Irak Kürdistan Bölgesi... Kopuş hayaletini kim uzaklaştıracak?

Analistler, Kürt kararının dağılması sonucunda bölgenin, Bağdat ile pazarlık savaşında ağırlığını kaybettiğine inanıyor

Kız öğrenciler, Irak Kürdistan Özerk Bölgesi'ndeki Irak haritasına bakıyor / Fotoğraf: AFP
Kız öğrenciler, Irak Kürdistan Özerk Bölgesi'ndeki Irak haritasına bakıyor / Fotoğraf: AFP
TT

Irak Kürdistan Bölgesi... Kopuş hayaletini kim uzaklaştıracak?

Kız öğrenciler, Irak Kürdistan Özerk Bölgesi'ndeki Irak haritasına bakıyor / Fotoğraf: AFP
Kız öğrenciler, Irak Kürdistan Özerk Bölgesi'ndeki Irak haritasına bakıyor / Fotoğraf: AFP

Basim Fransis

Irak Kürtleri, 2003 yılında Baas Partisi rejiminin devrilmesinden sonra birbirini izleyen Irak hükümetlerinin oluşumunda her zaman temel direklerden biri oldu, yönetim ve ekonomide yarı bağımsızlığa kavuştular.

Ancak yıllardır ardı ardına alınan federal tedbir ve kararlar karşısında kazanımları düşüşe doğru gidiyor.

Peki Bağdat hükümeti ile pazarlık savaşında ağırlıklarının bir kısmını kaybetmeye mi başladılar?

Federal Mahkeme, Kürt muhalefet sesleri ile iki ana iktidar partisi arasındaki hukuki ihtilafların karara bağlanmasında bir referans haline geldikten sonra, güç unsurlarının bölünmüş varlıkları için geriye ne kaldı?

Ayrıca, bu yolun Kürt varlığının geleceğine yansımaları neler?

Yaptırımlar dili

Bu düşüş, 2017 yılında komşu İran ve Türkiye ile birlikte Bağdat'ın bölgeye yönelik ilk yaptırımları uygulamasıyla başladı.

Ayrıca iktidardaki Demokrat Parti lideri Mesud Barzani'nin talebi ve Kürt güçlerinin çoğuyla birlikte yönetimdeki ortağı Yurtseverler Partisi'nin desteğiyle bölgenin ayrılık referanduma girmesinin de bu düşüşte etkisi oldu.

Bu durum, petrol zengini Kerkük vilayeti başta olmak üzere Kürtlerin idari ve askeri olarak iki taraf arasında anlaşmazlık konusu olan geniş alanlardan çekilmesine yol açtı.

İki taraf yeni bir geçici anlaşma formülüne başvurmadan önce buna başka yaptırımlar da eşlik etti.

Daha sonra Federal Mahkeme tarafından, en önemlisi "bölgenin kendi petrolünü bağımsız olarak ihraç etmesinin yasal olmadığı" yönünde olmak üzere çeşitli kararlar verildi.

Ayrıca Kürt petrolünün Türkiye üzerinden yaklaşık 10 yıl süren ihracatının durdurulması kararı ve nihayet bölge parlamentosunun görev süresinin uzatılmasının anayasaya aykırı olduğuna dair federal yargı kararı verilirken, bütçe taslağında da günlerce "ani değişiklikler" yaşandı.

Barzani'nin partisi, bütçe taslağını "Muhammed Şiya es-Sudani hükümetinin kurulmasına yol açan siyasi anlaşmalara karşı bir darbe" olarak nitelendiriyor. 

Varlık sütunları

Bütçenin değişikliklere göre onaylanması halinde Kürt parlamenter ve siyasi çevreleri, bunun bölgenin bütünlüğüne ve hükümetin otoritesine yeni bir darbe olacağı konusunda hemfikirdi.

Hukukçular, meclis oturumunu uzatmanın yasal olmamasının, bölgenin üç hukuki ayağından birini iptal ettiğini söylerken, Kürt yürütme otoritesinin, kendi otoritesini ve yargı otoritesini benzer bir prosedüre maruz bırakacak herhangi bir adım atmaması konusunda uyarıda bulundular.

Analistlerin yorumları da bölgenin "geçmişte olduğu gibi Bağdat'la manevra veya pazarlık için kalan kartları koruma konusunda" ağırlığını kaybedip kaybetmediğine dair bir tutarsızlık gösteriyor.

Ayrıca Kürt karar alma sürecinin dağılmasından başlayarak iktidar unsurlarının çeşitli nedenlerle gerilediğini doğrulayan karamsar bir görüş ve Kürtlerin federal kurumlarda güçlü bir şekilde temsil edilmesine dayalı faaliyetlerin yansımalarını küçümseyen bir başka görüş daha var.

Can simidi

Karamsar çerçevede Kürt siyasi analist Yasin Aziz, "Kürtlerin eski rejimin devrilmesinin ardından baştan beri siyasi sürece aktif ve sempatik bir şekilde katılmış olsalar da bölge, ayrılık referandumu gerçekleştirdiği için yavaş yavaş ağırlığını kaybetmeye başladı. Ancak Bağdat'taki etkili taraflar, referandum olaylarından sonra ağırlıklarını geri kazanmak istemediler. Bu, ister Bağdat'ta ister bölgesel çevre düzeyinde olsun, yavaş yavaş rakiplerinin ve hatta bazı yakınlarının onları zayıf görmelerine yol açtı" açıklamasında bulundu.

Aziz, "Bu zayıflığı artıran şey, kronik bölünmeleridir. Dolayısıyla ağırlıklarını geri kazanmak için kalan en iyi kart, kartları yeniden düzenleyerek ve bir konum birliği oluşturarak ana güçleri arasındaki uçurumu kapatmaktır. Bu çatlak, düşüşün ana nedeni olmaya devam ediyor. Ayrıca varlıkları için ABD ve Batı desteği şeklinde olumlu bir seçenekleri var ve bundan vazgeçmeyi bırakmaları gerekiyor" dedi. 

Washington ve Batılı müttefikleri, Birleşmiş Milletler'in (BM) Irak misyonundan yetkililerle birlikte geçen yıllarda, bölgeye destek sağlamaya devam etmeleri karşılığında iki iktidar partisine üç "ana ve acil" talepte bulundular.

Bu talepler arasında petrol dosyası konusunda Bağdat'la anlaşma ve 'meşruiyeti korumak' için parlamento seçimlerini zamanında yapma gerekliliği de yer alıyor.

Bunun yanı sıra iki taraf arasında bölünmüş olan güvenlik ve askeri güçlerin partizan olmayan bir kurumun gölgesinde birleştirilmesi yoluna gidilmektedir.

Rakipler arasında

Bazı Kürt muhalif güçlerin Kürt hükümeti ve parlamentosu tarafından verilen kararlara itiraz etmek için Federal Mahkeme'ye başvurmasıyla Kürt hükümetinin karşısında bir başka tuzak daha belirdi.

Bu durumun gelecekteki yansımalarına ilişkin olarak ise "İki iktidar partisini etkileyen zayıflığın bir özeti" diyen Yasin Aziz, şu ifadeleri kullandı:

Batı'nın bölge otoritesine verdiği desteğin azalması durumunda bundan, muhalif akımların veya rakip partilerin yararlanacağı kesindir. Bugün Federal Mahkeme, anayasa maddelerinin yorumlanmasında tek meşru organ olduğu göz önüne alındığında, bu güçler için etkili bir sığınak oluşturmaktadır. Bu yaklaşımın, iktidardaki herhangi bir partinin 'gözetim ve hesap verebilirlikten muaf olmadığını' fark etmesini sağlayan olumlu bir etkisi olsa da olumsuz etki, devam eden Kürt parçalanmasını yansıtıyor. 

Zaman denklemi

Siyasi ve araştırma kaynakları, Baas rejiminin düşüşünden sonraki dönemde Kürt ağırlığının arttığına dikkati çekti.

Kaynaklara göre bu nedenle bugünkü düşüş, Washington ve müttefiklerinin onlara güvenli bir bölge dayatması üzerine, 1990'ların başlarında Kürtlerin yarı-bağımsız özerklikten erken yararlanmalarıyla ilgili birkaç nedenden kaynaklanıyor.

Zira bu durum, onlara daha sonra bir iç savaşa girmelerine rağmen kurumsal bir yönetim kurma fırsatı verdi.

2005 yılındaki ilk parlamento seçimlerinden 2017'ye kadar kanlı savaş dönemleriyle karşı karşıya kalan Bağdat pahasına Irak siyasi sürecinde en güçlü ve istikrarlı parti oldular.

Bu kanlı savaş dönemi, mezhep savaşının patlak vermesi, El-Kaide örgütünün neredeyse her gün gerçekleştirdiği saldırılarla ve IŞİD'in ülkenin üçte birini kontrol etmesi ile başladı. Siyasi krizler ve yaygın yolsuzluktan bahsetmeye ise gerek yok. 

Ancak günümüzde bu denklem, bölgesel ve uluslararası anlayışların yönlendirdiği yerel faktörlerin etkisiyle bir miktar istikrar kazandıktan sonra federal hükümet lehine değişmeye başladı.

Bu, Kürtlerin şu ana kadar etkili bir sayı oluştursalar da tüm kartları kaybettikleri anlamına gelmiyor.

Bu çerçevede Bağdat Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi Profesörü ve Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı İhsan eş-Şammari, "Bölgenin anlaşmalar sonucunda dayandığı yasal güç seviyesindeki düşüş, federal yürütme makamlarına kendi görüşünü büyük ölçüde empoze etmesini sağladı. Ama buna rağmen bugün ortaya koyulan biçimden etkilenmedi ve hala etkili siyasi ağırlığını koruyor" dedi. 

Manevra araçları

Kürtler, 2003 yılından sonra siyasi sürecin kurulmasında önemli bir taraftır ve geleneksel siyasi liderlerle yakın bağlara sahip.

Güçleri, aynı zamanda federal parlamentodaki etkili temsil düzeylerinden ve hükümetlerin kurulmasındaki aktif rollerinden doğuyor.

Yürütme organındaki temsil ve ABD ve müttefiklerinden aldıkları destekten bahsetmeye gerek yok. Ancak bunların hepsi onlara yerleşim ve hatta manevra yapma seçeneği sunuyor.

Bu bağlamda Şammari, "Federal Mahkeme, daha önce Bağdat'ın bölge için mali ödenek harcamasının yasa dışı olduğuna karar verdi. Ancak borçlanma ilkesi yoluyla bu engelin nasıl aşıldığını gördük" dedi. İhsan eş-Şammari, "Ancak bölge, çıkarlarının baltalanma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu anlarsa, Bağdat'tan çekilme konusunda tereddüt etmeyeceğine inanıyorum. Bu da siyasi sürecin çökebileceği anlamına geliyor. Bu nedenle, özellikle (en büyük parlamento bloğuna sahip Şii güçlerden oluşan) Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin elinde hâlâ yeterli kart var. Çünkü Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, Kürdistan Demokrat Partisi ile cephe açmak istemiyor" açıklamasında bulundu. 

Yeni yol

Siyaset bilimi profesörü, iktidardaki iki Kürt partisinin, muhaliflerinin Federal Mahkeme aracılığıyla kazanım elde etmeye yönelmesi sonucunda bölgedeki mutlak güçlerini kaybetmeye başlayıp başlamadıklarına da değindi.

Bu çerçevede Şammari, "Mahkeme, olumlu veya olumsuz fark etmeksizin bir davada engel oluşturmak amacıyla herkes için bir sığınak haline geldi. Ancak iyi olan, yasal ve anayasal metinleri yorumlamak için belirli bir tarafın benimsenmesidir" ifadelerini kullandı. 

İhsan eş-Şammari ayrıca, "İki Kürt partisinin Bağdat'la yürüttükleri siyasi sürecin takip ettiği anlaşmaları, uzlaşmaları ve gelenekleri mahkeme yoluyla geçersiz kılma seçeneğinin, kaçınılmaz olarak iki tarafı kanun çıkarmak gibi yeni bir yola itebilecek yansımaları olacaktır. Bu yeni yol, bölge için verilen tavizlerin niteliğini meşrulaştırma ve bölgede tırmanan muhalefete karşı koymalarını sağlayacak yeni anlaşmalar formüle etme şeklinde olabilir. Evet, mahkeme kararları iki tarafın gücünü sınırlayabilir, ancak performansta büyük bir değişiklik gerektirecek ölçüde değil" dedi. 

 

 

Independent Arabia



Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor. 


Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
TT

Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)

Kuzey ve Doğu Suriye Kürt yönetimi bugün yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'nın dün yayınladığı kararnamenin "ilk adım olabileceğini, ancak Suriye halkının özlem ve umutlarını karşılamadığını" belirterek, "ülkenin tüm kesimlerinin haklarını koruyan demokratik bir anayasanın yapılmasının" önemini vurguladı.

Suriye'de yaşayan tüm Kürt kökenli vatandaşlara Suriye vatandaşlığı verilmesini öngören Suriye Cumhurbaşkanı'nın dün yayınladığı kararnameye yanıt olarak Kürt yönetimi açıklamasında, "hakların geçici kararnamelerle değil, kalıcı anayasalarla korunduğunu ve güvence altına alındığını" belirtti.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)

Kuzey ve Doğu Suriye'deki Kürt yönetimi, tüm bileşenlerin haklarını koruyan, muhafaza eden ve sürdüren demokratik, çoğulcu bir anayasa taslağı hazırlanması çağrısında bulundu. Niyet ne olursa olsun herhangi bir kararnamenin, kapsamlı bir anayasal çerçevenin parçası olmadığı sürece hakların gerçek bir güvencesini oluşturamayacağını vurguladı.

Açıklamada, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki Kürt yönetiminin, Suriye'deki haklar ve özgürlükler sorununun temel çözümünün kapsamlı bir ulusal diyalog ve demokratik bir anayasada yattığına inandığı ifade edildi.