Korgeneral Atta: ‘Wagner, Sudan’da savaşıyor. Elimizde ölmüş bir Wagner unsuru var’

Sudan Egemenlik Konseyi üyesi, Şarku’l Avsat’a Hamideti’nin ‘vatana ihanet’ suçlamasıyla karşı karşıya kalacağını ve unvanlarının elinden alınacağını açıkladı

Sudan’da iktidardaki Egemenlik Konseyi üyesi Korgeneral Yaser el-Atta
Sudan’da iktidardaki Egemenlik Konseyi üyesi Korgeneral Yaser el-Atta
TT

Korgeneral Atta: ‘Wagner, Sudan’da savaşıyor. Elimizde ölmüş bir Wagner unsuru var’

Sudan’da iktidardaki Egemenlik Konseyi üyesi Korgeneral Yaser el-Atta
Sudan’da iktidardaki Egemenlik Konseyi üyesi Korgeneral Yaser el-Atta

Sudan ordusunun önde gelen liderlerinden Korgeneral Yaser el-Atta, Hızlı Destek Kuvvetleri’ne bağlı medyayı, yandaşlarının moralini yükseltmek için yalan söylemekle suçlayarak, bazı noktalar dışında ordunun ülkenin tüm eyaletlerini tamamen kontrol ettiğini açıkladı. Atta, ‘savaşların anası’ olarak nitelendirdiği genel komutanlık savaşında isyancı güçlerin yok edildiğini söyledi.

İktidardaki Egemenlik Konseyi üyesi Korgeneral Atta, Hızlı Destek Kuvvetleri’ni ve komutanı Hamideti’yi orduya ihanet etmekle suçladı. Hızlı Destek Kuvvetleri’nin Hamideti’ye ‘prens’ ve Sudan’ın hükümdarı diye seslendiğini belirten Atta, Hızlı Destek liderlerinin akıl dışı hırslarının onları bu yangına götürdüğünü dile getirdi.

Korgeneral Yaser el-Atta, Suudi Arabistan ve ABD’ye de Sudan’daki çatışmayı sona erdirmek için arabuluculuk yapmalarından dolayı teşekkür ederken, orduyla ilgili diyaloğun amacının, ‘isyancı güçleri başkent Hartum’dan uzaklaştırmak, aralarındaki iyi unsurların orduya dahil edilmesine, geri kalanların terhis edilmesine hazırlık olarak onları bir kampa hapsetmek ve Hızlı Destek’in üst düzey liderlerini yargılamak’ olduğunu ifade etti.

Atta, ‘ordu ve liderliğinin, Sudan’ın tüm bölgelerini ve aşiretlerini temsil ettiği için’ mevcut çatışmanın bir iç savaşa dönüşme olasılığının uzak olduğunu söylerken, Rus Wagner güçlerinin savaş ve altın çıkarma operasyonlarına müdahale ettiğini de kabul etti. Korgeneral, Hamideti’nin büyük bir altın stokuna (Rusya’da 53 ton ve başka bir kardeş ülke ve Sudan’da 22 ton) sahip olduğuna dikkati çekti.

Birleşmiş Milletler’in Sudan'daki Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) Başkanı Volker Peretz’in rolü hakkında ise Korgeneral Yaser el-Atta, bunun oldukça olumsuz bir rol olduğunu ve onun yerine başka bir tarafsız elçinin getirilmesinin daha iyi olduğunu söyledi. Yetkili, çerçeve anlaşmaya geri dönme olasılığına ilişkin olarak da bu anlaşmanın, başkalarını dışlamak ve gücü tekelleştirmek için Merkez Konseyi’nin hizmetine girdiğini vurguladı. Ayrıca kimseyi dışlamayan bir anlaşmaya varmak için Merkez Konseyi ve diğer güçleri istişareye davet edeceğini, aksi takdirde iki yıllığına geçici bir hükümet atanacağını ve Birleşmiş Milletler (BM), Afrika Birliği (AfB) ve Arap Birliği’ni yeni bir otoritenin ortaya çıkacağı ülkede genel seçimler düzenlemeye davet edeceğini söyledi.

İşte Korgeneral Yaser el-Atta’nın Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tamamı;

Ordu tüm eyaletleri kontrol ediyor

FOTO: Sudan’ın başkentinde çıkan çatışmalar nedeniyle gökyüzünü duman kapladı (AFP)
Sudan’ın başkentinde çıkan çatışmalar nedeniyle gökyüzünü duman kapladı (AFP)

-Sahadaki durum hala belirsiz ve çelişkili bilgiler mevcut. Ordunun şu andaki pozisyonu nedir? Araziyi ne ölçüde kontrol ediyorsunuz?

Ordu, ‘yeteneklerinin çoğunu kaybetmiş ve şu anda bazı suç eylemleri gerçekleştiren bazı isyancı noktalar dışında’ tüm eyaletler üzerinde tam kontrole sahip. Çelişkili bilgiler, yasadışı para ve rüşvetle büyüyen isyancıların yalancı medyasının bir sonucudur. Onların ahlakları bozuldu ve düzenbazlık, onların yaşam tarzı haline geldi.

Başkentte ise, tüm ana üsleri teslim alındı ve imha edildi. Araçlarını Cumhurbaşkanlığı Sarayı çevresi, radyo ve televizyon istasyonlarına ve vatandaşların evlerinin bulunduğu mahallelere konuşlandırdılar. Ayrıca hastanelere, okullara ve yoğun nüfuslu mahallelere de yayıldılar. Zaman zaman, tarama faaliyeti yürüten güçleri durdurmak veya medyanın dikkatini çekmek ve liderliğe saldırmaya teşebbüs ederek ve bazı ordu kamplarını topçu bombardımanıyla hedef alarak moral yükseltmek için umutsuz girişimlerde bulunuyorlar. Ancak eylemlerinin çoğu şu anda devlet kurumlarını ve fabrikaları yağmalamaya ve tahrip etmeye, bankaları, mağazaları ve vatandaşların evlerini yağmalamaya, eczanelerden ilaçları, hastanelerden ekipmanları yağmalamaya ve vatandaşlar için temin edilen yeni araçlara el koymaya odaklanıyor.

-Yani bunlar vur-kaç savaşları mı? Aynı şekilde bazı ordu liderlerinin bahsettiği gibi kısa sürede zafere ulaşmak zor mu?

Bahsettiğim nedenlerle Genel Komutanlık, vatandaşların kayıp vermemesi ve devletin altyapısının zarar görmemesi için ortaya koyulan yeni planlarla onları yok etmeye çalışıyor. Şu anda bu, mükemmel bir şekilde uygulanıyor.

‘Savaşların anası’ Burhan tarafından yönetiliyor

-Genel Komutanlık, Hartum Havalimanı, saray ve stratejik bölgelerde çatışmalar devam ediyor mu?

Genel Komutanlık ve Hartum Havalimanı’ndan uzaklaştırıldılar, ama bu bölgelerde uzun mesafelerden toplarla savaşıyorlar. Varlıklarının yoğunluğu, aslında güçlerimizle birlikte bu bölgelerin çevresinde devam eden savaş operasyonlarından önceydi. Son zamanlarda Hartum dışından cumhurbaşkanının evinin yanındaki havaalanı mahallesinde ve Genel Komutanlık civarında bulunan üç tabur olduğu tahmin edilen büyük kuvvetler, Harekât Otoritesi karargahında üç tabur ve ‘devrik lider Ömer el-Beşir dönemindeki iktidar partisinin genel merkezinde ve havalimanının hemen güneyinde bitişik olan iki yerde üç tabur çağırdılar. Doğrudan sarayın doğusuna ek kuvvetler konuşlandırdılar. Tüm bu güçler tamamen yok edildi. Ayrıca karargâhlarından doğrudan Genel Komutanlığa bakan 3 tabur getirdiler. Bütün bu kuvvetler, ‘savaşların anası’ dediğimiz ve bizzat Başkomutan Burhan tarafından yönetilen Genel Komutanlığın savaşlarında etkisiz hale getirildi. Onları kuşatma altına aldığımız saray savaşı kaldı. Tamamen yok edilecekler.

-Bazıları, her iki tarafın da zaferlerini sadece bir moral artışı olarak mı tanımlıyor?

Kendileriyle yan yana çalışan güçlerimize ihanet ettikleri için hiçbir savaşı kazanamadılar. Liderliklerinin akıl dışı hırsları onları bu yangına götürdü. Hamideti’ye ‘prens’ derlerdi. Ona ‘Sudan hükümdarı Prens Ebu Hamdan’ ve kardeşi Abdurrahim’e de ‘veliaht prens’ diye seslenirlerdi.

-Savaşların yakın bir sonu olmasını bekliyor musunuz?

Allah’ın izniyle, bu iyi ve doğru insanların duaları, iradeleri ve silahlı kuvvetlerimizin sağlamlığı ile çok yakında Daklu sülalesinin güçsüz oyunu sona erecek, Bu Moğol akını yenilecektir.

Suudi Arabistan- ABD girişimi

-Sudan’da çözüm için Suudi Arabistan- ABD çabaları mevcut. Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

Tüm takdir ve saygıları hak eden kardeş Suudi Arabistan Krallığı’na ve ayrıca meselemize gösterdiği ilgiden dolayı ABD’ye teşekkür ediyorum. Ancak diyalogdaki amacımız, yalnızca isyancı güçleri başkentten çıkarmak, askerlik şartlarını taşıyanlar için silahlı kuvvetler birliklerine katılmaları hususunda bir kamp belirlemek ve geri kalanların yaşama rehabilite edilmek üzere Terhis Komisyonu’na teslim edilmesidir. Hızlı Destek’in üst düzey liderlerinin de ülkeye ve vatandaşlara karşı işledikleri suçlardan dolayı yargılanması son derece önemlidir. Bu noktaların dışında herhangi bir diyalog, savaşın başka bir zamana ertelenmesiyle ilgilidir.

-Savaşı sona erdirmek için uluslararası bir plan olsaydı yanıt verir miydiniz?

Ne olursa olsun kimse planlarını üzerimize empoze etmeyecek.

-Çatışmalardan dolayı insanların hayatı kesintiye uğruyor. İnsani bir felaket korkusuyla nasıl mücadele edilebilir?

En büyük insani felaket, bu milislerin Sudan’daki varlığıdır. Kaçakçılık, yağma ve rüşvetle sosyal hayat, servet, ahlâk ve iktisadî hayat, siyasî hayat ve askerlik müessesesi alt üst edilmiştir. Bu salgının ve kanserin Sudan milletinin vücudundan silinmesi, milletin en büyük zaferi, Darfur’da, Hartum’da ve tüm devletlerdeki şehitlerin kanının uğruna kazanılan en büyük zaferdir. Asıl felaket, Daklu ailesinin Sudan haritasındaki varlığıdır.

İç savaş korkuları

-Kırılgan ekonomik koşulların yanı sıra, çok sayıda ordunun varlığı ve güvenlik ihlalleri ortasında savaşın bir iç savaşa dönüşmesinden endişe ediliyor mu? Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hayır. Bu çatışmalar, bir iç savaşa yol açmayacak. Çünkü Sudan ordusu, Sudan’ın tüm kabilelerini içerir. Liderliğinde tümgeneral rütbesine sahip olanlar vardır: Üçü Kordofan’dan, üçü doğudan, üçü kuzeyden, ikisi Darfur’dan ve biri merkez bölgeden. Bir diğer husus da ordunun, er-Rizaygat oğulları ile bir sorunu yoktur. Çünkü onlar da diğer Sudanlı aşiretler gibi baş tacıdır. Hızlı Destek Kuvvetleri’ndeki gençlerle bir sorunumuz yok. Bizim sorunumuz Daklu sülalesi çetesi ve bu gençleri sadece kişisel çıkarları için savaşa sokan bazı suç liderleriyle. Yani Allah’ın izniyle bu yönde bir iç savaş asla olmayacak.

-Bölgesel ve uluslararası tarafların savaşa girme yönünde korkular var mı?

Biz konunun hassasiyetini bildiğimiz için hiçbir kardeş ülkeden savaşta bize destek vermesini istemedik. Ama kuvvetlerimiz arasında Wagner’den öldürülmüş keskin nişancı var. Kardeş ülkelerin isyancı milislere yardım isteme girişimleri olduğuna dair bize gelen, doğruluğunu teyit edemediğimiz bilgiler var. Ek olarak Hamideti’nin kuvvetleri arasında Çad, Nijer, Mali ve diğerlerinden paralı askerler var.

Sudan’daki Wagner milisleri

-Rus Wagner ordusunun komutanı yardım teklif etti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Minnettarız. Biz, onun yardımını istemiyoruz. Biz sadece ülkelerle ve tanınmış uluslararası, bölgesel ve insani yardım kuruluşlarıyla muhatap oluyoruz. Rusya devleti yardım etmek istiyorsa, memnuniyetle karşılanır.

-Wagner ordusu hala Sudan’da mı? Özellikle de altının üretildiği Darfur’daki Cebel Amer’de Wagner gücü var mı?

Tüm dünya onların nerede olduğunu biliyor. Sudan’da, Libya ya da Orta Afrika sınırlarında Hamideti için altın madenciliği yapan şirketlerin olduğu her yerde Wagner unsurları da var.

Sudan altını kaçakçılığı

-Sizce Sudan altını yurt dışına kaçırılıyor mu ve boyutu nedir?

Evet. Sudan altını yıllardır yurtdışına kaçırılıyor ve kaçak üretim hacmi çok büyük. Elimdeki bilgiler Hamideti’nin Rusya’da 53 ton, başka bir kardeş ülkede 22 ton ve birkaç ülkede de birkaç ton olarak tahmin edilen stokları olduğunu gösteriyor. Onlarca ton ise Sudan’da saklı.

-Sayıları 100 bine ulaşana kadar Hızlı Destek Kuvvetleri’nin serbestçe genişlemesine, silahlanmasına ve ordu yasasını çiğneyerek istedikleri kişiyi göreve almasında izin verenin ordu komutanı olduğuna dair suçlamalar var. Değerlendirmeniz nedir?

Önceki rejimin günlerinden bu yana zaten çok sayıdalar, bol miktarda silahlanmış durumdalar ve özellikle son günlerde onu korumak için başkentte ve eyaletlerde genişlemişlerdir. Ordu komutanı son asker alımını durdurdu ve onlara askeri numara vermeyi reddetti. Buna rağmen, şu anda savaş tarafından önleri kesilen 36 binden fazla asker topladılar. Devrim sırasında kuvvetlerine çağrı yapıldı. Okullara ve hükümet merkezlerine girdiler. Asıl yerlerine dönene kadar onlara başka kamplar vermek gerekiyordu. Ancak ihanet niyeti taşıyorlardı. Bu yüzden geri dönmeyi reddettiler. Ordu komutanı her zaman çatışmadan kaçındı ve onları siyasi baskıyla entegre etme eğilimindeydi. Ancak politikacılar, deneyim yetersizlikleri ve geçici taktikleri nedeniyle onlarla ittifak kurdular. Geleceğe ve stratejilerine bakmadılar. Çünkü ne olursa olsun tek endişeleri iktidar koltuğuna ulaşmaktı. Başka bir şey değil. Bu çerçevede ordu komutanı devrime karşı çıktı. Hızlı Destek milislerinin lideri, devrimin ve demokrasinin koruyucusu oldu. Komünist Parti’nin onlara ‘Yumuşak İniş Kuvvetleri’ derken haklı olduğunu şahsen kabul ediyorum. Allah’ın izniyle isyanı yok edeceğiz, sonra da devletin milli güvenliğini bozmayan demokrasiyle orduda olduğumuzu net ve yüksek sesle söyleyeceğiz. Büyük Sudan halkının devriminin ve tercihinin yanındayız. Ancak politikacılar, bilsinler ki devletimiz eğlence için bir oyun değil.

-Bu kadar büyük miktarda birlik ve teçhizatı kim finanse ediyor?

Federal Maliye Bakanlığı. Daklu sülalesinin şirketlerini finanse etmek için Yemen’de savaşan güçlerin maaşlarından kesinti yapılıyor.

Hamideti olarak bilinen Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Muhammed Hamdan Daklu (AP)
Hamideti olarak bilinen Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Muhammed Hamdan Daklu (AP)

Hamideti yalan söylüyor

-Hamideti, ordunun Rusya’dan MiG-29 uçakları getirmesine yardım ettiğinden bahsetmişti. Bu doğru mu?

Son uçak 2007’den önce Rusya’dan geldi. O zamanlar Hamideti, Sınır Muhafız Kuvvetleri’nde istisnai bir rütbeye sahip bir astsubaydı. O ve kardeşi Abdurrahim, doğaları gereği yalan söylerler ve yalanlarına inanırlar.

-Peki ya Hafter? Etiyopya da kapıda.

Hafter’e Hamideti’ye destek vermesi için baskı yapıldığına dair çelişkili bilgiler aldık. Ancak son zamanlarda, bunu yapmayı bıraktığını öğrendik. Bunu kardeş ve aziz bir ülkeden canı gönülden temenni ediyoruz. Ancak Etiyopya’ya gelince, Başbakan Abiy Ahmed’e sınır sorunlarının ancak diyalog yoluyla çözülebileceğine dair cesur duruşundan dolayı teşekkür ediyoruz. O, büyük bir Afrika medeniyetinden ve Etiyopya halklarının medeniyetinden gelen ahlaklı bir şahsiyettir. Selam ve takdir onunla olsun.

Volcer’ın rolü olumsuz

BM’nin Sudan'daki Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) Başkanı Volker Peretz (Reuters)
BM’nin Sudan'daki Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) Başkanı Volker Peretz (Reuters)

-Bazılarının dedikleri gibi Volker Peretz’in rolünün yıkıcı olduğunu düşünüyor musunuz?

Bu rol, yıkıcı değil. Yardım etmek istiyor, ancak diğeri olmadan tek bir siyasi akımın etkisi altına girdi. Bu yüzden asla başarılı olamayacak.

-Rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rolü çok olumsuz. Çünkü sorunu çözmesine olanak tanımayacak sınırlı bir yönde yürümesine neden olan bir etki çemberinde. Biz de onun fikrini güvenli bir yere götüremeyeceğiz. Onun yerine tarafsız ve herkese açık başka bir elçi görevlendirmek daha iyi olur.

-Hızlı Destek Kuvvetleri lideri, savaşının orduyla değil, ordu içindeki eski rejimin unsurlarıyla olduğunu mu söylüyor?

Savaşı kendi kendisiyle. Çünkü iktidardaki eski rejimin tek destekçisi odur. Eski rejim, kendisini ​​korumak için kurulmuştu, daha doğrusu Devlet Başkanı Beşir’i, kardeşlerini ve ofisinin müdürünü korumak içindi. Beşir, ordusunu ve mali imparatorluğunu kendisi için kuran ve onu Ulusal Kongre’nin Şura Konseyi’ne getiren kişidir. Şu anda güvenlik komitesinin askeri parçası olan tek kişi o. O biliyor ve tüm ordu biliyor. Aynı şekilde eski rejimin mensupları da mevcut. Onlara şunu soralım; Burhan, Kabaşi ve Yaser el-Atta, eski rejim örgütünün üyesi midir, yoksa eski rejim örgütünün içinde olan Hamideti midir?

-Orduya ne kadar nüfuz ettiklerini düşünüyorsunuz?

Ordu devrim safına geçer geçmez, önde gelen üyeler azledildi. Ardından Korgeneral Haşim Abdülmuttalib’in grubu azledildi ve daha sonra çoğu örgüt mensubu, güvenlik ve polis teşkilatında bulunan başka bir grup, emekliye sevk edildi. Ancak ironi şu ki, 305’ten fazlası Hamideti tarafından subay ve danışman olarak kendi kuvvetlerine alındı. Yetkilendirmeyi Kaldırma Komitesi oluşturulurken, kuruluşun birtakım unsurları Dışişleri Bakanlığı, yargı ve diğer bazı kurumlara havale edildi. Bu noktada da Hamideti, bir kısmını şirketlerine danışman olarak atadı. Özgürlük ve Değişim Merkez Konseyi’ne katılmazsam, bu benim Kizan olduğum anlamına mı gelir? (Sudan’daki Müslüman Kardeşler’e verilen bir ifade). Ardından Komünist Parti, Özgürlük ve Değişim Merkez Konseyi’nden ayrıldı ve hükümetlerine muhalif faaliyetler yürütmeye karar verdi. Peki onlar, Kizan mı? Bu, Hamideti’nin siyasal İslamcılara karşı duran kardeş ülkeler için kullandığı bir korkuluk ve Özgürlük ve Değişim’in kendileriyle aynı fikirde olmayanları terörize etmek için kullandığı bir korkuluk. Gerçek şu ki, tamamen bağımsız silahlı kuvvetlerimiz var.

-Çerçeve anlaşmaya geri dönüş bekliyor musunuz?

Çerçeve anlaşması, başkalarını dışlamak, onları kontrol etmek ve gücü tekelleştirmek için Merkez Konseyi’nin hizmetine girdi. Savaştan sonra Allah’ın izniyle Merkez Konseyi’ni, Demokratik Blok’u, Komünist Parti’yi, Sosyalist ve Halkçı Arap Baas Partisi’ni, İttihatçıları ve önceki anlaşma sahiplerini istişare etmeye davet edeceğiz. Dışlama olmaksızın, vatanı ve güvenliğini manipüle etmeden anlaşma sağlanırsa memnuniyetle karşılanır. Aksi taktirde iki yıllık bir süre için yetenekli bir bekçi hükümeti atarız. Ülkedeki genel seçimleri yönetmek ve organize etmek için BM, AfB, İGAD ve Arap Birliği’nden oluşan ortak bir dörtlü misyon talep edeceğiz.

-Hızlı Destek Kuvvetleri’ni isyancı bir güç olarak nitelendirdiniz. Ancak lideri hâlâ Egemenlik Konseyi’nin başkan yardımcısı statüsünü elinde tutuyor. Siz (belki de) aranızdaki tüm bağları koparmak istemiyor musunuz?

Bu, büyük bir hata. Askerî harekât nedeniyle Egemenlik Konseyi üyelerinin bir arada bulunmaları mümkün olmadığı için Konsey Başkan Yardımcılığı unvanını kendisinden geri çekmedik. Ancak ilk toplantıda hakkında vatana ihanet, devlet güvenliğini tehdit, isyan, cinayet, yağma, terör estirme, devlet altyapısını tahrip, güven ve şerefi zedeleme suçlarından şikayetçi olunacak. Daha sonra Egemenlik Konseyi üyeliğinden çıkarılacak, askeri rütbesi düşürülecek ve tutuklanmasının ardından yargı önüne çıkarılacak.

-Son olarak, tahminlerinize göre bu savaş ne kadar sürecek?

Öncelikle yiğit ordumuzun evlatlarına ve yüce sivil halkımıza karşı ihanet suçunun şehitlerine cennet ve sonsuzluk, tüm yaralılara acil şifalar diliyorum. Değerli halkımıza şunu söylüyorum; İsyancı milisleri yok etmeye çok az kaldı, Allah’ın izniyle çok az kaldı. Halkımız için korkumuz olmasaydı, size sadece bir gün kaldığını söylerdim.



İsrailli yetkililer Gazze'yi işgal etme planı öneriyor: Nükleer bomba atmayı teklif ettiler

Aşırılıkçı yerleşimciler, Şubat 2024'te Gazze'ye geçerek bir karakol kurmaya çalıştı (DPA)
Aşırılıkçı yerleşimciler, Şubat 2024'te Gazze'ye geçerek bir karakol kurmaya çalıştı (DPA)
TT

İsrailli yetkililer Gazze'yi işgal etme planı öneriyor: Nükleer bomba atmayı teklif ettiler

Aşırılıkçı yerleşimciler, Şubat 2024'te Gazze'ye geçerek bir karakol kurmaya çalıştı (DPA)
Aşırılıkçı yerleşimciler, Şubat 2024'te Gazze'ye geçerek bir karakol kurmaya çalıştı (DPA)

Üç bakan ve iktidar koalisyonundaki yaklaşık 10 milletvekilinin girişimiyle, dün Knesset'te (İsrail parlamentosu) “Gazze - Ertesi Gün” başlıklı bir konferans düzenlendi. Şeridin Geleceği için Siyasi Plan Yerleşim liderleri ve yüzlerce konuk konferansa katıldı ve konferans sırasında, Yahudilerin tarihi hakkı olduğunu iddia ederek oraya geri dönüp yerleşmeyi müzakere ettiler.

Konferans, Parlamento Anayasa ve Adalet Komitesi Başkanı Simcha Rotman'ın girişimiyle, Yerleşim Bakanı Orit Strock, Yahudi Mirası Bakanı Amichai Eliyahu ve Diaspora İşleri Bakanı'nın katılımıyla gerçekleşti. Bu isimlerin tamamı, Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich liderliğindeki Dini Siyonist bloktan ve Likud'dan Avichai Shekli de konferansa katıldı. Konferansta, Gazze çevresinde yaşanan siyasi olaylarla ilgilenmediklerini, bununla ABD Başkanı Donald Trump'ın savaşı sona erdirme planını kastettiklerini açıkladılar.

Gazze Şeridi'nin işgalini savunanlar, “Gazze Şeridi için tek gerçekçi planın İsrail'in burayı tamamen kontrol altına alması ve yerleşim yerlerini yeniden inşa etmesi olduğunu” iddia ediyorlar. Gazze'deki her binayı ve ev kalıntısını yerle bir eden ordunun mevcut operasyonlarını, kendi faaliyetleri için bir teşvik olarak görüyorlar.

Strook konuşmasında, “Mesele tek bir şeyle ilgili: topraklarımız üzerindeki hakkımızı tanıyıp tanımadığımız” dedi ve ekledi: “Kendimize şunu sormalıyız: Başbakanımız Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı'na Gazze'nin bizim olduğunu söyledi mi?” Rotman ise şöyle dedi: “Savaştan öğrendiğimiz en önemli şey, her şeyin Netanyahu ile ilgili olmadığıdır. Ona toplumsal baskı uygulamalıyız.”

cdfgth
İsrailli yerleşimciler, Ağustos 2005'te Gazze'deki Netzarim yerleşiminden ayrılırken yürüyüş yapıyorlar (AP)

Savaşın başında Gazze'ye nükleer bomba atılması çağrısında bulunmasıyla bilinen Bakan Eliyahu, "Bu konferans, hükümet üzerinde kaçınılmaz olarak etki yaratacak ve istenen sonuçları elde edecek güçlü bir kamuoyu baskısının başlangıcıdır" ifadelerini kullandı.

Ona göre, “Gazze'deki gelişmeler, Amerikalıların (Hamas'ın) kendilerine karşı dürüst olmadığını ve iktidarı veya silahlarını bırakmak istemediğini keşfedeceklerini gösteriyor. Bu nedenle İsrail, Gazze'nin kontrolünü ele geçirmeye hazırlanmalı, ancak bu sefer sadece savaşı askeri olarak çözmekle kalmayıp, yerleşimcilerin haklarını geri vermeli ve onları Gazze'deki Gush Katif'e geri döndürmelidir.”

Bakan Shekli, “İsrail'in bu savaşta evlatlarının kanıyla elde ettiği kazanımlar, yüzeysel siyasi anlayışlarla heba edilmemeli, aksine yerleşimcilik gibi büyük bir Siyonist eylemle taçlandırılmalıdır. Bunun başlangıcının, bugün tamamen İsrail'in kontrolünde olan Kuzey Gazze Şeridi'nde olması gerektiğini" belirtti.

vfevfe
İsrailli yerleşimciler, Ağustos 2005'te Gazze'deki Netzarim yerleşiminden ayrılırken yürüyüş yapıyorlar (AP)

Bakan Yardımcısı Almog Cohen, konferansın başlığına itiraz ederek şunları söyledi: “Gazze'den sonraki günü istemiyorum. Şimdi gereken düşmanın ortadan kaldırılmasıdır. Öfkem henüz dinmedi ve sönmedi. Düşmandan daha fazla kan dökülmesini istiyorum (...) Araplar toprak kaybetmeli ki onları yendiğimizi anlasınlar.”

Bu yerleşim faaliyetinin, Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki İsrail yerleşim projelerinin yoğunlaştığı ve İsrail ordusunun himayesinde yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırılarının arttığı bir dönemde gerçekleştiği unutulmamalıdır.

Son günlerde, Eriha yakınlarındaki Ras Ein el-Auja'da evlerinin yakınlarına bir karakol kurulmasının ardından 100'den fazla vatandaş evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Şarku’l Avsat Haaretz'den aktardığına göre güvenlik yetkilileri, ordunun 7 Ekim'den bu yana Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik bin 720 yerleşimci saldırısı kaydettiğini; geçen yıl ise 845 olayın kaydedildiğini, bu olaylarda 200 kişinin yaralandığını ve 4 kişinin öldüğünü söyledi.

40 binden fazla konutun inşası onaylandı, 69 yerleşim yeri kuruldu ve mevcut yerleşim yerlerinin alanları iki katına çıkarılarak genişletildi.

İsrail hükümeti, bir bölgedeki çatışmayı körükleyerek başka bir bölgedeki faaliyetlerden dikkati dağıtmak gibi bilinen bir yöntemi izliyor; örneğin, Gazze savaşı sırasında Batı Şeria'da yerleşim genişletme ve yerinden etme operasyonları yürüttü. Bunun tam tersi de geçerli.


Filistinli bir yazarın katılmasına izin verilmemesinin ardından, Avustralya'nın önde gelen edebiyat festivali iptal edildi

Filistinli bir yazarın katılmasına izin verilmemesinin ardından, Avustralya'nın önde gelen edebiyat festivali iptal edildi
TT

Filistinli bir yazarın katılmasına izin verilmemesinin ardından, Avustralya'nın önde gelen edebiyat festivali iptal edildi

Filistinli bir yazarın katılmasına izin verilmemesinin ardından, Avustralya'nın önde gelen edebiyat festivali iptal edildi

Avustralya'nın en büyük yazarlar festivallerinden birinin organizatörleri, 180 yazarın etkinliği boykot etmesinin ardından bugün etkinliği iptal etti. Festival direktörü istifa ederek, Filistinli bir yazarı susturmaya ortak olmayacağını ve Sidney'deki toplu katliamın ardından protestoları yasaklama girişimlerinin ifade özgürlüğünü tehdit ettiği uyarısında bulundu.

Holokost'tan sağ kurtulan ebeveynleri olan Louise Adler, bugün yaptığı açıklamada, festival yönetim kurulunun Filistin kökenli Avustralyalı bir yazarın davetini iptal etme kararı almasının ardından, şubat ayında düzenlenecek Adelaide Kitap Festivali'ndeki görevinden istifa ettiğini söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Filistinli romancı ve akademisyen Randa Abdul Fettah, bu kararın “utanç verici, bariz bir anti-Filistin ırkçılığı ve sansür eylemi” olduğunu belirtti.

Avustralya Başbakanı Anthony Albanese bugün 22 Ocak'ı, geçen ay Sidney'deki Bondi Plajı'nda bir Yahudi kutlaması sırasında meydana gelen silahlı saldırıda hayatını kaybeden 15 kişiyi anmak için ulusal yas günü ilan etti.

Polis, saldırganların militan grup DEAŞ'tan ilham aldığını söylüyor. Olay, ülke çapında antisemitizmle mücadele çağrılarına, eyalet ve federal hükümetlerin nefret söylemi yasalarını sıkılaştırma girişimlerine yol açtı.

Festival yönetim kurulu bugün yaptığı açıklamada, Randa Abdul Fettah'ın “Bondi olayından kısa bir süre sonra” edebiyat etkinliğine katılması, kültürel hassasiyetleri göz ardı ettiği gerekçesiyle davetini iptal etme kararının “bu felaketin acısını yaşayan topluma saygıdan” alındığını duyurdu. Yönetim kurulu açıklamasında, “Ancak bu karar daha fazla bölünmeye yol açtı ve bunun için içtenlikle özür dileriz” denildi.

Yönetim kurulu, festivalin gerçekleştirilmeyeceğini ve kalan yönetim kurulu üyelerinin görevlerinden istifa edeceğini duyurdu.

Avustralya medyası, Yeni Zelanda eski Başbakanı Jacinda Ardern, İngiliz yazar Zadie Smith, Avustralyalı yazar Kathy Lette, ⁠ve Pulitzer Ödülü sahibi Amerikalı yazar Percival Evert ile eski Yunanistan Maliye Bakanı Yanis Varufakis'in önümüzdeki ay Güney Avustralya'da düzenlenecek festivale katılmayacaklarını açıkladıklarını bildirdi.

Festival yönetim kurulu bugün, Randa Abdul Fettah'a “kararın sunulma şekli” nedeniyle özür diledi.

Açıklamada, “Bu, kimlik veya muhalefetle ilgili değil, Avustralya tarihinin en kötü terör saldırısının ardından ülkemizde ifade özgürlüğünün kapsamı konusunda ulusal söylemde yaşanan hızlı ve sürekli bir değişimle ilgilidir” denildi.

Adler daha önce The Guardian gazetesinde, konseyin kararının “ifade özgürlüğünü zedelediğini ve lobiciler ile siyasi baskılar kimin konuşma hakkına sahip olduğunu belirlediği, daha az özgür bir ulusu müjdelediğini” yazmıştı.


Suriye ordusu, sivilleri Halep kırsalındaki silahlı grupların mevzilerinden uzak durmaya çağırdı

Suriye ordusuna ait araçlar (SANA)
Suriye ordusuna ait araçlar (SANA)
TT

Suriye ordusu, sivilleri Halep kırsalındaki silahlı grupların mevzilerinden uzak durmaya çağırdı

Suriye ordusuna ait araçlar (SANA)
Suriye ordusuna ait araçlar (SANA)

Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı bugün sivillere Halep'in doğu kırsalındaki silahlı grupların bulunduğu bölgelerden uzak durmaları çağrısında bulundu.

Suriye Haber Ajansı (SANA), Harekat Komutanlığı'nın “Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Kürdistan İşçi Partisi (PKK) terörist milisleri ve rejim kalıntılarının bu bölgede güçlerini seferber etmeye devam etmeleri ve bu bölgenin Halep şehrini bombalayan İranlıların saldırılarının başlangıç noktası olması nedeniyle” kırmızı ile işaretlenen bölge, bu tarihten itibaren kapalı askeri bölge olarak kabul edilecektir."

xssfr
Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı tarafından yayınlanan uyarı haritası (SANA)

Operasyon Komutanlığı yaptığı açıklamada, “Sivil halkımızı bu bölgedeki SDG mevzilerinden uzak durmaya çağırıyoruz. Bu bölgedeki tüm silahlı gruplar Fırat Nehri'nin doğusuna çekilmelidir... Hayatlarınızı kurtarın” ifadelerini kullandı.

Açıklama şu şekilde sona erdi: “Suriye Arap Ordusu, bu bölgede toplanan silahlı grupların burayı suç faaliyetleri için üs olarak kullanmasını önlemek için gerekli her şeyi yapacaktır.”