Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Sudan konusunu endişeyle takip ediyoruz. Suriye’deki krizi sona erdirecek bir ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyoruz.

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
TT

Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)

Cuma günü tüm gözler Suudi Arabistan’ın batısındaki Cidde’ye çevrilecek. Zira o gün Cidde, Sudan’daki silahlı çatışmanın önderlik ettiği karmaşık jeopolitik koşullar ve çok sayıda Arap krizi ortasında Arap Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh de yaptığı açıklamada, “Arap halkları, bölgedeki kriz durumlarını içeren ve ortak Arap eylemini teşvik eden kararlar almak için zirveye güveniyor” diyerek, Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden sağlamak için Suudi Arabistan’ın sürekli çabalarına dikkati çekti.

Guelleh, Şarku’ Avsat’a verdiği röportajda, Arap dünyasının ortak eylem ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde yeni küresel blokların ortaya çıkışından izole olmadığını söyledi. Arap kararını güçlendirmede ve safları birleştirmede Suudi Arabistan’ın merkezi önemine dikkati çeken Omar Guelleh, ülkesi ile Krallık arasında deniz ve hava taşımacılığı ve serbest bölge kurulması alanlarında ortak projeler oluşturmak için çalışmaların devam ettiğini açıkladı.

Guelleh, “Suudi Arabistan- ABD inisiyatifi, Sudan krizini Cidde Bildirgesi’ne dahil etmek için muazzam bir çaba harcıyor. Sudan krizini kontrol altına almak için etkili bir arabuluculuk başlatmaya hazırız. İGAD girişiminin derinleşen krize çözüm bulunmasına katkı sağlamasını temenni ediyoruz” diyerek, Suudi Arabistan- İran yakınlaşmasının bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerini attığına ve ortak İslami eylemi teşvik ettiğine vurgu yaptı.

Guelleh, Suriye krizini sona erdirmek ve güvenlik, istikrar ve kalkınmayı yeniden sağlamak için siyasi izolasyonu kaldırmak amacıyla kaydedilen ilerlemeye de değinirken, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göçün, deniz trafiğinin ve Kızıldeniz’in güvenliğinin önündeki en önemli zorluklar olduğunu belirtti. Ayrıca Nahda (Rönesans) Barajı krizinin çözülmesi ve ilgili tarafları tatmin edecek bir anlaşmaya varılması konusundaki iyimserliğini dile getirdi.

Cibuti Cumhurbaşkanı ayrıca, ülkesinin Rusya- Ukrayna krizini sona erdirme çabalarını desteklediğini belirterek, nükleer savaşa doğru kayma uyarısında bulundu.

İşte Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh’in Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tamamı;

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh

-Arap Zirvesi cuma günü Cidde’de yapılacak. Beklenen en önemli gündemi nedir?

Zirve bazı kardeş Arap ülkelerinin tanık olduğu çok sayıda ve karmaşık jeopolitik değişimler ve kritik koşullar ışığında düzenleniyor. Onu farklı kılan ve ona özel bir önem veren de budur. Büyük kardeş, Arapların başı ve Müslümanlığın kubbesi olan Suudi Arabistan’da düzenlenmesi de önemli. Arap dünyasındaki en önemli çetrefilli ve sıcak konuların yanı sıra bölgedeki çeşitli jeopolitik gelişmelerin zirvenin gündeminde yer alması bekleniyor.

-Bu zirvenin karşılaşacağı başlıca zorluklar nelerdir?

Arap dünyasındaki zorluklar, şu an çok ve karmaşıktır. Çok kötü ve tehlikeli bir duruma tanık olan Sudan ve Yemen gibi birçok kardeş ülkenin kritik koşullardan geçtiği de bilinmektedir. Bununla birlikte Suudi Arabistan’ın krizi çözme, insanların acılarına son verme ve ‘mutlu’ Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden tesis etme çabalarına yönelik büyük bir iyimserliğe sahibiz. Bunlar takdire şayan.

Filistin’de İsrail işgal polisinin mübarek Mescid-i Aksa’nın ayrılmaz bir parçası olan Babu’r Rahme mescidine baskın yapması ve oraya saygısızlık etmesi gibi İsrail’in işgal altındaki Kudüs’teki İslam ve Hristiyanlık dini kutsallarına yönelik saldırıları son dönemlerde de devam ediyor. Aynı şekilde El-Halil kentindeki İbrahim Camii’nin çatı ve duvarlarında işgalci İsrail’in bayrağı dalgalanıyor. Bu, uluslararası hukukun, Cenevre sözleşmelerinin ve uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve İslam ulusunun duygularına yönelik bir provokasyondur. Statülerini geri kazanmak için çeşitli zorluklarla karşılaşan birçok kardeş ülke var. Ayrıca Libya, Suriye ve Somali gibi ülkeler de birçok karışıklığa, huzursuzluğa ve savaşa tanık oluyor.

Mevcut Arap zirvesinin, Arap dünyasının tanık olduğu kriz durumlarının ve kritik durumların kardeşler arasında birlik ve beraberliğin korunmasını garanti edecek şekilde çözülmesine katkı sağlayacak tavsiye ve kararlarla sonuçlanmasını, Arap dünyası için huzursuzluktan, güvenlik sıkıntılarından ve savaşlardan uzakta refah sağlamasını ve ortak Arap eyleminin güçlendirilmesine katkıda bulunmasını temenni ediyoruz.

Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)
Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)

-Cibuti’nin İGAD ülkelerinin bir parçacı olması çerçevesinde Sudan konusu nasıl ele alınacak?

Kardeş Sudan’daki kanlı olayları büyük bir endişeyle takip ediyoruz. İGAD grubu mevcut krizin çözümü için arabuluculuk girişimini proaktif olarak ortaya koydu. Cibuti Cumhuriyeti, Kenya Cumhuriyeti ve Güney Sudan Cumhuriyeti cumhurbaşkanları Sudan’a gitmek üzere tayin edildi ve arabuluculuk başlatmak için istişareler devam ediyor. Ancak üç cumhurbaşkanının Hartum’a yönelik hareketi, ateşkese ve ‘ihlallere sahne olan’ ateşkesin kararlılığına bağlı olmaya devam ediyor. Etkili arabuluculuk başlatmaya hazırız ve İGAD girişiminin Nisan ortasından bu yana kötüleşen krize acil bir çözüm bulunmasına katkıda bulunacağını umuyoruz. Ayrıca Suudi Arabistan Krallığı ve ABD’nin ateşkes için Cidde diyaloğundaki mevcut arabuluculuğunu da takdir ediyoruz.

Özellikle Cibuti Cumhuriyeti’nin rolüne ilişkin olarak, bizi onunla bağlayan ilişkilerin derinliği ve gücüne dayanarak, tarih boyunca kardeş Sudan ile dayanışma içinde olduk ve olmaya devam ediyoruz. Cibuti Cumhuriyeti, Afrika Boynuzu’nda barış ve uzlaşmaya katkı sağlamadaki onurlu rolleriyle tanınıyor. Önceki aşamalarda Sudan taraflarını yakınlaştırmaya yönelik uzlaştırma çabalarına katkıda bulunmuştur. Bunların arasında, Sudan Cumhuriyeti’nin eski Cumhurbaşkanı Ömer Hasan el-Beşir ve Ümmet Partisi lideri eski Başbakan Sadık el-Mehdi’nin katılımıyla, 1999 sonlarında Sudan hükümeti ile muhalefetteki Ümmet Partisi arasında arabuluculuk yaptığımız Kapsamlı Barış Anlaşması da var. Bu anlaşma, o dönemde var olan pek çok sorunun ve çatışmanın çözülmesine katkıda bulunmuştur. Aynı zamanda tarafları barış içinde bir arada yaşama yoluna ve yüksek çıkarların önceliğine sokmuştur.

Unutmayın ki Cibuti Cumhuriyeti, İGAD örgütünün mevcut başkanlığını kardeş Sudan’a devretti. Bu durum, Cibuti’nin kardeş Sudan halkına bir hediyesidir ve mevcut yolculuklarında onlara destek sağlama amaçlıdır. Bu durum, Cibuti Cumhuriyeti’nin Sudan’ı desteklemeye ve karşı karşıya olduğu tüm zorlukların üstesinden gelmede yanında olmaya ve onu uluslararası forumlar aracılığıyla desteklemeye kararlı olduğunu gösterir. Cibuti Cumhuriyeti, kardeş Sudan Cumhuriyeti’ndeki gelişmeleri büyük bir dikkatle ve endişeyle takip ediyor. Birçok kıtasal ve bölgesel kuruluşa üyeliği aracılığıyla, sevgili Sudan’ın istikrarını ve birliğini korumak ve kardeş halkının çıkarlarını elde etmek için her şeyi yapmaya hazır olduğunu ifade ediyor.

Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)
Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)

-Şam, Cidde Zirvesi aracılığıyla Arap Birliği’ne dönüyor. Arap ülkeleri, Suriye meselesini nasıl ele alacak?

Teorisyenler, her zamankinden daha güçlü hale gelen yeni bir dünya düzenine göre yeni bir jeopolitik haritadan bahsediyorlar. Ancak bu, ülkelerin konumlarında ve coğrafi sınırlarında ani ve köklü bir değişiklik olacağı anlamına gelmiyor. Bu, Vestfalya Antlaşması ve müteakip uluslararası anlaşmalardan bu yana bir dereceye kadar kanıtlanmıştır. Ancak aynı zamanda yeni küresel blokların ortaya çıkması doğaldır ve Arap dünyası, dünyanın bu konuda tanık olduğu gelişmelerden izole değildir. Herhangi bir Arap ülkesinin, ortak Arap eylemi ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde, çıkarlarını gördüğü ekonomik, askeri ve benzeri herhangi bir blokla işbirliği yapması doğaldır.

-ABD ve Çin’in Afrika kıtasına yönelik yarışı ne durumda?

Afrika’daki ABD- Çin rekabeti kalkınmanın çıkarınaysa, bu bizim memnuniyetle karşıladığımız olumlu bir konudur.

- Rusya- Ukrayna krizini, Rusya- Çin yakınlaşmasını ve bunların bölgeye etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ukrayna- Rusya savaşı ikinci yılına girdi ve maalesef yakın bir son görünmüyor. Olumsuz etkilerinin belirli bir coğrafi alanla sınırlı olmadığı, tüm dünyayı gölgeleyen, ekonomik büyümeyi engelleyen küresel bir kriz olduğu kesin. Dünyadaki ihracat ve ithalat hareketlerini etkilemesi sonucu enflasyon oranı artmakta. Durumun daha da kötüye gitmemesini ve bir nükleer savaşa kaymamasını umuyoruz. Bunun yerine, krizi siyasi olarak sona erdirmeye yönelik uluslararası çabalara desteğimizi tazeliyoruz. Ayrıca çatışma taraflarının müzakereleri kabul edeceğini umut ediyoruz.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)

-Bölge, son dönemde Riyad ve Tahran anlaşması başta olmak üzere hızlı değişimlere sahne oluyor. Bu anlaşma bölgeye nasıl yansıyacak?

Riyad ve Tahran arasında 2016’dan bu yana kesintisiz bir kopuştan sonra ikili ilişkilerin yeniden kurulmasına yönelik son anlaşmanın olumlu sonuçları, kuşkusuz en başta hem Suudi Arabistan’ın hem de İran’ın gelişimine yansıyacaktır. Uyum ve işbirliği her zaman ilgili tüm tarafların yararınadır. Suudi Arabistan Krallığı ve İran ağırlığı ve büyüklüğündeki iki ülke arasındaki herhangi bir yakınlaşma ve işbirliği, şüphesiz tüm bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerinin atılmasına katkıda bulunacak ve ortak İslami eylemi güçlendirecektir.

-Cibuti’nin Suudi Arabistan ile apayrı bir ilişkisi var ve iki ülke arasındaki işbirliğinin artmasından bahsediliyor.

Suudi Arabistan ile ilişkilerin güçlü ve köklü olduğu doğru. Bu ilişkiler çok eskidir. Kıyıları aşan iki kardeş halk arasındaki iletişim çok eskidir. Aralarında birçok gelenek ve görenek açısından güçlü benzerlikler vardır. Resmi düzeyde Suudi Arabistan’ın Cibuti’ye verdiği destek bağımsızlık öncesine kadar uzanıyor. Suudi Arabistan, Cibuti mücadelesinin yanında yer aldı ve onu çeşitli uluslararası ve bölgesel forumlar aracılığıyla destekledi. Suudi Arabistan, kardeşi Cibuti’yi çeşitli siyasi, ekonomik, eğitimsel ve diğer alanlarda desteklemeye devam etti ve etmeye devam ediyor. İki kardeş ülke arasındaki ilişkiler her geçen gün daha da güçleniyor ve çeşitli dosyalara yönelik siyasi vizyonlarda uyum vardır. Sürekli işbirliği ve koordinasyon açısından ise güvenlik ve askeri olanlar da dahil olmak üzere birkaç komite mevcut. İki ülke arasındaki çeşitli alanlarda ikili işbirliğinin altında genel bir çerçeveyi temsil eden ortak Cibuti- Suudi Arabistan komitesi vardır. Cibuti ve Suudi iş adamlarından oluşan ortak bir konsey de mevcut.

Son yirmi yılda limanlar alanında nicelik ve nitelik olarak kaydettiğimiz muazzam gelişmeye dayanarak, iki kardeş ülke arasındaki deniz taşımacılığı, lojistik hizmetler ve limanlar alanındaki işbirliğini güçlendirmek için sabırsızlanıyoruz. Cibuti’de doğrudan deniz ve hava taşımacılığı alanında ortak projeler oluşturulması ve Suudi ihracat ve ürünleri için uluslararası serbest ticaret bölgesi içerisinde serbest bölge ve depoların kurulması için çalışmalar devam etmektedir.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)
Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)

-Peki tüzüğü 2020’de Suudi Arabistan’da imzalanan Kızıldeniz’e kıyısı olan Devlet Konseyi hakkında değerlendirmeniz nedir?

Kızıldeniz’in stratejik önemi, siyasi ve ekonomik avantajları binlerce yıl öncesinden biliniyordu. Doğu ve batı denizlerinin ortasında veya daha özel olarak Akdeniz ile Hint Okyanusu arasındaki konumu ile ayırt edilir. Uzun bir deniz kıyısı olmasının yanı sıra kuzey ile güney, doğu ile batı arasında yüzen bir köprü gibidir. Jeopolitik olarak, uzun kıyıların deniz suyunu ve oradaki seyrüseferi kontrol etme konusunda ezici bir yeteneğe sahip olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, bu denize kıyısı olan ve kıyılarını kontrol eden ülkeler, etrafındaki herhangi bir çatışmada kilit rol oynamaktadır. Böylece Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan bu siyasi, askeri ve ekonomik arteri en kısa deniz yolu ile kontrol etmektedir.

Bu denizin aşırı öneminden hareketle, ona komşu olan ülkelerin omuzlarına yüklenen sorumluluk çok büyüktür. Suudi Arabistan bu konuda ilk adım atan ülkeler arasında yer aldı. Kızıldeniz güvenliği fikri, Suudi Arabistan Krallığı, Mısır ve Yemen Mütevekkilî Krallığı arasında 21 Nisan 1956’da imzalanan Cidde Paktı’na kadar uzanmaktadır. Bu tüzük, Kızıldeniz’de ‘ortak güvenlik sistemi’ kurulması için yapılan ilk çağrıdır.

Ülkemiz (Cibuti Cumhuriyeti), büyük stratejik ekonomik ve siyasi öneme sahip Babülmendep Boğazı’na bakan, Kızıldeniz’deki eşsiz coğrafi konumu ile karakterize ediliyor. Bu çerçevede deniz seyrüseferini korumak, terörizmle mücadele etmek ve bölgeyi ve bir bütün olarak dünyayı saran güvenlik sorunlarıyla mücadele etmek için büyük güçlerle koordinasyon ve işbirliği yoluyla uluslararası güvenlik ve istikrarı sağlamaya yönelik çabalarda çok önemli bir rol oynuyoruz.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan Arap ve Afrika Devletleri Konseyi’nin tüzüğü ise üye ülkeler tarafından Ocak 2020’de imzalandı. Tüzüğünü onaylayan ilk ülkeler arasındaydık. Ayrıca daha önce konseyin merkezinin Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde olmasını önerdik. Daha sonra bu konu üzerinde uzlaşıya varıldı. Konseyin üye devletler arasında koordinasyon ve işbirliği konusunda üzerine düşen rolü oynamaya başlaması beklenmektedir. Üye devletler olan Cibuti, Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Ürdün, Somali, Yemen ve Eritre siyasi, ekonomik, güvenlik ve çevresel alanlarda bunu başarmanın yollarını araştırıyorlar. Deniz seyrüseferinin ekonomik ve siyasi olarak güvence altına alınması için bu konseyin çok önemli olduğunu vurgulamak isterim. Bölge, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göç gibi ‘küresel ve bölgesel dayanışma’ ile üstesinden gelinebilecek birçok zorlukla çevrilidir.



Kordofan'da İHA saldırıları: Saldırılardan HDK’nın sorumlu olduğu öne sürüldü

Kuzey Kordofan'ın el-Ubeyd kentinde bir İHA saldırısı sonucu bir genç kadın ve bir çocuk yaralandı (Arşiv - Reuters)
Kuzey Kordofan'ın el-Ubeyd kentinde bir İHA saldırısı sonucu bir genç kadın ve bir çocuk yaralandı (Arşiv - Reuters)
TT

Kordofan'da İHA saldırıları: Saldırılardan HDK’nın sorumlu olduğu öne sürüldü

Kuzey Kordofan'ın el-Ubeyd kentinde bir İHA saldırısı sonucu bir genç kadın ve bir çocuk yaralandı (Arşiv - Reuters)
Kuzey Kordofan'ın el-Ubeyd kentinde bir İHA saldırısı sonucu bir genç kadın ve bir çocuk yaralandı (Arşiv - Reuters)

Sudan'ın Kordofan bölgesinin en büyük şehri el-Ubeyd kenti ile bölgenin kuzeyinde üçüncü büyük şehir olan Rahd Ebu Dekne'ye insansız hava araçları (İHA) ile saldırı düzenlendi. Bölgenin aylardır maruz kaldığı saldırıların son halkasını oluşturan bu olaylar can kayıplarına ve yaralanmalara yol açarken yakıt istasyonları ile depolar da zarar gördü.

Yerel kaynaklar, üç yılı aşkın süredir orduyla savaşan ve ülkenin çeşitli bölgelerini kontrol altında tutan Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) ait olduğu değerlendirilen İHA’ların bu saldırılarda kullanıldığını öne sürdü.

Şarku’l Avsat’a konuşan üç tanık, son yoğun saldırıların el-Ubeyd şehri içindeki tesisleri ve şehre ulaşan tek yolu hedef aldığını bildirdi. Bir TIR sürücüsü üç yakıt deposunun hedef alındığını ve uzak mesafelerden görülebilen büyük yangınların çıktığını aktardı.

Şarku’l Avsat’a konuşan başka bir tanık ise Kuzey Kordofan'daki Rahd şehrinin de İHA’larla bombalandığını ve bir ailenin evine isabet eden bir merminin maddi hasara yol açarak halk arasında paniğe neden olduğunu söyledi.


Kadınlara ve gençlere daha fazla temsil: Abbas Filistin seçim yasasını değiştirdi

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)
TT

Kadınlara ve gençlere daha fazla temsil: Abbas Filistin seçim yasasını değiştirdi

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, pazar günü genel seçim yasasında değişikliğe giden bir kararname yayımladı. Kararname Filistin Yasama Konseyi üye sayısını artırmayı, seçim barajını düşürmeyi ve seçim sürecine kadınların ve gençlerin katılımını artırmayı öngörüyor.

Filistin'in resmi haber ajansı WAFA, yeni düzenlemelerin Yasama Konseyi üye sayısını 200'e yükselttiğini, sandalye kazanmak için gereken seçim barajını yüzde 1'e indirdiğini ve seçim listesindeki asgari aday sayısını 16'dan 20'ye çıkardığını bildirdi.

Kararname ayrıca seçim listelerinde her üç adaydan birinin kadın olması zorunluluğu getirerek kadın temsilini güçlendirmeyi de amaçlıyor.

Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığına göre kararname, gençlerin siyasete daha geniş ölçüde katılımını sağlamak amacıyla Yasama Konseyi seçimlerinde aday olma yaşını 28'den 23'e indirdi.

Kararnameye göre Filistin Devlet Başkanı Abbas, Yasama Konseyi seçimlerine çağrıyı Filistin Ulusal Konseyi seçimleriyle eş zamanlı olarak ilan edecek.

Abbas daha önce yayımladığı bir kararname ile Filistin içinde ve dışında yaşayan Filistinlileri 1 Kasım 2026'da gerçekleştirilmesi planlanan Filistin Ulusal Konseyi seçimlerine katılmaya çağırmış, devlet başkanlığı seçimlerini de 2027 yılı içinde yapma niyetini açıklamıştı. Öte yandan Abbas, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Yürütme Komitesi'nin onayına dayanarak Filistin Ulusal Konseyi'nin seçim sistemini de daha önce onayladı.


Muhammed Salah’ın saldırısı Mısır-İsrail sınır güvenliği planlarını nasıl değiştirdi?

Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)
Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)
TT

Muhammed Salah’ın saldırısı Mısır-İsrail sınır güvenliği planlarını nasıl değiştirdi?

Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)
Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)

Mısırlı asker Muhammed Salah’ın sınırı geçerek üç İsrail askerini öldürdüğü saldırının üzerinden üç yıl geçerken, İsrail basınında yer alan haberler, olayın ardından İsrail ordusunun sınır güvenliği yaklaşımında köklü değişikliklere gittiğini ortaya koyuyor. Mısırlı eski askerî yetkililer ise saldırının günlük güvenlik düzenlemelerinde bazı değişikliklere yol açmış olabileceğini, ancak iki ülke arasındaki güvenlik ilişkilerini belirleyen barış anlaşmasının temel kurallarını değiştirmediğini belirtiyor.

İsrail haber platformu Makor Rishon, pazar günü yayımladığı haberde, İsrail ordusunun geçtiğimiz hafta 3 Haziran 2023’te meydana gelen sınır saldırısının üçüncü yıl dönümünü andığını bildirdi.

Olay sırasında Muhammed Salah, Avca (Nitzana) Sınır Kapısı yakınlarında askerlik görevini yürütüyordu. Salah’ın sınırı geçerek İsrail askerleriyle girdiği çatışmada üç İsrail askeri hayatını kaybetmiş, Salah ise daha sonra diğer İsrail birlikleriyle yaşanan silahlı çatışmada öldürülmüştü.

Güvenlik kaygısı

Mısır eski Askerî İstihbarat Başkan Yardımcısı ve eski Keşif Dairesi Başkanı Korgeneral Ahmed Kamil, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail medyasının Mısır sınırının güvenliğini artırmaya yönelik gelişmiş önlemleri sık sık gündeme getirdiğini söyledi.

Kamil, Kerem Şalom Sınır Kapısı’ndan başlayarak güneydeki Taba bölgesine kadar uzanan hatta İsrail’in güvenlik tedbirlerini artırdığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu bölgede güvenlikten İsrail’in D Bölgesi’ndeki birlikleri sorumlu. Karşı tarafta ise C Bölgesi’nde Mısır sivil polisi bulunuyor. Gazze sınırına bitişik kesimde ise 2005 anlaşması uyarınca Mısır sınır muhafızları görev yapıyor.”

dvfgthyju
Mısır–İsrail sınır hattında bir güvenlik noktası (Reuters)

Kamil’e göre, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın gerçekleştirdiği saldırıların ardından İsrail’in güvenlik endişeleri daha da arttı. Bunun sonucunda sınır boyunca devriyeler yoğunlaştırıldı, elektronik gözetleme sistemleri kuruldu, araç engelleri ve güvenlik yolları oluşturuldu. Ayrıca iz takip ekipleri, kara radarları ve insansız hava araçları da devreye sokuldu.

Mısır tarafında ise sivil polis güçleri ile çeşitli gözetleme ve güvenlik sistemleri bulunuyor.

Kamil, Mısır’ın sınır güvenliğinin güçlendirilmesi amacıyla daha gelişmiş radar ve teknik ekipman kullanımına yönelik taleplerde bulunduğunu, ancak İsrail’in Mısır polis güçlerinin kapasitesini artırmaya yönelik bu talepleri onaylama konusunda isteksiz davrandığını ileri sürdü.

Dönüm noktası

Makor Rishon’un haberine göre, İsrail ordusunun Güney Komutanlığı saldırıdan önemli dersler çıkardı ve bu durum operasyonel anlayışta derin değişikliklere ve hazırlık seviyesinde ciddi iyileştirmelere yol açtı.

Haberde saldırının bir “dönüm noktası” olarak değerlendirildiği belirtilirken, Güney Komutanlığı’ndan üst düzey bir yetkilinin şu sözlerine yer verildi:

“İsrail, sınırların sakin kalması ve komşu ülkelerle iyi ilişkilerin sürdürülmesi için elinden geleni yapıyor. Ancak hiçbir konuda yanılsamaya kapılmıyor ve tehditlerin her yönden gelebileceğinin farkında.”

Günlük güvenlik düzenlemelerinde değişiklik

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdülvahid ise olayın ardından güvenlik uygulamalarında bazı değişikliklerin yaşandığını söyledi.

Abdülvahid, “Resmî bir açıklama yapılmamış olsa da olayın sınırdaki gözetleme faaliyetleri, devriye sistemleri ve güvenlik denetimlerinde değişikliklere yol açtığı kesin. Ayrıca asker seçiminde psikolojik değerlendirmelere daha fazla önem verilmiş ve siyasi eğilimlerin dikkate alınmasına özen gösterilmiş olabilir” dedi.

Bununla birlikte Abdülvahid, saldırının iki ülke arasındaki güvenlik ilişkilerinin temelini oluşturan barış anlaşması ve ilgili protokolleri değiştirmediğini vurguladı.

Saldırı sonrasında İsrailli bir güvenlik heyetinin Mısır’ı ziyaret ettiğini hatırlatan Abdülvahid, olayın münferit bir vaka olarak değerlendirildiğini ve sınırdaki güçlerin genel politikasını yansıtmadığının teyit edildiğini belirtti.

frgthyujı
Mısır Genelkurmay Başkanı, Rafah şehrindeki bir dizi güvenlik kontrol noktasını denetledi

Gazze savaşının başlamasıyla birlikte iki ülke arasındaki güvenlik koordinasyonunun arttığını ifade eden Abdülvahid, bu iş birliğinin özellikle Mısır-Filistin sınırı ve Philadelphia Koridoru’nun kontrolüne odaklandığını söyledi.

Ona göre saldırı, her iki tarafta da alarm seviyesinin yükselmesine neden oldu ve askerlerin birbirlerine belirli mesafelerden fazla yaklaşmamalarını öngören yeni uygulamalar getirildi. Ancak bunlar günlük güvenlik prosedürleri kapsamında değerlendiriliyor ve iki ülke arasındaki güvenlik düzenlemelerinde köklü bir değişikliğe işaret etmiyor.

Sorun üretme çabası

Son iki yılda bazı İsrailli çevreler, Mısır’ın sınır bölgesinde askerî kapasitesini artırdığını ve bunun gelecekte bir tehdit oluşturabileceğini öne sürerek, 1979 tarihli barış anlaşmasının ihlal edildiğini savunmuştu.

Ancak Ahmed Kamil, İsrail’in zaman zaman sınırla ilgili çeşitli sorunları gündeme getirerek Mısır üzerinde daha fazla güvenlik önlemi alması yönünde baskı kurmaya çalıştığını söyledi.

Muhammed Abdülvahid de benzer bir değerlendirmede bulunarak şunları kaydetti:

“İsrail, her zamanki gibi bu olayı kendi güvenlik tehditlerini öne çıkarmak için kullanıyor. Uluslararası kamuoyuna, sınırdaki ihlallerinin tamamını kendini koruma amacıyla gerçekleştirdiği mesajını vermeye çalışıyor. Ancak Mısır bu yaklaşımın farkında ve gelişmeleri dikkatle takip ediyor.”