Sudan: Milis gruplar iç savaşta tarafsızlığını koruyacak mı?

Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri (AFP)
Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri (AFP)
TT

Sudan: Milis gruplar iç savaşta tarafsızlığını koruyacak mı?

Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri (AFP)
Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri (AFP)

Ekim 2020'de Cuba Barış Anlaşması’nı imzalayan Sudan’daki silahlı örgütlerin iç savaş sonrası anlaşmaya bağlı kalıp kalmayacağı pek çok soru işaretini gündeme getiriyor.

Örgütler, ordunun darbeyle devirdiği sivil iktidar kanadı Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’ne (ÖDBG) destek olmadı. Sonrasında da iç savaşta ‘pasif tarafsızlığı’ seçerek sivillerin korunmasında fiili bir rol oynayamadı. Hatta ÖDBG, iki taraf arasında arabuluculuk yapıp savaşı durdurmak için ciddi bir girişimde dahi bulunmadı.

Anlaşma uyarınca Minni Arko Minawi başkanlığındaki Sudan Kurtuluş Hareketi, Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Partisi ve Malik Akar liderliğindeki Sudan Halkının Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) orduya entegre olacaktı. Ancak birleşme gerçekleşmedi, silahlı örgütler tüm güçlerini ve mekanizmalarını korudu.

Darfur Bölgesi Başkanı Minawi, savaşın patlak verme arifesinde Hartum'da bulunan kuvvetleriyle bölgeye hareket etti. Maliye Bakanı konumunda bulunan Cibril İbrahim ülkenin doğusundaki Port Sudan kentine taşınırken kuvvetlerinin nerede durduğu bilinmiyor. Diğer yandan Malik Akar, Sudan Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı olarak atandı ve HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu'nun (Hamideti) yerini aldı.

Yetkililer, görevi sivilleri korumak ve savunmak olan Darfur merkezli milis grupları ve ordu arasında ortak kuvvetler oluştursa da bu güçler Darfur bölgesindeki el-Cuneyne, Kutum ve el-Faşir kentlerinde gerçekleştirilen askeri operasyonlarda net bir rol oynamadı. Çatışmalar yüzlerce sivilin ölümüne, binlerce kişinin yaralanmasına ve yüz binlerce kişinin komşu ülke Çad'a göç etmesine yol açtı. Bölge valisi de kendi bölgesinde yaşananların uluslararası bir soruşturma gerektirdiğini anlatmakla yetindi.

Tarafsızlık mı katılım mı?

Darfur Vali Yardımcısı Mustafa Cemil Şarku'l Avsat'a, hareketinin iç savaş konusundaki kararlı duruşunun “tarafsızlık olduğunu ve iç savaşa katılmayacaklarını” söyledi. Ayrıca Kutum ve el-Cuneyne olaylarıyla ilgili uluslararası soruşturma çağrısında bulundu. Cemil, “Sudan Kurtuluş Hareketi, Hartum ile Darfur arasındaki ticari konvoyların güvenliğini sağlıyor ve bölgenin kuzeyindeki pazarları koruyor. Güçler Güney Darfur'a yöneldi ve bölgedeki çemberi tamamlamaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

Diğer yandan silahlı hareketlere mensup bireylerin ordu ile HDK arasındaki iç savaşa HDK’den yana katıldığına dair yaygın ancak teyit edilemeyen iddialar da dolaşıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan analistlere göre söz konusu milis grupların iç savaşa her iki taraftan biri lehine katıldığı kanıtlanırsa, savaş alanını genişletmek ve güç dengesini değiştirmek konusunda ordu ile HDK arasındaki çatışmaya katkıda bulunabilir.

Tarihsel olarak, silahlı hareketler eski Ömer el-Beşir rejimi döneminde orduya ve ona bağlı HDK’ye karşı uzun bir mücadele vermiş, ancak rejimin devrilmesinden sonra barış müzakerelerini HDK Komutanı Hamideti devralmıştı. Onun himayesinde, iki eski düşman arasındaki ilişkiyi yeni bir aşamaya taşıyan 'Cuba Barış Anlaşması' imzalandı. O sıralarda Hamideti'nin bu hareketleri yanına çekmek ve geçmişin acılarını unutmak için ‘masanın altından’ açık ve gizli tavizler verdiğine dair haberler de yayıldı.

İttifak dengeleri değişti

Ordu ile HDK arasında çıkan çatışmanın ardından işaretler tersine dönerek ittifak dengeleri değişti ve şu soru ortaya çıktı: “Cuba Barış Anlaşması’nı imzalayan silahlı hareketler, Sudan ordusu ile HDK arasındaki iç savaşa katılırlarsa kimin yanında savaşacaklar?” Sudan Kurtuluş Hareketi Sözcüsü Mustafa Tambur, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada şu yanıtı verdi: “Şu anda devam eden iç savaşın ordu ile HDK arasında değil, planı uygulamak için HDK’yi maşa olarak kullanan ve Sudan'ı işgal etmek ve kaynaklarını kontrol etmek isteyen yabancı taraflar arasında bir savaş olduğuna inanıyoruz.”

Darfur Bölgesi Başkanı Minni Arko Minawi (arşiv)
Darfur Bölgesi Başkanı Minni Arko Minawi (arşiv)

Ulusal Ümmet Partisi'nin önde gelen lideri Urve es-Sadık ise söz konusu hareketlerin savaşa katılmasını eleştirerek şunları söyledi: “Onlardan herhangi birinin katılımı, savaşan taraflar arasındaki diyalog ve müzakere sürecini etkileyen birçok feci sonuca yol açacaktır. Cuba Barış Anlaşması görüşmelerinde olduğu gibi, Cidde görüşmeleri de başka bir başkentte yeniden başlayabilmek için sonlanabilir.”

Urve, silahlı hareketlerin taraflardan birinin yanında yer almasının kendisini ortak yaptığını ve böylece müzakerede üçüncü taraf haline geldiğini, bunun ise kanlı çatışmalar için siyasi anlaşmaya varılmasını zorlaştırdığını ifade etti. Urve, “Bu konu, sürdürülebilir bir barışa ulaşma ve Cuba'da başlayan barış sürecini tamamlama çabalarını karmaşıklaştıracaktır. Umarım Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey’in (SPLM-N) diğer lideri Abdulaziz el-Hilu ve Abdulvahid Nur liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi'nin (SLM/AM) bir araya gelmesiyle tamamlanır” ifadelerini kullandı.

Burhan ve Hamduk

Abdulaziz el-Hilu önderliğindeki SPLM-N, Cuba Barış Anlaşması’na katılmadı ve sürekli olarak reddetti. Ancak 2011'de Hartum’da hükümetle imzaladığı ateşkese bağlı kaldı. İki eski ortak arasında savaş çıktığında, ikisinin de tarafını tutmadı. Ancak son zamanlarda, Güney Kordofan eyaletindeki Kadugli şehri yakınlarında ordunun çekildiği bölgelerin kendi kuvvetleri tarafından ele geçirildiğine dair haberler gözlemcileri şaşırttı ve bu  bazı soru işaretlerine yol açtı: “El-Hilu bu sefer o bölgeleri neden ele geçirdi?”

 Darfur'daki çatışmalardan dolayı Çad’a kaçan Sudanlılar, 14 Mayıs (Reuters)

El-Hilu daha önce bir yandan Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ile diğer yandan (kendi güçleri tarafından kontrol edilen ve burayı ‘kurtarılmış bölge’ olarak gören müstahkem Kauda bölgesinden gelen) eski Başbakan Abdullah Hamduk ile görüşmüştü. Ancak onun Burhan ve Hamduk ile yaptığı görüşmeler kesin bir sonuca varmadı.

Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi ise kurmaylarını Port Sudan'a götürerek orada görevlerini icra ediyor. Hareket, iki tarafa savaşı durdurma ve anlaşmazlığı barışçıl bir şekilde çözme çağrısının ötesinde bir tutum sergilemedi. Sudan Halk Kurtuluş Hareketi'nin lideri Malik Agar, savaşın durdurulması için bölgesel bir mutabakatı harekete geçirmek için çalışırken, söz konusu atamayla kendisine çizilen rol bu gibi görünüyor. Abdulvahid Muhammed Nur'un kanadı olan Sudan Kurtuluş Hareketi ise ülkenin batısındaki Marra Dağı'nın eteklerindeki bölgelerinde kalmakla yetindi.

Siyasi analist Abdullah Âdem Şarku’l Avsat'a, “ortalama vatandaşların savaş fikrini kategorik olarak reddettiğini” söyledi. Silahlı hareketler, savaşan taraflar üzerinde Suudi Arabistan-ABD arabuluculuğu yoluyla barışa ulaşmaları için bir baskı makinesi haline geldi ve taraf tutmanın bedelini bildikleri için savaşta tarafsız bir pozisyon aldılar. Sosyal medyada silahlı hareketlerin ‘kazanımlarını’ korumak için galip olanın kendisini desteklemesini beklediğine dair tartışmalar dolaşıyor. Silahlı hareketler ayrıca desteklediği taraf yenilirse, her şeyini kaybetmesine neden olabileceğinden tarafını açıklama riskinden korkuyor.



Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.


Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.