Suriye: Şebbiha’nın geri dönüşü karşıtlığı protesto hareketine dönüştü

Şarku’l Avsat'a konuşan protestocular: Katilleri aramızda dolaşırken görünce biriken bastırılmış öfke patladı

Suriye: Şebbiha’nın geri dönüşü karşıtlığı protesto hareketine dönüştü
TT

Suriye: Şebbiha’nın geri dönüşü karşıtlığı protesto hareketine dönüştü

Suriye: Şebbiha’nın geri dönüşü karşıtlığı protesto hareketine dönüştü

Suriye'nin çeşitli illerinde halk çevrelerinde eski rejimin ‘şebbihaları’ olarak tanımlanan kişilerin yeniden sokaklara dönüşünü protesto eden ve hesap sorulmasını isteyen gösteriler devam ederken bu protestolar günlük bir harekete evrilmeye devam ediyor. Suriye İçişleri Bakanlığı vatandaşları hukuk çerçevesi dışında hiçbir intikam ya da saldırı eylemine sürüklenmemeye çağırırken Ulusal Geçiş Adaleti Kurumu, pazartesi günü yayımladığı bildirgede ‘geçiş dönemi adaletinin intikam ve kin üzerine kurulamayacağını ve hakkın yargı dışında bireysel yollarla takip edilemeyeceğini’ vurguladı.

Suriye basını dün Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın geçtiğimiz perşembe günü Şam kırsalından ileri gelenlerle yaptığı toplantıda dile getirdiği açıklamalara odaklandı. Şara toplantıda geçiş dönemi adaletinin intikam için bir başlık ya da tahakküm aracına dönüştürülmemesi çağrısında bulunurken “Çünkü bu durumda bir zulme başka bir zulümle karşılık vermiş oluruz" ifadelerini kullandı.

Deyrizor, Halep, İdlib ve Şam kırsalı dahil Suriye'nin farklı illerinde eski rejimle bağlantılı kişilerin yeniden sisteme dahil edilmesini reddeden halk protestoları düzenleniyor. Göstericiler bu kişilerin geri dönüşünün şehitlerin kanına hakaret anlamına geleciğini vurguluyor. Aktivistlerin paylaştığı bir videoda ise yerel halktan bazı kişilerin eski rejim döneminde kendilerine zarar veren kişilerden hesap sorma girişiminde bulunduğu görüldü.

sd
Halep ve İdlib'de ‘şebbiha’ ve devrik Esed rejimi yandaşlarının yargılanması talebiyle düzenlenen gece gösterileri (Sosyal medya)

Halep'in es-Sukkari Mahallesi’nde cuma günü başlayan protestoların ardından hareket cumartesi akşamından itibaren genişledi. Eski rejim karşıtı mahallelerde yüzlerce kişinin katıldığı gece gösterileri düzenlendi.

Suriye devlet televizyonunun aktardığına göre protestocular söz konusu mahallelerdeki camilerden akşam namazının ardından sokağa çıkarak ‘devrik Esed rejiminin kalıntıları ve şebbihasının’ kovulması, geçiş dönemi adaleti sürecinin hızlandırılması ve Suriyelilere yönelik suç işleyenlerin yargılanması taleplerinin yer aldığı pankartlarla yürüyüş yaptı.

Halep’te de benzer gösteriler düzenlenirken Tel Rıfat'ta okul ve cami duvarlarına eski rejimi destekleyen sloganların yazılmasının ardından güvenlik kuvvetlerinin kontrol altına aldığı bir gerginlik yaşandı. İç Güvenlik Kuvvetleri pazar günü, yerel halktan bazı kişilerin ‘şebbiha yuvası’ olarak nitelendirdiği evlere saldırmasının ve bu kişileri şehirden sürmeye çalışmasının ardından Tel Rıfat'a yayıldı. Sosyal medyada ise kamuoyunu kışkırttıkları gerekçesiyle bazı kişilere yönelik gözaltı operasyonu başlatıldığına dair haberler yer aldı.

Suriye'nin kuzeyindeki İdlib’in farklı bölgelerinde düzenlenen gösterilerin yanı sıra Kefer Taharim gibi bölgelerde eski rejimle iş birliği yaptığı iddiasıyla bir vatandaş yerel halktan bir grubun saldırısına uğradı. Darp edilen kişi hayatını kaybetti. Olay, sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. Suriye Ultra'nın haberine göre benzer bir saldırı Kefer Uayd'da da yaşandı. Yine eski rejimle iş birliği iddialarıyla saldırıya uğrayan bir genç ağır yaralı olarak kurtuldu.

DMO’nun simge isimlerinin geri dönüşü

Doğu Suriye'deki Deyrizor'da her gün kalabalık gösteriler düzenleniyor; en dikkat çekeni şehir merkezinde gerçekleşiyor. Halk, ‘Kerame (Onur) Nöbeti Çadırı’ kurarak eski rejimle bağlantılı isimlerin geri dönüşüne karşı mücadele etmekte kararlı olduklarını ve geçiş dönemi adaleti sürecinin hızlandırılması ile hesap sorulması taleplerini dile getirdiler.

Gösterilere ve nöbete katılan siyasi aktivist Ragıb et-Taya, doğu bölgesinde, özellikle Deyrizor'da, Beşşar Esed rejiminin katil ‘şebbihasını’ caddelerde serbestçe dolaşırken görmenin halkta derin bir infiale yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsat’a konuşan Taya, “Bu durum, Esed rejimiyle mücadelede bedel ödeyen her vatandaşın içinde biriken bastırılmış öfkenin patlamasına yol açtı. Hükümetimizin, onurlarının çiğnendiğini hisseden şehit aileleri, mağdurlar ve yoksulların karşısında bu sıkıntılı konuma düşürülmesini istemezdik" dedi.

Taya ayrıca, çadırdaki oturma eylemi düzenleyen protestocular arasında Sednaya Cezaevi'nde çocuklarını yitiren ya da Esed'in ordusu ve şebbihasının kurşunuyla hayatını kaybedenlerin anneleriyle bu süreçte engelli kalan kişilerin bulunduğunu da aktardı.

dfvfd
Deyrizor'daki Kerame (Onur) Nöbeti Çadırı (Facebook)

Protestolarda dile getirilen talepler arasında devrim saflarında yer almış gençlerin istihdamı ve dışlanmamaları da yer alıyor. Bununla ilgili olarak Taya, “Esed rejimine karşı mücadele etmiş gençlerden şimdi istihdam için imkânsız koşullar aranıyor. Bunlardan biri de bedenlerinin sağlam olması şartı!” ifadelerini kullandı.

daha önce Esed rejimiyle ve İran destekli milislerle bağlantılı Bakara Aşireti şeyhi Nevaf el-Beşir, kısa bir süre önce Deyrizor’a geri dönmüştü. Bu durum halk arasında geniş çaplı infiale yol açtı. Bunun yanı sıra İran destekli bir milis grup kuran ve İran projesinin ekonomik cephesi olduğu iddia edilen Medlul el-Aziz serbest bırakıldı. Öte yandan İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı suçlamalarının yöneltildiği Ferhan el-Mursumi'nin sicili temizlendi.

Deyrizor'dan gazeteci Davud es-Seyyid, bu kişiler için kanlı geçmişlerine rağmen yapılan karşılama törenlerinin ve İran Kudüs Gücü komutasıyla doğrudan bağlantılı olduğu belirtilen Şuviş ailesinden bazılarının da geri dönmesinin ‘halk üzerinde büyük bir provokasyon etkisi yarattığını’ vurguladı.

Seyyid, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede eski rejimin şebbihası ve muhbirlerinin sahneden kaybolmadığını ve haklarında herhangi bir yasal takibat başlatılmadığını da belirterek Nevaf el-Beşir'in oğlunun komuta ettiği Bakır Tugayı’nın halka ağır acılar çektirdiğini hatırlattı.

Mağdurların hakları göz ardı edilmeyecek

Hükümetin halk arasındaki gerilimi azaltma çabaları kapsamında Deyrizor Vali Yardımcısı Bedri el-Masluh ve İç Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Huzeyfe es-Sava, pazar günü oturma eylemi çadırına katılanlardan bir grup ile bir araya geldi.

Vilayetin duyurusuna göre görüşmede halkın talep ve önerileri dinlendi. Gündeme taşınan konuların takip edileceği ve kamu yararını gözeterek vatandaşların ihtiyaçlarına yanıt verecek biçimde uygulanabilir olanların çözümüne yönelik gerekli adımların atılacağı teyit edildi.

Sava yaptığı açıklamada ‘İç Güvenlik Kuvvetleri'nin suçluları ve yasa dışı unsurları hukuki prosedürlere uygun biçimde takip etme görevini sürdürdüğünü’ vurguladı.

İçişleri Bakanlığı da İdlib’deki gerginliklere ilişkin yayımladığı bildirgede suç ve ihlalleri gerçekleştirenlerin yargılanması ile adaletin sağlanmasının devletin yetkili kurumları aracılığıyla üstlendiği bir sorumluluk olduğunu hatırlattı. Bakanlık ayrıca suç ya da ihlallerle ilişkili kişilere dair belgelenmiş bilgi ya da delile sahip olan herkesi bu bilgileri resmi kanallar aracılığıyla yetkili mercilere iletmeye çağırarak kurbanların haklarının zayi olmayacağının altını çizdi.

Şam kırsalına uzanan dalga

Devrik rejimin simgelerine yönelik öfkeli halk hareketi Şam kırsalına da sıçradı. Tel şehrinin koordinasyon komitesinin paylaştığı bir videoda bir grup gencin Büyük Cami çevresinde bir şebbihayı kovaladığı görüldü. Öte yandan aktivistler ve haber platformları, Kara şehrinde şebbiha üyelerini konut mahallelerini terk etmeye ya da evlerinde bekleyerek hesap gününü beklemeye davet eden el ilanlarının dağıtıldığını aktardı.

İran'ın ve eski rejimin çatışma yıllarındaki zirve döneminde protestoları bastırmak ve rejim saflarında savaşmak üzere devşirdiği kişilerin kesin sayısına ilişkin doğru veriler bulunmamakla birlikte raporlar bu sayının 50 ila 100 bin kişi arasında olduğuna işaret ediyor.

Mağdurlar ve sanıklar için haklar

Suriyeli hukukçu El-Mu'tasım el-Kiylani, söz konusu protestoların şu an gündeme gelmesinin kendisini şaşırtmadığını belirtti. Kiylani’ye göre çatışmalardan ya da otoriter rejimlerden çıkan toplumlar, mağdurlar ve yakınlarının gerçeği ortaya çıkarmak, ihlallerden sorumlu olanları hesaba çekmek ve bu ihlallerin tekrarlanmamasını güvence altına almak için çabaladığı ‘geçiş adaleti’ olarak bilinen bir aşamadan geçiyor.

Kiylani, Şarku’l Avsat’a bu taleplerin korku ya da uygun siyasi ortamın yokluğu nedeniyle yıllarca ertelenebileceğini, güç dengelerinin değişip hesap verebilirliğin daha gerçekçi bir olasılık hâline gelmesiyle ise güçlü biçimde yüzeye çıktığını açıkladı.

fvbfrb

Bu taleplerin intikam, toplu cezalandırma ya da delile dayanmayan suçlamalar yoluyla değil, hukukun üstünlüğü çerçevesinde ele alınması gerektiğini vurguladı. Temel hukuki ilkenin sorumluluğun bireysel niteliğini esas aldığını, suç ya da ihlal iddiasıyla itham edilen herkesin hem mağdurların hem de sanıkların haklarını eş zamanlı güvence altına alan bağımsız soruşturma ve adil yargılama süreçlerine tabi tutulması gerektiğini de belirtti.

Kiylani’ye göre Suriye'nin yeni yönetimi, hesap verebilirlik dosyasının iç istikrar üzerindeki en hassas ve en belirleyici konulardan birini teşkil ettiğini biliyor. Bu yüzden başarının ölçütü, yönetimin geçmişteki ihlalleri ele alacak hukuki ve kurumsal mekanizmalar oluşturma kapasitesinde yatıyor. Buna karşın bu taleplerin görmezden gelinmesi ya da uzun süre ertelenmesi, halk arasındaki öfkenin tırmanmasına ve devlet kurumlarına güvenin sarsılmasına zemin hazırlayabilir.

Kiylani, gerçek zorluğun adalet ile istikrar arasında bir tercih yapmak değil, aksine intikamın ve toplumsal kutuplaşmanın yeni biçimlerinin önünü kapayarak istikrara ve ulusal uzlaşıya katkı sağlayacak kurumsal ve hukuki bir adalet anlayışını hayata geçirmek olduğunu vurguladı.



Şarku'l Avsat'a konuşan Suriyeli yetkili: SDG sonrası entegrasyon süreci sonuna kadar devam edecek

Güvenlik güçleri ve özel görev birliklerinden oluşan konvoy, Haseke’deki et-Talai Alayı karargahına girdi. (Haseke medyası)
Güvenlik güçleri ve özel görev birliklerinden oluşan konvoy, Haseke’deki et-Talai Alayı karargahına girdi. (Haseke medyası)
TT

Şarku'l Avsat'a konuşan Suriyeli yetkili: SDG sonrası entegrasyon süreci sonuna kadar devam edecek

Güvenlik güçleri ve özel görev birliklerinden oluşan konvoy, Haseke’deki et-Talai Alayı karargahına girdi. (Haseke medyası)
Güvenlik güçleri ve özel görev birliklerinden oluşan konvoy, Haseke’deki et-Talai Alayı karargahına girdi. (Haseke medyası)

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, 29 Ocak 2026 anlaşmasında öngörülen entegrasyon sürecinin, lağvedilen Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve eski Kürt özerk yönetiminin ardından hem sivil hem de güvenlik ve askeri kurumlarda mutabakat ve müzakere aşamasından fiili uygulama aşamasına geçtiğini belirtti. Güvenlik durumunun şu anda çok daha iyi olduğunu ve kademeli olarak güçlenen bir istikrar ortamının bulunduğunu vurgulayan Hilali, sürecin sonuna kadar kararlılıkla sürdürüleceğini ve temel hedeflerinin bu geçişin sükunetle tamamlanması olduğunu ifade etti.

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali (Facebook)
Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali (Facebook)

SDG lideri Mazlum Abdi’nin 25 Ağustos’ta Şam’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan yaptığı açıklamayla SDG ve özerk yönetimin lağvedildiğini duyurmasından bu yana Haseke, 29 Ocak Anlaşması uyarınca devlet varlığının her alanda tesis edildiği, güvenlik ve istikrarın güçlendirildiği, kurumların birleştirildiği ve idari çift başlılığın sona erdirildiği yeni bir döneme sahne oluyor.

Entegrasyon binaların devri veya isimlerin değiştirilmesinden ibaret değil

Şarku'l Avsat'a konuşan Hilali, entegrasyon sürecinin yalnızca binaların devredilmesi veya isimlerin değiştirilmesinden ibaret olmadığını, idari, güvenlik ve askeri karar mekanizmaları ile mercilerin Suriye devleti çatısı altında yeniden birleştirilmesi anlamına geldiğini belirtti. Bu doğrultuda önemli adımların atıldığını kaydeden Hilali, kurumsal veya güvenlik boyutunda bir boşluk oluşmasını engellemek ve vilayetin istikrarını korumak amacıyla kalan dosyaların düzenli bir şekilde tamamlanması için çalışmaların sürdüğünü ifade etti.

SDG’nin lağvedildiğinin açıklanmasından önce Haseke’deki birçok şehir ve bölgede Devrimci Gençlik Hareketi adlı grup tarafından çıkarılan güvenlik kargaşasının 29 Ocak Anlaşması’nın ardından arttığı ve söz konusu unsurların kurumların hükümete devredilmesini engellediği bilinirken, bu durumun mevcut süreçte tamamen ortadan kalktığı bildirildi.

Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir askeri heyet, Haseke vilayetinde düzenlenen bir toplantıda (Haseke Valiliği)
Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir askeri heyet, Haseke vilayetinde düzenlenen bir toplantıda (Haseke Valiliği)

Hilali, önceki kargaşa ortamının sona ermesindeki ana nedenin ‘sürecin değişmesi’ olduğunu belirterek, geçmişte devlet kurumlarının devralınmasını engellemeye ve bu süreci sabote etmeye yönelik bazı girişimlerin yaşandığını, ancak anlaşmanın uygulanmasında katedilen mesafe ve kurumsal ile güvenlik alanındaki çift başlılığın sona erdirilmesine yönelik kararlılığın netleşmesiyle, bu tür eylemlerin büyük oranda gerilediğini ifade etti.

Devlet kurumları çatışma alanı olmamalı

Sözlerini sürdüren Hilali, bugün herkesin, devlet kurumlarının bir çatışma veya karşı karşıya gelme alanı olmaması gerektiği konusunda giderek artan bir kanaate sahip olduğunu vurguladı. Entegrasyon sürecinin sonuna kadar kararlılıkla sürdürüleceğini belirten Hilali, bu sürecin kışkırtma ve gerilimden uzak, sükunetle tamamlanmasını hedeflediklerini, devlet kurumlarının geri dönüşünün herhangi bir toplumsal kesimi hedef almadığını, aksine hizmetin, hukukun ve istikrarın geri dönüşü anlamına geldiğini bütün vilayet halkının hissetmesini istediklerini kaydetti.

Askeri, güvenlik ve sivil kurumların entegrasyon sürecinin tamamen ne zaman biteceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Hilali, bu ölçekte ve karmaşıklıktaki bir süreç için yapay bir tarih vermek istemediğini, zira nihai olarak kapatılmadan önce teknik, idari ve güvenlik prosedürleri gerektiren dosyaların bulunduğunu belirtti.

Haseke’deki askeri tatbikatlara katılan Kadın Koruma Birlikleri mensupları (Arşiv – Reuters)
Haseke’deki askeri tatbikatlara katılan Kadın Koruma Birlikleri mensupları (Arşiv – Reuters)

Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamalara “Ancak oldukça ileri bir aşamada olduğumuzu ve genel eğilimin entegrasyonu en kısa sürede tamamlamak yönünde netleştiğini söyleyebilirim” diye devam eden Hilali, çalışmaların büyük kısmının uygulama safhasına geçtiğini, geriye kalan detaylı dosyaların ise ilgili bakanlıklar ile kurumlar arasında düzenleme, inceleme ve koordinasyonun tamamlanmasını beklediğini ifade etti.

Kalan dosyalar

Hilali, “Bizim için en önemli husus, entegrasyonun geçici bir siyasi açıklamadan ibaret kalmayıp eksiksiz, gerçek ve sürdürülebilir olmasıdır” ifadelerini kullandı.

Entegrasyon sürecinin tamamlanmasının önündeki başlıca askıda kalan dosyalara değinen Hilali, geriye kalan konuların üç ana başlıkta toplanabileceğini belirtti: İlk olarak, personelin yeniden yapılandırılması ve gerekli şartları taşıyanların yerleşik usullere göre Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesine katılmasına ilişkin askeri ve güvenlik dosyası; ikinci olarak, çalışanların durumları, kadroya alınmaları, özlük haklarının ödenmesi ile devlete devir işlemleri henüz tamamlanmamış kurum ve dairelerin entegrasyonunu içeren idari ve sivil dosya; son olarak ise yetki devri, çalışma sistemlerinin, verilerin ve kaynakların yeniden birleştirilmesiyle ilgili bazı hizmet, teknik ve idari dosyalar.

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali, Haseke şehrine dönen yerinden edilmiş insanları karşıladı. (Haseke medyası)
Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali, Haseke şehrine dönen yerinden edilmiş insanları karşıladı. (Haseke medyası)

Hilali, bu dosyaların entegrasyon süreci önünde bir engel teşkil etmekten ziyade tamamlanması gereken icrai nitelikte konular olduğunu belirterek, “Siyasi karar net, genel yönelim ise kesin: Tüm vatandaşların ve vilayetteki her kesimin hakları korunarak devlet kurumları birleştirilecek ve tek merci Suriye devleti olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye’de bir ‘Kürt projesi’ kurmayı hedefleyen eski Kürt özerk yönetiminin ilk nüvesi, PYD ve Kürt Ulusal Konseyi’nin 12 Temmuz 2012’de imzaladığı Erbil Anlaşması’nın ardından kurulan Kürt Yüksek Konseyi ile atılmıştı. Konseyin askeri kanadı olarak Halk Koruma Birlikleri (YPG), Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) ve Asayiş yapıları oluşturulmuş, ardından 2015 yılında Kürtlerin kontrolündeki SDG kurulmuştu.

Suriye ordusuna katılmalarının ardından Haseke’de devriye gezen eski SDG militanları (AP)
Suriye ordusuna katılmalarının ardından Haseke’de devriye gezen eski SDG militanları (AP)

SDG, 2025’in sonları ve 2026’nın başlarında milisleri ile Suriye ordusu arasında başlayan ve yaklaşık iki hafta süren silahlı çatışmalarda kontrol ettiği bölgelerin büyük bir kısmını kaybetti; ardından 29 Ocak 2026 Anlaşması imzalandı.

Suriye hükümeti ile SDG arasında imzalanan anlaşma; ateşkes sağlanmasını, Kürtlerin çatışma yılları boyunca kurduğu askeri ve sivil kurumların Suriye devleti bünyesine kademeli olarak entegre edilmesini, sınır kapıları ile petrol ve doğalgaz sahalarının devredilmesini ve yabancı savaşçıların bölgeden çıkarılmasını öngörüyor.


ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Batı Şeria’daki şiddetin durdurulması için “sert” önlemler çağrısı yaptı

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Turmus Ayya sakinleriyle görüştükten sonra açıklamalarda bulunuyor. (Reuters)
ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Turmus Ayya sakinleriyle görüştükten sonra açıklamalarda bulunuyor. (Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Batı Şeria’daki şiddetin durdurulması için “sert” önlemler çağrısı yaptı

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Turmus Ayya sakinleriyle görüştükten sonra açıklamalarda bulunuyor. (Reuters)
ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Turmus Ayya sakinleriyle görüştükten sonra açıklamalarda bulunuyor. (Reuters)

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, bugün işgal altındaki Batı Şeria’da şiddetin durdurulması için “sert” önlemler alınması çağrısında bulundu.

Huckabee, çok sayıda ABD vatandaşının yaşadığı Batı Şeria’daki Turmus Ayya kasabasına yaptığı ziyaret sırasında, “Mesajımız açık: Suç suçtur, terör terördür. İnsanlar bu tür eylemlerde bulunduklarında ağır sonuçlarla karşılaşmayı beklemelidir” ifadelerini kullandı.

Huckabee, aralarında İsrailli yerleşimciler tarafından öldürülen çifte vatandaşlığa sahip ABD vatandaşlarının ailelerinin de bulunduğu Filistinlilerle görüştü. Turmus Ayya, İsrailli yerleşimcilerin tekrarlanan saldırılarına maruz kalan yerleşimlerden biri.

Huckabee, Turmus Ayya’da, sahibinin ABD vatandaşı olduğu ve evine ABD bayrağı asmasına rağmen yerleşimcilerin iki kez saldırdığı bir Filistinlinin evinin çatısında. (AFP)
Huckabee, Turmus Ayya’da, sahibinin ABD vatandaşı olduğu ve evine ABD bayrağı asmasına rağmen yerleşimcilerin iki kez saldırdığı bir Filistinlinin evinin çatısında. (AFP)

Batı Şeria’da şiddet, İsrail tarihinin en sağcı hükümeti olarak nitelendirilen ve Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümetinin 2022’nin sonlarında iktidara gelmesinden bu yana ciddi şekilde arttı.

Ramallah yakınlarında bulunan Turmus Ayya çevresinde çok sayıda İsrail yerleşimi kuruldu. Kasaba sakinleri, aşırılık yanlısı İsrailli yerleşimcilerin tacizlerinin sık sık yaşandığını ve yerleşimcilerin kasabaya girmesini ve evlerine zarar vermesini engellemekte çaresiz kaldıklarını söylüyor.


Sudan’daki çatışma bölgesel bir savaşa mı dönüşüyor?

 Doğudaki el-Gadarif kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılan Sudan askerleri, 17 Ağustos 2026 (AFP)
Doğudaki el-Gadarif kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılan Sudan askerleri, 17 Ağustos 2026 (AFP)
TT

Sudan’daki çatışma bölgesel bir savaşa mı dönüşüyor?

 Doğudaki el-Gadarif kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılan Sudan askerleri, 17 Ağustos 2026 (AFP)
Doğudaki el-Gadarif kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılan Sudan askerleri, 17 Ağustos 2026 (AFP)

Sudan savaşının bölgesel bir çatışmaya dönüşebileceğine ilişkin endişeler, artık yalnızca gözlemcilerin dile getirdiği değerlendirmeler olmaktan çıktı. Sudan ile Çad arasında sınır ötesi karşılıklı saldırı ve suçlamalara, Etiyopya sınırı yakınlarındaki kaygı verici askeri hareketlilik de eşlik ediyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, söz konusu endişeleri Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne taşıyarak, bu gelişmelerin çatışmayı körükleyebileceği ve komşu ülkelerin savaşa daha derin şekilde dahil olma riskini artırabileceği uyarısında bulundu.

ABD’nin bu uyarılarının temelsiz olmadığı görülüyor. Zira Washington’ın askeri hareketlilikleri, silah ve insansız hava araçlarının (İHA) sevkiyat güzergâhlarını ve sınır aşan ağları takip etmesine olanak sağlayan geniş istihbarat kapasitesini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu nedenle uyarı düzeyinin BM Güvenlik Konseyi’ne taşınması, ABD’nin, yönetim dayandığı bilgilerin tamamını kamuoyuna açıklamamış olsa da gerçek ve giderek büyüyen risklerin bulunduğu yönünde değerlendirmeler yaptığını gösteriyor.

Bu uyarı, Çad toprakları içinde bir askeri saldırı düzenlendiğine ilişkin haberlerin ardından Boulos’un Çad Devlet Başkanı Muhammed İdris Debi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesiyle daha da güçlendi. Boulos, iki tarafın, ‘Sudan’daki savaşın sınırların ötesine taşınarak daha fazla tırmanmayı körüklemesi ve bölgesel barış ile istikrarı tehdit etmesinden derin endişe duyduğunu’ belirterek, çatışmanın taraflarına yönelik dış desteğin sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

Omdurman’ın batısında Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan unsurlar, 19 Ağustos 2026 (AFP)
Omdurman’ın batısında Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan unsurlar, 19 Ağustos 2026 (AFP)

Savaşın başlamasının üzerinden üç yılı aşkın süre geçmesine rağmen çatışma artık yalnızca ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki iç mücadele olmaktan çıktı. Çatışmaların Çad ve Etiyopya sınırındaki bölgelere taşınması ve gelişmiş silahların kullanımının yaygınlaşmasıyla Sudan, komşu ülkelerin hesaplarının yanı sıra bölgesel ve uluslararası güçlerin çıkarlarının da iç içe geçtiği bir çatışmanın merkezine dönüştü.

Genişleyen uluslararasılaşma

Savaşın uluslararası bir boyut kazandığına ilişkin göstergeler, BM Sudan Uluslararası Gerçekleri Araştırma Misyonu’nun, silah ve askeri teknolojilerin yanı sıra yabancı savaşçıların ve dış tedarik ağlarının çatışmanın uzamasına ve tarafların kapasitesinin güçlenmesine katkıda bulunduğunu açıklamasıyla daha da belirginleşti. Misyon, kişi, kuruluş ve devletlerle bağlantılı sınır aşan bir ağdan söz ederek, bu ağın HDK’ye silah, askeri teçhizat, lojistik destek ve yabancı unsurlar sağladığını belirtti. Söz konusu ülkeler ise suçlamaları reddederek tarafsızlık ilkesine bağlı olduklarını ve barış çabalarını desteklediklerini vurguladı. Misyon, orduya yönelik dış desteğin kaynaklarına ilişkin soruşturmasının ise henüz ilk aşamada olduğunu bildirdi.

Sudanlı araştırmacı ve Confluence Advisory Direktörü Kholood Khair geçtiğimiz nisan ayında Financial Times’a yaptığı açıklamada, savaşın ‘Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve Sahel bölgesine yayıldığını’ belirterek, Sudan’ın yedi komşusu arasında çatışmanın etkilerinden veya hesaplarından tamamen uzak olan hiçbir ülke bulunmadığını söyledi. Uluslararası Kriz Grubu (ICG) Afrika Boynuzu Projesi Direktörü Alan Boswell de savaşın artık bölgeyi böldüğünü ve çevre ülkelerin iki savaşan taraf etrafında daha fazla kutuplaşmasına yol açtığını belirtiyor. Boswell, Çad ve Güney Sudan’ın savaşın sonuçlarına en fazla maruz kalabilecek ülkeler olduğunu, Etiyopya’nın yanı sıra Somali’deki gerilimlerin de yakından izlenmesi gerektiğini ifade ederek, çatışmanın sürmesinin bölgeyi ‘şiddet sarmalına’ sürükleyebileceği uyarısında bulunuyor.

 Doğudaki el-Gadarif kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılan Sudan askerleri, 17 Ağustos 2026 (AFP)
Doğudaki el-Gadarif kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılan Sudan askerleri, 17 Ağustos 2026 (AFP)

Öte yandan Stratejik Araştırma ve Çalışmalar Merkezi’nde kriz yönetimi ve müzakere uzmanı olan Tümgeneral Emin İsmail Meczub, çatışmanın Sudan ile komşu ülkeler arasında doğrudan bir askeri savaşa dönüşmesini ihtimal dışı gördü. Meczub, en olası senaryonun mali ve askeri desteğin sürdürülmesi, paralı askerler ve silahlı gruplardan yararlanılması yoluyla ‘vekâlet savaşının’ tırmanması ve bunun savaşın uzamasına yol açması olduğunu belirtti. Meczub, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hartum’un Çad ve Etiyopya’ya yönelik suçlamalarının, Sudan makamlarına göre Afrika Birliği (AfB), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan kanıtlara dayandığını söyledi. Ayrıca, HDK’ye destek sağlanmasında bazı üs ve havalimanlarının kullanıldığına ilişkin raporlara da dikkat çekti.

Meczub, söz konusu tarafların dolaylı destekten açık askeri müdahaleye geçmesinin, Sudan’ın bölgesel müttefiklerini de ülkeye destek vermeye itebileceğini ve bu durumda çatışmanın Afrika Boynuzu ile Sahra Altı Afrika’yı kapsayacak şekilde genişleyebileceğini belirtti. Ancak bu senaryoyu reddeden Meczub, “Bu gerçekleşmeyecek” dedi. Bölge ülkelerinin kapsamlı bir bölgesel savaşın çıkmasını istemediğini vurguladı. Bununla birlikte çatışmanın etkilerinin komşu ülkelerde görülmeye başladığına dikkat çeken Meczub, Çad’da muhalif grupların seslerinin yükseldiğini ve bu grupların, kendilerinin ifadesiyle, HDK’ye bağlı Arap gruplara verilen desteğe karşı çıktığını belirtti.

Sudan ordusundan emekli Tümgeneral Kemal İsmail ise bölgesel çıkarların kesişmesinin çatışmayı giderek Sudan sınırlarının dışına taşıdığını belirterek uyarıda bulundu. İsmail, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Çatışmanın Sudan’ın içinden bölgeye yayılacağı konusunda defalarca uyarıda bulunduk. Göstergeler bu yönde ilerliyor” dedi. Çatışma alanının genişlemesinin daha kapsamlı bir iç savaşa yol açabileceğini ve zaten karmaşık olan tabloyu daha da içinden çıkılmaz hale getirebileceğini ifade etti. İsmail, çıkar çatışmasının tırmanmasının, bazı bölgesel aktörleri kendi çıkarlarını koruma gerekçesiyle doğrudan müdahaleye yöneltebileceğini belirterek, “Savaş ne kadar uzarsa, taraflar savaşın gidişatını kontrol etme veya onu durdurma kabiliyetini o kadar yitirir” uyarısında bulundu. İsmail, Sudanlılara çatışmaları sona erdirmek ve ülkeden geriye kalanları korumak için birlik olma çağrısı yaptı.

Etiyopya ve Çad

Operasyonların Etiyopya sınırı yakınındaki Mavi Nil eyaletine taşınması, en kaygı verici gelişmelerden birini oluşturuyor. Yale Üniversitesi’ne bağlı İnsani Araştırmalar Laboratuvarı, uydu görüntüleri ve açık kaynaklardan elde edilen bilgilerin analizine dayanan raporlarında, Etiyopya Savunma Kuvvetleri’ne ait Assosa’daki bir üs içerisinde tugay büyüklüğünde bir askeri gücün toplandığını ve bunun HDK’nin faaliyetleriyle bağlantılı olduğunu belirtti. Assosa, Mavi Nil Nehri’ne ve Kurmuk kentine yakınlığı nedeniyle önem taşıyor. Bu nedenle bölgede savaşla bağlantılı herhangi bir askeri varlığın bulunması, eğer doğrulanırsa, yeni bir sınır cephesinin oluşmasına zemin hazırlayabilir.

Batıda ise Çad, Darfur’la olan uzun sınırı ve sınırın iki tarafındaki aşiret bağları nedeniyle krizin merkezinde yer alıyor. Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın, Encemine’yi HDK’ye sağlanan desteğin kolaylaştırılmasına yardımcı olmakla suçlamasının ardından gerilim tırmandı. Çad ise silahların sevkiyatı için topraklarının veya havalimanlarının kullanıldığını reddediyor. Eski ABD’li yetkili ve Sudan uzmanı Cameron Hudson, Çad topraklarındaki saldırıların sonuçlarının artık yalnızca sahadaki gelişmelerle sınırlı kalmadığını, diplomatik bir karşılaşmaya dönüştüğünü belirtiyor.

Savaştan etkilenen ülkeler

Güney Sudan, savaşın sonuçlarına en fazla maruz kalabilecek ülke olabilir. Zira ülke ekonomisi, petrolün Sudan’daki tesis ve limanlar üzerinden ihraç edilmesine dayanıyor. Ayrıca çatışmaların başlamasından bu yana Sudanlılar ile ülkelerine dönen Güney Sudanlılardan oluşan 1 milyondan fazla kişiyi kabul etti. Petrol ihracatının durması veya çatışmaların sınıra taşınması, Cuba’daki kırılgan istikrarı tehdit edebilir.

Sudan’la doğrudan sınırı bulunmayan Kenya ise siyasi kutuplaşmanın, finansman ağlarının ve savaşçı hareketliliğinin yayılmasının yanı sıra ticaretin sekteye uğraması riskiyle karşı karşıya. Ayrıca Nairobi’nin önemli bir dayanağını oluşturduğu IGAD’ın bölgedeki rolünün zarar görmesi de söz konusu olabilir.

Uganda da Güney Sudan üzerinden benzer risklerle karşı karşıya. Cuba’da yaşanabilecek yeni bir patlama, ülkeye yönelik yeni bir sığınmacı dalgasına yol açabilir. Uganda hâlihazırda Güney Sudan’dan 1 milyondan fazla mülteciye ev sahipliği yapıyor. Böylece savaşın etkileri, düzenli ordular sınırları geçmeden Sudan’dan Güney Sudan’a, oradan da Uganda ve Kenya’ya yayılabilir.

Mısır ise mülteciler, güney sınırının güvenliği, Nil suları ve Etiyopya ile bölgesel dengeler açısından çeşitli sonuçlarla karşı karşıya. Eritre ise istikrarsızlığın doğu Sudan’a ve Kızıldeniz kıyılarına yayılmasından endişe ediyor. IGAD İcra Sekreteri Workneh Gebeyehu, barış ve güvenlik alanındaki sorunların artık tek bir ülke veya kurumun tek başına mücadele edemeyeceği kadar iç içe geçtiğini belirterek Sudan’ı askeri çatışma, insani felaket, kurumsal çözülme, bölgesel yayılma ve jeopolitik rekabetin bir araya geldiği en açık örneklerden biri olarak nitelendirdi.

Sudan savaşı henüz tam anlamıyla bölgesel bir savaşa dönüşmüş değil. Ancak uzun zaman önce iç çatışmanın sınırlarını aştı. Halkalar giderek birbirine bağlanırken gelecekte sorulacak soru artık “Savaş bölgeye yayılacak mı?” olmayacak; asıl soru şu olacak: “Yayılma başladı mı?”