Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Sudan konusunu endişeyle takip ediyoruz. Suriye’deki krizi sona erdirecek bir ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyoruz.

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
TT

Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)

Cuma günü tüm gözler Suudi Arabistan’ın batısındaki Cidde’ye çevrilecek. Zira o gün Cidde, Sudan’daki silahlı çatışmanın önderlik ettiği karmaşık jeopolitik koşullar ve çok sayıda Arap krizi ortasında Arap Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh de yaptığı açıklamada, “Arap halkları, bölgedeki kriz durumlarını içeren ve ortak Arap eylemini teşvik eden kararlar almak için zirveye güveniyor” diyerek, Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden sağlamak için Suudi Arabistan’ın sürekli çabalarına dikkati çekti.

Guelleh, Şarku’ Avsat’a verdiği röportajda, Arap dünyasının ortak eylem ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde yeni küresel blokların ortaya çıkışından izole olmadığını söyledi. Arap kararını güçlendirmede ve safları birleştirmede Suudi Arabistan’ın merkezi önemine dikkati çeken Omar Guelleh, ülkesi ile Krallık arasında deniz ve hava taşımacılığı ve serbest bölge kurulması alanlarında ortak projeler oluşturmak için çalışmaların devam ettiğini açıkladı.

Guelleh, “Suudi Arabistan- ABD inisiyatifi, Sudan krizini Cidde Bildirgesi’ne dahil etmek için muazzam bir çaba harcıyor. Sudan krizini kontrol altına almak için etkili bir arabuluculuk başlatmaya hazırız. İGAD girişiminin derinleşen krize çözüm bulunmasına katkı sağlamasını temenni ediyoruz” diyerek, Suudi Arabistan- İran yakınlaşmasının bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerini attığına ve ortak İslami eylemi teşvik ettiğine vurgu yaptı.

Guelleh, Suriye krizini sona erdirmek ve güvenlik, istikrar ve kalkınmayı yeniden sağlamak için siyasi izolasyonu kaldırmak amacıyla kaydedilen ilerlemeye de değinirken, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göçün, deniz trafiğinin ve Kızıldeniz’in güvenliğinin önündeki en önemli zorluklar olduğunu belirtti. Ayrıca Nahda (Rönesans) Barajı krizinin çözülmesi ve ilgili tarafları tatmin edecek bir anlaşmaya varılması konusundaki iyimserliğini dile getirdi.

Cibuti Cumhurbaşkanı ayrıca, ülkesinin Rusya- Ukrayna krizini sona erdirme çabalarını desteklediğini belirterek, nükleer savaşa doğru kayma uyarısında bulundu.

İşte Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh’in Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tamamı;

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh

-Arap Zirvesi cuma günü Cidde’de yapılacak. Beklenen en önemli gündemi nedir?

Zirve bazı kardeş Arap ülkelerinin tanık olduğu çok sayıda ve karmaşık jeopolitik değişimler ve kritik koşullar ışığında düzenleniyor. Onu farklı kılan ve ona özel bir önem veren de budur. Büyük kardeş, Arapların başı ve Müslümanlığın kubbesi olan Suudi Arabistan’da düzenlenmesi de önemli. Arap dünyasındaki en önemli çetrefilli ve sıcak konuların yanı sıra bölgedeki çeşitli jeopolitik gelişmelerin zirvenin gündeminde yer alması bekleniyor.

-Bu zirvenin karşılaşacağı başlıca zorluklar nelerdir?

Arap dünyasındaki zorluklar, şu an çok ve karmaşıktır. Çok kötü ve tehlikeli bir duruma tanık olan Sudan ve Yemen gibi birçok kardeş ülkenin kritik koşullardan geçtiği de bilinmektedir. Bununla birlikte Suudi Arabistan’ın krizi çözme, insanların acılarına son verme ve ‘mutlu’ Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden tesis etme çabalarına yönelik büyük bir iyimserliğe sahibiz. Bunlar takdire şayan.

Filistin’de İsrail işgal polisinin mübarek Mescid-i Aksa’nın ayrılmaz bir parçası olan Babu’r Rahme mescidine baskın yapması ve oraya saygısızlık etmesi gibi İsrail’in işgal altındaki Kudüs’teki İslam ve Hristiyanlık dini kutsallarına yönelik saldırıları son dönemlerde de devam ediyor. Aynı şekilde El-Halil kentindeki İbrahim Camii’nin çatı ve duvarlarında işgalci İsrail’in bayrağı dalgalanıyor. Bu, uluslararası hukukun, Cenevre sözleşmelerinin ve uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve İslam ulusunun duygularına yönelik bir provokasyondur. Statülerini geri kazanmak için çeşitli zorluklarla karşılaşan birçok kardeş ülke var. Ayrıca Libya, Suriye ve Somali gibi ülkeler de birçok karışıklığa, huzursuzluğa ve savaşa tanık oluyor.

Mevcut Arap zirvesinin, Arap dünyasının tanık olduğu kriz durumlarının ve kritik durumların kardeşler arasında birlik ve beraberliğin korunmasını garanti edecek şekilde çözülmesine katkı sağlayacak tavsiye ve kararlarla sonuçlanmasını, Arap dünyası için huzursuzluktan, güvenlik sıkıntılarından ve savaşlardan uzakta refah sağlamasını ve ortak Arap eyleminin güçlendirilmesine katkıda bulunmasını temenni ediyoruz.

Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)
Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)

-Cibuti’nin İGAD ülkelerinin bir parçacı olması çerçevesinde Sudan konusu nasıl ele alınacak?

Kardeş Sudan’daki kanlı olayları büyük bir endişeyle takip ediyoruz. İGAD grubu mevcut krizin çözümü için arabuluculuk girişimini proaktif olarak ortaya koydu. Cibuti Cumhuriyeti, Kenya Cumhuriyeti ve Güney Sudan Cumhuriyeti cumhurbaşkanları Sudan’a gitmek üzere tayin edildi ve arabuluculuk başlatmak için istişareler devam ediyor. Ancak üç cumhurbaşkanının Hartum’a yönelik hareketi, ateşkese ve ‘ihlallere sahne olan’ ateşkesin kararlılığına bağlı olmaya devam ediyor. Etkili arabuluculuk başlatmaya hazırız ve İGAD girişiminin Nisan ortasından bu yana kötüleşen krize acil bir çözüm bulunmasına katkıda bulunacağını umuyoruz. Ayrıca Suudi Arabistan Krallığı ve ABD’nin ateşkes için Cidde diyaloğundaki mevcut arabuluculuğunu da takdir ediyoruz.

Özellikle Cibuti Cumhuriyeti’nin rolüne ilişkin olarak, bizi onunla bağlayan ilişkilerin derinliği ve gücüne dayanarak, tarih boyunca kardeş Sudan ile dayanışma içinde olduk ve olmaya devam ediyoruz. Cibuti Cumhuriyeti, Afrika Boynuzu’nda barış ve uzlaşmaya katkı sağlamadaki onurlu rolleriyle tanınıyor. Önceki aşamalarda Sudan taraflarını yakınlaştırmaya yönelik uzlaştırma çabalarına katkıda bulunmuştur. Bunların arasında, Sudan Cumhuriyeti’nin eski Cumhurbaşkanı Ömer Hasan el-Beşir ve Ümmet Partisi lideri eski Başbakan Sadık el-Mehdi’nin katılımıyla, 1999 sonlarında Sudan hükümeti ile muhalefetteki Ümmet Partisi arasında arabuluculuk yaptığımız Kapsamlı Barış Anlaşması da var. Bu anlaşma, o dönemde var olan pek çok sorunun ve çatışmanın çözülmesine katkıda bulunmuştur. Aynı zamanda tarafları barış içinde bir arada yaşama yoluna ve yüksek çıkarların önceliğine sokmuştur.

Unutmayın ki Cibuti Cumhuriyeti, İGAD örgütünün mevcut başkanlığını kardeş Sudan’a devretti. Bu durum, Cibuti’nin kardeş Sudan halkına bir hediyesidir ve mevcut yolculuklarında onlara destek sağlama amaçlıdır. Bu durum, Cibuti Cumhuriyeti’nin Sudan’ı desteklemeye ve karşı karşıya olduğu tüm zorlukların üstesinden gelmede yanında olmaya ve onu uluslararası forumlar aracılığıyla desteklemeye kararlı olduğunu gösterir. Cibuti Cumhuriyeti, kardeş Sudan Cumhuriyeti’ndeki gelişmeleri büyük bir dikkatle ve endişeyle takip ediyor. Birçok kıtasal ve bölgesel kuruluşa üyeliği aracılığıyla, sevgili Sudan’ın istikrarını ve birliğini korumak ve kardeş halkının çıkarlarını elde etmek için her şeyi yapmaya hazır olduğunu ifade ediyor.

Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)
Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)

-Şam, Cidde Zirvesi aracılığıyla Arap Birliği’ne dönüyor. Arap ülkeleri, Suriye meselesini nasıl ele alacak?

Teorisyenler, her zamankinden daha güçlü hale gelen yeni bir dünya düzenine göre yeni bir jeopolitik haritadan bahsediyorlar. Ancak bu, ülkelerin konumlarında ve coğrafi sınırlarında ani ve köklü bir değişiklik olacağı anlamına gelmiyor. Bu, Vestfalya Antlaşması ve müteakip uluslararası anlaşmalardan bu yana bir dereceye kadar kanıtlanmıştır. Ancak aynı zamanda yeni küresel blokların ortaya çıkması doğaldır ve Arap dünyası, dünyanın bu konuda tanık olduğu gelişmelerden izole değildir. Herhangi bir Arap ülkesinin, ortak Arap eylemi ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde, çıkarlarını gördüğü ekonomik, askeri ve benzeri herhangi bir blokla işbirliği yapması doğaldır.

-ABD ve Çin’in Afrika kıtasına yönelik yarışı ne durumda?

Afrika’daki ABD- Çin rekabeti kalkınmanın çıkarınaysa, bu bizim memnuniyetle karşıladığımız olumlu bir konudur.

- Rusya- Ukrayna krizini, Rusya- Çin yakınlaşmasını ve bunların bölgeye etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ukrayna- Rusya savaşı ikinci yılına girdi ve maalesef yakın bir son görünmüyor. Olumsuz etkilerinin belirli bir coğrafi alanla sınırlı olmadığı, tüm dünyayı gölgeleyen, ekonomik büyümeyi engelleyen küresel bir kriz olduğu kesin. Dünyadaki ihracat ve ithalat hareketlerini etkilemesi sonucu enflasyon oranı artmakta. Durumun daha da kötüye gitmemesini ve bir nükleer savaşa kaymamasını umuyoruz. Bunun yerine, krizi siyasi olarak sona erdirmeye yönelik uluslararası çabalara desteğimizi tazeliyoruz. Ayrıca çatışma taraflarının müzakereleri kabul edeceğini umut ediyoruz.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)

-Bölge, son dönemde Riyad ve Tahran anlaşması başta olmak üzere hızlı değişimlere sahne oluyor. Bu anlaşma bölgeye nasıl yansıyacak?

Riyad ve Tahran arasında 2016’dan bu yana kesintisiz bir kopuştan sonra ikili ilişkilerin yeniden kurulmasına yönelik son anlaşmanın olumlu sonuçları, kuşkusuz en başta hem Suudi Arabistan’ın hem de İran’ın gelişimine yansıyacaktır. Uyum ve işbirliği her zaman ilgili tüm tarafların yararınadır. Suudi Arabistan Krallığı ve İran ağırlığı ve büyüklüğündeki iki ülke arasındaki herhangi bir yakınlaşma ve işbirliği, şüphesiz tüm bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerinin atılmasına katkıda bulunacak ve ortak İslami eylemi güçlendirecektir.

-Cibuti’nin Suudi Arabistan ile apayrı bir ilişkisi var ve iki ülke arasındaki işbirliğinin artmasından bahsediliyor.

Suudi Arabistan ile ilişkilerin güçlü ve köklü olduğu doğru. Bu ilişkiler çok eskidir. Kıyıları aşan iki kardeş halk arasındaki iletişim çok eskidir. Aralarında birçok gelenek ve görenek açısından güçlü benzerlikler vardır. Resmi düzeyde Suudi Arabistan’ın Cibuti’ye verdiği destek bağımsızlık öncesine kadar uzanıyor. Suudi Arabistan, Cibuti mücadelesinin yanında yer aldı ve onu çeşitli uluslararası ve bölgesel forumlar aracılığıyla destekledi. Suudi Arabistan, kardeşi Cibuti’yi çeşitli siyasi, ekonomik, eğitimsel ve diğer alanlarda desteklemeye devam etti ve etmeye devam ediyor. İki kardeş ülke arasındaki ilişkiler her geçen gün daha da güçleniyor ve çeşitli dosyalara yönelik siyasi vizyonlarda uyum vardır. Sürekli işbirliği ve koordinasyon açısından ise güvenlik ve askeri olanlar da dahil olmak üzere birkaç komite mevcut. İki ülke arasındaki çeşitli alanlarda ikili işbirliğinin altında genel bir çerçeveyi temsil eden ortak Cibuti- Suudi Arabistan komitesi vardır. Cibuti ve Suudi iş adamlarından oluşan ortak bir konsey de mevcut.

Son yirmi yılda limanlar alanında nicelik ve nitelik olarak kaydettiğimiz muazzam gelişmeye dayanarak, iki kardeş ülke arasındaki deniz taşımacılığı, lojistik hizmetler ve limanlar alanındaki işbirliğini güçlendirmek için sabırsızlanıyoruz. Cibuti’de doğrudan deniz ve hava taşımacılığı alanında ortak projeler oluşturulması ve Suudi ihracat ve ürünleri için uluslararası serbest ticaret bölgesi içerisinde serbest bölge ve depoların kurulması için çalışmalar devam etmektedir.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)
Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)

-Peki tüzüğü 2020’de Suudi Arabistan’da imzalanan Kızıldeniz’e kıyısı olan Devlet Konseyi hakkında değerlendirmeniz nedir?

Kızıldeniz’in stratejik önemi, siyasi ve ekonomik avantajları binlerce yıl öncesinden biliniyordu. Doğu ve batı denizlerinin ortasında veya daha özel olarak Akdeniz ile Hint Okyanusu arasındaki konumu ile ayırt edilir. Uzun bir deniz kıyısı olmasının yanı sıra kuzey ile güney, doğu ile batı arasında yüzen bir köprü gibidir. Jeopolitik olarak, uzun kıyıların deniz suyunu ve oradaki seyrüseferi kontrol etme konusunda ezici bir yeteneğe sahip olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, bu denize kıyısı olan ve kıyılarını kontrol eden ülkeler, etrafındaki herhangi bir çatışmada kilit rol oynamaktadır. Böylece Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan bu siyasi, askeri ve ekonomik arteri en kısa deniz yolu ile kontrol etmektedir.

Bu denizin aşırı öneminden hareketle, ona komşu olan ülkelerin omuzlarına yüklenen sorumluluk çok büyüktür. Suudi Arabistan bu konuda ilk adım atan ülkeler arasında yer aldı. Kızıldeniz güvenliği fikri, Suudi Arabistan Krallığı, Mısır ve Yemen Mütevekkilî Krallığı arasında 21 Nisan 1956’da imzalanan Cidde Paktı’na kadar uzanmaktadır. Bu tüzük, Kızıldeniz’de ‘ortak güvenlik sistemi’ kurulması için yapılan ilk çağrıdır.

Ülkemiz (Cibuti Cumhuriyeti), büyük stratejik ekonomik ve siyasi öneme sahip Babülmendep Boğazı’na bakan, Kızıldeniz’deki eşsiz coğrafi konumu ile karakterize ediliyor. Bu çerçevede deniz seyrüseferini korumak, terörizmle mücadele etmek ve bölgeyi ve bir bütün olarak dünyayı saran güvenlik sorunlarıyla mücadele etmek için büyük güçlerle koordinasyon ve işbirliği yoluyla uluslararası güvenlik ve istikrarı sağlamaya yönelik çabalarda çok önemli bir rol oynuyoruz.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan Arap ve Afrika Devletleri Konseyi’nin tüzüğü ise üye ülkeler tarafından Ocak 2020’de imzalandı. Tüzüğünü onaylayan ilk ülkeler arasındaydık. Ayrıca daha önce konseyin merkezinin Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde olmasını önerdik. Daha sonra bu konu üzerinde uzlaşıya varıldı. Konseyin üye devletler arasında koordinasyon ve işbirliği konusunda üzerine düşen rolü oynamaya başlaması beklenmektedir. Üye devletler olan Cibuti, Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Ürdün, Somali, Yemen ve Eritre siyasi, ekonomik, güvenlik ve çevresel alanlarda bunu başarmanın yollarını araştırıyorlar. Deniz seyrüseferinin ekonomik ve siyasi olarak güvence altına alınması için bu konseyin çok önemli olduğunu vurgulamak isterim. Bölge, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göç gibi ‘küresel ve bölgesel dayanışma’ ile üstesinden gelinebilecek birçok zorlukla çevrilidir.



Mısır, Uluslararası Bağışçılar Konferansı'nda Filistin Yönetimi için uluslararası destek sağlanmasının önemini vurguladı

Han Yunus’taki Filistinli mülteciler için kurulan geçici kampta su dolu bir bidon taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Han Yunus’taki Filistinli mülteciler için kurulan geçici kampta su dolu bir bidon taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
TT

Mısır, Uluslararası Bağışçılar Konferansı'nda Filistin Yönetimi için uluslararası destek sağlanmasının önemini vurguladı

Han Yunus’taki Filistinli mülteciler için kurulan geçici kampta su dolu bir bidon taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Han Yunus’taki Filistinli mülteciler için kurulan geçici kampta su dolu bir bidon taşıyan bir kız çocuğu (AFP)

Kahire ile Ramallah dün, gelecek hafta düzenlenecek ‘Uluslararası Bağışçılar Konferansı’ kapsamında Filistin Yönetimi'ne uluslararası destek sağlanmasına yönelik sürdürülen hazırlıkları ele aldı.

Mısır Dış İşler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Büyükelçi Muhammed Hicazi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede bu istişarelerin, ‘İsrail’in devam eden saldırılarına rağmen Filistin Yönetimi'ne yalnızca finansman düzeyinde değil, Filistin'in gelecekteki bağımsız bir devlet olarak varlığını pekiştirme konusunda da uluslararası destek oluşturma’ hedefini taşıyan Mısır-Avrupa görüşmeleriyle eş zamanlı gerçekleştiğini söyledi.

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa arasında gerçekleştirilen telefon görüşmesinde iki tarafın Gazze Şeridi'ndeki son gelişmelere ilişkin görüşlerini paylaştığını bildirdi. Görüşmede aynı zamanda bu ay Brüksel'de yapılması planlanan Uluslararası Bağışçılar Konferansı'na yönelik hazırlıklar da ele alındı.

Abdulati, ‘Mısır'ın Filistin hükümetine tam desteğini ve Filistin Ulusal Yönetimi'ne sorumluluklarını yerine getirebilmesi, Filistin halkına temel hizmetler sunabilmesi ve direnişini güçlendirebilmesi ile Filistin topraklarındaki istikrara katkıda bulunabilmesi için uluslararası mali destek sağlanmasının önemini’ vurguladı.

Hicazi ise ‘Brüksel'deki Filistin Yönetimi'ne uluslararası destek sağlamaya yönelik toplantı hazırlıklarının, Gazze'deki ateşkes süreçlerinin, yeni güvenlik ve bölgesel düzenlemeler başlatmaya yönelik Amerikan çabalarının ve Filistin davasını bölgesel istikrarın gerçek kapısı olarak yeniden öne çıkarmaya yönelik Arap girişimlerinin iç içe geçtiği Orta Doğu gelişmelerinde kritik bir dönüm noktasında gerçekleştiğini’ vurguladı.

Uluslararası Bağışçılar Konferansı'nı salt Filistin Yönetimi'ne mali yardım sağlama fırsatı olarak görmenin, konferansın stratejik anlamından büyük ölçüde yoksun kılacağını söyleyen Hicazi, Brüksel’deki konferansın öneminin finansmanın çok ötesine geçtiğini belirtti. Konferansın aynı zamanda uluslararası toplumun Filistin Yönetimi'ni Filistin topraklarını yönetme kapasitesine sahip meşru kurum olarak görmeye devam ettiğini ortaya koyan açık bir siyasi mesaj niteliği taşıdığını ifade eden Hicazi, bunun İsrail'e yönelik Filistin Yönetimi'ni zayıflatmanın artık kabul edilebilir bir seçenek olmadığını ilan eden paralel bir mesajla da örtüştüğünün altını çizdi.

Yaklaşık bir hafta önce Avrupa Birliği (AB) Kudüs Sözcüsü Şadi Osman, ‘Filistin'in Sesi’ radyosuna verdiği demeçte iki devletli çözüme destek sağlamak ve Ulusal Yönetimi mali açıdan desteklemek amacıyla bu ayın 12 Temmuz'unda Uluslararası Donörler Konferansı düzenlenmesine yönelik hazırlıkların başladığını açıkladı.

Bu açıklamalar, Avrupa Komisyonu Akdeniz İşlerinden Sorumlu Üyesi Dubravka Suica'nın Avrupa-Filistin ortaklığını ve Gazze ile Batı Şeria'daki mevcut durumu ele alan bölgesel turunu Ramallah ziyaretiyle tamamlamasının hemen ardından yapıldı.

efrthyjy
Han Yunus’un Nehir el-Berd bölgesindeki Filistinli mülteciler için kurulan geçici kampta, bir kız çocuğu, çadırı sabitleyen ipin üzerinde dinleniyor (AFP)

Filistin Başbakanı Mustafa, o sıra Suica'ya, Filistin kurumlarının varlığını sürdürmesini ciddi biçimde tehdit eden mali ve ekonomik ambargo konusundaki kaygılarını aktardı. İsrail'in yasadışı biçimde alıkoyduğu Filistin vergi gelirlerinin yaklaşık 6 milyar dolara ulaştığını, İsrail Merkez Bankası'nın teslim almayı reddetmesi nedeniyle Filistin bankalarına ait yaklaşık 5 milyar dolarlık fonun ise dondurulduğunu vurgulayan Mustafa, bu durumun Filistin ekonomisine yılda 11 milyar dolar kayba yol açtığını belirtti.

Filistin meselesi, Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın dün açıklamasına göre Dışişleri Bakanı Abdulati ile AB Akdeniz Komiseri Suica arasındaki siyasi istişarelerde de gündemin merkezinde yer aldı.

Abdulati, ‘uluslararası çabaların Filistin meselesi üzerinde yeniden yoğunlaştırılmasının önemini, 7 Ekim 2023'ten sonra başlayan ve ABD Başkanı Donald Trump'ın barış planının birinci aşama yükümlülüklerinin tam olarak uygulanmasını, ardından da ikinci aşamaya geçişi sağlayacak koşulların oluşturulması açısından önemine’ dikkati çekti.

Hicazi ise Mısır ve Avrupa'nın hareketliliğinin Filistin Yönetimi'ne desteğin salt bir mali krize verilen tepkiden öte, bölgenin yeniden inşası denkleminin bir parçası haline geldiğini teyit ettiğini düşünüyor. Filistin kurumları çöküşe geçmişken daha istikrarlı bir Orta Doğu'dan söz etmenin yanı sıra Gazze yerle bir olmuşken uzun vadeli ekonomik ve güvenlik ittifakları kurmanın mümkün olamayacağını söyledi.

Mısır'ın rolü, bu aşamanın gerekliliklerine en tutarlı biçimde yanıt veren taraf olarak öne çıkıyor. Kahire, savaşın başlamasından bu yana insani boyutu siyasi süreçten ayrı tutmayı reddediyor. Ateşkesin yeniden yapılanma planı, Filistin Yönetimi'nin güçlendirilmesi, Batı Şeria ile Gazze'nin birliğinin korunması, göçün reddedilmesi ve bağımsız Filistin devletinin kurulmasıyla sonuçlanacak ciddi bir siyasi sürecin başlatılmasıyla eş zamanlı yürütülmesi gerektiğini savunuyor. Hicazi'ye göre Mısır bugün aynı doğrultuda ilerleyerek Brüksel Konferansı'nı ateşkesin kalıcı hale gelmesinin ardından Gazze'nin yeniden yapılanmasına yönelik daha kapsamlı bir uluslararası konferansa zemin hazırlayan kurucu bir adım olarak destekliyor.

Hicazi, asıl zorluğun milyarlarca dolar toplamak değil, bu kaynakları Filistin ulusal projesini yeniden başlatmak, iki devletli çözümü diriltmek ve Filistin meselesini yeni bölgesel güvenlik düzenlemelerinin merkezine yeniden taşımak için tarihsel bir fırsata dönüştürecek uluslararası bir irade inşa etmek olduğunu vurguladı.

Hicazi, yapılacak konferansın ya çatışma yönetiminden barışın inşasına, geçici yardımdan sürdürülebilir kalkınmaya ve tepkisel tutumdan bütüncül bir stratejik vizyona geçişin başlangıcı olacağını ya da tekrarlayan krizler silsilesinde geçici bir mali duraktan ibaret kalacağını da belirtti.


Sudan ordusu Etiyopya sınırındaki Karmak şehrine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı

Hartum'da Sudan Merkez Bankası binasının önünde duran hasarlı tanklar (Reuters)
Hartum'da Sudan Merkez Bankası binasının önünde duran hasarlı tanklar (Reuters)
TT

Sudan ordusu Etiyopya sınırındaki Karmak şehrine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı

Hartum'da Sudan Merkez Bankası binasının önünde duran hasarlı tanklar (Reuters)
Hartum'da Sudan Merkez Bankası binasının önünde duran hasarlı tanklar (Reuters)

Sudan ordusu, ülkenin güneydoğusunda yer alan Mavi Nil bölgesi cephesindeki askeri operasyonlarını sürdürüyor. Sudan ordusu geçtiğimiz mart ayından bu yana Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolünde bulunan Etiyopya sınırı yakınlarındaki stratejik öneme sahip Karmak şehrine doğru artan bir tempoyla ilerlemeye çalışıyor.

Sahadaki kaynakların art arda gelen raporları, ordunun son iki gün içinde bölgenin ikinci büyük kenti Karmak'ın çevresindeki HDK'nın ileri savunma mevzileri ve hatlarını hedef alan yoğun insansız hava aracı (İHA) ve ağır topçu saldırıları düzenlediğine işaret ediyor. Ordu ve müttefik kuvvetlerin yürüttüğü askeri operasyonlar şehrin yaklaşık 15 kilometre gerisindeki Barka bölgesinden başlatılıyor.

Sudan ordusu mensupları, kuvvetlerinin Karmak'a yönelik ileri hatlar boyunca ilerleyişini gösteren video kayıtları yayımladı. Ordu son günlerde Mavi Nil cephesinde kayda değer bir ilerleme kaydederek Nil bölgesinin başkenti Damazin ile Karmak şehri arasındaki ana yolu üzerindeki Kili, Makce ve Sarkam kasabalarının kontrolünü yeniden ele geçirdi. Bu durum HDK'yı bölgenin daha iç kesimlerine doğru geri çekilmeye zorladı.

Öte yandan Nil Nehri eksenindeki HDK komutanı Tuğgeneral Hamuda el-Bişi, Sudan ordusunun Karmak şehrine doğru ilerlediğine dair haberlerin doğru olmadığını, bunların ‘asılsız iddialar’ olduğunu belirtti. Bişi, resmi Facebook hesabından yaptığı paylaşımda şehrin tamamının HDK’nın kontrolü altında kalmaya devam ettiğini vurguladı.

9l0ş
Hartum'daki bir meydanda kurşun izleri bulunan araçlar, 11 Haziran 2026 (Reuters)

Mavi Nil bölgesi, son iki ay içinde Sudan ordusunun ve HDK'nın çeşitli küçük kasabalar üzerinde kontrolü birbirinden defalarca kez devraldığı belirgin bir askeri tırmanmaya sahne oldu.

Karmak şehri, Etiyopya sınırındaki konumu nedeniyle stratejik önem taşımakta olup aylarca önce HDK'nın Abdulaziz Adem el-Hilu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi – Kuzey (SPLM-N) ile koordineli biçimde yürüttüğü Sudan Kurucu (Te’sis) İttifakı kuvvetlerinin eline geçmişti.

Sudan Kurucu İttifakı kuvvetleri, Karmak vilayetinin Dukan, Keren Keren ve Hur el-Hasan bölgeleri ile Kaysan şehrine uzanan diğer bölgelerde büyük sayılarla konuşlanmaya devam ediyor.

Sudan ordusu ise daha önce HDK’nın kontrolündeki bölgelerin tamamını geri almak amacıyla Mavi Nil bölgesine ek kuvvetler ve takviye güçler sevk ettiğini açıklamıştı.

Omdurman'a İHA saldırısı

Hartum eyaletindeki yerel kaynaklar, Sudan ordusuna ait hava savunma sistemlerinin cumartesi günü Omdurman şehrindeki konumları hedef almaya çalışan ve HDK'ya ait olduğu değerlendirilen insansız hava araçlarını püskürttüğünü bildirdi.

Hartum'un ikinci büyük kenti Omdurman sakinleri de şehrin kuzeybatısında art arda patlama sesleri duyduklarını ve bunların hava savunma sistemlerinin bir dizi insansız hava aracını engellemesinden kaynaklandığını, ancak hedef alınan yerlerin niteliğinin doğrulanamadığını aktardı.

Sudan ordusu ile HDK arasında 2023 yılının nisan ayında patlak veren savaşın başından bu yana Hartum eyaleti sürekli İHA saldırılarına maruz kalıyor. Bu saldırıların sıklığı, eyalete geri dönen binlerce vatandaşla eş zamanlı olarak son dönemde belirgin biçimde artıyor.


Hamas neden yeniden bayrak açmaya ve "yeni bir 7 Ekim" tehdidinde bulunmaya başladı?

Şubat 2025'te Han Yunus'ta bir Amerikan-İsrailli rehinenin teslimi sırasında Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları (Reuters)
Şubat 2025'te Han Yunus'ta bir Amerikan-İsrailli rehinenin teslimi sırasında Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları (Reuters)
TT

Hamas neden yeniden bayrak açmaya ve "yeni bir 7 Ekim" tehdidinde bulunmaya başladı?

Şubat 2025'te Han Yunus'ta bir Amerikan-İsrailli rehinenin teslimi sırasında Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları (Reuters)
Şubat 2025'te Han Yunus'ta bir Amerikan-İsrailli rehinenin teslimi sırasında Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları (Reuters)

İsrail'in yaya halindeyken hedef alarak öldürdüğü bir saha komutanının cenaze töreninde, Hamas'ın ve askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın bayraklarının kaldırılması bir tesadüf değildi. Bu durum, hareketin uzun süredir uzak durduğu bir stratejiye, birçok gözlemciyi şaşırtan koordineli bir geri dönüş olarak değerlendiriliyor.

Kassam Tugayları komutanlarından, hareketin eski lideri İsmail Heniyye'nin (Temmuz 2024'te Tahran'da suikasta uğradı) akrabalarından Velid Heniyye’nin cenazesi, 26 Haziran’da gerçekleşti. Bu tarih, Gazze Şeridi’ndeki insani durumun kötüleşmesi nedeniyle Hamas karşıtı gösteriler düzenlenmesi için aktivistlerin çağrı yaptığı güne denk geliyordu. Hamas, "şüpheli" tarafların arkasında olduğunu düşündüğü bu protestoları engellemek için büyük çaba sarf etti ve eylemler kendi kendine sönümlendi.

Gazze şehrindeki bir sokakta Hamas polisi, (Arşiv- Reuters)Gazze şehrindeki bir sokakta Hamas polisi, (Arşiv- Reuters)

"Gücümüzü koruyoruz" mesajı

Bu cenazenin ardından Hamas, İsrail tarafından öldürülen üyelerinin törenlerinde bayraklarını ve Kassam flamalarını kaldırmaya, silahlı unsurlarıyla gövde gösterisi yapmaya devam etti. "Hayber Hayber ya Yahud... 7 Ekim geri dönecek" sloganlarının atılması, İsrail medyasında ciddi bir kışkırtma dalgasına neden oldu.

Hamas'ın Gazze'deki dört farklı kaynağı, Şarku'l Avsat'a yaptıkları açıklamada, bayrakların kaldırılması ve silahlı kişilerin ortaya çıkması kararının hareketin Gazze liderliği tarafından alınıp bütün bölgelere tebliğ edildiğini doğruladı. Kaynaklara göre bu adım, "Hamas'ın hala ayakta ve güçlü olduğunu, askeri eylemlerle ya da İsrail/ABD’nin Gazze’nin geleceğine dair dayatmalarıyla mağlup edilemeyeceğini" göstermeyi amaçlıyor.

 Hamas hareketi ciddi bir mali krizle karşı karşıya... ancak mali durumu diğer gruplardan daha iyi (Arşiv- Reuters)Hamas hareketi ciddi bir mali krizle karşı karşıya... ancak mali durumu diğer gruplardan daha iyi (Arşiv- Reuters)

Bir kaynak, 26 Haziran’daki protesto çağrılarına işaret ederek, "Hamas liderliği, Gazze içinde bir kaos çıkarma girişimi olduğunu düşünüyordu. Velid Heniyye'nin cenazesinden itibaren, hareketin hala güçlü ve taraftarlarının arkasında olduğunu göstermek istedik" dedi.

Sokak gösterileri ve güvenlik endişeleri

Diğer yandan, hareketin kendi içinden bazı aktivistler, bu gösterilerin İsrail'e bir bahane sunduğunu belirterek, bayrak açılmaması ve slogan atılmaması çağrısında bulundu. Aktivistler, İsrail istihbaratının bu törenlerdeki saha aktivistlerini tespit edip suikast düzenlediğine dikkat çekti.

Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları, Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Şubat 2025 (Reuters)Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları, Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Şubat 2025 (Reuters)

Hamas kaynakları ise İsrail'in bir bahaneye ihtiyacı olmadığını savunuyor. İki kaynak, "Saldırılar durmadı, ilan edilen ateşkese rağmen bu süreçte bin 60’tan fazla Filistinli hayatını kaybetti" ifadesini kullandı. Üçüncü bir kaynak ise durumun savaş öncesinden farklı olduğunu kabul etmekle birlikte, "Tam teslimiyet söz konusu olamaz. Suikastlar hareketi zayıflatmıyor, aksine daha kararlı hale getiriyor" ifadelerini kullandı.

İsrail Basını: Hamas toparlanıyor

Öte yandan İsrail basını, resmi istihbarat raporlarına dayandırdığı haberlerde, Hamas'ın Gazze'de toparlandığını, silah ürettiğini, tünelleri onardığını ve yeni saldırılara hazırlandığını öne sürüyor. Israel Hayom gazetesi, İsrail ordusunun Hamas'ın askeri kapasitesini yenilemesini engellemek için suikastların hızını artırdığını aktarırken, Yedioth Ahronoth ise İsrail Güney Bölge Komutanı Yaniv Asor'un, geniş çaplı operasyonların yeniden başlaması için siyasi düzeyde baskı yaptığını, ancak ABD kısıtlamaları nedeniyle bunun şimdilik mümkün olmadığını yazdı.

Gazze Şeridi'ndeki Hamas'ın "El-Kassam Tugayları" savaşçılarıGazze Şeridi'ndeki Hamas'ın "El-Kassam Tugayları" savaşçıları (Arşiv)

Hamas kaynakları, bütün bu İsrail tehditlerinin, savaşın başından beri süregelen kışkırtma kampanyasının devamı olduğunu vurguluyor. Kaynaklar son olarak, hareketin Filistinlileri savunmak için elindeki imkanları kullandığını, ancak 7 Ekim'de olduğu gibi bir saldırı başlatmayacaklarını, hedeflerinin Filistinlilerin haklarını garanti altına alan, savaşı tamamen durduran ve Gazze’nin yeniden inşasını sağlayan bir anlaşmaya ulaşmak olduğunu ifade etti.