Gölge koridorlar: Yaptırım anlaşmaları ve Afrika'nın serveti BAE'den nasıl geçiyor?

Gizli ağlar, paravan şirketler ve kimliği belirsiz gemiler aracılığıyla Afrika'dan Dubai'deki gelişen finans merkezlerine kaynak aktarılıyor

Milyarlarca dolarlık altın ticareti Sudan'daki çatışmayı körüklüyor (Reuters)
Milyarlarca dolarlık altın ticareti Sudan'daki çatışmayı körüklüyor (Reuters)
TT

Gölge koridorlar: Yaptırım anlaşmaları ve Afrika'nın serveti BAE'den nasıl geçiyor?

Milyarlarca dolarlık altın ticareti Sudan'daki çatışmayı körüklüyor (Reuters)
Milyarlarca dolarlık altın ticareti Sudan'daki çatışmayı körüklüyor (Reuters)

İnci Mecdi

Var olmaması gereken gemiler açık denizlerde seyir halinde. Bu gemiler, izleme cihazlarını kapatarak gölgelerde seyrediyor. Sahipleri paravan şirketlerin arkasına saklanıyor ve yaptırım uygulanan petrol, kaynağı bilinmeyen mineral maddeler ve nereden gelip nereye gittiği bilinmeyen yükleri taşımak için seferler arasında isimlerini değiştiriyorlar.

Denizcilik uzmanları tarafından ‘gölge filo’ olarak adlandırılan bu gemiler, küresel denizcilik endüstrisinde gizlice büyüyor ve karşılıklı anlaşma ile birden fazla rota kullanıyor. Son yıllarda yayınlanan birçok uluslararası raporda ortaya çıktığı üzere, bu rotaların çoğunun merkezinde Körfez bölgesi, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yer alıyor.

Bin ton uranyum

Araştırmacılar ve yaptırım uzmanları son yıllarda, gölge filonun unsurlarının BAE'den faaliyet gösteren tüccarlar, komisyoncular ve şirketlerle nasıl kesiştiğini belgeledi. Yaptırım uygulanan petrolün Afrika altınlarına yönlendirilmesinden, yeniden ihracat merkezleri aracılığıyla küresel pazarlara giren yüksek değerli emtialara kadar, 250 milyon dolar değerinde bin ton uranyumun da olduğu yeni bir sevkiyat Afrika'nın kalbinde ortaya çıktı. Ancak Nijer ve Fransa arasındaki yasal anlaşmazlık nedeniyle alıcı bulamıyor. Uzmanlar, Nijer'de iktidardaki askeri cuntanın, geçtiğimiz yıl haziran ayında Fransız devletine ait nükleer enerji şirketi Orano'nun varlıklarını kamulaştırdıktan sonra el koyduğu sevkiyat için alıcı bulma kabiliyetini sorgularken, BAE merkezli bir şirket sevkiyatla ilgilendi.

İngiliz gazetesi Financial Times'a göre Nijer Maden Bakanı Sayın Ousmane Abarchi, BAE merkezli Axia Power şirketinin ilgilendiğini açıklarken, “Onlarla görüşmelerimiz devam ediyor” dedi. Nijer'in herhangi bir tercihi olmadığını vurgulayan Abarchi, ancak, sevkiyatın gerçek varış noktası hakkında şüphe uyandıran ise pek tanınmayan bir şirket olan Axia Power'ın yönetiminde Rusya’nın resmi nükleer enerji şirketi Rosatom'un eski bir üst düzey çalışanının yer alması. Ancak bu kişi, LinkedIn hesabında şirketten Ağustos 2025'te ayrıldığını belirtiyor.

Rusya, yaptırım uygulanan petrolü kaçırmak için gölge filosunu kullanıyor (Getty)Rusya, yaptırım uygulanan petrolü kaçırmak için gölge filosunu kullanıyor (Getty)

Gözlemciler, Rusya'nın bu anlaşmayı kazanma olasılığının yüksek olduğunu düşünüyorlar. Almanya merkezli Konrad Adenauer Vakfı'nın (KAS) Mali Uzmanı Ulf Laessing’e göre sıradan bir alıcı Fransız tarafının hemen yasal işlem başlatacağına inanıyor. Laessing, “Bunu satın almak için haydut bir devlet gerekir” ifadesini kullandı.

Nijer, azalan hazinesini doldurmak için acilen bir anlaşma yapmaya ihtiyaç duyuyor, ancak liderliğe yakın bir kaynak, Rusya'ya fazla yakınlaşmanın ters tepebileceğinin farkında olduklarını söyledi. Ülke ordusunun, Fransız şirketi Orono tarafından onlarca yıldır işletilen uranyum madenlerini ele geçirmesinin ardından Batı ile gerilimin daha da artacağına dair endişeler, Nijer'i, yaptırım altındaki Rus petrolünün satıldığına benzer şekilde, uranyumunu satmak için bir aracı bulmaya itiyor olabilir. Nijer, nükleer santraller için yakıt üretmek için kullanılan işlenmiş uranyum konsantresi olan ‘sarı pasta’ olarak bilinen bir tür uranyum ihraç ediyor. Bu uranyum, silah programlarında kullanılmak üzere zenginleştirilebilir. Ordu, 2023 yılında iktidarı ele geçirmeden önce Nijer, Avrupa'daki enerji santrallerinde kullanılan doğal uranyumun dörtte birini tedarik ediyordu.

Afrika altını

Nijer'in uranyumu bizi başka bir değerli metalin hikayesine geri götürüyor. Afrikalı uzmanlar ve yetkililer, Afrika altınının büyük miktarlarının yasal ya da kaçak olarak Dubai'den geçtiğini söylüyor. Bern'deki sivil toplum örgütü Swissaid'in daha önceki bir uyarısına göre, bu kanlı ticaretten elde edilen kârlar, Sudan'ın Faşir kentinde suçlar ve zulümler işleyen HDK'yı destekleyen BAE’deki gelişen altın merkezi aracılığıyla alıcı bulmaya devam ediyor.

Swissaid, son bulgularının “BAE'nin kaçak Sudan altınının başlıca varış noktası olarak rolünü” doğruladığını söylüyor. Bu bulgu, geçtiğimiz yıl mayıs ayında yayınlanan Afrika altını hakkındaki raporunda belgelendi. Londra merkezli Chatham House Araştırma Enstitüsü’ne göre milyarlarca dolarlık altın ticareti Sudan'daki çatışmayı körüklüyor.

Sudan'ın Cenevre'deki Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Hasan Hamid, geçtiğimiz yıl kasım ayında düzenlediği basın toplantısında “HDK güçlerine silah tedarikçisi iyi biliniyor. Ne yazık ki bu ülke BAE'dir” açıklamasında bulunurken, Abu Dabi savaş suçları işlemekle suçlanan HDK’yı desteklediği ve silahlandırdığı yönündeki uluslararası iddiaları reddediyor.

The Sentry tarafından yapılan son araştırma, Dubai merkezli şirketleri HDK finansörlerinin yararına yasadışı Sudan altınlarının aklanmasıyla ilişkilendirdi. 2022 ile 2024 yılları arasında, küresel finans suçlarını izleyen Finansal Eylem Görev Gücü (FATF), Dubai altın piyasasının yasadışı finansal akışlara katkısı nedeniyle BAE'yi gri listesine dahil etti.

Gana’nın 229 ton altını

Swissaid tarafından hazırlanan başka bir rapor, Gana'nın hızla gelişen altın madenciliği sektöründe kaçakçılık nedeniyle her yıl milyarlarca dolar gelir kaybettiğini ve bu altının büyük bir kısmının BAE’ye aktığını ortaya koydu. Raporda Gana'nın, altın ihracatı ile ilgili ithalatı arasında sadece beş yıl içinde 229 metrik tonluk yani 11,4 milyar dolarlık büyük bir ticaret açığı olduğu ve kaçak altının çoğunun Dubai'ye gittiği ortaya çıktı.

Bunun sadece buzdağının görünen tarafı olduğunu vurgulayan Ulf Laessing, “Dubai'de elle taşınan altın beyan edilmesine gerek yok ve gayri resmi altın genellikle uçakla getiriliyor” diye belirtti. Laessing, Afrika'dan BAE'ye altın kaçakçılığı yapılan diğer şeffaf olmayan yöntemlere de dikkati çekti.

Swissaid raporunda, Gana altınının çoğunlukla Togo'ya kaçırıldıktan sonra Dubai'ye ulaştığı, bazı altın külçelerinin ise sınırın geçirgenliğinden yararlanarak Burkina Faso üzerinden Mali'ye ulaştığı belirtildi.

Reuters'ın haberine göre Gana'nın madencilik düzenleme kurumundaki üst düzey bir yetkili, Swissaid'in bulgularını ‘ortak bilgi’ olarak nitelendirdi.

BM tarafından geçtiğimiz yıl mayıs ayında yayınlanan bir rapor, gayri resmi madencilik faaliyetlerinin Sahra altı Afrika'da 10 milyondan fazla insana geçim kaynağı sağladığını, ancak giderek organize suç ve silahlı çatışmaların finansmanında bir kanal haline geldiğini belirtiyor.

Kaçak sermaye

Oxford Üniversitesi'nin geçtiğimiz ocak ayında yayınladığı bir araştırma, Afrikalı elitlerin ve şirketlerin ‘kaçak sermaye için güvenli liman’ olarak başta Dubai, Singapur ve Hong Kong olmak üzere Asya'daki finans merkezlerine giderek daha fazla yöneldiklerini ortaya koydu.

Sermaye kaçırma, Afrika ekonomilerine büyük zararlar veriyor. BM verilerine göre kıta her yıl 88 milyar dolardan fazla kayıp yaşıyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre İsviçre gibi geleneksel finans cenneti ülkeler düzenleyici ve finansal kontrollerini sıkılaştırdıktan sonra, bu üç Asya finans merkezi bu fonlar için giderek daha fazla cazip hale geldi. Hatta “Afrika için en hızlı büyüyen ve en önemli sınır ötesi bağlantılar” arasına girdi.

Paris Siyasi Bilimler Akademisi (Sciences Po) siyaset bilimi profesörü ve Oxford Üniversitesi'nde kıdemli araştırmacı olan Ricardo Soares de Oliveira tarafından hazırlanan çalışmada, Asya'daki finans merkezleri arasında Dubai'nin, sadece kıtadaki büyük BAE şirketlerinin varlığıyla değil, aynı zamanda yasadışı finansal akışlar ve emtia temelli kara para aklamada oynadığı rolle de Afrika ile olan derin finansal bağları nedeniyle açıkça öne çıktığı belirtiliyor.

Rusya'da petrol kaçakçılığı

Uydu haritalarında, bu sahne ara sıra tekrarlanıyor. Öyle ki bir gemi kıyı yakınlarında izleme sistemlerinden kayboluyor, ardından günler sonra binlerce kilometre uzakta yeniden ortaya çıkıyor. Kargo belgeleri ve rotası değiştiriliyor, ödemeler hızı ve esnekliği ile tanınan finans merkezlerindeki aracılar vasıtasıyla yapılıyor. İngiliz gazetesi Financial Times'ın cuma günü yayınladığı bir araştırma raporu, özel bir e-posta sunucusundaki teknik bir hata sayesinde, bağımsız gibi görünen ancak Rusya’nın petrol ticaretinde koordineli bir şekilde faaliyet gösteren 48 şirketten oluşan bir ağın izinin sürülebildiğini ortaya çıkardı. Bu şirketlerin çoğu BAE merkezli olarak faaliyet gösteriyor.

Soruşturma, aynı sunucuyu kullanan 442 elektronik alan adı tespit etti ve alan adlarını Rusya ve Hindistan'daki gümrük kayıtlarıyla karşılaştırarak, bu kuruluşların 90 milyar dolardan fazla değerde petrol ihraç ettiğini ortaya çıkardı.

Soruşturma ayrıca bu şirketlerin çoğunun BAE'de kayıtlı olduğunu ve serbest bölgelerin, yaptırımlardan kaçınmak ve hızla değiştirilen kısa ömürlü şirketler kurmak için kullanıldığını gösterdi.

BAE, aracı şirketlerle yapılan anlaşmalar ve ham petrolün genel isimler altında yeniden sınıflandırılması yoluyla, sevkiyatların yönünü değiştirme ve petrolün menşeini gizleme konusunda bir geçiş noktası olarak da öne çıkıyor. Bazı sevkiyatlar ülkenin limanlarından veya orada kayıtlı ticari yapılar üzerinden geçerek, özellikle ABD'nin Rosneft ve Lukoil'e ABD yaptırımları uygulandıktan sonra gerçek kaynağı tespit etmeyi zorlaştırdı. Nakliye uzmanları, bu mekanizmaların, gölge filoların kullanımı ve gemi isimleri ile yöneticilerin değiştirilmesinin yanı sıra, fiyat sınırlamalarını ve Batı'nın yaptırımlarını atlatmak ve Rus petrolünün pazarlara akışını sürdürmek için entegre bir sistem oluşturduğuna inanıyor.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Karadeniz'de saldırılar tırmandı: NATO'nun doğu kanadı tehlikede

Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
TT

Karadeniz'de saldırılar tırmandı: NATO'nun doğu kanadı tehlikede

Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)

Rusya-Ukrayna savaşında Karadeniz'deki saldırılar artarken, çatışmalar NATO'nun doğu kanadındaki ülkeler için de güvenlik tehdidine dönüşüyor.

CNN'in analizine göre Rusya'nın son dönemde Karadeniz'de en az 12 ticari gemiye düzenlediği drone saldırılarında 30'dan fazla denizci öldü veya kayboldu. Saldırılar, Ukrayna'nın bölgedeki tahıl ihracatını engellemeyi hedeflerken Romanya ve Bulgaristan'ın karasularına kadar uzanarak NATO ülkelerini de tehdit ediyor.

Ekim başında Mısır'dan Romanya'nın Sulina limanına giden Alfa Watan gemisinin drone'larla vurulması sonucu 9 Suriyeli ve bir Mısırlı mürettebat hayatını kaybetti. Denizcilik analiz firması Equasis'in verilerine göre Togo bayraklı gemi, merkezi Mersin'de yer alan Baraka Shipping'e aitti.

Bundan yaklaşık bir hafta sonra da Gine Bissau bayraklı HS Dignity benzer bir saldırıya uğradı. Bulgaristan açıklarındaki saldırıda çoğu Suriyeli 11 denizci öldü.

15 Ekim'de de Romanya karasuları ve münhasır ekonomik bölgesindeki 4 ticari gemi hedef alındı ve 8 kişi hayatını kaybetti. Bunlar arasında Sulina Kanalı yakınlarında kimyasal madde taşıyan Wine Trader ve Yara J adlı iki tanker de bulunuyordu.

Birleşik Krallık (BK) merkezli denizcilik güvenlik şirketi Ambrey Analytics'in açıklamasında, "Rus kuvvetlerinin, NATO'ya üye iki devletin münhasır ekonomik bölgeleri içinde kalan ve Ukrayna'nın ticari faaliyetleriyle bağlantılı gemileri vurduğu" belirtiliyor. Şirket, Romanya ve Bulgaristan yakınlarındaki suların artık güvenli olduğunun varsayılamayacağı uyarısında bulunuyor.

Ambrey Analytics'in verilerine göre Rusya ve Ukrayna, mayıs-ekim döneminde Karadeniz ve Azak Denizi'nde toplam 317 ticari ve diğer gemiye saldırdı. Bu sayı önceki 6 aylık döneme kıyasla 4 kattan fazla artışa denk geliyor. Yılın üçüncü çeyreğinde Ukrayna gemilere 137, Rusya ise 92 saldırı düzenledi. Ekimde ise tablo tersine döndü. Verilere göre Rusya 38, Ukrayna 5 saldırı gerçekleştirdi.

Rusya'nın saldırıları Ukrayna'nın tahıl ihracatını da düşürdü. Ukrayna eylülde 1,09 milyon ton buğday ihraç etti. Bu miktar geçen yılın aynı ayında 2,05 milyon tondu. Ukrayna'nın ihracatını Tuna Nehri üzerindeki daha küçük limanlara kaydırma girişimleri de Rus saldırılarından olumsuz etkilendi.

Askeri analistler son saldırılardan Rusya'yı sorumlu tutuyor. Moskova ise Rusya'nın, Ukrayna'ya komşu ülkeleri insansız hava araçlarıyla hedef aldığı iddialarını reddediyor. Ayrıca Avrupa hükümetlerinin Ukrayna'ya askeri yardım sağlayarak savaşı tırmandırdığını savunuyor.

Rusya Savunma Bakanlığı, bazı saldırılarda hedef alınan gemilerin Ukrayna ordusu için "askeri ve çift kullanımlı yük" taşıdığını ileri sürmüştü.  

Avrypa Birliği, Karadeniz'deki ticari gemileri korumak amacıyla bölgeye bir askeri misyon göndermeyi de planlıyor ancak Brüksel'de konuyla ilgili herhangi bir görüş birliği yok. Rus haber ajansı TASS, bunun "Rusya'yla doğrudan çatışma tehlikesini beraberinde getireceğini" yazarken, Türkiye'nin böyle bir hamleye izin vermeye yanaşmayabileceği yorumu paylaşılıyor. 

Ukrayna'ya konuşlandırılması planlanan barış gücü tatbikata hazırlanıyor

Diğer yandan BK ve Fransa liderliğinde, Ukrayna'da çatışmaların sona ermesinin ardından ülkenin güvenliğini desteklemek üzere oluşturulan Çok Uluslu Güç-Ukrayna'nın (MNF-U) ilk büyük tatbikatı 9-22 Kasım'da düzenlenecek. Polonya'da yapılacak Koalicja Tatbikatı'na Türkiye, BK ve Fransa'nın yanı sıra Polonya, Almanya, Belçika, Estonya, Litvanya, Hollanda, İspanya ve İsveç katılacak.

Guardian'ın aktardığına göre, ateşkes sağlandıktan sonra Ukrayna'ya konuşlandırılması planlanan MNF-U askerlerinin, Rus saldırılarına misilleme yapmasına izin verilecek.

Donald Trump ise Amerikan askerlerinin MNF-U bünyesinde Ukrayna'ya konuşlandırılmayacağını söylemişti. Adının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan bir yetkili, MNF-U'nun Elon Musk'ın Starlink'i gibi ABD menşeli sistemleri kullanmayacağını ve "neredeyse tamamen Avrupalı unsurlar" içereceğini söylüyor.

Independent Türkçe, CNN, Reuters, Guardian, TASS


Trump döneminde ABD istihbaratında koordinasyon krizi

Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
TT

Trump döneminde ABD istihbaratında koordinasyon krizi

Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)

Donald Trump'ın ikinci döneminde Amerikan istihbaratının işleyişinde birçok aksaklık yaşanıyor.

Reuters'ın özel haberine göre ABD'de, İran savaşı başta olmak üzere birçok kritik konuyla ilgili istihbaratın Kongre ve federal kurumlarla paylaşımı yavaşladı, bazı durumlarda geçici olarak durdu.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan yetkililer, sorunların Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ın görev yaptığı dönemde başladığını söylüyor. Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI) ve CIA arasında yaşanan gerilimler, Gabbard'ın haziranda görevinden ayrılmasının ardından azalsa da kurumlar arasındaki anlaşmazlıkların sonuçları devam ediyor.

Habere göre CIA, Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (ODNI) bünyesindeki Ulusal İstihbarat Konseyi'yle (NIC) ortak değerlendirme raporları hazırlamayı bıraktı. CIA, konseyle istihbarat paylaşımını sürdürse de 18 istihbarat kurumunun görüşlerini bir araya getiren NIC raporlarının hazırlanmasında aksamalar yaşanıyor.

Kaynaklara göre Ulusal İstihbarat Konseyi, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan İran savaşına ilişkin herhangi bir değerlendirme raporu hazırlamadı.

Ayrıca Kongre üyeleri ve çalışanları, Haziran 2025'te İran'a düzenlenen askeri müdahalenin ve Ocak 2026'da Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun yakalanmasının ardından, Gabbard'ın ofisinden bir süre istihbarat raporu alamamış.

İstihbarat paylaşımındaki sorunların, Trump yönetiminin ulusal güvenlik kurumlarında yaptığı kesintilerle derinleştiği belirtiliyor.

Kaynaklar ayrıca istihbarat kurumlarında çalışan bazı analistlerin siyasi misilleme korkusuyla Beyaz Saray'ın görüşleriyle çelişen değerlendirmeler hazırlamaktan kaçındığını söylüyor.

Bu aksaklıkların, Trump yönetiminin İran'a yönelik yeni saldırıları değerlendirdiği bir dönemde yaşanması da dikkat çekiyor.

Trump, 3 Kasım'daki ara seçimlerden önce İran'a saldırmayacağını söylemişti ancak ABD ordusunun, İran'ın Keşm Adası'na dün "savunma amaçlı sınırlı ölçekte bir saldırı" düzenlediği bugün basına yansıdı.

Independent Türkçe, Reuters, CNN


Polonya'daki yargı krizi, Rusya-Avrupa gerilimine taşındı

Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
TT

Polonya'daki yargı krizi, Rusya-Avrupa gerilimine taşındı

Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)

Polonya'da merkez sağ Donald Tusk hükümetinin Anayasa Mahkemesi'ne çevik kuvvet göndermesiyle başlayan siyasi kriz, Rusya'nın da devreye girmesiyle büyüyor.

Polonya Anayasa Mahkemesi'nin internet sitesinde 30 Ekim'de Mahkeme Başkanı Swieczkowski ve Başkan Yardımcısı Sochanski'nin görevlerinden uzaklaştırıldıklarına ilişkin duyuru yayımlanmıştı.

Gelişmeler üzerine muhalefetteki muhafazakar Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) Genel Başkanı Jaroslaw Kaczynski, eski Başbakan Mateusz Morawiecki ve eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Julia Przylebska'nın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi mahkeme binası önünde toplanmıştı.  Polis de binayı ablukaya almıştı.

Senegal'e gitmek üzere havalanan Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'nin uçağı, olaylar nedeniyle ülkeye dönmüştü. Anayasa Mahkemesi binasına gelen Nawrocki'yle mahkeme üyeleri arasında arbede yaşanmıştı.

Tusk, olayın ardından sosyal medyada yaptığı açıklamalarda PiS, eski Cumhurbaşkanı Andrzej Duda ve mevcut Cumhurbaşkanı Nawrocki'nin Polonya'da hukukun üstünlüğünü yok etmeye çalıştığını öne sürdü. Bunun parçası olarak da "Anayasa Mahkemesi'ne ve yargıçlarına saldırdıklarını" iddia etti.

New York Times'ın analizine göre Rusya, muhafazakar kanattaki muhaliflerin Tusk yönetimine yönelttiği darbe suçlamalarını destekleyerek ülkenin Avrupa Birliği (AB) yanlısı hükümetini istikrarsızlaştırmaya çalışıyor.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev, pazar günkü açıklamasında Polonya'da "anayasal darbenin sürdüğünü" öne sürdü. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova da Polonya'nın 2014'te Ukrayna'da yaşanan siyasi krize benzer bir "çöküş ve trajediyle" karşı karşıya olduğunu savundu.

Tusk, hafta sonu yaptığı açıklamada mahkemede şiddet olaylarının yaşandığına dair sosyal medya paylaşımlarının gerçeği yansıtmadığını, bunun Rusya destekli bir dezenformasyon kampanyası olduğunu iddia etti.

Savaşta Ukrayna'ya desteğiyle tanınan Tusk, geçen ay düzenlenen Varşova Güvenlik Forumu'nda Rusya'ya yönelik AB yaptırımlarının artırılması çağrısında bulunmuştu.

NYT'nin analizinde, sadece Rusya'nın değil Avrupa'daki AB karşıtı radikal sağcıların da Polonya'daki kriz üzerinden Tusk yönetimine yüklendiğine dikkat çekiliyor. Fransa'dan Marine Le Pen, Birleşik Krallık'tan Nigel Farage ve Hollanda'dan Geert Wilders gibi radikal sağcı siyasetçiler, Polonya muhalefetinin darbe suçlamalarını gündeme taşımıştı.

Kaliningrad'da özel operasyon başlatıldı

Öte yandan Tusk yönetimi, "sabotaj" girişimlerine karşı Kaliningrad sınırında özel operasyon başlattı. Polonya Emniyet Genel Müdürü Marek Boron, geçen hafta askeri istihbarat ve müttefik servislerden uyarı aldıklarını, sınıra takviye ekipler sevk edildiğini söyledi. Rusya'nın en batıdaki toprağı Kaliningrad, 1991'den bu yana ülkenin ana topraklarıyla kara bağlantısı bulunmayan bir eksklav.

Kaliningrad Uluslararası ve Bölgeler Arası İlişkiler, Güvenlik ve Asayiş Komisyonu Başkan Yardımcısı Yevgeny Mişin ise TASS'a açıklamasında, Polonya'nın "Rusya'dan hayali tehditlere değil, iç politikaya daha fazla önem vermesi gerektiğini" belirtti.

Anayasa Mahkemesi'yle ilgili anlaşmazlık, PiS'in 2015'te iktidara gelmesiyle başlamıştı. Parti, Parlamento'nun daha önce atadığı bazı yargıçların göreve başlamasını engelleyerek kendi adaylarını mahkemeye yerleştirmişti. Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) daha sonra bunu hukuka aykırı bulmuş, sözkonusu atamalara dayanan mahkeme kararlarının geçersiz olduğuna hükmetmişti.

PiS'in 2023'teki seçim yenilgisinin ardından iktidara gelen Başbakan Donald Tusk liderliğindeki koalisyon, önceki hükümetin yaptığı değişiklikleri geri almaya çalışmıştı. Ancak PiS'e yakın Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Parlamento'nun atadığı 5 yeni yargıcın yemin törenlerine katılmayarak göreve başlamalarını engellemişti.

Independent Türkçe, New York Times, Notes from Poland, TASS