Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Sudan konusunu endişeyle takip ediyoruz. Suriye’deki krizi sona erdirecek bir ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyoruz.

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
TT

Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)

Cuma günü tüm gözler Suudi Arabistan’ın batısındaki Cidde’ye çevrilecek. Zira o gün Cidde, Sudan’daki silahlı çatışmanın önderlik ettiği karmaşık jeopolitik koşullar ve çok sayıda Arap krizi ortasında Arap Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh de yaptığı açıklamada, “Arap halkları, bölgedeki kriz durumlarını içeren ve ortak Arap eylemini teşvik eden kararlar almak için zirveye güveniyor” diyerek, Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden sağlamak için Suudi Arabistan’ın sürekli çabalarına dikkati çekti.

Guelleh, Şarku’ Avsat’a verdiği röportajda, Arap dünyasının ortak eylem ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde yeni küresel blokların ortaya çıkışından izole olmadığını söyledi. Arap kararını güçlendirmede ve safları birleştirmede Suudi Arabistan’ın merkezi önemine dikkati çeken Omar Guelleh, ülkesi ile Krallık arasında deniz ve hava taşımacılığı ve serbest bölge kurulması alanlarında ortak projeler oluşturmak için çalışmaların devam ettiğini açıkladı.

Guelleh, “Suudi Arabistan- ABD inisiyatifi, Sudan krizini Cidde Bildirgesi’ne dahil etmek için muazzam bir çaba harcıyor. Sudan krizini kontrol altına almak için etkili bir arabuluculuk başlatmaya hazırız. İGAD girişiminin derinleşen krize çözüm bulunmasına katkı sağlamasını temenni ediyoruz” diyerek, Suudi Arabistan- İran yakınlaşmasının bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerini attığına ve ortak İslami eylemi teşvik ettiğine vurgu yaptı.

Guelleh, Suriye krizini sona erdirmek ve güvenlik, istikrar ve kalkınmayı yeniden sağlamak için siyasi izolasyonu kaldırmak amacıyla kaydedilen ilerlemeye de değinirken, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göçün, deniz trafiğinin ve Kızıldeniz’in güvenliğinin önündeki en önemli zorluklar olduğunu belirtti. Ayrıca Nahda (Rönesans) Barajı krizinin çözülmesi ve ilgili tarafları tatmin edecek bir anlaşmaya varılması konusundaki iyimserliğini dile getirdi.

Cibuti Cumhurbaşkanı ayrıca, ülkesinin Rusya- Ukrayna krizini sona erdirme çabalarını desteklediğini belirterek, nükleer savaşa doğru kayma uyarısında bulundu.

İşte Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh’in Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tamamı;

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh

-Arap Zirvesi cuma günü Cidde’de yapılacak. Beklenen en önemli gündemi nedir?

Zirve bazı kardeş Arap ülkelerinin tanık olduğu çok sayıda ve karmaşık jeopolitik değişimler ve kritik koşullar ışığında düzenleniyor. Onu farklı kılan ve ona özel bir önem veren de budur. Büyük kardeş, Arapların başı ve Müslümanlığın kubbesi olan Suudi Arabistan’da düzenlenmesi de önemli. Arap dünyasındaki en önemli çetrefilli ve sıcak konuların yanı sıra bölgedeki çeşitli jeopolitik gelişmelerin zirvenin gündeminde yer alması bekleniyor.

-Bu zirvenin karşılaşacağı başlıca zorluklar nelerdir?

Arap dünyasındaki zorluklar, şu an çok ve karmaşıktır. Çok kötü ve tehlikeli bir duruma tanık olan Sudan ve Yemen gibi birçok kardeş ülkenin kritik koşullardan geçtiği de bilinmektedir. Bununla birlikte Suudi Arabistan’ın krizi çözme, insanların acılarına son verme ve ‘mutlu’ Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden tesis etme çabalarına yönelik büyük bir iyimserliğe sahibiz. Bunlar takdire şayan.

Filistin’de İsrail işgal polisinin mübarek Mescid-i Aksa’nın ayrılmaz bir parçası olan Babu’r Rahme mescidine baskın yapması ve oraya saygısızlık etmesi gibi İsrail’in işgal altındaki Kudüs’teki İslam ve Hristiyanlık dini kutsallarına yönelik saldırıları son dönemlerde de devam ediyor. Aynı şekilde El-Halil kentindeki İbrahim Camii’nin çatı ve duvarlarında işgalci İsrail’in bayrağı dalgalanıyor. Bu, uluslararası hukukun, Cenevre sözleşmelerinin ve uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve İslam ulusunun duygularına yönelik bir provokasyondur. Statülerini geri kazanmak için çeşitli zorluklarla karşılaşan birçok kardeş ülke var. Ayrıca Libya, Suriye ve Somali gibi ülkeler de birçok karışıklığa, huzursuzluğa ve savaşa tanık oluyor.

Mevcut Arap zirvesinin, Arap dünyasının tanık olduğu kriz durumlarının ve kritik durumların kardeşler arasında birlik ve beraberliğin korunmasını garanti edecek şekilde çözülmesine katkı sağlayacak tavsiye ve kararlarla sonuçlanmasını, Arap dünyası için huzursuzluktan, güvenlik sıkıntılarından ve savaşlardan uzakta refah sağlamasını ve ortak Arap eyleminin güçlendirilmesine katkıda bulunmasını temenni ediyoruz.

Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)
Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)

-Cibuti’nin İGAD ülkelerinin bir parçacı olması çerçevesinde Sudan konusu nasıl ele alınacak?

Kardeş Sudan’daki kanlı olayları büyük bir endişeyle takip ediyoruz. İGAD grubu mevcut krizin çözümü için arabuluculuk girişimini proaktif olarak ortaya koydu. Cibuti Cumhuriyeti, Kenya Cumhuriyeti ve Güney Sudan Cumhuriyeti cumhurbaşkanları Sudan’a gitmek üzere tayin edildi ve arabuluculuk başlatmak için istişareler devam ediyor. Ancak üç cumhurbaşkanının Hartum’a yönelik hareketi, ateşkese ve ‘ihlallere sahne olan’ ateşkesin kararlılığına bağlı olmaya devam ediyor. Etkili arabuluculuk başlatmaya hazırız ve İGAD girişiminin Nisan ortasından bu yana kötüleşen krize acil bir çözüm bulunmasına katkıda bulunacağını umuyoruz. Ayrıca Suudi Arabistan Krallığı ve ABD’nin ateşkes için Cidde diyaloğundaki mevcut arabuluculuğunu da takdir ediyoruz.

Özellikle Cibuti Cumhuriyeti’nin rolüne ilişkin olarak, bizi onunla bağlayan ilişkilerin derinliği ve gücüne dayanarak, tarih boyunca kardeş Sudan ile dayanışma içinde olduk ve olmaya devam ediyoruz. Cibuti Cumhuriyeti, Afrika Boynuzu’nda barış ve uzlaşmaya katkı sağlamadaki onurlu rolleriyle tanınıyor. Önceki aşamalarda Sudan taraflarını yakınlaştırmaya yönelik uzlaştırma çabalarına katkıda bulunmuştur. Bunların arasında, Sudan Cumhuriyeti’nin eski Cumhurbaşkanı Ömer Hasan el-Beşir ve Ümmet Partisi lideri eski Başbakan Sadık el-Mehdi’nin katılımıyla, 1999 sonlarında Sudan hükümeti ile muhalefetteki Ümmet Partisi arasında arabuluculuk yaptığımız Kapsamlı Barış Anlaşması da var. Bu anlaşma, o dönemde var olan pek çok sorunun ve çatışmanın çözülmesine katkıda bulunmuştur. Aynı zamanda tarafları barış içinde bir arada yaşama yoluna ve yüksek çıkarların önceliğine sokmuştur.

Unutmayın ki Cibuti Cumhuriyeti, İGAD örgütünün mevcut başkanlığını kardeş Sudan’a devretti. Bu durum, Cibuti’nin kardeş Sudan halkına bir hediyesidir ve mevcut yolculuklarında onlara destek sağlama amaçlıdır. Bu durum, Cibuti Cumhuriyeti’nin Sudan’ı desteklemeye ve karşı karşıya olduğu tüm zorlukların üstesinden gelmede yanında olmaya ve onu uluslararası forumlar aracılığıyla desteklemeye kararlı olduğunu gösterir. Cibuti Cumhuriyeti, kardeş Sudan Cumhuriyeti’ndeki gelişmeleri büyük bir dikkatle ve endişeyle takip ediyor. Birçok kıtasal ve bölgesel kuruluşa üyeliği aracılığıyla, sevgili Sudan’ın istikrarını ve birliğini korumak ve kardeş halkının çıkarlarını elde etmek için her şeyi yapmaya hazır olduğunu ifade ediyor.

Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)
Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)

-Şam, Cidde Zirvesi aracılığıyla Arap Birliği’ne dönüyor. Arap ülkeleri, Suriye meselesini nasıl ele alacak?

Teorisyenler, her zamankinden daha güçlü hale gelen yeni bir dünya düzenine göre yeni bir jeopolitik haritadan bahsediyorlar. Ancak bu, ülkelerin konumlarında ve coğrafi sınırlarında ani ve köklü bir değişiklik olacağı anlamına gelmiyor. Bu, Vestfalya Antlaşması ve müteakip uluslararası anlaşmalardan bu yana bir dereceye kadar kanıtlanmıştır. Ancak aynı zamanda yeni küresel blokların ortaya çıkması doğaldır ve Arap dünyası, dünyanın bu konuda tanık olduğu gelişmelerden izole değildir. Herhangi bir Arap ülkesinin, ortak Arap eylemi ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde, çıkarlarını gördüğü ekonomik, askeri ve benzeri herhangi bir blokla işbirliği yapması doğaldır.

-ABD ve Çin’in Afrika kıtasına yönelik yarışı ne durumda?

Afrika’daki ABD- Çin rekabeti kalkınmanın çıkarınaysa, bu bizim memnuniyetle karşıladığımız olumlu bir konudur.

- Rusya- Ukrayna krizini, Rusya- Çin yakınlaşmasını ve bunların bölgeye etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ukrayna- Rusya savaşı ikinci yılına girdi ve maalesef yakın bir son görünmüyor. Olumsuz etkilerinin belirli bir coğrafi alanla sınırlı olmadığı, tüm dünyayı gölgeleyen, ekonomik büyümeyi engelleyen küresel bir kriz olduğu kesin. Dünyadaki ihracat ve ithalat hareketlerini etkilemesi sonucu enflasyon oranı artmakta. Durumun daha da kötüye gitmemesini ve bir nükleer savaşa kaymamasını umuyoruz. Bunun yerine, krizi siyasi olarak sona erdirmeye yönelik uluslararası çabalara desteğimizi tazeliyoruz. Ayrıca çatışma taraflarının müzakereleri kabul edeceğini umut ediyoruz.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)

-Bölge, son dönemde Riyad ve Tahran anlaşması başta olmak üzere hızlı değişimlere sahne oluyor. Bu anlaşma bölgeye nasıl yansıyacak?

Riyad ve Tahran arasında 2016’dan bu yana kesintisiz bir kopuştan sonra ikili ilişkilerin yeniden kurulmasına yönelik son anlaşmanın olumlu sonuçları, kuşkusuz en başta hem Suudi Arabistan’ın hem de İran’ın gelişimine yansıyacaktır. Uyum ve işbirliği her zaman ilgili tüm tarafların yararınadır. Suudi Arabistan Krallığı ve İran ağırlığı ve büyüklüğündeki iki ülke arasındaki herhangi bir yakınlaşma ve işbirliği, şüphesiz tüm bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerinin atılmasına katkıda bulunacak ve ortak İslami eylemi güçlendirecektir.

-Cibuti’nin Suudi Arabistan ile apayrı bir ilişkisi var ve iki ülke arasındaki işbirliğinin artmasından bahsediliyor.

Suudi Arabistan ile ilişkilerin güçlü ve köklü olduğu doğru. Bu ilişkiler çok eskidir. Kıyıları aşan iki kardeş halk arasındaki iletişim çok eskidir. Aralarında birçok gelenek ve görenek açısından güçlü benzerlikler vardır. Resmi düzeyde Suudi Arabistan’ın Cibuti’ye verdiği destek bağımsızlık öncesine kadar uzanıyor. Suudi Arabistan, Cibuti mücadelesinin yanında yer aldı ve onu çeşitli uluslararası ve bölgesel forumlar aracılığıyla destekledi. Suudi Arabistan, kardeşi Cibuti’yi çeşitli siyasi, ekonomik, eğitimsel ve diğer alanlarda desteklemeye devam etti ve etmeye devam ediyor. İki kardeş ülke arasındaki ilişkiler her geçen gün daha da güçleniyor ve çeşitli dosyalara yönelik siyasi vizyonlarda uyum vardır. Sürekli işbirliği ve koordinasyon açısından ise güvenlik ve askeri olanlar da dahil olmak üzere birkaç komite mevcut. İki ülke arasındaki çeşitli alanlarda ikili işbirliğinin altında genel bir çerçeveyi temsil eden ortak Cibuti- Suudi Arabistan komitesi vardır. Cibuti ve Suudi iş adamlarından oluşan ortak bir konsey de mevcut.

Son yirmi yılda limanlar alanında nicelik ve nitelik olarak kaydettiğimiz muazzam gelişmeye dayanarak, iki kardeş ülke arasındaki deniz taşımacılığı, lojistik hizmetler ve limanlar alanındaki işbirliğini güçlendirmek için sabırsızlanıyoruz. Cibuti’de doğrudan deniz ve hava taşımacılığı alanında ortak projeler oluşturulması ve Suudi ihracat ve ürünleri için uluslararası serbest ticaret bölgesi içerisinde serbest bölge ve depoların kurulması için çalışmalar devam etmektedir.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)
Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)

-Peki tüzüğü 2020’de Suudi Arabistan’da imzalanan Kızıldeniz’e kıyısı olan Devlet Konseyi hakkında değerlendirmeniz nedir?

Kızıldeniz’in stratejik önemi, siyasi ve ekonomik avantajları binlerce yıl öncesinden biliniyordu. Doğu ve batı denizlerinin ortasında veya daha özel olarak Akdeniz ile Hint Okyanusu arasındaki konumu ile ayırt edilir. Uzun bir deniz kıyısı olmasının yanı sıra kuzey ile güney, doğu ile batı arasında yüzen bir köprü gibidir. Jeopolitik olarak, uzun kıyıların deniz suyunu ve oradaki seyrüseferi kontrol etme konusunda ezici bir yeteneğe sahip olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, bu denize kıyısı olan ve kıyılarını kontrol eden ülkeler, etrafındaki herhangi bir çatışmada kilit rol oynamaktadır. Böylece Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan bu siyasi, askeri ve ekonomik arteri en kısa deniz yolu ile kontrol etmektedir.

Bu denizin aşırı öneminden hareketle, ona komşu olan ülkelerin omuzlarına yüklenen sorumluluk çok büyüktür. Suudi Arabistan bu konuda ilk adım atan ülkeler arasında yer aldı. Kızıldeniz güvenliği fikri, Suudi Arabistan Krallığı, Mısır ve Yemen Mütevekkilî Krallığı arasında 21 Nisan 1956’da imzalanan Cidde Paktı’na kadar uzanmaktadır. Bu tüzük, Kızıldeniz’de ‘ortak güvenlik sistemi’ kurulması için yapılan ilk çağrıdır.

Ülkemiz (Cibuti Cumhuriyeti), büyük stratejik ekonomik ve siyasi öneme sahip Babülmendep Boğazı’na bakan, Kızıldeniz’deki eşsiz coğrafi konumu ile karakterize ediliyor. Bu çerçevede deniz seyrüseferini korumak, terörizmle mücadele etmek ve bölgeyi ve bir bütün olarak dünyayı saran güvenlik sorunlarıyla mücadele etmek için büyük güçlerle koordinasyon ve işbirliği yoluyla uluslararası güvenlik ve istikrarı sağlamaya yönelik çabalarda çok önemli bir rol oynuyoruz.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan Arap ve Afrika Devletleri Konseyi’nin tüzüğü ise üye ülkeler tarafından Ocak 2020’de imzalandı. Tüzüğünü onaylayan ilk ülkeler arasındaydık. Ayrıca daha önce konseyin merkezinin Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde olmasını önerdik. Daha sonra bu konu üzerinde uzlaşıya varıldı. Konseyin üye devletler arasında koordinasyon ve işbirliği konusunda üzerine düşen rolü oynamaya başlaması beklenmektedir. Üye devletler olan Cibuti, Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Ürdün, Somali, Yemen ve Eritre siyasi, ekonomik, güvenlik ve çevresel alanlarda bunu başarmanın yollarını araştırıyorlar. Deniz seyrüseferinin ekonomik ve siyasi olarak güvence altına alınması için bu konseyin çok önemli olduğunu vurgulamak isterim. Bölge, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göç gibi ‘küresel ve bölgesel dayanışma’ ile üstesinden gelinebilecek birçok zorlukla çevrilidir.



Mısır: Hükümet, İran’daki savaşı ‘uzun süreli bir kriz’ olarak değerlendiriyor ve ‘tasarruf tedbirlerine’ gösterilen uyumu övüyor

(foto altı) Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Temsilciler Meclisi’nin dünkü oturumuna katıldı. (Mısır Başbakanlığı)
(foto altı) Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Temsilciler Meclisi’nin dünkü oturumuna katıldı. (Mısır Başbakanlığı)
TT

Mısır: Hükümet, İran’daki savaşı ‘uzun süreli bir kriz’ olarak değerlendiriyor ve ‘tasarruf tedbirlerine’ gösterilen uyumu övüyor

(foto altı) Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Temsilciler Meclisi’nin dünkü oturumuna katıldı. (Mısır Başbakanlığı)
(foto altı) Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Temsilciler Meclisi’nin dünkü oturumuna katıldı. (Mısır Başbakanlığı)

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, parlamento tarafından hükümetin çalışma programına ilişkin sunum yapılmadığı yönündeki tartışmalar ve İran’daki savaşın başlamasından bu yana alınan çok sayıda kararın ardından dün Temsilciler Meclisi’nde bir sunum yaptı. Sunumda savaşın ekonomik etkileri, bu etkilerle başa çıkma mekanizmaları ve hükümetin geleceğe yönelik genel yol haritası ele alındı.

Medbuli, mevcut bölgesel gerilimi ‘uzamış bir kriz’ olarak değerlendirdiklerini ve bu sürecin ne zaman sona ereceğinin öngörülmesinin zor olduğunu söyledi. Bölgesel ve uluslararası koşulların karmaşıklığına dikkat çeken Medbuli, krizin şeklen sona ermesinin bile etkilerinin ortadan kalkacağı anlamına gelmediğini vurguladı. Ekonomik yansımaların en az yıl sonuna kadar devam edebileceğini belirtti.

Medbuli, vatandaşların ‘tasarruf’ kararlarına gösterdiği uyumu da övdü. Hükümetin bazı uygulamaların zorluğunu ve özellikle işletmelerin erken kapatılması gibi kararların toplum üzerindeki etkisini bildiğini ifade etti.

Hükümet, 28 Mart’ta mağaza, restoran ve alışveriş merkezlerinin her gün saat 21.00’de kapatılmasını öngören bir uygulamayı başlatmıştı. Perşembe ve cuma günleri ise kapanış saati 22.00 olarak belirlenmişti. Bu uygulama bir ay süreyle yürürlükte kaldıktan sonra 9 Nisan’da esnetildi ve kapanış saati 27 Nisan’a kadar 23.00’e uzatıldı.

Bu süreçte hükümet, erken kapanma kararlarının etkinliği ve savaşın başlamasından kısa süre sonra akaryakıt fiyatlarında yüzde 14 ila 30 arasında artış yapılması nedeniyle eleştirilmişti. Medbuli’nin sunumunda ayrıca, enerji tüketim maliyetlerindeki artışa dikkat çekildi. Aylık enerji faturasının 560 milyon dolardan yaklaşık 1 milyar 650 milyon dolara yükseldiği, bunun elektrik ve sanayi ihtiyacını karşılamak için aylık 1 milyar 100 milyon dolarlık ek maliyet anlamına geldiği ifade edildi.

fbfrb
Mısır hükümetinin önceki bir toplantısından (Mısır Bakanlar Kurulu)

Medbuli, konuşmasında savaşın küresel ölçekte yol açtığı zararları ve bunun Mısır üzerindeki etkilerini de değerlendirdi. Dünya Turizm ve Seyahat Konseyi’nin (WTTC) verilerine atıfla Ortadoğu’da turizm sektörünün uçuş iptalleri ve seyahat talebindeki düşüş nedeniyle yaklaşık 600 milyon dolar kayıp yaşadığını belirtti. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) gıda fiyat endeksinin şubat ayına göre yüzde 2,4 arttığına dikkat çekti. Tedarik zincirlerinde yaşanabilecek aksamalara ilişkin uyarılar da gündeme gelirken, Medbuli mevcut durumu ‘Kovid-19 salgını ve Ukrayna savaşının başlangıcından bu yana görülen en sert tablo’ olarak nitelendirdi.

Hükümetin ekonomik etkilerle mücadele için atacağı adımlar netleşmemiş olsa da, Medbuli’nin Temsilciler Meclisi’ndeki sunumu hem iktidar hem de muhalefet cephesinde genel olarak olumlu karşılandı.

Muhalefette yer alan Reform ve Kalkınma Partisi Meclis Grup Başkanı Irin Said, Medbuli’nin parlamentodaki grup başkanlarının talebine yanıt vererek hükümet planını açıklamasını olumlu bulduklarını söyledi. Ancak Said, sunumda ekonomik kayıplara ve alınması beklenen somut icra adımlarına ilişkin ayrıntıların yeterince yer almadığını, daha çok mevcut durumun genel bir çerçevesinin çizildiğini ifade etti.

Mısır Temsilciler Meclisi Başkanı Hişam Bedevi ise Başbakan’ın genel kurulda yaptığı sunumun ilgili ihtisas komisyonlarına sevk edilerek incelenmesini ve buna ilişkin rapor hazırlanmasını talep etti.

rfgtrf
Mısır Temsilciler Meclisi Başkanı Hişam Bedevi (Mısır Temsilciler Meclisi)

Siyaset bilimi profesörü Hasan Selame, Medbuli’nin Temsilciler Meclisi’ne yaptığı sunumu, yürütme ve yasama organları arasındaki kurumsal bağın bir göstergesi olarak değerlendirdi. Selame, mevcut bölgesel krizin ve bunun iç yansımalarının, halkın temsilcileri aracılığıyla karar alma süreçlerine daha güçlü katılımını zorunlu kıldığını belirterek, hükümet ile parlamentonun yüz yüze geldiği bu tür oturumların önem taşıdığını ifade etti.

Selame, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Başbakan’ın daha önce alınan tedbirleri yeniden aktardığını ve diğer ülkelerin de benzer ‘tasarruf’ önlemleri uyguladığını kaydetti. Selame, vatandaşların özellikle olağanüstü tasarruf tedbirlerinin uzatılmasına ilişkin hükümet yaklaşımının ayrıntılarını öğrenmeye ve alternatif çözüm önerilerini duymaya ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Medbuli ayrıca geleceğe yönelik genel ekonomik planlara da değindi. Buna göre hükümet, 2026-2027 mali yılı ekonomik ve sosyal kalkınma planını uygulamayı sürdürecek. Plan kapsamında toplam 3,8 trilyon Mısır cüneyhi yatırım yapılması hedefleniyor ve özel sektörün kalkınmanın ana motoru haline getirilerek toplam yatırımlar içindeki payının yüzde 60’a çıkarılması amaçlanıyor. Ayrıca yenilenebilir ve yeni enerji kaynaklarının kullanımının artırılması, ithal edilen ürünlerin gümrük işlemlerinin hızlandırılması için ilgili kurumlarla koordinasyon sağlanması ve ithalat kaynaklarının çeşitlendirilmesi gibi adımların da planlandığı belirtildi. Bu sayede ülkenin orta vadede ihtiyaçlarını daha güvenli şekilde karşılaması hedefleniyor.


Gazze anlaşması... Karmaşık koşullar altında ‘zaman alacak’ düzenlemelere yönelik bir bahis

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bir arabanın üzerinde oturan Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bir arabanın üzerinde oturan Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşması... Karmaşık koşullar altında ‘zaman alacak’ düzenlemelere yönelik bir bahis

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bir arabanın üzerinde oturan Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bir arabanın üzerinde oturan Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasına ilişkin dosyalar, mevcut tıkanıklık nedeniyle yeni düzenlemeler bekliyor. Özellikle geçtiğimiz şubat ayı sonunda İran’da başlayan savaşın ardından ve son iki haftada Kahire’de gerçekleştirilen müzakere turlarında belirleyici sonuçlara ulaşılamaması bu süreci etkiliyor.

Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, söz konusu düzenlemelerin son Kahire turunda Hamas’a sunulan öneriler çerçevesinde şekillendiğini ifade etti. Uzmanlara göre bu öneriler özellikle silahsızlanma, çekilmeler ve hareketin Gazze Şeridi’ndeki çalışanlarının entegrasyonu gibi başlıklara odaklanıyor.

Uzmanlar, bu düzenlemelerin zaman alacağını ve sürecin başta İran’daki savaşın seyri, uluslararası güçlerin ve Filistinli polis unsurlarının konuşlandırılması ile teknokratlardan oluşacak komitenin Gazze’ye girerek çalışmalarına başlaması gibi temel faktörlere bağlı olacağını belirtti.

Geçen hafta Kahire’de yapılan görüşmelerde Hamas’ın silahsızlandırılması konusunda anlaşma sağlanamamasına rağmen, Mladenov pazartesi akşamı Reuters’a yaptığı açıklamada, “Son haftalarda Hamas ile son derece ciddi görüşmeler gerçekleştirdik, ancak süreç kolay değil” dedi.

Mladenov, “Tüm tarafları ve en önemlisi Gazze halkını tatmin edecek bir düzenlemeye ulaşabileceğimiz konusunda temkinli bir iyimserliğim var” ifadesini kullanarak, sürecin zaman alacağını vurguladı.

Mladenov daha önce, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin önündeki engellerin kaldırılmaya başlandığını açıklamıştı. Cuma günü Kahire el-İhbariyye televizyonuna verdiği röportajda ise komitenin Gazze’ye girişinin mevcut engeller nedeniyle geciktiğini belirtti.

Farabi Siyasi Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri Dr. Muhtar Gubaşi, Mladenov’un düzenlemelere ilişkin açıklamalarıyla zaman kazanmaya çalıştığını savundu. Gubaşi, Gazze, Lübnan ve İran dosyalarının aslında tek bir bütün oluşturduğunu, bu nedenle hepsinin birlikte ele alınıp sonuçlandırılacağını ve bunun ardından bölgede yeni düzenlemelerin şekilleneceğini belirtti. Bu çerçevede, söz konusu sürecin zaman alacağına dair açıklamaların, dosyaların henüz sonuçlanmadığını ve birbirine bağlı olduğunu gösterdiğini ifade etti.

Filistinli siyaset analisti Eymen er-Rakab ise Mladenov’un son iki haftada Hamas, Filistin hükümeti ve İsrail arasında yürüttüğü temasların, ateşkes anlaşmasının bir sonraki aşamasına geçiş için düzenlemeler oluşturmayı hedeflediğini söyledi. Ancak er-Rakab, sürecin beklenenden daha karmaşık olduğunu ve temel engelin İsrail’den kaynaklandığını belirterek, bu nedenle görüşmelerin zaman almasının doğal olduğunu, hatta nihai bir sonuca kısa vadede ulaşılmasının zor olduğunu ve sürecin İran’daki savaş sonrasına kalabileceğini dile getirdi.

devf
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen iki öğrenci (AFP)

Hamas, Mladenov’un açıklamalarının ardından dün yaptığı açıklamada, Kahire’de arabulucular ve Filistinli gruplarla çok sayıda görüşme ve istişare gerçekleştirdiğini duyurdu. Açıklamada, bu temasların Şarm eş-Şeyh Anlaşması kapsamındaki birinci aşama yükümlülüklerinin tamamlanması ve Donald Trump planı doğrultusunda ikinci aşama düzenlemelerinin ele alınmasına hazırlık amacı taşıdığı belirtildi.

Hamas, sunulan önerilere ‘yüksek düzeyde olumlu yaklaşım’ gösterdiklerini vurgulayarak, kabul edilebilir bir anlaşmaya ulaşmayı hedeflediklerini ifade etti. Hamas ayrıca, arabulucularla müzakereleri sürdürmeye kararlı olduğunu, tüm engellerin aşılması için çalıştığını ve önerilere ilişkin nihai yanıtını hareketin liderliği ile Filistinli gruplarla yapılacak istişarelerin ardından açıklayacağını bildirdi.

Hamas, geçtiğimiz cumartesi günü de arabulucular ve Filistinli gruplarla bir dizi görüşme ve diyalog gerçekleştirdiğini, anlaşmanın birinci aşamasına ilişkin tüm maddelerin uygulanmasını tamamlamayı amaçladığını duyurmuştu.

Er-Rakab, Hamas’a son Kahire görüşmesinde iletilen önerilerin büyük ölçüde silahsızlanma, Gazze’deki çalışanlarının entegrasyonu gibi başlıklara odaklandığını belirtti. Er-Rakab, Hamas’ın ‘sürpriz bir yanıt vermeyeceğini’ ifade ederken, herhangi bir sürecin başarısının uluslararası güçlerin ve Filistinli polis unsurlarının sahaya konuşlandırılması ile teknokrat komitenin bölgeye girişine bağlı olduğunu vurguladı.

Er-Rakab’a göre Hamas, arabulucuların sunduğu orta yol çözümlerine, açık mutabakatlar ve belirli güvenceler sağlanması halinde eğilim gösterebilir. Ancak bu sürecin, İran’daki savaşın seyri ve olası sonuçlarıyla bağlantılı olarak zaman alacağı ifade edildi.

Öte yandan Gubaşi, Hamas’ın önerileri kabul edip etmeyeceğinin; İsrail’in çekilmesine dair somut taahhütler, insani yardımların artırılması ve yeniden imar sürecinin başlatılmasına yönelik gerçek güvencelerin varlığına bağlı olduğunu belirtti. Gubaşi, bu şartların sağlanması halinde Hamas’ın sürece olumlu yaklaşabileceğini, aksi durumda ise İsrail kaynaklı engeller nedeniyle sürecin uzayabileceğini ifade etti.


Süryaniler ve Suriye'de kaçırılan fırsatın telafisi

Suriye'deki Süryaniler, ülkedeki dini ve etnik çeşitliliğin tanınması kapsamında Suriye'nin köklü bir bileşeni olarak kabul görmeyi istiyorlar (Independent Arabia)
Suriye'deki Süryaniler, ülkedeki dini ve etnik çeşitliliğin tanınması kapsamında Suriye'nin köklü bir bileşeni olarak kabul görmeyi istiyorlar (Independent Arabia)
TT

Süryaniler ve Suriye'de kaçırılan fırsatın telafisi

Suriye'deki Süryaniler, ülkedeki dini ve etnik çeşitliliğin tanınması kapsamında Suriye'nin köklü bir bileşeni olarak kabul görmeyi istiyorlar (Independent Arabia)
Suriye'deki Süryaniler, ülkedeki dini ve etnik çeşitliliğin tanınması kapsamında Suriye'nin köklü bir bileşeni olarak kabul görmeyi istiyorlar (Independent Arabia)

Abdulhalim Süleyman

Suriye'nin el-Cezire bölgesi ve Haseke ilindeki Süryaniler, az sayıda olmalarını pek umursamıyor. Bu durum, özellikle Suriye'deki savaşın şiddetlenmesi ve başta Haseke vilayetinde (kuzeydoğu) olmak üzere Hristiyanların DEAŞ terör örgütü tarafından hedef alınmasıyla birlikte daha da belirginleşti.

Bu umursamazlık, Süryanilerin bölgenin özgün bir unsuru olduklarına duydukları güvenden kaynaklanıyor. Süryaniler, ülkede azınlık olarak nitelendirilmelerini reddederek Araplar, Kürtler, Türkmenler ve diğerleriyle kıyaslandığında kendilerini ‘özgün unsur’ olarak tanımlamayı tercih ediyorlar.

Süryanilerin dile getirmeye devam ettikleri tarihi bir yaklaşıma göre ‘Suriye’ adı, Süryanilere ve Asurilere atfen verilmişti. Bu isim önce oryalistler arasında yaygınlaştı, ardından Fransa tarafından bu toprakları manda yönetimi altında tuttuğu yıllarda, İslami dönemlerde ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde kullanılan ‘Şam’ adının yerine benimsendi. Osmanlı İmparatorluğu Şam topraklarını, bugün bilinen siyasi sınırlarıyla mevcut Suriye'yi oluşturan çeşitli vilayetler olarak görüyordu.

Suriye'nin genelinde yüzlerce kasaba ve köyün eski Süryanice adlar taşımasının yanı sıra Hz. İsa'nın konuştuğu dilin de Süryanice kökenli olduğu biliniyor. Süryani kültürü, sanatsal ve bilimsel boyutlarıyla bölgenin oluşumunun bir parçasını temsil ediyor. Süryanice özellikle İslam'ın yükseliş dönemlerinde Yunanca ve eski Grekçeden Arapçaya yapılan tercüme hareketinde önemli bir rol üstlendi. Tüm bunların yanında Haçlı Seferleri'nden etkilenmeleri, bazı dönemlerde geri çekilmeleri, diğer dönemlerde ön plana çıkmaları ve bölgenin çeşitli dönüşümlerine katılımları da bu tarihin ayrılmaz bir parçası.

Önemli bir Süryani varlığı

Suriye, Fransız mandası altında kurulduktan sonra, siyasi yapısında, özellikle de özel bir statüye sahip olan ve dört eyaletten oluşan yeni Suriye devletine katılımı geciken el-Cezire bölgesinde, önemli bir Süryani varlığına tanık oldu.

Bu durum, Osmanlı idari mirası, modern Türkiye'nin kurulması ve ayrıca eski Musul Vilayeti ile modern Irak'taki İngiliz varlığına atfedilebilir. Bu durum, Süryani-Aşur bileşeninin 20. yüzyılın ilk on yıllarında yaşanan bölgesel dönüşümlerden etkilenmesine neden oldu.

Bu dönemde, başta 1915'teki Seyfo (kılıç) katliamları olmak üzere komşu bölgelerdeki kanlı olaylar sonucunda Suriye'deki Süryani varlığı arttı. Bu olaylar pek çok kişiyi güneye, Fransız nüfuz bölgelerine doğru göç etmeye itti. El-Cezire bölgesi, Ninova'dan gelen binlerce Asuri ailesinin akınına uğradı. Bu aileler Habur Nehri kıyılarına yerleşerek bugün ‘Habur köyleri’ olarak bilinen ve sayısı 30'u aşan köyleri oluşturdular. Bu köyler 2015 yılında DEAŞ’ın terör eylemlerine sahne oldu. Saldırılar halkın büyük bölümünün yerinden edilmesine ve bir kısım kilisenin tahrip edilmesine yol açtı.

Suriye’de durumun nispeten istikrar kazanmasının ardından Süryanilerin de günlük hayatı hareketlendi. Bu canlanma özellikle Halep’te ticaret ve sanayi alanlarında, ayrıca el-Cezire bölgesinde tarım ve ticaret alanlarında göze çarptı. Bunun yanında bölgelerin Osmanlı İmparatorluğu'nun kontrolünden çıkmasının ardından sivil ve kültürel yaşamda bir düzen sağlandı. Ayrıca el-Cezire bölgesinde küçük şehirler kuruldu ve eski şehirler yeniden canlandı.

Şarku’l Avsat’ın Independet Arabia’dan aktardığı analize göre askeri yönetimin iktidara gelmesi ve Suriye'de otokrasinin pekişmesiyle birlikte Süryani hareketi gerilerken giderek daha sınırlı bir hal aldı. Faaliyetler büyük ölçüde kilise etkinlikleriyle gençlere yönelik bazı izcilik faaliyetlerine indirgendi. Bunun yanında yerel resmi görevlerde bir miktar varlık sürdürdüler. Parlamentodaki temsil oranları ise oldukça nadir kaldı ve bu temsil çoğunlukla iktidarın Hristiyan azınlıkları temsil kartını kullanması çerçevesinde gerçekleşti.

Öte yandan Süryaniler ne Anayasa’da ne de hükümetin konuşmalarında veya etkinliklerinde resmi olarak tanındı. Süryanice öğrenme izni ise kilise ayinleri kapsamında haftada yaklaşık iki saatle sınırlı kaldı.

Kimlikte canlanma

Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’nin ortaya çıkmasıyla birlikte, Süryanilerin varlığı; temsil açısından, üst düzey mevkilere yerleşme bakımından ve Süryanicenin Arapça ve Kürtçenin yanında resmi ana dil olarak benimsenmesi noktasında bu yapının temel unsurlarından biri hâline geldi. Bunun yanı sıra, 10 yıl boyunca süren bu dönemde siyasi, kültürel, dilsel ve feminist faaliyetler arttı. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) çatısı altındaki askeri oluşumlar ile Haseke’deki yerel güvenlik servisleri de bu süreçte şekillendi. Ne var ki bu katılım, Süryaniler ve Asuriler arasında yalnızca iki派 ile sınırlı kaldı. Bu arada Asuri Demokratik Örgütü (ADO), Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) çatısı altında Suriyeli muhalefet güçleriyle birlikte kalmaya devam etti. Bunların yanında geniş ve örgütsüz bir kesim ise bölgede belirgin bir askeri faaliyete katılmaksızın devrilmiş Suriye rejimi ve kurumlarıyla birlikte hareket etmeyi sürdürdü.

Beşşer Esed rejiminin 8 Aralık 2024'te düşmesi, bu ülkedeki Süryaniler için bir dönüm noktası oldu. Onlar, özellikle Suriye'nin kuzey ve doğusunda bulundukları bölgelerde elde ettikleri kazanımların, ülke genelinde resmi statüye kavuşmasını umut ediyorlar.

Günümüzün endişesi

Süryanilerin önde gelen siyasi çevreleri bu umut doğrultusunda, ülkedeki duruma ilişkin siyasi vizyonlarını birleştirmeye çalıştı. Bu birleşme, kendi siyasi, etnik ve dinî özellikleri çerçevesinde gerçekleşmek üzere Süryanilerin, dilin tanınması ve ülke yönetimine katılımlarının güvence altına alınması esasında kültürel ve kimliksel özgünlüklerinin korunması ilkeleri temelinde şekillendirildi.

wefre
Haseke şehrindeki Akitu Bayramı kutlamaları (Independent Arabia)

Ayrıca, 1957 yılında kurulan ve en eski Süryani siyasi örgütlerinden biri olan ADO, geçtiğimiz yılın şubat ayı sonlarında düzenlenen Ulusal Diyalog Konferansı’na katıldı. Ülkedeki Süryanilerin vizyonunu ve taleplerini ortaya koyan ADO, Suriyeli yetkililer ile Süryani aktörler arasında resmi görüşmeler düzenlendi, ancak çoğu zaman hükümet tarafından resmi bir ulusal kimliği olmayan bir Hıristiyan grup olarak değerlendirildiler

Hıristiyanlar... ama!

ADO Politbüro Üyesi Gabriel Muşi Kuriye Süryanilerin varlığının Suriye'de köklü bir geçmişe sahip olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Birden fazla Hristiyan kilisesine mensup olmalarına karşın bu Hristiyan dini kimliğiyle gurur duymak, onun ulusal bir kimlik olarak tanınması talebini ortadan kaldırmaz. Suriye ve Mezopotamya'da binlerce yıldır ulusal bir bayram olan ve her yıl 1 Nisan'da kutlanan Akitu Bayramı'nın (Süryani-Asuri Yeni Yılı) tanınması zorunludur.”

Kuriye, ayrıca Suriye hükümetine, Süryani kültür ve mirasına ülkedeki zengin çeşitliliğin bir parçası olarak gereken önemi vermesi çağrısında bulundu.

Süryani Asurilerin yetkinlik temelinde ve bir toplumsal bileşen olarak temsil edilmesini ve dengeli bir temsile kavuşmalarını isteyen Kuriye, “Bu, elbette yerel ve ulusal düzeyde hükümet nezdinde tüm bileşenler için geçerli” ifadelerini kullandı. Bu talebi desteklemek için Suriye'deki mevcut kültürel çeşitliliğe saygıyı ele alan geçici anayasa bildirgesinin yedinci maddesine atıfla “Bu bildirgede yer alan maddenin hayata geçirilmesini umuyoruz” diye ekleyen Kuriye, ayrıca Suriye'deki Kürtlerin ulusal bayramını tanıyan ve dillerini ulusal dil olarak kabul eden 13 sayılı kararnameye de atıfta bulundu. Bu adımı, 'yıllarca süren yoksunluk ve dışlanmanın ardından Suriye'nin ulusal tablosunda cesur bir adım' olarak nitelendiren Kuriye, Süryani Asuriler ve Suriye'de var olan diğer ulusal bileşenler için özel kararnameler çıkarılmasını talep etti.

Göstergeler ve çıkarımlar

Geçmiş dönemde pek çok hükümet yetkilisi, Süryanilerin Akitu Bayramı’nı kutladı. Ayrıca hükümet tarafından çeşitli telefon görüşmeleri gerçekleştirildi. Bunun yanı sıra bir Süryani heyeti, ülkedeki Süryani gerçekliğini ve taleplerini aktarmak amacıyla İçişleri Bakanı Enes Hattab ile bir araya geldi. Kuriye, bu gelişmeleri, hükümetin olumlu adımları olarak değerlendirdi.

Öte yandan Süryanilerin hükümete yönelik çeşitli şikayetleri de bulunuyor. Kuriye’ye göre Süryaniler, herhangi bir hükümet üzerinde baskı oluşturan siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda devrik rejimden miras kalan karmaşıklıkları anlayışla karşılarken bu tür dosyaların özellikle ulusal çeşitliliğin Suriye toplumunda rahat bir atmosfer yaratacak şekilde ele alınması için gerçek bir irade bulunmuyor. Bununla birlikte yetkinlik ya da devlet inşasına katılım zeminini genişletmek yerine sadakate dayalı tek tipçi bir yaklaşımın benimsendiğini vurgulayan Kuriye, “Oysa geçiş dönemi, Suriye toplumunun tüm kesimlerinin istisnasız katılımını gerektiriyor” diye ekledi.

Kuriye, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ayrıca geçmiş dönemde azınlıkların şeytanlaştırılması ve var olmayan şeylerle, örneğin azınlıklar ittifakı gibi nitelendirmelerle damgalanması' durumunun yaşandığına dikkat çekti. Bu durum pek çok bölgede gerginliğe yol açtı.”

Tanınmanın gerilemesi

Şam ve SDG arasında varılan 29 Ocak Anlaşması'nın uygulanmaya başlamasıyla birlikte, Süryanilerin resmi olarak tanınmamaları konusundaki eleştirilerin sıklaştı. Bu durum, devlet kurumlarının isimlerinin Arapça ve Kürtçe olarak yazıldığı tabelaların asılmasıyla net bir şekilde ortaya çıktı. Oysa Özerk Yönetim'e bağlı kurumların isimlerinde Süryanice de yer alıyordu. Ayrıca, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki Özerk Yönetim kurumlarında Süryanilerin açık bir şekilde siyasi ve idari ortaklığı da mevcuttu.

Kuriye, bununla ilgili olarak şunları söyledi:

“Süryanice, Suriye Demokratik Konseyi (SDK) tarafından yayımlanan sosyal sözleşme çerçevesinde öz yönetim kurumlarında Arapça ve Kürtçenin yanı sıra resmi dil statüsündeydi. Bu adım bizim açımızdan bir gerilemeyi temsil ediyor. Dolayısıyla yetkililerin Süryaniceyi de kurum tabelalarına dahil etmesini talep ediyoruz.”

Güvenlik endişeleri

Kuriye, ülkenin çeşitli bölgelerinde Hıristiyanların maruz kaldığı bazı olaylara atıfla Süryanilerin ve Hıristiyanların artan korkuları ve mezhepçi söylemlerin giderek katılaştığını dile getirdi. Ayrıca, Suriye’deki kiliseler tarafından alınan ve on yıllardır bu türden bir ilk olan, dini bayram kutlamalarının, sokakların süslenmesi de dahil olmak üzere, iptal edilmesini öngören bir kilise kararı olduğunu ifade etti. Bayram kutlamalarının sadece kilise ayinleri ve dualarıyla sınırlandırılmasına dikkati çeken Kuriye, “Ne yazık ki mevcut korku, iktidardan çok, aşırı uygulamalar ve davranışlarda bulunan bu iktidarın beslediği ortamdan kaynaklanıyor” dedi. Süryani siyasetçi, güvenlik ve askeri güçlerin oluşumunun artık ‘tek bir Suriye bileşeni, yani Sünni Arap bileşeni ile sınırlı’ hale geldiğini, buna karşın ‘askeri kurumda şu anda Hristiyan, Kürt veya Dürzi unsurların bulunmadığını’ belirtti.