Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Sudan konusunu endişeyle takip ediyoruz. Suriye’deki krizi sona erdirecek bir ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyoruz.

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
TT

Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)

Cuma günü tüm gözler Suudi Arabistan’ın batısındaki Cidde’ye çevrilecek. Zira o gün Cidde, Sudan’daki silahlı çatışmanın önderlik ettiği karmaşık jeopolitik koşullar ve çok sayıda Arap krizi ortasında Arap Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh de yaptığı açıklamada, “Arap halkları, bölgedeki kriz durumlarını içeren ve ortak Arap eylemini teşvik eden kararlar almak için zirveye güveniyor” diyerek, Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden sağlamak için Suudi Arabistan’ın sürekli çabalarına dikkati çekti.

Guelleh, Şarku’ Avsat’a verdiği röportajda, Arap dünyasının ortak eylem ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde yeni küresel blokların ortaya çıkışından izole olmadığını söyledi. Arap kararını güçlendirmede ve safları birleştirmede Suudi Arabistan’ın merkezi önemine dikkati çeken Omar Guelleh, ülkesi ile Krallık arasında deniz ve hava taşımacılığı ve serbest bölge kurulması alanlarında ortak projeler oluşturmak için çalışmaların devam ettiğini açıkladı.

Guelleh, “Suudi Arabistan- ABD inisiyatifi, Sudan krizini Cidde Bildirgesi’ne dahil etmek için muazzam bir çaba harcıyor. Sudan krizini kontrol altına almak için etkili bir arabuluculuk başlatmaya hazırız. İGAD girişiminin derinleşen krize çözüm bulunmasına katkı sağlamasını temenni ediyoruz” diyerek, Suudi Arabistan- İran yakınlaşmasının bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerini attığına ve ortak İslami eylemi teşvik ettiğine vurgu yaptı.

Guelleh, Suriye krizini sona erdirmek ve güvenlik, istikrar ve kalkınmayı yeniden sağlamak için siyasi izolasyonu kaldırmak amacıyla kaydedilen ilerlemeye de değinirken, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göçün, deniz trafiğinin ve Kızıldeniz’in güvenliğinin önündeki en önemli zorluklar olduğunu belirtti. Ayrıca Nahda (Rönesans) Barajı krizinin çözülmesi ve ilgili tarafları tatmin edecek bir anlaşmaya varılması konusundaki iyimserliğini dile getirdi.

Cibuti Cumhurbaşkanı ayrıca, ülkesinin Rusya- Ukrayna krizini sona erdirme çabalarını desteklediğini belirterek, nükleer savaşa doğru kayma uyarısında bulundu.

İşte Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh’in Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tamamı;

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh

-Arap Zirvesi cuma günü Cidde’de yapılacak. Beklenen en önemli gündemi nedir?

Zirve bazı kardeş Arap ülkelerinin tanık olduğu çok sayıda ve karmaşık jeopolitik değişimler ve kritik koşullar ışığında düzenleniyor. Onu farklı kılan ve ona özel bir önem veren de budur. Büyük kardeş, Arapların başı ve Müslümanlığın kubbesi olan Suudi Arabistan’da düzenlenmesi de önemli. Arap dünyasındaki en önemli çetrefilli ve sıcak konuların yanı sıra bölgedeki çeşitli jeopolitik gelişmelerin zirvenin gündeminde yer alması bekleniyor.

-Bu zirvenin karşılaşacağı başlıca zorluklar nelerdir?

Arap dünyasındaki zorluklar, şu an çok ve karmaşıktır. Çok kötü ve tehlikeli bir duruma tanık olan Sudan ve Yemen gibi birçok kardeş ülkenin kritik koşullardan geçtiği de bilinmektedir. Bununla birlikte Suudi Arabistan’ın krizi çözme, insanların acılarına son verme ve ‘mutlu’ Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden tesis etme çabalarına yönelik büyük bir iyimserliğe sahibiz. Bunlar takdire şayan.

Filistin’de İsrail işgal polisinin mübarek Mescid-i Aksa’nın ayrılmaz bir parçası olan Babu’r Rahme mescidine baskın yapması ve oraya saygısızlık etmesi gibi İsrail’in işgal altındaki Kudüs’teki İslam ve Hristiyanlık dini kutsallarına yönelik saldırıları son dönemlerde de devam ediyor. Aynı şekilde El-Halil kentindeki İbrahim Camii’nin çatı ve duvarlarında işgalci İsrail’in bayrağı dalgalanıyor. Bu, uluslararası hukukun, Cenevre sözleşmelerinin ve uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve İslam ulusunun duygularına yönelik bir provokasyondur. Statülerini geri kazanmak için çeşitli zorluklarla karşılaşan birçok kardeş ülke var. Ayrıca Libya, Suriye ve Somali gibi ülkeler de birçok karışıklığa, huzursuzluğa ve savaşa tanık oluyor.

Mevcut Arap zirvesinin, Arap dünyasının tanık olduğu kriz durumlarının ve kritik durumların kardeşler arasında birlik ve beraberliğin korunmasını garanti edecek şekilde çözülmesine katkı sağlayacak tavsiye ve kararlarla sonuçlanmasını, Arap dünyası için huzursuzluktan, güvenlik sıkıntılarından ve savaşlardan uzakta refah sağlamasını ve ortak Arap eyleminin güçlendirilmesine katkıda bulunmasını temenni ediyoruz.

Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)
Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)

-Cibuti’nin İGAD ülkelerinin bir parçacı olması çerçevesinde Sudan konusu nasıl ele alınacak?

Kardeş Sudan’daki kanlı olayları büyük bir endişeyle takip ediyoruz. İGAD grubu mevcut krizin çözümü için arabuluculuk girişimini proaktif olarak ortaya koydu. Cibuti Cumhuriyeti, Kenya Cumhuriyeti ve Güney Sudan Cumhuriyeti cumhurbaşkanları Sudan’a gitmek üzere tayin edildi ve arabuluculuk başlatmak için istişareler devam ediyor. Ancak üç cumhurbaşkanının Hartum’a yönelik hareketi, ateşkese ve ‘ihlallere sahne olan’ ateşkesin kararlılığına bağlı olmaya devam ediyor. Etkili arabuluculuk başlatmaya hazırız ve İGAD girişiminin Nisan ortasından bu yana kötüleşen krize acil bir çözüm bulunmasına katkıda bulunacağını umuyoruz. Ayrıca Suudi Arabistan Krallığı ve ABD’nin ateşkes için Cidde diyaloğundaki mevcut arabuluculuğunu da takdir ediyoruz.

Özellikle Cibuti Cumhuriyeti’nin rolüne ilişkin olarak, bizi onunla bağlayan ilişkilerin derinliği ve gücüne dayanarak, tarih boyunca kardeş Sudan ile dayanışma içinde olduk ve olmaya devam ediyoruz. Cibuti Cumhuriyeti, Afrika Boynuzu’nda barış ve uzlaşmaya katkı sağlamadaki onurlu rolleriyle tanınıyor. Önceki aşamalarda Sudan taraflarını yakınlaştırmaya yönelik uzlaştırma çabalarına katkıda bulunmuştur. Bunların arasında, Sudan Cumhuriyeti’nin eski Cumhurbaşkanı Ömer Hasan el-Beşir ve Ümmet Partisi lideri eski Başbakan Sadık el-Mehdi’nin katılımıyla, 1999 sonlarında Sudan hükümeti ile muhalefetteki Ümmet Partisi arasında arabuluculuk yaptığımız Kapsamlı Barış Anlaşması da var. Bu anlaşma, o dönemde var olan pek çok sorunun ve çatışmanın çözülmesine katkıda bulunmuştur. Aynı zamanda tarafları barış içinde bir arada yaşama yoluna ve yüksek çıkarların önceliğine sokmuştur.

Unutmayın ki Cibuti Cumhuriyeti, İGAD örgütünün mevcut başkanlığını kardeş Sudan’a devretti. Bu durum, Cibuti’nin kardeş Sudan halkına bir hediyesidir ve mevcut yolculuklarında onlara destek sağlama amaçlıdır. Bu durum, Cibuti Cumhuriyeti’nin Sudan’ı desteklemeye ve karşı karşıya olduğu tüm zorlukların üstesinden gelmede yanında olmaya ve onu uluslararası forumlar aracılığıyla desteklemeye kararlı olduğunu gösterir. Cibuti Cumhuriyeti, kardeş Sudan Cumhuriyeti’ndeki gelişmeleri büyük bir dikkatle ve endişeyle takip ediyor. Birçok kıtasal ve bölgesel kuruluşa üyeliği aracılığıyla, sevgili Sudan’ın istikrarını ve birliğini korumak ve kardeş halkının çıkarlarını elde etmek için her şeyi yapmaya hazır olduğunu ifade ediyor.

Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)
Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)

-Şam, Cidde Zirvesi aracılığıyla Arap Birliği’ne dönüyor. Arap ülkeleri, Suriye meselesini nasıl ele alacak?

Teorisyenler, her zamankinden daha güçlü hale gelen yeni bir dünya düzenine göre yeni bir jeopolitik haritadan bahsediyorlar. Ancak bu, ülkelerin konumlarında ve coğrafi sınırlarında ani ve köklü bir değişiklik olacağı anlamına gelmiyor. Bu, Vestfalya Antlaşması ve müteakip uluslararası anlaşmalardan bu yana bir dereceye kadar kanıtlanmıştır. Ancak aynı zamanda yeni küresel blokların ortaya çıkması doğaldır ve Arap dünyası, dünyanın bu konuda tanık olduğu gelişmelerden izole değildir. Herhangi bir Arap ülkesinin, ortak Arap eylemi ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde, çıkarlarını gördüğü ekonomik, askeri ve benzeri herhangi bir blokla işbirliği yapması doğaldır.

-ABD ve Çin’in Afrika kıtasına yönelik yarışı ne durumda?

Afrika’daki ABD- Çin rekabeti kalkınmanın çıkarınaysa, bu bizim memnuniyetle karşıladığımız olumlu bir konudur.

- Rusya- Ukrayna krizini, Rusya- Çin yakınlaşmasını ve bunların bölgeye etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ukrayna- Rusya savaşı ikinci yılına girdi ve maalesef yakın bir son görünmüyor. Olumsuz etkilerinin belirli bir coğrafi alanla sınırlı olmadığı, tüm dünyayı gölgeleyen, ekonomik büyümeyi engelleyen küresel bir kriz olduğu kesin. Dünyadaki ihracat ve ithalat hareketlerini etkilemesi sonucu enflasyon oranı artmakta. Durumun daha da kötüye gitmemesini ve bir nükleer savaşa kaymamasını umuyoruz. Bunun yerine, krizi siyasi olarak sona erdirmeye yönelik uluslararası çabalara desteğimizi tazeliyoruz. Ayrıca çatışma taraflarının müzakereleri kabul edeceğini umut ediyoruz.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)

-Bölge, son dönemde Riyad ve Tahran anlaşması başta olmak üzere hızlı değişimlere sahne oluyor. Bu anlaşma bölgeye nasıl yansıyacak?

Riyad ve Tahran arasında 2016’dan bu yana kesintisiz bir kopuştan sonra ikili ilişkilerin yeniden kurulmasına yönelik son anlaşmanın olumlu sonuçları, kuşkusuz en başta hem Suudi Arabistan’ın hem de İran’ın gelişimine yansıyacaktır. Uyum ve işbirliği her zaman ilgili tüm tarafların yararınadır. Suudi Arabistan Krallığı ve İran ağırlığı ve büyüklüğündeki iki ülke arasındaki herhangi bir yakınlaşma ve işbirliği, şüphesiz tüm bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerinin atılmasına katkıda bulunacak ve ortak İslami eylemi güçlendirecektir.

-Cibuti’nin Suudi Arabistan ile apayrı bir ilişkisi var ve iki ülke arasındaki işbirliğinin artmasından bahsediliyor.

Suudi Arabistan ile ilişkilerin güçlü ve köklü olduğu doğru. Bu ilişkiler çok eskidir. Kıyıları aşan iki kardeş halk arasındaki iletişim çok eskidir. Aralarında birçok gelenek ve görenek açısından güçlü benzerlikler vardır. Resmi düzeyde Suudi Arabistan’ın Cibuti’ye verdiği destek bağımsızlık öncesine kadar uzanıyor. Suudi Arabistan, Cibuti mücadelesinin yanında yer aldı ve onu çeşitli uluslararası ve bölgesel forumlar aracılığıyla destekledi. Suudi Arabistan, kardeşi Cibuti’yi çeşitli siyasi, ekonomik, eğitimsel ve diğer alanlarda desteklemeye devam etti ve etmeye devam ediyor. İki kardeş ülke arasındaki ilişkiler her geçen gün daha da güçleniyor ve çeşitli dosyalara yönelik siyasi vizyonlarda uyum vardır. Sürekli işbirliği ve koordinasyon açısından ise güvenlik ve askeri olanlar da dahil olmak üzere birkaç komite mevcut. İki ülke arasındaki çeşitli alanlarda ikili işbirliğinin altında genel bir çerçeveyi temsil eden ortak Cibuti- Suudi Arabistan komitesi vardır. Cibuti ve Suudi iş adamlarından oluşan ortak bir konsey de mevcut.

Son yirmi yılda limanlar alanında nicelik ve nitelik olarak kaydettiğimiz muazzam gelişmeye dayanarak, iki kardeş ülke arasındaki deniz taşımacılığı, lojistik hizmetler ve limanlar alanındaki işbirliğini güçlendirmek için sabırsızlanıyoruz. Cibuti’de doğrudan deniz ve hava taşımacılığı alanında ortak projeler oluşturulması ve Suudi ihracat ve ürünleri için uluslararası serbest ticaret bölgesi içerisinde serbest bölge ve depoların kurulması için çalışmalar devam etmektedir.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)
Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)

-Peki tüzüğü 2020’de Suudi Arabistan’da imzalanan Kızıldeniz’e kıyısı olan Devlet Konseyi hakkında değerlendirmeniz nedir?

Kızıldeniz’in stratejik önemi, siyasi ve ekonomik avantajları binlerce yıl öncesinden biliniyordu. Doğu ve batı denizlerinin ortasında veya daha özel olarak Akdeniz ile Hint Okyanusu arasındaki konumu ile ayırt edilir. Uzun bir deniz kıyısı olmasının yanı sıra kuzey ile güney, doğu ile batı arasında yüzen bir köprü gibidir. Jeopolitik olarak, uzun kıyıların deniz suyunu ve oradaki seyrüseferi kontrol etme konusunda ezici bir yeteneğe sahip olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, bu denize kıyısı olan ve kıyılarını kontrol eden ülkeler, etrafındaki herhangi bir çatışmada kilit rol oynamaktadır. Böylece Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan bu siyasi, askeri ve ekonomik arteri en kısa deniz yolu ile kontrol etmektedir.

Bu denizin aşırı öneminden hareketle, ona komşu olan ülkelerin omuzlarına yüklenen sorumluluk çok büyüktür. Suudi Arabistan bu konuda ilk adım atan ülkeler arasında yer aldı. Kızıldeniz güvenliği fikri, Suudi Arabistan Krallığı, Mısır ve Yemen Mütevekkilî Krallığı arasında 21 Nisan 1956’da imzalanan Cidde Paktı’na kadar uzanmaktadır. Bu tüzük, Kızıldeniz’de ‘ortak güvenlik sistemi’ kurulması için yapılan ilk çağrıdır.

Ülkemiz (Cibuti Cumhuriyeti), büyük stratejik ekonomik ve siyasi öneme sahip Babülmendep Boğazı’na bakan, Kızıldeniz’deki eşsiz coğrafi konumu ile karakterize ediliyor. Bu çerçevede deniz seyrüseferini korumak, terörizmle mücadele etmek ve bölgeyi ve bir bütün olarak dünyayı saran güvenlik sorunlarıyla mücadele etmek için büyük güçlerle koordinasyon ve işbirliği yoluyla uluslararası güvenlik ve istikrarı sağlamaya yönelik çabalarda çok önemli bir rol oynuyoruz.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan Arap ve Afrika Devletleri Konseyi’nin tüzüğü ise üye ülkeler tarafından Ocak 2020’de imzalandı. Tüzüğünü onaylayan ilk ülkeler arasındaydık. Ayrıca daha önce konseyin merkezinin Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde olmasını önerdik. Daha sonra bu konu üzerinde uzlaşıya varıldı. Konseyin üye devletler arasında koordinasyon ve işbirliği konusunda üzerine düşen rolü oynamaya başlaması beklenmektedir. Üye devletler olan Cibuti, Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Ürdün, Somali, Yemen ve Eritre siyasi, ekonomik, güvenlik ve çevresel alanlarda bunu başarmanın yollarını araştırıyorlar. Deniz seyrüseferinin ekonomik ve siyasi olarak güvence altına alınması için bu konseyin çok önemli olduğunu vurgulamak isterim. Bölge, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göç gibi ‘küresel ve bölgesel dayanışma’ ile üstesinden gelinebilecek birçok zorlukla çevrilidir.



İç savaşın sürdüğü ülkede kimyasal korku: Yüzden fazla klor bombası kullanıldı

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan'ın da aralarında olduğu yetkililer, yönetimin kimyasal silah ürettiği ya da kullandığı iddialarını reddediyor (AP)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan'ın da aralarında olduğu yetkililer, yönetimin kimyasal silah ürettiği ya da kullandığı iddialarını reddediyor (AP)
TT

İç savaşın sürdüğü ülkede kimyasal korku: Yüzden fazla klor bombası kullanıldı

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan'ın da aralarında olduğu yetkililer, yönetimin kimyasal silah ürettiği ya da kullandığı iddialarını reddediyor (AP)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan'ın da aralarında olduğu yetkililer, yönetimin kimyasal silah ürettiği ya da kullandığı iddialarını reddediyor (AP)

Orduyla paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmaların sürdüğü Sudan'dan korkutucu bir haber daha geldi. 

Washington Post'un incelediği gizli belgeler, videolar ve mesajlara göre, Sudan ordusu ülkede üç yılı aşkın süredir devam eden iç savaş sırasında gizli bir kimyasal silah programı yürütüyor olabilir. 

Kimyasal silah programının; en büyük insani krizlerden birinin yaşandığı, 13 milyonu aşkın kişinin evinden olduğu ve tarafların soykırımla suçlandığı ülkedeki iç savaşı daha da korkunç hale getirmesinden korkuluyor. 

ABD, Eylül 2024'te klor gazı saldırıları düzenlendiği iddiasıyla temmuzda Sudan yönetimine yeni ekonomik yaptırımlar uygulamıştı. 

Ortadoğu'daki güvenlik yetkililerinin Sudan'daki kaynaklardan alıp kendileriyle paylaştığı belgeleri inceleyen Washington Post, o dönem ABD yönetiminin sunduğu bilgilerden daha fazlasına ulaştı. 

Amerikan gazetesi, Sudan askeri yönetiminin su arıtımında kullanılacağı düşünülen klorla kimyasal silah ürettiğini, bunları çöllerde test ettiğini ve zehirli gazın düşman mevzilerine ulaşabileceği hedeflerin listelerini hazırladığını bildiriyor. 

Komutanlar arasındaki mesajlara göre, stoktaki kimyasal mühimmat sayısının 290'ı bulduğu belirtiliyor.

Amerikan gazetesi, 20'yi aşkın Batılı istihbarat yetkilisi, kimyasal silah denetçisi ve insan hakları uzmanına elindeki belgeleri gösterdi. "Bunlar bir kimyasal silah programına ilişkin güvenilir kanıtlar" diyen uzmanlar, kesin bir doğrulama için silahların bulunduğu tesislere ve tanıklara erişilmesi gerektiğini vurguladı.

Eskiden Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü'nde görev yapan Gareth Williams, "Eldeki kanıtlar hem alarm verici hem de derin bir endişe kaynağı" ifadesini kullandı. 

Washington Post, patlamaların ardından sarı ve yeşil renkli bir gazın yükseldiğini gösteren videoların yanı sıra hem gaz hem de patlayıcıyla tesir eden "çift etkili" bombaları anlatan belgelere erişti. 

Bunlardan birinde, yeni tasarımın "kimyasal kullanımına ilişkin tüm kanıtları gizleme" özelliğine sahip olduğu belirtiliyor.

Diğer mesajlarsa 106 klor bombasının kullanılmış olabileceğine işaret ediyor. 

Hava saldırılarında görev alan bir askere gönderilen ve derisi yanmış bir kurbanın videosunun da yer aldığı mesajda "Senin eserin" denmiş.

1999'dan beri Kimyasal Silahlar Sözleşmesi'ne taraf olan Sudan'da yetkililer kendilerine yöneltilen kimyasal silah üretme ve kullanma suçlamalarını reddediyor.

General Abdülfettah Burhan'la işbirliği yapan General Muhammed Hamdan Dagalo, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin soykırımla suçladığı Ömer el Beşir'i 2019'da devirmişti. 

Ülkeyi sivil yönetime döndürme ve 100 bin kişilik paramiliter kuvvet HDK'yi ordu bünyesine dahil etme süreci nedeniyle iki general anlaşmazlığa düşmüş, 2023'te yeniden iç savaş patlak vermişti. 

Hem Burhan yönetimindeki ordu hem de Dagalo liderliğindeki HDK savaş suçları işlemekle itham ediliyor. 

Independent Türkçe, Washington Post, AP


Şarku’l Avsat, Halep ve kırsalında eski rejim kalıntıları ve Şebbihalara yönelik geniş güvenlik operasyonunu takip ediyor

Halep ve kırsalında düzenlenen geniş kapsamlı güvenlik operasyonunda gözaltına alınanlar (Güvenlik kaynakları)
Halep ve kırsalında düzenlenen geniş kapsamlı güvenlik operasyonunda gözaltına alınanlar (Güvenlik kaynakları)
TT

Şarku’l Avsat, Halep ve kırsalında eski rejim kalıntıları ve Şebbihalara yönelik geniş güvenlik operasyonunu takip ediyor

Halep ve kırsalında düzenlenen geniş kapsamlı güvenlik operasyonunda gözaltına alınanlar (Güvenlik kaynakları)
Halep ve kırsalında düzenlenen geniş kapsamlı güvenlik operasyonunda gözaltına alınanlar (Güvenlik kaynakları)

Suriye güvenlik güçleri, ülkenin kuzeyindeki Halep'te eski rejimin savaş suçları işlemekle suçlanan eski lider ve mensuplarını yakalamak amacıyla başlattığı geniş kapsamlı operasyonu üçüncü gününde sürdürüyor.

İç Güvenlik Güçleri ve Terörle Mücadele Birimi öncülüğünde yürütülen operasyon, Halep kentinde bu yıl gerçekleştirilen ikinci kapsamlı güvenlik harekâtı olma özelliğini taşıyor. Operasyonda devrik rejimin çok sayıda subayı gözaltına alınırken bunların en dikkat çekenlerinden biri, Nubul beldesinde yakalanan Tuğgeneral Pilot Hamada Ali Murad oldu. Operasyon ayrıca eski rejim unsurları ve ona bağlı milislerden oluşan bir ağı da kapsadı.

Halep İç Güvenlik Müdürlüğü kaynakları, şu ana kadar gözaltına alınanların sayısının 50'yi aştığını belirtti. Terörle Mücadele Biriminin de katıldığı operasyonlarda eski rejime mensup subaylar, unsurlar ve muhbirler, kent ve kırsalın farklı bölgelerinde yakalandı.

FVGTHY
Halep'teki güvenlik operasyonunda çok sayıda aranan kişi gözaltına alındı (Güvenlik kaynakları)

Operasyon, Halep'teki Halvaniye, Meysir, Bab Yolu, Bab el-Hadid, Eski Halep, Beni Zeyd, Halidiye ve Hamdaniye mahallelerinin yanı sıra kuzey kırsalındaki Nubul ve Zehra beldelerini de kapsadı.

Nubul'da gözaltına alınan Tuğgeneral Pilot Hamada Ali Murad, sivillere yönelik çok sayıda ihlalden sorumlu olmak ve ailesinin yürüttüğü iddia edilen şüpheli faaliyetleri kolaylaştırmakla suçlanıyor. Bu faaliyetler arasında evlerin yağmalanması, taşınmazlara el konulması ve bunların satılması da bulunuyor.

CDVFGTHYJU
Halep'in kuzey kırsalında gözaltı ve takip operasyonları (güvenlik kaynakları)

Kaynaklar, operasyonun hedef alınan kişiler hakkında kapsamlı inceleme yapılması, faaliyetlerinin takip edilmesi ve sivillere yönelik geniş çaplı suç ve ihlallere karıştıklarına ilişkin delillerin toplanmasının ardından başlatıldığını belirtti. Haklarında yöneltilen suçlamalar arasında savaş suçları, terör, şantaj, yağma ile sivillere ve yerinden edilmiş kişilere ait taşınmazların istismar edilerek satılması yer alıyor.

Kaynaklar, Halep ve kırsalındaki güvenlik operasyonlarının hedeflerine ulaşılıncaya kadar devam edeceğini vurgulayarak amacın eski rejim güçlerine mensup aranan kişilerin yanı sıra terör örgütleriyle bağlantısı ve sivillere yönelik şiddet eylemlerine karıştığı tespit edilen diğer suçluların yakalanması olduğunu ifade etti.

Pilot tuğgeneral ve suçlamalarla karşı karşıya olan ailesi

Tuğgeneral Pilot Hamada Ali Murad, Nubul beldesi nüfusuna kayıtlı ve Hava Harp Okulunun 30. dönem mezunlarından. Helikopter pilotu olarak uzmanlaşan Murad, daha önce İdlib kırsalındaki Taftanaz Havalimanı'nda bulunan 63. Hava Helikopter Tugayı'nda görev yaptı.

Burada önce tugayın güvenlik subaylığı görevini üstlenen Murad, daha sonra eğitmen olarak Hava Harp Okuluna, ardından da Hava Enstitüsüne atandı.

Suriye'de devrik rejime karşı protesto hareketinin başlamasıyla Murad, irtibat subayı sıfatıyla Halep'teki Hava İstihbarat Şubesine nakledildi. Kaynaklara göre Murad, şube ile pilotlar arasındaki koordinasyonu sağlıyor, hava harekâtlarına ilişkin bilgilerin iletilmesi ve yönlendirilmesi ile Halep kenti ve kırsalında bombardıman hedeflerinin belirlenmesinde görev alıyordu.

DFGTHYJU
Tuğgeneral Pilot Hamada Ali Murad (Dolaşıma giren görüntü)

Halep'teki çatışmaların durmasının ardından Hamada, Hava Yeterlilik Enstitüsünün müdürlüğüne getirildi.

Bilgilere göre ailesinin bazı üyeleri de devrim yıllarında Murad'ın konumundan yararlanarak hırsızlık ve evlere el koyma faaliyetlerine karıştı.

Halep İç Güvenlik Müdürlüğü, resmi hesapları üzerinden yayımladığı açıklamada, adını vermediği pilotun Terörle Mücadele İdaresi ile iş birliği içinde yürütülen operasyon kapsamında gözaltına alındığını bildirdi.

Açıklamada, operasyonun sivillere karşı suç işlemekle suçlanan bazı aranan kişileri hedef aldığı belirtilerek gözaltındaki pilotla ilgili soruşturmanın, devrik rejim dönemindeki faaliyetlerinin tüm ayrıntılarını ortaya çıkarmak amacıyla sürdüğü ifade edildi.

Kardeşi ve kuzenlerini ihbar etmekle suçlanıyor

Halep İç Güvenlik Müdürlüğü kaynaklarına göre son operasyon yalnızca belirli isimleri hedef almadı. Eski rejim saflarında yer alan ve onun yanında savaşan grupların tamamı operasyon kapsamında incelendi ve bazı grup liderleri ile mensupları gözaltına alındı.

Operasyon kapsamında daha önce Eski Halep mahallelerinde faaliyet gösteren Halid Hazari grubunun dağıtıldığı, grup lideri ile Firas Kakko, Zekeriya el-Ahmed ve diğer bazı kişilerin gözaltına alındığı belirtildi.

Ayrıca Hamdi Mardeli'nin liderliğini yaptığı başka bir grubun da dağıtıldığı, Mardeli'nin Eski Halep'teki Bab el-Hadid Mahallesi'nde gözaltına alındığı ve Nureddin Alvan'ın da yakalandığı kaydedildi.

DFVGTHYJ
Hasan Rağıd ve babası... İhbarlar ve Eski Halep'te yerinden edilenlerin evlerinin yağmalanması (Dolaşıma giren görüntü)

Halep Valiliği Medya İlişkileri Müdürü Mu'tez Hattab, kişisel hesabından yaptığı paylaşımda aralarında Hasan Rağıd İbrahim ile oğlu Rağıd Hüseyin İbrahim'in de bulunduğu bazı aranan kişilerin gözaltına alındığını açıkladı.

Baba ve oğlun daha önce 4. Tümen bünyesindeki 555. Alayda görev yaptığı, daha sonra eski Cumhuriyet Muhafızlarına bağlı 155. Tabura geçtiği belirtildi.

Babanın, kardeşinin gözaltına alınmasına yol açmakla suçlandığı ve kardeşinin Saydnaya Hapishanesi'nde hayatını kaybettiği ifade edildi. Ayrıca üç kuzeninin de gözaltına alınmasına neden olmak ve mallarına el koymakla suçlanıyor.

Söz konusu kişinin devrim yıllarında Halep'ten yerinden edilen ve göç etmek zorunda kalan kişilere ait 40'tan fazla taşınmazın yasa dışı yollarla satılmasına karıştığı da iddia edildi.

Hattab ayrıca Suriyelilere karşı suçlara karıştığını belirttiği Nur Alvan'ın yanı sıra eski Kudüs Tugayı'nın eski mensubu Husam es-Saad ile devrik rejim döneminde Hava İstihbaratında çalışmakla suçlanan ve “Ebu Vatan” olarak bilinen Halid eş-Şuhud'un da isimlerini paylaştı.

İç güvenlik birimi itiraz başvurusunu değerlendirdi

Öte yandan gözaltına alınan Halid Muhammed Abid'in babası, İç Güvenlik Komutanlığına bir itiraz dilekçesi sundu.

Baba, son güvenlik operasyonunda gözaltına alınan oğlu Halid'in dosyasının ve kendisine yöneltilen suçlamaların daha kapsamlı biçimde incelenmesinin ardından serbest bırakılmasını talep etti. Oğlunun devrim yılları boyunca devrik rejimin kontrolündeki bölgelerde bulunmadığını savundu.

Gözaltındaki kişinin babası, oğlunun kalp kası yetmezliği nedeniyle yaşadığı sağlık sorunlarına dikkat çekerek başvurunun acilen incelenmesini istedi.

CDFRGTHYJ
Daha sonra babasının başvurusu üzerine serbest bırakılan gözaltındaki Halid el-Abid (Güvenlik kaynakları)

Baba, güvenlik güçlerinden oğlunun durumu ve kendisine yöneltildiğini söylediği asılsız suçlamaların incelenmesinin ardından uygun görülecek kararın alınmasını talep etti. Ayrıca oğlunun yaşanan süreçte sosyal medya üzerinden maruz kaldığı karalama ve itibarsızlaştırma nedeniyle itibarının medya ve hukuk yoluyla iade edilmesini istedi.

Halep İç Güvenlik Müdürlüğü, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada gözaltına alınan Halid Abid'in, hakkında yeterli delil bulunmaması ve kendisine yöneltilen suçlamaların zayıf kalması nedeniyle serbest bırakıldığını bildirdi.

Açıklamada, Abid'in sağlık durumunun da dikkate alındığı, kalp rahatsızlığı nedeniyle soruşturma sürecinin hızlandırıldığı ve bu doğrultuda serbest bırakılmasına karar verildiği belirtildi.


İsrail ile Türkiye arasındaki yanlış anlaşılmaları önlemek için ABD’nin kararlı bir adım atması gerekiyor

Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
TT

İsrail ile Türkiye arasındaki yanlış anlaşılmaları önlemek için ABD’nin kararlı bir adım atması gerekiyor

Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)

Michael Harari

İsrail’in Suriye’nin kuzeyine düzenlediği son saldırı, Kudüs ile Ankara arasındaki gerilimin ciddi şekilde tırmanmasına yol açtı. İki ülke arasındaki ilişkiler, son üç yılda belirgin biçimde kötüleşirken, derin görüş ayrılıklarının merkezinde, en azından Suriye’de Esed rejiminin devrilmesine kadar, Filistin meselesi ve Gazze savaşı yer aldı. Bugün ise Şam’daki yeni yönetimle birlikte Suriye, iki taraf arasındaki anlaşmazlığın bir başka cephesine dönüşmüş durumda. Bu durum, ağustos ayının ortalarında İsrail’in düzenlediği saldırının da gösterdiği üzere, tarafları tehlikeli biçimde doğrudan bir çatışmaya yaklaştırabilir. İki ülkenin kasıtlı ya da istemeden doğrudan bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek için öncelikle her iki tarafın çıkarlarının ortaya konulması ve sınırlarının net biçimde belirlenmesi gerekiyor.

hjg
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, 17 Nisan 2026’da Antalya’da düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’ndaki bir oturumda konuşma yapıyor. (Reuters)

İsrail, son dönemde ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamalarına rağmen Türkiye ile doğrudan bir çatışma arayışında değil. Ancak olası bir İran senaryosuna karşı Suriye hava sahasında hareket serbestisini korumak istiyor. Bununla birlikte İsrail, Şera hükümetine yönelik derin şüphelerini sürdürüyor. Barrack da yakın zamanda verdiği bir röportajda bu kaygıları dikkat çekici bir ayrıntı düzeyi ve kayda değer bir tarafsızlıkla açıkladı.

İsrail ayrıca Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun genişlemesini veya aşırı ölçüde kalıcı hale gelmesini engellemek istiyor. Daha somut ifadeyle İsrail, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki mevcut askeri varlığını genişletmesinin önüne geçmeye çalışıyor. Tüm bu hesaplamaların arka planında ise 7 Ekim’in yarattığı sonuçlar ve sonrasında İsrail’de ortaya çıkan yeni zihniyet bulunuyor. Bu zihniyet, kontrol altına alma politikasına dayanan yaklaşımları sert ve zaman zaman aşırı bir biçimde reddediyor.

Türkiye ise İsrail’le doğrudan bir çatışma istemiyor. Ancak Ankara, İsrail’in bölgedeki çeşitli cephelerde yürüttüğü ve giderek ‘yoğunlaşan İsrail faaliyetleri’ olarak değerlendirdiği girişimlerden duyduğu endişeyi artırıyor ve bunları bölgede ‘İsrail hegemonyası’ kurma çabası olarak görüyor.

Ankara, özellikle Suriye’de Şera hükümetini, başta Kürt meselesi olmak üzere hayati çıkarlarını korumasına ve aynı zamanda Suriye’de ve ötesinde nüfuzunu genişletmesine yardımcı olacak stratejik bir fırsat olarak değerlendiriyor. Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bu daha geniş hedefin son dönemdeki önemli örneklerinden birini oluşturuyor.

Suriye ise kendisini iki tarafın arasında sıkışmış halde buluyor. Bir yandan İsrail’in saldırısı siyasi açıdan Şam’ın işine geliyor. Saldırı, Şam’ın ‘İsrail’in saldırgan niyetleri’ ve Suriye’nin egemenliğinin ihlal edildiğine ilişkin söylemini güçlendirirken, İsrail’in faaliyetlerini sınırlandırması yönündeki uluslararası baskının artmasına da katkı sağlayabilir. Öte yandan Suriye’nin giderek tırmanan bir İsrail-Türkiye karşılaşmasının sahasına dönüşmesi, Şera’nın ülke üzerindeki kontrolünü pekiştirme ve ağır ekonomik sorunlarla mücadele etme çabalarını doğrudan zayıflatıyor. Bölgedeki pek çok dosyada olduğu gibi çözümün anahtarı Washington’da bulunuyor. ABD, yakın bölgesel ortakları olan İsrail ve Türkiye ile, siyasi açıdan büyük yatırım yaptığı Suriye hükümeti arasında denge kurmaya çalışırken, stratejik odağını İran üzerinde tutmak istiyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Barrack’ın son açıklamaları İsrail’i açıkça sorumlu tutan bir nitelik taşıdı. Barrack, ABD’nin Türkiye’nin İsrail tarafından hedef alınan havaalanında askeri varlık kurma yönündeki iddia edilen planlarına ilişkin İsrail istihbaratını incelediğini ve bu bilgilerin doğru olmadığı sonucuna vardığını söyledi. İsrail’de yaklaşan seçimlere yaptığı gönderme ise daha da dikkat çekiciydi. Başkan Trump bu açıklamalara doğrudan yanıt vermedi ve Barrack’ın tutumunu destekleyip desteklemeyeceği hâlâ belirsizliğini koruyor. Bununla birlikte, adil bir değerlendirme açısından Barrack’ın Ankara’ya olan açık yakınlığının da göz önünde bulundurulması gerekiyor.

scfv
Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi tarafından 17 Nisan 2026 tarihinde yayınlanan fotoğrafta, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Antalya Diplomasi Forumu’nun beşinci oturumunun açılış töreninde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile tokalaştığı görülüyor. (AFP)

İsrail ile Türkiye’nin bugün Suriye’de birbirlerinin ‘kırmızı çizgilerini’ test ettiği görülüyor. Taraflar, Suriye hükümeti ve merkezi yönetimin ülkenin tamamında kontrolü yeniden tesis etmeye çalıştığı bir dönemde, kendi çıkarlarını koruma ve nüfuzlarını genişletme konusunda ne kadar ileri gidebileceklerini anlamaya çalışıyor.

Türkiye, Ankara ile yakın ilişkiler içinde olan, güçlü ve kararlı bir merkezi hükümetin Şam’da yönetimi elinde tutmasını ve kendisine Suriye’de geniş bir nüfuz alanı açmasını tercih ediyor. İsrail ise mevcut Suriye hükümetine ne ölçüde güvenebileceği konusunda henüz kesin bir karar vermiş değil. Ancak Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun daha fazla genişlemesini veya kalıcı hale gelmesini açıkça istemiyor. Bununla birlikte iki tarafın ortak bir temel çıkarı bulunuyor: İran’ı Suriye’nin dışında tutmak. İlginç olan ise tarafların bu ortak paydanın öneminin henüz tam anlamıyla farkında görünmemesi.

Önümüzdeki haftalar, özellikle her iki taraftaki iç siyasi hesaplar nedeniyle kritik olacak. Bu durum, özellikle 27 Ekim’de yapılması planlanan İsrail seçimleri yaklaşırken daha da önem kazanıyor. Bu nedenle, aralarındaki gerilim ve düşmanlık giderek artan iki tarafın yanlış hesaplamalar yaparak daha büyük bir çatışmaya yol açmasını önlemek için ABD’nin daha kararlı biçimde devreye girmesi gerekiyor. Türkiye’nin 2015’te bir Rus uçağını düşürmesi ve Suriye hava savunmasının 2018’de Lazkiye üzerinde başka bir Rus uçağını düşürmesi, ilgili tarafların aslında tırmanmayı istemediği durumlarda bile krizlerin ne kadar hızlı biçimde daha geniş çaplı çatışmalara dönüşebileceğini hatırlatmalı.

Bu nedenle İsrail ile Türkiye’nin, kamuoyundan uzak ve üst düzey doğrudan bir iletişim kanalı açması gerekiyor. Böylece taraflar hayati çıkarlarını ortaya koyabilir ve bir şekilde kendi kırmızı çizgileri üzerinde müzakere yürütebilir. Böyle bir kanal, yanlış anlamaların ve bunların sonucunda hesaplanmamış bir çatışmanın ortaya çıkma ihtimalini azaltabilir. Ayrıca iki taraf üzerinde ABD baskısına acilen ihtiyaç var. ABD, bu aşamada özel ve acil bir sorumluluk taşıyor. Washington’ın rolü, İsrail ile Türkiye’nin her ikisinin de istemediği bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek açısından belirleyici.