Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Sudan konusunu endişeyle takip ediyoruz. Suriye’deki krizi sona erdirecek bir ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyoruz.

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
TT

Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)

Cuma günü tüm gözler Suudi Arabistan’ın batısındaki Cidde’ye çevrilecek. Zira o gün Cidde, Sudan’daki silahlı çatışmanın önderlik ettiği karmaşık jeopolitik koşullar ve çok sayıda Arap krizi ortasında Arap Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh de yaptığı açıklamada, “Arap halkları, bölgedeki kriz durumlarını içeren ve ortak Arap eylemini teşvik eden kararlar almak için zirveye güveniyor” diyerek, Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden sağlamak için Suudi Arabistan’ın sürekli çabalarına dikkati çekti.

Guelleh, Şarku’ Avsat’a verdiği röportajda, Arap dünyasının ortak eylem ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde yeni küresel blokların ortaya çıkışından izole olmadığını söyledi. Arap kararını güçlendirmede ve safları birleştirmede Suudi Arabistan’ın merkezi önemine dikkati çeken Omar Guelleh, ülkesi ile Krallık arasında deniz ve hava taşımacılığı ve serbest bölge kurulması alanlarında ortak projeler oluşturmak için çalışmaların devam ettiğini açıkladı.

Guelleh, “Suudi Arabistan- ABD inisiyatifi, Sudan krizini Cidde Bildirgesi’ne dahil etmek için muazzam bir çaba harcıyor. Sudan krizini kontrol altına almak için etkili bir arabuluculuk başlatmaya hazırız. İGAD girişiminin derinleşen krize çözüm bulunmasına katkı sağlamasını temenni ediyoruz” diyerek, Suudi Arabistan- İran yakınlaşmasının bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerini attığına ve ortak İslami eylemi teşvik ettiğine vurgu yaptı.

Guelleh, Suriye krizini sona erdirmek ve güvenlik, istikrar ve kalkınmayı yeniden sağlamak için siyasi izolasyonu kaldırmak amacıyla kaydedilen ilerlemeye de değinirken, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göçün, deniz trafiğinin ve Kızıldeniz’in güvenliğinin önündeki en önemli zorluklar olduğunu belirtti. Ayrıca Nahda (Rönesans) Barajı krizinin çözülmesi ve ilgili tarafları tatmin edecek bir anlaşmaya varılması konusundaki iyimserliğini dile getirdi.

Cibuti Cumhurbaşkanı ayrıca, ülkesinin Rusya- Ukrayna krizini sona erdirme çabalarını desteklediğini belirterek, nükleer savaşa doğru kayma uyarısında bulundu.

İşte Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh’in Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tamamı;

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh

-Arap Zirvesi cuma günü Cidde’de yapılacak. Beklenen en önemli gündemi nedir?

Zirve bazı kardeş Arap ülkelerinin tanık olduğu çok sayıda ve karmaşık jeopolitik değişimler ve kritik koşullar ışığında düzenleniyor. Onu farklı kılan ve ona özel bir önem veren de budur. Büyük kardeş, Arapların başı ve Müslümanlığın kubbesi olan Suudi Arabistan’da düzenlenmesi de önemli. Arap dünyasındaki en önemli çetrefilli ve sıcak konuların yanı sıra bölgedeki çeşitli jeopolitik gelişmelerin zirvenin gündeminde yer alması bekleniyor.

-Bu zirvenin karşılaşacağı başlıca zorluklar nelerdir?

Arap dünyasındaki zorluklar, şu an çok ve karmaşıktır. Çok kötü ve tehlikeli bir duruma tanık olan Sudan ve Yemen gibi birçok kardeş ülkenin kritik koşullardan geçtiği de bilinmektedir. Bununla birlikte Suudi Arabistan’ın krizi çözme, insanların acılarına son verme ve ‘mutlu’ Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden tesis etme çabalarına yönelik büyük bir iyimserliğe sahibiz. Bunlar takdire şayan.

Filistin’de İsrail işgal polisinin mübarek Mescid-i Aksa’nın ayrılmaz bir parçası olan Babu’r Rahme mescidine baskın yapması ve oraya saygısızlık etmesi gibi İsrail’in işgal altındaki Kudüs’teki İslam ve Hristiyanlık dini kutsallarına yönelik saldırıları son dönemlerde de devam ediyor. Aynı şekilde El-Halil kentindeki İbrahim Camii’nin çatı ve duvarlarında işgalci İsrail’in bayrağı dalgalanıyor. Bu, uluslararası hukukun, Cenevre sözleşmelerinin ve uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve İslam ulusunun duygularına yönelik bir provokasyondur. Statülerini geri kazanmak için çeşitli zorluklarla karşılaşan birçok kardeş ülke var. Ayrıca Libya, Suriye ve Somali gibi ülkeler de birçok karışıklığa, huzursuzluğa ve savaşa tanık oluyor.

Mevcut Arap zirvesinin, Arap dünyasının tanık olduğu kriz durumlarının ve kritik durumların kardeşler arasında birlik ve beraberliğin korunmasını garanti edecek şekilde çözülmesine katkı sağlayacak tavsiye ve kararlarla sonuçlanmasını, Arap dünyası için huzursuzluktan, güvenlik sıkıntılarından ve savaşlardan uzakta refah sağlamasını ve ortak Arap eyleminin güçlendirilmesine katkıda bulunmasını temenni ediyoruz.

Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)
Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)

-Cibuti’nin İGAD ülkelerinin bir parçacı olması çerçevesinde Sudan konusu nasıl ele alınacak?

Kardeş Sudan’daki kanlı olayları büyük bir endişeyle takip ediyoruz. İGAD grubu mevcut krizin çözümü için arabuluculuk girişimini proaktif olarak ortaya koydu. Cibuti Cumhuriyeti, Kenya Cumhuriyeti ve Güney Sudan Cumhuriyeti cumhurbaşkanları Sudan’a gitmek üzere tayin edildi ve arabuluculuk başlatmak için istişareler devam ediyor. Ancak üç cumhurbaşkanının Hartum’a yönelik hareketi, ateşkese ve ‘ihlallere sahne olan’ ateşkesin kararlılığına bağlı olmaya devam ediyor. Etkili arabuluculuk başlatmaya hazırız ve İGAD girişiminin Nisan ortasından bu yana kötüleşen krize acil bir çözüm bulunmasına katkıda bulunacağını umuyoruz. Ayrıca Suudi Arabistan Krallığı ve ABD’nin ateşkes için Cidde diyaloğundaki mevcut arabuluculuğunu da takdir ediyoruz.

Özellikle Cibuti Cumhuriyeti’nin rolüne ilişkin olarak, bizi onunla bağlayan ilişkilerin derinliği ve gücüne dayanarak, tarih boyunca kardeş Sudan ile dayanışma içinde olduk ve olmaya devam ediyoruz. Cibuti Cumhuriyeti, Afrika Boynuzu’nda barış ve uzlaşmaya katkı sağlamadaki onurlu rolleriyle tanınıyor. Önceki aşamalarda Sudan taraflarını yakınlaştırmaya yönelik uzlaştırma çabalarına katkıda bulunmuştur. Bunların arasında, Sudan Cumhuriyeti’nin eski Cumhurbaşkanı Ömer Hasan el-Beşir ve Ümmet Partisi lideri eski Başbakan Sadık el-Mehdi’nin katılımıyla, 1999 sonlarında Sudan hükümeti ile muhalefetteki Ümmet Partisi arasında arabuluculuk yaptığımız Kapsamlı Barış Anlaşması da var. Bu anlaşma, o dönemde var olan pek çok sorunun ve çatışmanın çözülmesine katkıda bulunmuştur. Aynı zamanda tarafları barış içinde bir arada yaşama yoluna ve yüksek çıkarların önceliğine sokmuştur.

Unutmayın ki Cibuti Cumhuriyeti, İGAD örgütünün mevcut başkanlığını kardeş Sudan’a devretti. Bu durum, Cibuti’nin kardeş Sudan halkına bir hediyesidir ve mevcut yolculuklarında onlara destek sağlama amaçlıdır. Bu durum, Cibuti Cumhuriyeti’nin Sudan’ı desteklemeye ve karşı karşıya olduğu tüm zorlukların üstesinden gelmede yanında olmaya ve onu uluslararası forumlar aracılığıyla desteklemeye kararlı olduğunu gösterir. Cibuti Cumhuriyeti, kardeş Sudan Cumhuriyeti’ndeki gelişmeleri büyük bir dikkatle ve endişeyle takip ediyor. Birçok kıtasal ve bölgesel kuruluşa üyeliği aracılığıyla, sevgili Sudan’ın istikrarını ve birliğini korumak ve kardeş halkının çıkarlarını elde etmek için her şeyi yapmaya hazır olduğunu ifade ediyor.

Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)
Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)

-Şam, Cidde Zirvesi aracılığıyla Arap Birliği’ne dönüyor. Arap ülkeleri, Suriye meselesini nasıl ele alacak?

Teorisyenler, her zamankinden daha güçlü hale gelen yeni bir dünya düzenine göre yeni bir jeopolitik haritadan bahsediyorlar. Ancak bu, ülkelerin konumlarında ve coğrafi sınırlarında ani ve köklü bir değişiklik olacağı anlamına gelmiyor. Bu, Vestfalya Antlaşması ve müteakip uluslararası anlaşmalardan bu yana bir dereceye kadar kanıtlanmıştır. Ancak aynı zamanda yeni küresel blokların ortaya çıkması doğaldır ve Arap dünyası, dünyanın bu konuda tanık olduğu gelişmelerden izole değildir. Herhangi bir Arap ülkesinin, ortak Arap eylemi ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde, çıkarlarını gördüğü ekonomik, askeri ve benzeri herhangi bir blokla işbirliği yapması doğaldır.

-ABD ve Çin’in Afrika kıtasına yönelik yarışı ne durumda?

Afrika’daki ABD- Çin rekabeti kalkınmanın çıkarınaysa, bu bizim memnuniyetle karşıladığımız olumlu bir konudur.

- Rusya- Ukrayna krizini, Rusya- Çin yakınlaşmasını ve bunların bölgeye etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ukrayna- Rusya savaşı ikinci yılına girdi ve maalesef yakın bir son görünmüyor. Olumsuz etkilerinin belirli bir coğrafi alanla sınırlı olmadığı, tüm dünyayı gölgeleyen, ekonomik büyümeyi engelleyen küresel bir kriz olduğu kesin. Dünyadaki ihracat ve ithalat hareketlerini etkilemesi sonucu enflasyon oranı artmakta. Durumun daha da kötüye gitmemesini ve bir nükleer savaşa kaymamasını umuyoruz. Bunun yerine, krizi siyasi olarak sona erdirmeye yönelik uluslararası çabalara desteğimizi tazeliyoruz. Ayrıca çatışma taraflarının müzakereleri kabul edeceğini umut ediyoruz.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)

-Bölge, son dönemde Riyad ve Tahran anlaşması başta olmak üzere hızlı değişimlere sahne oluyor. Bu anlaşma bölgeye nasıl yansıyacak?

Riyad ve Tahran arasında 2016’dan bu yana kesintisiz bir kopuştan sonra ikili ilişkilerin yeniden kurulmasına yönelik son anlaşmanın olumlu sonuçları, kuşkusuz en başta hem Suudi Arabistan’ın hem de İran’ın gelişimine yansıyacaktır. Uyum ve işbirliği her zaman ilgili tüm tarafların yararınadır. Suudi Arabistan Krallığı ve İran ağırlığı ve büyüklüğündeki iki ülke arasındaki herhangi bir yakınlaşma ve işbirliği, şüphesiz tüm bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerinin atılmasına katkıda bulunacak ve ortak İslami eylemi güçlendirecektir.

-Cibuti’nin Suudi Arabistan ile apayrı bir ilişkisi var ve iki ülke arasındaki işbirliğinin artmasından bahsediliyor.

Suudi Arabistan ile ilişkilerin güçlü ve köklü olduğu doğru. Bu ilişkiler çok eskidir. Kıyıları aşan iki kardeş halk arasındaki iletişim çok eskidir. Aralarında birçok gelenek ve görenek açısından güçlü benzerlikler vardır. Resmi düzeyde Suudi Arabistan’ın Cibuti’ye verdiği destek bağımsızlık öncesine kadar uzanıyor. Suudi Arabistan, Cibuti mücadelesinin yanında yer aldı ve onu çeşitli uluslararası ve bölgesel forumlar aracılığıyla destekledi. Suudi Arabistan, kardeşi Cibuti’yi çeşitli siyasi, ekonomik, eğitimsel ve diğer alanlarda desteklemeye devam etti ve etmeye devam ediyor. İki kardeş ülke arasındaki ilişkiler her geçen gün daha da güçleniyor ve çeşitli dosyalara yönelik siyasi vizyonlarda uyum vardır. Sürekli işbirliği ve koordinasyon açısından ise güvenlik ve askeri olanlar da dahil olmak üzere birkaç komite mevcut. İki ülke arasındaki çeşitli alanlarda ikili işbirliğinin altında genel bir çerçeveyi temsil eden ortak Cibuti- Suudi Arabistan komitesi vardır. Cibuti ve Suudi iş adamlarından oluşan ortak bir konsey de mevcut.

Son yirmi yılda limanlar alanında nicelik ve nitelik olarak kaydettiğimiz muazzam gelişmeye dayanarak, iki kardeş ülke arasındaki deniz taşımacılığı, lojistik hizmetler ve limanlar alanındaki işbirliğini güçlendirmek için sabırsızlanıyoruz. Cibuti’de doğrudan deniz ve hava taşımacılığı alanında ortak projeler oluşturulması ve Suudi ihracat ve ürünleri için uluslararası serbest ticaret bölgesi içerisinde serbest bölge ve depoların kurulması için çalışmalar devam etmektedir.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)
Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)

-Peki tüzüğü 2020’de Suudi Arabistan’da imzalanan Kızıldeniz’e kıyısı olan Devlet Konseyi hakkında değerlendirmeniz nedir?

Kızıldeniz’in stratejik önemi, siyasi ve ekonomik avantajları binlerce yıl öncesinden biliniyordu. Doğu ve batı denizlerinin ortasında veya daha özel olarak Akdeniz ile Hint Okyanusu arasındaki konumu ile ayırt edilir. Uzun bir deniz kıyısı olmasının yanı sıra kuzey ile güney, doğu ile batı arasında yüzen bir köprü gibidir. Jeopolitik olarak, uzun kıyıların deniz suyunu ve oradaki seyrüseferi kontrol etme konusunda ezici bir yeteneğe sahip olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, bu denize kıyısı olan ve kıyılarını kontrol eden ülkeler, etrafındaki herhangi bir çatışmada kilit rol oynamaktadır. Böylece Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan bu siyasi, askeri ve ekonomik arteri en kısa deniz yolu ile kontrol etmektedir.

Bu denizin aşırı öneminden hareketle, ona komşu olan ülkelerin omuzlarına yüklenen sorumluluk çok büyüktür. Suudi Arabistan bu konuda ilk adım atan ülkeler arasında yer aldı. Kızıldeniz güvenliği fikri, Suudi Arabistan Krallığı, Mısır ve Yemen Mütevekkilî Krallığı arasında 21 Nisan 1956’da imzalanan Cidde Paktı’na kadar uzanmaktadır. Bu tüzük, Kızıldeniz’de ‘ortak güvenlik sistemi’ kurulması için yapılan ilk çağrıdır.

Ülkemiz (Cibuti Cumhuriyeti), büyük stratejik ekonomik ve siyasi öneme sahip Babülmendep Boğazı’na bakan, Kızıldeniz’deki eşsiz coğrafi konumu ile karakterize ediliyor. Bu çerçevede deniz seyrüseferini korumak, terörizmle mücadele etmek ve bölgeyi ve bir bütün olarak dünyayı saran güvenlik sorunlarıyla mücadele etmek için büyük güçlerle koordinasyon ve işbirliği yoluyla uluslararası güvenlik ve istikrarı sağlamaya yönelik çabalarda çok önemli bir rol oynuyoruz.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan Arap ve Afrika Devletleri Konseyi’nin tüzüğü ise üye ülkeler tarafından Ocak 2020’de imzalandı. Tüzüğünü onaylayan ilk ülkeler arasındaydık. Ayrıca daha önce konseyin merkezinin Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde olmasını önerdik. Daha sonra bu konu üzerinde uzlaşıya varıldı. Konseyin üye devletler arasında koordinasyon ve işbirliği konusunda üzerine düşen rolü oynamaya başlaması beklenmektedir. Üye devletler olan Cibuti, Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Ürdün, Somali, Yemen ve Eritre siyasi, ekonomik, güvenlik ve çevresel alanlarda bunu başarmanın yollarını araştırıyorlar. Deniz seyrüseferinin ekonomik ve siyasi olarak güvence altına alınması için bu konseyin çok önemli olduğunu vurgulamak isterim. Bölge, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göç gibi ‘küresel ve bölgesel dayanışma’ ile üstesinden gelinebilecek birçok zorlukla çevrilidir.



Cezayir’de kabine değişikliği: İçişleri Bakanlığı’na İbrahim Murad atandı

Cezayir Devlet Başkanı Abdelmecid Tebbun (DPA)
Cezayir Devlet Başkanı Abdelmecid Tebbun (DPA)
TT

Cezayir’de kabine değişikliği: İçişleri Bakanlığı’na İbrahim Murad atandı

Cezayir Devlet Başkanı Abdelmecid Tebbun (DPA)
Cezayir Devlet Başkanı Abdelmecid Tebbun (DPA)

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun, dün gerçekleştirdiği kabine revizyonu kapsamında İbrahim Murad’ı Devlet Bakanı ve İçişleri ile Yerel Yönetimler Bakanı olarak atadı. Murad, bu görevi Said Sayud’dan devraldı.

Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, daha önce hem İçişleri hem de Ulaştırma bakanlıklarını bünyesinde yürüten Said Sayud’un ise yeni kabinede Ulaştırma Bakanı olarak görev yapacağı belirtildi.

İlgili kararlar kapsamında Cumhurbaşkanı Tebbun, Dışişleri Bakanlığı eski Genel Sekreteri Lunas Magraman’ı Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği görevine getirdi. Magraman, geçen hafta hayatını kaybeden Bualem Bualem’in yerine atandı.


Sudanlı siyasi güçler, savaşı sona erdirmenin yollarını Beşli Mekanizma ile görüşüyor

Hartum’da bir yardım mutfağından yemek alabilmek için kap tutan Sudanlı bir çocuk, 23 Eylül (AP)
Hartum’da bir yardım mutfağından yemek alabilmek için kap tutan Sudanlı bir çocuk, 23 Eylül (AP)
TT

Sudanlı siyasi güçler, savaşı sona erdirmenin yollarını Beşli Mekanizma ile görüşüyor

Hartum’da bir yardım mutfağından yemek alabilmek için kap tutan Sudanlı bir çocuk, 23 Eylül (AP)
Hartum’da bir yardım mutfağından yemek alabilmek için kap tutan Sudanlı bir çocuk, 23 Eylül (AP)

Addis Ababa’da, “İlkeler Bildirisi” çatısı altında bir araya gelen Sudanlı siyasi ve sivil güçlerden oluşan heyet, Beşli Mekanizma ile Sudan’daki savaşı sona erdirmenin ve insani krizi çözmenin yollarını görüştü.

Söz konusu güçler, yaptıkları yazılı açıklamada, Afrika Birliği, Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB), Arap Birliği ve Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesinden (IGAD) oluşan Beşli Mekanizma ile pazartesi günü gerçekleştirilen toplantıda, Sudanlıların öncülüğünde yürütülecek bir barış sürecine yönelik somut adımların ele alındığını bildirdi. Sürecin, kalıcı ateşkese ve sivil demokratik geçişe zemin hazırlayacak bir insani ateşkesle başlaması öngörülüyor.

Savaşa karşı çıkan sivil ve siyasi bir ittifak olan güçler, açıklamalarında “koşulsuz ve derhâl insani ateşkes” sağlanmasının öncelikli olduğunu vurguladı. Açıklamada ayrıca sivillerin korunması ve insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasının güvence altına alınması çağrısında bulunuldu. Bu adımların barış sürecinin başlatılmasına zemin hazırlayacağı ifade edildi.

Sudanlı güçler, uluslararası Beşli Mekanizma’ya üç eş zamanlı eksen üzerinde ilerleyecek kapsamlı bir barış süreci önerisi sundu. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu eksenlerin başında savaşın yol açtığı insani krize müdahale ve ateşkesin sağlanması geliyor. Üçüncü ekseni ise krizin kök nedenlerini ele alacak, adil ve kapsayıcı bir barışın önünü açacak ve sürdürülebilir sivil demokratik geçişi mümkün kılacak siyasi diyalog oluşturuyor.

Öneride, bölgesel ve uluslararası arabuluculuk girişimlerinin birleştirilmesi ve koordineli baskı mekanizmalarıyla desteklenmesi çağrısı da yer aldı. Bu kapsamda silah ambargosunun Sudan’ın tamamını kapsayacak şekilde genişletilmesi, savaşın finansman kaynaklarının kurutulması, ağır ihlallerden sorumlu olanların ve barışı engelleyenlerin hesap vermesinin sağlanması öngörülüyor.

Addis Ababa’daki toplantıya katılanlar, “Dörtlü Mekanizma”, Beşli Mekanizma ve troyka ülkelerini kapsayan ortak bir çatı oluşturulmasının önemini vurguladı.

Açıklamada ayrıca bütün Sudanlı sivil güçlerin, herhangi bir tarafın sürece hâkim olmasını önleyecek adil ölçütler doğrultusunda barış sürecinin tasarımına ve yönetimine katılması gerektiği belirtildi. Eski iktidar partisi Ulusal Kongre Partisi’nin ve örgütsel uzantılarının ise gelecekteki siyasi sürece katılımının dışlanması gerektiği ifade edildi.

Açıklamaya göre, İlkeler Bildirisi’ni destekleyen güçler, barış sürecinin, barışı engelleyen savaş taraflarına yönelik daha sıkı baskı önlemlerinin uygulanmasıyla ilişkilendirilmesi gerektiğini de vurguladı. Çatışmayı körükleyen her türlü dış desteğin durdurulması, savaşın finansman kaynaklarının kurutulması ve ağır ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesi çağrısı yinelendi.

Sudan’ın toprak bütünlüğünün ve halkının birliğinin korunması gerektiğine dikkat çeken güçler, bölgesel ve uluslararası girişimlerin Sudanlılarla birlikte hareket ederek krize barışçıl bir çözüm bulması çağrısını yineledi. Açıklamada, diplomatik çabaların kan dökülmesini durduracak ve Sudan halkının çektiği acıları hafifletecek somut adımlara dönüştürülmesi gerektiği kaydedildi.

Sudanlı İlkeler Bildirisi güçleri daha önce de krizin askerî bir çözümü olmadığı yönünde ortak bir belge üzerinde uzlaşmıştı. Belge, savaşa karşı çıkan güçlerin geniş katılımıyla, tamamen Sudanlıların sahipliğinde yürütülecek bir siyasi süreç çağrısında bulunarak kalıcı çözümlere ulaşma olasılığının güçlendirilmesini hedefliyor.

İlkeler Bildirisi’ni destekleyen güçler arasında, eski Başbakan Abdullah Hamduk liderliğindeki Sumud İttifakı, Ulusal Ümmet Partisi, Federal Birlikçi Topluluk, Sudan Kongre Partisi, Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Devrimci Akım, Sudan Kurtuluş Ordusu Hareketi, Arap Sosyalist Baas Partisi ve çok sayıda bağımsız ulusal isim bulunuyor.


Suriye’de Müslüman Kardeşler’in suç olmaktan çıkarılmasına yönelik girişim, örgütün siyasi hayata dönüşü tartışmasını yeniden gündeme getirdi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve bazı bakanlar, Şam’da düzenlenen askerî geçit törenini izliyor (Suriye Savunma Bakanlığı)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve bazı bakanlar, Şam’da düzenlenen askerî geçit törenini izliyor (Suriye Savunma Bakanlığı)
TT

Suriye’de Müslüman Kardeşler’in suç olmaktan çıkarılmasına yönelik girişim, örgütün siyasi hayata dönüşü tartışmasını yeniden gündeme getirdi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve bazı bakanlar, Şam’da düzenlenen askerî geçit törenini izliyor (Suriye Savunma Bakanlığı)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve bazı bakanlar, Şam’da düzenlenen askerî geçit törenini izliyor (Suriye Savunma Bakanlığı)

Suriye Halk Meclisi üyeleri, Müslüman Kardeşler’e üyeliği suç sayan ve idam cezası öngören 1980 tarihli 49 sayılı Kanun’un yürürlükten kaldırılmasını öngören bir teklif sunmak için gerekli imzaları toplamaya başladı. Bu gelişme, örgütün onlarca yıllık yasaklılığın ardından siyasi hayata dönme isteğine ilişkin açıklamalarıyla eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

İki gelişmenin eş zamanlı yaşanması, geçiş yönetiminin Müslüman Kardeşler’in dönüşüne nasıl yaklaşacağı ve mevcut dönemde siyasi parti faaliyetlerine hangi sınırlar içinde izin vereceği sorularını gündeme getirdi.

Halk Meclisi Anayasa ve Yasama İşleri Komisyonu Başkanı Abdunnasır Havşan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, teklifin henüz milletvekillerinden imza toplama aşamasında olduğunu ve meclise sunulmadığını belirtti. Havşan, iç tüzüğün ilk aşamada 17 milletvekilinin desteğini şart koştuğunu, ardından taslağın hazırlanarak meclise sunulacağını ve ilgili komisyona havale edileceğini söyledi.

49 sayılı Kanun’un mirası

Bazı medya kuruluşlarında, teklifin bu ayın ortasında yapılması beklenen bir sonraki oturumda ele alınabileceğine ilişkin haberler yayımlandı. Ancak Havşan’ın açıklamaları, teklifin gündeme alınması için gerekli işlemlerin henüz tamamlanmadığını gösteriyor.

1980 yılının temmuz ayında, eski Cumhurbaşkanı Hafız Esed döneminde çıkarılan 49 sayılı Kanun’un ilk maddesi, Müslüman Kardeşler örgütüne üye olan herkesi suçlu sayıyor ve idam cezası öngörüyordu. Kanun, eski rejim ile üyeleri ve destekçileri onlarca yıl boyunca tutuklama ve kovuşturmalara maruz kalan örgüt arasındaki mücadelenin başlıca araçlarından biri oldu.

Tedmur Hapishanesi’nin duvarında Hafız Esed döneminden kalan sloganlar görülüyor (Sosyal medya).
Tedmur Hapishanesi’nin duvarında Hafız Esed döneminden kalan sloganlar görülüyor (Sosyal medya).

İslami örgütler ve hareketler üzerine araştırmalar yapan Hüsam Cezmeti, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, eski rejim dönemindeki ihlallerle ilişkilendirilmesi nedeniyle kanunun yürürlükten kaldırılması teklifinin meclis içinde ve dışında geniş destek bulabileceğini ifade etti.

Cezmeti, hedef aldığı kesimden bağımsız olarak bu “olağan dışı” kanunun kaldırılmasının önemli olduğunu belirterek, kanunu “Esed rejiminin devlet terörünün unsurlarından biri” olarak nitelendirdi. Güvenlik birimlerinin, yalnızca Müslüman Kardeşler’e üye olduklarından şüphelenilen kişileri takip etmek için dahi bu kanunu kullandığını söyledi.

Kanunun, özellikle muhafazakâr ve dindar çevrelerde Suriye toplumunda derin bir korku yarattığını belirten Cezmeti, mağdurlara duyulan empatinin, örgütü siyasi açıdan desteklemeyen kesimlerde bile kanunun kaldırılmasına yönelik desteğin temelini oluşturabileceğini belitti.

Bununla birlikte, söz konusu düzenlemenin hukuki durumu da yeni soruları beraberinde getiriyor. Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından 29 Ocak 2025’te düzenlenen “Zafer Konferansı”nın bildirisinde, bütün olağanüstü kanunların uygulanmasının durdurulması kararlaştırılmıştı. Ancak bu kararın 49 sayılı Kanun’u kapsayıp kapsamadığı ve olağanüstü kanunların uygulanması zaten durdurulmuşken ayrıca yürürlükten kaldırma işlemi gerekip gerekmediği netlik kazanmadı.

Konferans bildirisinde ayrıca Baas Partisi’nin, İlerici Ulusal Cephe partilerinin ve bunlara bağlı kuruluşların feshedilmesi, yeniden kurulmalarının yasaklanması, askerî grupların ve siyasi-sivil devrimci yapıların dağıtılarak devlet kurumlarına entegre edilmesi kararlaştırılmıştı.

Bununla birlikte bildiri, istisnasız bütün siyasi partilerin feshedilmesini öngörmüyordu. Bu durum, geçiş döneminde siyasi faaliyetlerin hangi hukuki çerçevede yürütüleceğine ilişkin soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

Geçiş yönetiminin tutumu test ediliyor

İslami hareketler uzmanı Abdurrahman el-Hac, kanunun yürürlükten kaldırılması teklifinin Halk Meclisi gündemine taşınmasını, “geçiş yönetiminin siyasi iradesi için bir sınav” olarak değerlendirdi.

El-Hac, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, teklifin görüşülmesinin belirsiz bir tarihe ertelenmesinin, yönetimin örgütün siyasi faaliyetlere dönmesini kolaylaştırmak veya gelecek dönemde etkin bir siyasi aktör olmasına izin vermek istemediği şeklinde yorumlanabileceğini ifade etti.

El-Hac, kanunun anayasal bildiride açıkça yürürlükten kaldırılmadan bırakılmasının ve kararın Halk Meclisine havale edilmesinin, örgüt üzerindeki baskıyı artıran bir unsur olarak algılanacağını belirtti. Ayrıca Müslüman Kardeşler’in kendisini feshetmesi yönünde farklı baskılarla karşı karşıya kaldığına dikkat çekti.

Suriye Müslüman Kardeşler Şura Meclisi, 27 Eylül 2026’da beşinci olağan toplantısını gerçekleştirmiş ve siyasi, güvenlik ve ekonomik gelişmelerin yanı sıra bölgesel ve uluslararası konuları ele alan 16 maddelik bir bildiri yayımlamıştı.

Bildiride örgütün siyasi hayata katılma isteğini ortaya koyan, çoğulculuğu ve siyasi parti faaliyetlerinin düzenlenmesini savunan tutumlara yer verildi. Gözlemciler, bu açıklamaları örgütün ülke içindeki siyasi faaliyetlere dönmeye hazırlandığının işareti olarak yorumladı.

Suriye Halk Meclisinin bir oturumu (Arşiv – Meclisin Facebook hesabı)
Suriye Halk Meclisinin bir oturumu (Arşiv – Meclisin Facebook hesabı)

El-Hac’a göre bildirinin ikinci ve altıncı maddeleri, örgütün “partiler arası siyasi rekabete katılmak istediğine ve anayasal bildiride tanımlanan siyasi hayatın yeniden başlamasına hazırlandığına” işaret ediyor.

El-Hac, örgütün sistematik biçimde dışlandığını ve marjinalleştirildiğini düşündüğünü belirterek, geçiş sürecinin bu aşamaya ulaşmasının, hükümetin siyasi alanın düzenlenmesi için hukuki bir zemin oluşturmaya ne ölçüde istekli olduğunu sınamak amacıyla örgütü harekete geçirdiğini ifade etti. Bu adımın, üzerinde uzlaşılmış bir siyasi geçiş sürecinin önünü açabileceğini kaydetti.

Cezmeti ise siyasi hayatın yeniden canlanmasının yönetimin iradesine bağlı olduğunu savundu. Ona göre yönetim, en azından geçiş dönemi boyunca örgütlü siyasi partilerin varlığına sıcak bakmıyor.

Bununla birlikte Cezmeti, bu durumun Müslüman Kardeşler’in Suriye’de bir şekilde siyasi faaliyetlere geri dönmesini engellemeyeceğini düşünüyor. Ülkede geniş bir dini toplumsal tabanın bulunduğunu belirten Cezmeti, bu kesimin ister yeni siyasi partiler yasası çıkarılsın ister çıkarılmasın, farklı siyasi parti ve örgütlenmeler aracılığıyla kendisini ifade edebileceğini kaydetti.

Tarihsel mağduriyet ve azalan toplumsal destek

Cezmeti, Suriye toplumunun Esed yönetimi sırasında Müslüman Kardeşler’in maruz kaldığı baskılara yönelik tutumu ile örgütün bugün bir siyasi yapı olarak değerlendirilmesi arasında ayrım yapılması gerektiğini vurguladı.

Cezmeti, eski rejim döneminde yaşanan tutuklamalar, kovuşturmalar ve ihlallerin mağdurlarına yönelik geniş bir toplumsal empati bulunduğunu, uğranılan haksızlıkların giderilmesine destek verildiğini belirtti. Ancak bu empatinin, örgütün mevcut yapısıyla yeniden siyasi hayata dönmesinin mutlaka desteklendiği anlamına gelmediğini belirtti.

Cezmeti’ye göre Suriye devrimi yıllarında Müslüman Kardeşler’in performansına ilişkin değerlendirmeler daha olumsuz bir nitelik taşıyor. Bu durumun, örgütün muhalefet kurumlarına hâkim olmaya çalıştığı yönündeki suçlamalar, muhalefetin başarısızlıklarındaki sorumluluğuna ilişkin eleştiriler ve siyasi faaliyetlerle yardım çalışmalarının yönetimine yönelik itirazlarla bağlantılı olduğunu ifade etti.

Tedmur Hapishanesi’nde daha önce tutuklu bulunan kişiler, Haziran 2026’da hapishane önünde, çok sayıda Müslüman Kardeşler üyesi ile sol ve milliyetçi hareketlerden kişilerin tutuklandığı ve idam edildiği Hama Katliamı’nın yıl dönümünü anıyor (Sosyal medyada paylaşıldı – Facebook).
Tedmur Hapishanesi’nde daha önce tutuklu bulunan kişiler, Haziran 2026’da hapishane önünde, çok sayıda Müslüman Kardeşler üyesi ile sol ve milliyetçi hareketlerden kişilerin tutuklandığı ve idam edildiği Hama Katliamı’nın yıl dönümünü anıyor (Sosyal medyada paylaşıldı – Facebook).

Cezmeti, örgüte yönelik bu olumsuz yaklaşımın “bir dizi gerçeğin yanı sıra bazı abartılara da dayandığını” belirterek, eski rejimin mağdurlarına ve eski tutuklulara yönelik tutum ile mevcut siyasi örgüte yönelik tutumun birbirinden ayrılması gerektiğini vurguladı.

Örgütün, Suriye Ulusal Konseyi’nin kuruluşuna yönelik hazırlık toplantılarına devrimin ilk döneminde katılması, destekçilerinin bir bölümünde olumlu karşılanmıştı. Ancak daha sonra muhalefet kurumlarındaki performansına yönelik eleştiriler arttı.

Cezmeti, bu yıllar içinde Müslüman Kardeşler’in toplumsal desteğinin gerilediğini, buna karşılık başka İslamcı akımların, özellikle de mevcut Suriye yönetiminin lider kadrosunun çıktığı hareketin yükselişe geçtiğini savundu.

Örgütün dönüşü diğer hareketleri teşvik eder mi?

Müslüman Kardeşler’in siyasi sahneye dönme yönündeki açıklamaları, Suriye’de siyasi parti faaliyetlerinin düzenlenmesini bekleyen diğer İslamcı örgütler ve farklı siyasi çevreler üzerindeki olası etkisine ilişkin soruları da gündeme getiriyor.

El-Hac, örgütün dönüşünün diğer İslamcı hareketleri harekete geçirmesi ihtimalini “mümkün ancak zayıf” bir senaryo olarak değerlendiriyor. Ona göre Müslüman Kardeşler’in siyasi ağırlığı yalnızca İslamcı ideolojisine değil, örgütsel ve siyasi geçmişine dayanıyor. Bu ideolojik alanda, Heyet Tahrir eş-Şam’ın ortaya çıktığı hareket de dâhil olmak üzere başka akımlar da rekabet ediyor.

El-Hac, örgütün geçiş sürecinin gidişatından memnun olmayan ve kendisiyle ideolojik ortaklık taşıyan bazı kesimleri bünyesine çekebileceğini düşünüyor. Bununla birlikte, Müslüman Kardeşler’in dönüşünün İslamcı olmayan örgütleri siyasi katılıma hazırlanmaya daha fazla teşvik edebileceğini belirtiyor.

Ancak geçiş döneminin nasıl şekilleneceği henüz net olmadığı için böyle bir adımın sonuçlarını öngörmenin güç olduğunu da vurguluyor.

49 sayılı Kanun’un kaldırılmasına ilişkin teklif henüz ilk aşamadayken ve siyasi parti faaliyetlerinin hangi çerçevede düzenleneceği belirsizliğini korurken, Müslüman Kardeşler’in siyasi faaliyetlere dönüşü yalnızca örgütün geleceğini değil, Suriye geçiş yönetiminin izin vereceği siyasi çoğulculuğun sınırlarını da test eden bir mesele olarak öne çıkıyor.