Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Sudan konusunu endişeyle takip ediyoruz. Suriye’deki krizi sona erdirecek bir ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyoruz.

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
TT

Cibuti Cumhurbaşkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Zorluklar büyük ve Cidde zirvesi Arap eylemini güçlendiriyor

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh (Getty)

Cuma günü tüm gözler Suudi Arabistan’ın batısındaki Cidde’ye çevrilecek. Zira o gün Cidde, Sudan’daki silahlı çatışmanın önderlik ettiği karmaşık jeopolitik koşullar ve çok sayıda Arap krizi ortasında Arap Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh de yaptığı açıklamada, “Arap halkları, bölgedeki kriz durumlarını içeren ve ortak Arap eylemini teşvik eden kararlar almak için zirveye güveniyor” diyerek, Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden sağlamak için Suudi Arabistan’ın sürekli çabalarına dikkati çekti.

Guelleh, Şarku’ Avsat’a verdiği röportajda, Arap dünyasının ortak eylem ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde yeni küresel blokların ortaya çıkışından izole olmadığını söyledi. Arap kararını güçlendirmede ve safları birleştirmede Suudi Arabistan’ın merkezi önemine dikkati çeken Omar Guelleh, ülkesi ile Krallık arasında deniz ve hava taşımacılığı ve serbest bölge kurulması alanlarında ortak projeler oluşturmak için çalışmaların devam ettiğini açıkladı.

Guelleh, “Suudi Arabistan- ABD inisiyatifi, Sudan krizini Cidde Bildirgesi’ne dahil etmek için muazzam bir çaba harcıyor. Sudan krizini kontrol altına almak için etkili bir arabuluculuk başlatmaya hazırız. İGAD girişiminin derinleşen krize çözüm bulunmasına katkı sağlamasını temenni ediyoruz” diyerek, Suudi Arabistan- İran yakınlaşmasının bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerini attığına ve ortak İslami eylemi teşvik ettiğine vurgu yaptı.

Guelleh, Suriye krizini sona erdirmek ve güvenlik, istikrar ve kalkınmayı yeniden sağlamak için siyasi izolasyonu kaldırmak amacıyla kaydedilen ilerlemeye de değinirken, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göçün, deniz trafiğinin ve Kızıldeniz’in güvenliğinin önündeki en önemli zorluklar olduğunu belirtti. Ayrıca Nahda (Rönesans) Barajı krizinin çözülmesi ve ilgili tarafları tatmin edecek bir anlaşmaya varılması konusundaki iyimserliğini dile getirdi.

Cibuti Cumhurbaşkanı ayrıca, ülkesinin Rusya- Ukrayna krizini sona erdirme çabalarını desteklediğini belirterek, nükleer savaşa doğru kayma uyarısında bulundu.

İşte Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh’in Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tamamı;

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh

-Arap Zirvesi cuma günü Cidde’de yapılacak. Beklenen en önemli gündemi nedir?

Zirve bazı kardeş Arap ülkelerinin tanık olduğu çok sayıda ve karmaşık jeopolitik değişimler ve kritik koşullar ışığında düzenleniyor. Onu farklı kılan ve ona özel bir önem veren de budur. Büyük kardeş, Arapların başı ve Müslümanlığın kubbesi olan Suudi Arabistan’da düzenlenmesi de önemli. Arap dünyasındaki en önemli çetrefilli ve sıcak konuların yanı sıra bölgedeki çeşitli jeopolitik gelişmelerin zirvenin gündeminde yer alması bekleniyor.

-Bu zirvenin karşılaşacağı başlıca zorluklar nelerdir?

Arap dünyasındaki zorluklar, şu an çok ve karmaşıktır. Çok kötü ve tehlikeli bir duruma tanık olan Sudan ve Yemen gibi birçok kardeş ülkenin kritik koşullardan geçtiği de bilinmektedir. Bununla birlikte Suudi Arabistan’ın krizi çözme, insanların acılarına son verme ve ‘mutlu’ Yemen’de güvenlik ve istikrarı yeniden tesis etme çabalarına yönelik büyük bir iyimserliğe sahibiz. Bunlar takdire şayan.

Filistin’de İsrail işgal polisinin mübarek Mescid-i Aksa’nın ayrılmaz bir parçası olan Babu’r Rahme mescidine baskın yapması ve oraya saygısızlık etmesi gibi İsrail’in işgal altındaki Kudüs’teki İslam ve Hristiyanlık dini kutsallarına yönelik saldırıları son dönemlerde de devam ediyor. Aynı şekilde El-Halil kentindeki İbrahim Camii’nin çatı ve duvarlarında işgalci İsrail’in bayrağı dalgalanıyor. Bu, uluslararası hukukun, Cenevre sözleşmelerinin ve uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve İslam ulusunun duygularına yönelik bir provokasyondur. Statülerini geri kazanmak için çeşitli zorluklarla karşılaşan birçok kardeş ülke var. Ayrıca Libya, Suriye ve Somali gibi ülkeler de birçok karışıklığa, huzursuzluğa ve savaşa tanık oluyor.

Mevcut Arap zirvesinin, Arap dünyasının tanık olduğu kriz durumlarının ve kritik durumların kardeşler arasında birlik ve beraberliğin korunmasını garanti edecek şekilde çözülmesine katkı sağlayacak tavsiye ve kararlarla sonuçlanmasını, Arap dünyası için huzursuzluktan, güvenlik sıkıntılarından ve savaşlardan uzakta refah sağlamasını ve ortak Arap eyleminin güçlendirilmesine katkıda bulunmasını temenni ediyoruz.

Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)
Hartum’da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar sırasında hava bombardımanından sonra binaların üzerinde dumanlar yükseliyor (Reuters)

-Cibuti’nin İGAD ülkelerinin bir parçacı olması çerçevesinde Sudan konusu nasıl ele alınacak?

Kardeş Sudan’daki kanlı olayları büyük bir endişeyle takip ediyoruz. İGAD grubu mevcut krizin çözümü için arabuluculuk girişimini proaktif olarak ortaya koydu. Cibuti Cumhuriyeti, Kenya Cumhuriyeti ve Güney Sudan Cumhuriyeti cumhurbaşkanları Sudan’a gitmek üzere tayin edildi ve arabuluculuk başlatmak için istişareler devam ediyor. Ancak üç cumhurbaşkanının Hartum’a yönelik hareketi, ateşkese ve ‘ihlallere sahne olan’ ateşkesin kararlılığına bağlı olmaya devam ediyor. Etkili arabuluculuk başlatmaya hazırız ve İGAD girişiminin Nisan ortasından bu yana kötüleşen krize acil bir çözüm bulunmasına katkıda bulunacağını umuyoruz. Ayrıca Suudi Arabistan Krallığı ve ABD’nin ateşkes için Cidde diyaloğundaki mevcut arabuluculuğunu da takdir ediyoruz.

Özellikle Cibuti Cumhuriyeti’nin rolüne ilişkin olarak, bizi onunla bağlayan ilişkilerin derinliği ve gücüne dayanarak, tarih boyunca kardeş Sudan ile dayanışma içinde olduk ve olmaya devam ediyoruz. Cibuti Cumhuriyeti, Afrika Boynuzu’nda barış ve uzlaşmaya katkı sağlamadaki onurlu rolleriyle tanınıyor. Önceki aşamalarda Sudan taraflarını yakınlaştırmaya yönelik uzlaştırma çabalarına katkıda bulunmuştur. Bunların arasında, Sudan Cumhuriyeti’nin eski Cumhurbaşkanı Ömer Hasan el-Beşir ve Ümmet Partisi lideri eski Başbakan Sadık el-Mehdi’nin katılımıyla, 1999 sonlarında Sudan hükümeti ile muhalefetteki Ümmet Partisi arasında arabuluculuk yaptığımız Kapsamlı Barış Anlaşması da var. Bu anlaşma, o dönemde var olan pek çok sorunun ve çatışmanın çözülmesine katkıda bulunmuştur. Aynı zamanda tarafları barış içinde bir arada yaşama yoluna ve yüksek çıkarların önceliğine sokmuştur.

Unutmayın ki Cibuti Cumhuriyeti, İGAD örgütünün mevcut başkanlığını kardeş Sudan’a devretti. Bu durum, Cibuti’nin kardeş Sudan halkına bir hediyesidir ve mevcut yolculuklarında onlara destek sağlama amaçlıdır. Bu durum, Cibuti Cumhuriyeti’nin Sudan’ı desteklemeye ve karşı karşıya olduğu tüm zorlukların üstesinden gelmede yanında olmaya ve onu uluslararası forumlar aracılığıyla desteklemeye kararlı olduğunu gösterir. Cibuti Cumhuriyeti, kardeş Sudan Cumhuriyeti’ndeki gelişmeleri büyük bir dikkatle ve endişeyle takip ediyor. Birçok kıtasal ve bölgesel kuruluşa üyeliği aracılığıyla, sevgili Sudan’ın istikrarını ve birliğini korumak ve kardeş halkının çıkarlarını elde etmek için her şeyi yapmaya hazır olduğunu ifade ediyor.

Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)
Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, Cidde’deki Arap dışişleri bakanları toplantısında (AFP)

-Şam, Cidde Zirvesi aracılığıyla Arap Birliği’ne dönüyor. Arap ülkeleri, Suriye meselesini nasıl ele alacak?

Teorisyenler, her zamankinden daha güçlü hale gelen yeni bir dünya düzenine göre yeni bir jeopolitik haritadan bahsediyorlar. Ancak bu, ülkelerin konumlarında ve coğrafi sınırlarında ani ve köklü bir değişiklik olacağı anlamına gelmiyor. Bu, Vestfalya Antlaşması ve müteakip uluslararası anlaşmalardan bu yana bir dereceye kadar kanıtlanmıştır. Ancak aynı zamanda yeni küresel blokların ortaya çıkması doğaldır ve Arap dünyası, dünyanın bu konuda tanık olduğu gelişmelerden izole değildir. Herhangi bir Arap ülkesinin, ortak Arap eylemi ve uluslararası toplumun değişmezleriyle çelişmeyecek şekilde, çıkarlarını gördüğü ekonomik, askeri ve benzeri herhangi bir blokla işbirliği yapması doğaldır.

-ABD ve Çin’in Afrika kıtasına yönelik yarışı ne durumda?

Afrika’daki ABD- Çin rekabeti kalkınmanın çıkarınaysa, bu bizim memnuniyetle karşıladığımız olumlu bir konudur.

- Rusya- Ukrayna krizini, Rusya- Çin yakınlaşmasını ve bunların bölgeye etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ukrayna- Rusya savaşı ikinci yılına girdi ve maalesef yakın bir son görünmüyor. Olumsuz etkilerinin belirli bir coğrafi alanla sınırlı olmadığı, tüm dünyayı gölgeleyen, ekonomik büyümeyi engelleyen küresel bir kriz olduğu kesin. Dünyadaki ihracat ve ithalat hareketlerini etkilemesi sonucu enflasyon oranı artmakta. Durumun daha da kötüye gitmemesini ve bir nükleer savaşa kaymamasını umuyoruz. Bunun yerine, krizi siyasi olarak sona erdirmeye yönelik uluslararası çabalara desteğimizi tazeliyoruz. Ayrıca çatışma taraflarının müzakereleri kabul edeceğini umut ediyoruz.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Çinli mevkidaşı Chen Gang, 6 Nisan’da Pekin’de iki ülke arasındaki anlaşmanın imzalanması sırasında (AP)

-Bölge, son dönemde Riyad ve Tahran anlaşması başta olmak üzere hızlı değişimlere sahne oluyor. Bu anlaşma bölgeye nasıl yansıyacak?

Riyad ve Tahran arasında 2016’dan bu yana kesintisiz bir kopuştan sonra ikili ilişkilerin yeniden kurulmasına yönelik son anlaşmanın olumlu sonuçları, kuşkusuz en başta hem Suudi Arabistan’ın hem de İran’ın gelişimine yansıyacaktır. Uyum ve işbirliği her zaman ilgili tüm tarafların yararınadır. Suudi Arabistan Krallığı ve İran ağırlığı ve büyüklüğündeki iki ülke arasındaki herhangi bir yakınlaşma ve işbirliği, şüphesiz tüm bölgede istikrar ve kalkınmanın temellerinin atılmasına katkıda bulunacak ve ortak İslami eylemi güçlendirecektir.

-Cibuti’nin Suudi Arabistan ile apayrı bir ilişkisi var ve iki ülke arasındaki işbirliğinin artmasından bahsediliyor.

Suudi Arabistan ile ilişkilerin güçlü ve köklü olduğu doğru. Bu ilişkiler çok eskidir. Kıyıları aşan iki kardeş halk arasındaki iletişim çok eskidir. Aralarında birçok gelenek ve görenek açısından güçlü benzerlikler vardır. Resmi düzeyde Suudi Arabistan’ın Cibuti’ye verdiği destek bağımsızlık öncesine kadar uzanıyor. Suudi Arabistan, Cibuti mücadelesinin yanında yer aldı ve onu çeşitli uluslararası ve bölgesel forumlar aracılığıyla destekledi. Suudi Arabistan, kardeşi Cibuti’yi çeşitli siyasi, ekonomik, eğitimsel ve diğer alanlarda desteklemeye devam etti ve etmeye devam ediyor. İki kardeş ülke arasındaki ilişkiler her geçen gün daha da güçleniyor ve çeşitli dosyalara yönelik siyasi vizyonlarda uyum vardır. Sürekli işbirliği ve koordinasyon açısından ise güvenlik ve askeri olanlar da dahil olmak üzere birkaç komite mevcut. İki ülke arasındaki çeşitli alanlarda ikili işbirliğinin altında genel bir çerçeveyi temsil eden ortak Cibuti- Suudi Arabistan komitesi vardır. Cibuti ve Suudi iş adamlarından oluşan ortak bir konsey de mevcut.

Son yirmi yılda limanlar alanında nicelik ve nitelik olarak kaydettiğimiz muazzam gelişmeye dayanarak, iki kardeş ülke arasındaki deniz taşımacılığı, lojistik hizmetler ve limanlar alanındaki işbirliğini güçlendirmek için sabırsızlanıyoruz. Cibuti’de doğrudan deniz ve hava taşımacılığı alanında ortak projeler oluşturulması ve Suudi ihracat ve ürünleri için uluslararası serbest ticaret bölgesi içerisinde serbest bölge ve depoların kurulması için çalışmalar devam etmektedir.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)
Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına ait bir arşiv fotoğrafı (Şarku’l Avsat)

-Peki tüzüğü 2020’de Suudi Arabistan’da imzalanan Kızıldeniz’e kıyısı olan Devlet Konseyi hakkında değerlendirmeniz nedir?

Kızıldeniz’in stratejik önemi, siyasi ve ekonomik avantajları binlerce yıl öncesinden biliniyordu. Doğu ve batı denizlerinin ortasında veya daha özel olarak Akdeniz ile Hint Okyanusu arasındaki konumu ile ayırt edilir. Uzun bir deniz kıyısı olmasının yanı sıra kuzey ile güney, doğu ile batı arasında yüzen bir köprü gibidir. Jeopolitik olarak, uzun kıyıların deniz suyunu ve oradaki seyrüseferi kontrol etme konusunda ezici bir yeteneğe sahip olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, bu denize kıyısı olan ve kıyılarını kontrol eden ülkeler, etrafındaki herhangi bir çatışmada kilit rol oynamaktadır. Böylece Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan bu siyasi, askeri ve ekonomik arteri en kısa deniz yolu ile kontrol etmektedir.

Bu denizin aşırı öneminden hareketle, ona komşu olan ülkelerin omuzlarına yüklenen sorumluluk çok büyüktür. Suudi Arabistan bu konuda ilk adım atan ülkeler arasında yer aldı. Kızıldeniz güvenliği fikri, Suudi Arabistan Krallığı, Mısır ve Yemen Mütevekkilî Krallığı arasında 21 Nisan 1956’da imzalanan Cidde Paktı’na kadar uzanmaktadır. Bu tüzük, Kızıldeniz’de ‘ortak güvenlik sistemi’ kurulması için yapılan ilk çağrıdır.

Ülkemiz (Cibuti Cumhuriyeti), büyük stratejik ekonomik ve siyasi öneme sahip Babülmendep Boğazı’na bakan, Kızıldeniz’deki eşsiz coğrafi konumu ile karakterize ediliyor. Bu çerçevede deniz seyrüseferini korumak, terörizmle mücadele etmek ve bölgeyi ve bir bütün olarak dünyayı saran güvenlik sorunlarıyla mücadele etmek için büyük güçlerle koordinasyon ve işbirliği yoluyla uluslararası güvenlik ve istikrarı sağlamaya yönelik çabalarda çok önemli bir rol oynuyoruz.

Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan Arap ve Afrika Devletleri Konseyi’nin tüzüğü ise üye ülkeler tarafından Ocak 2020’de imzalandı. Tüzüğünü onaylayan ilk ülkeler arasındaydık. Ayrıca daha önce konseyin merkezinin Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde olmasını önerdik. Daha sonra bu konu üzerinde uzlaşıya varıldı. Konseyin üye devletler arasında koordinasyon ve işbirliği konusunda üzerine düşen rolü oynamaya başlaması beklenmektedir. Üye devletler olan Cibuti, Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Ürdün, Somali, Yemen ve Eritre siyasi, ekonomik, güvenlik ve çevresel alanlarda bunu başarmanın yollarını araştırıyorlar. Deniz seyrüseferinin ekonomik ve siyasi olarak güvence altına alınması için bu konseyin çok önemli olduğunu vurgulamak isterim. Bölge, radikalizm, terörizm ve yasa dışı göç gibi ‘küresel ve bölgesel dayanışma’ ile üstesinden gelinebilecek birçok zorlukla çevrilidir.



Casusluk ve kamuflaj için sebze aracı... İsrail, Hamas'ın üst düzey güvenlik yetkilisini nasıl kaçırdı?

Gazze kentinde salı günü Hamas’a bağlı bir güvenlik yetkilisinin kaçırılmasıyla eş zamanlı düzenlenen İsrail saldırısının bulunduğu bölgede yürüyen bir Filistinli (EPA)
Gazze kentinde salı günü Hamas’a bağlı bir güvenlik yetkilisinin kaçırılmasıyla eş zamanlı düzenlenen İsrail saldırısının bulunduğu bölgede yürüyen bir Filistinli (EPA)
TT

Casusluk ve kamuflaj için sebze aracı... İsrail, Hamas'ın üst düzey güvenlik yetkilisini nasıl kaçırdı?

Gazze kentinde salı günü Hamas’a bağlı bir güvenlik yetkilisinin kaçırılmasıyla eş zamanlı düzenlenen İsrail saldırısının bulunduğu bölgede yürüyen bir Filistinli (EPA)
Gazze kentinde salı günü Hamas’a bağlı bir güvenlik yetkilisinin kaçırılmasıyla eş zamanlı düzenlenen İsrail saldırısının bulunduğu bölgede yürüyen bir Filistinli (EPA)

Nadir görülen bir operasyonda İsrail özel kuvvetleri, salı sabahı Gazze Şeridi'nde Hamas yönetimine bağlı iç güvenlik biriminin üst düzey yetkililerinden Muin el-Arabid'i kaçırdı. Operasyonda el-Arabid'in eşi ile yoldan geçen iki çocuk da öldürüldü. İsrail gücü, Gazze kentinin batısındaki Ketibe bölgesinde el-Arabid ve ailesinin yaşadığı küçük bir villaya sızarak kendisini kaçırdı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise operasyonu memnuniyetle karşıladığını açıklayarak üstlendi.

Ekim 2025'te varsayımsal ateşkes anlaşmasının ilan edilmesinden bu yana İsrail ordusu, Gazze'deki grupların aktivist ve mensuplarını kaçırmak için kendisine bağlı silahlı çetelerden yararlanıyordu. Ordu, bu gruplara insansız hava araçları veya savaş uçaklarıyla hava desteği sağlıyordu.

Kaçırma operasyonunun gerçekleştirildiği Ketibe bölgesi, Gazze kentinin Er-Rimal Mahallesi ile birlikte en seçkin yerleşim bölgelerinden biri olarak biliniyor. Bölgede bir saatten kısa süre içinde art arda patlamalar meydana geldi ve silah sesleri duyuldu. Daha sonra çatışmaların hedefi ortaya çıktı.

cfrgthy
Salı günü İsrail saldırısına uğrayan ve kaçırılan Hamas’a bağlı güvenlik yetkilisinin evinin yakınındaki Filistinliler (EPA)

İsrail uçakları, iki aracı bombalayarak ve bölgenin çevresine küçük bombalar bırakarak operasyondaki gücün çekilmesinden önce kendisine yönelik herhangi bir saldırı girişimini engellemeye çalıştı.

Gazze'deki ana iç güvenlik birimi merkezi, Hamas'ın kontrolündeki bölgelerin derinliklerini hedef alan saldırının gerçekleştiği noktadan birkaç yüz metre uzaklıkta bulunuyor.

İsrail'in işgal ettiği ve çekilmeyi reddettiği bölgeler ile Hamas ve diğer grupların kontrolündeki alanları, Sarı Hat olarak adlandırılan sanal bir hat ayırıyor. İsrail'in kontrolündeki bölgeler hattın batısında yer alırken, Hamas ve diğer grupların kontrolündeki bölgeler hattın doğusunda bulunuyor. Ancak İsrail destekli silahlı çeteler zaman zaman bu bölgelere saldırılar düzenliyor.

Katz, İsrail'in Hamas'ın kamu güvenliği biriminin üst düzey bir yetkilisini gözaltına aldığını açıkladı. Operasyonun ayrıntılarına vakıf Hamas'tan bir saha kaynağı, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada operasyonun Gazze Şeridi'ndeki iç güvenlik biriminin müdürü görevini yürüten el-Arabid'i hedef aldığını söyledi. Başka bir kaynak ise el-Arabid'in yalnızca Gazze kentindeki birimin müdürlüğünü yürüttüğünü belirtti.

fvgthyjuk
Gazze kentinde salı günü, Hamas’a bağlı bir güvenlik yetkilisinin kaçırılmasıyla eş zamanlı düzenlenen İsrail saldırısının bulunduğu bölgedeki Filistinliler (EPA)

İsrail Kamu Yayın Kurumu da gözaltındaki el-Arabid'in yaralandığını ve tedavi edilmek üzere İsrail'deki hastanelere nakledildiğini doğruladı. Ancak sağlık durumunun ciddiyetine ilişkin bilgi verilmedi.

Casusluk görevi ve sebze taşıyan araç

Şarku’l Avsat’a konuşan Gazze'deki saha kaynaklar, operasyonun perde arkasına ilişkin ilk bilgileri paylaştı. Kaynaklardan biri, İsrail gücünün operasyon öncesinde birkaç gün boyunca bölgede bulunduğunu ifade ederek, füzelerle hedef alınan araçlardan birinin bu güce ait olduğunu söyledi. Araç, bölgede bırakıldıktan sonra geri çekilme sırasında imha edildi.

İkinci kaynak ise imha edilen aracın salı sabahı saldırı bölgesine gelen araçlar arasında olmadığını söyledi. Kaynak, bunun aracın operasyondan en az iki gün önce bölgede bulunduğuna ve görünüşe göre casusluk faaliyetleri için kullanıldığına işaret ettiğini ifade etti.

Kaynaklardan biri, İsrail özel kuvvetlerinin bir pikap ile çeşitli sebzeler taşıyan başka bir araç kullandığını belirtti. Güç bölgeye ulaştığında, grubun bir bölümü el-Arabid ve ailesinin bulunduğu eve baskın düzenlerken, diğer grup dışarıda güvenliği sağladı.

cdfvg
Salı günü Gazze kentinde Hamas’a bağlı bir güvenlik yetkilisinin kaçırılmasına yol açan İsrail saldırısının gerçekleştiği bölgede kanlar içindeki çocuk oyuncakları (EPA)

Üçüncü bir kaynak, “İsrail gücü villaya sızdığında el-Arabid'in iki oğlu güce ateş açtı. İsrail gücü ise eşinin başına sıfır mesafeden ateş ederek onu olay yerinde öldürdü. İki oğul ağır yaralandı. Özel kuvvetlerle çatışan iki refakatçi de yaralandı. El-Arabid'in kendisi de yaralandı ancak yaralarının niteliği bilinmiyor” dedi.

Kaynak ayrıca, “iki çocuğun çekilmeye eşlik eden bombardıman ve evin dışındaki silah sesleri sırasında öldürüldüğünü” belirtti.

Bölgedeki görgü tanıklarına göre İsrail özel kuvvetleri, havadan yoğun ateş desteği altında bir araç ve motosikletlerle saldırı bölgesinden çekildi. Güç, deniz yolunu ve güzergâhı belirlenemeyen başka bir yolu kullanarak bölgeden ayrıldı.

Hamas kaynağı, “Soruşturmalar hâlâ devam ediyor. Özellikle bölgenin güvenlik kameralarıyla dolu olması nedeniyle önümüzdeki saatler ve günlerde ayrıntılar daha net ortaya çıkacak” dedi.

Gazze'deki gruplardan bir kaynak ise el-Arabid'in salı günü oğlunun nikâh törenini gerçekleştirmeye hazırlandığını ve söz konusu oğlunun saldırı sırasında ağır yaralandığını açıkladı.

Kaçırılan kişinin akıbeti konusunda ilk saatlerde çelişkili bilgiler

Olayın ardından Hamas çevrelerinde el-Arabid'in akıbeti konusunda ilk saatlerde çelişkili bilgiler yayıldı. Hamas kaynakları saldırının ilk saatlerinde operasyonun başarısız olduğunu öne sürerek bu bilgiyi kendi platformları üzerinden yaydı ve bazı medya kuruluşlarına da yanlış bilgiler aktardı. Ancak İsrail'in açıklamasının ardından Hamas geri adım attı.

Hükümete bağlı Medya Ofisi, özel kuvvetin bir güvenlik görevi yürüttüğü sırada tespit edildiğini ve bunun İsrail işgal güçlerini havadan müdahaleye zorladığını açıkladı. Açıklamada, İsrail'in 10'dan fazla farklı uçakla bir dizi hava saldırısı düzenlediği ve saldırılarda can kayıpları yaşandığı öne sürüldü.

Medya Ofisi ayrıca özel kuvvet mensuplarından bazılarının öldürüldüğünü iddia etti. Ancak bu iddia İsrail kaynakları veya Hamas dışındaki bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanmadı.

Hamas kaynağına göre el-Arabid, geçen haziran ayında düzenlenen bir hava saldırısında hafif yaralanmıştı. Savaş sırasında başka bir suikast girişiminin de hedefi olan el-Arabid, İsrail'in Mart 2024'te Şifa Hastanesi'ne ikinci kez baskın düzenlediği sırada gözaltına alınmaktan kıl payı kurtuldu.

Kaynak, el-Arabid'in o sırada birimin komutanlarından bazı subaylarla birlikte hastanede bulunduğunu ve İsrail güçlerinin hastaneyi kuşatıp kontrolü tamamen sağlamlaştırmasından önce ilk dakikalarda onlarca Gazzeliyle birlikte kaçmayı başardığını söyledi.

El-Arabid hangi bilgilere sahip?

Hamas ve Gazze'deki diğer gruplardan çok sayıda kaynağa göre el-Arabid, yıllar boyunca önemli güvenlik dosyalarından sorumluydu. Bunlar arasında İsrail'le işbirliği yapan kişilerin dosyası ve DEAŞ gibi örgütlere bağlı unsurların takibi bulunuyordu. El-Arabid ayrıca bu kişilere yönelik çok sayıda operasyonu yönetti.

Kaynaklar, el-Arabid'in 2018'de bir İsrail özel kuvvetinin ortaya çıkarılmasının ardından Gazze'de onlarca işbirlikçinin yakalanması sürecinin denetlenmesinde rol oynadığını belirtti. El-Arabid ayrıca savaş sırasında ortaya çıkan silahlı çetelerle ilgili dosyanın takibinde de görev aldı.

Hamas ve diğer gruplar içindeki değerlendirmelere göre İsrail, el-Arabid'e canlı ulaşmaya çalışıyor ve onu öldürmek istemiyordu. Kaynaklardan biri, “Gücün operasyonu gerçekleştirmek için diğer liderlere yönelik operasyonlarda olduğu gibi herhangi bir uçak kullanmaması bunun göstergesi. İsrail ayrıca tam anlamıyla güvenlik kontrolüne sahip olduğunu göstermek ve Hamas'ın üst düzey bir yetkilisini Tel Aviv'e götürerek bir başarı elde etmek istedi” dedi.

Aynı kaynak, operasyonun İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz açısından siyasi kazanım taşıdığına da dikkat çekti. İki isim, gelecek ay yapılması planlanan parlamento seçimlerine hazırlanıyor.


Gerçek sınav Güney Suriye: Şam'ın bağlı kaldıkları ile İsrail'in talepleri

İsrail tarafından ilhak edilen ve Lübnan ile Suriye sınırında bulunan Golan Tepeleri'ndeki Hermon Dağı'nda devriye gezen bir İsrail askeri, 15 Ocak 2026 (AFP)
İsrail tarafından ilhak edilen ve Lübnan ile Suriye sınırında bulunan Golan Tepeleri'ndeki Hermon Dağı'nda devriye gezen bir İsrail askeri, 15 Ocak 2026 (AFP)
TT

Gerçek sınav Güney Suriye: Şam'ın bağlı kaldıkları ile İsrail'in talepleri

İsrail tarafından ilhak edilen ve Lübnan ile Suriye sınırında bulunan Golan Tepeleri'ndeki Hermon Dağı'nda devriye gezen bir İsrail askeri, 15 Ocak 2026 (AFP)
İsrail tarafından ilhak edilen ve Lübnan ile Suriye sınırında bulunan Golan Tepeleri'ndeki Hermon Dağı'nda devriye gezen bir İsrail askeri, 15 Ocak 2026 (AFP)

İsrail'in 1948'de kurulmasından bu yana, Suriye stratejik, siyasi veya askeri hesaplarında asla sadece komşu bir ülke veya sıradan bir ülke olmadı. Suriye ona göre Arap bölgesinde kültürel ve sosyal yansımaları ile bir cephe hattı, bir güvenlik ve siyasi meydan okuma ve coğrafi bir bağlantı noktasıdır.

Bunlara ek olarak, Filistin halkının çeşitli açılardan Maşrık (Levant) bölgesinin ayrılmaz bir parçası olması sebebiyle de Suriye önemlidir. Zira bilhassa Mısır veya Irak ile bir tür entegrasyon veya iş birliğinin gerçekleşmesi halinde, Maşrık bölgesinde kilit, hatta temel bir ülkeydi. İsrail ise çeşitli yollarla ve araçlarla bu entegrasyonu ya da iş birliğini engellemeye önem verdi.

Dolayısıyla, Suriye'nin coğrafi konumu ve farklı dönemlerdeki tüm Arap-İsrail savaşlarına katılımı nedeniyle Arap-İsrail çatışmasındaki kilit rolüne ek olarak, keza 1973 savaşını İsrail'e karşı son Arap-İsrail savaşı olarak kabul edersek, son yarım yüzyılda Filistinli örgütlerin ve Lübnan Hizbullah'ının İsrail'e karşı faaliyetlerini desteklemede de önemli bir rol oynadı. Bu, söz konusu rolün içeride ve dışarıda siyasi olarak kullanılması bir yana, İran ve Lübnan arasında bir köprü görevi görmeyi de içeriyordu. Buna karşılık, 1982'deki İsrail'in Lübnan'ı işgalinin ardından Bekaa Vadisi'ndeki kısa süreli çatışma dışında, Suriye İsrail ile doğrudan çatışmadan genel olarak kendisini uzak tuttu.

Buna dayanarak İsrail, Suriye ile sınırını en barışçıl ve sakin sınırı olarak tanımlıyordu. Nitekim Esed rejimi (baba ve oğul) altında Suriye, İsrail'in saldırılarına ve egemenliğine yönelik ihlallerine sürekli olarak karşılık vermekten kaçındı ve bunu ünlü “Cevap uygun zamanda ve yerde verilecektir” sözüyle gerekçelendirdi. Başka bir deyişle, Suriye rejimi “direniş ve karşı çıkış” ekseninin bir parçası olarak bir şey söylüyor, başka bir şey yapıyordu.

Suriye’deki değişimden sonra İsrail müdahaleleri

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre yarım yüzyıldan fazla bir süre Esed rejimi, ordusu ve askeri gücüyle birlikte yaşayabilen İsrail'in, 8 Aralık 2024'teki çöküşünden sonra Suriye'ye tehditler savurmakta ve egemenliğini üç yolla ihlal etmekte acele etmesi dikkat çekicidir. Bunların ilki, Suriye ordusunun altyapısının ve tüm askeri birliklerinin (hava, kara ve deniz) imhasıyla sonuçlanan büyük ölçekli bir askeri harekatla topraklarına saldırmaktır. Bu, İsrail ordusu için Suriye toprakları içinde, sınırda rutin bir uygulama haline geldi. İkincisi, “azınlıkları koruma” bahanesiyle Suriye içinde coğrafi ve sosyal bölünmeler yaratarak hem teorik hem de pratik olarak Suriye'yi tehdit etmek. İsrail, Temmuz 2025'te Suveyda krizi sırasında doğrudan askeri müdahalede bulunarak bunu yapmıştı; bu müdahale Amerikan baskısıyla durdurulmuştu. Üçüncüsü ise, İsrail'in güvenliğini garanti altına almak için Suriye'nin güneyindeki Suveyda, Dera ve Kuneytra şehirlerinden Suriye askeri varlığının tamamen çekilmesidir ki İsrail bunu Lübnan'da da yapmaya çalışıyor.

 “İsrail Ortadoğu'da Oyunun Kurallarını Değiştiriyor” başlıklı makalesinde Avi Ashkenazi, İsrail'in “eylemleriyle, Suriye toprakları içinde, Suriye rejiminin silahlarından, milislerden ve başta Hamas ve Hizbullah olmak üzere ‘terör’ örgütlerinden arındırılmış, sınır boyunca 80 kilometrekarelik bir bölge oluşturduğunu" belirtiyor (Maariv, 13 Mart 2025).

İsrail'in endişelerini artıran husus, ABD'nin ve özellikle de Başkanı Donald Trump'ın mevcut Suriye liderliğiyle daha da yakınlaşmasıdır. Öyle ki Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara'ya övgüler yağdırırken aynı zamanda İsrail'e de baskı uyguluyor

 Dolayısıyla İsrail'in Suriye, Lübnan ve Filistin'deki eylemleri, öncelikle, Aksa Tufanı’nda (2023 sonu) aldığı darbeden sonra Ortadoğu'daki en güçlü askeri güç olarak kendi prestijini ve konumunu yeniden kazanmayı amaçlıyor. Bu, Türkiye'nin Suriye'deki etkisini sınırlamayı veya yayılmasını engellemeyi de içeriyor. İkincisi, gelecekte başka bir Tufan’dan korunmak için bir tampon bölge veya stratejik güvenlik derinliği oluşturarak, eylemlerini “ulusal güvenlik” iddiasıyla haklı çıkarmaya çalışıyor. Üçüncüsü, kendisi gibi, mezhepsel ve etnik kimlikleri etrafında gruplanmış bir Arap Maşrık bölgesi yaratmaya dayalı eski bir stratejiyi dayatmak için, Suriye ve Lübnan'daki toplumsal sorunlardan veya bölünmelerden yararlanarak bunları istismar ediyor. Böylece bölgede Yahudi devleti olarak tek istisna olmaktan çıkacak. Yani, İsrail, Arap çevresiyle ilişkilerini normalleştirmiyor, aksine Arap çevresini kendisine göre normalleştiriyor ya da kendine özgü karakterini çevresi içinde genelleştiriyor.

Ron Ben-Yishai tüm bunları şu sözlerle özetliyor: “İsrail, Şam ile güney sınırına yakın bölgede, üç coğrafi bölge veya kesimden oluşan bir savunma sistemi kurarak yeni bir gerçeklik tasarlamayı amaçlıyor. İsrail'e en yakın bölüm, 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşmasında belirtildiği gibi tampon bölgedir. Anlaşmayla belirlenen bölgenin dışında, birçok Suriye köyünü içeren bir koruma bölgesi (tampon bölge) bulunmaktadır. İsrail ordusu, silahlanmayı önlemek, gözetim sağlamak ve uzun menzilli atış menzili oluşturmak için bu köylere girmiştir. Koruma bölgesinin ötesinde, “nüfuz alanı” olarak adlandırılan, Dürzi topluluklarını ve İsrail ile ilişkiler konusunda endişeli Sünni Arap nüfusunu kapsayan 65 kilometrelik Şam-Suveyda yolu bulunmaktadır. İsrail bu bölgeyi (Dürzi bölgesi ve sakinleri) kendisine karşı bir yükümlülük taşıdığı bir alan olarak görmektedir (Yedioth Ahronoth, 11 Mart 2025).

13 Mart 2025'te işgal altındaki Hermon Dağı'na yaptığı ziyaret sırasında, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’ya doğrudan bir tehdit savurduğunu hatırlatmakta da fayda var: “Şam'daki başkanlık sarayında her sabah gözlerini açtığında, İsrail ordusunun Hermon Dağı'nın zirvesinden ve Güney Suriye'deki tampon bölgeden onu izlediğini, Golan Tepeleri ve Celile sakinlerini tehditlerinden korumak için orada bulunduğunu görecektir” diyerek, İsrail'in Suriye'de kalıcı olarak yerleşmeye hazır olduğunu vurgulamıştı.

İsrail perspektifinden Suriye tehdidi

İsrail'in Suriye'de ve bölgede yaptıklarının temelinde ezici gücü ve Suriye'nin (veya herhangi bir başka tarafın) karşılık verme gücünün olmadığı anlayışı yatıyor. Ayrıca, uluslararası, bölgesel ve Arap koşulları, özellikle de Suriye ordusunun çöküşü ve İsrail'in Suriye’nin askeri kapasitesini yok etmesinden sonra ve Suriye'nin bu geçiş aşamasında yaşadığı benzersiz siyasi, güvenlik, ekonomik ve sosyal koşullar, Suriye’nin bir karşılık vermesini engelleyebilir ve izin vermeyebilir.

cdfvgthy
Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı İsrail Katz, işgal altındaki Golan Tepeleri'ndeki Hermon Dağı'nda İsrail askerleri arasında, 17 Aralık 2024 (AFP)

Bu, İsrail'in Suriye'yi zayıflatmayı, yıpratmayı ve tüketmeyi hedefleyerek, onu zayıf, bölünmüş ve boyunduruk altına alınmış bir devlet olarak tutmaya devam edeceği anlamına geliyor. Dolayısıyla bunu engellemenin veya atlatmanın yollarını öngörmek ve araştırmak gerekiyor. Ancak, mevcut durumu göz önüne alındığında -yani herhangi bir askeri seçeneği takip etmesi mümkün olmadığı ve bunu yapacak gücü olmadığı için- Suriye, çeşitli faktörler nedeniyle İsrail için bir hedef olmaya devam edecektir.

Bu faktörlerin ilki, İsrail’in 60 yıldır Suriye’nin Golan Tepeleri'ni işgal etmesi ve hatta burayı kendi topraklarının bir parçası olarak görmesidir (Temel Kanun: 1981). Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani'nin yakın zamanda belirttiği gibi, bu durum Suriye için kabul edilemezdir. Şeybani, Suriye'nin İsrail'in 8 Aralık 2024'ten sonra işgal ettiği Suriye topraklarından çekilmesiyle ilgilendiği mevcut koşullar altında bu konunun gündemde olmadığını da vurguladı.

İkincisi, Suriye-Türkiye yakın ilişkisidir. Bilhassa İsrail içindeki bazı çevrelerin sanki İran'ın Maşrık'taki nüfuzunun son zamanlarda azalmasıyla oluşan boşluğu doldurmuş gibi Türkiye'yi düşman olarak görmesiyle birlikte, İsrail bu ilişkiyi bir tehdit olarak görüyor.

Üçüncüsü, İsrail, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında bir savunma ittifakının kurulmasını Ortadoğu'daki konumuna bir tehdit olarak görüyor. Bu nedenle, İsrail bu ittifakın Suriye'nin bağımsızlığını güçlendireceğinden ve İsrail'in diktelerine, baskılarına, siyasi ve askeri müdahalelerine karşı kendini savunmasını sağlayacağından endişe duyuyor.

Dördüncüsü, İsrail, Suriye'nin askeri ve ekonomik zayıflığına rağmen, Golan Tepeleri'nin iadesini talep ederek, Arap Barış Girişimi'ne bağlı kalarak Arap desteğine dayanarak, İsrail'in (ve hatta ABD'nin) kendisini normalleşmeyi kabul etmeye zorlayan baskısına direnebilecek güce sahip olduğunun artık farkına vardı.

Beşincisi, İsrail'in endişelerini artıran husus, ABD'nin ve özellikle de Başkanı Donald Trump'ın mevcut Suriye liderliği ile daha da yakınlaşmasıdır. Öyle ki Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara'ya övgüler yağdırırken, aynı zamanda İsrail'e baskı yapıyor ve Suriye’nin işlerine ve diğer birçok konuya müdahale etme gücünü kısıtlıyor. Bu bağlamda, Dr. Michael Milshtein, “Trump'ın, Lübnan'da ve şu anda Gazze'de olduğu gibi, Suriye'deki durumun kaderini de belirleyeceğini ve yine bunun İsrail'in çıkarlarıyla çeliştiğini” düşünüyor (Yedioth Ahronoth, 17 Ağustos 2026). Başka bir deyişle, bu durum İsrail'in aleyhine, yani bölgedeki Amerikan stratejisi şekillenirken konumunun aşınması pahasına gerçekleşmektedir.

Altıncı kez yapılan mevcut müzakereleri ayıran özellik, bunların Amerikan himayesinde, bir Arap ülkesi olan Ürdün'de yapılıyor olması ve güvenlik boyutuyla sınırlı, doğrudan ve kamuya açık müzakereler olmasıdır

İsrailli analist Eyal Zisser, İsrail ile Suriye ve bunlar arasında ABD ile Türkiye arasındaki mevcut durumu şu şekilde özetlemeye çalışıyor: “Esed rejimi devrildiğinde, İsrail fırsatı değerlendirerek, Esed rejiminin sahip olduğu askeri kabiliyetlerin istenmeyen ellere geçmesini önlemek için saldırılar düzenledi ve onları imha etti. Ayrıca, yeni Suriye hükümetine karşı mücadelelerinde Dürzilere yardım etmek için harekete geçti ve son saldırısında olduğu gibi Türk kuvvetlerinin bulunduğunu bildiği her yere saldırı düzenledi. Ancak, İsrail'in Suriye'de hareket özgürlüğüne sahip olduğu günler geri dönmemecesine bitti. Suriye rejimi Batı'nın gözdesi haline geldi ve bunun kaçınılmaz sonucu, İsrail'in Suriye'deki operasyonel alanının daralması oldu. Ancak Türkiye İran değil ve Suriye rejimi Beşşar Esed rejimi değil, bu nedenle gerilimler ve İsrail'in Suriye topraklarındaki eylemleri devam edecek. Bununla birlikte, şu anda hiçbir tarafın ne Ankara'nın, ne Kudüs'ün ne de Şam'ın istemediği bir tırmandırmadan korkulmuyor” (İsrail Bugün, 20 Ağustos 2026)

Sonuçsuz kalan Suriye-İsrail müzakereleri

Tüm faktörler göz önüne alındığında, Suriye, istediklerine veya istemediklerine ya da durumuna ilişkin algısına bakılmaksızın, İsrail saldırganlığının hedefi olmaya devam edecektir. Bu, Suriye'nin meseleyi “gerilimi azaltma” olarak çerçeveleme çabalarını açıklıyor. Suriye’nin amacı, İsrail ordusunun Suriye topraklarında faaliyet göstermesini engellemek ve 8 Aralık 2025'ten sonra işgal ettiği veya girdiği topraklardan çekilmesi için baskı uygulamaktır. Ayrıca Suriye'nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve egemen haklarına saygıya dayalı olarak 1974 Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşması'nın tam olarak yeniden etkinleştirilmesi ve uygulanmasıdır. Bu noktalar -ne daha fazla ne de daha az- Amerikan himayesinde Ürdün'de yapılan görüşmelerin özünü oluşturdu.

yj64j
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani Şam'da Reuters ile yaptığı röportaj sırasında, 22 Ağustos 2026 (Reuters)

İsrail ve Suriye arasında bu tür müzakerelerin ilk olmadığını hatırlamak gerekiyor. 1948’deki ateşkes anlaşması ile 1974’teki Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşmasının ardından, Golan Tepeleri'nin iadesi, güvenlik düzenlemeleri ve normalleşme konularına odaklanan çok sayıda müzakere yapıldı, ancak hiçbir sonuca varılamadı.

Bu durum, 1991 Madrid Barış Konferansı görüşmelerinde de yaşandı; müzakereler Washington'da birkaç yıl devam ettikten sonra durakladı. 1990'ların ortalarında Wye House'da yeniden başladı ve üçüncü tur müzakereler, Ehud Barak yönetimi döneminde, ABD Başkanı Bill Clinton'ın sponsorluğunda 1999 ve 2000 yıllarında Washington ve Virginia'da gerçekleştirildi. Dördüncü tur müzakereler, Ehud Olmert ve Beşşar Esed yönetimi sırasında, 2008 yılında Türkiye'nin arabuluculuğuyla dolaylı olarak yapıldı. Yeni Suriye döneminde ise “gerilimi azaltma” amacıyla 2025 yazında dolaylı müzakerelerin yapılacağı duyuruldu.

Altıncı kez düzenlenen bu müzakereleri ayıran özellik, Amerikan himayesinde, bir Arap ülkesinde (Ürdün) gerçekleşiyor olmaları, doğrudan ve kamuya açık olmaları ve siyasi boyutu dışlayarak yalnızca güvenlik boyutuna odaklanmalarıdır. Ayrıca, mevcut koşullar ve veriler altında Golan Tepeleri'ndeki İsrail işgali konusunu da ertelemektedirler.


Irak’ta yeni yolsuzluk soruşturması: 7 milyar dinar ele geçirildi

Irak'taki Federal Adliye binası (Reuters)
Irak'taki Federal Adliye binası (Reuters)
TT

Irak’ta yeni yolsuzluk soruşturması: 7 milyar dinar ele geçirildi

Irak'taki Federal Adliye binası (Reuters)
Irak'taki Federal Adliye binası (Reuters)

Irak Merkezi Yolsuzlukla Mücadele Ceza Mahkemesi Soruşturma Hâkimi Ziya Cafer, dün hakkında soruşturma yürütülen ve tutuklu bulunan Irak Petrol Bakanlığı Müsteşarı Adnan el-Cumeyli’nin ofis müdürü Alaa Muhsin Halef’e ait yüklü miktarda para, gayrimenkul ve araç ele geçirildiğini açıkladı.

Hâkim Cafer, yaptığı basın açıklamasında, soruşturma kapsamında 7 milyar Irak dinarı ile 5,5 milyon doların yanı sıra 35 gayrimenkul ve 6 aracın ele geçirildiğini bildirdi.

Irak yargısı, aylardır ülkenin en büyük mali yolsuzluk soruşturmalarından birini yürütüyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre soruşturma kapsamında 12 milletvekili, bir bakan, Petrol ve Elektrik bakanlıklarında müsteşarlar ve çok sayıda üst düzey bürokratın adı geçiyor.

Irak yargısı bugüne kadar soruşturma kapsamında 1 trilyon 300 milyar dinardan fazla paranın yanı sıra yüklü miktarda dolar ve altın külçeleri, onlarca lüks villa ve çiftlik ile yüzlerce yeni model araç ve değerli saat ele geçirdi.

Irak Federal Dürüstlük Komisyonu, milyarlarca dinarlık yolsuzluk dosyalarındaki rolleri kesinleşen eski Milletvekili Talal ez-Zubey ve Petrol Bakanlığı Dağıtım İşlerinden Sorumlu Müsteşarı Ali Meariç hakkında 7’şer yıl hapis cezası verdi.