Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Sudan konusunu endişeyle takip ediyoruz. Suriye’deki krizi sona erdirecek bir ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyoruz.

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
TT

Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)

Cuma günü tüm gözler Suudi Arabistan’ın batısındaki Cidde’ye çevrilecek. Zira o gün Cidde, Sudan’daki silahlı çatışmanın önderlik ettiği karmaşık jeopolitik koşullar ve çok sayıda Arap krizi ortasında Arap Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh de yaptığı açıklamada, “Arap halkları, bölgedeki kriz durumlarını içeren ve ortak Arap eylemini teşvik eden kararlar almak için zirveye güveniyor” diyerek, Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden sağlamak için Suudi Arabistan’ın sürekli çabalarına dikkati çekti.

Guelleh, Şarku’ Avsat’a verdiği röportajda, Arap dünyasının ortak eylem ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde yeni küresel blokların ortaya çıkışından izole olmadığını söyledi. Arap kararını güçlendirmede ve safları birleştirmede Suudi Arabistan’ın merkezi önemine dikkati çeken Omar Guelleh, ülkesi ile Krallık arasında deniz ve hava taşımacılığı ve serbest bölge kurulması alanlarında ortak projeler oluşturmak için çalışmaların devam ettiğini açıkladı.

Guelleh, “Suudi Arabistan- ABD inisiyatifi, Sudan krizini Cidde Bildirgesi’ne dahil etmek için muazzam bir çaba harcıyor. Sudan krizini kontrol altına almak için etkili bir arabuluculuk başlatmaya hazırız. İGAD girişiminin derinleşen krize çözüm bulunmasına katkı sağlamasını temenni ediyoruz” diyerek, Suudi Arabistan- İran yakınlaşmasının bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerini attığına ve ortak İslami eylemi teşvik ettiğine vurgu yaptı.

Guelleh, Suriye krizini sona erdirmek ve güvenlik, istikrar ve kalkınmayı yeniden sağlamak için siyasi izolasyonu kaldırmak amacıyla kaydedilen ilerlemeye de değinirken, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göçün, deniz trafiğinin ve Kızıldeniz’in güvenliğinin önündeki en önemli zorluklar olduğunu belirtti. Ayrıca Nahda (Rönesans) Barajı krizinin çözülmesi ve ilgili tarafları tatmin edecek bir anlaşmaya varılması konusundaki iyimserliğini dile getirdi.

Cibuti Cumhurbaşkanı ayrıca, ülkesinin Rusya- Ukrayna krizini sona erdirme çabalarını desteklediğini belirterek, nükleer savaşa doğru kayma uyarısında bulundu.

İşte Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh’in Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tamamı;

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh

-Arap Zirvesi cuma günü Cidde’de yapılacak. Beklenen en önemli gündemi nedir?

Zirve bazı kardeş Arap ülkelerinin tanık olduğu çok sayıda ve karmaşık jeopolitik değişimler ve kritik koşullar ışığında düzenleniyor. Onu farklı kılan ve ona özel bir önem veren de budur. Büyük kardeş, Arapların başı ve Müslümanlığın kubbesi olan Suudi Arabistan’da düzenlenmesi de önemli. Arap dünyasındaki en önemli çetrefilli ve sıcak konuların yanı sıra bölgedeki çeşitli jeopolitik gelişmelerin zirvenin gündeminde yer alması bekleniyor.

-Bu zirvenin karşılaşacağı başlıca zorluklar nelerdir?

Arap dünyasındaki zorluklar, şu an çok ve karmaşıktır. Çok kötü ve tehlikeli bir duruma tanık olan Sudan ve Yemen gibi birçok kardeş ülkenin kritik koşullardan geçtiği de bilinmektedir. Bununla birlikte Suudi Arabistan’ın krizi çözme, insanların acılarına son verme ve ‘mutlu’ Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden tesis etme çabalarına yönelik büyük bir iyimserliğe sahibiz. Bunlar takdire şayan.

Filistin’de İsrail işgal polisinin mübarek Mescid-i Aksa’nın ayrılmaz bir parçası olan Babu’r Rahme mescidine baskın yapması ve oraya saygısızlık etmesi gibi İsrail’in işgal altındaki Kudüs’teki İslam ve Hristiyanlık dini kutsallarına yönelik saldırıları son dönemlerde de devam ediyor. Aynı şekilde El-Halil kentindeki İbrahim Camii’nin çatı ve duvarlarında işgalci İsrail’in bayrağı dalgalanıyor. Bu, uluslararası hukukun, Cenevre sözleşmelerinin ve uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve İslam ulusunun duygularına yönelik bir provokasyondur. Statülerini geri kazanmak için çeşitli zorluklarla karşılaşan birçok kardeş ülke var. Ayrıca Libya, Suriye ve Somali gibi ülkeler de birçok karışıklığa, huzursuzluğa ve savaşa tanık oluyor.

Mevcut Arap zirvesinin, Arap dünyasının tanık olduğu kriz durumlarının ve kritik durumların kardeşler arasında birlik ve beraberliğin korunmasını garanti edecek şekilde çözülmesine katkı sağlayacak tavsiye ve kararlarla sonuçlanmasını, Arap dünyası için huzursuzluktan, güvenlik sıkıntılarından ve savaşlardan uzakta refah sağlamasını ve ortak Arap eyleminin güçlendirilmesine katkıda bulunmasını temenni ediyoruz.

Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)
Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)

-Cibuti’nin İGAD ülkelerinin bir parçacı olması çerçevesinde Sudan konusu nasıl ele alınacak?

Kardeş Sudan’daki kanlı olayları büyük bir endişeyle takip ediyoruz. İGAD grubu mevcut krizin çözümü için arabuluculuk girişimini proaktif olarak ortaya koydu. Cibuti Cumhuriyeti, Kenya Cumhuriyeti ve Güney Sudan Cumhuriyeti cumhurbaşkanları Sudan’a gitmek üzere tayin edildi ve arabuluculuk başlatmak için istişareler devam ediyor. Ancak üç cumhurbaşkanının Hartum’a yönelik hareketi, ateşkese ve ‘ihlallere sahne olan’ ateşkesin kararlılığına bağlı olmaya devam ediyor. Etkili arabuluculuk başlatmaya hazırız ve İGAD girişiminin Nisan ortasından bu yana kötüleşen krize acil bir çözüm bulunmasına katkıda bulunacağını umuyoruz. Ayrıca Suudi Arabistan Krallığı ve ABD’nin ateşkes için Cidde diyaloğundaki mevcut arabuluculuğunu da takdir ediyoruz.

Özellikle Cibuti Cumhuriyeti’nin rolüne ilişkin olarak, bizi onunla bağlayan ilişkilerin derinliği ve gücüne dayanarak, tarih boyunca kardeş Sudan ile dayanışma içinde olduk ve olmaya devam ediyoruz. Cibuti Cumhuriyeti, Afrika Boynuzu’nda barış ve uzlaşmaya katkı sağlamadaki onurlu rolleriyle tanınıyor. Önceki aşamalarda Sudan taraflarını yakınlaştırmaya yönelik uzlaştırma çabalarına katkıda bulunmuştur. Bunların arasında, Sudan Cumhuriyeti’nin eski Cumhurbaşkanı Ömer Hasan el-Beşir ve Ümmet Partisi lideri eski Başbakan Sadık el-Mehdi’nin katılımıyla, 1999 sonlarında Sudan hükümeti ile muhalefetteki Ümmet Partisi arasında arabuluculuk yaptığımız Kapsamlı Barış Anlaşması da var. Bu anlaşma, o dönemde var olan pek çok sorunun ve çatışmanın çözülmesine katkıda bulunmuştur. Aynı zamanda tarafları barış içinde bir arada yaşama yoluna ve yüksek çıkarların önceliğine sokmuştur.

Unutmayın ki Cibuti Cumhuriyeti, İGAD örgütünün mevcut başkanlığını kardeş Sudan’a devretti. Bu durum, Cibuti’nin kardeş Sudan halkına bir hediyesidir ve mevcut yolculuklarında onlara destek sağlama amaçlıdır. Bu durum, Cibuti Cumhuriyeti’nin Sudan’ı desteklemeye ve karşı karşıya olduğu tüm zorlukların üstesinden gelmede yanında olmaya ve onu uluslararası forumlar aracılığıyla desteklemeye kararlı olduğunu gösterir. Cibuti Cumhuriyeti, kardeş Sudan Cumhuriyeti’ndeki gelişmeleri büyük bir dikkatle ve endişeyle takip ediyor. Birçok kıtasal ve bölgesel kuruluşa üyeliği aracılığıyla, sevgili Sudan’ın istikrarını ve birliğini korumak ve kardeş halkının çıkarlarını elde etmek için her şeyi yapmaya hazır olduğunu ifade ediyor.

Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)
Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)

-Şam, Cidde Zirvesi aracılığıyla Arap Birliği’ne dönüyor. Arap ülkeleri, Suriye meselesini nasıl ele alacak?

Teorisyenler, her zamankinden daha güçlü hale gelen yeni bir dünya düzenine göre yeni bir jeopolitik haritadan bahsediyorlar. Ancak bu, ülkelerin konumlarında ve coğrafi sınırlarında ani ve köklü bir değişiklik olacağı anlamına gelmiyor. Bu, Vestfalya Antlaşması ve müteakip uluslararası anlaşmalardan bu yana bir dereceye kadar kanıtlanmıştır. Ancak aynı zamanda yeni küresel blokların ortaya çıkması doğaldır ve Arap dünyası, dünyanın bu konuda tanık olduğu gelişmelerden izole değildir. Herhangi bir Arap ülkesinin, ortak Arap eylemi ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde, çıkarlarını gördüğü ekonomik, askeri ve benzeri herhangi bir blokla işbirliği yapması doğaldır.

-ABD ve Çin’in Afrika kıtasına yönelik yarışı ne durumda?

Afrika’daki ABD- Çin rekabeti kalkınmanın çıkarınaysa, bu bizim memnuniyetle karşıladığımız olumlu bir konudur.

- Rusya- Ukrayna krizini, Rusya- Çin yakınlaşmasını ve bunların bölgeye etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ukrayna- Rusya savaşı ikinci yılına girdi ve maalesef yakın bir son görünmüyor. Olumsuz etkilerinin belirli bir coğrafi alanla sınırlı olmadığı, tüm dünyayı gölgeleyen, ekonomik büyümeyi engelleyen küresel bir kriz olduğu kesin. Dünyadaki ihracat ve ithalat hareketlerini etkilemesi sonucu enflasyon oranı artmakta. Durumun daha da kötüye gitmemesini ve bir nükleer savaşa kaymamasını umuyoruz. Bunun yerine, krizi siyasi olarak sona erdirmeye yönelik uluslararası çabalara desteğimizi tazeliyoruz. Ayrıca çatışma taraflarının müzakereleri kabul edeceğini umut ediyoruz.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)

-Bölge, son dönemde Riyad ve Tahran anlaşması başta olmak üzere hızlı değişimlere sahne oluyor. Bu anlaşma bölgeye nasıl yansıyacak?

Riyad ve Tahran arasında 2016’dan bu yana kesintisiz bir kopuştan sonra ikili ilişkilerin yeniden kurulmasına yönelik son anlaşmanın olumlu sonuçları, kuşkusuz en başta hem Suudi Arabistan’ın hem de İran’ın gelişimine yansıyacaktır. Uyum ve işbirliği her zaman ilgili tüm tarafların yararınadır. Suudi Arabistan Krallığı ve İran ağırlığı ve büyüklüğündeki iki ülke arasındaki herhangi bir yakınlaşma ve işbirliği, şüphesiz tüm bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerinin atılmasına katkıda bulunacak ve ortak İslami eylemi güçlendirecektir.

-Cibuti’nin Suudi Arabistan ile apayrı bir ilişkisi var ve iki ülke arasındaki işbirliğinin artmasından bahsediliyor.

Suudi Arabistan ile ilişkilerin güçlü ve köklü olduğu doğru. Bu ilişkiler çok eskidir. Kıyıları aşan iki kardeş halk arasındaki iletişim çok eskidir. Aralarında birçok gelenek ve görenek açısından güçlü benzerlikler vardır. Resmi düzeyde Suudi Arabistan’ın Cibuti’ye verdiği destek bağımsızlık öncesine kadar uzanıyor. Suudi Arabistan, Cibuti mücadelesinin yanında yer aldı ve onu çeşitli uluslararası ve bölgesel forumlar aracılığıyla destekledi. Suudi Arabistan, kardeşi Cibuti’yi çeşitli siyasi, ekonomik, eğitimsel ve diğer alanlarda desteklemeye devam etti ve etmeye devam ediyor. İki kardeş ülke arasındaki ilişkiler her geçen gün daha da güçleniyor ve çeşitli dosyalara yönelik siyasi vizyonlarda uyum vardır. Sürekli işbirliği ve koordinasyon açısından ise güvenlik ve askeri olanlar da dahil olmak üzere birkaç komite mevcut. İki ülke arasındaki çeşitli alanlarda ikili işbirliğinin altında genel bir çerçeveyi temsil eden ortak Cibuti- Suudi Arabistan komitesi vardır. Cibuti ve Suudi iş adamlarından oluşan ortak bir konsey de mevcut.

Son yirmi yılda limanlar alanında nicelik ve nitelik olarak kaydettiğimiz muazzam gelişmeye dayanarak, iki kardeş ülke arasındaki deniz taşımacılığı, lojistik hizmetler ve limanlar alanındaki işbirliğini güçlendirmek için sabırsızlanıyoruz. Cibuti’de doğrudan deniz ve hava taşımacılığı alanında ortak projeler oluşturulması ve Suudi ihracat ve ürünleri için uluslararası serbest ticaret bölgesi içerisinde serbest bölge ve depoların kurulması için çalışmalar devam etmektedir.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)
Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)

-Peki tüzüğü 2020’de Suudi Arabistan’da imzalanan Kızıldeniz’e kıyısı olan Devlet Konseyi hakkında değerlendirmeniz nedir?

Kızıldeniz’in stratejik önemi, siyasi ve ekonomik avantajları binlerce yıl öncesinden biliniyordu. Doğu ve batı denizlerinin ortasında veya daha özel olarak Akdeniz ile Hint Okyanusu arasındaki konumu ile ayırt edilir. Uzun bir deniz kıyısı olmasının yanı sıra kuzey ile güney, doğu ile batı arasında yüzen bir köprü gibidir. Jeopolitik olarak, uzun kıyıların deniz suyunu ve oradaki seyrüseferi kontrol etme konusunda ezici bir yeteneğe sahip olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, bu denize kıyısı olan ve kıyılarını kontrol eden ülkeler, etrafındaki herhangi bir çatışmada kilit rol oynamaktadır. Böylece Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan bu siyasi, askeri ve ekonomik arteri en kısa deniz yolu ile kontrol etmektedir.

Bu denizin aşırı öneminden hareketle, ona komşu olan ülkelerin omuzlarına yüklenen sorumluluk çok büyüktür. Suudi Arabistan bu konuda ilk adım atan ülkeler arasında yer aldı. Kızıldeniz güvenliği fikri, Suudi Arabistan Krallığı, Mısır ve Yemen Mütevekkilî Krallığı arasında 21 Nisan 1956’da imzalanan Cidde Paktı’na kadar uzanmaktadır. Bu tüzük, Kızıldeniz’de ‘ortak güvenlik sistemi’ kurulması için yapılan ilk çağrıdır.

Ülkemiz (Cibuti Cumhuriyeti), büyük stratejik ekonomik ve siyasi öneme sahip Babülmendep Boğazı’na bakan, Kızıldeniz’deki eşsiz coğrafi konumu ile karakterize ediliyor. Bu çerçevede deniz seyrüseferini korumak, terörizmle mücadele etmek ve bölgeyi ve bir bütün olarak dünyayı saran güvenlik sorunlarıyla mücadele etmek için büyük güçlerle koordinasyon ve işbirliği yoluyla uluslararası güvenlik ve istikrarı sağlamaya yönelik çabalarda çok önemli bir rol oynuyoruz.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan Arap ve Afrika Devletleri Konseyi’nin tüzüğü ise üye ülkeler tarafından Ocak 2020’de imzalandı. Tüzüğünü onaylayan ilk ülkeler arasındaydık. Ayrıca daha önce konseyin merkezinin Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde olmasını önerdik. Daha sonra bu konu üzerinde uzlaşıya varıldı. Konseyin üye devletler arasında koordinasyon ve işbirliği konusunda üzerine düşen rolü oynamaya başlaması beklenmektedir. Üye devletler olan Cibuti, Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Ürdün, Somali, Yemen ve Eritre siyasi, ekonomik, güvenlik ve çevresel alanlarda bunu başarmanın yollarını araştırıyorlar. Deniz seyrüseferinin ekonomik ve siyasi olarak güvence altına alınması için bu konseyin çok önemli olduğunu vurgulamak isterim. Bölge, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göç gibi ‘küresel ve bölgesel dayanışma’ ile üstesinden gelinebilecek birçok zorlukla çevrilidir.



ABD’nin Suriye’yi ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinden çıkarması, Suriye ekonomisi açısından ne anlama geliyor?

Trump ile Şara'nın Beyaz Saray'daki görüşmesinden bir kare görülüyor (SANA -AFP)
Trump ile Şara'nın Beyaz Saray'daki görüşmesinden bir kare görülüyor (SANA -AFP)
TT

ABD’nin Suriye’yi ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinden çıkarması, Suriye ekonomisi açısından ne anlama geliyor?

Trump ile Şara'nın Beyaz Saray'daki görüşmesinden bir kare görülüyor (SANA -AFP)
Trump ile Şara'nın Beyaz Saray'daki görüşmesinden bir kare görülüyor (SANA -AFP)

ABD yönetiminin, 1979’dan bu yana ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinde bulunan Suriye’nin bu statüsünü kaldırma sürecini başlatma kararı, onlarca yılın ardından ülkenin karşı karşıya kaldığı en önemli siyasi ve ekonomik dönüşümlerden biri olarak değerlendiriliyor. Söz konusu sınıflandırma yalnızca siyasi bir tanımlama niteliği taşımıyor, aynı zamanda uluslararası yaptırım ağının hukuki ve yapısal temelini oluşturuyor. Bu engelin kaldırılması ise ticaretin, yatırımların ve ülke genelindeki kapsamlı yeniden imar çalışmalarının önünü açabilecek bir adım olarak görülüyor.

Washington’un son açıklaması, ABD’nin ‘Suriye hükümetinin attığı olumlu adımlar’ olarak nitelendirdiği gelişmeler ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’nın gelecekte uluslararası terör eylemlerini desteklemeyeceğine ilişkin verdiği resmi güvencelerin ardından geldi. Bunun ardından ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Başkan Donald Trump’ın, yasal olarak öngörülen 45 günlük bildirim süresinin tamamlanmasının ardından Suriye’nin söz konusu listeden resmen çıkarılması yönündeki niyetini Kongre’ye bildirdi. Rubio, bu adımı ‘tarihi’ olarak nitelendirirken, kararın Suriye’ye yeniden inşa için gerçek bir fırsat sunduğunu ve Suriye halkı için yeni bir dönemin kapısını aralayacağını ifade etti.

Şam yönetimi de ABD’nin kararını memnuniyetle karşıladı. Suriye Maliye Bakanı Muhammed Yusr Berniyye, Başkan Donald Trump’ın Kongre’ye Suriye’nin ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinden çıkarılması yönündeki niyetini bildirmesinin “Suriye halkı için refah, büyüme ve yeni fırsatlar döneminin habercisi olan tarihi bir an” olduğunu söyledi. Berniyye, kararın “Suriye ekonomisi için yeni bir sayfa açacağını, yatırımların artırılmasının, ekonomik toparlanmanın hızlandırılmasının ve Suriye’nin küresel ekonomiye yeniden entegre edilmesinin önünü açacağını” belirterek, bu aşamaya gelinmesine katkı sağlayan diplomatlara teşekkür etti.

Suriye Merkez Bankası Başkanı Safvet Raslan da kararı memnuniyetle karşılayarak, bunun Suriye ekonomisinin toparlanma sürecinde ‘olumlu bir dönüm noktası’ olduğunu ifade etti. Raslan, söz konusu adımın güveni artıracağını, daha fazla yatırımın önünü açacağını ve Suriye’nin küresel finans sistemine yeniden entegrasyonunu destekleyeceğini vurguladı. Merkez Bankası’nın reform sürecini sürdürme, parasal istikrarı koruma ve daha müreffeh bir ekonomik geleceği destekleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Mali yeniden yapılandırma

Pratik açıdan bakıldığında bu tarihi karar, Suriye bankalarının uluslararası finans sistemi ve uluslararası para transfer sistemi SWIFT ile kademeli olarak yeniden bağlantı kurmasının önünü açıyor. Daha önceki ‘teröre destek veren ülke’ statüsü, ABD’deki hukuki yaptırım riski nedeniyle bankaların Suriye’deki herhangi bir finans kuruluşuyla çalışmasını fiilen engelliyordu.

Söz konusu değişim, dış ticaretin finansmanına erişim imkânlarını doğrudan iyileştirirken, yurt dışında yaşayan Suriyelilerin para transferi maliyetlerini de önemli ölçüde düşürecek. Bugüne kadar yaptırımları aşmak amacıyla karmaşık ve gayriresmi döviz transfer kanallarını kullanmak zorunda kalan Suriyeli gurbetçilerin havalelerinin artık daha kolay gerçekleşmesi bekleniyor. Bu durumun ise ülke içinde hem yaşam koşullarının iyileşmesine hem de parasal istikrara doğrudan katkı sağlaması öngörülüyor.

Yatırım yasağını kırmak ve yeniden yapılanma şirketlerinin önünü açmak

Geçtiğimiz yıllar boyunca, ABD’nin ‘teröre destek veren ülkeler’ listesiyle bağlantılı ikincil yaptırımları, yabancı şirketler açısından caydırıcı bir engel oluşturdu. Bu yaptırımlar nedeniyle şirketler, ağır para cezalarına maruz kalma ya da ABD pazarından dışlanma riskiyle karşı karşıya kalmamak için Suriye’deki yeniden imar projelerine girmekten kaçındı.

ABD yönetiminin aktardığına göre Başkan Donald Trump, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’ya, “Ülkenizi yeniden inşa etmenizin önündeki tüm engelleri kaldıracağıma söz verdim. Çok yakında bunu nihayet gerçekleştirebileceksiniz” ifadelerini kullandı. Trump ayrıca, Suriye’ye yatırım yapmaya hazır ABD’li şirketlerin bulunduğunu belirtti. Suriye’nin bu listeden çıkarılmasıyla birlikte, uluslararası şirketler açısından ‘itibar riski’ önemli ölçüde azalırken, çok uluslu şirketlerin altyapı, gayrimenkul ve telekomünikasyon başta olmak üzere çeşitli sektörlere yatırım yapmasının önündeki hukuki ve prosedürel engellerin büyük ölçüde ortadan kalkması bekleniyor.

Şam’da bir cadde (Reuters)Şam’da bir cadde (Reuters)

Dış ticaretin canlandırılması ve enerji sektörünün yeniden yapılandırılması

Karardan en fazla fayda sağlaması beklenen alanlardan biri de dış ticaret sektörü olacak. Daha önce uygulanan yaptırımlar kapsamında, ‘çift kullanımlı’ (sivil ve askeri amaçlı kullanılabilen) ürünler gerekçesiyle ileri teknoloji makineleri ve sanayi ekipmanlarının ithalatına da kısıtlama getiriliyordu. Bu engelin kaldırılmasıyla birlikte Suriye’deki fabrikalar ve üretim tesislerinin, üretim hatları ile tarım ve sağlık sektörlerinde ihtiyaç duyulan ekipmanları daha az bürokratik engelle ithal edebilmesi bekleniyor.

Ciddi krizler ve neredeyse tam bir durgunluk yaşayan enerji sektöründe ise kararın, uluslararası uzman şirketlerin zarar gören petrol ve doğal gaz sahalarının rehabilitasyonu ile eskiyen elektrik santrallerinin bakım ve onarımı için gerekli yedek parça ve teknolojiyi sağlamasının önünü açacağı değerlendiriliyor. Bunun da enerji krizinin hafiflemesine katkı sağlayarak genel sanayi üretimini olumlu yönde etkilemesi bekleniyor.

Bretton Woods kurumlarıyla finansman olanakları açmak

İkili ilişkiler ve ticaretin yanı sıra, Suriye’nin ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinde yer alması, başta Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) olmak üzere uluslararası finans kuruluşlarının sağlayacağı kredi, hibe, mali yardım ve teknik desteklere yönelik ABD vetosunu da otomatik olarak devreye sokuyordu.

Ortaya çıkan yeni tabloyla birlikte, Suriye hükümetinin teorik olarak bu uluslararası kuruluşlarla müzakere kanalları açarak ekonomik kalkınma desteği, ekonominin yeniden yapılandırılması ile para ve maliye politikalarının reformu için gerekli finansmanı talep etmesinin önü açılıyor. Bu gelişme, yıllar süren uluslararası izolasyonun ardından Suriye ekonomisinin yeniden şekillendirilmesi açısından önemli bir fırsat olarak değerlendiriliyor.

Suriye’deki Baniyas petrol terminalinde Irak’tan gelen tankerlerden petrol boşaltılırken çalışan bir adam (Reuters)Suriye’deki Baniyas petrol terminalinde Irak’tan gelen tankerlerden petrol boşaltılırken çalışan bir adam (Reuters)

Kanunen uygulanan kapsamlı yasaktan isteğe bağlı risk değerlendirmesine

Uluslararası ticaret hukuku uzmanlarına göre, sürecin nasıl işleyeceğini anlamak açısından ABD’nin kararı, yaptırım rejiminin işleyişinde yapısal bir değişime işaret ediyor. Buna göre Suriye piyasası, ‘kanunen uygulanan kapsamlı yasak’ döneminden çıkarak, uluslararası kuruluşlar açısından ‘isteğe bağlı risk değerlendirmesi’ aşamasına geçiyor.

Suriye’nin daha önce ‘teröre destek veren ülke’ olarak sınıflandırılması nedeniyle, ABD’nin katı mevzuatı uyarınca herhangi bir uluslararası banka veya şirketin ülkeyle iş yapması otomatik ve kesin biçimde yasaklanıyor, kurumlara herhangi bir hareket alanı tanınmıyordu. Yeni dönemde ise bu genel ve otomatik yasak ortadan kalkarken, karar süreci şirketler ile bankaların kendi iç uyum mekanizmalarına bırakılıyor. Buna göre kurumlar, Suriye’deki ticari ve yatırım fırsatlarını bağımsız şekilde değerlendirebilecek, kalan hukuki düzenlemelerle uyumlu olduğu sonucuna varmaları halinde işlemlerini sürdürebilecek. Uzmanlar, bunun 1979’dan bu yana sermaye hareketleri ve yatırımlar açısından görülmeyen ölçüde geniş bir esneklik sağlayan temel bir değişim olduğuna dikkat çekiyor.

Suriye’deki el-Cebse petrol sahasında bulunan petrol rafinerisi (2020 yılına ait arşiv fotoğrafı – Reuters)Suriye’deki el-Cebse petrol sahasında bulunan petrol rafinerisi (2020 yılına ait arşiv fotoğrafı – Reuters)

Kriz neden hemen sona ermiyor?

ABD Dışişleri Bakanı’nın açıklaması ile 30 Haziran 2025 tarihli başkanlık kararnamesinde yapılan ve yaptırımları hafifleten tamamlayıcı düzenleme tarihi önem taşısa da, karmaşık hukuki ve yapısal engeller nedeniyle kararın ekonomik etkisinin sahaya yüzde 100 oranında ve kısa sürede yansıması beklenmiyor. Bu engellerin başında, yürürlükte kalmaya devam eden diğer yaptırım mekanizmaları geliyor. Zira söz konusu statünün kaldırılması, ekonomik yaptırım rejiminin tamamen sona erdiği anlamına gelmiyor. Ekonominin kritik sektörlerini, belirli kurumları ve kişileri hedef alan diğer yasa ve başkanlık kararnamelerine dayalı geniş kapsamlı yaptırımlar varlığını sürdürüyor.

Bunun yanı sıra, uzun yıllar izolasyon altında kalan piyasalarda uluslararası bankacılık sisteminin temkinli yaklaşımı da önemli bir engel olarak öne çıkıyor. Uzmanların ‘aşırı uyum’ (over-compliance) olarak tanımladığı bu durum kapsamında, küresel bankalar ve büyük finans kuruluşları, Suriye piyasasıyla hesap açma ya da ticari kredi işlemlerini kolaylaştırma konusunda aylarca, hatta yıllarca beklemeyi tercih edebiliyor. Kuruluşlar, yürürlükte kalan diğer yaptırım paketlerinden kaynaklanabilecek hukuki riskler ve olası para cezalarından kaçınmak amacıyla uzun ve maliyetli iç hukuk incelemeleri yürütüyor.

Sonuç olarak uzmanlar, Suriye ekonomisinin yeniden toparlanması ve sürdürülebilir yatırımları çekebilmesinin yalnızca ABD’nin uyguladığı kısıtlamaların hafifletilmesine bağlı olmadığını vurguluyor. Bunun, aynı zamanda ülke içinde kapsamlı yapısal ve kurumsal reformların hayata geçirilmesi, iş ortamının iyileştirilmesi ve parasal istikrarın güçlendirilmesiyle yakından ilişkili olduğu belirtiliyor. Bu çerçevede, Suriye’nin ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinden çıkarılması, ülkenin itibar riskini azaltan ve uzun süredir kapalı olan kapıları aralayan önemli bir adım olarak görülse de gerçek ekonomik toparlanmanın sağlanabilmesi için Şam’ın küresel ekonomiye yeniden entegrasyonunun önündeki en büyük engel olarak görülen diğer yaptırımların da kademeli şekilde kaldırılması gerektiği değerlendiriliyor.


Çin, Sudan ile ilişkilerinde borç tuzağının üzerinden mi atlıyor?

Fotoğraf: Dünya Bankası tahminlerine göre, Sudan'ın kamu borcu GSYİH'sının yaklaşık yüzde 147'sine denk geliyor (Independent Arabia - Hasan Hamed)
Fotoğraf: Dünya Bankası tahminlerine göre, Sudan'ın kamu borcu GSYİH'sının yaklaşık yüzde 147'sine denk geliyor (Independent Arabia - Hasan Hamed)
TT

Çin, Sudan ile ilişkilerinde borç tuzağının üzerinden mi atlıyor?

Fotoğraf: Dünya Bankası tahminlerine göre, Sudan'ın kamu borcu GSYİH'sının yaklaşık yüzde 147'sine denk geliyor (Independent Arabia - Hasan Hamed)
Fotoğraf: Dünya Bankası tahminlerine göre, Sudan'ın kamu borcu GSYİH'sının yaklaşık yüzde 147'sine denk geliyor (Independent Arabia - Hasan Hamed)

Muna Abdulfettah

Sudan ekonomisini sarsan ve ülkeyi bağımsızlığından bu yana en derin finansal krizlerinden birine sürükleyen bir savaşın ortasında, Çin, Hartum'un kendisine olan yaklaşık 50 milyon dolarlık borcunu sildiğini duyurdu. Bu hamle, Sudan'ın dünyanın en karmaşık borç krizlerinden biriyle karşı karşıya olduğu bir dönemde geldi. Sudan’ın dış borcu yaklaşık 67 milyar dolara ulaşıyor ve bunun büyük kısmı on yıllar içinde biriken faiz ve gecikmelerden oluşuyor. Öte yandan, Sudan'ın Ağır Borçlu Yoksul Ülkeler (HIPC) Girişimi kapsamında borçlarının önemli ölçüde silinmesi yolunda ilerleme kaydedilmişken, bu süreç, Egemenlik Konseyi Başkanı General Abdulfettah el-Burhan'ın 2021'de hayata geçirdiği önlemler ve ardından Nisan 2023'te savaşın patlak vermesiyle tamamen durdu.

Tamamen finansal açıdan bakıldığında, bu miktar dış borcun büyüklüğünü önemli ölçüde değiştirmiyor, savaşın neden olduğu ciddi ekonomik daralmayı çözmüyor ve çatışmanın genişlemesiyle duran uluslararası finansman akışını da yeniden başlatmıyor. Bununla birlikte, bu adımın önemi zamanlaması ve bağlamında gizli; zira borçların yeniden yapılandırılması çabalarının sekteye uğradığı, Sudan'ın uluslararası finans kuruluşlarına erişiminin azaldığı ve devam eden savaş ve kötüleşen ekonomik faaliyet nedeniyle kamu maliyesinin artan bir baskı altında olduğu bir dönemde geldi.

Anlaşma, Çin hükümetinin verdiği dört faizsiz kredi borcunun silinmesini içeriyor ve Port Sudan'da protokolün imzalanmasının hemen ardından yürürlüğe girdi. Bu gelişme, her iki tarafın da bankacılık engellerinin giderilmesi, Çin Ulusal Petrol Şirketi'nin (CNPC) faaliyetlerinin yeniden başlatılması ve enerji, su ve tarım projelerine tahsis edilen Çin hibelerinin uygulanmasına devam edilmesi de dahil olmak üzere çeşitli ekonomik konularda devam eden iş birliğine olan bağlılıklarını teyit etmeleriyle aynı zamana denk geldi. Bu, savaş ve neden olduğu siyasi ve ekonomik karmaşıklıklar nedeniyle birçok uluslararası finansörün ve ortağın varlığının azaldığı bir dönemde, Çin'in özellikle petrol sektöründe Sudan'ın en önde gelen yatırımcılarından ve ekonomik ortaklarından biri haline geldiği, on yıllara yayılan bir ekonomik ilişkinin uzantısı olarak öne çıkıyor.

Durdurulan projeler

Sudan-Çin ilişkileri, Afrika'da siyasi ekonomi ve jeopolitik değerlendirmelerin iç içe geçişinin bir örneğini teşkil ediyor. 1990'ların ortalarından beri Pekin, Sudan'ı kıtada enerji sektöründe varlığını genişletmesine olanak tanıyan bir ortak olarak gördü. Bu arada Hartum, Batı'nın artan izolasyonu, sermayeye ve uluslararası pazarlara erişimini sınırlayan ekonomik yaptırımlardan muzdarip olduğu bir dönemde Çin'de bir finansman, yatırım ve teknoloji kaynağı buldu. Çin yatırımları, Sudan'ın petrol endüstrisi gelişiminin omurgasını oluşturdu; Port Sudan'daki petrol sahalarını, boru hatlarını ve ihracat tesislerini finanse etti. Bu durum, Çin'i uzun yıllar boyunca Sudan'ın en büyük yabancı yatırımcısı ve en önemli ticaret ortağı haline getirdi.

Ancak bu ilişki, 2011'de Güney Sudan'ın ayrılmasından sonra, petrol rezervlerinin büyük çoğunluğunun yeni devlete devredilmesiyle farklı bir aşamaya girdi. Bu durum, Sudan'daki Çin yatırımlarının ekonomik olarak faydasını azalttı, ancak ilişkilerde tam bir kopmaya yol açmadı. Pekin, siyasi istikrarsızlığa rağmen sürekli ekonomik etkileşim politikası benimseyerek altyapı, enerji ve madencilik sektörlerindeki varlığını sürdürdü. Fakat, devam eden savaş, projeleri aksatan ve birçok şirketin faaliyetlerini kısıtlayan zorluklar ortaya çıkardı. Ayrıca, kötüleşen güvenlik ortamında bazı yatırımların yeniden değerlendirildiğine dair işaretler de ortaya çıktı.

Dünya Bankası tahminlerine göre, Sudan'ın kamu borcu GSYİH'sının yaklaşık yüzde 147'sine denk geliyor ve hükümet, uluslararası piyasalardan borçlanamadığı için nakit finansmanına güvenmeye devam ediyor.

e7kı
Pekin'in Sudan'ın borcunun bir kısmını silme kararı, Çin'in Afrika'da küçük, faizsiz devlet kredilerinin silinmesine dayanan diplomatik yaklaşımının bir uzantısı olarak görülüyor (Independent Arabia - Hasan Hamed)

Çin'in Sudan'ın alacaklılarının başında geldiği yönündeki yaygın algıya rağmen, Sudan'ın dış borcunun büyük çoğunluğu aslında uluslararası finans kuruluşlarına ve diğer resmi alacaklılara ait. Çin’e borcu, toplamın sınırlı bir yüzdesini temsil ediyor ve imtiyazlı krediler, tercihli krediler ve altyapı ve enerji projelerine bağlı finansman karışımından oluşuyor. Pekin'in son kredi borcunu silme kararı, ticari krediler veya büyük yatırım projelerine bağlı finansman hariç, imtiyazsız devlet kredilerine ilişkin olağan politikası çerçevesinde yer alıyor. Bu da Çin'in ortaklarının borçlarını yönetmedeki rolünün yanı sıra, devam eden çatışmaya rağmen Sudan'daki ekonomik varlığını sürdürdüğünü yansıtıyor.

Varlığını pekiştirme

Sudan, Çin için gelişmekte olan bir pazar ve doğal kaynaklar için bir kaynak olmasının yanı sıra, Afrika Boynuzu'nu Kızıldeniz'e bağlayan stratejik bir konumda yer alıyor ve bölgesel ticaret ve enerji ağlarında önemli bir bağlantı noktası oluşturuyor. Bu anlayışa dayanarak, Pekin 1990'ların ortalarından beri petrol, altyapı, enerji ve ulaşım projelerini düşük faizli krediler ve kalkınma kredileri yoluyla finanse ederek ülkedeki varlığını pekiştirirken, aynı zamanda ekonomik iş birliğini yönetim veya iç reformlarla ilgili siyasi koşullara bağlamaktan kaçındı. Bu yaklaşım, Çin'in on yıllardır Sudan'ın en büyük ekonomik ortağı olmasına katkıda bulundu, ancak aynı zamanda finansal yükümlülükler de biriktirdi, çünkü Çin'in finansmanının çoğu hibe yerine üretken projelere bağlı krediler şeklinde oldu.

rgthyju
Çin için Sudan, gelişmekte olan bir pazar ve doğal kaynaklar için bir kaynaktır (Independent Arabia - Hasan Hamed)

Bu bağlamda, Pekin'in Sudan'ın borcunu silme kararı, Çin'in Afrika'da benimsediği diplomatik yaklaşımın bir uzantısıdır; bu yaklaşım, küçük, faizsiz devlet kredileri borcunu silmeyi, ticari krediler ve altyapı finansmanını ise silme programının kapsamı dışında tutmayı içeriyor. Bu nedenle, kararın finansal etkisi, dış borç ve Çin'e olan 5 milyar dolardan fazla borçla karşılaştırıldığında sınırlı kalıyor. Ancak, gerçek değeri zamanlamasında gizli, çünkü karar, HIPC girişiminin durduğu, Batı finansman kanallarının azaldığı ve Sudan'ın savaş nedeniyle finansal izolasyonunun arttığı bir dönemde geldi.

Buna karşılık, ekonomik çöküş ve ardından gelecek muazzam yeniden inşa ihtiyacı, Çin için limanlar, yollar, enerji ve lojistik alanlarında büyük yatırımlar gerektirecek bir ülkede varlığını pekiştirmek için stratejik bir fırsat sunuyor. Mesele, sadece sınırlı bir borç yükünü hafifletmekle ilgili değil, aynı zamanda gelecekteki yeniden inşa pazarında lider bir konumu korumak ve Kızıldeniz'de stratejik bir konumda bulunan bir ülkede uzun vadeli ekonomik nüfuz ağlarını pekiştirmekle de ilgili. Burada altyapının yeniden inşası, bir ekonomik kalkınma projesi olduğu kadar, güç dengesini yeniden şekillendirmenin bir aracı haline de geliyor.

Borç tuzağı

Sudan'ın Çin'e olan borcunu yalnızca “borç tuzağı diplomasisi” anlatısıyla yorumlamak uygun olmayabilir, aynı şekilde Çin finansmanını garantili bir kalkınma motoru olarak gösteren karşı bir anlatıya da indirgenemez. Sudan'daki durum, siyasi ekonomi değerlendirmeler ve jeopolitik değişimlerin kesişim noktasında şekilleniyor. Milenyumun başından beri Çin'den alınan borçların genişlemesi, Hartum'un sermaye ve teknik uzmanlık ihtiyaçlarını karşılayan ve aynı zamanda Çin'in enerji sektöründeki stratejik çıkarlarını güçlendiren karşılıklı bir ilişki içinde, petrol ve altyapı projelerinin finansmanıyla bağlantılı oldu. Ancak, Güney Sudan'ın ayrılmasıyla Sudan ekonomisi petrol kaynaklarının büyük bir kısmından mahrum kaldı ve bu durum denklemin dengesini büyük ölçüde bozdu. Bu dengesizlikler, ardı ardına gelen finansal krizlerle daha da kötüleşti. Ardından, borç sürdürülebilirliğini, borçların şartlarından ziyade devletin kurumsal hayatta kalmasına bağımlı hale getirecek bir şekilde ekonomik ortamı yeniden şekillendiren savaş patlak verdi.

Bu perspektiften bakıldığında, Çin'in stratejik varlıklar edinmek veya doğrudan egemen düzenlemeler dayatmak için borçları kullandığına dair kesin bir kanıt olmadığı için, “borç tuzağı” tezi Sudan deneyimini açıklamak için yetersiz görünüyor. Buna karşılık, dış yükümlülüklerin birikiminden kaynaklanan yapısal riskleri göz ardı etmek de aynı derecede aşırı bir basitleştirmedir. Borçlanmanın zayıf yönetişim, dar bir üretim tabanı ve kamu maliyesinin değişken gelirlere bağımlılığıyla birleşimi, şartlarından bağımsız olarak her türlü dış borcu, ekonomik kırılganlığı şiddetlendiren ve kamu politikası seçeneklerini kısıtlayan bir unsur haline getiriyor. Dahası Sudan'ın Çin'e olan borcunun geleceği, borç verenin niteliğinden ziyade, devletin savaş sonrası dönemde istikrarı yeniden sağlama, kamu maliyesini yeniden yapılandırma, gelir kaynaklarını çeşitlendirme ve finansmanları sürdürülebilir getiri sağlayabilecek verimli yatırımlara yönlendirme becerisine bağlı olacaktır. Borç sürdürülebilirliği, borcun kendisinin doğal bir özelliği değil, devletin borçlanmayı ekonomik büyümeye dönüştürmedeki verimliliğinin doğrudan bir sonucudur; bu da devletin egemenliğini veya kalkınma fırsatlarını tehlikeye atmadan yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesini desteklemektedir.

Rekabet avantajı

Şarku’l Avsat Indpendent Arabia’dan aktardığı analize göre Sudan ve Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin geleceği, herhangi bir tekli finansal anlaşmadan daha belirleyici bir değişkene bağlı kalacaktır, o da savaşın sonucu. Sudan ekonomisinin canlandırılması, siyasi olarak ne kadar önemli olursa olsun, sınırlı borç silme ile sağlanamaz. Minimum düzeyde güvenliğin yeniden sağlanmasını, devlet kurumlarının yeniden inşasını, üretimin yeniden başlatılmasını ve Sudan'ın uluslararası finans sistemine yeniden entegre edilmesini gerektiriyor. Bu adımlar atılmadığı takdirde, nedenleri ve büyüklüğü dış mali yükümlülüklerin çok ötesine uzanan yapısal bir kriz karşısında, herhangi bir borç hafifletme önleminin etkisi sınırlı kalacaktır.

Bu bağlamda, Çin, otuz yılı aşkın süredir inşa ettiği ekonomik varlığından ve koşullar uygun olduğunda yeniden inşaya katılma isteğinden yararlanarak, Sudan'ın en önde gelen dış ortaklarından biri olarak konumunu korumaya hazır görünüyor. Ancak, bu rolün niteliği, Hartum'un borcunu etkin bir şekilde yönetme, kamu harcama önceliklerini yeniden yapılandırma ve borçlanmayı, mali dengesizlikleri daha da kötüleştirmek yerine, gelecekteki borç ödemelerini güvence altına alacak getiriler üretebilen verimli projelere yönlendirme becerisine bağlı olacaktır. Ayrıca, Çin ile iş birliği, büyük olasılıkla Çinli şirketlerin rekabet avantajına ve Afrika pazarlarında geniş deneyime sahip olduğu altyapı, enerji ve lojistik sektörlerine odaklanmaya devam edecektir.

Buna karşılık, Sudan da aynı derecede önemli bir zorlukla karşı karşıya; Çin finansmanından yararlanmak ile tek bir ortağa bağımlılığın ekonomik veya müzakere açısından kırılganlık kaynağı haline gelmesini önlemek arasında hassas bir denge kurmak. HIPC girişiminin askıya alınması, borç krizinin ele alınmasının, ne kadar önemli olurlarsa olsunlar, ikili girişimlere dayanamayacağını gösterdi. Aynı zamanda, uluslararası finans kuruluşlarıyla iş birliğinin yeniden başlatılmasına ve Sudan ekonomisine olan güvenin yeniden inşa edilmesine olanak tanıyan siyasi bir çözüme ihtiyaç duyulduğunu da gösterdi.

Jeopolitik düzeyde, 50 milyon dolarlık bir borcun silinmesinin tek başına Afrika'daki güç dengesini değiştirmesi beklenmiyor, ancak Pekin'in izlediği daha geniş bir eğilimi destekliyor; krizler sırasında kırılgan devletlerde varlık göstermek ve böylece yeniden inşa aşamasında göreceli bir avantaj elde etmek. Dahası söz konusu hamlenin stratejik değeri, finansal rakamın kendisinde değil, Sudan istikrar kazanırsa daha derin ve daha geniş bir ekonomik ortaklığa dönüşebilecek veya savaş devam ederse, kalkınma mantığından ziyade kriz yönetimi mantığıyla yönetilmeye devam edecek uzun vadeli bir ilişkiyi sağlamlaştırmaya katkısında yatıyor.


Şera, NATO Zirvesi kapsamında Ankara’da hangi konuları görüşecek?

(foto altı) Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de hazır bulunduğu bir toplantıda, bir grup Kongre üyesi ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
(foto altı) Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de hazır bulunduğu bir toplantıda, bir grup Kongre üyesi ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Şera, NATO Zirvesi kapsamında Ankara’da hangi konuları görüşecek?

(foto altı) Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de hazır bulunduğu bir toplantıda, bir grup Kongre üyesi ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
(foto altı) Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de hazır bulunduğu bir toplantıda, bir grup Kongre üyesi ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Suriye, Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’ne katılımını büyük önemle değerlendiriyor. Suriye medyasına göre bu katılım, ‘Şam’ın uluslararası sistemin yapısı içinde kendisi için oluşturduğu yeni stratejik konumlanmanın’ bir parçası olmanın yanı sıra, zirvenin bölge ve dünyada büyük jeopolitik dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde gerçekleştirilmesi nedeniyle de ayrı bir önem taşıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 36’ncısı düzenlenen NATO Zirvesi’nin ikinci gününde (çarşamba) Ankara’ya ulaştı. Ankara, 2004 yılından bu yana ikinci kez NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapıyor. Şera’nın zirveye davet edilmesi, Suriye’nin uzun yıllar süren uluslararası izolasyon ve siyasi tecridin ardından Şam’a yönelik uluslararası açılımın genişlediğine işaret eden derin siyasi anlamlar taşıyor.

Şera, Ankara’ya varışının hemen ardından, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de katılımıyla ABD Kongresi’nden bir heyet ve ABD Başkanı’nın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi. Suriye Cumhurbaşkanlığı’nın açıklamasına göre görüşme, Şera’nın ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştireceği buluşma öncesinde yapıldı.

dfgthy
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, NATO Zirvesi’nin ikinci gününde Ankara’ya gelen Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’yı karşıladı. (SANA)

Şera’nın zirve kapsamında gerçekleştireceği temaslarda birçok başlık ele alınacak. Suriye’nin es-Sevra gazetesi dün yayımladığı haberde, görüşmelerde terörle mücadele, Hizbullah’ın geleceği, milis grupların silahsızlandırılması, sınır güvenliği ve Lübnan’ın bölgesel hesaplaşmaların sahası haline gelmesinin önlenmesi gibi konuların masaya yatırılacağını belirtti. Gazete, bu hedeflerin ‘açık mutabakatlar, güçlü bir Lübnan devleti ve dengeli bir Suriye rolü’ çerçevesinde ele alınacağını ifade etti.

Görüşmelerde ayrıca, sınır güvenliğinin güçlendirilmesi, kaçakçılık faaliyetlerinin önlenmesi, uyuşturucuyla mücadelede iş birliği, Suriye ekonomisi üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması, ülkede istikrarın desteklenmesi ve Suriye devlet kurumlarının görevlerini etkin şekilde yerine getirebilmesi için atılacak adımların da değerlendirilmesi bekleniyor.

Gazetenin görüştüğü siyaset analistleri ise “Ortadoğu haritasını okumak isteyen hiç kimse Suriye’yi görmezden gelemez. Akdeniz’in güvenliği, Lübnan, Irak, sınırlar, terörle mücadele, milis gruplar ve bölgesel dengenin yeniden tesisi gibi başlıklar Şam devre dışı bırakılarak tartışılamaz. Suriye, harita üzerinde yalnızca bir geçiş noktası değil, bölgenin ve dünyanın merkezindeki stratejik bir düğüm noktasıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye... Stratejik bir konum

NATO, Suriye’yi daha geniş kapsamlı güvenlik düzenlemelerine entegre ederek bölgede gerilimin tırmanma riskini azaltmayı hedefliyor. Bu yaklaşım, özellikle Washington ile Tahran arasında Hürmüz Boğazı’nda yeniden yükselen askerî gerilim nedeniyle önem kazanıyor. Şera da salı günü Şam’da Fransa Cumhurbaşkanı ile gerçekleştirdiği görüşmede bu konuya değinerek, “Hürmüz Boğazı krizinin ardından dünya, güvenli ve istikrarlı ulaşım koridorlarının değerini daha iyi anladı” ifadesini kullandı. Şera, bu değerlendirmeyi yaparken Suriye’nin Akdeniz’i Körfez bölgesi ve Irak’a bağlayan stratejik bir konuma sahip olduğunu vurguladı. Ayrıca ülkenin, deniz yoluyla Fransa’nın Marsilya kentine yalnızca birkaç saatlik mesafede bulunduğuna dikkat çekti.

scdvfbgh
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (AP)

Bağımsız yerel gazete Enab Baladi ise NATO Zirvesi’nin gündeminin ağırlıklı olarak kolektif savunma, askerî kapasitenin güçlendirilmesi ve Avrupa güvenliğinin geleceğine odaklandığını, ancak zirve kapsamında yürütülen diplomatik temasların, özellikle de Suriye’nin katılımı ve Şera’nın çeşitli liderlerle gerçekleştirmesi beklenen görüşmelerin Suriye dosyasını zirvenin önemli başlıklarından biri haline getirebileceğini yazdı. Gazete, zirveden Şam’ın başta Washington, Ankara ve Paris olmak üzere etkili başkentlerle gelecekteki ilişkilerine dair yeni işaretlerin çıkmasının beklendiğini belirtti.

Enab Baladi, Trump ile Şera arasında yapılması beklenen görüşmede, Washington ile Şam arasındaki ilişkilerin geleceği ile Suriye’ye ilişkin siyasi ve güvenlik dosyalarının ele alınmasının öngörüldüğünü aktardı. Haberde, son aylarda Suriye’de yaşanan gelişmeler ışığında iki taraf arasındaki iletişim kanallarının genişletilmesi imkânlarının da masaya yatırılmasının beklendiği ifade edildi.

Gazete ayrıca, ikili görüşmelerde Suriye-Türkiye koordinasyonunun da öne çıkacağını; özellikle sınır güvenliği ve ekonomik iş birliği başlıklarının ele alınacağını kaydetti. Haberde, Şam yönetiminin Batılı ve bölge ülkeleriyle diplomatik açılımını genişletme çabalarını sürdürdüğüne dikkat çekildi.

Suriye resmi haber ajansı SANA ise NATO Zirvesi’nin, Suriye ile ABD arasındaki ilişkilerin ‘yaptırımlar ve kopuş döneminden yapıcı diyalog ve stratejik iş birliği aşamasına geçiş’ sürecinde düzenlendiğini belirtti. Şarku’l Avsat’ın SANA’dan aktardığına göre zirve, ‘Suriye'nin bölgede güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesindeki merkezi rolünü pekiştiren geniş kapsamlı uluslararası ve bölgesel diplomatik hareketliliğin bir parçası olması ve kapsamlı ekonomik toparlanma çabalarını ileri taşıması’ nedeniyle özel önem taşıyor.