İnci Mecdi
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, uluslararası toplumca tanınan meşru hükümet ile Husi milisleri arasında tırmanan iç çatışmaların gölgesinde Yemen meselesine ilişkin yoğun bir hareketlilik ve diplomasi trafiğine sahne oluyor. Geçtiğimiz ay yeniden başlayan çatışmalar, yaklaşık 200 bin kişinin yerinden edilmesine yol açarak ülkedeki insani felaketi daha da derinleştirdi.
Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları uluslararası alanda geniş çaplı tepki topladı. BM Güvenlik Konseyi tarafından geçtiğimiz perşembe günü yayımlanan bildiride; Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik, sivil havacılığı ve enerji altyapısını hedef alan, sivil can kayıplarına ve yaralanmalara yol açan saldırıları en sert ifadelerle kınandı. Konsey üyeleri ayrıca, Husilerin Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki seyrüsefere yönelik devam eden saldırılarını ve tehditlerini de en güçlü şekilde kınadıklarını yineledi.
Oy birliğiyle kabul edilen bildiride, Husilerin silahlanmaya devam etme kapasitesine odaklanan maddeler yer alıyor. Bu durum, 2140 sayılı karar kapsamındaki Yemen yaptırım rejiminin ihlali anlamına geliyor. Taslakta, Nisan 2015’te kabul edilen ve gruba yönelik hedeflenmiş bir silah ambargosu uygulayan 2216 sayılı karar ile ilgili diğer kararların eksiksiz bir şekilde uygulanmasının önemi vurgulanıyor.
Güvenlik Konseyi bildirisinde en dikkat çeken husus ise üyelerin, Husilerin yeni saldırılar düzenlemek amacıyla temin ettiği silah, ilgili mühimmat, teknik yardım, eğitim, finansman ve askeri faaliyetlerle bağlantılı diğer yardım türlerini engellemek adına Yemen hükümeti de dahil olmak üzere ‘pratik iş birliği’ çağrısında bulunmaları oldu. Bildiride ayrıca, hedeflenen silah ambargosu rejimi uyarınca tüm üye ülkelerin yükümlülükleri bir kez daha hatırlatıldı.
Yoğun faaliyetler
Geçen aydan bu yana BM diplomatları ve uzmanları, komşu ülkeleri ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerindeki seyrüsefer trafiğini hedef alan saldırıları durdurması amacıyla İran’a ve Yemen’deki vekiline yönelik baskıları artırmak için faaliyetlerini yoğunlaştırıyor. Nitekim Konsey, tırmanan gelişmeleri ele almak üzere geçen ay iki olağanüstü toplantı gerçekleştirdi. Bahreyn ve Birleşik Krallık’ın talebi üzerine BM Özel Temsilcisi 10 Eylül’de bir bilgilendirme sunumu yaptı. Ardından 15 Eylül’de Konsey; Bahreyn, Danimarka, Fransa, Yunanistan, Letonya ve Birleşik Krallık’ın talebiyle, Husilerin Yemen’in batı kıyısındaki genişleyen kontrolünü görüşmek üzere yeniden bir araya geldi.
Bu gelişmelerin öncesinde BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Husilerin geçtiğimiz hafta cumartesi günü Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlediği ve haberlere göre 12 kişinin ölümüne, yüzlerce sivilin yaralanmasına yol açan kanlı saldırıyı şaşkınlıkla karşıladığını belirterek şiddetle kınadı. BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg de Ensarullah’ın Suudi Arabistan’daki sivil altyapıya yönelik devam eden saldırılarını sert bir dille kınadı. Grundberg, bu saldırıların tehlikeli bir tırmanmayı temsil ettiğini, bölgesel güvenlik için ciddi bir tehdit oluşturduğunu, şiddet sarmalını sürdürdüğünü ve Yemen’deki barış çabalarını daha da karmaşık hale getirdiğini belirtti. Siviller ile sivil nesnelere yönelik saldırıların yasaklanması da dahil olmak üzere uluslararası insani hukuka uyulması çağrısında bulunan Grundberg, Ensarullah’a bu saldırıları durdurma yönündeki davetini yineledi.
BM Güvenlik Konseyi geçen yıl, BM Şartı’nın VII. Bölümü kapsamında, 2014 tarihli 2140 sayılı ve 2015 tarihli 2216 sayılı kararlar doğrultusunda ilk kez yürürlüğe konulan hedefli tedbirler ve silah ambargosu da dahil olmak üzere Yemen’e uygulanan yaptırım rejimini bir yıl daha yeniledi. Konsey ayrıca, yaptırımların uygulanmasını izlemekle görevli Uzmanlar Paneli’nin görev süresini önümüzdeki aralık ayına kadar uzattı.
Husilerin bir terör örgütü olarak tanımlanması meselesi gündeme getirilmemiş olsa da örgüt, önceki BM kararları uyarınca silah ambargosuna tabi yapılar arasında yer alıyor. Bu durum, Batılı ülkelerin mevcut yaptırımların sıkılaştırılması veya silah sevkiyatı ve finansman ağlarına ilave tedbirler uygulanması yönünde baskı yapmasına olanak tanıyor.
Silahlanmanın hedef alınması
BM koridorlarındaki diplomatik hareketlilik, krizin ele alınma kapsamını genişletmeye doğru evriliyor. Bu yaklaşım, Husi saldırılarını yalnızca Yemen ve bölge güvenliğine yönelik bir tehdit olarak görmekten ziyade, silahlanma kaynaklarını, tedarik ağlarını ve dış desteği incelemeye odaklanıyor; nitekim bu durum bu ayın başından itibaren yayımlanan BM bildirilerine de yansıdı. Birleşik Krallık’ın BM Daimî Temsilci Yardımcısı Kate Foster’ın geçen hafta Güvenlik Konseyi toplantısında yaptığı konuşma son derece açıklayıcıydı. Foster konuşmasında, Husilerin tırmandırdığı saldırıların ‘durup dururken ortaya çıkmadığına’ dikkat çekerek, “İran’ın Husilere yönelik sarsılmaz desteği, sivilleri, komşu ülkeleri, deniz seyrüsefer güvenliğini ve barış imkanlarını tehdit eden saldırılar düzenlemelerine imkan tanımaya devam ediyor” ifadesini kullandı.
Foster, 2140 ve 2216 sayılı kararlar da dahil olmak üzere BM Güvenlik Konseyi kararlarının son derece açık olduğunu belirterek; “Husilere silah sevkiyatının ve askeri destek sağlanmasının engellenmesine yönelik tedbirlerin alınması da dahil olmak üzere, tüm üye ülkeler yükümlülüklerini yerine getirmelidir” değerlendirmesinde bulundu.
Öte yandan, 2026-2027 dönemi BM Güvenlik Konseyi geçici üyesi olan Bahreyn’in BM Daimi Temsilciliği de Güvenlik Konseyi içerisindeki Körfez pozisyonunun koordinasyonu ile İran ve Husilere yönelik muhtemel kararlar hakkındaki soruları cevapsız bıraktı.
Denetim ve yaptırımlar
Gözlemciler; silah ambargosunun kesin olarak uygulanabilmesi için Yemen’e yönelik BM Denetim ve Doğrulama Mekanizması’nın güçlendirilmesinin gerekliliğini tartışıyor. Bu kapsamda, BM denetimlerinden kaçınmak amacıyla gemilere bayrak sağlayan ülkeler ile nakliye şirketlerini hedef alan BM yaptırımlarının hazırlanması ya da silah kaçakçılığına dair kanıt sunulduğunda deniz denetimlerini reddeden taraflara yaptırım uygulanması gündeme getiriliyor. Ayrıca, üye ülkelere; kara sınırları ve hükümet kontrolündeki limanlar üzerinden kaçırılan silahların takibi ve engellenmesi konusunda uluslararası toplumca tanınan Yemen hükümetinin çabalarını destekleme çağrısında bulunuluyor.
Husilerin 2024 yılında Kızıldeniz’deki kargo gemilerine yönelik saldırılarını tırmandırdığı dönemde BM’de ifade veren Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Michael Knights, diplomatik taleplerin sıkı uygulama mekanizmalarıyla desteklenmesi gerektiğini vurgulamıştı. Knights bu doğrultuda; BM Güvenlik Konseyi’nin 2722 sayılı kararındaki taleplerin üzerinde durulması, İran’a BM silah ambargosuna yönelik belgelenmiş ihlallerini derhal durdurması yönünde yeniden çağrı yapılması ve Husilerin uluslararası tanınırlığa sahip Yemen hükümetine ve bölge ülkelerine karşı güç kullanma yönündeki tüm tehditlerinin kınanması gerektiğini belirtmişti.
Geçen hafta BM Güvenlik Konseyi, Yemen’de topyekûn savaşın yeniden başlaması ihtimalini görüşmek üzere toplandı. Oturum sırasında Birleşik Krallık dahil üye ülke temsilcileri, Husilerin sivilleri, kritik altyapıyı ve kutsal mekanları hedef alan kesintisiz saldırılarını şiddetle kınadı. BM yetkilileri ve diplomatlardan oluşan konuşmacılar; daha sert yaptırımlar uygulanması, yasa dışı silah kaçakçılığının durdurulması ve silahlı grubun diplomatik müzakerelere geri dönmesi için baskı yapılması çağrısında bulundu.
Tüm bunlara ek olarak insani yardım kuruluşları, şiddetli beslenme yetersizliğiyle, tırmanan kolera vakalarıyla ve artan sivil kayıplarıyla mücadele etme kapasitelerini ciddi şekilde engelleyen felaket boyutundaki finansman eksikliğine dikkat çekti.
Rusya ve Çin’in tutumu
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre 15 Ekim tarihinde yayımlanan bildirinin önemi, niteliğinden kaynaklanıyor; zira bu tür bildiriler, BM Güvenlik Konseyi’nin 15 üyesinin tamamının oy birliğini gerektiriyor. Bu bağlamda, yılın başlarında İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınayan Güvenlik Konseyi kararlarını engelleyen Rusya ve Çin’in daha önceki tutumlarına dikkat çekilebilir.
Bildiride, Husilerin Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki ticari seyrüsefere yönelik saldırı ve tehditlerine ilişkin Konsey’in ‘en sert ifadelerle kınaması’ yer alırken, gelen haberlere göre Rusya bu söylemin dozunu düşürmeyi hedefleyen öneriler sundu. Rusya’nın ‘en sert ifadelerle’ ibaresinin çıkarılması ve Husilerin Kızıldeniz’deki seyrüsefere yönelik saldırı ile tehditlerdeki sorumluluğuna yapılan açık atfın silinmesi yönündeki talepleri nihai taslakta kabul görmedi.
Daha geniş çerçevedeki mesele ise şu: Saldırıların sürmesi ve bölgesel güvenlik ile deniz seyrüsefere etkilerinin genişlemesi halinde Husiler ve İran üzerindeki baskının yaptırımların ötesine geçebileceği. Ancak Güvenlik Konseyi’nin üye ülkeler arasında oy birliği sağlama kapasitesi belirleyici bir unsur olmaya devam ediyor. Gözlemciler; uygulanabilir yeni tedbirlerin tasarlanmasının, veto hakkına sahip beş daimî üye ülkenin tutumlarının hesaba katılmasını gerektirdiğine işaret ediyor. Nitekim BM bildirilerinde ve uluslararası yetkililerin açıklamalarında da görüldüğü üzere Yemen krizi, İran ile yaşanan daha geniş kapsamlı hesaplaşmadan bağımsız değil; yetkililer de Tahran’ın Husileri silahlandırması konusunda denetimlerin sıkılaştırılması gerektiğini vurguluyor.