul etmediğini’ ve Tayvan'ın ‘böyle bir koşulu asla kabul etmeyeceğini’ vurguladı. Bu anlaşmazlık, iki taraf arasındaki görüş ayrılığının boyutlarını gözler önüne serdi. Washington, stratejik bağımlılığını adaya karşı azaltmak isterken Taipei, çip üretimindeki üstünlüğünü korumayı en önemli güvenlik güvencelerinden biri olarak değerlendiriyor.

TSMC, ABD’nin baskısına ve olası gümrük tarifelerine karşı kendini koruma amacıyla, ABD'de fabrika inşa etmek için 100 milyar dolarlık yatırım yapacağını duyurdu. Ancak Washington’ın çip üretimini yurt içine taşımada başarılı olması, ‘Silikon Kalkan’ olarak bilinen Tayvan konseptini kademeli olarak zayıflatabilir. Bu konsept, adanın ekonomik öneminin onu savunmayı hayati bir Amerikan çıkarı haline getirdiği fikrine dayanıyor.

Fırtınanın ortasında kalan Küba

Trump Çin'in ilgi ve saygısının tadını çıkarıp Tayvan'ı Çin'in kırmızı çizgilerini aşmaması konusunda uyarırken, ABD İstihbarat Direktörü John Ratcliffe geçtiğimiz perşembe Cumhuriyetçi yönetimin talepleriyle birlikte Küba'ya indi. Bu taleplerin başında Çin ve Rus dinleme istasyonlarının kapatılması geliyor. Ratcliffe'in duyurulmadan gerçekleştirdiği ziyaret, adaya yapılan ikinci üst düzey Amerikan ziyareti oldu. İlki, geçtiğimiz nisan ayında bir ABD Dışişleri Bakanlığı heyetinin gerçekleştirdiği gizli seyahatti. O ziyarette Amerikan hükümetine ait bir uçak, eski Başkan Barack Obama'nın 2016 yılındaki ziyaretinden bu yana ilk kez Havana'ya indi.

ABD merkezli New York Times (NYT) gazetesinin Trump yönetimi yetkililerine dayandığı habere göre diplomatik ve istihbarat hareketliliğinin yanı sıra Washington, petrol tedarikini kısmayı sürdürerek, Küba çevresindeki hava gözetleme ve istihbarat uçuşlarını yoğunlaştırarak ve bölgedeki Amerikan askeri varlığını güçlendirme olasılığını gündemde tutarak adaya yönelik ekonomik ve güvenlik baskısını artırdı.

Ancak en çarpıcı gelişme, ABD'nin 94 yaşındaki eski Küba Cumhurbaşkanı Raul Castro hakkında iddianame hazırlığına girişmesiydi. Bu adım, Küba yönetimi üzerindeki baskıyı artırmayı ve adada komünist iktidarın sona ermesini güvence altına alacak tavizler koparmayı hedefliyor. Olası suçlamalar, Küba kuvvetlerinin Kübalı sürgünlerden oluşan bir gruba ait iki uçağı düşürdüğü 1996 olayına dayanıyor. Küba temelde, bu iddianamenin ‘Venezuela senaryosunun’ tekrarlanması için bir bahane olarak kullanılması, yani hukuki suçlamaların rejimin simge isimlerine yönelik doğrudan bir Amerikan operasyonu için bahaneye dönüştürülmesi ihtimalinden endişe ediyor.

bgbgft
Havana'da Amerikan bayrağı taşıyan üç tekerlekli bisikletin yanında yürüyen bir adam (AFP)

Ratcliffe, Havana ziyareti sırasında Küba istihbarat yetkililerine Washington'ın adayla ekonomik ve güvenlik konularında yalnızca ‘köklü değişiklikler’ gerçekleştirilmesi halinde ‘ciddi biçimde iş birliği yapacağını’ iletti. Küba hükümeti ise görüşmenin, Küba'nın ‘hiçbir koşulda Amerikan ulusal güvenliğine tehdit oluşturmadığını’ teyit etme fırsatı sunduğunu belirterek ABD tarafından yapılan ‘Çin’in askeri üslerine ev sahipliği yaptığı ve ABD karşıtı faaliyetleri desteklediği’ suçlamalarını reddetti.

Trump'ın Çin'e, Ratcliffe'in ise Küba'ya gerçekleştirdiği ziyaretler ve bunlara eşlik eden Tayvan ile Havana üzerindeki baskılar, Trump döneminde Amerikan dış politika önceliklerindeki dönüşümü yansıtıyor. Washington Küba'daki nüfuzunu genişletmeye ve Batı Yarımküre'deki varlığını pekiştirmeye çalışırken ABD Başkanı, Tayvan'ı pazarlık konusu yapılamaz stratejik bir taahhüt olarak ele almaya daha az istekli görünüyor. Bu çelişki, geçtiğimiz yıl aralık ayında yayımlanan ve ABD’nin küresel rolünü doğrudan güvenlik çevresi üzerine, özellikle de Kuzey ve Güney Amerika'daki sınır, göç ve uyuşturucu kaçakçılığı meselelerine odaklanma ekseninde yeniden tanımlayan Ulusal Güvenlik Stratejisi'nin en çarpıcı yansımalarından birini oluşturuyor.

Strateji, Çin'in ya da herhangi bir gücün hegemonyasının engellenmesi gerektiğini teyit ederken, bunu her uluslararası arenada ‘kan ve para israfından’ açınan temkinli bir yaklaşım çerçevesinde gerçekleştirmeye çağırıyor. Bu bağlamda Washington artık Tayvan'ı mutlak bir kırmızı çizgi olarak değil, müttefiklerin daha büyük bir yük üstlenmesi gereken bir dosya olarak ele alıyor. Bunun yanında Tayvan'ın çip sanayisine bağımlılığı azaltma çabaları da sürüyor.

Öte yandan Latin Amerika, Monroe Doktrini'nin güncellenmiş bir versiyonu çerçevesinde Batı Yarımküre'deki Çin ve Rus nüfuzunu kısmayı hedefleyen jeopolitik öncelik olarak geleneksel yerini yeniden kazandı. Tayvan ve Küba, böylece Amerikan stratejisindeki daha kapsamlı bir dönüşümün, yani nüfuzu ABD'nin doğrudan hayati alanında yeniden odaklama ve Çin'le seçici, daha pragmatik hesaplar üzerinden yüzleşmenin simgesi haline geliyor.



James Gunn yeni aksiyon filmine hayran kaldı: Hepimiz bayıldık

James Gunn yeni aksiyon filmine hayran kaldı: "Hepimiz bayıldık"
James Gunn yeni aksiyon filmine hayran kaldı: "Hepimiz bayıldık"
TT

James Gunn yeni aksiyon filmine hayran kaldı: Hepimiz bayıldık

James Gunn yeni aksiyon filmine hayran kaldı: "Hepimiz bayıldık"
James Gunn yeni aksiyon filmine hayran kaldı: "Hepimiz bayıldık"

Aksiyon sineması tutkunlarının merakla beklediği Hong Kong yapımı Amansız (Huo zhe yan), sinema salonlarında fırtınalar estiriyor. 

Eleştirmenlerin övgüsünü toplayan ve Rotten Tomatoes'ta 107 inceleme üzerinden yüzde 97 beğeni oranına ulaşan yapım, şimdiden "21. yüzyılın en iyi dövüş filmlerinden biri" diye anılmaya başladı.

Amansız, türün modern klasikleri arasına giren Baskın'la (The Raid) benzer bir damardan besleniyor. Üstelik Baskın'la özdeşleşen isimlerden Joe Taslim de filmin başrollerinde yer alıyor.

Güçlü kadro, kusursuz koreografi

Amansız, küçük kızı Rainy'nin yozlaşmış yetkililerce korunan güçlü bir insan kaçakçılığı şebekesi tarafından kaçırılmasıyla hayatı altüst olan, sıradan bir yaşam süren Wang Wei'nin (Xie Miao) hikayesini anlatıyor.

Polis yardım etmeyi reddedince Wei, adaleti kendi elleriyle sağlamaya karar veriyor. Bu yolculukta ona, aynı suç örgütünü araştırırken ortadan kaybolan eşinin izini süren bağımsız gazeteci Navin (Joe Taslim) eşlik ediyor.

İlk bakışta klasik ve sade görünen bu intikam hikayesi, eleştirmenlere göre olağanüstü aksiyon koreografileri sayesinde benzerlerinden ayrılıyor.

Slant dergisinden Jake Cole, Amansız'ı "iddialı ve harika sahnelenmiş bir dövüş şöleni" diye tanımlarken, The Houston Chronicle ise övgünün dozunu biraz daha artırıyor:

Saf ve dizginlenemeyen aksiyon açısından Amansız, son 10 yılın kendi türündeki en iyi filmi.

İlk gösterimini 2025 Toronto Uluslararası Film Festivali'nde yapan Amansız, o günden bu yana aksiyon tutkunları arasında büyük heyecan yaratıyor.

James Gunn'dan tam not

Yeni DC Evreni'nin arkasındaki isim James Gunn da Amansız'a olan hayranlığını gizlemedi. Yeni filmi Man of Tomorrow'un ekibiyle katıldığı özel gösterimin ardından düşüncelerini X hesabından paylaşan Gunn, şu ifadeleri kullandı:

Dostlar, harika bir film izledik! Man of Tomorrow ekibiyle birlikte Amansız'ı izlemeye gittik. Yönetmen Kenji Tanigaki'nin, o muazzam Twilight of the Warriors: Walled In'den (Jiu Long cheng zhai) sonra kendini aşabileceğini düşünmüyordum ama yanılmışım. Amansız, Kenji Tanigaki'nin günümüzün en yetkin aksiyon yönetmenlerinden biri olduğunu bir kez daha gösteriyor. Hepimiz bayıldık!

Amansız, 12 Haziran'da Türkiye'de de gösterime girdi.

Independent Türkçe, GamesRadar, Slant, The Houston Chronicle, Zoom TV


Russell Crowe, Gladyatör 2'nin başarısız olma sebebini açıkladı

David Franzoni'nin hikayesinden beyazperdeye uyarlanan 2000 yapımı Gladyatör, dünya çapında 465 milyon doları aşkın hasılat elde etmiş ve 5 Oscar kazanmıştı (DreamWorks Distribution)
David Franzoni'nin hikayesinden beyazperdeye uyarlanan 2000 yapımı Gladyatör, dünya çapında 465 milyon doları aşkın hasılat elde etmiş ve 5 Oscar kazanmıştı (DreamWorks Distribution)
TT

Russell Crowe, Gladyatör 2'nin başarısız olma sebebini açıkladı

David Franzoni'nin hikayesinden beyazperdeye uyarlanan 2000 yapımı Gladyatör, dünya çapında 465 milyon doları aşkın hasılat elde etmiş ve 5 Oscar kazanmıştı (DreamWorks Distribution)
David Franzoni'nin hikayesinden beyazperdeye uyarlanan 2000 yapımı Gladyatör, dünya çapında 465 milyon doları aşkın hasılat elde etmiş ve 5 Oscar kazanmıştı (DreamWorks Distribution)

Russell Crowe, Ridley Scott imzalı Gladyatör 2'nin (Gladiator II) seyircide ilk filmin yarattığı etkiyi uyandıramamasını, yapımın "ahlaki bir merkezden yoksun olmasına" bağladı.

Taormina Film Festivali'nde konuşan Crowe, 2000 yapımı ilk filmde canlandırdığı Maximus karakteri için yazılmak istenen yatak sahnelerine nasıl karşı çıktığını anlattı.

Eşinin yasını tutan bir adamın böyle davranmasının karaktere ihanet olacağını düşünen Crowe, yaşananları şöyle anlattı:

Sürekli karşı çıktım. Onlara, 'Bu hikaye, eşi ve çocuğunun ölümünün intikamını alan bir adamı anlatıyor. Bu yolculukta durup biriyle seks yaptığı bir an olamaz. Bu hiçbir mantığa sığmaz ve karakterin motivasyonunu yok eder' dedim. Bu konuda bana ciddi baskı yaptılar, mektuplar falan gönderdiler ama geri adım atmadım. Neyse ki o dönem Ridley Scott, Connie Nielsen'la yatak sahnesi çekmeyi çok istese de sonunda benimle aynı fikirde oldu. İşte filmin ahlaki merkezi buydu.

O dönem stüdyonun, kendilerinin neden bu kadar "eski usul" bir duygunun peşinden gittiğini anlayamadığını belirten Crowe, film vizyona girdiğinde salonları erkeklerden çok kadınların doldurmasıyla haklılığının kanıtlandığını söyledi:

Yüzeysel bakıldığında Gladyatör erkeklere yönelik bir film gibi duruyor. Öyle olsaydı sadece kaba bir intikam hikayesi olurdu. Oysa film, adalet arayışıyla şekillenen daha derin bir hesaplaşmayı merkezine alıyordu. Arada ince ama çok önemli bir fark var. Karakterin bu çizgide kalması gerekiyordu.

İlk filmin başarısının temel nedeninin bu manevi bağ olduğunu vurgulayan ünlü aktör, devam projesini şu sözlerle eleştirdi:

Devam filminde bu ahlaki omurganın göz ardı edilmesi bence en büyük sorunlardan biri oldu. Gişede ancak 20 yılı aşkın süre önce vizyona giren ilk filmin seviyesine ulaşabildiler. Doların geçen yıllar içindeki değer kaybını ve enflasyonu hesaba katarsanız, ikinci film gişede başarısız oldu. Başarısız oldular çünkü ilk filmi özel kılan şeyin ne olduğunu anlayamadılar: Merkezindeki ahlaki pusulayı...

62 yaşındaki Crowe, bu açıklamaları Uluslararası Başarı Ödülü alacağı Taormina Film Festivali'nde, başrolünü üstlendiği yeni projesi Bear Country'nin dünya prömiyeri öncesinde yaptı. 

Derrick Borte'nin yönettiği aksiyon ve gerilim türündeki filmde Crowe, maskeli bir soyguncunun hayatını altüst ettiği yaşlı bir kulüp sahibine hayat veriyor.

Crowe, yönetmen Borte'yle daha önce 2020 yapımı Dengesiz'de (Unhinged) de birlikte çalışmıştı. Festivalde ikiliye filmin diğer başrolleri Nina Dobrev ve Aaron Paul eşlik etti. 

Yaklaşık 4 bin 500 sinemaseverin katılımıyla açık havada gerçekleştirilen prömiyer, filmin İtalya genelindeki yaz turnesinin de başlangıcı olacak. 

Bear Country'nin 26 Ağustos'ta vizyona girmesi planlanıyor.

Independent Türkçe, Variety, Deadline, ScreenRant


The Walking Dead yıldızlarından iddialı çıkış: Açık ara en iyi sezon

60 yaşındaki Jeffrey Dean Morgan'ın (solda) canlandırdığı Negan, The Walking Dead evreninde Glenn ve Abraham gibi sevilen karakterleri acımasızca katleden zalim bir liderken zamanla daha karmaşık, insani yönleriyle öne çıkan bir figüre dönüştü (AMC)
60 yaşındaki Jeffrey Dean Morgan'ın (solda) canlandırdığı Negan, The Walking Dead evreninde Glenn ve Abraham gibi sevilen karakterleri acımasızca katleden zalim bir liderken zamanla daha karmaşık, insani yönleriyle öne çıkan bir figüre dönüştü (AMC)
TT

The Walking Dead yıldızlarından iddialı çıkış: Açık ara en iyi sezon

60 yaşındaki Jeffrey Dean Morgan'ın (solda) canlandırdığı Negan, The Walking Dead evreninde Glenn ve Abraham gibi sevilen karakterleri acımasızca katleden zalim bir liderken zamanla daha karmaşık, insani yönleriyle öne çıkan bir figüre dönüştü (AMC)
60 yaşındaki Jeffrey Dean Morgan'ın (solda) canlandırdığı Negan, The Walking Dead evreninde Glenn ve Abraham gibi sevilen karakterleri acımasızca katleden zalim bir liderken zamanla daha karmaşık, insani yönleriyle öne çıkan bir figüre dönüştü (AMC)

The Walking Dead: Dead City'nin merakla beklenen üçüncü sezonu bu yaz izleyiciyle buluşuyor. Yeni sezon, hikayeyi New York'ta farklı bir noktaya taşıyacak.

Dizinin başrol oyuncuları, üçüncü sezonun şimdiye kadarki en güçlü sezon olacağını savunarak hayranların beklentilerini zirveye çıkardı.

Yeni sezonun ilk iki bölümü, bu hafta sonu Monte-Carlo Televizyon Festivali'nde özel bir gösterimle izleyicilerle buluştu. 

Variety'nin haberine göre, festivalde dizinin yıldızları Jeffrey Dean Morgan ve Lauren Cohan'a dizi sorumlusu Seth Hoffman da eşlik etti. Morgan, 11 yıl önce evrenin en acımasız kötüsü olarak tanıdığımız Negan'ın, artık çok daha katmanlı bir karaktere dönüştüğünü söyledi.

"Açık ara en iyi sezonumuz"

Karakterinin geçirdiği evrimi anlatan Jeffrey Dean Morgan şu ifadeleri kullandı:

Bu, şimdiye kadar yaptığımız açık ara en iyi sezon. Artık Maggie ve Negan arasında bambaşka bir ilişki var. Negan harika bir kötü adamdı, şimdiyse çok daha katmanlı bir karaktere dönüştü. 11 yıl önce o karavandan çıkan Negan olmaya her zaman devam edecek ama artık çok daha derinlikli biri. Bu yıl aralarındaki ilişkide yaşanan büyük değişim, Negan'ın tamamen farklı bir yönünü ortaya çıkaracak.

Karakteri oynamaktan hâlâ büyük keyif aldığını belirten aktör, "Beni her yıl heyecanlandıran şey de bu. Birbirini öldürmek isteyen iki karakteri merkeze alan bir dizi fikri ilk bakışta çılgınca gelebilir. Ama işte buradayız" diye ekledi.

Dead City'nin üçüncü sezonu, Maggie ve Negan'ın ilişkisinde yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Maggie, hayatının aşkı ve çocuğunun babası Glenn'i vahşice katleden Negan'ı hiçbir zaman tamamen affetmeyecek olsa da ikili, artık birbirine güvenmeyi öğrenmiş müttefikler haline geldi. Geçmişte yaşananlar göz önüne alındığında bu durum imkansız görünse de hayatta kalma mücadelesi dengeleri tamamen değiştirdi.

Maggie için yeni bir sayfa

Canlandırdığı karakterin bu sezon radikal bir değişim geçirdiğini belirten Lauren Cohan ise şunları söyledi:

Bu yıl Maggie, hayatını yalnızca acı üzerinden tanımlamanın artık ona bir şey kazandırmadığını ilk kez fark ediyor. Bu süreç aslında ikinci sezonda oğluyla başladı. Bir şeylerin değişmesi gerektiğini biliyordu ve bu onun için çok rahatsız edici bir yüzleşmeydi. Ancak ortada daha büyük bir amaç var. Birbirinden tamamen farklı iki insan olarak, birbirimize ne kadar güvenebildiğimizi ve aslında birbirimizi ne kadar iyi tanıdığımızı fark ettik. Tanışma şeklimiz düşünüldüğünde, ilişkimizin geldiği nokta gerçekten ilginç.

Jeffrey Dean Morgan da bu yeni dinamiğe şu sözlerle dikkat çekti: 

Son 10 yıldır ekrana olabildiğince yoğun bir düşmanlık taşıdık. Ancak artık hayatta kalanlar arasında birbirini en uzun süredir tanıyan iki insanız. Ayrıca Maggie'yi gülerken görmek çok güzeldi, bunu 10 yıldır görmemiştim!

Zombilerin de bir "kişiliği" olacak

Dizi, evrenin köklerini de unutmuyor. Dizinin yaratıcısı Seth Hoffman, üçüncü sezonda zombilerin insani yönlerini de keşfetmeyi amaçladıklarını ve hatta bazılarının "belli ölçüde kimlik ve karakter özellikleri taşıyacağını" söyledi.

The Walking Dead: Dead City'nin üçüncü sezonu, 26 Temmuz'da AMC ve AMC+ platformlarında ekran yolculuğuna başlayacak.

Dizi, Türkiye'de TV+ üzerinden izlenebiliyor.

Independent Türkçe, Variety, CBR.com