Kürtler arasındaki rekabet ‘karanlık geleceğe rağmen’ devam ediyor

Bölgedeki siyasi gelişmeler Özerk Yönetim’in lehine değil.

Suriye'nin kuzeyindeki Kürt silahlı gruplar içinde mücadele sürüyor. (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Kürt silahlı gruplar içinde mücadele sürüyor. (AFP)
TT

Kürtler arasındaki rekabet ‘karanlık geleceğe rağmen’ devam ediyor

Suriye'nin kuzeyindeki Kürt silahlı gruplar içinde mücadele sürüyor. (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Kürt silahlı gruplar içinde mücadele sürüyor. (AFP)

Haid Haid

Bölgemizdeki siyasi gelişmelerin şu anda ülkenin dörtte birini Kürt liderliğinde kontrol eden Özerk Yönetim'in lehine olmadığını güvenle söyleyebiliriz. Aralıksız bölgesel çabaların rejimle normalleşmeye yol açması, ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçim zaferi ve Esed'le uzlaşma girişimlerinin ardından Kamışlı ile Şam arasında anlaşma şansı yavaş yavaş azalmaya başladı.

Ancak karamsar beklentilere ve stratejik müttefiklerin eksikliğine rağmen Kürt siyasi partiler arasındaki rekabet halen devam ediyor ve iç çatışmalara neden oluyor. Bu iç çatışmalar sadece yönetimin uzun vadeli varlığını tehdit etmekle kalmıyor, aynı zamanda kuzeydoğu Suriye'deki ana sınır geçidinin de kapatılmasına yol açarak her yönden muhalifler tarafından kuşatılmış bir bölgede zaten zor olan durumu daha da kötüleştiriyor.

17 Mayıs'ta, Kürdistan Demokrat Partisi tarafından kontrol edilen, Irak ile olan Fişhabur-Semalka kapısı, ne zaman yeniden açılacağına dair herhangi bir gösterge olmaksızın aniden kapatıldı. Bu geçit, ticaret akışını, siyasi delegasyonların gelişini ve sivil toplum kuruluşlarının bölgeye girişini kolaylaştırdığı için kuzeydoğu Suriye için ana cankurtaran halatı olarak kabul ediliyor. Kapatılmasının Özerk Yönetim bölgelerinde ikamet eden yaklaşık üç milyon kişi üzerinde önemli etkileri olacaktır.

Sınır kapısının kapatılmasıyla ilgili resmi bir açıklama yapılmadı. Ancak Özerk Yönetim'e karşı çıkan ve Irak Kürdistan Demokrat Partisi'ne yakın Kürt partilerinin ittifakı olan Kürt Ulusal Konseyi, kapatmanın, Özerk Yönetim'in Kürdistan Demokrat Partisi'nin davetlisi olarak Irak Kürdistanı'ndaki Ulusal Müze'nin açılışına katılmak üzere bazı üyelerinin Suriye'den ayrılmasını engellemesine cevaben geldiği belirtildiğini bildirdi.

Kuzeydoğu Suriye'deki ABD heyeti, iki taraf arasında arabuluculuk yapmak ve Özerk Yönetim ile Kürdistan Demokrat Partisi arasında daha fazla gerilimi önlemek için çaba sarf etti.  Ancak tam bir hafta süren bu yoğun çabalar sonuç vermedi ve sınır kapısı kapatıldı. Sınır Kapısı’nın her iki tarafındaki iki yetkiliden hiçbiri bu hikayeyi resmi olarak doğrulamamış olsa da iki taraf arasındaki önceki anlaşmazlıkların daha önce son yıllarda birçok kez geçidin kapatılmasına yol açtığını unutulmamak gerek.

Son gelişmelerin de gösterdiği gibi rakip gruplar arasında sürdürülen yoğun ve tekrarlanan arabuluculuk çabalarına rağmen Kürtler arası gerilim çözümsüz kaldı. Kürt Ulusal Konseyi ile Demokratik Birlik Partisi ve Özerk Yönetim içindeki diğer ana fraksiyonlar arasındaki uzlaşma görüşmeleri ilk kez 2012 yılında Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesud Barzani'nin desteğiyle başladı. Ancak iki taraf ne zaman bir anlaşmaya varsa veya anlaşmaya yaklaşsa, başarılı bir sonuca ulaşılmadan bu çabalar engellendi.

“Son gelişmeler, rakip gruplar arasında sürdürülen yoğun ve tekrarlanan arabuluculuk çabalarına rağmen Kürtler içindeki gerilimin çözümsüz kaldığını gösteriyor”

Son önemli birlik görüşmeleri, Türkiye'nin 2019'da sınır kasabaları Rasulayn ve Tel Abyad'ı ele geçirmesinin ardından ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Kobani tarafından başlatılmıştı. Bu görüşmelerin amacı, gerilimleri azaltmak, özyönetimin daha geniş bir meşruiyet kazanmasını sağlamak ve Şam ile yapılan müzakerelerde bir birlik cephesi oluşturmaktı.

ABD'nin liderliğinde gerçekleşen bu görüşmeler, Kürt Ulusal Konseyi ile Demokratik Birlik Partisi arasında bir ölçüde ortak bir siyasi vizyon oluşturmayı başardı. Ancak iki taraf sonunda tökezledi ve nihai bir anlaşmaya varamadı. Tekrarlanan benzer olaylar döngüsünde, her iki taraf da -her seferinde olduğu gibi- çöküşten dolayı birbirini suçladı. Bu da Kürt siyasi sahnesinin bölünmesine ve zayıflamasına yol açtı.

Kürt Ulusal Konseyi sıklıkla, birçok kişinin düşündüğü gibi Demokratik Birlik Partisi'nde etkisi olan PKK’yı görüşmeleri sabote etmekle itham etti. Diğer yandan özyönetim, Türkiye'nin baskısı altında taahhütlerinden geri adım attığı gerekçesiyle PKK’yı suçladı. Bu tür suçlamalar, farklı taraflar arasındaki anlaşmazlıkların bir yansıması kabul edilir ve müzakereleri karmaşıklaştırabilir.

Tekrarlanan başarısızlıklar, her bir Kürt fraksiyonu içindeki pragmatistler ve sertlik yanlıları arasındaki iç bölünmelere atfedilebileceğinden, her iki taraftan gelen bu suçlamaların gerçeklik unsurları taşıması mümkündür. Genellikle, öncelikle kendi varlıklarını güvence altına almak için anlaşmaya varmayı ön planda tutan pragmatistler, birlik görüşmelerinin erken aşamalarında genellikle inisiyatifi ele alırlar. Ancak belirli bir noktaya ulaştıklarında, radikaller sürekli olarak çabalarını sabote ederek herhangi bir anlaşmaya ilerlemeyi engellerler. Bu durum, anlaşmaya varma sürecinde ilerleme kaydetmeyi engelleyen bir engel oluşturur.

Bu iç bölünmeler aynı zamanda Özerk Yönetim ve Suriye muhalefet gruplarının birleşik bir pozisyonu sağlamlaştırmasını da engelledi. Bir grup halen Türkiye'ye karşı güçlü bir rakip olarak görülürken, diğer grup onun müttefiki olarak kabul ediliyor. Her birinin geleceği, Ankara ve Şam arasındaki devam eden görüşmelerin sonuçlarına bağlı olarak farklı derecelerde şekilleniyor. Kesin olan şu ki hem Türkiye hem de Esed'in ortak bir zemin bulmayı başarırsa her ikisinin de büyük ölçüde kaybedeceğidir.

IKBY, yakın zamanda Fişhabur-Semalka geçişini kısmen yeniden açtı. Ancak Kürtler arasındaki bölünmeler, geçişin yeniden kapanmasına yol açabilecek büyük bir risk oluşturmaya devam ediyor. Suriyeli Kürtler, gelecekteki statülerini güçlendirmek için aktif olarak yeni ittifaklar aramak yerine şimdiye kadar elde ettikleri tüm gerçek kazanımları tehlikeye atan artan tehditleri görmezden gelerek, iç anlaşmazlıkları tarafından tüketilmiş görünüyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Majalla’dan çevrildi.



Tunus hükümeti memurların işe alım süreçlerini gözden geçiyor

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said bir saha turunda (Tunus Cumhurbaşkanlığı)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said bir saha turunda (Tunus Cumhurbaşkanlığı)
TT

Tunus hükümeti memurların işe alım süreçlerini gözden geçiyor

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said bir saha turunda (Tunus Cumhurbaşkanlığı)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said bir saha turunda (Tunus Cumhurbaşkanlığı)

Tunus hükümeti ‘kapsamlı bir denetim kampanyası’ yürütmeyi ve 14 Ocak 2011 (Tunus Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin bin Ali’nin devrildiği tarih) ile 25 Temmuz 2021 (mevcut Cumhurbaşkanı Kays Said’in Nahda Hareketi hükümetini görevden aldığı tarih) tarihleri arasındaki dönemde devlet işlerindeki tüm atama ve alım faaliyetlerini izlemeyi sürdürdü.

Hükümet atamaların dayandığı dosyaların temiz olduğundan emin olmaya çalışıyor. Hükümetin bu hareketi “son 10 yılda kendisine sadık olan bazı kişileri idari ve hükümet pozisyonlarına getirerek nüfuzunu ve otoritesini kullanmakla suçlanan siyasi ve sendikalı taraflara üstü kapalı bir mesaj” taşıyor.

Denetimler, cumhurbaşkanlığı, çeşitli bakanlıklar, devlet daireleri, kamu tesisleri ve devlet bankalarındaki binlerce çalışanı kapsıyor. Bu, on binlerce çalışanın dosyalarının denetlenmesi ve işe alım süreçlerinin temiz olup olmadığına bakılması anlamına geliyor.

21 Eylül’de Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, işe alım süreçlerinin denetlenmesine ilişkin bir cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayınlamıştı. Bunu aynı ayın 28’inde Başbakan Ahmed el-Haşşani’nin bir genelgesi takip etmişti. Hükümet, denetim faaliyetlerini yürütmek üzere bir komite kurmuş ve bu görevi yürütecek üç kadın yargıç atamıştı.

Said pek çok fırsatta, “siyasi ve sendikalı tarafları” Tunus yönetimine birilerinin sızmasına önayak olmakla suçlayarak bu kişileri “kalkınma projelerini ve Tunuslulara yönelik istihdam fırsatlarını baltalayanlar” olarak nitelendirdi.

Komite, işe alımların doğrudan mı yoksa istişare usulüne dayanarak mı yapıldığını belirlemeye çalışıyor. Komite, çalışmalarının sonuçlarına ilişkin raporu en geç 3 Ekim Salı günü başbakanlığa sunacak. Her komite devlet kurumları düzeyinde atamaların yapıldığı akademik tasdik belgelerinin doğruluğunu denetlemekten sorumlu.

Siyasi niyetler

Gözlemciler denetimlerin arkasında birtakım “siyasi niyetlerin” olduğunu ve amacın “siyasi ve sendikalı taraflara suçlamalar yöneltip onları hükümet dairelerinin çoğuna kendilerine sadık kişileri yerleştirmek üzere güç ve nüfuzunu kullanmaları sebebiyle köşeye sıkıştırmak” olduğunu öne sürdüler.

Nahda Hareketi’nin liderlerinden Yemine ez-Zuglami, işe alımların incelenmesi sürecini sorguladı. 25 Temmuz 2021’den sonra işe alınanların dosyalarının incelenmeyip neden görevde tutulduklarını sorarak “Mevcut otorite, siyasi durumdan yararlanarak binlerce çalışan aldı. Onların da Tunuslular arasında eşitlik ilkesi çerçevesinde denetimlerden geçmesi gerekiyor” dedi.

Daha önce Nahda Hareketi 2011 Devrimi’ni takip eden Genel Yasama Af Kanunu’ndan yararlanmıştı. Bu sayede Tunus’un devrik lideri merhum Zeynel Abidin bin Ali döneminde zarar gören ve ideolojik sebeplerden ötürü işlerinden atılanlar arasından yaklaşık yedi bin kişi farklı Tunus idari birimlerine alınmıştı.

Tunus İçişleri Bakanlığı bu denetime hızlı bir şekilde dahil olarak cumhurbaşkanlığı kararnamesinin çıkarılmasından sadece iki gün sonra devlet görevlilerine ilişkin özel arşivi güvence altına almış ve bunu korumaktan sorumlu bir çerçeve belirlemişti. Bu denetimin kapsadığı devlet görevlilerinin isim listelerini hazırlamıştı. Bakanlık genel katiplerine personellerin tam ad, idare kimlik numarası, nüfus cüzdanı numarası, atanma tarihi, idari rütbe ve atama merkezi gibi tüm bilgilerini içeren dosyalarının basılı ve elektronik bir kopyasının verilmesini istemişti. Personel dosyalarının, oluşturulan denetim komitelerine gönderilmek üzere idare başkanlarının sorumluluğunda hazırlanması ve güvence altına alınması talep edilmişti.


Mısır’da cumhurbaşkanlığı seçiminde benzer sahneler yaşanıyor

Mısır'daki Ulusal Seçim Kurumu, cumhurbaşkanlığı seçiminin takvimini açıkladı. (EPA)
Mısır'daki Ulusal Seçim Kurumu, cumhurbaşkanlığı seçiminin takvimini açıkladı. (EPA)
TT

Mısır’da cumhurbaşkanlığı seçiminde benzer sahneler yaşanıyor

Mısır'daki Ulusal Seçim Kurumu, cumhurbaşkanlığı seçiminin takvimini açıkladı. (EPA)
Mısır'daki Ulusal Seçim Kurumu, cumhurbaşkanlığı seçiminin takvimini açıkladı. (EPA)

Mısır’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinde geçmişte olduğu gibi bugün de yaşanan sahnelerde Mısır’da rekabet ettiği kişiye göre  pozisyon alan cumhurbaşkanı adayları görülüyor.

Mısır’da ülke dahilinde 10 Aralık itibariyle ardı ardına üç gün süreyle cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesi bekleniyor. Yurt dışındaki seçmenler ise 1 Aralık ila 3 Aralık tarihleri arasında oy kullanacak.

2014 yılından bu yana iktidarda olan Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin adaylığını resmi olarak açıklaması bekleniyor. Şu ana dek aday olmak istediklerini resmen bildiren beş Mısırlı siyasetçi var: Eski milletvekili Ahmed Tantavi, Sosyal Demokrat Partisi Genel Başkanı Ferid Zahran, Vefd Partisi Genel Başkanı Abdussanad Yamame, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Hazim Ömer ve Anayasa Partisi’nin Genel Başkanı Cemile İsmail.

Hazim Ömer ve Abdussanad Yamame ve partileri daha önce Cumhurbaşkanı Sisi'yi destekleyen tutumlarını dile getirmişti.

Meclis raporlarına göre potansiyel aday olan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Hazim Ömer, Temsilciler Meclisi üyelerinden 44’ünün desteğini aldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre cumhurbaşkanlığı yarışına katılmak üzere Senato'dan istifasını sunduktan sonra adaylığını sunan Ömer, Cumhurbaşkanı Sisi'nin atamasıyla Senato üyeliğini kazandı.

Mısır Anayasası, cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılacak bir adayın Temsilciler Meclisi'nin en az 20 üyesinin veya en az 15 vilayette oy kullanma hakkına sahip en az 25 bin vatandaşın desteğinin alınmasını şart koşuyor. Anayasaya göre her vilayetten en az bin destekçi bulunması gerekiyor.

Ömer 2018 seçimlerinde Cumhurbaşkanı Sisi'ye desteğini açıklamış, onun bu aşamaya en uygun kişi olduğunu belirtmişti. Mevcut adaylığı ardından yaptığı açıklamada ise partisinin Mısır devletini hala desteklediğini vurguladı. Öncesinde ise Cumhurbaşkanı Sisi'nin çağrıda bulunduğu ulusal diyaloga övgüde bulunan Ömer şunları söyledi:

“Ulusal Diyaloğun ilk yapı taşları Cumhurbaşkanı Sisi tarafından keskin bir vizyon, geleceğe bakış açısı ve bilge bir liderlikle atıldı. Diyalogun başarıya ulaşması için hiçbir çabadan kaçınmayacağız. Allah’a, Cumhurbaşkanı’na ve Mısır halkına, içtenlikle en üst düzeyde iş birliği sunacağımıza söz veriyoruz.”

Vefd Partisi Genel Başkanı Abdussanad Yamame de 20'den fazla milletvekilinin desteğini aldı. Aday olma niyetinin ardından yaptığı televizyon açıklamalarında, Cumhurbaşkanı Sisi'ye yönelik tutumunun net olduğunu ifade eden Yamame, iki lider Sad Zağlul ve Mehmed Ali Paşa'nın isimlerinin yanında Sisi'nin isminin de ölümsüzleştirilmesini talep etti. Yamame, cumhurbaşkanlığı seçimlerine adaylığının hükümetin direktiflerine değil kişisel arzusuna dayandığını, arabulucu, kukla veya dublör rolünü kabul etmediğini vurguladı.

El-Gad Partisi lideri Musa Mustafa Musa’nın Cumhurbaşkanı Sisi'ye karşı yarıştığı 2018 seçimlerinde de benzer bir sahne yaşanmıştı. Musa Mustafa Musa, 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sisi'nin adaylığı çağrısında bulunan bir kampanya başlatmıştı. 2017 yılında bir sonraki yıl yapılacak seçimlerde kendisini desteklemek üzere bir kampanya başlatan Musa, 2018’de ise cumhurbaşkanlığı seçimlerine adaylığını ve Sisi ile rekabet edeceğini açıklamıştı.

2005 Mısır cumhurbaşkanlığı seçimlerinde eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hüsnü Mübarek'in dokuz rakibi arasında da kendisine bağlı bir aday olan Ümmet Partisi'nin Başkanı Ahmed es-Sabahi vardı. Sabahi, söz konusu dönemde yaptığı açıklamalarda, Mübarek’in bu göreve kendisinden daha layık olduğunu, kendisini Mübarek'in rakibi olarak görmediğini, ancak demokrasiyi pekiştirmek ve deneyimi zenginleştirmek için seçimlere aday olduğunu bildirmişti. Kendi deyimiyle, ‘Allah korusun’ kazandığı taktirde görevi bırakacağını da eklemişti. Nitekim bu açıklamalar, o dönemdeki gözlemciler arasında başkanlık seçim yarışının ciddiyeti konusunda şüphe uyandırmıştı.

Kahire Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Gada Musa, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Mısır'daki cumhurbaşkanı adaylarının genel olarak üç kategoriye ayrılabileceğini söyledi. İlkinin yetenekli, finansal yetenekleri, başarıları ve popüler bir tabanı olan adaylardan, ikincisinin reform programı olan ancak mali kapasiteden ve halk desteğinden yoksun, istekli ama başarısız adaylardan, üçüncü kategorinin ise isteksiz ve beceriksiz, bir amaç uğruna motive olmuş adaylardan oluştuğunu belirtti.

Musa, Yaklaşan seçimlere Hazim Ömer ve Abdussanad Yamame’nin katılımının mantıksız olduğunu vurgulayan Musa açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Cumhuriyet Halk Partisi devletin yönlendirmelerine sadık bir partidir. Dolayısıyla Ömer'in Cumhurbaşkanı Sisi'ye rakip olması dolaylı bir destektir. Ne kendisinin ne de liberal bir partinin başında bulunan Vefd Partisi Genel Başkanı’nın farklı bir programı var. Devletin yönelimleri liberal değil, muhafazakar milliyetçiliğe daha yakın. Ancak bu şahısların Cumhurbaşkanı’na destek verdiğini görüyoruz, dolayısıyla katılımları da mantıksız. Bu, her iki adayın da varlığının yalnızca seçim sürecine meşruiyet kazandırdığını gösterir.”

 Musa ayrıca bu durumun herhangi bir eleştiri veya alay konusu olmasına izin vermeyi reddeden Musa, Cumhurbaşkanı’na sadık adaylar olduğu kadar sadakatsiz adayların da bulunduğunu belirtiyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Nesil Partisi Başkanı Naci eş-Şehabi de şu açıklamada bulundu:

 “Cumhurbaşkanlığı seçimi bu sefer farklı olacak. Zirâ çoğulculuğa tanıklık ediyor. İki aday, Ömer ve Yamame ciddi, Temsilciler Meclisi'nde anayasaya uygun yeterli bir sayıya sahipler. Onların adaylığıyla bu çoğulcu seçimlerin asgari şartına sahip oluyoruz, bu da seçimlere daha fazla ivme kazandırıyor. Ne düşündüklerini araştırmaya gerek yok. Önceden destekleyici bir yönelim benimsemiş olabilirler, ancak bazı durumlarda karşıt konumlara da sahip olabilirler. Neticede bir karar verdiler, demokratik bir ortamda çoğulcu seçimlerin gerçekleşmesi için çaba gösterecekler.”


İsrail Yahudilerin dini bayramında El Halil'deki İbrahim Camisi'ni Müslümanlara kapattı

(AA)
(AA)
TT

İsrail Yahudilerin dini bayramında El Halil'deki İbrahim Camisi'ni Müslümanlara kapattı

(AA)
(AA)

Harem-i İbrahim Camisi Müdürü Gassan er-Recebi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "İşgalci İsrail makamları, Sukot (Çardaklar) Bayramı sebebiyle Harem-i İbrahim Camisi'ni bugün ve yarın kapattı." dedi.

Recebi, İsrail'in Harem-i İbrahim Camisi'ni Müslümanların girişine kapattıktan sonra genellikle tüm bölümlerini Yahudi yerleşimciler için açtığını, yüksek sesli merasimler ile bazı dini ritüellerin gerçekleştirildiğini belirtti.

Filistinli yetkili, "İsrail, zaman ve mekan olarak devam ettirdiği bölünmüşlüğün bir parçası olarak farklı bayramlar bahanesiyle Harem-i İbrahim'i yılda 10 gün Müslümanlara kapatıyor; Yahudi yerleşimcilere açıyor." ifadesini kullandı.

Yahudilerin 29 Eylül'de başlayan Sukot (Çardaklar) Bayramı bir hafta boyunca devam edecek.

Harem-i İbrahim Camisi'ne yönelik ihlaller

İşgal altındaki Doğu Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa'nın çevresi kabul edilen El Halil kentindeki Harem-i İbrahim, Mekke'deki Mescid-i Haram ve Medine'deki Mescid-i Nebevi ile Mescid-i Aksa'dan sonra en kutsal dördüncü cami olarak değerlendiriliyor.

İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria'da bulunan cami, 25 Şubat 1994'te sabah namazını kılan Müslümanların üzerine ateş açan Yahudi bir fanatiğin eyleminden sonra kapatılmış ve açıldığında da yarısından fazlası Yahudilere tahsis edilmiş şekilde bölünmüştü.


Binden fazla fanatik Yahudi'den Mescid-i Aksa'ya baskın

(AA)
(AA)
TT

Binden fazla fanatik Yahudi'den Mescid-i Aksa'ya baskın

(AA)
(AA)

İsrail polisi, baskınlar sırasında Doğu Kudüs'ün Eski Şehir bölgesinde demir bariyerler ile kontrol noktaları oluşturarak Filistinlilerin Mescid-i Aksa'ya girişine izin vermedi.

Kudüs İslami Vakıflar İdaresinin yazılı açıklamasına göre, 1142 Yahudi yerleşimci Aksa'ya baskın düzenledi.

Mescid-i Aksa'yı Yahudi yerleşimcilerden korumak için gönüllü nöbet tutan ve "murabıta" diye isimlendirilen bazı Filistinli kadın aktivistler, Doğu Kudüs'ün Eski Şehir bölgesinde Yahudilerin Harem-i Şerif'e girdiği ve çıktığı yollarda tekbir getirerek yerleşimcilere tepki gösterdi.

İsrail polisi, güç kullanarak Filistinlileri alandan uzaklaştırmaya çalıştı. Bu sırada arbede yaşandı. İsrail polisi iki Filistinli kadını gözaltına aldı.

Yahudilerin 29 Eylül'de başlayan Sukot (Çardaklar) Bayramı, bir hafta boyunca devam edecek.

Yahudi yerleşimciler dini bayramlarının olduğu dönemlerde Mescid-i Aksa'ya baskınlarını artıyor.

Kudüs İslami Vakıflar İdaresi, Sukot Bayramı'nın ikinci günü olan dün, 859 Yahudi yerleşimcinin Mescid-i Aksa'ya baskın düzenlediğini bildirmişti.

Mescid-i Aksa, İsrail ile Ürdün arasında 26 Ekim 1994'te imzalanan barış antlaşmasına göre Ürdün Vakıflar, İslami İşler ve Mukaddesat Bakanlığına bağlı Kudüs İslami Vakıflar İdaresinin himayesinde bulunuyor.

Ancak Yahudiler, 2003'ten bu yana İdarenin izni olmadan İsrail'in tek taraflı kararıyla polis eşliğinde kutsal mabede giriyor. Bu girişleri baskın olarak nitelendiren Kudüs İslami Vakıflar İdaresi, Müslümanların egemenliğinin ihlal edildiğini vurguluyor.


Mısır İçişleri Bakanı’ndan İsmailiye’deki yangın için komisyon kurma talimatı

Mısır'da İsmailiye Emniyet Müdürlüğü'nde çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiyeciler ( Reuters)
Mısır'da İsmailiye Emniyet Müdürlüğü'nde çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiyeciler ( Reuters)
TT

Mısır İçişleri Bakanı’ndan İsmailiye’deki yangın için komisyon kurma talimatı

Mısır'da İsmailiye Emniyet Müdürlüğü'nde çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiyeciler ( Reuters)
Mısır'da İsmailiye Emniyet Müdürlüğü'nde çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiyeciler ( Reuters)

Mısır İçişleri Bakanı Mahmud Tevfik günün erken saatlerinde İsmailiye Emniyet Müdürlüğü binasında çıkan büyük yangının nedenlerini araştırmak için uzmanlardan oluşan bir komisyonun kurulduğunu ifade etti.

Mısır Sağlık Bakanlığı, yangın sebebiyle 38 kişinin yaralandığını açıkladı. Mısır Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Hüsam Abdulgaffar, sağlık ekiplerinin 12 yaralıya olay yerinde müdahale ettiğini, 26 kişinin sağlık kuruluşlarına nakledildiğini aktardı. Sağlık Bakanlığı Sözcüsü bu kişilerden 7'sinin ise tedavilerinin ardından hastaneden taburcu edildiğini belirtti.

İçişleri Bakanı ise olay yerine gelerek, bölgeyi inceledi ve yaralılara tamamen iyileşene kadar her türlü bakımın sağlanması talimatını verdi.

İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, yangının nedenlerini belirlemek ve binanın yapısal güvenliğini incelemek, verimliliğini mümkün olan en kısa sürede geri kazandırmak adına uzmanlardan oluşan bir komisyonun kurulması talimatı verildiğini aktardı.

Yangın binada büyük bir hasara neden olurken, görgü tanıkları sivil koruma araçları ve ambulanslardan önce bölgedeki halkın yangına müdahalede bulunduğunu ifade etti. Alanda bulunan vinçlerle yangına müdahale edildi. Güvenlik kaynakları kaza yerinin etrafına güvenlik kordonu çekildiğini ve adli tıp uzmanlarının gerekli incelemeyi yaptığını belirtti. İsmailiye Valiliği’nde hastanelerde olağanüstü hal ilan edildi.

Bakanlığın sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, 50 ambulansın olay yerine sevk edildiğini kaydetti.


Harem-i Şerif'te kurban kesmek isteyen İsrailli gözaltına alındı

Aktivist, hayvanla metroya binmek isterken yakalandı (The Jewish Press)
Aktivist, hayvanla metroya binmek isterken yakalandı (The Jewish Press)
TT

Harem-i Şerif'te kurban kesmek isteyen İsrailli gözaltına alındı

Aktivist, hayvanla metroya binmek isterken yakalandı (The Jewish Press)
Aktivist, hayvanla metroya binmek isterken yakalandı (The Jewish Press)

Kudüs'teki İsrailli bir kişi, Harem-i Şerif'te kurban kesmek isteyince gözaltına alındı.

İsrail polisinden yapılan açıklamada, Yair Hanoch adlı kişinin, Doğu Kudüs'ün Eski Şehir bölgesinde yanındaki koyunla Harem-i Şerif'e giderken yakalandığı bildirildi.

Polis, Hanoch'un "Tapınak Dağına Dönüş" (Chozrim L'Har) adlı fanatik Yahudi grubunun üyesi olduğunubelirtti.  

Grupsa aktivistin gözaltına alınmasının ardından yaptığı açıklamada, "Tapınak Dağının kontrolü artık Müslümanlara bırakılamaz" dedi.

Radikal sağcı grubun açıklamasında, Harem-i Şerif'te kurban kesilmesi için eylemlerin sürdürüleceği belirtilerek, "Sayın İsrail devleti ve Araplar, yanlış nesle bulaştınız" ifadeleri kullanıldı.

Yahudiliğin en kutsal mekanı olan Tapınak Dağı, Müslümanların ilk kıble olarak kabul ettiği Mescid-i Aksa'ya ev sahipliği yapıyor. 

Tapınak Dağına Dönüş hareketinden iki eylemci, Yahudilerin 5-13 Nisan'da kutladığı Hamursuz Bayramı'nda da Mescid-i Aksa'da kurban kesmeyi planladığı gerekçesiyle gözaltına alınmıştı.

Grup, Mescid-i Aksa'da kurban kesenlere 20 bin şekel (yaklaşık 145 bin TL), kurban kesme teşebbüsüyle gözaltına alınanlaraysa 5 bin şekel (yaklaşık 36 bin TL) para ödülü verileceğini de duyurmuştu.

Independent Türkçe


UGTT’den Tunus’ta dışlanmanın önlenmesi çağrısı

UGTT Genel Sekreteri  Nureddin et-Tabubi. ( AFP)
UGTT Genel Sekreteri Nureddin et-Tabubi. ( AFP)
TT

UGTT’den Tunus’ta dışlanmanın önlenmesi çağrısı

UGTT Genel Sekreteri  Nureddin et-Tabubi. ( AFP)
UGTT Genel Sekreteri Nureddin et-Tabubi. ( AFP)

Tunus Genel İşçi Sendikaları Konfederasyonu (UGTT) Genel Sekreteri  Nureddin et-Tabubi, ulusal egemenlik ve ulusal karar alma mekanizmalarının bağımsızlığının dışlamayla değil, ulusal birlikle belirlendiğini söyledi. Tabubi bir konferansta yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Bizler ulusal egemenliği yücelten ve savunanız, ulusal karar almanın bağımsızlığını savunuyoruz ama bu dışlamayla çözülmez. Demokrasiyi savunan, ona inanan, insan özgürlüğünü, örgütlenme özgürlüğünü ve temel konuları savunan ilke ve değerlere inancı olan herkesle milli birlik içindeyiz.”

Şarku’l Avsat’In edindiği bilgilere göre Tunuslu yetkililer geçtiğimiz şubat ayında muhaliflere karşı bir kampanya başlatarak, parti liderlerini ve siyasi aktivistleri tutukladı. Tabubi, Tunus hükümetini sübvansiyonların arttırılması ve kamu kurumlarının satılmasının yanı sıra sosyal müzakereleri aksatmak ve ekonomik reformları uygulamamakla eleştirdi. UGTT Genel Sekreteri, ulusal karar alma mekanizmasının bağımsızlığının ihanet, şeytanlaştırma ve hedefleme yoluyla değil, fikirler ve çabalar yoluyla zenginlik yaratmaktan geldiğini vurguladı.

Tunus ciddi bir ekonomik krizden mustarip ve geçtiğimiz yılın sonlarında uzman düzeyinde bir anlaşmaya varılmasına rağmen Uluslararası Para Fonu'ndan (IMF) finansman almaya yönelik müzakereleri sekteye uğradı.

Tabubi, kamu kurumlarının yeniden yapılandırılması gerektiğini ifade ederek ekonomik, sosyal ve gerçek yapının çöküşü önleyeceğini vurguladı.


Mısır kamuoyu çocuğunu öldürüp pişiren kadının beraatine tepkili

Şarkiye’de bir çocuğun vahşice öldürülmesi Mısırlıları şok etti. (Facebook)
Şarkiye’de bir çocuğun vahşice öldürülmesi Mısırlıları şok etti. (Facebook)
TT

Mısır kamuoyu çocuğunu öldürüp pişiren kadının beraatine tepkili

Şarkiye’de bir çocuğun vahşice öldürülmesi Mısırlıları şok etti. (Facebook)
Şarkiye’de bir çocuğun vahşice öldürülmesi Mısırlıları şok etti. (Facebook)

Mısır yargısının, psikolojik rahatsızlığı nedeniyle çocuğunu öldürüp cesedini kesip pişiren annenin beraatine ilişkin kararı Mısır kamuoyunda geniş bir yankı uyandırarak tartışmalara yol açtı.

Geçtiğimiz Nisan ayında, Bayan Fagus olarak bilinen olarak Hana Muhammed’in (37) 5 yaşındaki çocuğunu öldürmesinin ayrıntılarının medyada yer alması Mısırlıları şok etti.

Kahire’nin kuzeydoğusunda yer alan Şarkiye Zagazig Ceza Mahkemesi geçtiğimiz Cumartesi günü sanığın 12. duruşmadan sonra masum olduğuna karar verdi. Karar, iki uzman komiteye sunulduktan sonra kadının akıl sağlığını yitirdiğinden cezai ehliyete sahip olmadığı cezalandırılmaya değil tedaviye ihtiyacı olduğu belirtildi.

Şarku’l Avsatın yerel basından aktatrdığına göre sanığın avukatının mahkemenin müvekkilini beraat ettirme kararını tarihi bir karar olarak nitelendirdiği basın açıklamaları yer aldı.

Mısır Kadın Sorunları Vakfı’ndaki adalete erişim programı direktörü Mısırlı Avukat Cevahir et-Tahir kararın sanığın psikolojik durumu göz önüne alındığında soru işaretleri yarattığını belirtti.

Tahir, “Mahkemenin akıl hastalığı konusunu dikkate alması olumlu bir adım. Ancak mahkumiyeti hak eden bir cinayetle karşı karşıyayız. Özellikle akıl hastalığı konusu suçlardan çıkış yolu olabilecek dikenli konulardan biri. Mahkemenin bu kararı sorgulanır” dedi.

Sanığın avukatı, sanığı psikiyatri ihtisas komitesine sunma, zihinsel gücünün kapsamını ortaya koyma gereğini talep eden bir savunma konuşması yapmış, hiçbir normal annenin kendi çocuğunu öldüremeyeceğini belirtmişti.

Mahkemenin dayandığı Adli Ruh Sağlığı Raporu, sanığın suçu işlediği sırada psikolojik bir rahatsızlıktan mustarip olduğu, zihinsel yetenek eksikliği olan şeyler hakkında öngörüsünü ve doğru yargısını kaybettiği iddiasına dayanıyor. Suçunu patolojik durumunun etkisi altında işlediği ve bilinçsiz olduğu, söz konusu suç eyleminden sorumlu olmadığı düşünülüyor.


İsrail ordusu Batı Şeria’da 10 Filistinliyi gözaltına aldı

İsrail polisi bir kadının Kudüs'ün Eski Şehir bölgesinde gösteri yapmasını engelledi ( EPA)
İsrail polisi bir kadının Kudüs'ün Eski Şehir bölgesinde gösteri yapmasını engelledi ( EPA)
TT

İsrail ordusu Batı Şeria’da 10 Filistinliyi gözaltına aldı

İsrail polisi bir kadının Kudüs'ün Eski Şehir bölgesinde gösteri yapmasını engelledi ( EPA)
İsrail polisi bir kadının Kudüs'ün Eski Şehir bölgesinde gösteri yapmasını engelledi ( EPA)

Filistinli kaynaklar bugün, İsrail ordusunun Batı Şeria'da bir dizi operasyon başlattığını duyurdu. Operasyonlarda en az on Filistinlinin gözaltına alındığı bildirildi.

ANA haber ajansının kaynaklardan aktardığına göre, Cenin valiliğindeki Yabad kasabında, İsrail ordusunun düzenlediği büyük baskında dört Filistinli gözaltına alındı.

Görgü tanıkları, baskının ardından kentte çatışmaların çıktığını ve herhangi bir yaralanma yaşanmadığını söyledi. Beşinci bir Filistinli de Cenin şehrinde gözaltına alındı.

Kaynaklara göre İsrail ordusu, şehrin doğu kesimine baskın yaptıktan sonra Nablus'tan bir Filistinliyi gözaltına aldı.

Açıklamada, İsrail ordusunun Ramallah Valiliği'ndeki Turmus Ayya kasabası ve Calazon mülteci kampı olmak üzere toplam dört Filistinlinin gözaltına alındığı aktarıldı.


Libya: Derne şehrinin yeniden inşasına yönelik Uluslararası Konferans kasım ayına ertelendi

Reuters
Reuters
TT

Libya: Derne şehrinin yeniden inşasına yönelik Uluslararası Konferans kasım ayına ertelendi

Reuters
Reuters

Libya’da Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu (LUO), Derne’de meydana gelen sel felaketinde ölü sayısının 4 bin 156’ya yükseldiğini duyurdu. Usame Hammad liderliğindeki Libya İstikrar Hükümeti ise, Derne şehrinin yeniden inşasına yönelik 10 Ekim’de yapılması planlanan uluslararası konferansın kasım ayına ertelendiğini bildirdi.

Uluslararası konferansın hazırlık komitesi başkanı Sakr el-Cibani dün yaptığı açıklamada, Derne ve Bingazi şehirlerinde düzenlenecek olan konferansın 1-2 Kasım tarihine ertelendiğini belirtti.

Cibani açıklamasında ayrıca şu ifadeleri kullandı:

“Komite, selden etkilenen şehir ve bölgelerdeki belediyelerin ve yerel konseylerin yanı sıra konferansa katılmaya istekli, teknik olarak yetenekli olan bir dizi uluslararası şirketin taleplerine yanıt verdi. Ertelemenin amacı, yeniden yapılanma sürecine katkıda bulunacak, sürdürülebilir insani, mesleki gelişimi sağlayacak etkili çalışma ve projelerin sunulmasına zaman tanımaktır”

Uluslararası tanınırlığa sahip olmayan ve çalışmaları ülkenin doğu ve güney bölgeleriyle sınırlı olan Hammad hükümetinin konferansı erteleme kararı, çatışan iki hükümet arasında koordinasyon eksikliğine ilişkin uluslararası taraflardan itirazlar geldiği bir dönemde alındı.

ABD’nin Libya Büyükelçisi Richard Norland, konferans düzenleme konusunda çeşitli taraflar arasında ‘ortak ve kapsamlı koordinasyon’ çağrısında bulundu.

Bu duruş İsviçre, Hollanda ve Birleşmiş Milletler (BM) Libya Destek Misyonu (UNSMIL) tarafından da desteklendi.

Söz konusu uluslararası taraflar, Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti ile Libya İstikrar Hükümeti arasında, Derne felaketinin yansımaları ve yeniden yapılanma sürecine ilişkin, mevcut siyasi çatışmadan uzak bir şekilde çabaların koordine edilmesi çağrısında bulundu.

Öte yandan, Hafter’in Sözcüsü Tümgeneral Ahmed el-Mismari, son olarak iki cesedin daha gömüldüğünü, böylece Derne’deki sel mağduru sayısının 4 bin 156’ya çıktığını duyurdu.

Şarku’l Avsat’a konuşan LUO’dan bir askeri yetkili de, cumartesi günü Derne açıklarında denizden 5 ceset çıkarıldığını bildirdi.

Hammad hükümeti, Dışişleri Bakanlığı’nın Derne kentindeki kurtarma çalışmalarına katılan Fransa ve Cezayir’den gelen ekipleri onurlandıracağını duyurdu.

Diğer yandan, Ulusal Birlik Hükümeti’nin açıklamasına göre, Dibeybe, Derne ve komşu belediyelerde Sivil Statü, Pasaport ve Vatandaşlık Hizmetleri tarafından görevlendirilen acil durum komitelerinin, sel ve su baskını nedeniyle bölge sakinlerinin acılarını hafifletmek amacıyla yürüttüğü çalışmaları takip etti.

Ayrıca Genel Elektrik Şirketi’ne bağlı bakım ekiplerinin, Derne kenti ile Cabal el Akhdar’ın selden etkilenen bölgelerde çalışmalara devam edeceği açıklandı.

Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı Milli Eğitim Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, sel ve su baskınlarından zarar gören 15 belediyede eğitim kurumlarında bakım çalışmalarının devam etmesine paralel olarak, okullar yeniden açıldı.

Trablus’taki Kamu Hizmetleri Şirketi, Derne sakinlerinin hayatını tehdit eden zararlıların yayılmasını sınırlamak için mahallelere ve limana sterilizatörler ile böcek ilaçları püskürtmeye devam etti.

Hükümet, şirket ekiplerinin şehrin sokaklarındaki atıkları taşımak için gerçekleştirdiği sefer sayısının 423'e ulaştığını da bildirdi.

Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi Başkanı Yusuf el-Akuri, Almanya’nın Trablus Büyükelçisi Michael Unmacht ile Bingazi şehrinde görüştü.

Akuri, ülkenin doğusundaki şehirlerin yaşadığı felaketin, Libya devletinin imkanlarının ötesinde olduğunu vurguladı. Ayrıca, yıkılan alanların en iyi standartlarda yeniden inşası için uluslararası uzmanlıktan faydalanmanın önemine dikkat çekti.

Akuri, şu anda önceliklerin yerinden edilmiş binlerce insana konut bulmak olduğunu dile getirdi. Tüm çabaları birleştirmek ve bu krizden çıkmak için farklılıkların, bölünmelerin üstesinden gelmek zorunda olduklarını aktardı.

Unmacht ile koordinasyonun devamı konusunda mutabakata vardıklarını söyleyen Akuri, yerel ve uluslararası kuruluşlarla işbirliği ve etkilenen bölgelere yardım etmek için tüm çabaların yoğunlaştırılmasının önemini sözlerine ekledi.