Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Sudan konusunu endişeyle takip ediyoruz. Suriye’deki krizi sona erdirecek bir ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyoruz.

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
TT

Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)

Cuma günü tüm gözler Suudi Arabistan’ın batısındaki Cidde’ye çevrilecek. Zira o gün Cidde, Sudan’daki silahlı çatışmanın önderlik ettiği karmaşık jeopolitik koşullar ve çok sayıda Arap krizi ortasında Arap Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh de yaptığı açıklamada, “Arap halkları, bölgedeki kriz durumlarını içeren ve ortak Arap eylemini teşvik eden kararlar almak için zirveye güveniyor” diyerek, Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden sağlamak için Suudi Arabistan’ın sürekli çabalarına dikkati çekti.

Guelleh, Şarku’ Avsat’a verdiği röportajda, Arap dünyasının ortak eylem ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde yeni küresel blokların ortaya çıkışından izole olmadığını söyledi. Arap kararını güçlendirmede ve safları birleştirmede Suudi Arabistan’ın merkezi önemine dikkati çeken Omar Guelleh, ülkesi ile Krallık arasında deniz ve hava taşımacılığı ve serbest bölge kurulması alanlarında ortak projeler oluşturmak için çalışmaların devam ettiğini açıkladı.

Guelleh, “Suudi Arabistan- ABD inisiyatifi, Sudan krizini Cidde Bildirgesi’ne dahil etmek için muazzam bir çaba harcıyor. Sudan krizini kontrol altına almak için etkili bir arabuluculuk başlatmaya hazırız. İGAD girişiminin derinleşen krize çözüm bulunmasına katkı sağlamasını temenni ediyoruz” diyerek, Suudi Arabistan- İran yakınlaşmasının bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerini attığına ve ortak İslami eylemi teşvik ettiğine vurgu yaptı.

Guelleh, Suriye krizini sona erdirmek ve güvenlik, istikrar ve kalkınmayı yeniden sağlamak için siyasi izolasyonu kaldırmak amacıyla kaydedilen ilerlemeye de değinirken, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göçün, deniz trafiğinin ve Kızıldeniz’in güvenliğinin önündeki en önemli zorluklar olduğunu belirtti. Ayrıca Nahda (Rönesans) Barajı krizinin çözülmesi ve ilgili tarafları tatmin edecek bir anlaşmaya varılması konusundaki iyimserliğini dile getirdi.

Cibuti Cumhurbaşkanı ayrıca, ülkesinin Rusya- Ukrayna krizini sona erdirme çabalarını desteklediğini belirterek, nükleer savaşa doğru kayma uyarısında bulundu.

İşte Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh’in Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tamamı;

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh

-Arap Zirvesi cuma günü Cidde’de yapılacak. Beklenen en önemli gündemi nedir?

Zirve bazı kardeş Arap ülkelerinin tanık olduğu çok sayıda ve karmaşık jeopolitik değişimler ve kritik koşullar ışığında düzenleniyor. Onu farklı kılan ve ona özel bir önem veren de budur. Büyük kardeş, Arapların başı ve Müslümanlığın kubbesi olan Suudi Arabistan’da düzenlenmesi de önemli. Arap dünyasındaki en önemli çetrefilli ve sıcak konuların yanı sıra bölgedeki çeşitli jeopolitik gelişmelerin zirvenin gündeminde yer alması bekleniyor.

-Bu zirvenin karşılaşacağı başlıca zorluklar nelerdir?

Arap dünyasındaki zorluklar, şu an çok ve karmaşıktır. Çok kötü ve tehlikeli bir duruma tanık olan Sudan ve Yemen gibi birçok kardeş ülkenin kritik koşullardan geçtiği de bilinmektedir. Bununla birlikte Suudi Arabistan’ın krizi çözme, insanların acılarına son verme ve ‘mutlu’ Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden tesis etme çabalarına yönelik büyük bir iyimserliğe sahibiz. Bunlar takdire şayan.

Filistin’de İsrail işgal polisinin mübarek Mescid-i Aksa’nın ayrılmaz bir parçası olan Babu’r Rahme mescidine baskın yapması ve oraya saygısızlık etmesi gibi İsrail’in işgal altındaki Kudüs’teki İslam ve Hristiyanlık dini kutsallarına yönelik saldırıları son dönemlerde de devam ediyor. Aynı şekilde El-Halil kentindeki İbrahim Camii’nin çatı ve duvarlarında işgalci İsrail’in bayrağı dalgalanıyor. Bu, uluslararası hukukun, Cenevre sözleşmelerinin ve uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve İslam ulusunun duygularına yönelik bir provokasyondur. Statülerini geri kazanmak için çeşitli zorluklarla karşılaşan birçok kardeş ülke var. Ayrıca Libya, Suriye ve Somali gibi ülkeler de birçok karışıklığa, huzursuzluğa ve savaşa tanık oluyor.

Mevcut Arap zirvesinin, Arap dünyasının tanık olduğu kriz durumlarının ve kritik durumların kardeşler arasında birlik ve beraberliğin korunmasını garanti edecek şekilde çözülmesine katkı sağlayacak tavsiye ve kararlarla sonuçlanmasını, Arap dünyası için huzursuzluktan, güvenlik sıkıntılarından ve savaşlardan uzakta refah sağlamasını ve ortak Arap eyleminin güçlendirilmesine katkıda bulunmasını temenni ediyoruz.

Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)
Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)

-Cibuti’nin İGAD ülkelerinin bir parçacı olması çerçevesinde Sudan konusu nasıl ele alınacak?

Kardeş Sudan’daki kanlı olayları büyük bir endişeyle takip ediyoruz. İGAD grubu mevcut krizin çözümü için arabuluculuk girişimini proaktif olarak ortaya koydu. Cibuti Cumhuriyeti, Kenya Cumhuriyeti ve Güney Sudan Cumhuriyeti cumhurbaşkanları Sudan’a gitmek üzere tayin edildi ve arabuluculuk başlatmak için istişareler devam ediyor. Ancak üç cumhurbaşkanının Hartum’a yönelik hareketi, ateşkese ve ‘ihlallere sahne olan’ ateşkesin kararlılığına bağlı olmaya devam ediyor. Etkili arabuluculuk başlatmaya hazırız ve İGAD girişiminin Nisan ortasından bu yana kötüleşen krize acil bir çözüm bulunmasına katkıda bulunacağını umuyoruz. Ayrıca Suudi Arabistan Krallığı ve ABD’nin ateşkes için Cidde diyaloğundaki mevcut arabuluculuğunu da takdir ediyoruz.

Özellikle Cibuti Cumhuriyeti’nin rolüne ilişkin olarak, bizi onunla bağlayan ilişkilerin derinliği ve gücüne dayanarak, tarih boyunca kardeş Sudan ile dayanışma içinde olduk ve olmaya devam ediyoruz. Cibuti Cumhuriyeti, Afrika Boynuzu’nda barış ve uzlaşmaya katkı sağlamadaki onurlu rolleriyle tanınıyor. Önceki aşamalarda Sudan taraflarını yakınlaştırmaya yönelik uzlaştırma çabalarına katkıda bulunmuştur. Bunların arasında, Sudan Cumhuriyeti’nin eski Cumhurbaşkanı Ömer Hasan el-Beşir ve Ümmet Partisi lideri eski Başbakan Sadık el-Mehdi’nin katılımıyla, 1999 sonlarında Sudan hükümeti ile muhalefetteki Ümmet Partisi arasında arabuluculuk yaptığımız Kapsamlı Barış Anlaşması da var. Bu anlaşma, o dönemde var olan pek çok sorunun ve çatışmanın çözülmesine katkıda bulunmuştur. Aynı zamanda tarafları barış içinde bir arada yaşama yoluna ve yüksek çıkarların önceliğine sokmuştur.

Unutmayın ki Cibuti Cumhuriyeti, İGAD örgütünün mevcut başkanlığını kardeş Sudan’a devretti. Bu durum, Cibuti’nin kardeş Sudan halkına bir hediyesidir ve mevcut yolculuklarında onlara destek sağlama amaçlıdır. Bu durum, Cibuti Cumhuriyeti’nin Sudan’ı desteklemeye ve karşı karşıya olduğu tüm zorlukların üstesinden gelmede yanında olmaya ve onu uluslararası forumlar aracılığıyla desteklemeye kararlı olduğunu gösterir. Cibuti Cumhuriyeti, kardeş Sudan Cumhuriyeti’ndeki gelişmeleri büyük bir dikkatle ve endişeyle takip ediyor. Birçok kıtasal ve bölgesel kuruluşa üyeliği aracılığıyla, sevgili Sudan’ın istikrarını ve birliğini korumak ve kardeş halkının çıkarlarını elde etmek için her şeyi yapmaya hazır olduğunu ifade ediyor.

Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)
Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)

-Şam, Cidde Zirvesi aracılığıyla Arap Birliği’ne dönüyor. Arap ülkeleri, Suriye meselesini nasıl ele alacak?

Teorisyenler, her zamankinden daha güçlü hale gelen yeni bir dünya düzenine göre yeni bir jeopolitik haritadan bahsediyorlar. Ancak bu, ülkelerin konumlarında ve coğrafi sınırlarında ani ve köklü bir değişiklik olacağı anlamına gelmiyor. Bu, Vestfalya Antlaşması ve müteakip uluslararası anlaşmalardan bu yana bir dereceye kadar kanıtlanmıştır. Ancak aynı zamanda yeni küresel blokların ortaya çıkması doğaldır ve Arap dünyası, dünyanın bu konuda tanık olduğu gelişmelerden izole değildir. Herhangi bir Arap ülkesinin, ortak Arap eylemi ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde, çıkarlarını gördüğü ekonomik, askeri ve benzeri herhangi bir blokla işbirliği yapması doğaldır.

-ABD ve Çin’in Afrika kıtasına yönelik yarışı ne durumda?

Afrika’daki ABD- Çin rekabeti kalkınmanın çıkarınaysa, bu bizim memnuniyetle karşıladığımız olumlu bir konudur.

- Rusya- Ukrayna krizini, Rusya- Çin yakınlaşmasını ve bunların bölgeye etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ukrayna- Rusya savaşı ikinci yılına girdi ve maalesef yakın bir son görünmüyor. Olumsuz etkilerinin belirli bir coğrafi alanla sınırlı olmadığı, tüm dünyayı gölgeleyen, ekonomik büyümeyi engelleyen küresel bir kriz olduğu kesin. Dünyadaki ihracat ve ithalat hareketlerini etkilemesi sonucu enflasyon oranı artmakta. Durumun daha da kötüye gitmemesini ve bir nükleer savaşa kaymamasını umuyoruz. Bunun yerine, krizi siyasi olarak sona erdirmeye yönelik uluslararası çabalara desteğimizi tazeliyoruz. Ayrıca çatışma taraflarının müzakereleri kabul edeceğini umut ediyoruz.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)

-Bölge, son dönemde Riyad ve Tahran anlaşması başta olmak üzere hızlı değişimlere sahne oluyor. Bu anlaşma bölgeye nasıl yansıyacak?

Riyad ve Tahran arasında 2016’dan bu yana kesintisiz bir kopuştan sonra ikili ilişkilerin yeniden kurulmasına yönelik son anlaşmanın olumlu sonuçları, kuşkusuz en başta hem Suudi Arabistan’ın hem de İran’ın gelişimine yansıyacaktır. Uyum ve işbirliği her zaman ilgili tüm tarafların yararınadır. Suudi Arabistan Krallığı ve İran ağırlığı ve büyüklüğündeki iki ülke arasındaki herhangi bir yakınlaşma ve işbirliği, şüphesiz tüm bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerinin atılmasına katkıda bulunacak ve ortak İslami eylemi güçlendirecektir.

-Cibuti’nin Suudi Arabistan ile apayrı bir ilişkisi var ve iki ülke arasındaki işbirliğinin artmasından bahsediliyor.

Suudi Arabistan ile ilişkilerin güçlü ve köklü olduğu doğru. Bu ilişkiler çok eskidir. Kıyıları aşan iki kardeş halk arasındaki iletişim çok eskidir. Aralarında birçok gelenek ve görenek açısından güçlü benzerlikler vardır. Resmi düzeyde Suudi Arabistan’ın Cibuti’ye verdiği destek bağımsızlık öncesine kadar uzanıyor. Suudi Arabistan, Cibuti mücadelesinin yanında yer aldı ve onu çeşitli uluslararası ve bölgesel forumlar aracılığıyla destekledi. Suudi Arabistan, kardeşi Cibuti’yi çeşitli siyasi, ekonomik, eğitimsel ve diğer alanlarda desteklemeye devam etti ve etmeye devam ediyor. İki kardeş ülke arasındaki ilişkiler her geçen gün daha da güçleniyor ve çeşitli dosyalara yönelik siyasi vizyonlarda uyum vardır. Sürekli işbirliği ve koordinasyon açısından ise güvenlik ve askeri olanlar da dahil olmak üzere birkaç komite mevcut. İki ülke arasındaki çeşitli alanlarda ikili işbirliğinin altında genel bir çerçeveyi temsil eden ortak Cibuti- Suudi Arabistan komitesi vardır. Cibuti ve Suudi iş adamlarından oluşan ortak bir konsey de mevcut.

Son yirmi yılda limanlar alanında nicelik ve nitelik olarak kaydettiğimiz muazzam gelişmeye dayanarak, iki kardeş ülke arasındaki deniz taşımacılığı, lojistik hizmetler ve limanlar alanındaki işbirliğini güçlendirmek için sabırsızlanıyoruz. Cibuti’de doğrudan deniz ve hava taşımacılığı alanında ortak projeler oluşturulması ve Suudi ihracat ve ürünleri için uluslararası serbest ticaret bölgesi içerisinde serbest bölge ve depoların kurulması için çalışmalar devam etmektedir.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)
Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)

-Peki tüzüğü 2020’de Suudi Arabistan’da imzalanan Kızıldeniz’e kıyısı olan Devlet Konseyi hakkında değerlendirmeniz nedir?

Kızıldeniz’in stratejik önemi, siyasi ve ekonomik avantajları binlerce yıl öncesinden biliniyordu. Doğu ve batı denizlerinin ortasında veya daha özel olarak Akdeniz ile Hint Okyanusu arasındaki konumu ile ayırt edilir. Uzun bir deniz kıyısı olmasının yanı sıra kuzey ile güney, doğu ile batı arasında yüzen bir köprü gibidir. Jeopolitik olarak, uzun kıyıların deniz suyunu ve oradaki seyrüseferi kontrol etme konusunda ezici bir yeteneğe sahip olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, bu denize kıyısı olan ve kıyılarını kontrol eden ülkeler, etrafındaki herhangi bir çatışmada kilit rol oynamaktadır. Böylece Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan bu siyasi, askeri ve ekonomik arteri en kısa deniz yolu ile kontrol etmektedir.

Bu denizin aşırı öneminden hareketle, ona komşu olan ülkelerin omuzlarına yüklenen sorumluluk çok büyüktür. Suudi Arabistan bu konuda ilk adım atan ülkeler arasında yer aldı. Kızıldeniz güvenliği fikri, Suudi Arabistan Krallığı, Mısır ve Yemen Mütevekkilî Krallığı arasında 21 Nisan 1956’da imzalanan Cidde Paktı’na kadar uzanmaktadır. Bu tüzük, Kızıldeniz’de ‘ortak güvenlik sistemi’ kurulması için yapılan ilk çağrıdır.

Ülkemiz (Cibuti Cumhuriyeti), büyük stratejik ekonomik ve siyasi öneme sahip Babülmendep Boğazı’na bakan, Kızıldeniz’deki eşsiz coğrafi konumu ile karakterize ediliyor. Bu çerçevede deniz seyrüseferini korumak, terörizmle mücadele etmek ve bölgeyi ve bir bütün olarak dünyayı saran güvenlik sorunlarıyla mücadele etmek için büyük güçlerle koordinasyon ve işbirliği yoluyla uluslararası güvenlik ve istikrarı sağlamaya yönelik çabalarda çok önemli bir rol oynuyoruz.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan Arap ve Afrika Devletleri Konseyi’nin tüzüğü ise üye ülkeler tarafından Ocak 2020’de imzalandı. Tüzüğünü onaylayan ilk ülkeler arasındaydık. Ayrıca daha önce konseyin merkezinin Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde olmasını önerdik. Daha sonra bu konu üzerinde uzlaşıya varıldı. Konseyin üye devletler arasında koordinasyon ve işbirliği konusunda üzerine düşen rolü oynamaya başlaması beklenmektedir. Üye devletler olan Cibuti, Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Ürdün, Somali, Yemen ve Eritre siyasi, ekonomik, güvenlik ve çevresel alanlarda bunu başarmanın yollarını araştırıyorlar. Deniz seyrüseferinin ekonomik ve siyasi olarak güvence altına alınması için bu konseyin çok önemli olduğunu vurgulamak isterim. Bölge, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göç gibi ‘küresel ve bölgesel dayanışma’ ile üstesinden gelinebilecek birçok zorlukla çevrilidir.



Husilerin bombardımanı Lahic ve Taiz’de göçü artırıyor: İnsani krizin büyüyeceği uyarısı

Husilerin bombardımanı Lahic ve Taiz’de göçü artırıyor: İnsani krizin büyüyeceği uyarısı
TT

Husilerin bombardımanı Lahic ve Taiz’de göçü artırıyor: İnsani krizin büyüyeceği uyarısı

Husilerin bombardımanı Lahic ve Taiz’de göçü artırıyor: İnsani krizin büyüyeceği uyarısı

Yemen’de Husilerin tırmandırdığı gerilim, Lahic ve Taiz vilayetlerindeki köyleri ve yerleşim bölgelerini hedef alan saldırıların yoğunlaşmasıyla insani krizi daha da derinleştirdi. Yüzlerce aile evlerini terk etmek zorunda kalırken, uluslararası kuruluşlar ülkedeki insani sıkıntıların yayılabileceği ve yardım ihtiyacının artabileceği uyarısında bulundu. Yemen’de 22,3 milyon kişi insani yardıma ihtiyaç duyuyor.

Hükümet kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husilerin sahada ilerleme sağlama girişimlerinin başarısızlığa uğramasının ardından yerleşim bölgelerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığını belirtti. Kaynaklar, saldırılarda füze, insansız hava aracı (İHA) ve havan toplarının kullanıldığını, bu yöntemle hem siviller hem de hükümet güçleri üzerinde baskı kurulmasının amaçlandığını ifade etti.

Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC), yerinden edilen kişilerin koşullarının kötüleştiği ve insani yardımlara ve temel hizmetlere erişimin zorlaştığı uyarısında bulundu. Federasyon, son gerilim dalgasından önce yaklaşık 5,2 milyon kişinin ülke içinde yerinden edildiğine dikkat çekerken, beş yaşın altındaki 2,2 milyon çocuğun akut yetersiz beslenmeden muzdarip olduğunu bildirdi.

Yemen’deki gerilimle eş zamanlı olarak, Yemen’de meşruiyeti destekleyen koalisyon, çarşamba günü şafak saatlerinde Husilerin Taif yönüne fırlattığı bir balistik füzenin önlenerek imha edildiğini duyurdu. Koalisyon, salı günü de Doğu Bölgesi ve Riyad’ı hedef alan beş balistik füzenin yanı sıra Güney Bölgesi yönünde fırlatılan dört İHA’nın engellendiğini açıklamıştı.


Husiler, yerleşim bölgelerini bombalayarak cephelerde baskıyı artırıyor

Taiz’de Husilerin bombardımanı sonucu sivil evlerde meydana gelen hasar (AP)
Taiz’de Husilerin bombardımanı sonucu sivil evlerde meydana gelen hasar (AP)
TT

Husiler, yerleşim bölgelerini bombalayarak cephelerde baskıyı artırıyor

Taiz’de Husilerin bombardımanı sonucu sivil evlerde meydana gelen hasar (AP)
Taiz’de Husilerin bombardımanı sonucu sivil evlerde meydana gelen hasar (AP)

Yemen’de Husilerin tırmandırdığı gerilimin insani sonuçları ağırlaşırken, hükûmet kaynaklarına göre grup, Lahic vilayetinin kırsal kesimlerinde ve Taiz kenti çevresinde yerleşim bölgelerini hedef alan saldırılarını yoğunlaştırdı. Çatışma bölgelerinden kaçan ailelerin sayısı artarken, hâlihazırda dünyanın en büyük insani krizlerinden birini yaşayan ülkede yardım kuruluşlarının karşı karşıya olduğu ihtiyaçlar da giderek büyüyor.

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, sahada ilerleme sağlama girişimlerinin sonuçsuz kalmasının ardından Husilerin Lahic vilayetine bağlı el-Mudâribe ilçesindeki köyleri neredeyse her gün füze ve insansız hava araçlarıyla hedef almaya başladığını belirtti. Saldırıların yüzlerce ailenin evlerini terk etmesine ve Batı Sahili ile Lahic’in çevre bölgelerinden gelen göç dalgalarına katılmasına yol açtığı kaydedildi.

trhuı
Husilerin bombardımanında yaralanan bir kız çocuğu, Taiz’deki bir hastanede tedavi görüyor (Reuters)

Kaynaklar, bu saldırılarla aşiret mensupları üzerinde baskı kurulmasının ve onların hükûmet güçlerine verdikleri desteği kesmeye zorlanmasının amaçlandığını değerlendirdi.

Taiz kenti çevresinde ise Husilerin, hükûmet güçlerine bağlı birliklerin ve gönüllü sivillerin direnişini kırmak amacıyla Cebel Sabır’daki köyleri insansız hava araçları ve havan toplarıyla hedef aldığı bildirildi. Kaynaklar, yerel halktan gönüllülerin son günlerde, cephe hattını yarmaya yönelik tekrarlanan Husi saldırılarını püskürttüğünü aktardı.

cdfvghyj
Husilerin tırmandırdığı gerilimden kaçanlar, en temel yaşam koşullarından yoksun alanlarda yaşam mücadelesi veriyor (Yerel medya)

Kaynaklara göre bu gelişmeler, Taiz’in 20 gündür devam eden bir kuşatma altında bulunduğu sırada yaşanıyor. Çatışmalar sivillerin temel hizmetlere ve ihtiyaçlara erişimini zorlaştırırken yerel yönetimler ile insani yardım kuruluşlarının üzerindeki yükü de artırıyor.

İnsani durumla ilgili uyarılar

Husi saldırılarının insani sonuçları ağırlaşırken Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu, mevcut tırmanışın uzun süredir devam eden insani krizi daha da derinleştirdiği uyarısında bulundu. Federasyon, Yemen’de 22,3 milyon kişinin insani yardıma ihtiyaç duyduğunu, bunların yaklaşık 5,2 milyonunun son tırmanış dalgasından önce ülke içinde yerinden edilmiş kişilerden oluştuğunu bildirdi.

Federasyonun yakın tarihli raporunda, çatışmalar ve güvenlik sorunlarının sağlık hizmetlerine, eğitime, pazarlara ve temel ihtiyaç malzemelerine erişimi engellediği belirtildi. Yerinden edilen ailelerin barınma alanlarına sınırlı sayıda eşyayla ulaştığı, bu ailelerin barınak, ev eşyası, gıda, temiz su ve sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyduğu kaydedildi.

dcfvghyj
Husilerin tırmanan saldırılarıyla birlikte, hükümetin kontrolündeki bölgelere yönelik göç dalgası sürüyor (Yerel medya)

Raporda, yerinden edilenleri kabul eden toplulukların da hizmetler ve kaynaklar üzerindeki baskıyla karşı karşıya kaldığına dikkat çekildi. Tekrarlanan göçlerin geçim kaynaklarını zayıflattığı ve korunma risklerini artırdığı, daha fazla ailenin yaşadığı bölgeleri terk etmek zorunda kalma ihtimalini yükselttiği ifade edildi.

Federasyon, insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasının ve sahadaki ihtiyaçların değişimine uyum sağlayabilecek esnek bir müdahalenin sürdürülmesinin önemini vurguladı. Özellikle güvenlik koşullarının insanların ve yardım malzemelerinin hareketini kısıtladığı bölgelerde bu ihtiyacın daha da belirginleştiği kaydedildi.

Rapora göre yerinden edilen aileler; barınma, gıda, temiz su, sanitasyon, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimde birbiriyle bağlantılı çok sayıda engelle karşılaşıyor. Güvenlik sorunları ve yolların kapanması pazar faaliyetlerini, tedarik hatlarını ve yardım ulaştırma çalışmalarını aksatıyor. Gelir kaynaklarının kaybedilmesi, mevcut varlıkların tükenmesi ve fiyatların yükselmesi de ailelerin temel ihtiyaçlarını satın alma kapasitesini azaltıyor.

Federasyon, tecrit edilmiş bölgelerde yaşayan toplulukların daha ağır kısıtlamalarla karşı karşıya olduğunu belirtti. Bu bölgelerde ticari mal tedarikinin sürdürülmesi ve temel hizmetlerin devam ettirilmesi zorlaşırken gıda güvensizliği, zaten yeterli besine erişemeyen ailelerin kırılganlığını daha da artırıyor.

Krizin boyutunu ortaya koyan raporda, ülke genelinde beş yaşın altındaki yaklaşık 2,2 milyon çocuğun akut yetersiz beslenmeden etkilendiği bildirildi. Kuşatmanın ve yardımların kesintiye uğramasının devam etmesinin, özellikle küçük çocuklar ile hamile ve emziren kadınların durumunu daha da kötüleştirebileceği uyarısında bulunuldu.

Raporda ayrıca tekrarlanan yerinden edilmelerin ailelerin krizlerle başa çıkma kapasitesini tükettiği belirtildi. Üç ayrı yerinden edilme bölgesinde gerçekleştirilen hızlı değerlendirme, incelemeye katılan ailelerin yaklaşık yüzde 45’inin daha önce de yerinden edildiğini ortaya koydu.

Federasyon, bu oranın yalnızca söz konusu üç bölgedeki değerlendirmeye katılan ailelerin durumunu yansıttığını ve Yemen’deki tüm yerinden edilmiş kişilere genellenmemesi gerektiğini özellikle vurguladı.

Ek riskler

Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu, insani duruma ilişkin endişeler kapsamında, mülk kaybı ve geçim kaynaklarındaki istikrarsızlığın ailelerin krizlerle mücadele kapasitesini zayıflattığına dikkat çekti. Bu koşulların, çocuk işçiliği gibi zararlı başa çıkma yöntemlerine başvurma riskini artırdığı belirtildi.

vfghy
Husiler, hükümet güçleri üzerinde baskı kurmak amacıyla yerleşim yerlerini hedef alıyor (Yerel medya)

Federasyon, yaşanan sıkıntıların gıda ve barınma eksikliğiyle sınırlı olmadığını vurguladı. Kadınların geçimini sağladığı ailelerin, ailelerinden ayrı düşen çocukların, yaşlıların, engellilerin ve düzenli tedaviye ihtiyaç duyan hastaların da ek güçlüklerle karşı karşıya olduğu kaydedildi.

Uygun barınma imkânlarının ve sanitasyon tesislerinin yetersiz olduğu bölgelerde kadınlar ve kız çocukları daha fazla korunma riskiyle karşı karşıya kalıyor. Hareket kabiliyeti veya kaynakları sınırlı olan kişiler ise tecrit edilmiş bölgelerden ayrılmakta ya da temel hizmetlere ulaşmakta güçlük çekebiliyor.

Bu uyarılar, insani ihtiyaçlarla bunları karşılama kapasitesi arasındaki açığın giderek büyüdüğünü ortaya koyuyor. Çatışmaların sürmesi, insanların tekrar tekrar yerinden edilmesi, yolların kapanması ve tedarik hatlarının aksaması ailelerin kırılganlığını artırırken, yerinden edilenleri kabul eden toplulukların üzerindeki yükü de ağırlaştırıyor.


Suriye’de resmi eğitim müfredatındaki kitaplarda yapılan değişiklikler tepki çekti

Şam’da okul çıkışı evlerine dönen çocuklar. (AFP)
Şam’da okul çıkışı evlerine dönen çocuklar. (AFP)
TT

Suriye’de resmi eğitim müfredatındaki kitaplarda yapılan değişiklikler tepki çekti

Şam’da okul çıkışı evlerine dönen çocuklar. (AFP)
Şam’da okul çıkışı evlerine dönen çocuklar. (AFP)

Suriye’de resmi eğitim müfredatındaki ders kitaplarında yapılan değişiklikler, kadın görsellerinin kaldırılması, kıyafetlerin değiştirilmesi ve sanat eserlerinin kitaplardan çıkarılmasını da kapsaması nedeniyle geniş çaplı eleştirilere yol açtı. Değişiklikler, yeni yönetim döneminde kişisel özgürlükler ve kadın haklarının geleceğine ilişkin endişeleri yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre tartışmalar kamuoyunda geniş yankı buldu.

Hükümet dışındaki bazı yerel medya kuruluşları, sosyal bilgiler, din eğitimi ve tarih ders kitaplarının eski ve yeni baskılarını karşılaştıran incelemeler yayımladı. 2025-2026 eğitim yılına ait 130 ders kitabının önceki baskılarla karşılaştırılması sonucunda; eşitlik ve vatandaşlık konularını ele alan içeriklerin çıkarıldığı, kadın görsellerinin kaldırıldığı veya başörtüsü eklenerek değiştirildiği tespit edildi.

Şam’da okul çıkışı evlerine dönen çocuklar. (AFP)
Şam’da okul çıkışı evlerine dönen çocuklar. (AFP)

AFP, sosyal medyada paylaşılan haberlerde yer alan değişiklikleri resmi internet sitelerinde yayımlanan dijital kitap nüshaları üzerinden doğruladı. Bunlar arasında, yedinci sınıf tarih kitabındaki dünyaca ünlü Mona Lisa tablosunun görselinin kaldırılması ve üçüncü sınıf sosyal bilgiler kitabından heykel fotoğraflarının çıkarılması da bulunuyor.

Dördüncü sınıf din eğitimi kitabında ise bol pantolon üzerine uzun gömlek giyen iki erkek ile peçeli iki kadının çizimleri, sıradan kıyafetler giyen karakterlerin çizimleriyle değiştirildi.

Suriyeliler, sosyal medya hesaplarında ve hükümet dışındaki bazı medya kuruluşlarında, bilgisayar başındaki iki kız çocuğunun fotoğrafına başörtüsü eklendiğini, bir firavun heykelinin üst gövdesinin kapatıldığını ve sosyal bilgiler kitabından dans görsellerinin çıkarıldığını gösteren fotoğraflar paylaştı. Ayrıca Suriye topraklarında tarih boyunca varlık göstermiş medeniyetlere ait heykel görsellerinin de kitaplardan kaldırıldığı belirtildi.

Eleştiriler üzerine Eğitim Bakanlığı pazartesi günü yayımladığı açıklamada, müfredatta yapılan değişikliklerin “devrik rejimin sembollerinin ve ideolojik içeriklerinin kaldırılmasını, bunlarla bağlantılı görsel ve içeriklerin düzeltilmesini” kapsadığını bildirdi. Bakanlık, özellikle sosyal bilgiler ve din eğitimi müfredatlarında yapılan düzenlemelerin bu derslerin birleştirilmesinin ardından gerçekleştirildiğini ifade etti.

Bakanlık ayrıca, “özgün değerlerle dışa açıklık arasında denge kuran, haklarının ve sorumluluklarının bilincinde, kimliğiyle gurur duyan, gelişmelere ayak uydurabilen ve yeni Suriye’nin inşasına katılabilen bir nesil yetiştirmek” amacıyla müfredatın, öğretim yöntemlerinin ve değerlendirme sistemlerinin geliştirilmesine devam edildiğini vurguladı.

Müfredatta dönüşüm

Bakanlık, 2025 yılından itibaren ders kitaplarında çeşitli değişiklikler yapmıştı. Başlıca düzenlemeler sosyal bilgiler, din eğitimi, tarih ve coğrafya derslerini kapsarken, onlarca yıl boyunca ülkeyi tek başına yöneten ve devletin bütün kurumları üzerinde hâkimiyet kuran Baas Partisi’yle bağlantılı semboller de müfredattan çıkarılmıştı.

Şam sokaklarında okul üniformalarıyla yürüyen kız öğrenciler. (AFP)
Şam sokaklarında okul üniformalarıyla yürüyen kız öğrenciler. (AFP)

Son tartışmalar, Suriye’de kamuoyunda tepki ve görüş ayrılıklarına yol açan bir dizi adımın sonrasında geldi. Bunların sonuncusu, eylül ayının sonunda açıklanan üniversiteye giriş koşullarındaki değişiklikler oldu. AFP’nin haberine göre yeni düzenlemeler, askeri ve güvenlik kurumlarının yanı sıra bazı sivil kurumların da aralarında bulunduğu alanlardaki belirli programlara kabulü erkeklerle sınırlandırdı.

Eylül ayında Şam’ın köklü eğitim kurumlarından Hürriyet Enstitüsü (Mahed el-Hurriye) de ortaokul ve lise kademelerinde kız ve erkek öğrencilerin eğitimini ayırma kararı aldı. Okul yönetimi, taciz ve zorbalık gibi sorunları gerekçe gösterirken, kararın arkasında resmi bir talimat bulunduğu iddiasını reddetti.

AFP’nin haberine göre karar kamuoyunda görüş ayrılığına neden oldu. Uygulamayı destekleyenler bunu eğitime yönelik bir önlem olarak değerlendirirken, karşı çıkanlar ise ülkede muhafazakâr ve katı anlayışların giderek güçlendiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.