Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Sudan konusunu endişeyle takip ediyoruz. Suriye’deki krizi sona erdirecek bir ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyoruz.

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
TT

Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)

Cuma günü tüm gözler Suudi Arabistan’ın batısındaki Cidde’ye çevrilecek. Zira o gün Cidde, Sudan’daki silahlı çatışmanın önderlik ettiği karmaşık jeopolitik koşullar ve çok sayıda Arap krizi ortasında Arap Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh de yaptığı açıklamada, “Arap halkları, bölgedeki kriz durumlarını içeren ve ortak Arap eylemini teşvik eden kararlar almak için zirveye güveniyor” diyerek, Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden sağlamak için Suudi Arabistan’ın sürekli çabalarına dikkati çekti.

Guelleh, Şarku’ Avsat’a verdiği röportajda, Arap dünyasının ortak eylem ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde yeni küresel blokların ortaya çıkışından izole olmadığını söyledi. Arap kararını güçlendirmede ve safları birleştirmede Suudi Arabistan’ın merkezi önemine dikkati çeken Omar Guelleh, ülkesi ile Krallık arasında deniz ve hava taşımacılığı ve serbest bölge kurulması alanlarında ortak projeler oluşturmak için çalışmaların devam ettiğini açıkladı.

Guelleh, “Suudi Arabistan- ABD inisiyatifi, Sudan krizini Cidde Bildirgesi’ne dahil etmek için muazzam bir çaba harcıyor. Sudan krizini kontrol altına almak için etkili bir arabuluculuk başlatmaya hazırız. İGAD girişiminin derinleşen krize çözüm bulunmasına katkı sağlamasını temenni ediyoruz” diyerek, Suudi Arabistan- İran yakınlaşmasının bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerini attığına ve ortak İslami eylemi teşvik ettiğine vurgu yaptı.

Guelleh, Suriye krizini sona erdirmek ve güvenlik, istikrar ve kalkınmayı yeniden sağlamak için siyasi izolasyonu kaldırmak amacıyla kaydedilen ilerlemeye de değinirken, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göçün, deniz trafiğinin ve Kızıldeniz’in güvenliğinin önündeki en önemli zorluklar olduğunu belirtti. Ayrıca Nahda (Rönesans) Barajı krizinin çözülmesi ve ilgili tarafları tatmin edecek bir anlaşmaya varılması konusundaki iyimserliğini dile getirdi.

Cibuti Cumhurbaşkanı ayrıca, ülkesinin Rusya- Ukrayna krizini sona erdirme çabalarını desteklediğini belirterek, nükleer savaşa doğru kayma uyarısında bulundu.

İşte Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh’in Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tamamı;

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh

-Arap Zirvesi cuma günü Cidde’de yapılacak. Beklenen en önemli gündemi nedir?

Zirve bazı kardeş Arap ülkelerinin tanık olduğu çok sayıda ve karmaşık jeopolitik değişimler ve kritik koşullar ışığında düzenleniyor. Onu farklı kılan ve ona özel bir önem veren de budur. Büyük kardeş, Arapların başı ve Müslümanlığın kubbesi olan Suudi Arabistan’da düzenlenmesi de önemli. Arap dünyasındaki en önemli çetrefilli ve sıcak konuların yanı sıra bölgedeki çeşitli jeopolitik gelişmelerin zirvenin gündeminde yer alması bekleniyor.

-Bu zirvenin karşılaşacağı başlıca zorluklar nelerdir?

Arap dünyasındaki zorluklar, şu an çok ve karmaşıktır. Çok kötü ve tehlikeli bir duruma tanık olan Sudan ve Yemen gibi birçok kardeş ülkenin kritik koşullardan geçtiği de bilinmektedir. Bununla birlikte Suudi Arabistan’ın krizi çözme, insanların acılarına son verme ve ‘mutlu’ Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden tesis etme çabalarına yönelik büyük bir iyimserliğe sahibiz. Bunlar takdire şayan.

Filistin’de İsrail işgal polisinin mübarek Mescid-i Aksa’nın ayrılmaz bir parçası olan Babu’r Rahme mescidine baskın yapması ve oraya saygısızlık etmesi gibi İsrail’in işgal altındaki Kudüs’teki İslam ve Hristiyanlık dini kutsallarına yönelik saldırıları son dönemlerde de devam ediyor. Aynı şekilde El-Halil kentindeki İbrahim Camii’nin çatı ve duvarlarında işgalci İsrail’in bayrağı dalgalanıyor. Bu, uluslararası hukukun, Cenevre sözleşmelerinin ve uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve İslam ulusunun duygularına yönelik bir provokasyondur. Statülerini geri kazanmak için çeşitli zorluklarla karşılaşan birçok kardeş ülke var. Ayrıca Libya, Suriye ve Somali gibi ülkeler de birçok karışıklığa, huzursuzluğa ve savaşa tanık oluyor.

Mevcut Arap zirvesinin, Arap dünyasının tanık olduğu kriz durumlarının ve kritik durumların kardeşler arasında birlik ve beraberliğin korunmasını garanti edecek şekilde çözülmesine katkı sağlayacak tavsiye ve kararlarla sonuçlanmasını, Arap dünyası için huzursuzluktan, güvenlik sıkıntılarından ve savaşlardan uzakta refah sağlamasını ve ortak Arap eyleminin güçlendirilmesine katkıda bulunmasını temenni ediyoruz.

Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)
Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)

-Cibuti’nin İGAD ülkelerinin bir parçacı olması çerçevesinde Sudan konusu nasıl ele alınacak?

Kardeş Sudan’daki kanlı olayları büyük bir endişeyle takip ediyoruz. İGAD grubu mevcut krizin çözümü için arabuluculuk girişimini proaktif olarak ortaya koydu. Cibuti Cumhuriyeti, Kenya Cumhuriyeti ve Güney Sudan Cumhuriyeti cumhurbaşkanları Sudan’a gitmek üzere tayin edildi ve arabuluculuk başlatmak için istişareler devam ediyor. Ancak üç cumhurbaşkanının Hartum’a yönelik hareketi, ateşkese ve ‘ihlallere sahne olan’ ateşkesin kararlılığına bağlı olmaya devam ediyor. Etkili arabuluculuk başlatmaya hazırız ve İGAD girişiminin Nisan ortasından bu yana kötüleşen krize acil bir çözüm bulunmasına katkıda bulunacağını umuyoruz. Ayrıca Suudi Arabistan Krallığı ve ABD’nin ateşkes için Cidde diyaloğundaki mevcut arabuluculuğunu da takdir ediyoruz.

Özellikle Cibuti Cumhuriyeti’nin rolüne ilişkin olarak, bizi onunla bağlayan ilişkilerin derinliği ve gücüne dayanarak, tarih boyunca kardeş Sudan ile dayanışma içinde olduk ve olmaya devam ediyoruz. Cibuti Cumhuriyeti, Afrika Boynuzu’nda barış ve uzlaşmaya katkı sağlamadaki onurlu rolleriyle tanınıyor. Önceki aşamalarda Sudan taraflarını yakınlaştırmaya yönelik uzlaştırma çabalarına katkıda bulunmuştur. Bunların arasında, Sudan Cumhuriyeti’nin eski Cumhurbaşkanı Ömer Hasan el-Beşir ve Ümmet Partisi lideri eski Başbakan Sadık el-Mehdi’nin katılımıyla, 1999 sonlarında Sudan hükümeti ile muhalefetteki Ümmet Partisi arasında arabuluculuk yaptığımız Kapsamlı Barış Anlaşması da var. Bu anlaşma, o dönemde var olan pek çok sorunun ve çatışmanın çözülmesine katkıda bulunmuştur. Aynı zamanda tarafları barış içinde bir arada yaşama yoluna ve yüksek çıkarların önceliğine sokmuştur.

Unutmayın ki Cibuti Cumhuriyeti, İGAD örgütünün mevcut başkanlığını kardeş Sudan’a devretti. Bu durum, Cibuti’nin kardeş Sudan halkına bir hediyesidir ve mevcut yolculuklarında onlara destek sağlama amaçlıdır. Bu durum, Cibuti Cumhuriyeti’nin Sudan’ı desteklemeye ve karşı karşıya olduğu tüm zorlukların üstesinden gelmede yanında olmaya ve onu uluslararası forumlar aracılığıyla desteklemeye kararlı olduğunu gösterir. Cibuti Cumhuriyeti, kardeş Sudan Cumhuriyeti’ndeki gelişmeleri büyük bir dikkatle ve endişeyle takip ediyor. Birçok kıtasal ve bölgesel kuruluşa üyeliği aracılığıyla, sevgili Sudan’ın istikrarını ve birliğini korumak ve kardeş halkının çıkarlarını elde etmek için her şeyi yapmaya hazır olduğunu ifade ediyor.

Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)
Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)

-Şam, Cidde Zirvesi aracılığıyla Arap Birliği’ne dönüyor. Arap ülkeleri, Suriye meselesini nasıl ele alacak?

Teorisyenler, her zamankinden daha güçlü hale gelen yeni bir dünya düzenine göre yeni bir jeopolitik haritadan bahsediyorlar. Ancak bu, ülkelerin konumlarında ve coğrafi sınırlarında ani ve köklü bir değişiklik olacağı anlamına gelmiyor. Bu, Vestfalya Antlaşması ve müteakip uluslararası anlaşmalardan bu yana bir dereceye kadar kanıtlanmıştır. Ancak aynı zamanda yeni küresel blokların ortaya çıkması doğaldır ve Arap dünyası, dünyanın bu konuda tanık olduğu gelişmelerden izole değildir. Herhangi bir Arap ülkesinin, ortak Arap eylemi ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde, çıkarlarını gördüğü ekonomik, askeri ve benzeri herhangi bir blokla işbirliği yapması doğaldır.

-ABD ve Çin’in Afrika kıtasına yönelik yarışı ne durumda?

Afrika’daki ABD- Çin rekabeti kalkınmanın çıkarınaysa, bu bizim memnuniyetle karşıladığımız olumlu bir konudur.

- Rusya- Ukrayna krizini, Rusya- Çin yakınlaşmasını ve bunların bölgeye etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ukrayna- Rusya savaşı ikinci yılına girdi ve maalesef yakın bir son görünmüyor. Olumsuz etkilerinin belirli bir coğrafi alanla sınırlı olmadığı, tüm dünyayı gölgeleyen, ekonomik büyümeyi engelleyen küresel bir kriz olduğu kesin. Dünyadaki ihracat ve ithalat hareketlerini etkilemesi sonucu enflasyon oranı artmakta. Durumun daha da kötüye gitmemesini ve bir nükleer savaşa kaymamasını umuyoruz. Bunun yerine, krizi siyasi olarak sona erdirmeye yönelik uluslararası çabalara desteğimizi tazeliyoruz. Ayrıca çatışma taraflarının müzakereleri kabul edeceğini umut ediyoruz.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)

-Bölge, son dönemde Riyad ve Tahran anlaşması başta olmak üzere hızlı değişimlere sahne oluyor. Bu anlaşma bölgeye nasıl yansıyacak?

Riyad ve Tahran arasında 2016’dan bu yana kesintisiz bir kopuştan sonra ikili ilişkilerin yeniden kurulmasına yönelik son anlaşmanın olumlu sonuçları, kuşkusuz en başta hem Suudi Arabistan’ın hem de İran’ın gelişimine yansıyacaktır. Uyum ve işbirliği her zaman ilgili tüm tarafların yararınadır. Suudi Arabistan Krallığı ve İran ağırlığı ve büyüklüğündeki iki ülke arasındaki herhangi bir yakınlaşma ve işbirliği, şüphesiz tüm bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerinin atılmasına katkıda bulunacak ve ortak İslami eylemi güçlendirecektir.

-Cibuti’nin Suudi Arabistan ile apayrı bir ilişkisi var ve iki ülke arasındaki işbirliğinin artmasından bahsediliyor.

Suudi Arabistan ile ilişkilerin güçlü ve köklü olduğu doğru. Bu ilişkiler çok eskidir. Kıyıları aşan iki kardeş halk arasındaki iletişim çok eskidir. Aralarında birçok gelenek ve görenek açısından güçlü benzerlikler vardır. Resmi düzeyde Suudi Arabistan’ın Cibuti’ye verdiği destek bağımsızlık öncesine kadar uzanıyor. Suudi Arabistan, Cibuti mücadelesinin yanında yer aldı ve onu çeşitli uluslararası ve bölgesel forumlar aracılığıyla destekledi. Suudi Arabistan, kardeşi Cibuti’yi çeşitli siyasi, ekonomik, eğitimsel ve diğer alanlarda desteklemeye devam etti ve etmeye devam ediyor. İki kardeş ülke arasındaki ilişkiler her geçen gün daha da güçleniyor ve çeşitli dosyalara yönelik siyasi vizyonlarda uyum vardır. Sürekli işbirliği ve koordinasyon açısından ise güvenlik ve askeri olanlar da dahil olmak üzere birkaç komite mevcut. İki ülke arasındaki çeşitli alanlarda ikili işbirliğinin altında genel bir çerçeveyi temsil eden ortak Cibuti- Suudi Arabistan komitesi vardır. Cibuti ve Suudi iş adamlarından oluşan ortak bir konsey de mevcut.

Son yirmi yılda limanlar alanında nicelik ve nitelik olarak kaydettiğimiz muazzam gelişmeye dayanarak, iki kardeş ülke arasındaki deniz taşımacılığı, lojistik hizmetler ve limanlar alanındaki işbirliğini güçlendirmek için sabırsızlanıyoruz. Cibuti’de doğrudan deniz ve hava taşımacılığı alanında ortak projeler oluşturulması ve Suudi ihracat ve ürünleri için uluslararası serbest ticaret bölgesi içerisinde serbest bölge ve depoların kurulması için çalışmalar devam etmektedir.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)
Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)

-Peki tüzüğü 2020’de Suudi Arabistan’da imzalanan Kızıldeniz’e kıyısı olan Devlet Konseyi hakkında değerlendirmeniz nedir?

Kızıldeniz’in stratejik önemi, siyasi ve ekonomik avantajları binlerce yıl öncesinden biliniyordu. Doğu ve batı denizlerinin ortasında veya daha özel olarak Akdeniz ile Hint Okyanusu arasındaki konumu ile ayırt edilir. Uzun bir deniz kıyısı olmasının yanı sıra kuzey ile güney, doğu ile batı arasında yüzen bir köprü gibidir. Jeopolitik olarak, uzun kıyıların deniz suyunu ve oradaki seyrüseferi kontrol etme konusunda ezici bir yeteneğe sahip olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, bu denize kıyısı olan ve kıyılarını kontrol eden ülkeler, etrafındaki herhangi bir çatışmada kilit rol oynamaktadır. Böylece Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan bu siyasi, askeri ve ekonomik arteri en kısa deniz yolu ile kontrol etmektedir.

Bu denizin aşırı öneminden hareketle, ona komşu olan ülkelerin omuzlarına yüklenen sorumluluk çok büyüktür. Suudi Arabistan bu konuda ilk adım atan ülkeler arasında yer aldı. Kızıldeniz güvenliği fikri, Suudi Arabistan Krallığı, Mısır ve Yemen Mütevekkilî Krallığı arasında 21 Nisan 1956’da imzalanan Cidde Paktı’na kadar uzanmaktadır. Bu tüzük, Kızıldeniz’de ‘ortak güvenlik sistemi’ kurulması için yapılan ilk çağrıdır.

Ülkemiz (Cibuti Cumhuriyeti), büyük stratejik ekonomik ve siyasi öneme sahip Babülmendep Boğazı’na bakan, Kızıldeniz’deki eşsiz coğrafi konumu ile karakterize ediliyor. Bu çerçevede deniz seyrüseferini korumak, terörizmle mücadele etmek ve bölgeyi ve bir bütün olarak dünyayı saran güvenlik sorunlarıyla mücadele etmek için büyük güçlerle koordinasyon ve işbirliği yoluyla uluslararası güvenlik ve istikrarı sağlamaya yönelik çabalarda çok önemli bir rol oynuyoruz.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan Arap ve Afrika Devletleri Konseyi’nin tüzüğü ise üye ülkeler tarafından Ocak 2020’de imzalandı. Tüzüğünü onaylayan ilk ülkeler arasındaydık. Ayrıca daha önce konseyin merkezinin Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde olmasını önerdik. Daha sonra bu konu üzerinde uzlaşıya varıldı. Konseyin üye devletler arasında koordinasyon ve işbirliği konusunda üzerine düşen rolü oynamaya başlaması beklenmektedir. Üye devletler olan Cibuti, Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Ürdün, Somali, Yemen ve Eritre siyasi, ekonomik, güvenlik ve çevresel alanlarda bunu başarmanın yollarını araştırıyorlar. Deniz seyrüseferinin ekonomik ve siyasi olarak güvence altına alınması için bu konseyin çok önemli olduğunu vurgulamak isterim. Bölge, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göç gibi ‘küresel ve bölgesel dayanışma’ ile üstesinden gelinebilecek birçok zorlukla çevrilidir.



Koalisyon güçleri, Husilerin Doğu Bölgesi’ne fırlattığı balistik füzeyi önledi

Koalisyon güçleri, Husilerin Doğu Bölgesi’ne fırlattığı balistik füzeyi önledi
TT

Koalisyon güçleri, Husilerin Doğu Bölgesi’ne fırlattığı balistik füzeyi önledi

Koalisyon güçleri, Husilerin Doğu Bölgesi’ne fırlattığı balistik füzeyi önledi

Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu, Husilerin Yemen’den Suudi Arabistan’ın Doğu Bölgesi’ne doğru fırlattığı balistik füzenin bugün perşembe sabahının erken saatlerinde imha edildiğini duyurdu.

Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü de ülkenin güneybatısındaki Necran bölgesi ile Doğu Bölgesi’nde olası bir tehlikeye karşı iki ayrı uyarı yayımladı. Müdürlük, birkaç dakika sonra her iki bölgedeki tehlikenin ortadan kalktığını açıkladı.

Öte yandan, Husilerin tırmandırdığı saldırılar Yemen’deki insani krizi daha da derinleştirdi. Örgütün Lahic ve Taiz vilayetlerindeki köyleri ve yerleşim alanlarını hedef alan saldırılarını yoğunlaştırması yüzlerce ailenin yerinden edilmesine yol açtı. Uluslararası kuruluşlar, ülkede insani sıkıntıların yayılabileceği ve yardım ihtiyacının artabileceği uyarısında bulundu. Yemen’de 22,3 milyon kişinin insani yardıma ihtiyaç duyduğu belirtiliyor.

Hükümet kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husilerin sahada ilerleme sağlama girişimlerinin sonuçsuz kalmasının ardından yerleşim bölgelerini füze, insansız hava aracı ve havan topu saldırılarıyla daha yoğun biçimde hedef aldığını bildirdi. Kaynaklar, bu saldırılarla halk ve hükümet güçleri üzerinde baskı kurulmasının amaçlandığını ifade etti.

Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu ise yerinden edilen kişilerin koşullarının kötüleştiği ve insani yardımlarla temel hizmetlere erişimin zorlaştığı uyarısında bulundu. Federasyon, son tırmanış dalgasından önce yaklaşık 5,2 milyon kişinin ülke içinde yerinden edildiğini, beş yaşın altındaki 2,2 milyon çocuğun ise akut yetersiz beslenme sorunu yaşadığını belirtti.


Husiler Turbe’yi kuşatıyor... Taiz ise ablukaya direniyor

Husi milislerinin abluka uyguladığı Taiz şehir merkezinde bulunan bir yerleşim bölgesi (Reuters)
Husi milislerinin abluka uyguladığı Taiz şehir merkezinde bulunan bir yerleşim bölgesi (Reuters)
TT

Husiler Turbe’yi kuşatıyor... Taiz ise ablukaya direniyor

Husi milislerinin abluka uyguladığı Taiz şehir merkezinde bulunan bir yerleşim bölgesi (Reuters)
Husi milislerinin abluka uyguladığı Taiz şehir merkezinde bulunan bir yerleşim bölgesi (Reuters)

Yemen’in güneybatısında, aralarında çatışma hatlarının bulunduğu iki kentte, savaşların geleneksel mantığına ters düşen bir çelişki yaşanıyor. Husilerin askeri kontrolü altındaki Turbe kenti, durgunluk ve ilan edilmemiş bir boykotun etkisi altında kalırken, kuşatma altındaki diğer kent Taiz’de ise tüm zorluklara rağmen hayat devam ediyor.

Husilerin her yönden kuşattığı Taiz ile yaklaşık bir ay önce milislerin kontrolüne giren Turbe arasındaki bu tezat, savaşın doğasını ve toplumsal direnişi özetleyen karmaşık bir tabloyu ortaya koyuyor. İki kentteki ekonomik ve toplumsal koşullar birbirine tamamen zıt bir görünüm sergiliyor.

Turbe kentinde ekonomik durgunluk ve toplumun sert tepkisi öne çıkıyor. Yerel halk, Husilerin yönetimini normalleştirmeyi reddediyor. Bu durum, piyasalarda daha önce görülmemiş bir durgunluğa, gündüz saatlerinde hareketliliğin büyük ölçüde azalmasına ve geceleri hayatın tamamen durarak yerini derin bir sessizliğe bırakmasına yol açan neredeyse tam kapsamlı bir boykotla sonuçlandı.

Taiz ile Turbe arasında her hafta gidip gelen kamu çalışanı Ahmed’in (gerçek adı değil) yaşadıkları, iki kent arasındaki bu keskin yaşam farklılığını özetliyor. Ahmed, Taiz’den ayrıldığı anda kişisel güvenliğine ilişkin korkularla yaşamaya başlarken, Husilerin yönetimi altındaki Turbe’de yaşayan ailesi için de sürekli endişe duyuyor.

fgthy
Husilerin şehri ele geçirmesinden yaklaşık bir ay sonra Turbe, adeta bir durgunluk dönemi yaşıyor. (Facebook)

Ahmed, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu durumun kendisini, Husilerin kontrolünün uzun sürmesi halinde ailesini kuşatma altındaki Taiz’e taşıma seçeneğini ciddi biçimde düşünmeye ittiğini söylüyor. Ahmed, Turbe’de güvenlik baskısı ve toplumsal tecridin gölgesinde yaşamaktansa, geçim koşullarının ağırlaştığı kuşatma altındaki bir kentte yaşamayı tercih ediyor.

Yaşanan değişimin ayrıntılarını anlatan Ahmed, daha önce ailesi ve arkadaşlarıyla geçirdiği hafta sonu tatillerinin artık tamamen farklı bir hal aldığını belirtiyor. “Evde sürekli bir gerginlik hâkim. Üç çocuğum okula gitmekten mahrum kaldı ve eğitim açısından onları nasıl bir geleceğin beklediği belirsiz” diyor. Arkadaşlarıyla geceleri evlerde veya kafelerde geçirdiği zamanlar da gün batımıyla birlikte hayatın tamamen durması sonucu geride kalmış durumda.

Hayat devam ediyor

Bu gelişmelerin gölgesinde Taiz Eğitim Müdürlüğü, Husilerin kontrolüne giren ilçelerdeki okullarda eğitimin askıya alınmasına ilişkin önceki kararını yineledi. Müdürlük, talimatlara aykırı hareket edilmesinden eğitim müdürlüklerinin ve okul yöneticilerinin sorumlu tutulacağını bildirdi. Bu sırada kırsal ilçelerdeki Toplumsal Eğitim Komitesi de öğrenci güvenliğini korumak amacıyla velilere ve okul yönetimlerine karara uyma çağrısında bulundu.

dfgthy
Husi ablukasına ve yerleşim bölgelerine yönelik saldırılara rağmen Taiz kentinde yaşamın akışı kesintiye uğramadı. (AFP)

Komite, eğitim kurumlarının silah depoları ve Husilere bağlı unsurların toplanma ve konaklama alanları gibi askeri amaçlarla kullanılmasının yanı sıra öğrencilerin örgüte kazandırılması ve silah altına alınması riskine karşı uyarıda bulundu.

Buna karşılık, kuşatma altındaki Taiz kenti, boğucu kuşatmaya, temel ihtiyaç maddeleri ve hizmetlerde yaşanan krizlere, sivilleri hedef alan günlük topçu saldırıları ve keskin nişancı ateşine rağmen olağanüstü bir dayanıklılık sergiliyor ve günlük yaşamını sürdürmeye devam ediyor. Kent, güvenlik risklerine meydan okuyan, insanların ilgisini çeken bir merkeze dönüşmüş durumda.

Kırsal bölgelerde yaşayan çok sayıda kişi, kendilerini çevreleyen ciddi tehlikelere rağmen bazı geçiş noktalarında çatışmaların durmasından yararlanarak kente girmeye çalışıyor. Bu sırada Husiler, hareketliliği kısıtlamaya ve halkı kentten ayrılmaya zorlamaya çalışıyor.

Taiz Kuşatması İşleri Dairesi Müdürü Salah Ahmed Galib, hükümete bağlı bir kurum olan dairenin çalışmaları hakkında Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Turbe ve yakın zamanda Husilerin kontrolüne giren diğer bölgelerde yaşayanların ellerindeki imkânlarla sivil protesto gerçekleştirdiğini ve ilan edilmemiş bir sivil itaatsizlik eylemine başvurduğunu söyledi.

 xcvfghy
Husi ablukası ve yolların kapatılmasına rağmen Taiz şehri ile çevresindeki kırsal bölgeler arasındaki ulaşım durmadı. (AFP)

Galib, açıklamasında, bölge sakinlerinin büyük bölümünün Husiler tarafından yağmalanma ve haraç vermeye zorlanma korkusuyla dükkânlarını kapattığını veya ticari faaliyetlerini durdurduğunu belirtti. Buna karşılık, kuşatmanın yol açtığı mal arzındaki azalma ve fiyatlardaki artışa rağmen, halkın devlete duyduğu güven sayesinde Taiz kentindeki ticari faaliyetler ve piyasalardaki hareketlilik bundan etkilenmedi.

Hükümet önlemleri

Taiz kentinde kuşatmanın etkilerini hafifletmek amacıyla çeşitli toplumsal faaliyetler yürütülüyor. Bunların başında, aileler arasındaki gıda ve diğer ihtiyaç maddelerinin paylaşımını sağlayarak yaşanan eksiklikleri gidermeyi ve yiyeceğe erişemeyen ailelere yardım etmeyi amaçlayan girişimler geliyor.

Taiz Sanayi ve Ticaret Müdürlüğü Müdürü Abdurrahman el-Kulayya, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, savaş ve kuşatmanın gerçek bir insani felakete yol açtığını belirtti. Tedarik yollarının kapatılması nedeniyle mal ve yakıt akışında ciddi bir azalma yaşandığını ifade eden Kulayya, bunun çok sayıda tüccarı yatırımlarını azaltmaya ve yüksek riskler nedeniyle ithalat yapmak yerine tasarrufa yönelmeye ittiğini söyledi.

sdefrgtyu
Husilerin hizmet ve mal tedarikinden mahrum bıraktığı Taiz’deki bir mahallede doldurulan su bidonları (AFP)

Yetkili, bölge müdürlüğünün durumun ciddiyetini geçen mayıs ayında, bölgesel gerilimlerin ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının yaşandığı dönemde fark ettiğini açıkladı. Ticaret odası ve önde gelen tüccarlarla koordinasyon içinde, üç ay yetecek miktarda temel tüketim maddesi stoku oluşturmayı başardıklarını belirten yetkili, ancak halk arasında yayılan panik ve Husilerin kente açılan tek geçiş noktasını kapatması nedeniyle bu stokun yüzde 50’sinin yalnızca bir hafta içinde tüketildiğini söyledi.

Hükümet yetkilisinin aktardığına göre müdürlük, temel ihtiyaç maddelerinin resmî fiyatlar üzerinden ve kontrollü biçimde dağıtılmasını sağlamak amacıyla denetim komiteleri oluşturulmasını ve 24 saat faaliyet gösteren bir kriz yönetim merkezinin kurulmasını gerektiren olağanüstü tedbirleri devreye soktu. Ayrıca büyük ticari işletmelerin acenteleri aracılığıyla ek miktarda gıda ürünü piyasaya sürmesiyle kuşatma altındaki kentte tedarik koşulları kısmen istikrara kavuştu.

Ancak yetkili, Husilerin uyguladığı kuşatma kaldırılmadığı sürece tüm bu tedbirlerin geçici kalacağı ve kalıcı bir çözüm sunamayacağı uyarısında bulundu.

Kent sakinleri ise Husilerin Taiz’e yönelik baskıcı uygulamalarını artırmasından ve geçiş noktalarını bu güzergâhları kullanan kişilerin kaçırılması için kurulan tuzaklara dönüştürmesinden endişe ediyor.


Sana’daki 550 özel okul, Husilerin askere alma baskısı altında

Husiler çocukları saflarına katmaya ve okulları eğitim merkezlerine dönüştürmeye devam ediyor. (Yerel medya)
Husiler çocukları saflarına katmaya ve okulları eğitim merkezlerine dönüştürmeye devam ediyor. (Yerel medya)
TT

Sana’daki 550 özel okul, Husilerin askere alma baskısı altında

Husiler çocukları saflarına katmaya ve okulları eğitim merkezlerine dönüştürmeye devam ediyor. (Yerel medya)
Husiler çocukları saflarına katmaya ve okulları eğitim merkezlerine dönüştürmeye devam ediyor. (Yerel medya)

Husiler, Yemen’in başkenti Sana’da özel okullarda öğrenim gören öğrencileri saflarına katma ve askere alma kampanyalarını yoğunlaştırdı. Eğitim kurumlarını, sürekli artan insan kayıplarını telafi etmek ve cephelere yeni savaşçılar kazandırmak amacıyla kullanan Husiler, öğrencileri askeri kurslara katılmaya zorlarken okul yönetimlerini kapaatılma, para cezası ve çeşitli yaptırımlarla tehdit ediyor.

Sana’daki eğitim çevrelerinden kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husilere bağlı sözde Cihat Konseyi’nin, tanınmayan hükümetlerindeki Eğitim Bakanlığı ile koordinasyon içinde son günlerde Sana ve çevresindeki 550’den fazla özel okulu hedef alan bir kampanya başlattığını belirtti. Kaynaklar, bunun eğitim sektörünün Husilerin askeri ve ideolojik hedefleri doğrultusunda kullanılmasına yönelik yeni bir adım olduğunu ifade etti.

Kaynaklar, Husilere bağlı sorumluların birkaç gün önce Sana’daki 10 ilçede bulunan okullara saha ziyaretleri gerçekleştirdiğini ve okul yönetimlerinden her okuldan beş öğrenci seçerek askeri kurslara kaydettirmelerini istediğini aktardı. Talimatlara uymayı reddeden kurumların kapatılabileceği, yöneticilerine cezai yaptırımlar uygulanabileceği ve para cezası kesilebileceği yönünde tehditlerde bulunulduğu belirtildi.

thyj
Sana’da Husilerin yeni savaşçıları için düzenlenen tören sırasında silahını taşıyan bir çocuk (AFP)

Husilerin bu uygulaması, öğretmenler, öğrenciler ve veliler arasında öfke ve endişeye yol açtı. Söz konusu kesimler, bu adımın, eğitim sürecini özünden uzaklaştırmayı amaçlayan politikaların devamı olduğunu düşünüyor. Husilerin yıllardır müfredat ve okul faaliyetlerini ideolojik propaganda doğrultusunda şekillendirdiği ve eğitim kurumlarını askeri projelerine hizmet edecek şekilde kullandığı belirtiliyor.

Zorla düzenlenen kurslar

Şarku’l Avsat’a konuşan veliler, çocuklarının ailelerinin haberi olmadan sınıflarından alınarak bilinmeyen yerlere götürüldüğünü, burada ideolojik telkin ve askeri eğitim kurslarına tabi tutulduklarını söyledi. Bu durumun, söz konusu faaliyetlerin öğrencileri silah altına almanın ve cephelere sürmenin ön hazırlığı olabileceğine ilişkin endişelerini artırdığını belirtti.

Bu kaygılar nedeniyle bazı aileler, çocuklarını zorla saflara katılmaya maruz kalabilecekleri korkusuyla hedef alınan okullara göndermemeye başladı. Bazı özel okullarda öğrenci devamlılığının azaldığı gözlenirken, Husilerin baskı ve baskınlarının sürmesi ve eğitim kurumlarının öğrencileri bilimsel açıdan yetiştirmek yerine onları silah altına almak için kullanılan merkezlere dönüştürülmesi yönündeki endişeler de giderek artıyor.

gtyh
Husiler, aileleri, çocuklarıyla savaşçı olarak gurur duymaya teşvik ediyor. (Getty Images)

Sana’nın merkezindeki Muin bölgesinde yaşayan ve dört öğrencinin babası olan Abdullah, Husilerin askere alma girişimlerine maruz kalmalarından korktuğu için ortaokul ve lise çağındaki iki çocuğunu evde tutmak zorunda kaldığını söyledi. Okul yönetiminin çocuklarını Husilerin baskılarından koruyabileceğine dair güvenini kaybettiğini belirten Abdullah, çocuklarını eğitimden mahrum bırakmakla askeri saflara katılma riskine maruz bırakmak arasında zor bir seçimle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Abdullah, kendi ifadesiyle öğrencileri saflarına katmak ve askeri telkine tabi tutmak için kullanılan merkezlere dönüşen okullara çocuklarını göndermekten artık ailelerin büyük bölümünün korktuğunu dile getirdi.

Abdullah, “Çocuklarımızı eğitim almaları ve geleceklerini inşa etmeleri için okullara gönderdik; askeri kurslara ve savaş cephelerine sürüklenmeleri için değil” dedi. Husilerin uygulamalarının artık müfredat ve okul faaliyetlerine kendi görüşlerini dayatmakla sınırlı kalmadığını belirten Abdullah, okul yönetimlerine öğrenci seçmeleri ve bu öğrencileri askeri eğitim kurslarından sorumlu birimlere teslim etmeleri yönünde baskı yapıldığını kaydetti.

Okullar üzerindeki baskı

Sana’nın güneyindeki Sebin bölgesinde bulunan özel bir okulda görev yapan ve adının açıklanmasını istemeyen bir öğretmen, Sana ve çevresindeki özel okul yönetimlerinin, öğrencileri saflarına katmak ve eğitim başarılarının önüne geçecek şekilde askeri kurslara yönlendirmek amacıyla Husilere bağlı kültürel sorumluların giderek artan baskısıyla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Öğretmen, ideolojik telkin faaliyetlerinin eğitim sürecine giderek daha fazla müdahale ettiğini, Husilerin eğitim kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdığı ve okul yönetimlerini talimatlarına uymaya zorladığı bir ortamda, öğretmenlerin tehdit veya cezalarla karşılaşma korkusuyla bu uygulamalara itiraz etmekten çekindiğini belirtti.

dcfhyjg
Husiler, Sana’daki okullara mezhepçi programlar ve savaşa seferberlik zorunluluğu getirdi. (X)

Öğretmen, öğrenim görmek ve geleceklerini inşa etmek için güvenli bir ortam sunması gereken okulların giderek artan müdahalelerle karşı karşıya kaldığını vurguladı. Öğrencileri okul sıralarından uzaklaştırarak eğitimle hiçbir ilgisi bulunmayan faaliyetlere katılmaya zorlamayı amaçlayan baskıların da giderek yoğunlaştığını ifade etti.

Husilerin bu girişimleri, örgütün kontrolündeki bölgelerde eğitim sisteminin kötüleşmeye devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. On binlerce öğretmen ve eğitim çalışanı yıllardır maaşlarını alamazken, uygulanan politikalar yaşam koşullarını daha da ağırlaştırdı ve okulların eğitim ve öğretim görevlerini yerine getirme kapasitesini zayıflattı.