Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Sudan konusunu endişeyle takip ediyoruz. Suriye’deki krizi sona erdirecek bir ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyoruz.

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
TT

Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)

Cuma günü tüm gözler Suudi Arabistan’ın batısındaki Cidde’ye çevrilecek. Zira o gün Cidde, Sudan’daki silahlı çatışmanın önderlik ettiği karmaşık jeopolitik koşullar ve çok sayıda Arap krizi ortasında Arap Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh de yaptığı açıklamada, “Arap halkları, bölgedeki kriz durumlarını içeren ve ortak Arap eylemini teşvik eden kararlar almak için zirveye güveniyor” diyerek, Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden sağlamak için Suudi Arabistan’ın sürekli çabalarına dikkati çekti.

Guelleh, Şarku’ Avsat’a verdiği röportajda, Arap dünyasının ortak eylem ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde yeni küresel blokların ortaya çıkışından izole olmadığını söyledi. Arap kararını güçlendirmede ve safları birleştirmede Suudi Arabistan’ın merkezi önemine dikkati çeken Omar Guelleh, ülkesi ile Krallık arasında deniz ve hava taşımacılığı ve serbest bölge kurulması alanlarında ortak projeler oluşturmak için çalışmaların devam ettiğini açıkladı.

Guelleh, “Suudi Arabistan- ABD inisiyatifi, Sudan krizini Cidde Bildirgesi’ne dahil etmek için muazzam bir çaba harcıyor. Sudan krizini kontrol altına almak için etkili bir arabuluculuk başlatmaya hazırız. İGAD girişiminin derinleşen krize çözüm bulunmasına katkı sağlamasını temenni ediyoruz” diyerek, Suudi Arabistan- İran yakınlaşmasının bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerini attığına ve ortak İslami eylemi teşvik ettiğine vurgu yaptı.

Guelleh, Suriye krizini sona erdirmek ve güvenlik, istikrar ve kalkınmayı yeniden sağlamak için siyasi izolasyonu kaldırmak amacıyla kaydedilen ilerlemeye de değinirken, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göçün, deniz trafiğinin ve Kızıldeniz’in güvenliğinin önündeki en önemli zorluklar olduğunu belirtti. Ayrıca Nahda (Rönesans) Barajı krizinin çözülmesi ve ilgili tarafları tatmin edecek bir anlaşmaya varılması konusundaki iyimserliğini dile getirdi.

Cibuti Cumhurbaşkanı ayrıca, ülkesinin Rusya- Ukrayna krizini sona erdirme çabalarını desteklediğini belirterek, nükleer savaşa doğru kayma uyarısında bulundu.

İşte Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh’in Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tamamı;

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh

-Arap Zirvesi cuma günü Cidde’de yapılacak. Beklenen en önemli gündemi nedir?

Zirve bazı kardeş Arap ülkelerinin tanık olduğu çok sayıda ve karmaşık jeopolitik değişimler ve kritik koşullar ışığında düzenleniyor. Onu farklı kılan ve ona özel bir önem veren de budur. Büyük kardeş, Arapların başı ve Müslümanlığın kubbesi olan Suudi Arabistan’da düzenlenmesi de önemli. Arap dünyasındaki en önemli çetrefilli ve sıcak konuların yanı sıra bölgedeki çeşitli jeopolitik gelişmelerin zirvenin gündeminde yer alması bekleniyor.

-Bu zirvenin karşılaşacağı başlıca zorluklar nelerdir?

Arap dünyasındaki zorluklar, şu an çok ve karmaşıktır. Çok kötü ve tehlikeli bir duruma tanık olan Sudan ve Yemen gibi birçok kardeş ülkenin kritik koşullardan geçtiği de bilinmektedir. Bununla birlikte Suudi Arabistan’ın krizi çözme, insanların acılarına son verme ve ‘mutlu’ Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden tesis etme çabalarına yönelik büyük bir iyimserliğe sahibiz. Bunlar takdire şayan.

Filistin’de İsrail işgal polisinin mübarek Mescid-i Aksa’nın ayrılmaz bir parçası olan Babu’r Rahme mescidine baskın yapması ve oraya saygısızlık etmesi gibi İsrail’in işgal altındaki Kudüs’teki İslam ve Hristiyanlık dini kutsallarına yönelik saldırıları son dönemlerde de devam ediyor. Aynı şekilde El-Halil kentindeki İbrahim Camii’nin çatı ve duvarlarında işgalci İsrail’in bayrağı dalgalanıyor. Bu, uluslararası hukukun, Cenevre sözleşmelerinin ve uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve İslam ulusunun duygularına yönelik bir provokasyondur. Statülerini geri kazanmak için çeşitli zorluklarla karşılaşan birçok kardeş ülke var. Ayrıca Libya, Suriye ve Somali gibi ülkeler de birçok karışıklığa, huzursuzluğa ve savaşa tanık oluyor.

Mevcut Arap zirvesinin, Arap dünyasının tanık olduğu kriz durumlarının ve kritik durumların kardeşler arasında birlik ve beraberliğin korunmasını garanti edecek şekilde çözülmesine katkı sağlayacak tavsiye ve kararlarla sonuçlanmasını, Arap dünyası için huzursuzluktan, güvenlik sıkıntılarından ve savaşlardan uzakta refah sağlamasını ve ortak Arap eyleminin güçlendirilmesine katkıda bulunmasını temenni ediyoruz.

Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)
Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)

-Cibuti’nin İGAD ülkelerinin bir parçacı olması çerçevesinde Sudan konusu nasıl ele alınacak?

Kardeş Sudan’daki kanlı olayları büyük bir endişeyle takip ediyoruz. İGAD grubu mevcut krizin çözümü için arabuluculuk girişimini proaktif olarak ortaya koydu. Cibuti Cumhuriyeti, Kenya Cumhuriyeti ve Güney Sudan Cumhuriyeti cumhurbaşkanları Sudan’a gitmek üzere tayin edildi ve arabuluculuk başlatmak için istişareler devam ediyor. Ancak üç cumhurbaşkanının Hartum’a yönelik hareketi, ateşkese ve ‘ihlallere sahne olan’ ateşkesin kararlılığına bağlı olmaya devam ediyor. Etkili arabuluculuk başlatmaya hazırız ve İGAD girişiminin Nisan ortasından bu yana kötüleşen krize acil bir çözüm bulunmasına katkıda bulunacağını umuyoruz. Ayrıca Suudi Arabistan Krallığı ve ABD’nin ateşkes için Cidde diyaloğundaki mevcut arabuluculuğunu da takdir ediyoruz.

Özellikle Cibuti Cumhuriyeti’nin rolüne ilişkin olarak, bizi onunla bağlayan ilişkilerin derinliği ve gücüne dayanarak, tarih boyunca kardeş Sudan ile dayanışma içinde olduk ve olmaya devam ediyoruz. Cibuti Cumhuriyeti, Afrika Boynuzu’nda barış ve uzlaşmaya katkı sağlamadaki onurlu rolleriyle tanınıyor. Önceki aşamalarda Sudan taraflarını yakınlaştırmaya yönelik uzlaştırma çabalarına katkıda bulunmuştur. Bunların arasında, Sudan Cumhuriyeti’nin eski Cumhurbaşkanı Ömer Hasan el-Beşir ve Ümmet Partisi lideri eski Başbakan Sadık el-Mehdi’nin katılımıyla, 1999 sonlarında Sudan hükümeti ile muhalefetteki Ümmet Partisi arasında arabuluculuk yaptığımız Kapsamlı Barış Anlaşması da var. Bu anlaşma, o dönemde var olan pek çok sorunun ve çatışmanın çözülmesine katkıda bulunmuştur. Aynı zamanda tarafları barış içinde bir arada yaşama yoluna ve yüksek çıkarların önceliğine sokmuştur.

Unutmayın ki Cibuti Cumhuriyeti, İGAD örgütünün mevcut başkanlığını kardeş Sudan’a devretti. Bu durum, Cibuti’nin kardeş Sudan halkına bir hediyesidir ve mevcut yolculuklarında onlara destek sağlama amaçlıdır. Bu durum, Cibuti Cumhuriyeti’nin Sudan’ı desteklemeye ve karşı karşıya olduğu tüm zorlukların üstesinden gelmede yanında olmaya ve onu uluslararası forumlar aracılığıyla desteklemeye kararlı olduğunu gösterir. Cibuti Cumhuriyeti, kardeş Sudan Cumhuriyeti’ndeki gelişmeleri büyük bir dikkatle ve endişeyle takip ediyor. Birçok kıtasal ve bölgesel kuruluşa üyeliği aracılığıyla, sevgili Sudan’ın istikrarını ve birliğini korumak ve kardeş halkının çıkarlarını elde etmek için her şeyi yapmaya hazır olduğunu ifade ediyor.

Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)
Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)

-Şam, Cidde Zirvesi aracılığıyla Arap Birliği’ne dönüyor. Arap ülkeleri, Suriye meselesini nasıl ele alacak?

Teorisyenler, her zamankinden daha güçlü hale gelen yeni bir dünya düzenine göre yeni bir jeopolitik haritadan bahsediyorlar. Ancak bu, ülkelerin konumlarında ve coğrafi sınırlarında ani ve köklü bir değişiklik olacağı anlamına gelmiyor. Bu, Vestfalya Antlaşması ve müteakip uluslararası anlaşmalardan bu yana bir dereceye kadar kanıtlanmıştır. Ancak aynı zamanda yeni küresel blokların ortaya çıkması doğaldır ve Arap dünyası, dünyanın bu konuda tanık olduğu gelişmelerden izole değildir. Herhangi bir Arap ülkesinin, ortak Arap eylemi ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde, çıkarlarını gördüğü ekonomik, askeri ve benzeri herhangi bir blokla işbirliği yapması doğaldır.

-ABD ve Çin’in Afrika kıtasına yönelik yarışı ne durumda?

Afrika’daki ABD- Çin rekabeti kalkınmanın çıkarınaysa, bu bizim memnuniyetle karşıladığımız olumlu bir konudur.

- Rusya- Ukrayna krizini, Rusya- Çin yakınlaşmasını ve bunların bölgeye etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ukrayna- Rusya savaşı ikinci yılına girdi ve maalesef yakın bir son görünmüyor. Olumsuz etkilerinin belirli bir coğrafi alanla sınırlı olmadığı, tüm dünyayı gölgeleyen, ekonomik büyümeyi engelleyen küresel bir kriz olduğu kesin. Dünyadaki ihracat ve ithalat hareketlerini etkilemesi sonucu enflasyon oranı artmakta. Durumun daha da kötüye gitmemesini ve bir nükleer savaşa kaymamasını umuyoruz. Bunun yerine, krizi siyasi olarak sona erdirmeye yönelik uluslararası çabalara desteğimizi tazeliyoruz. Ayrıca çatışma taraflarının müzakereleri kabul edeceğini umut ediyoruz.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)

-Bölge, son dönemde Riyad ve Tahran anlaşması başta olmak üzere hızlı değişimlere sahne oluyor. Bu anlaşma bölgeye nasıl yansıyacak?

Riyad ve Tahran arasında 2016’dan bu yana kesintisiz bir kopuştan sonra ikili ilişkilerin yeniden kurulmasına yönelik son anlaşmanın olumlu sonuçları, kuşkusuz en başta hem Suudi Arabistan’ın hem de İran’ın gelişimine yansıyacaktır. Uyum ve işbirliği her zaman ilgili tüm tarafların yararınadır. Suudi Arabistan Krallığı ve İran ağırlığı ve büyüklüğündeki iki ülke arasındaki herhangi bir yakınlaşma ve işbirliği, şüphesiz tüm bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerinin atılmasına katkıda bulunacak ve ortak İslami eylemi güçlendirecektir.

-Cibuti’nin Suudi Arabistan ile apayrı bir ilişkisi var ve iki ülke arasındaki işbirliğinin artmasından bahsediliyor.

Suudi Arabistan ile ilişkilerin güçlü ve köklü olduğu doğru. Bu ilişkiler çok eskidir. Kıyıları aşan iki kardeş halk arasındaki iletişim çok eskidir. Aralarında birçok gelenek ve görenek açısından güçlü benzerlikler vardır. Resmi düzeyde Suudi Arabistan’ın Cibuti’ye verdiği destek bağımsızlık öncesine kadar uzanıyor. Suudi Arabistan, Cibuti mücadelesinin yanında yer aldı ve onu çeşitli uluslararası ve bölgesel forumlar aracılığıyla destekledi. Suudi Arabistan, kardeşi Cibuti’yi çeşitli siyasi, ekonomik, eğitimsel ve diğer alanlarda desteklemeye devam etti ve etmeye devam ediyor. İki kardeş ülke arasındaki ilişkiler her geçen gün daha da güçleniyor ve çeşitli dosyalara yönelik siyasi vizyonlarda uyum vardır. Sürekli işbirliği ve koordinasyon açısından ise güvenlik ve askeri olanlar da dahil olmak üzere birkaç komite mevcut. İki ülke arasındaki çeşitli alanlarda ikili işbirliğinin altında genel bir çerçeveyi temsil eden ortak Cibuti- Suudi Arabistan komitesi vardır. Cibuti ve Suudi iş adamlarından oluşan ortak bir konsey de mevcut.

Son yirmi yılda limanlar alanında nicelik ve nitelik olarak kaydettiğimiz muazzam gelişmeye dayanarak, iki kardeş ülke arasındaki deniz taşımacılığı, lojistik hizmetler ve limanlar alanındaki işbirliğini güçlendirmek için sabırsızlanıyoruz. Cibuti’de doğrudan deniz ve hava taşımacılığı alanında ortak projeler oluşturulması ve Suudi ihracat ve ürünleri için uluslararası serbest ticaret bölgesi içerisinde serbest bölge ve depoların kurulması için çalışmalar devam etmektedir.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)
Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)

-Peki tüzüğü 2020’de Suudi Arabistan’da imzalanan Kızıldeniz’e kıyısı olan Devlet Konseyi hakkında değerlendirmeniz nedir?

Kızıldeniz’in stratejik önemi, siyasi ve ekonomik avantajları binlerce yıl öncesinden biliniyordu. Doğu ve batı denizlerinin ortasında veya daha özel olarak Akdeniz ile Hint Okyanusu arasındaki konumu ile ayırt edilir. Uzun bir deniz kıyısı olmasının yanı sıra kuzey ile güney, doğu ile batı arasında yüzen bir köprü gibidir. Jeopolitik olarak, uzun kıyıların deniz suyunu ve oradaki seyrüseferi kontrol etme konusunda ezici bir yeteneğe sahip olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, bu denize kıyısı olan ve kıyılarını kontrol eden ülkeler, etrafındaki herhangi bir çatışmada kilit rol oynamaktadır. Böylece Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan bu siyasi, askeri ve ekonomik arteri en kısa deniz yolu ile kontrol etmektedir.

Bu denizin aşırı öneminden hareketle, ona komşu olan ülkelerin omuzlarına yüklenen sorumluluk çok büyüktür. Suudi Arabistan bu konuda ilk adım atan ülkeler arasında yer aldı. Kızıldeniz güvenliği fikri, Suudi Arabistan Krallığı, Mısır ve Yemen Mütevekkilî Krallığı arasında 21 Nisan 1956’da imzalanan Cidde Paktı’na kadar uzanmaktadır. Bu tüzük, Kızıldeniz’de ‘ortak güvenlik sistemi’ kurulması için yapılan ilk çağrıdır.

Ülkemiz (Cibuti Cumhuriyeti), büyük stratejik ekonomik ve siyasi öneme sahip Babülmendep Boğazı’na bakan, Kızıldeniz’deki eşsiz coğrafi konumu ile karakterize ediliyor. Bu çerçevede deniz seyrüseferini korumak, terörizmle mücadele etmek ve bölgeyi ve bir bütün olarak dünyayı saran güvenlik sorunlarıyla mücadele etmek için büyük güçlerle koordinasyon ve işbirliği yoluyla uluslararası güvenlik ve istikrarı sağlamaya yönelik çabalarda çok önemli bir rol oynuyoruz.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan Arap ve Afrika Devletleri Konseyi’nin tüzüğü ise üye ülkeler tarafından Ocak 2020’de imzalandı. Tüzüğünü onaylayan ilk ülkeler arasındaydık. Ayrıca daha önce konseyin merkezinin Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde olmasını önerdik. Daha sonra bu konu üzerinde uzlaşıya varıldı. Konseyin üye devletler arasında koordinasyon ve işbirliği konusunda üzerine düşen rolü oynamaya başlaması beklenmektedir. Üye devletler olan Cibuti, Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Ürdün, Somali, Yemen ve Eritre siyasi, ekonomik, güvenlik ve çevresel alanlarda bunu başarmanın yollarını araştırıyorlar. Deniz seyrüseferinin ekonomik ve siyasi olarak güvence altına alınması için bu konseyin çok önemli olduğunu vurgulamak isterim. Bölge, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göç gibi ‘küresel ve bölgesel dayanışma’ ile üstesinden gelinebilecek birçok zorlukla çevrilidir.



İran, Pekin Anlaşması ile Mekke İttifakı arasında… Uzlaşma mı yoksa manevra mı?

Husi krizinden etkilenenlerin sayısı giderek artarken, müttefiklerinin etrafındaki çember de daralıyor. (Independent Arabia)
Husi krizinden etkilenenlerin sayısı giderek artarken, müttefiklerinin etrafındaki çember de daralıyor. (Independent Arabia)
TT

İran, Pekin Anlaşması ile Mekke İttifakı arasında… Uzlaşma mı yoksa manevra mı?

Husi krizinden etkilenenlerin sayısı giderek artarken, müttefiklerinin etrafındaki çember de daralıyor. (Independent Arabia)
Husi krizinden etkilenenlerin sayısı giderek artarken, müttefiklerinin etrafındaki çember de daralıyor. (Independent Arabia)

Mustafa el-Ensari

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin, Suudi Arabistan’ın Türkiye ve Pakistan’la birlikte öncülük ettiği Mekke İttifakı’na katılmaya hazır olduğunu açıkladı. Bu açıklama, Suudi Arabistan ve diğer bazı Körfez ülkelerinin İran’ın ya da Tahran’la bağlantılı silahlı grupların saldırılarına maruz kaldığı bir dönemde geldi.

Bu istek, diplomatik söylemin ötesine geçen bir soruyu gündeme getiriyor: İran, bölgesel politikalarının yol açtığı tehditler nedeniyle kurulan bir savunma sisteminin nasıl parçası olabilir? Cumhurbaşkanı’nın bu tutumu, Tahran’ın hesaplarında bir değişikliğe mi işaret ediyor, yoksa İran’ın bölgenin istikrarını bozmaya devam etmesi halinde kendisine karşı daha sağlam bir bölgesel cepheye dönüşebilecek ve giderek genişleyen bir ittifakı kontrol altına alma girişimi mi?

İlke olarak Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın kurucu ülkeleri, ittifakın tamamen savunma amaçlı olduğunu ve herhangi bir ülkeye karşı kurulmadığını vurguladı. Buna göre, ittifakın hedeflerini paylaşan bölge ülkeleri de bu yapıya katılabilir. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da ittifakın kuruluş niteliğini açıklayan açıklamasında, “Anlaşma doğası gereği savunma amaçlıdır, saldırı amaçlı değildir. Ayrıca yeni ülkelerin katılımına da açıktır” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, ittifakın esnekliğini ve herhangi bir bölgesel tarafı hedef almadığını ortaya koyuyor.

Pezeşkiyan, ittifakı ‘İslam birliğine doğru atılmış ileri bir adım’ olarak nitelendirerek ülkesinin bu sürece katılmaya hazır olduğunu belirtti. Ancak Tahran’ın ittifakın kararlarına ilişkin ayrıntılardan henüz haberdar olmadığını da kabul etti. Bu açıklama, 7 Ağustos’ta Mekke’de imzalanan ortak savunma anlaşmasından yaklaşık iki ay sonra geldi. Anlaşma, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının tümüne yapılmış sayılmasını öngörüyor. Bu düzenleme, NATO’da uygulanan kolektif savunma ilkesini hatırlatıyor.

Kurucu ülkeler ittifakın savunma amaçlı olduğunu ve İran da dahil olmak üzere herhangi bir ülkeyi hedef almadığını vurgulasa da ittifakın ortaya çıktığı koşullar, oluşumunu İran kaynaklı tehditlerden bağımsız değerlendirmeyi zorlaştırıyor. Özellikle Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının ve Kızıldeniz’deki deniz trafiğine yönelik tehditlerinin artması, ayrıca milislerin sahada her gün kayıplar vermesi bu durumu daha belirgin hâle getiriyor.

Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Macid Abdullah en-Nezili, meşru hükümete bağlı güçlerin cephelerdeki askerî ivmesini korumayı sürdürdüğünü belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Husilere karşı yürütülen çatışmaların seyrine ilişkin günlük açıklamasında Nezili, silahlı birliklerin Yemen Şafağı Operasyonu kapsamında son 24 saatte bin 417 hedef alma operasyonu gerçekleştirdi. Savaş uçakları, İHA’lar, toplar ve çok namlulu roketatarların kullanıldığı operasyonlarda milislerin toplanma noktaları, takviye birlikleri, tahkimatları ve ateş kaynakları hedef alındı. Nezili, operasyonlarda yaklaşık 800 Husi mensubunun öldürüldüğünü veya yaralandığını, 190’dan fazla zırhlı araç, muharebe aracı ve ikmal aracının imha edildiğini ya da kullanılamaz hâle getirildiğini açıkladı. Operasyonların, grubun hareketlerini aksattığını, cephelere takviye ulaştırmasını engellediğini ve sahada herhangi bir ilerleme kaydetmesinin önüne geçtiğini vurguladı.

Pakistan’ın hassasiyeti

Yemen’deki çatışmaların kapsamının genişlemesiyle birlikte zamanlama İran açısından daha da hassas bir hâl alıyor. Suudi Arabistan tarafından desteklenen hükümet güçleri Husilere karşı askerî operasyonlara başlarken Pakistan ve Türkiye de Suudi Arabistan’ın savunma çabalarına destek veriyor.

Pakistan, bu denklemde yalnızca nükleer ve askerî kapasitesi nedeniyle değil, İran’la sınır komşusu olması ve 2024’te Belucistan bölgesinde iki ülke arasında yaşanan karşılıklı sınır ötesi saldırılara ilişkin geçmiş deneyimi nedeniyle de özel bir önem taşıyor. İranlı aktivistlere göre yeni gelişmelerle eş zamanlı olarak Belucistan cephelerinde de çatışmalar yeniden alevlenmeye başladı.

Çatışmaların Yemen sınırlarının ötesine yayıldığının bir göstergesi olarak, Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu, Husilere teknik ve askerî destek sağladığını belirttiği ancak isimlerini açıklamadığı bölgesel aktörleri suçladı. Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, dağlık bölgelerde 127 silah deposunun yanı sıra füze ve İHA fırlatma platformlarının imha edildiğini açıkladı. El-Maliki, ‘örgütün, bölgesel aktörlerin desteğiyle edindiği gelişmiş teknolojileri kullandığını’ belirtti. Bu suçlama, son dönemdeki tırmanışta Tahran’ın rolüne ilişkin şüpheleri daha da güçlendiriyor.

İran’ın tutumundaki çelişki, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Yemen’deki savaşı sona erdirmek için arabuluculuk yapmayı önermesiyle daha da belirginleşiyor. Tahran, Suudi Arabistan’la imzaladığı ve ülkelerin egemenliğine saygı gösterilmesini, iç işlerine müdahale edilmemesini açıkça öngören Pekin Anlaşması’na bağlılığını sürdürdüğünü vurguluyor. Anlaşmada, İran’la bağlantılı gruplara yönelik herhangi bir istisnaya da yer verilmiyor.

Arabulucu mu, yoksa taraf mı?

Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zube, İran’ın arabuluculuk teklifini reddederek İran yönetiminin ‘Yemenlilere karşı yürütülen savaşta arabulucu değil, taraf’ olduğunu vurguladı. Tahran’ı Husileri silahlandırmak, finanse etmek ve eğitmek, ayrıca onlara füze, İHA ve uzman desteği sağlamak yoluyla çatışmayı uzatmakla suçladı. Yemen’in bu tutumu, Tahran’ın üstlenmek istediği arabulucu rolü ile Husilere sağladığı destek arasındaki çelişkiyi ortaya koyuyor. İran ise Husilerin savaş ve barış kararlarında bağımsız hareket ettiğini savunuyor.

Siyasi analistler, Husilerin son dönemdeki tırmanışının, Hürmüz Boğazı üzerinden enerji sevkiyatını kontrol altına alma girişimlerinin sonuçsuz kalmasının ardından Riyad ve müttefikleri üzerindeki askerî ve ekonomik maliyeti artırmak amacıyla İran’ın yönlendirmesiyle gerçekleşmiş olabileceğini değerlendiriyor. Bu değerlendirmeye göre İran, Hürmüz Boğazı’nda iradesini dayatma kapasitesinin sınırlı kalmasını telafi etmek için Babu’l Mendeb Boğazı’nı devreye sokmaya çalışıyor. Tahran, desteklemekle suçlandığı örgütün saldırılarını durdurmak yerine, bu saldırıları sona erdirmek için Suudi Arabistan’a arabuluculuk teklif ediyor.

ABD basınında yer alan ve Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) Husilere istihbarat bilgileri ile askerî yönlendirme sağladığını öne süren haberler de bu suçlamaları güçlendiriyor. Bununla birlikte, her iki taraf da son saldırılar konusunda doğrudan koordinasyon bulunduğu iddialarını reddediyor.

Husi testi

Emekli Tümgeneral Ahmed el-Meymuni, Independent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, Tahran’ın direniş ekseninden vazgeçme konusunda henüz ikna olmadığını belirtti. El-Meymuni, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının etkisini artırmak amacıyla Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki nüfuzundan yararlanmayı hedeflediğini söyledi. El-Meymuni, İran’ın ‘Körfez ülkelerinin arabuluculuğunun sürmesine ihtiyaç duyduğunu ve Körfez ülkelerinin tutumlarının kendisine karşı uluslararası baskı unsuruna dönüşmesinden endişe ettiğini’ belirtti. Bu nedenle Tahran’ın zaman zaman ilişkileri iyileştirmeye yönelik mesajlar verdiğini kaydeden el-Meymuni, ancak Husilere verilen desteğin İran’ın niyetlerini değerlendirmede asıl ölçüt olmaya devam ettiğini vurguladı. El-Meymuni ayrıca Çin’in, İran’ın enerji güzergâhlarına yönelik müdahalelerini sınırlandırması için baskı yapıyor olabileceğini de göz ardı etmedi.

Pakistanlı akademisyen ve siyasi analist İştiyak Ahmed ise İran’ın ittifaka kabul edilmesi ihtimalinin, yalnızca katılma isteğini açıklamasına değil, bölgesel politikalarında köklü bir değişikliğe gitmesine bağlı olduğunu belirtti. Ahmed, Pezeşkiyan’a yönelik değerlendirmesinde İran Cumhurbaşkanı’nı, DMO’nun Körfez’e yönelik politikalarına karşı çıkmaya, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırıları durdurmaya, devrim ihracatına son vermeye ve silahlı gruplara verilen desteği kesmeye çağırdı. Ahmed, “İran’ın ittifaka katılabilmesi için ülkelerin egemenliğine, sınırlarına ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerine saygı göstermesi, ayrıca silahlı grupları dış ilişkilerinde bir araç olarak kullanmaktan vazgeçmesi gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Mısır’ın savaşa girmesi

Yemen’deki askerî hareketliliğin yanı sıra Mısır’ın dün yaptığı açıklama da Suudi Arabistan’a yönelik saldırılara karşı çıkan ve İran ile bağlantılı gruplar üzerindeki baskıyı artırmayı amaçlayan cepheye yeni bir Arap ülkesinin desteğini ekledi. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, talep edilmesi halinde Suudi Arabistan’ı savunmak için gerekli adımları atmaya hazır olduklarını açıkladı ve bu konuda kendisine yetki verilmesini görüşmek üzere parlamentoyu olağanüstü toplantıya çağırdı.

Mısır Ulusal Savunma Konseyi de daha sonra Kahire’nin ‘Suudi Arabistan’a güvenliğini ve istikrarını savunması için her türlü desteği sağlama’ kararını duyurdu.

Suudi Arabistanlı siyasi düşünür Abdurrahman Raşid, Şarku’l Avsat’ta yayımlanan ‘Mısır’ın savaşa katılımı’ başlıklı makalesinde, Mısır’ın sürece katılımının bölgesel güç dengelerinin korunması açısından gerekli görüldüğünü ve beklenen bir adım olduğunu belirtti. Raşid, “Kahire, katılmaya hazır olduğunu açıklamadan önce de savaşın olumsuz etkilerine maruz kalmıştı” ifadesini kullandı.

Raşid, Husilerin deniz trafiğine yönelik saldırıları nedeniyle Süveyş Kanalı’nın yılda yaklaşık 6 milyar dolar kayba uğramasına dikkat çekti. Ayrıca Körfez ülkelerinde çalışan 5 milyondan fazla Mısırlının işlerinin ve gelirlerinin karşı karşıya olduğu risklere işaret etti. İran’ın Körfez üzerinde hâkimiyet kuran bir güç olarak yükselmesinin Mısır’ın nüfuzunu azaltacağını ve ulusal güvenliğini tehdit edeceğini belirten Raşid, Kahire’nin harekete geçmesinin mali kaygıları aşarak stratejik çıkarlarını savunma amacı taşıdığı sonucuna vardı.

Yemen Başbakanı Şayi Muhsin ez-Zindani, Mısır’ın adımını memnuniyetle karşıladı. Zindani, bu adımın ‘Arap ülkelerinin ortak tutumunu yansıttığını ve Suudi Arabistan’ın, Yemen’in ve tüm bölgenin güvenliğinin korunmasını güçlendireceğini’ belirtti. Mısır’ın desteğinin Husilerin darbesinin sona erdirilmesine, devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesine ve devlet otoritesinin ülkenin tamamında yeniden sağlanmasına yardımcı olacağını ifade eden Zindani, bunun ‘deniz ulaşım güzergâhlarının güvenliğini sağlamaya, ulusal egemenliği korumaya ve Yemen halkının çektiği acılara son vermeye’ katkıda bulunacağını kaydetti.

Paralel bir batı cephesi

Artan baskılar yalnızca bölgesel cepheyle sınırlı değil. İran, sınırları dışındaki faaliyetlerine yönelik uluslararası tutumun sertleştiğine işaret eden gelişmelerle de karşı karşıya. Birleşik Krallık’ta, İran bağlantılı olası bir saldırıya ilişkin istihbarat bilgilerinin ardından ABD, ekim ayının başında Fairford Hava Üssü’nden 12 adet B-1 bombardıman uçağını çekmek zorunda kaldı.

Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham, söz konusu tehdidin arkasında büyük olasılıkla DMO’nun bulunduğunu öne sürerken Tahran sorumluluğu reddetti. Londra ise DMO’yla bağlantılı iki kişiye yeni yaptırımlar uyguladı. Bu gelişmeler, Batı’nın İran’ın faaliyetlerine ilişkin kaygılarının arttığını gösterse de şu ana kadar İran’a karşı yeni bir uluslararası askerî ittifakın oluşumuna dönüşmüş değil. Bununla birlikte, kıtanın iki önemli ülkesi Birleşik Krallık ve Fransa, İran’ın uzantılarına karşı Suudi Arabistan’a yakıt ikmal uçakları gibi savunma ve stratejik destek sağlayacaklarını açıkladı.

Öte yandan İran’ın ittifaka yönelik yakınlaşma girişimi, gerçekçi hesaplamalara da dayanıyor. Bu yakınlaşma, Tahran’ın yalnızlığını hafifletmesine ve Riyad, Ankara ve İslamabad’la iletişim kanallarını açık tutmasına imkân sağlayabilir. Böylece İran, hareket alanını daraltabilecek savunma düzenlemeleri karşısında bu ülkelerle ilişkilerini kaybetme riskini azaltabilir.

Ancak İran’ın bu olasılığa yönelik yaklaşımı ile mevcut politikaları arasındaki çelişki varlığını koruyor. Tahran, üyelerini saldırılara karşı korumayı taahhüt eden bir savunma sisteminde yer almak isterken Yemen’de savaş sürüyor ve Husilerin Suudi Arabistan’daki sivillere ve uluslararası deniz trafiğine yönelik saldırılarının maliyeti giderek artıyor. Üstelik İran, Yemen hükümetinin çatışmayı körüklemekle suçladığı bir krizin sona erdirilmesi için arabuluculuk teklif ediyor. Bu nedenle asıl soru, Mekke İttifakı’nın İran’ı bünyesine kabul etmeye hazır olup olmadığı değil, Tahran’ın bölge ülkelerini kendilerini İran kaynaklı tehditlere karşı koruyacak bir ittifak arayışına iten politikalarını değiştirmeye hazır olup olmadığıdır.


Koalisyon, Husilere ait silahları ve kaçakçılıkta kullanılan araçları hedef aldı

Koalisyon, Husilere ait silahları ve kaçakçılıkta kullanılan araçları hedef aldı
TT

Koalisyon, Husilere ait silahları ve kaçakçılıkta kullanılan araçları hedef aldı

Koalisyon, Husilere ait silahları ve kaçakçılıkta kullanılan araçları hedef aldı

Yemen'de Meşru Hükümete Destek Koalisyonu, organize suç örgütleri aracılığıyla Husilere destek amacıyla Yemen kıyılarına silah kaçakçılığında kullanılan silahları ve deniz araçlarını hedef aldı.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, daha önce Husileri, deniz yoluyla silah, füze ve askerî teçhizat kaçakçılığında geleneksel deniz araçlarını (Zaima, Huri, Celbe ve Sanbuk) kullanmamaları konusunda uyarmıştı.

Koalisyondan deniz aracı sahiplerine Husilerle kaçakçılık faaliyetlerinde iş birliği yapılmaması çağrısı (Koalisyon)

El-Maliki'nin dün sosyal medya platformu X üzerinden yayımladığı uyarıda, söz konusu deniz araçlarının silah kaçakçılığında kullanılmasının, Yemen'in yanı sıra bölgesel ve uluslararası güvenliği tehdit ettiği, sivillerin hayatını ve güvenliğini tehlikeye attığı belirtildi.

Koalisyon, deniz aracı sahiplerine, kendi can güvenliklerini ve mallarını korumak amacıyla Yemen kıyılarına deniz yoluyla silah, füze ve askerî teçhizat kaçakçılığı faaliyetlerinde Husilerle iş birliği yapmamaları çağrısında bulundu.


Süveyda milletvekili: İsrail’in Dürzilerin kanı üzerinden çıkar sağlamasını reddediyoruz

Güney Suriye’deki İsrail güçleri (SANA)
Güney Suriye’deki İsrail güçleri (SANA)
TT

Süveyda milletvekili: İsrail’in Dürzilerin kanı üzerinden çıkar sağlamasını reddediyoruz

Güney Suriye’deki İsrail güçleri (SANA)
Güney Suriye’deki İsrail güçleri (SANA)

Suriye Halk Meclisi’nin Süveyda Milletvekili Leys el-Belauş, İsrail’in Güney Suriye’deki ilerleyişi ve müdahalelerine karşı uyarıda bulundu. Belauş, İsrail’in Süveyda halkının (Beni Maruf) acılarını istismar ederek bölgedeki farklı topluluklar üzerinden kendi dar kapsamlı gündem ve projelerini hayata geçirme girişimini reddettiklerini açıkladı.

Güney Suriye halkının kanının kırmızı çizgi olduğunu vurgulayan Belauş, uluslararası güçlere ve Birleşmiş Milletler’e Suriye devletine ve halkına karşı hukuki ve ahlaki sorumluluklarını eksiksiz yerine getirme çağrısında bulundu. Belauş, İsrail saldırılarının yol açtığı ciddi tehditler karşısında uluslararası toplumun sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini ifade etti.

1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nın yeniden uygulanması için baskı yapılmasını isteyen Belauş, Kuneytra ve Dera illerinde devam eden saldırıların durdurulması çağrısında bulundu. Güney Suriye halkının kanının siyasi çıkarlar uğruna istismar edilmesine veya Suriye’nin ulusal bütünlüğünün ve toplumsal dokusunun güvenliğinin tehlikeye atılmasına izin verilmeyeceğini ifade eden Belauş, gerçek istikrarın Suriye devletinin egemenliğine saygı gösterilmesi ve ihlallerin derhal sona erdirilmesiyle mümkün olacağını kaydetti.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki ilerleyişi

İsrail güçleri, dün Suriye topraklarındaki saldırılarını sürdürdü. Şarku’l Avsat’ın yerel medya kaynaklarından aktardığına göre İsrail’e ait bir birlik Şam kırsalının batısındaki Cebel eş-Şeyh bölgesinde, Derbel köyünün dış kesimlerindeki Ziraat Kulesi yönünde ilerledi. Aynı saatlerde İsrail’e ait keşif uçaklarının da Dera kırsalının batısındaki Yermuk Havzası üzerinde uçtuğu gözlemlendi.

Bu gelişme, İsrail askerî birliğinin Kuneytra kırsalının kuzeyindeki Hüriye köyünde kurduğu kontrol noktasında iki genci gözaltına almasından saatler sonra yaşandı.

Suriye resmî haber ajansı SANA, üç askerî araçtan oluşan İsrail birliğinin Kuneytra kırsalının kuzeyindeki Hüriye köyüne girdiğini, köyün çevresinde ise iki tankın bulunduğunu bildirdi. Haberde, iki kişinin gözaltına alınmasının ardından birliğin bölgeden çekildiği belirtildi.

Kuneytra’nın orta kesimleri ile güneydeki tarım arazilerinde de pazar günü İsrail güçleri ilerleme kaydetti. Bu sırada ses bombaları atıldığı, evlerin arandığı, arazilerin ve zeytin ağaçlarının tahrip edildiği bildirildi. Daha önce kaçırılan iki kişinin ise daha sonra serbest bırakıldığı ifade edildi.

Yerel medya kuruluşlarının haberlerine göre İsrail güçleri, Kuneytra kırsalının kuzeyindeki Ayn en-Nuriye yakınlarında bulunan Tel Ahmer yönünde ilerledi. Birliklerin tepeye çıkmadan önce ses bombaları attığı, ardından Müzari el-Emel çiftlikleri ile Ayn en-Nuriye çevresindeki tarım arazilerine ateş açtığı belirtildi.

Şam’dan İsrail’in ilerleyişine tepki

Suriye Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in Suriye’nin güneyindeki ilerleyişinin artmasını ve işgal güçlerine ait helikopter, savaş ve keşif uçaklarının bölgedeki uçuşlarını yoğunlaştırmasını kınadı.

Bakanlığın pazar günü yayımladığı açıklamada, söz konusu hareketlerin Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün açık ihlali olduğu belirtildi. Bu faaliyetlerin sivillerin güvenliği ve yaşamı üzerinde doğrudan tehdit oluşturduğu vurgulandı.

Açıklamada ayrıca uluslararası topluma ihlalleri sona erdirmek ve İsrail’i uluslararası hukuka ve ilgili Birleşmiş Milletler kararlarına uymaya zorlamak için sorumluluklarını yerine getirme çağrısı yapıldı. Bu adımların bölgede daha fazla gerilimin önlenmesi ve kalıcı güvenlik ile istikrarın sağlanması için gerekli koşulların oluşturulmasına katkıda bulunması gerektiği ifade edildi.