Kerime Naci
İnsan ticareti, yakıt kaçakçılığı, düzensiz göç ve sınır ötesi suç gibi güvenlik tehditlerinin Cezayir, Çad, Sudan ve Nijer'le olan Libya'nın güney sınırlarını giderek daha fazla tehdit ettiği ve Sahel ile Sahra bölgesinin alevlendiği bir ortamda sınır güvenliği dosyası, Libya çatışmasının taraflarını ortak güvenlik iş birliğine iten başlıca meseleler arasında öne çıktı. Libya'nın güney sınırları, karmaşık çöl yapısıyla büyük ölçüde başta İtalya olmak üzere Avrupa kıtasına yönelik düzensiz göçün ana güzergâhlarına dönüştü.
Bu bağlamda Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL), Libya'nın batısından ve doğusundan askeri yetkilileri bir araya getiren Ortak Teknik Sınır Güvenliği Koordinasyon Ekibi'nin Libya'nın orta kesimlerindeki Sirte'de geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen toplantıda, ortak sınır güvenliği koordinasyonunu güçlendirmeye yönelik pratik adımlar üzerinde mutabık kaldığını duyurdu. UNSMIL’in açıklamasına göre bu adımlar, ‘belirli sınır bölgelerinde ortak ve bütünleşik görevler icra etmek amacıyla sınır muhafaza birlikleri arasında birlikte yaşam süreci uygulanmasını ve daha önce Bingazi ile Trablus'ta kurulmuş olan ortak sınır güvenliği merkezlerinin faaliyete geçirilmesini’ de kapsıyor.
Uzlaşının zemini
Ortak Teknik Sınır Güvenliği Koordinasyon Ekibi'nin, Libya ulusal güvenliğinin temel unsurlarından biri olarak sınırları birleştirme ve koruma amacıyla geçtiğimiz yıl ocak ayında UNSMIL’in desteğiyle kurulduğunu hatırlatmakta fayda var.
İbda Araştırma Vakfı Yönetim Direktörü Abdullah el-Geryani, bu ortak sınır güvenliği koordinasyonunun siyasi tabloya yansımaları hakkında yaptığı değerlendirmede, “Bu ortak sınır güvenliği koordinasyonu, ister BM ister ulusal kaynaklı olsun çeşitli girişimleri desteklemek amacıyla ulusal siyasi uzlaşıya zemin hazırlama yönünde ilerleyen dönemde üzerine inşa edilebilecek bir temel sunuyor" ifadelerini kullandı.

Bu güvenlik uzlaşını ‘önemli’ olarak nitelendiren Geryani, “Çünkü bu uzlaşı, 2020'deki Berlin Konferansı 1 ve 2021'deki Berlin Konferansı 2'nin ardından Libya dosyasında yaşanan tıkanıklık göz önünde bulundurulduğunda birleşik bir güvenlik gücü oluşturmak için bir çerçeve sağlıyor” dedi.
Libya’nın batı ve doğu kutupları arasındaki ortak güvenlik yakınlaşmasının 2023 yılındaki Derne felaketinden bu yana başladığını vurgulayan Geryani, ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) tarafından düzenlenen Flintlock Tatbikatı’nın Libya'nın doğu ve batısındaki silahlı kuvvetleri Sirte'de bir araya getirdiğini, bunun da Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter ile Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Savunma Bakanlığı Müsteşarı Tuğgeneral Abdusselam ez-Zubi'nin bir araya gelmesini sağladığını ve özellikle güney sınırlarının korunması meselesinde güvenlik hedefinin siyasi olanla örtüştüğünü ifade etti.
ABD ivmesi
Şarku’l Avsat’ın Independen Arabia'dan aktardığı analize göre Siyasi yazar Abdullah el-Kebir ise UNSMIL’in, ABD Başkanı Donald Trump'ın Afrika'dan Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Fares Boulos’un girişiminin özellikle doğu ile batı arasında ortak güvenlik ve askeri güçler oluşturulmasına ilişkin bölümünün yarattığı geniş yerel ilgi ve ivmeden yararlanmaya çalıştığını düşünüyor. Bu kuvvetler Sirte'de gerçekleştirilen Flintlock Tatbikatı’na katılımla resmen başlatıldı.
Bu yakınlaşmanın Libya'nın doğusundan 5, batısından 5 subaydan oluşan ‘5+5 Ortak Askeri Komite’ olarak bilinen yapının önceki toplantılarında elde edilen kazanımlar üzerine inşa edildiğini de vurgulayan Kebir, sınır güvenliğini sağlamaya yönelik ortak gücün etkinleştirilmesinin ve bu konudaki anlaşmanın hızlandırılmasının Boulos’un girişimiyle ilişkili olduğuna dikkati çekti. Kebir, bunun aynı zamanda Sahel ve Sahra bölgesindeki büyüyen güvenlik tehditlerine verilen yanıtın ve Libya'yı son dönemde enerji sektöründe yatırım sözleşmeleri imzalayan Amerikan şirketlerini kabul etmeye hazırlamanın bir parçası olduğunu belirtti.
Bu gücün ABD’nin desteğiyle Amerikan şirketleri için güvenli bir ortam sağlayabileceğini düşünen Kebir, ancak güvenlik veya askeri kurumun gerçek manada birleşmesine zemin hazırlamayacağını ifade etti. Çünkü henüz siyasi birleşmenin koşulları oluşmadığını ve doğu ile batı arasındaki çifte karar mekanizması bu gücün geliştirilmesinin ve bağlılığının belirlenmesinin önünde bir engel olmaya devam ettiğini ifade eden Kebir, Libya siyasi sahnesindeki her ilerlemenin Libya'nın kendi sorunlarına verilen bir yanıttan çok, ABD'nin yaklaşan Amerikan yatırımları için uygun koşulları hazırlama isteğinin doğrudan yansıması olduğunu da vurguladı.
Sınır tehditleri
Öte yandan uluslararası ilişkiler uzmanı Dr. Halid el-Hicazi, Libya'nın doğusu ile batısı arasındaki sınır güvenliği koordinasyonu düzeyinde yaşananların önemli bir gerçeği yansıttığını vurguladı. Hicazi, “Sınır ötesi tehditler, siyasi bölünmüşlüğün eskiden olduğu gibi sürmesine izin vermeyecek kadar güçlü bir hal aldı. Sınır meselesi artık belirli bir bölge ya da otoriteyle sınırlı yerel bir sorun olmaktan çıkarak doğuda, batıda ve güneyde herkesi istisnasız etkileyen bir tehdide dönüştü” ifadelerini kullandı.
Düzensiz göç, yakıt kaçakçılığı, silah ve uyuşturucu ticareti, insan kaçakçılığı şebekeleri ile Sahel ve Sahra'nın derinliklerinden sızan suç örgütleri ve aşırılıkçı yapıların genişlemesinin Libya tarafları üzerinde yeni bir gerçeklik dayattığını vurgulayan Hicazi, “Sınırlar, siyasetin kısmen başaramadığını kısmen de başardı; zira herkesin önüne siyasi kamplaşmaları ve söylemleri tanımayan ortak bir tehlike koydu" diye ekledi.
Libya’nın doğusundaki ile batısındaki güvenlik ve askeri yetkililerin bugün özellikle güney sınırları üzerindeki kontrolün çökmesinin Libya'da kapsamlı bir güvenlik sorununa ve hatta 2011 sonrası yıllardan daha tehlikeli bir kaos ortamına yol açabileceğinin farkında olduğunu vurgulayan Hicazi, bu yüzden koordinasyon masasına oturmanın, artık siyasi bir lüks olmaktan çıkarak devletin bizzat varlığıyla bağlantılı bir güvenlik zorunluluğuna dönüştüğünü vurguladı.
Bu koordinasyonun kapsamlı siyasi birliğin öncülü olarak değerlendirilmemesi gerektiği konusunda da uyardı. Güvenlik dosyasının çoğunlukla bütünleşik bir ulusal proje inşa etme mantığıyla değil, geçici ortak çıkar mantığıyla ilerlediğini belirten Hicazi, bununla birlikte sınır güvenliği düzeyinde ortak koordinasyona ulaşıldığının duyurulmasının, doğrudan iletişim kanalları oluşturduğu ve güvenlik ile askeri kurumlar arasındaki kopukluğu hafiflettiği için olumlu ve önemli bir adım olmaya devam ettiğini de vurguladı.
Uluslararası faktör
Sınır güvenliği koordinasyonunu güçlendirmeye yönelik bu ortak anlaşmanın, düzensiz göçün artması ve Afrika'nın Sahel ile Sahra ülkelerindeki güvenlik durumunun kötüleşmesi nedeniyle Avrupa ülkelerinin baskılarının bir ürünü olup olmadığı sorusuna verdiği yanıtta Hicazi, Avrupa faktörünün bu anlaşmada belirleyici bir rol oynadığını vurguladı.
Avrupa'nın bugün Libya'ya Akdeniz'e uzanan düzensiz göçün başlıca geçiş kapısı olarak baktığını belirterek bunu ‘ilan edilmemiş en önemli itici güçlerden biri’ olarak değerlendiren Hicazi, özellikle Nijer, Mali, Çad ve Sudan gibi Sahel ve Sahra ülkelerindeki çalkantıların tırmanmasıyla birlikte kaçakçılık şebekeleri ve organize suç faaliyetlerinin artmasının Avrupa başkentlerinin güvenlik kaygılarını giderek büyüttüğünü Hicazi, Libya'daki güvenlik kurumlarını sınır güvenliği konusunda daha fazla koordinasyon kurmaya yönlendirmek amacıyla BM kanalları ya da başka iletişim hatları aracılığıyla baskı uygulayan birden fazla uluslararası tarafın bulunduğuna dikkat çekti. Zira Avrupalılar, Libya'daki güvenlik bölünmüşlüğünün sürmesinin pratikte göç dalgaları, kaos ve silah akışı önünde açık sınır anlamına geldiğinin farkında. Bununla birlikte bu ortak sınır güvenliği koordinasyonunun başarısının, Libya'nın güvenlik iş birliğini yalnızca dış baskılara verilen geçici bir yanıt olmaktan çıkarıp Libya’nın egemenliğini korumaya yönelik kalıcı bir ulusal projeye dönüştürme yönünde gerçek bir iradeye sahip olup olmadığıyla doğrudan bağlantılı olduğu uyarısında bulunan Hicazi, “Yalnızca uluslararası baskı korkusu üzerine inşa edilen herhangi bir anlaşma, çıkarlar ya da siyasi koşullar değiştiğinde kırılgan olmaya ve çöküşe açık kalmaya devam edebilir” diye konuştu.
Mecburi ittifak
El-Cezire Araştırma Merkezi Afrika İşleri Araştırmacısı Muhammed Turşin, ortak sınır güvenliği iş birliğinin birleştirilmesi meselesinin göreli bir nitelik taşıdığını ve ‘yerel, bölgesel ve uluslararası siyasi ve ekonomik boyutlara dayanan tüm temel anlaşmazlık noktalarını çözemeyeceğini’ belirtti.
Turşin, ortak sınır güvenliği iş birliğinin Libya çatışmasının tarafları arasındaki görüş ayrılıklarını azaltmak ve ‘diğer Libya taraflarının uzlaşı noktalarına ulaşmak amacıyla bir araya geleceği bir zemin hazırlamak’ için hayata geçirilebileceğine dikkati çekti.
Düzensiz göç, kaçakçılık, insan ticareti ve sınır ötesi suç başta olmak üzere güvenlik boyutuyla bağlantılı meseleler ile Sahel'e yayılmış terör örgütlerinin tehdidi ve Libya'da etnik bağları bulunan Tuareg kökenli Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi (MNLA) gibi milliyetçi hareketlerin hepsinin, Libya çatışmasının taraflarını ortak paydalar bulmaya ittiğini, bu paydaların belirli düzeyde güvenlik istikrarının sağlanmasına ve Libya ulusal güvenliğine sızma kapısı oluşturabilecek boyutların ele alınmasına doğrudan katkı sağlayacağını vurguladı.
Bu güvenlik ittifakının ‘mecburi ittifak’ olarak adlandırılabileceğini belirten ve bunun bir çıkar ittifakı olduğunu ve dolayısıyla güvenlik tehdit ve tehlikelerini gidermeye odaklanacağını teyit eden Turşin, “Libya meselesinde etkili ülkelerle koordinasyon sağlandığında bu ortak sınır güvenliği koordinasyonundan doğabilecek siyasi boyutlar gün yüzüne çıkacak” diye ekledi.
Bu ortak sınır güvenliği koordinasyonunun uluslararası dengelerle çatışıp çatışmayacağı sorusuna verdiği yanıtta ise Turşin, böyle bir ihtimali uzak bulduğunu belirtti.
Uluslararası toplumun bu ortak güvenlik anlaşmasını destekleyeceğini değerlendiren Turşin, Libya'yı etkileyen güvenlik tehditlerinin özellikle İtalya olmak üzere Avrupa'yı da vuracağını vurguladı. ABD'nin de buna karşı çıkmayacağını savunan Turşin, ‘bu ortak sınır güvenliği koordinasyonunun Avrupa'ya enerji arzını güvence altına alan petrol sahalarının korunmasına katkı sağlayacağını’ ifade etti. Rusya'nın da Libya'da kendi hedefleri bulunduğunu belirterek güvenlik düğümünün çözülmesinin Moskova'nın Libya'daki çıkarlarını koruma maliyetini düşüreceğini vurgulayan Turşin, Türkiye'nin ise Akdeniz'deki petrol yatırımlarına yönelik bir vizyona sahip olduğunu ve güvenlik koşullarının iyileşmesinin 2011 yılında eski Devlet Başkanı Muammer Kaddafi rejiminin çöküşünden bu yana bölünmüş olan ülkedeki büyük bölgesel güçlerin çıkarları açısından gerçek bir destek unsuru olacağını söyledi.
