Sudan: Milis gruplar iç savaşta tarafsızlığını koruyacak mı?

Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri (AFP)
Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri (AFP)
TT

Sudan: Milis gruplar iç savaşta tarafsızlığını koruyacak mı?

Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri (AFP)
Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri (AFP)

Ekim 2020'de Cuba Barış Anlaşması’nı imzalayan Sudan’daki silahlı örgütlerin iç savaş sonrası anlaşmaya bağlı kalıp kalmayacağı pek çok soru işaretini gündeme getiriyor.

Örgütler, ordunun darbeyle devirdiği sivil iktidar kanadı Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’ne (ÖDBG) destek olmadı. Sonrasında da iç savaşta ‘pasif tarafsızlığı’ seçerek sivillerin korunmasında fiili bir rol oynayamadı. Hatta ÖDBG, iki taraf arasında arabuluculuk yapıp savaşı durdurmak için ciddi bir girişimde dahi bulunmadı.

Anlaşma uyarınca Minni Arko Minawi başkanlığındaki Sudan Kurtuluş Hareketi, Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Partisi ve Malik Akar liderliğindeki Sudan Halkının Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) orduya entegre olacaktı. Ancak birleşme gerçekleşmedi, silahlı örgütler tüm güçlerini ve mekanizmalarını korudu.

Darfur Bölgesi Başkanı Minawi, savaşın patlak verme arifesinde Hartum'da bulunan kuvvetleriyle bölgeye hareket etti. Maliye Bakanı konumunda bulunan Cibril İbrahim ülkenin doğusundaki Port Sudan kentine taşınırken kuvvetlerinin nerede durduğu bilinmiyor. Diğer yandan Malik Akar, Sudan Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı olarak atandı ve HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu'nun (Hamideti) yerini aldı.

Yetkililer, görevi sivilleri korumak ve savunmak olan Darfur merkezli milis grupları ve ordu arasında ortak kuvvetler oluştursa da bu güçler Darfur bölgesindeki el-Cuneyne, Kutum ve el-Faşir kentlerinde gerçekleştirilen askeri operasyonlarda net bir rol oynamadı. Çatışmalar yüzlerce sivilin ölümüne, binlerce kişinin yaralanmasına ve yüz binlerce kişinin komşu ülke Çad'a göç etmesine yol açtı. Bölge valisi de kendi bölgesinde yaşananların uluslararası bir soruşturma gerektirdiğini anlatmakla yetindi.

Tarafsızlık mı katılım mı?

Darfur Vali Yardımcısı Mustafa Cemil Şarku'l Avsat'a, hareketinin iç savaş konusundaki kararlı duruşunun “tarafsızlık olduğunu ve iç savaşa katılmayacaklarını” söyledi. Ayrıca Kutum ve el-Cuneyne olaylarıyla ilgili uluslararası soruşturma çağrısında bulundu. Cemil, “Sudan Kurtuluş Hareketi, Hartum ile Darfur arasındaki ticari konvoyların güvenliğini sağlıyor ve bölgenin kuzeyindeki pazarları koruyor. Güçler Güney Darfur'a yöneldi ve bölgedeki çemberi tamamlamaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

Diğer yandan silahlı hareketlere mensup bireylerin ordu ile HDK arasındaki iç savaşa HDK’den yana katıldığına dair yaygın ancak teyit edilemeyen iddialar da dolaşıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan analistlere göre söz konusu milis grupların iç savaşa her iki taraftan biri lehine katıldığı kanıtlanırsa, savaş alanını genişletmek ve güç dengesini değiştirmek konusunda ordu ile HDK arasındaki çatışmaya katkıda bulunabilir.

Tarihsel olarak, silahlı hareketler eski Ömer el-Beşir rejimi döneminde orduya ve ona bağlı HDK’ye karşı uzun bir mücadele vermiş, ancak rejimin devrilmesinden sonra barış müzakerelerini HDK Komutanı Hamideti devralmıştı. Onun himayesinde, iki eski düşman arasındaki ilişkiyi yeni bir aşamaya taşıyan 'Cuba Barış Anlaşması' imzalandı. O sıralarda Hamideti'nin bu hareketleri yanına çekmek ve geçmişin acılarını unutmak için ‘masanın altından’ açık ve gizli tavizler verdiğine dair haberler de yayıldı.

İttifak dengeleri değişti

Ordu ile HDK arasında çıkan çatışmanın ardından işaretler tersine dönerek ittifak dengeleri değişti ve şu soru ortaya çıktı: “Cuba Barış Anlaşması’nı imzalayan silahlı hareketler, Sudan ordusu ile HDK arasındaki iç savaşa katılırlarsa kimin yanında savaşacaklar?” Sudan Kurtuluş Hareketi Sözcüsü Mustafa Tambur, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada şu yanıtı verdi: “Şu anda devam eden iç savaşın ordu ile HDK arasında değil, planı uygulamak için HDK’yi maşa olarak kullanan ve Sudan'ı işgal etmek ve kaynaklarını kontrol etmek isteyen yabancı taraflar arasında bir savaş olduğuna inanıyoruz.”

Darfur Bölgesi Başkanı Minni Arko Minawi (arşiv)
Darfur Bölgesi Başkanı Minni Arko Minawi (arşiv)

Ulusal Ümmet Partisi'nin önde gelen lideri Urve es-Sadık ise söz konusu hareketlerin savaşa katılmasını eleştirerek şunları söyledi: “Onlardan herhangi birinin katılımı, savaşan taraflar arasındaki diyalog ve müzakere sürecini etkileyen birçok feci sonuca yol açacaktır. Cuba Barış Anlaşması görüşmelerinde olduğu gibi, Cidde görüşmeleri de başka bir başkentte yeniden başlayabilmek için sonlanabilir.”

Urve, silahlı hareketlerin taraflardan birinin yanında yer almasının kendisini ortak yaptığını ve böylece müzakerede üçüncü taraf haline geldiğini, bunun ise kanlı çatışmalar için siyasi anlaşmaya varılmasını zorlaştırdığını ifade etti. Urve, “Bu konu, sürdürülebilir bir barışa ulaşma ve Cuba'da başlayan barış sürecini tamamlama çabalarını karmaşıklaştıracaktır. Umarım Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey’in (SPLM-N) diğer lideri Abdulaziz el-Hilu ve Abdulvahid Nur liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi'nin (SLM/AM) bir araya gelmesiyle tamamlanır” ifadelerini kullandı.

Burhan ve Hamduk

Abdulaziz el-Hilu önderliğindeki SPLM-N, Cuba Barış Anlaşması’na katılmadı ve sürekli olarak reddetti. Ancak 2011'de Hartum’da hükümetle imzaladığı ateşkese bağlı kaldı. İki eski ortak arasında savaş çıktığında, ikisinin de tarafını tutmadı. Ancak son zamanlarda, Güney Kordofan eyaletindeki Kadugli şehri yakınlarında ordunun çekildiği bölgelerin kendi kuvvetleri tarafından ele geçirildiğine dair haberler gözlemcileri şaşırttı ve bu  bazı soru işaretlerine yol açtı: “El-Hilu bu sefer o bölgeleri neden ele geçirdi?”

 Darfur'daki çatışmalardan dolayı Çad’a kaçan Sudanlılar, 14 Mayıs (Reuters)

El-Hilu daha önce bir yandan Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ile diğer yandan (kendi güçleri tarafından kontrol edilen ve burayı ‘kurtarılmış bölge’ olarak gören müstahkem Kauda bölgesinden gelen) eski Başbakan Abdullah Hamduk ile görüşmüştü. Ancak onun Burhan ve Hamduk ile yaptığı görüşmeler kesin bir sonuca varmadı.

Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi ise kurmaylarını Port Sudan'a götürerek orada görevlerini icra ediyor. Hareket, iki tarafa savaşı durdurma ve anlaşmazlığı barışçıl bir şekilde çözme çağrısının ötesinde bir tutum sergilemedi. Sudan Halk Kurtuluş Hareketi'nin lideri Malik Agar, savaşın durdurulması için bölgesel bir mutabakatı harekete geçirmek için çalışırken, söz konusu atamayla kendisine çizilen rol bu gibi görünüyor. Abdulvahid Muhammed Nur'un kanadı olan Sudan Kurtuluş Hareketi ise ülkenin batısındaki Marra Dağı'nın eteklerindeki bölgelerinde kalmakla yetindi.

Siyasi analist Abdullah Âdem Şarku’l Avsat'a, “ortalama vatandaşların savaş fikrini kategorik olarak reddettiğini” söyledi. Silahlı hareketler, savaşan taraflar üzerinde Suudi Arabistan-ABD arabuluculuğu yoluyla barışa ulaşmaları için bir baskı makinesi haline geldi ve taraf tutmanın bedelini bildikleri için savaşta tarafsız bir pozisyon aldılar. Sosyal medyada silahlı hareketlerin ‘kazanımlarını’ korumak için galip olanın kendisini desteklemesini beklediğine dair tartışmalar dolaşıyor. Silahlı hareketler ayrıca desteklediği taraf yenilirse, her şeyini kaybetmesine neden olabileceğinden tarafını açıklama riskinden korkuyor.



Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
TT

Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)

Fas, işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerle normal işiten öğrencileri aynı sınıflarda buluşturan, mesleki ve sosyal entegrasyonu hedefleyen benzeri görülmemiş bir üniversiteyi hayata geçirerek eğitim alanında yeni bir model başlattı.

Bu adım, beşerî sermayenin yeniden şekillendirilmesi, bilimsel mükemmeliyetin geliştirilmesi ve sağlık alanında inovasyonun teşvik edilmesi çerçevesinde atıldı. Klinik tedavileri, teknolojik eğitimi ve mesleki formasyonu bir araya getiren yeni bir akademik modelin önünü açan girişim, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara hazırlandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu organizasyonlar, farklı ihtiyaçlara sahip ziyaretçilerin ağırlanması konusunda ülkeye önemli sorumluluklar yüklüyor.

Tıp, teknoloji ve mesleki eğitimi buluşturan akademik model

Lalla Esma Üniversitesi, yaklaşık 3 bin 500 öğrenciyi ağırlayacak şekilde tasarlanan dört ana okuldan oluşuyor. Üniversite bünyesinde, mesleki eğitim sertifikasından temel yeterliliklere ve yüksek lisans derecesine kadar uzanan, işitme bilimleri alanında tamamen ücretsiz bir eğitim programı sunulacak.

Eğitim kurumunun bünyesinde, konuşma ve dil terapisi, klinik psikoloji ve bilişsel davranışların uygulamalı analizi alanlarında eğitim veren İşitme Bilimleri, İletişim ve Klinik Sinir Bilimleri Okulu da bulunuyor. Ayrıca kulak burun boğaz cerrahlarına ileri düzey koklear implant cerrahisi alanında uzmanlık diplomaları verilecek.

İşaret Dili, Sözlü Çeviri ve Erişilebilirlik Okulu ise kapsayıcı medya ve özel eğitim alanlarında uzmanlar yetiştirecek. Sistemin diğer bileşenlerini, yapay zekâ ve dijital sanat tasarımına odaklanan Kapsayıcı Teknolojiler Okulu ile mutfak sanatları, pastacılık ve çikolata üretimi alanlarında eğitim veren Kapsayıcı Meslekler Okulu oluşturacak.

Paris, Chicago, Leuven ve Montpellier’deki kurumlarla uluslararası iş birlikleri

Üniversitenin bilimsel yönetimi ve araştırma faaliyetleri, geniş bir uluslararası akademik ve hastane iş birliği ağına dayanıyor.

Bu iş birliklerinin başında, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve Avrupa’nın işitme ile konuşma alanındaki ilk uzmanlaşmış merkezlerinden biri olarak tanımlanan Reconnect Üniversite Hastanesi Enstitüsü ile kurulan stratejik ortaklık geliyor. Institut Pasteur’ü ve Paris Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı üç hastaneyi —Necker Çocuk Hastanesi, Pitié-Salpêtrière Hastanesi ve Lariboisière Hastanesi— bir araya getiren bu ortaklık sayesinde sağırlığın gen tedavisi ile çocuk ve yetişkin işitme sağlığı alanlarındaki ileri araştırmaların aktarılması hedefleniyor.

İş birliği ağı, Batı dünyasında faaliyetlerini sürdüren en eski tıp fakültesinin mirasını taşıyan Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nin yanı sıra Audiocampus ve Cochlear Academy kurumlarını da kapsıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu ortaklıklarla koklear implant alanındaki uzmanlık eğitiminin aktarılması amaçlanıyor.

Belçika ile imzalanan niyet mektubu da uluslararası iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Leuven Katolik Üniversitesi, Léonard de Vinci Yüksekokulu ve Fransızca konuşulan Belçika’nın ilk koklear implant merkezi olan Saint-Luc Üniversite Klinikleri arasındaki iş birliği, koklear implant uygulamalarına ilişkin Fransızca klinik eğitimin güçlendirilmesini hedefliyor.

Chicago’daki bir Amerikan akademik kurumuyla yapılan ortaklık ise uygulamalı davranış analizi alanında bilimsel uzmanlık sağlanmasını öngörüyor.

Uluslararası ortaklıklar, Muhammed V Üniversitesi ve Fas Ulusal Radyo ve Televizyon Şirketi ile yürütülen yerel iş birlikleriyle tamamlanıyor. Bu çalışmalarla kapsayıcı mesleki ve medya alanlarında yeni kariyer yollarının oluşturulması amaçlanıyor.

İnovasyonu destekleyen 7 bilimsel ve uygulamalı laboratuvar

Uluslararası iş birliklerini, üniversite kampüsünde kurulacak yedi gelişmiş bilimsel ve uygulamalı laboratuvar tamamlıyor.

Bunlar arasında, işaret dilleriyle iletişim kurmayı öğrenen insansı robotların ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yönelik inovasyon laboratuvarı öne çıkıyor. Kamu yayıncılığı kurumunun desteğiyle donatılan hareket laboratuvarında ise dijital görüntüleme, sanal karakter üretimi ve eğitsel video içeriklerinin hazırlanması üzerinde çalışılacak.

Üniversite bünyesinde ayrıca girişimciliğe, beceri geliştirmeye ve iş kurma süreçlerine odaklanan bir iş geliştirme merkezi bulunacak. Anatomi laboratuvarları ile ileri işitme testlerinin gerçekleştirileceği birimler de karmaşık cerrahi işlemlerin simüle edilmesine ve yardımcı işitme cihazlarının gerçek uygulama öncesinde ayarlanmasına imkân sağlayacak.

Erişilebilirlik hedefi ve uluslararası organizasyonlara hazırlık

Kapsayıcı üniversitenin hedefleri yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmıyor. Kurum, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği 2030 FIFA Dünya Kupası öncesinde ülkenin organizasyon kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan stratejik bir rol de üstleniyor.

Üniversitenin 2027 yılına kadar Fas’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından öğrencilere kapılarını açması planlanıyor. Kurum, otelcilik, ulaşım, bankacılık ve spor tesisleri gibi sektörlerde çalışacak profesyonelleri ve karşılama personelini eğiterek işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan ziyaretçilerle doğrudan iletişim kurabilecek uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, eğitim altyapısını kamu hizmetlerinin, stadyumların ve diğer tesislerin erişilebilirliğini artıracak önemli bir araca dönüştürüyor. Böylece Fas’ın, yaklaşan uluslararası organizasyonlarda beklenen küresel erişilebilirlik standartlarına uygun biçimde insan kaynağını geliştirmesi amaçlanıyor.


İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)

İsrail, yerel tüccarlarla Hamas arasında vergiler konusunda yaşandığını belirttiği anlaşmazlık nedeniyle Gazze Şeridi’ne ticari ürün girişinin durduğunu açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu durum, halkın yardımlara bağımlı olduğu bölgede gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin önemli bir tedarik kanalını kesintiye uğrattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani yardım işlerini denetleyen askerî birimi olan COGAT (Bölgelerdeki Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi), çarşamba günü yayımladığı açıklamada, Gazze’deki tüccarların ticari ürünlerin girişine ilişkin koordinasyonu durdurma kararı aldığını bildirdi.

COGAT, Gazze’deki tüccarların bu kararı, Hamas’ın bölgeye giren her kamyon için 10 bin İsrail şekeli (3 bin 220 dolar) tutarında ücret talep etmesine ve Gazze’deki toplam satışlarının yüzde 30’unun nakit olarak yapılmasını istemesine tepki olarak aldıklarını kendilerine ilettiklerini belirtti.

Hamas ise daha sonra 10 bin şekellik ödemenin, Gazze’deki varlıklı kişilerin ihtiyaç sahiplerine, özellikle dul kadınlara ve yetimlere destek sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal fona gönüllü katkılarından oluştuğunu açıkladı. Hareket ayrıca, savaşın harap ettiği bölgede ciddi nakit sıkıntısı yaşandığını öne sürerek, nakit ödemelerin teşvik edildiğini bildirdi.

Üç yıldır devam eden savaş, tekrarlanan zorunlu yerinden edilmeler ve İsrail’in insani yardım sevkiyatına yönelik sıkı kısıtlamaları nedeniyle Gazze halkının büyük bölümü yardımlara bağımlı durumda.

Küresel açlık izleme kuruluşlarından biri, temmuz ayında yaptığı uyarıda Gazze nüfusunun üçte ikisinden fazlasının yıl sonuna kadar akut açlıkla karşı karşıya kalabileceğini bildirmişti. Yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde halkın çoğu geçici barınaklarda hayatını sürdürüyor.

Gazze Özel Taşımacılık Birliği Başkanı Nahid Şehber, dün İsrail’den ticari ürün taşıyan hiçbir kamyonun Gazze’ye girmediğini söyledi. Ancak İsrail’in kontrolündeki bir sınır kapısından insani yardım taşıyan kamyonların yanı sıra Mısır’dan ticari ürün getiren araçların da giriş yaptığını belirtti.

COGAT, Gazze’deki tüccarların koordinasyonu durdurma kararının, bölgeye giren insani yardım ve ticari ürün taşıyan kamyonların toplam sayısını günlük yaklaşık 300’e düşürebileceğini bildirdi. Bu sayı, mevcut toplamın yarısına karşılık geliyor.

Diplomatlar, Gazze’ye günlük giren kamyon sayısının normalde de 600’ün oldukça altında olduğunu belirtiyor. Şehber ise gerçek sayının yaklaşık 300 olduğunu ve bunların üçte ikisinin ticari ürün taşıdığını ifade etti.

ABD arabuluculuğunda varılan anlaşma uyarınca İsrail’in Gazze’ye günde en az 600 insani yardım kamyonunun girişine izin vermesi gerekiyor. Bununla birlikte İsrail, yükümlülüğünün yalnızca 600 kamyonun girişine izin vermek olduğunu savunuyor ve ticari ürünlerin insani yardımları tamamlayıcı nitelik taşıdığını belirtiyor.


Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
TT

Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)

Husiler, dün Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan iki kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi yaralandı ve sarayda maddi hasar meydana geldi.

Saldırıyı üstlenen Husilere karşılık Yemen Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Şai Zindani ile hükümet üyelerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Bakanlık, olası saldırılara karşı önlem amacıyla hükümetin toplantılarını artık düzenli olarak sarayda gerçekleştirmediğini belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, saldırının ardından telefonla görüştüğü Başkanlık Konseyi üyeleri Tümgeneral Abdurrahman el-Muharremi ve Tümgeneral Mahmud el-Subeyhi’nin yanı sıra Başbakan Şai Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu sordu. Alimi, saldırının etkileri ve sonuçlarıyla mücadele kapsamında alınan önlemler hakkında ilk raporu da dinledi.

Alimi, Husilerin saraya yönelik saldırısının, grubun Yemen ve Suudi Arabistan’daki havalimanlarını, petrol tesislerini ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarının devamı niteliğinde olduğunu belirtti. Söz konusu saldırıların bölgenin ve deniz geçiş güzergâhlarının güvenliğini tehdit ettiğini savunan Alimi, bunun Husilerin “terörist niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu ve grubun Yemen halkının devlet kurumlarını yeniden tesis etme iradesiyle başa çıkamadığını gösterdiğini ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı, devletin anayasal sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, egemenlik kurumlarının ve vatandaşların korunmasının pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi. Alimi, ilgili askerî ve güvenlik birimlerine devlet kurumlarının korunması, terör tehditlerine karşı önlem alınması ve tehdit kaynaklarına hukuka uygun şekilde karşılık verilmesi talimatı verdi. Bu adımların sivillerin ve sivil altyapının korunmasını güvence altına alması gerektiğini kaydetti.

Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).
Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).

Yemen hükümetinden uluslararası topluma çağrı

Yemen Bakanlar Kurulu da Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmasının Husilerin “terörist yaklaşımını” ve sivilleri hedef alma politikasını ortaya koyduğunu açıkladı.

Kurul, saldırının hükümetin vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesini, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve darbeyi sona erdirme mücadelesini sürdürmesini engelleyemeyeceğini bildirdi. Açıklamada, “Yemen’in Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülen çalışmaların devam edeceği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, saldırının yalnızca devlet kurumlarını hedef alan eylemlerle sınırlı kalmayan, giderek yoğunlaşan Husi saldırılarının devamı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırıların yanı sıra Yemen’in Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yerleşim bölgelerinin bombalanmasının da sivillerin hayatını tehlikeye attığı ve halkın yaşadığı sıkıntıları artırdığı ifade edildi.

Husilerin Yemen’in, komşu ülkelerin, bölgesel istikrarın ve bölgedeki hayati çıkarların güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Yemen’in geleceği, kendi halkına karşı silah kullanan, komşularının güvenliğini hedef alan ve Yemenlilerin darbe projesini reddetmesine şiddetle karşılık vermeye çalışan bir milis grubuna bırakılamaz” ifadelerine yer verildi.

Kurul, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere saldırılar karşısında açık ve kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Açıklamada, saldırıların birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi, sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmasının önlenmesi için gerekli baskının uygulanması ve ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması istendi.

Yemen hükümeti ayrıca, devlet otoritesini yeniden tesis etme mücadelesinde silahlı kuvvetleri, askerî birlikleri, güvenlik teşkilatlarını ve halk direniş güçlerini desteklemeyi sürdüreceğini bildirdi. Açıklamada, devlet kurumlarının ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşların korunması ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve insani çabaların da devam edeceği kaydedildi.