Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Sudan konusunu endişeyle takip ediyoruz. Suriye’deki krizi sona erdirecek bir ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyoruz.

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
TT

Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)

Cuma günü tüm gözler Suudi Arabistan’ın batısındaki Cidde’ye çevrilecek. Zira o gün Cidde, Sudan’daki silahlı çatışmanın önderlik ettiği karmaşık jeopolitik koşullar ve çok sayıda Arap krizi ortasında Arap Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh de yaptığı açıklamada, “Arap halkları, bölgedeki kriz durumlarını içeren ve ortak Arap eylemini teşvik eden kararlar almak için zirveye güveniyor” diyerek, Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden sağlamak için Suudi Arabistan’ın sürekli çabalarına dikkati çekti.

Guelleh, Şarku’ Avsat’a verdiği röportajda, Arap dünyasının ortak eylem ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde yeni küresel blokların ortaya çıkışından izole olmadığını söyledi. Arap kararını güçlendirmede ve safları birleştirmede Suudi Arabistan’ın merkezi önemine dikkati çeken Omar Guelleh, ülkesi ile Krallık arasında deniz ve hava taşımacılığı ve serbest bölge kurulması alanlarında ortak projeler oluşturmak için çalışmaların devam ettiğini açıkladı.

Guelleh, “Suudi Arabistan- ABD inisiyatifi, Sudan krizini Cidde Bildirgesi’ne dahil etmek için muazzam bir çaba harcıyor. Sudan krizini kontrol altına almak için etkili bir arabuluculuk başlatmaya hazırız. İGAD girişiminin derinleşen krize çözüm bulunmasına katkı sağlamasını temenni ediyoruz” diyerek, Suudi Arabistan- İran yakınlaşmasının bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerini attığına ve ortak İslami eylemi teşvik ettiğine vurgu yaptı.

Guelleh, Suriye krizini sona erdirmek ve güvenlik, istikrar ve kalkınmayı yeniden sağlamak için siyasi izolasyonu kaldırmak amacıyla kaydedilen ilerlemeye de değinirken, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göçün, deniz trafiğinin ve Kızıldeniz’in güvenliğinin önündeki en önemli zorluklar olduğunu belirtti. Ayrıca Nahda (Rönesans) Barajı krizinin çözülmesi ve ilgili tarafları tatmin edecek bir anlaşmaya varılması konusundaki iyimserliğini dile getirdi.

Cibuti Cumhurbaşkanı ayrıca, ülkesinin Rusya- Ukrayna krizini sona erdirme çabalarını desteklediğini belirterek, nükleer savaşa doğru kayma uyarısında bulundu.

İşte Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh’in Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tamamı;

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh

-Arap Zirvesi cuma günü Cidde’de yapılacak. Beklenen en önemli gündemi nedir?

Zirve bazı kardeş Arap ülkelerinin tanık olduğu çok sayıda ve karmaşık jeopolitik değişimler ve kritik koşullar ışığında düzenleniyor. Onu farklı kılan ve ona özel bir önem veren de budur. Büyük kardeş, Arapların başı ve Müslümanlığın kubbesi olan Suudi Arabistan’da düzenlenmesi de önemli. Arap dünyasındaki en önemli çetrefilli ve sıcak konuların yanı sıra bölgedeki çeşitli jeopolitik gelişmelerin zirvenin gündeminde yer alması bekleniyor.

-Bu zirvenin karşılaşacağı başlıca zorluklar nelerdir?

Arap dünyasındaki zorluklar, şu an çok ve karmaşıktır. Çok kötü ve tehlikeli bir duruma tanık olan Sudan ve Yemen gibi birçok kardeş ülkenin kritik koşullardan geçtiği de bilinmektedir. Bununla birlikte Suudi Arabistan’ın krizi çözme, insanların acılarına son verme ve ‘mutlu’ Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden tesis etme çabalarına yönelik büyük bir iyimserliğe sahibiz. Bunlar takdire şayan.

Filistin’de İsrail işgal polisinin mübarek Mescid-i Aksa’nın ayrılmaz bir parçası olan Babu’r Rahme mescidine baskın yapması ve oraya saygısızlık etmesi gibi İsrail’in işgal altındaki Kudüs’teki İslam ve Hristiyanlık dini kutsallarına yönelik saldırıları son dönemlerde de devam ediyor. Aynı şekilde El-Halil kentindeki İbrahim Camii’nin çatı ve duvarlarında işgalci İsrail’in bayrağı dalgalanıyor. Bu, uluslararası hukukun, Cenevre sözleşmelerinin ve uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve İslam ulusunun duygularına yönelik bir provokasyondur. Statülerini geri kazanmak için çeşitli zorluklarla karşılaşan birçok kardeş ülke var. Ayrıca Libya, Suriye ve Somali gibi ülkeler de birçok karışıklığa, huzursuzluğa ve savaşa tanık oluyor.

Mevcut Arap zirvesinin, Arap dünyasının tanık olduğu kriz durumlarının ve kritik durumların kardeşler arasında birlik ve beraberliğin korunmasını garanti edecek şekilde çözülmesine katkı sağlayacak tavsiye ve kararlarla sonuçlanmasını, Arap dünyası için huzursuzluktan, güvenlik sıkıntılarından ve savaşlardan uzakta refah sağlamasını ve ortak Arap eyleminin güçlendirilmesine katkıda bulunmasını temenni ediyoruz.

Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)
Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)

-Cibuti’nin İGAD ülkelerinin bir parçacı olması çerçevesinde Sudan konusu nasıl ele alınacak?

Kardeş Sudan’daki kanlı olayları büyük bir endişeyle takip ediyoruz. İGAD grubu mevcut krizin çözümü için arabuluculuk girişimini proaktif olarak ortaya koydu. Cibuti Cumhuriyeti, Kenya Cumhuriyeti ve Güney Sudan Cumhuriyeti cumhurbaşkanları Sudan’a gitmek üzere tayin edildi ve arabuluculuk başlatmak için istişareler devam ediyor. Ancak üç cumhurbaşkanının Hartum’a yönelik hareketi, ateşkese ve ‘ihlallere sahne olan’ ateşkesin kararlılığına bağlı olmaya devam ediyor. Etkili arabuluculuk başlatmaya hazırız ve İGAD girişiminin Nisan ortasından bu yana kötüleşen krize acil bir çözüm bulunmasına katkıda bulunacağını umuyoruz. Ayrıca Suudi Arabistan Krallığı ve ABD’nin ateşkes için Cidde diyaloğundaki mevcut arabuluculuğunu da takdir ediyoruz.

Özellikle Cibuti Cumhuriyeti’nin rolüne ilişkin olarak, bizi onunla bağlayan ilişkilerin derinliği ve gücüne dayanarak, tarih boyunca kardeş Sudan ile dayanışma içinde olduk ve olmaya devam ediyoruz. Cibuti Cumhuriyeti, Afrika Boynuzu’nda barış ve uzlaşmaya katkı sağlamadaki onurlu rolleriyle tanınıyor. Önceki aşamalarda Sudan taraflarını yakınlaştırmaya yönelik uzlaştırma çabalarına katkıda bulunmuştur. Bunların arasında, Sudan Cumhuriyeti’nin eski Cumhurbaşkanı Ömer Hasan el-Beşir ve Ümmet Partisi lideri eski Başbakan Sadık el-Mehdi’nin katılımıyla, 1999 sonlarında Sudan hükümeti ile muhalefetteki Ümmet Partisi arasında arabuluculuk yaptığımız Kapsamlı Barış Anlaşması da var. Bu anlaşma, o dönemde var olan pek çok sorunun ve çatışmanın çözülmesine katkıda bulunmuştur. Aynı zamanda tarafları barış içinde bir arada yaşama yoluna ve yüksek çıkarların önceliğine sokmuştur.

Unutmayın ki Cibuti Cumhuriyeti, İGAD örgütünün mevcut başkanlığını kardeş Sudan’a devretti. Bu durum, Cibuti’nin kardeş Sudan halkına bir hediyesidir ve mevcut yolculuklarında onlara destek sağlama amaçlıdır. Bu durum, Cibuti Cumhuriyeti’nin Sudan’ı desteklemeye ve karşı karşıya olduğu tüm zorlukların üstesinden gelmede yanında olmaya ve onu uluslararası forumlar aracılığıyla desteklemeye kararlı olduğunu gösterir. Cibuti Cumhuriyeti, kardeş Sudan Cumhuriyeti’ndeki gelişmeleri büyük bir dikkatle ve endişeyle takip ediyor. Birçok kıtasal ve bölgesel kuruluşa üyeliği aracılığıyla, sevgili Sudan’ın istikrarını ve birliğini korumak ve kardeş halkının çıkarlarını elde etmek için her şeyi yapmaya hazır olduğunu ifade ediyor.

Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)
Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)

-Şam, Cidde Zirvesi aracılığıyla Arap Birliği’ne dönüyor. Arap ülkeleri, Suriye meselesini nasıl ele alacak?

Teorisyenler, her zamankinden daha güçlü hale gelen yeni bir dünya düzenine göre yeni bir jeopolitik haritadan bahsediyorlar. Ancak bu, ülkelerin konumlarında ve coğrafi sınırlarında ani ve köklü bir değişiklik olacağı anlamına gelmiyor. Bu, Vestfalya Antlaşması ve müteakip uluslararası anlaşmalardan bu yana bir dereceye kadar kanıtlanmıştır. Ancak aynı zamanda yeni küresel blokların ortaya çıkması doğaldır ve Arap dünyası, dünyanın bu konuda tanık olduğu gelişmelerden izole değildir. Herhangi bir Arap ülkesinin, ortak Arap eylemi ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde, çıkarlarını gördüğü ekonomik, askeri ve benzeri herhangi bir blokla işbirliği yapması doğaldır.

-ABD ve Çin’in Afrika kıtasına yönelik yarışı ne durumda?

Afrika’daki ABD- Çin rekabeti kalkınmanın çıkarınaysa, bu bizim memnuniyetle karşıladığımız olumlu bir konudur.

- Rusya- Ukrayna krizini, Rusya- Çin yakınlaşmasını ve bunların bölgeye etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ukrayna- Rusya savaşı ikinci yılına girdi ve maalesef yakın bir son görünmüyor. Olumsuz etkilerinin belirli bir coğrafi alanla sınırlı olmadığı, tüm dünyayı gölgeleyen, ekonomik büyümeyi engelleyen küresel bir kriz olduğu kesin. Dünyadaki ihracat ve ithalat hareketlerini etkilemesi sonucu enflasyon oranı artmakta. Durumun daha da kötüye gitmemesini ve bir nükleer savaşa kaymamasını umuyoruz. Bunun yerine, krizi siyasi olarak sona erdirmeye yönelik uluslararası çabalara desteğimizi tazeliyoruz. Ayrıca çatışma taraflarının müzakereleri kabul edeceğini umut ediyoruz.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)

-Bölge, son dönemde Riyad ve Tahran anlaşması başta olmak üzere hızlı değişimlere sahne oluyor. Bu anlaşma bölgeye nasıl yansıyacak?

Riyad ve Tahran arasında 2016’dan bu yana kesintisiz bir kopuştan sonra ikili ilişkilerin yeniden kurulmasına yönelik son anlaşmanın olumlu sonuçları, kuşkusuz en başta hem Suudi Arabistan’ın hem de İran’ın gelişimine yansıyacaktır. Uyum ve işbirliği her zaman ilgili tüm tarafların yararınadır. Suudi Arabistan Krallığı ve İran ağırlığı ve büyüklüğündeki iki ülke arasındaki herhangi bir yakınlaşma ve işbirliği, şüphesiz tüm bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerinin atılmasına katkıda bulunacak ve ortak İslami eylemi güçlendirecektir.

-Cibuti’nin Suudi Arabistan ile apayrı bir ilişkisi var ve iki ülke arasındaki işbirliğinin artmasından bahsediliyor.

Suudi Arabistan ile ilişkilerin güçlü ve köklü olduğu doğru. Bu ilişkiler çok eskidir. Kıyıları aşan iki kardeş halk arasındaki iletişim çok eskidir. Aralarında birçok gelenek ve görenek açısından güçlü benzerlikler vardır. Resmi düzeyde Suudi Arabistan’ın Cibuti’ye verdiği destek bağımsızlık öncesine kadar uzanıyor. Suudi Arabistan, Cibuti mücadelesinin yanında yer aldı ve onu çeşitli uluslararası ve bölgesel forumlar aracılığıyla destekledi. Suudi Arabistan, kardeşi Cibuti’yi çeşitli siyasi, ekonomik, eğitimsel ve diğer alanlarda desteklemeye devam etti ve etmeye devam ediyor. İki kardeş ülke arasındaki ilişkiler her geçen gün daha da güçleniyor ve çeşitli dosyalara yönelik siyasi vizyonlarda uyum vardır. Sürekli işbirliği ve koordinasyon açısından ise güvenlik ve askeri olanlar da dahil olmak üzere birkaç komite mevcut. İki ülke arasındaki çeşitli alanlarda ikili işbirliğinin altında genel bir çerçeveyi temsil eden ortak Cibuti- Suudi Arabistan komitesi vardır. Cibuti ve Suudi iş adamlarından oluşan ortak bir konsey de mevcut.

Son yirmi yılda limanlar alanında nicelik ve nitelik olarak kaydettiğimiz muazzam gelişmeye dayanarak, iki kardeş ülke arasındaki deniz taşımacılığı, lojistik hizmetler ve limanlar alanındaki işbirliğini güçlendirmek için sabırsızlanıyoruz. Cibuti’de doğrudan deniz ve hava taşımacılığı alanında ortak projeler oluşturulması ve Suudi ihracat ve ürünleri için uluslararası serbest ticaret bölgesi içerisinde serbest bölge ve depoların kurulması için çalışmalar devam etmektedir.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)
Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)

-Peki tüzüğü 2020’de Suudi Arabistan’da imzalanan Kızıldeniz’e kıyısı olan Devlet Konseyi hakkında değerlendirmeniz nedir?

Kızıldeniz’in stratejik önemi, siyasi ve ekonomik avantajları binlerce yıl öncesinden biliniyordu. Doğu ve batı denizlerinin ortasında veya daha özel olarak Akdeniz ile Hint Okyanusu arasındaki konumu ile ayırt edilir. Uzun bir deniz kıyısı olmasının yanı sıra kuzey ile güney, doğu ile batı arasında yüzen bir köprü gibidir. Jeopolitik olarak, uzun kıyıların deniz suyunu ve oradaki seyrüseferi kontrol etme konusunda ezici bir yeteneğe sahip olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, bu denize kıyısı olan ve kıyılarını kontrol eden ülkeler, etrafındaki herhangi bir çatışmada kilit rol oynamaktadır. Böylece Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan bu siyasi, askeri ve ekonomik arteri en kısa deniz yolu ile kontrol etmektedir.

Bu denizin aşırı öneminden hareketle, ona komşu olan ülkelerin omuzlarına yüklenen sorumluluk çok büyüktür. Suudi Arabistan bu konuda ilk adım atan ülkeler arasında yer aldı. Kızıldeniz güvenliği fikri, Suudi Arabistan Krallığı, Mısır ve Yemen Mütevekkilî Krallığı arasında 21 Nisan 1956’da imzalanan Cidde Paktı’na kadar uzanmaktadır. Bu tüzük, Kızıldeniz’de ‘ortak güvenlik sistemi’ kurulması için yapılan ilk çağrıdır.

Ülkemiz (Cibuti Cumhuriyeti), büyük stratejik ekonomik ve siyasi öneme sahip Babülmendep Boğazı’na bakan, Kızıldeniz’deki eşsiz coğrafi konumu ile karakterize ediliyor. Bu çerçevede deniz seyrüseferini korumak, terörizmle mücadele etmek ve bölgeyi ve bir bütün olarak dünyayı saran güvenlik sorunlarıyla mücadele etmek için büyük güçlerle koordinasyon ve işbirliği yoluyla uluslararası güvenlik ve istikrarı sağlamaya yönelik çabalarda çok önemli bir rol oynuyoruz.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan Arap ve Afrika Devletleri Konseyi’nin tüzüğü ise üye ülkeler tarafından Ocak 2020’de imzalandı. Tüzüğünü onaylayan ilk ülkeler arasındaydık. Ayrıca daha önce konseyin merkezinin Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde olmasını önerdik. Daha sonra bu konu üzerinde uzlaşıya varıldı. Konseyin üye devletler arasında koordinasyon ve işbirliği konusunda üzerine düşen rolü oynamaya başlaması beklenmektedir. Üye devletler olan Cibuti, Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Ürdün, Somali, Yemen ve Eritre siyasi, ekonomik, güvenlik ve çevresel alanlarda bunu başarmanın yollarını araştırıyorlar. Deniz seyrüseferinin ekonomik ve siyasi olarak güvence altına alınması için bu konseyin çok önemli olduğunu vurgulamak isterim. Bölge, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göç gibi ‘küresel ve bölgesel dayanışma’ ile üstesinden gelinebilecek birçok zorlukla çevrilidir.



Suveyda krizi çıkmazda: Şam ile Dürziler arasında temas yok

Suveyda yazılı tabelanın yanından geçen Suriye güvenlik güçleri (Reuters)
Suveyda yazılı tabelanın yanından geçen Suriye güvenlik güçleri (Reuters)
TT

Suveyda krizi çıkmazda: Şam ile Dürziler arasında temas yok

Suveyda yazılı tabelanın yanından geçen Suriye güvenlik güçleri (Reuters)
Suveyda yazılı tabelanın yanından geçen Suriye güvenlik güçleri (Reuters)

Suriye’nin Suveyda vilayetindeki kriz, hem Şam yönetimi ile fiili otorite konumundaki Dürzi lider Hikmet el-Hicri ve ona bağlı gruplar arasındaki ilişkiler açısından hem de vilayetin iç yönetimi bakımından çıkmazını sürdürüyor. Yerel kaynaklar, mevcut dönemi yönetmek amacıyla kurulacağı duyurulan Cebel Başan İdari Konseyi’nin, kararın üzerinden yaklaşık altı hafta geçmesine rağmen hâlâ oluşturulamadığını belirtti.

rfbfrbv
Suveyda’da Şeyh Hikmet el-Hicri’ye bağlı Ulusal Muhafızlar (Arşiv – Suveyda 24)

Suveydalı Dürzi kaynaklar, “Konsey şimdiye kadar kurulmadı” ifadesini kullanarak, buna gerekçe olarak idari ve siyasi deneyime sahip isimlerin konseye katılmayı reddetmesini gösterdi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, söz konusu kişilerin ‘karar verici değil, yalnızca araç olacaklarını’ düşündüklerini ifade etti. Kaynaklara göre asıl karar mekanizması, Hikmet el-Hicri ile oğlu Selman’a bağlı silahlı grupların elinde bulunuyor; bu yapılar da dışarıdan gelen talimatları uyguluyor.

İsimlerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar ayrıca, feshedilen Yüksek Hukuk Komitesi Başkanı Yargıç Muhanned Ebu Faur’un, vilayetin önceki dönemdeki yönetim başarısızlığından sorumlu tutulmasının da konseye katılım konusundaki isteksizliğin nedenlerinden biri olduğunu kaydetti.

Suveyda’daki yerel Dürzi kaynaklar, geçtiğimiz ağustos ayında el-Hicri tarafından, Şam yönetiminden bağımsız şekilde vilayetin güvenlik ve hizmet işlerini yürütmek amacıyla kurulan Hukuk Komitesi’nin halka herhangi bir fayda sağlamadığını belirtti. Kaynaklar, komitenin kurulmasının ardından yaşam koşulları, ekonomi ve güvenlik başta olmak üzere birçok alanda durumun daha da kötüleştiğini ifade etti. Açıklamalarda, el-Hicri ile ona bağlı olduğu belirtilen Ulusal Muhafızlar yapılanmasının, Dürzi nüfusun yoğunlukta olduğu bölgelerde karar alma süreçleri üzerinde hakimiyet kurduğu öne sürüldü. El-Hicri, 7 Nisan’da Hukuk Komitesi’nin feshedildiğini açıklamış ve Yargıç Şadi Fayez Marşed’i Cebel Başan İdari Konseyi olarak adlandırılan yapıyı oluşturmakla görevlendirmişti.

evfrvf
Ürdün ve Suriye dışişleri bakanları ile ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, geçtiğimiz eylül ayında Şam’da düzenlenen ortak basın toplantısında (EPA)

Yurt dışından bir çözüm mü?

Yerel kaynaklar, Şam yönetimi ile Dürzi lider el-Hicri arasında mevcut herhangi bir temasın bulunmadığını savunarak, tarafların ‘paralel iki hat gibi ilerlediğini ve kesişmediğini’ ifade etti. Söz konusu kaynaklar, el-Hicri’nin İsrail’le ilişkileri ve karar alma süreçlerindeki bağımsızlığı nedeniyle ‘Şam’ın onu çözüm sürecinin dışında tutmaya çalıştığını’ öne sürdü. Ayrıca, geçmişteki anlaşmalara uyulmaması nedeniyle Şam yönetiminin el-Hicri’ye güveninin kalmadığı iddia edildi.

Bununla birlikte aynı kaynaklar, krizin çözümü için dış aktörler üzerinden bir zemin hazırlanabileceğini, özellikle Ürdün’ün yürüttüğü girişimlerin süreci yumuşatabilecek bir başlangıç oluşturabileceğini belirtti.

csdcsdc
Şeyh Hikmet el-Hicri’ye bağlı Dürzi milisler, Suveyda’da devriye gezerken (Arşiv – AFP)

Hatırlatmak gerekirse, Temmuz 2025’te kanlı çatışmalara sahne olan Suveyda krizinin ilk günlerinde İsrail, Dürzileri koruma bahanesiyle müdahale ederek Suveyda, Dera ve Kuneytra’nın kırsal kesimlerindeki Suriye ordusu mevzilerini ve konvoylarını bombalamış, başkent Şam’ın kalbindeki hayati öneme sahip tesisleri hedef almıştı. Geçtiğimiz eylül ayında ise ABD ve Ürdün’ün desteğiyle Suveyda krizini çözmek için bir ‘yol haritası’ açıklanmıştı.

Ancak el-Hicri bu ‘yol haritasını’ reddetmiş, açıklamalarında Suveyda halkı için ‘kendi kaderini tayin hakkı’ talebini vurgulayarak bölgenin Suriye devletinden ayrılması ve ‘Başan Devleti’ olarak adlandırdığı bir yapının kurulmasını savunmayı sürdürmüştü.

Facebook’ta bir devlet

Suriye Ulusal Diyalog Konferansı Üyesi Ziyad Ebu Hamdan, Suveyda kökenli bir isim olarak, Dürzi lider Hikmet el-Hicri hakkında dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Ebu Hamdan, el-Hicri’nin ‘Facebook üzerinde bir devlet kurduğunu, ancak sahada bunun karşılığının bulunmadığını’ savunarak mevcut yapıyı ‘tamamen bir yanılsama’ olarak nitelendirdi.

Suveyda’daki krizin çözümünde yaşanan tıkanıklığın, bölgedeki çözüm dinamiklerinin artık Şam ya da Suveyda’nın elinde olmamasından kaynaklandığını belirten Ebu Hamdan, sürecin uluslararası aktörlerin kontrolüne geçtiğini ve müdahil taraf sayısının arttığını ifade etti. Bu duruma örnek olarak, Suriye, Ürdün ve ABD arasında yapılan anlaşmayı gösteren Ebu Hamdan, Suveyda halkının bu sürecin dışında bırakıldığını vurguladı.

bfrbfr
Lise mezunu öğrencilerin, diplomalarının tanınması için düzenlediği oturma eyleminden, Suveyda, 23 Nisan 2026 (Sosyal medya)

Ebu Hamdan, açıklamalarına devam ederek, “Bizler kendi kararını veremeyen halklar olarak biliyoruz ki büyük devletler kendi çıkarları için müdahil olur, krizleri kökten çözmek için değil. Bunun en açık örneği Filistin meselesidir” ifadelerini kullandı. Ebu Hamdan, Suriye’nin güneyindeki sorunun İsrail kaynaklı baskılara maruz kaldığını, aynı zamanda Şam ile Tel Aviv arasındaki müzakerelerde ve ayrıca ABD ile yürütülen diplomatik süreçlerde bir pazarlık unsuru haline getirildiğini söyledi. Bölgesel başkentlerin de dosya üzerinde etkili olduğunu belirtti.

Suveyda krizinin, temmuz ayında yaşanan olayların ardından daha da derinleştiği, bazı iç aktörlerin süreci uluslararasılaştırma yönünde adımlar attığı ifade edildi. Bu grupların İsrail ile iş birliğini açıkça reddetmediği, zaman zaman bağımsızlık talep ettiği, zaman zaman da Başan Devleti adıyla bir ayrılık projesini gündeme getirdiği öne sürüldü. Söz konusu iddialarda, İsrail’de yaşayan bazı Dürzi çevrelerin ve ABD’de bulunduğu belirtilen bazı kişilerin bu söylemlere destek verdiği, hatta ABD Başkanı Donald Trump ve Kongre üyeleriyle ilişki iddiaları üzerinden etki kurduklarını öne sürdükleri aktarıldı.

fvfdev
Suriye Ulusal Diyalog Konferansı Üyesi Ziyad Ebu Hamdan

Ebu Hamdan’a göre bu krizin çözümü, dış müdahalelerin tamamen sona erdirilmesine bağlı. Ebu Hamdan, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack tarafından dile getirildiği öne sürülen ‘Suriye’de istikrar’ yaklaşımı gerçekten benimseniyorsa, bunun somut olarak Amman anlaşmasının hem güvenlik hem diplomatik boyutlarıyla uygulanması gerektiğini ifade etti.

Ebu Hamdan ayrıca, hükümetin Suveyda’daki sivil toplum ve siyasi aktivistlere tam destek vermesi gerektiğini savundu. Ona göre, farklı kesimlerin katılımıyla ‘yeni bir devlet modeli’ tartışılmalı; tüm vatandaşları kapsayan, tek renkli değil katılımcı bir yönetim anlayışı inşa edilmeli. Bu sürecin, Dürzi toplumu, Bedevi gruplar ve diğer yerel unsurların ‘akil temsilcilerinin’ katılacağı gerçek bir diyalogla yürütülmesi gerektiğini belirten Ebu Hamdan, sürecin uluslararası ve bölgesel garantörler eşliğinde kalıcı anlaşmalara bağlanması gerektiğini söyledi. Bu garantörler arasında özellikle Suudi Arabistan’ın öne çıkabileceğini dile getirdi. Suveyda’nın ise Suriye’nin coğrafyası ve tarihi içinde kalmaya devam edeceğini vurguladı.

Öte yandan Ebu Hamdan, yönetim konseyinin hâlâ oluşturulamamasını, el-Hicri’nin siyasi etkisinin zayıflamasına bağladı. El-Hicri’nin İsrail’le ilişkilerine dair açık iddialar sonrası destek kaybı yaşadığını ve kendisine yakın çevrelerde ‘gerçekleşmeyen vaatler’ nedeniyle bir hayal kırıklığı ve gerilim oluştuğunu ileri sürdü. Bu vaatler arasında insani koridor, İsrail desteğiyle ayrılık ve Şam yönetiminin kısa sürede çökmesi gibi beklentilerin yer aldığı iddia edildi.

fgngrty
Hikmet el-Hicri’ye bağlı Ulusal Muhafızlar’ın askeri geçit töreninden, Suveyda, 26 Eylül 2025 (Sosyal medya)

Ebu Hamdan, bölgede güvenlik boşluğunun sürdüğünü, uyuşturucu ve silah ticaretine dair bulguların ortaya çıktığını, ayrıca Ulusal Muhafızlar olarak bilinen yapının bazı liderlerinin insani yardım, un ve yakıt gibi kaynaklar üzerinden ticari kazanç sağladığına yönelik iddialar bulunduğunu söyledi. Yerel kaynaklara göre, vilayet kaynaklarının bir bölümünün kişisel çıkarlar için kullanıldığı ve temel sorunların çözümünün geri plana itildiği öne sürüldü. Bu sorunlar arasında yerinden edilen sivillerin köylerine güvenli dönüşü, zararların karşılanması, öğrencilerin okul ve üniversitelere dönüşü ile lise sınavlarına ilişkin problemlerin çözümü gibi başlıklar yer aldı. Bu nedenle mevcut durumda Suriye devletinin yasaları dışında herhangi bir adım atılmasının giderek daha zor hale geldiği ifade edildi.

Ebu Hamdan ayrıca, Suveyda halkının büyük çoğunluğunun çözümden yana olduğunu, yüzde 90’dan fazlasının Şam ile yeniden entegrasyonu ve 12 Mart 2025’te hükümetle imzalanan güvenlik ve hizmet mutabakatının uygulanmasını desteklediğini belirtti.


Lübnan, eleştiriler altında İsrail ile müzakerelere başladı

Lübnan askerleri başkent Beyrut'taki bir sokakta konuşlanmış durumda (EPA)
Lübnan askerleri başkent Beyrut'taki bir sokakta konuşlanmış durumda (EPA)
TT

Lübnan, eleştiriler altında İsrail ile müzakerelere başladı

Lübnan askerleri başkent Beyrut'taki bir sokakta konuşlanmış durumda (EPA)
Lübnan askerleri başkent Beyrut'taki bir sokakta konuşlanmış durumda (EPA)

Lübnan ile İsrail arasındaki müzakerelerin ikinci turu dün Washington’da, İsrail saldırılarının gölgesinde başladı. Güney Lübnan’daki hava saldırıları yoğunlaşırken, İsrail’in tahliye uyarısı yaptığı kasaba ve köylerin sayısı 95’e yükseldi. Bu yerleşimlerin bazılarının sınırdan yaklaşık 40 kilometre uzaklıkta bulunduğu ifade edildi.

Müzakereler sırasında Lübnan’ın ateşkes çağrısını reddeden Tel Aviv yönetimi, İsrail güçlerinin işgal altındaki Lübnan topraklarından çekilmeyeceğini açıkladı.Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail, geri çekilmenin ancak Hizbullah’ın askerî kapasitesinin tamamen ortadan kaldırılması, örgütün etkisiz hâle getirilmesi ve kuzey sınırlarının güvence altına alınmasının ardından mümkün olacağını savundu.

Amerikalı arabulucular ise İsrail’in ateşkes anlaşması ve sonrasında Lübnan ile varılan mutabakatlar çerçevesinde “kendini savunma hakkına sahip olduğu” yönündeki tutumlarını sürdürdü.

ABD’li arabulucuların önümüzdeki saatlerde ateşkesin uzatılıp uzatılmayacağına ilişkin karar vermesi bekleniyor.


Velid Canbolad kitabında Lübnan'ın parçalanmışlığını “Meşrik’in kaderi” olarak resmediyor

Velid Canbolad kitabında Lübnan'ın parçalanmışlığını “Meşrik’in kaderi” olarak resmediyor
TT

Velid Canbolad kitabında Lübnan'ın parçalanmışlığını “Meşrik’in kaderi” olarak resmediyor

Velid Canbolad kitabında Lübnan'ın parçalanmışlığını “Meşrik’in kaderi” olarak resmediyor

Velid Canbolad'ın Stock Yayınevi tarafından Fransızca olarak yayımlanan 340 sayfalık anı kitabı, “Meşrik’ten Bir Kader” ana başlığı ve “İç Savaştan Belirsiz Barışa” alt başlığını taşıyor. Ancak bu kitap, alışılagelen anlamıyla bir hatırat değil. Yaklaşık elli yıldır üst düzey siyasi roller üstlenen ve Lübnan'ın siyaset ile toplumsal sahnesinde etkin bir aktör olarak yer alan yazar, yalnızca acılı ya da sevinçli olaylarla dolu yaşam öyküsünü aktarmakla yetinmiyor. Kitap, ailesinin tarihiyle ve bu ailenin Lübnan'ın Şuf bölgesinde oynadığı rolle de sınırlı kalmıyor. Atalarından birinin (Beşir Canbolad) ‘Emir’ul-Cebel’ (Dağ Emiri) olarak bilinen Beşir Şihabi ile yaşadığı anlaşmazlık nedeniyle Osmanlılar tarafından öldürülmesine uzanan köklü bir tarihi arka planı da kapsıyor.

Tüm bunlarla birlikte elbette 16 Mart 1977 tarihinde Suriye'nin eski rejimi tarafından öldürülen kendisi de siyasetçi olan büyük babasının trajik ölümü de kitapta yerini alıyor. Bu kara gölge yazarın üzerinden hiç kalkmıyor. Kemal Canbolad'ın ölümü, Dürzi siyasi liderliğini, parlamenter önderliği ve İlerici Sosyalist Parti (PSP) liderliğini oğluna miras bıraktı. Tüm bu sorumluluklar da kademeli olarak torunu Timur'a devrediliyor.

vevfev

Bunların hepsi doğru. Modern ve çağdaş Lübnan tarihinin bir kesitini aktaran bir anlatı olarak da okunabilecek olan kitap, aynı zamanda yazara değişen tutumlarının yanında geçmişe ve bugüne bakış açılarını sunma, yorumlama ve son altmış yılda iç savaşlar ile bölgesel çatışmalar yaşayan ülkesi için siyasi tavsiyelerini dile getirme fırsatı tanıyor.

Kitabın bazı sayfaları yazar tarafından ailesine ayrılmış. Öyle ki büyükannesi Sitte Nazira'ya, annesi May Arslan'a, ayrı yaşayan ebeveynleri arasındaki ilişkiye, Fransız dadısı Yvonne Niadou'ya, ‘Dürzilerin liderliğinin karargahı’ olarak bilinen Muhtar Sarayı'na, Arslan soyuna ve sosyalizmi benimsemiş feodal babasına dair anlatılar kitapta yer alıyor. Ama asıl ve en önemli konu siyaset. Canbolad, Hafız Esed ve Beşşar Esed’e de kitabında geniş bir yer ayrılmış.

Esed ailesi ve Canbolad ailesi

Esedler ile Canboladlar arasındaki uzun soluklu ilişki, kitabın onlarca sayfasına damgasını vuruyor. Hatta kitabın ana örüntüsünü oluşturuyor diyebiliriz. Bu ilişki; baba Kemal Canbolad'ın 1971-2000 yılları arasında Suriye Cumhurbaşkanlığı yapan Hafız Esed ve Mahir Esed kardeşlerle kurduğu ilişkiyi, ardından oğul Velid Canbolad’ın hem baba Hafız Esed hem de devlet başkanlığı görevini 2024 yılı sonlarına dek sürdüren oğlu Beşşar Esed ile yaşadıkları geliyor.

erfgfrb

Yazar, babası Kemal Canbolad'ın Hafız Esed ile ilişkisini girişten itibaren ayrıntılı biçimde aktarıyor. Kitabın ikinci ve üçüncü bölümleri de “Babam 16 Mart 1977 tarihinde bir suikasta kurban gitti” cümlesiyle açılıyor.

Velid Canbolad, babasının ‘karizması’ olarak nitelendirdiği şahsi gücüne, geniş kültürüne, sıradan insanlarla da büyük liderlerle de aynı kolaylıkla konuşabilme yeteneğine ve sol görüşlü bir lider olarak Filistinliler ile PSP’nin ‘tecritçilik taraftarlarına’, yani sağcı Hristiyan partilere karşı kurduğu PSP koalisyonunu başarıyla örmesine sonsuz bir hayranlık besliyor

Babasının Hafız Esed ile arasının açılmasının nedenlerini de ayrıntılı biçimde ele alan Velid Canbolad, bu nedenleri özellikle Esed'in, ABD’nin onayı ve Arap ülkelerinin koruması altında dönemin üç Hristiyan lideri olan eski cumhurbaşkanları Camille Chamoun ile Süleyman Franjiye ve Ketaib Partisi'nin kurucusu Pierre Cemayel’in talebi üzerine Lübnan'a askeri müdahalede bulunmaya karar vermesiyle derinleşti. Bu soğukluğun nedenlerinden biri de Hafız Esed'in Filistinli gruplar ve Yaser Arafat'ın başkanlığını yaptığı Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Yürütme Komitesi üzerinde vesayet kurmaya çalışmasıydı.

csd
Kemal Canbolad ile Yaser Arafat arasında, Tevfik Sultan, George Hawi, Muhsin İbrahim ve Yasser Abed Rabbo'nun da hazır bulunduğu görüşmeden bir kare (Tevfik Sultan arşivinden)

Velid Canbolad, kitabında Esed hakkındaki onun Lübnan üzerinde ‘diktatörce bir vesayet’ kurmayı, özgürlükleri bastırmayı ve ülkenin kaynaklarına el koymayı amaçladığını belirtiyor. Babası Kemal Canbolad’ın ise bu tutuma karşı çıktığını ve İlerici Sosyalist Parti gazetesinde kaleme aldığı makalelerde Esed ile rejimini açıkça hedef aldığını aktarıyor.

Velid Canbolad’ın yazdıklarına göre babası, Esed rejimiyle ‘açık bir çatışma’ içindeydi; Esed'i ‘solcu milislerin talep ettiği silahları sağlamayı reddetmekle ve ‘Büyük Suriye’yi yeniden kurmaya çalışmakla’ itham eden Kemal Canbolad, Suriye'nin Lübnan'a müdahalesini ‘totaliter bir devletin işgali’ olarak tanımladı.

Biri Alevi, diğeri Dürzi olan bu iki isim arasındaki anlaşmazlığın özünde ‘iki azınlık mensubunun çatışmasının’ yattığını vurgulayan Canbolad, babasının suikastından bir yıl önce gerçekleştirilen son görüşmede Esed'e doğrudan ‘baskıcı’ yöntemlerini reddeden bir devletin Lübnan'ı yağmalamasına onay vermeyeceğini yüzüne söyleme cesareti gösterdiğini aktarıyor. Ancak Canbolad’a göre bardağı taşıran son damla, Suriye'nin Lübnan'daki eski ittifak denklemini değiştirmesi oldu. Üç Maruni Hristiyan lider Şam'ı ziyaret ederek Esed'den iç savaşı durdurmak için resmen müdahale etmesini talep edince Suriye, Hristiyan partilerle ittifaka yöneldi. Bu gelişme sol güçleri, Filistinlileri ve İslamcıları son derece kırılgan bir konuma düşürdü.

xsdvfd
Hafız Esed, (ortada) Lübnan Cumhurbaşkanı Emin Cemayel (solda) ve Lübnan Başbakanı Şefik el-Vezin (Emin Cemayel arşivinden)

Baba Canbolad, kendisine yönelik tehdidin farkında olduğundan yalnızlıktan kurtulmak ve kendine Arap dünyası ile uluslararası toplumdan bir koruma şemsiyesi bulmak amacıyla Fransa, Sovyetler Birliği ve Mısır dahil çeşitli ülkelere ziyaretlerde bulundu.

Babasının Lübnan'a dönüş yolunda Mısır'a uğradığını ve Cumhurbaşkanı Enver Sedat tarafından kabul edildiğini aktaran Velid Canbolad’ın yazdıklarına göre Sedat, ona açıkça "Kardeşim Kemal, Lübnan'a dönme. Çok yorgun görünüyorsun, Mısır'da kal” tavsiyesinde bulunmaktan çekinmedi. Kemal Canbolad, benzer uyarıları Arap ve Arap olmayan çevrelerden de aldı. Ancak hiçbirine kulak asmadı ve kendisine soranlara Şuf'ta halkının yanında ölmek istediğini söyledi.

Kemal Canbolad, Lübnan'a dönüşünde Sovyetler Birliği’nin Kahire Büyükelçisi’nden yardım istedi. Büyükelçi onun, güneydeki Jiye Limanı’na yük indiren bir petrol tankeriyle nakledilmesini sağladı.

Babasının suikastının ayrıntılarını aktararak planlanması ve gerçekleştirilmesinden Rıfat Esed ile Suriye istihbaratını sorumlu tutan Velid Canbolad, doğrudan sorumluluğun ise yeni Suriye rejiminin güvenlik güçlerinin Suriye'nin Cebele köyünde yakaladığı Tuğgeneral İbrahim el-Huveyci'ye ait olduğunu vurguluyor. Canbolad, Suriye istihbaratının suikastı bir Hristiyan köyünde ya da yakınlarında gerçekleştirmeyi seçtiğini ve cinayeti Hristiyanların işlediğine dair söylentiler yaydığını belirtiyor. Bu durum, 300 Hristiyanın hayatını kaybettiği ve on binlercesinin göç etmek zorunda kaldığı katliam dalgalarına zemin hazırladı.

Velid Canbolad, 2025 yılında babasının liderlik cübbesini giyindikten sonra onlarca yıl yanında taşıdığı ve ardından mevcut milletvekili ve PSP lideri oğlu Timur'a devrettiği suikast dosyasını kapattı. Canbolad ailesi geleneklerine, sabitelerine ve liderlik geleneğine sıkı sıkıya bağlı kalmayı sürdürüyor.

Şam’a giden yol

Velid Canbolad, kitabın ilk sayfalarından itibaren ‘Canbolad ailesinden çok azının doğal bir ölümle hayata gözlerini yumduğunu’ ve hayatta olduğu için bu kuralın ‘istisnası’ olabileceğini hatırlatarak kendini tanıtıyor ve “1977 yılında başlayan elli yıllık siyasi yaşamım boyunca yalnızca çatışmalar bildim ve bitmez tükenmez bir savaşın içinde yaşadığımı hissettim” diye ekliyor.

Belki de onu, babasının suikastından yalnızca birkaç ay sonra Suriye Devlet Başkanı Esed ile görüşmek üzere Şam yolunu tutmaya hayatta kalma içgüdüsü itmişti.

Canbolad, kitabın 74’üncü sayfasında şunları yazıyor:

“PSP kadroları ve Şeyh el-Akil Muhammed Ebu Şakra ile mutabık kalarak varlığımız için zorunlu olan ittifakı yeniden canlandırmak amacıyla Şam'a gitmeye karar verdim."

Canbolad, sözlerini şöyle sürdürüyor:

"Tek destekçimiz olan Suriye rejimiyle ilişkilerimizi normalleştirmek zorundaydım. Başka seçeneğimiz yoktu."

fvbfdb

Aynı içgüdü onu, 14 Şubat 2005 tarihinde eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin suikasta kurban gitmesinin ardından Beşşar Esed rejimiyle yolların ayrılmasının üzerinden yıllar geçtikten sonra Mart 2010'da bir kez daha Şam'a götürdü.

Hariri'nin dostu olan Canbolad, suikastın ‘Lübnan'da ve dünyada büyük bir deprem yarattığını’ söylüyor ve kamuoyu önünde olaydan açıkça Suriye rejimini sorumlu tutmaktan çekinmiyor.

Hariri ile Esed arasındaki gerginliğin kaynağı, Esed'in görev süresi dolan Cumhurbaşkanı Emil Lahud'un görevde kalmasını istemesiydi. Canbolad, Hariri'nin 26 Ağustos'taki Esed görüşmesinden kendisine aktardıklarını naklediyor. Canbolad’a göre Esed, Hariri'ye "Lahud benim, (dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Jacques) Chirac beni Lübnan'dan çıkarmaya çalışırsa her şeyi yerle bir ederim. Canbolad'ın Lübnan Dağı'nda Dürzi'si olduğunu sanıyorsa, bilsin ki benim de Dürzilerim var ve orada kaos çıkarabilirim” demiş.

Esed ve Hariri suikastı

Esed ile Hariri arasındaki ilişki hiçbir zaman samimi olmadı. Hariri'nin bir gün yeni cumhurbaşkanının ‘Lübnan'da seçilmesi gerektiğini’ söylemesi’ yani Şam'ın bu kararı bırakması gerektiğini ima etmesi, bu gerginliği daha da derinleştirdi. Hariri'nin Suriye’den ‘dehşet içinde’ döndüğünü yazan Canbolad'a göre Esed-Hariri görüşmesinde neler yaşandığına dair çok sayıda rivayet dolaşıyor. Canbolad, dostunu korumak amacıyla verdiği tavsiyede, “Lahud'un görev süresinin uzatılması için oy kullanmanı tavsiye ederim. Buna karşı çıkma. Bunlar tehlikeli insanlar..." dediğini aktarıyor.

Hariri de öyle yapmıştı, ama bu yeterli olmadı. Çünkü Suriyelilerin Lübnan'dan çekilmesini talep eden ve Hariri'nin kabul ettirmek için baskı uyguladığı iddia edilen 1559 sayılı uluslararası karar durumu daha da içinden çıkılmaz hale getirdi. Canbolad, adını vermediği eski bir genelkurmay başkanından bir telefon aldığını, kısa sürdüğünü ve ‘Dikkatli ol’ uyarısıyla karşılaştığını belirtiyor.

dfevfe

Hariri suikastının ardından gelen suikastlar zinciriyle Canbolad, Esed'in ‘kendisine muhalefet edenleri tasfiye etmek istediğini’ anladı. Peş peşe gerçekleştirilen suikastlarda Basel Fleyhân, Samir Kassir, George Hawi, Gebran Tueni, Pierre Cemayel, Velid Eydo cinayetleri birbirini izledi. Canbolad'ın özet değerlendirmesine göre Esed'in eşi Esma ile birlikte yansıtmaya çalıştığı modernlik imgesi gülünçtü. Oğul Esed de tıpkı babası gibiydi ama daha da kötüydü. 2005-2007 yılları arasında süren bu katliam döngüsünün amacı, Suriye rejimini ya da Hizbullah'ı eleştiren her sesi susturmaktı.

Canbolad, kitabının bu bölümünde "Hizbullah, önde gelen siyaset ve fikir adamlarının tasfiyesi sürerken bizi gözetliyordu” diye yazıyor.

Yazar, kitabın 301 ve 302. sayfalarında 2006 yılının mart ayında Meclis Başkanı Nebih Berri'nin çağrısı üzerine toplanan ‘ulusal diyalog’ oturumuna Emin Maalouf'un ‘Semerkant’ adlı kitabını yanında getirdiğini aktarıyor. Kitap, düşmanlarını sindirmek amacıyla suikastlarıyla tanınan Haşhaşileri anlatıyordu. Canbolad, o dönemde Hizbullah Genel Sekreteri olan Hasan Nasrallah'ın da bulunduğu toplantıda "Yaptıklarımız bana Semerkant kitabında Haşhaşiler hakkında yazılanları hatırlatıyor” dediğini aktarıyor.

Devamında Nasrallah’ın kendisine sert bir bakış fırlattığını ve söylediklerini ‘şahsına yönelik bir suçlama’ olarak değerlendirdiğini belirtiyor. Ardından Canbolad, "Onun bu cinayetlerle bağlantılı olduğunu hissettim ve açıkça suçladığımı anladı” diye bahsediyor.

dfvfd
Refik Hariri için Beyrut'ta suikastın gerçekleştiği yere yapılan anıt (AFP)

Canbolad, Hariri suikastının birinci yıl dönümünde Esed'e karşı "Sen, Şam'ın zalimi, sen, en kötü türden bir maymun, sen, okyanusun kıyıya vurduğu köpekbalığı... Ey kasap, katil, yalancı” dediğini de hatırlatıyor:

Canbolad'ın Hizbullah ile ilişkileri 2008 yılında son derece gergin bir evreye girdi. Hizbullah üyeleri, o yılın mayıs ayında Beyrut'un çeşitli semtlerini işgal ederek Canbolad ve Hariri'nin konutlarını kuşatmanın yanı sıra Cebel (dağ) bölgesindeki bazı mevzilere saldırdı. Suriye'nin o dönemki Genelkurmay Başkanı Hikmet Şehabi, Paris'te Canbolad ile gerçekleştirdiği görüşmede Hizbullah'ın onu öldürmeyi planladığını iletti. Canbolad, babasının ölümünün ardından yaptığı gibi bu kez de ‘siyasi gerçekçilik’ ve güçler dengesinin sağlıklı bir okuması çerçevesinde tutumunu yumuşattı. Suriye rejimine yönelik eleştirilerini ve Hizbullah'ı hedef almayı bıraktı.

Canbolad aynı zamanda ‘egemenlikçileri’ bünyesinde barındıran 14 Mart koalisyonundan da çıktı. 2009 yılında, kısa bir süre önce başbakanlığa atanan Saad Hariri, Esed ile görüşmek üzere Şam'a gitti. Ardından sıra Canbolad'a geldi.

gbgf
Beşşar Esed rejiminin çöküşünü kutlamak amacıyla Beyrut'ta ‘Özgürlük Beyrut'tan’ sloganları atan, eski Suriye rejimi tarafından öldürülen gazeteci Samir Kassir'in fotoğraflarını ve Lübnan ile Suriye bayraklarını taşıyan göstericiler (EPA)

Canbolad bu buluşmayla ilgili olarak ‘gerçekleşmesinden memnun olmadığını’ yazıyor, ancak Lübnan-Suriye uzlaşma sürecine katkıda bulunmak zorunda olduğunu da kabul ederek “Bu yolda sonuna kadar gitmekten başka seçeneğim yoktu" diyor. İki lider arasındaki son görüşme, Suriye'de ayaklanmanın başlamasının ardından 9 Haziran'da gerçekleşti.

Kuşkusuz yukarıdaki bu satırlar, olaylarla ve analizlerle dolu bu zengin kitabın içeriğini aktarmaya yetmiyor. Kitap, Lübnan'daki derin bölünmelerin ve geçmişini aşacak bir yol çizmeyi henüz başaramamış bir toplumun içinden çıkamadığı parçalanmışlığın aynası niteliği taşıyor.