Mısır: Hac ve kurbanda borç almakla 'öncelikler fıkhı' ihlal mi ediliyor?

Ailelerin çoğu, farz ibadetini yerine getirmenin yükümlülüklerini karşılayamaz hale gelirken kredi ve taksit düşüncesinin meşruiyeti tartışılıyor

Mısırlıların hac farizasını yerine getirme hayali, bazılarını borç almaya itiyor / Fotoğraf: AFP
Mısırlıların hac farizasını yerine getirme hayali, bazılarını borç almaya itiyor / Fotoğraf: AFP
TT

Mısır: Hac ve kurbanda borç almakla 'öncelikler fıkhı' ihlal mi ediliyor?

Mısırlıların hac farizasını yerine getirme hayali, bazılarını borç almaya itiyor / Fotoğraf: AFP
Mısırlıların hac farizasını yerine getirme hayali, bazılarını borç almaya itiyor / Fotoğraf: AFP

Emine Hayri 

41 yaşındaki Ahmed Fethi'nin aylık maaşı, 10 bin Mısır cüneyhi (324 ABD doları). Buna eşinin maaşı da eklenince ailenin toplam geliri ayda yaklaşık 17 bin cüneyh (551 ABD doları) yapıyor. 

Ahmed'in ailesi, birkaç yıl öncesine kadar ekonomik ve sosyal bakımdan sınıf piramidinin üst kısmına yerleştiriliyor ve 2017 yılında ailenin aylık geliri yaklaşık 960 ABD dolarını buluyordu.  

Bugün gelir, 25 bin cüneyhe ulaştı ancak bu miktarın yaklaşık 800 ABD doları olduğu tahmin ediliyor.

Bununla da bitmiyor. Geçen mart ayındaki enflasyon oranı, yüzde 327 oldu ki bu, ekonomik açıdan "şimdiye kadarki en yüksek rekor oran" olarak niteleniyor. 

Bozulma var, ama…

Üç çocuk şu ana kadar özel okullarda okuyor. Bu okullar, öğrenim ücretlerini son 6 yılda yaklaşık yüzde 100 oranında artırdı ve bununla aynı zamanda gıda, kıyafet, özel ders, sağlık hizmetleri ve diğer aylık temel harcama kalemlerinin fiyatı da yükseldi.

Yani ailenin geçim dengesi bozuldu, alım gücü düştü ve harcama öncelikleri köklü bir şekilde yeniden düzenlendi. Sıkıntı ise devam ediyor. 

Buna rağmen şu sıralar aile içinde evin hanımının bağlı olduğu "kurban taksitleri" konusunda tartışma yaşanıyor ve tartışma, kurban hissesi satın almanın hiç kurban kesmemekten evla olup olmadığı etrafında dönüyor.

Evin hanımı bunun için her türlü dinî, toplumsal, hatta ekonomik gerekçeleri ve delilleri seferber etmiş.

O kadar ki 8 bin cüneyh (259,2 ABD doları) değerindeki yerli et yerine, 5 bin cüneyh (162 ABD doları) değerindeki ithal kurbanlık hayvan hissesine razı olduğunu bile duyurmuş.  

Evin beyi ise "öncelikler fıkhına" bağlı kalıyor. Nitekim aile, çocuklarının okuluna sona eren eğitim-öğretim yılı için 3 taksit borçlu ve taksitlerden her biri 6 bin cüneyh (194,4 ABD doları).

Üstelik yeni akademik yılın taksitleri var daha. Liste böyle uzayıp gidiyor… Ona göre listenin uzunluğuna bakınca bu konuda aileden yükümlülük kalkıyor.

Zira bu ve bunun gibi milyonlarca Mısırlı aile ne kurbanlık ne de bir buzağı, koyun ve hatta bir keçi satın almaya artık güç yetiremiyor. Bazıları, onlarca yıldır bu halde. 

Fetva makamına başvurma

Evin beyi, ailenin ilan edilen kurban desteğini alması caiz olan aileler sınıfına girmek üzere olduğunu söylerken, evin hanımı ya kendi ya da eşinin babasından kurban hissesi değerinde borç ya da bankadan kredi alması bile gerekse bunu yapacağını söylüyor.

Kocası, "Peki, ödeme nasıl olacak?" dediğinde de kendinden emin bir şekilde "Rabbimiz kolaylaştırır inşallah" diyor. 

Alevlenen tartışma çıkmaza girince taraflar, fetva makamına başvurup kurban kesmek için borçlanma konusunda görüş almaya karar vermiş.

Evin hanımı fetva makamının 2023 yılındaki görüşünü benimserken, evin beyi 2020, 2021 ve 2022 yılındaki görüşünü benimsemiş.  

Mısır Fetva Kurumu 2020, 2021 ve 2022 yıllarında bir Müslümanın kurban kesmek için borçlanmaması gerektiğini ve bunun istenmediğini, zira kurban kesmenin vacip değil müstehap sünnet olduğunu söylemiş.

Aynı şekilde kurban kesmenin, satın almaya güç yetirebilenler için sünnet olduğunu ve bunun için kişinin, kendisinin asli ihtiyaçlarıyla bakımından sorumlu olduğu kişilerin yiyecek, içecek ve giyecek gibi ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra kurbanlık hayvan satın alabilecek paraya sahip olması gerektiğini belirtmiş.

Dolayısıyla kişi kurbanlık satın almak için borçlanmamalıdır, çünkü şeriat onu bu konuda yükümlü kılmamıştır. Bununla birlikte borç ya da kredi taksitlerini ödeyebileceğini biliyorsa kurban kesebilir.

"Ya ödeyemezsek?"

Ancak 2023 yılında fetvalar ve alim görüşleri, kurban kesme "sünnetini" eda etmek için kredi alma ya da taksit yapma düşüncesine daha fazla imkân tanımaya yöneldi.

Fetva Kurumu'ndaki Fetva Genel Sekreteri Halid Umran, gücü yeten kişinin Allah'a yaklaştığı bir ibadet olan kurbanın bedelinin taksitler halinde ödenmesinin caiz olduğunu belirtiyor.

Ona göre güç yetirebilen bunu yapsın; gücü yetmeyen ve bu günlerde bir vesileyle yakınlaşmak isteyen kişi ise kendisine daha kolay gelen şeyle yakınlık arasın. İmkânı ve gücü yoksa kurban kesmeyebilir.

Ancak taksitleri ödeyebilecek kaynaklara sahip olduğunu düşünen kişi, kurban kessin ve borcu ödesin; taksit yapmak için bir engel yok. 

Fetva Kurumu'nun tutumları, ekonominin zayıf olduğu yıllarda kurban kesmeye gücü yeten ile yetmeyen ama bu konuda kendisi için bir sıkıntı oluşmayan kişi arasında rahatlatıcı bir dengenin kurulduğu kurban ilkesine doğru yakınlaşıyor.

Ancak borçlanma, kredi alma ya da taksitlendirme fikrinin benimsenmesi konusunda gönülsüzce kabul edenler ile gönül rahatlığıyla kabul edenler arasında farklı görüşlerin ortaya çıkmasıyla birlikte aile içindeki anlaşmazlıklar arttı. 

"Ya ödeyemezsek?" ibaresi sakinleri okul taksitleri, özel dersler, uğrunda bir ömür harcadıkları dairenin bedeli ve gerek inşaatı durduran emlak şirketi gerek ödemeyi durduran aile gerekse stratejik harcama ve hayati öncelikler listesi olsun, her taraftan engellerle karşılaşan küçük bahçeli evin ön ödemesinin yükü altında ezilen evdeki laf dalaşının ana başlıklarından biri haline geldi. 

Ödeyemezsek ya da zaten ödeyemediysek ne olacak?

Ya çocuklardan biri hastalanır da zorlu ekonomik koşullar sebebiyle zaten tekrar düzenlenen öncelikler listesi yine baştan düzenlenirse ne olacak?

Ya baba veya anne ölür de aile kendisini 'bir kilo et' taksiti ödemekle yükümlü bulursa ne olacak?

Kurban kesmenin gururu

Her yıl Kurban Bayramı'nda kestiği kurbanla övünmeye, pohpohlanmaya veya kestiği kurbanı sergilemeye alışmış pek çok Mısırlı hanede "ya ödeyemezsek" varsayımları yankılanırken buna benzer varsayımlar, bu defa "güç yetirebilenler için" hac ibadeti konusunda yürütülüyor.

Zira bir kilo pastırmanın yanında 10 adet yenilebilir yöresel somun ekmek fiyatına yarım kilo Rumi peyniri almaya "güç yetirebilen kişilerin" ekonomik koşullar altında hem sayıları hem imkânları azaldı.

Bazıları, kolay taksitlerle hac fikrini ortaya attı. İlginç olansa bu fikir sahiplerinin bir kısmının Mısır devlet bankalarında bulunması.

Bu bankalar, ödeme bakımından değil de vakit açısından uygun taksit imkânlarıyla hac ve umre ilanları ve teklifleri vermeye başladı ve buna "Hac ve Umre İçin Murabaha* Programı" adını koydu.

Buna göre müşteri, turizm şirketinden ya da organize eden taraftan hac veya umre fiyatı alıyor, sonra banka, müşteri ile banka arasında "üzerinde anlaşmaya varılan bir kâr marjı" ile "murabaha" işleminin gerçekleştirilmesi üzerine hac veya umre masraflarını organize eden tarafa ödüyor. 

Bu teklifler, artmaya ve yayılmaya başladı. O kadar ki iş, kapalı kapılar ardında sadece tanıdıkların ya da tanıdıkların tanıdıklarının girdiği WhatsApp grupları yoluyla hac masraflarını taksitlendirme tekliflerine ve borcu, "üzerinde anlaşmaya varılan kâr marjı" eklenerek birkaç defada ödeme anlaşmalarına kadar vardı. 

Faiz tartışmaları

Teklif, öyle olmadığı halde "murabaha" adı altında sunulsa bile üzerinde mesele, anlaşmaya varılan faizin ya da kârın haram mı helal mi olduğunun ötesine geçerek bazılarının girmeye bayıldığı son tartışmalara kadar uzandı. 

Dünyanın doğusunda ve batısında maaşların ve mali işlemlerin çoğunluğu modern bankalar yoluyla yürütülse de taksitle hac veya umre düşüncesi, esasında umreye ya da hacca giden kişinin buna gücünün yetmediği anlamına geliyor. 

2021 yılında Mısır cüneyhinin birinci ve ikinci dalgalanmaları arasında Fetva Kurumu, hacca gitmek için borçlanmanın hükmüne ilişkin bir soruya, koşullara ve durumlara göre şartlarla izin vermek ile kısıtlamalarla engellemek arasında gidip gelen uzun bir yanıt verdi.

Ancak cevabın sonunda kurum şöyle dedi:

Mükellef kişinin hac ibadeti için borç alması, kendisine veya bakmakla yükümlü olduğu kişilere gücünü aşan bir yük bindirecekse ya da kendisini ya da sorumlu olduğu kişileri fitneye ya da kaldıramayacakları şeylere maruz bırakacaksa, o zaman o kişi için borçlanma haramdır denebilir. Ödenecek parayı tahsil etmek, onu nafile ibadetlerden, güzel ahlaktan ve yüce işlerden alıkoyacaksa, o zaman o kişi için borçlanma mekruhtur denebilir. Ne ilk ne de ikinci ihtimal söz konusuysa ve ödemenin kendisine de sorumlu olduğu kişilere de zararı olmayacağına güçlü bir şekilde inanıyorsa, o kişi için borçlanma ne haramdır ne de mekruhtur; caizdir.

Gerçeklik ve umut

Mısır sokaklarında ve hac, hatta umre ibadetini eda etmeyi isteyen ve uman kalabalıklar arasında durum genellikle kurumun öne sürdüğü ilk ihtimale, yani "mükellef kişinin hac ibadeti için borç alması kendisine veya bakmakla yükümlü olduğu kişilere gücünü aşan bir yük bindirecekse ya da kendisini ya da sorumlu olduğu kişileri fitneye ya da kaldıramayacakları şeylere maruz bırakacaksa…" ihtimaline işaret ediyor.

Kurum bu ihtimalde borçlanmanın haramlığına hükmediyor. 

Gariptir ki "Allah'ın Evi'ni ziyaret etmek" için bankalardan kredi ve eş, dost, akrabadan borç alma tartışmalarında birçok kişi bunun barınma, eğitim ve sağlık masrafları ile gıda, elektrik, su ve gaz faturalarını ödemekten daha öncelikli olduğunu düşünüyor.

Çoğunlukla "Rabbin, rızık verendir" ve "Niyetini halis tut, Allah seni hesap etmediğin yerlerden rızıklandıracaktır" gibi kaderci düşüncelerin ağır bastığı bu tartışmalar, yakın tarihe uzanmıyor. 

2016 yılında Mısır cüneyhinin dolar karşısında 8,88 cüneyhten 15,77 cüneyhe düştüğü ve daha sonra Mart 2022'de daha da değer kaybederek 19,7 cüneyhe düştüğü birinci ve ikinci dalgalanmalar arasında Fetva Kurumu, kendisine ve sorumlu olduğu kişilere gücünün üstünde yük bindirecek olanların hac için borçlanmasının haramlığı yönünde fetva verdiyse şu an ne yönde fetva verir?

Öyle ya Mısırlılar, Ekim 2022'de 1 doların 24,7 Mısır cüneyhine denk olduğu üçüncü dalgalanmayı atlattıktan sonra geçtiğimiz ocak ayında dolar, 32 cüneyhe yükseldi. 

Mevcut yaşam koşullarının kötüleştiği ve yakın ve uzak gelecek konusunda öngörülerin belirsiz olduğu bir durumda bazıları Fetva Kurumu'nun hac ibadeti için borçlanmanın ya da taksitlendirmenin haram olduğuna hükmedeceğini beklerken, Fetva Kurumu birkaç gün önce "taksitle ve iki taraf arasında bir ön anlaşmayla hacca ya da umreye gidilmesinin şer'an caiz olduğunu" belirtti ve bunun "şeriata göre mübah olan murabaha kabilinden olup, faiz kapsamına girmediğini" açıkladı. 

Bankadan kredi ya da eş dosttan borç almanın ve tutarı "bir faizle ya da kararlaştırılan bir farkla" geri ödemenin faiz olduğunu söyleyenler ile böyle olmadığını söyleyenler arasındaki geleneksel polemik bir yana; Mısır toplumunun hallerine vâkıf olan kişi umre ve haccın ama özellikle de haccın pek çok âdeti, geleneği ve toplumdaki saygınlık kabullerini içeren dinî kültürel bir halk anlayışı olduğunu bilir.

Yaşlılar başta olmak üzere pek çok kişinin hedefinin ve tek temennisinin bu olduğundan bahsetmiyorum bile. 

Haccın kıymeti

Bu olgu, Beyt-i Haram ziyaretinden evine dönen hacının duvarlarında yer alan ve onu diğer duvarlardan ayıran popüler resimlerde açıkça görülür.

Ayrıca günahlardan temizlenmeyi ve kerim olan Allah'la dünyanın ağırlıklarından sıyrılmış bir şekilde karşılaşmayı hayal eden başta yaşlılar olmak üzere pek çok kişinin tekrarladığı dualar listesinde de buna rastlarız.

Aralarında borç almaya tam anlamıyla hazır olan ve hatta borcu ya da faizi ödemeden Hakk'ın rahmetine kavuşan çok kişi vardır. 

Hac ve umre söz konusu olduğunda "Rabbin, rızık verendir", "Allah'a tevekkül et" ve "O sizi bilmediğiniz yerlerden rızıklandırır" anlayışı, kendini gösteriyor.

Ancak bu yılki hac o kadar maliyetliydi ki bazıları, başlangıçta bunun bir şaka olduğunu düşündü. 

Bu yılın hac fiyatları, ekonomik hac için 130 bin cüneyh (4 bin 200 ABD doları) ve turistik veya lüks hac için yaklaşık 1,5 milyon cüneyh (48 bin 471 ABD doları) arasında değişiyor.

Peki ekonomik bir hac için 10 yıllık taksit yapan bir hacı, taksitleri ödemeden önce ölürse ne olur? 

Geri döndükten sonra "Rabbimizin halledeceği" taksitleri ödemeye hazır olmak ile hac veya umre ya da bir buzağı veya kurbanlık hissesi için kredi veya borç alanları ahmaklık, bencillik veya mantıksızlıkla suçlamak arasında gidip gelen popüler tartışmada kopan fırtınada kişi bu soruyu nadiren soruyor.

Bu noktada da benzer tartışmalar yaşanıyor, ancak dinî bir sakıncadan bağımsız bir şekilde. Bu tartışmanın başlığı, fıkıh ilminin dinî bir boyuta sahip olması şart olmaksızın, "öncelikler fıkhıdır". 

Mısırlıların gündelik hayatı, kâh mallara uygulanan vergileri artırmak kâh hizmet tarifelerini yükseltmek gibi konularda tacirlerin aklından geçenlere ve resmî kararların benimsediklerine göre öncelikleri yeniden sıralamaya dayalı hale geldi.

Okullar, üniversiteler, sağlık ve eğlence hizmeti sunanlar gibi vatandaşların ceplerinin boşalmasında pay sahibi olan diğer unsurlar da var. 

Düzenleme ve yapılandırma

Milyonlarca Mısırlı hane ekonomik haritadaki konumlarına göre her gün harcama önceliklerini yeniden düzenlemekten harap oldu.

Kimileri, harcamaları doğru mecralara akıtmak suretiyle yeniden düzenleme yapmakla yetinirken, kimileri de öngörülebilir gelecekte geri getirme ihtimalleri azalmakla birlikte harcama kalemlerini tümden siliyor. 

Rakamlara ve yüzdelik oranlara bakmak, tabloyu açıklamaya yetmez. Rakamlara göre geçtiğimiz nisan ayında yüzde 306'ya varan yüksek enflasyon oranları, gıda harcamalarını artırdı ki gıda, farklı düzeylerdeki ailelerin mutlak çoğunluğunun harcamalarında temel ve en önemli kalemdir.

Elbette bu artış, daha büyük miktarlarda veya daha pahalı türlerin tüketimini yansıtmıyor. Daha ziyade gıda malzemelerinin fiyatlarının sürekli olarak arttığı anlamına geliyor ve bu da diğer harcama kalemlerini olumsuz yönde etkiliyor. 

Kurban Bayramı yaklaşırken Mısırlıların hanelerinde yeniden yapılandırma süreçleri hızlanıyor.

Zira halk arasında "et bayramı" olarak da bilinen bu bayramda kurban kesmeye ilişkin tartışmalar artık buzağı mı kesilsin kuzu mu yoksa hisse mi alınsın, soruları etrafında dönmüyor.

Tartışmanın sorusu artık, "Bayramdan önce et alsak mı?" oldu. Cevap "evet" ise de kaç kilo etin bütçeyi zora sokmayacağı tartışılıyor.   

Mısır'da kasap dükkânlarına, Mısırlıların kimsenin uğramadığı yerler veya etkinlikler için kullandığı bir isim takılıyor.

Bu isim, fırtınaya hazırlanan ve kalabalıkların kin ve özlem karışımı bakışları tarafından izlenen şeyi de tarif eder.

Bayram, kaçınılmaz olarak geliyor ve kurbanlık hayvan, hisse ve taksit konusundaki tartışma, belirli gruplarla sınırlı kalıyor.

Bazıları sınıf piramidinin üstünden ortalara düşerken bazıları da ortadaki üst sıralardan az veya çok aşağıya kaydı.

Ancak diğerleri orta sıraları tutma yeteneğini kaybederek tabana doğru düştü. Bunlar, bayram sofrası işini fiyatı 400 cüneyh (13 dolar) sınırını aşan bir kilo etle hallediyor. 

Merkezî Kamu Seferberliği ve İstatistik Ajansı'na göre 2022 yılında Mısır'da bir kişinin yıllık ortalama gelirinin 20 bin 271 cüneyh, yani ayda yaklaşık bin 600 cüneyh (52 ABD doları) olması ve bunun da 4 kilo ete karşılık gelmesi dikkat çekici.  

Zorluklara, sıkıntılara ve öncelikler fıkhı alanına girmeye rağmen mesele, "büyük bayram" ve bu bayramın bedeli ister tamamen ister uygun taksit sistemiyle ödenmiş olan kurbanlık hayvanlar veya et parçalarıyla süslenmiş tabaklar açısından taşıdığı anlam olunca, mantık büyük ölçüde ortadan kaybolur.

Dehalarıyla tanınan ve birkaç cüneyhi pek çok ihtiyaca yetecek şekilde idare edebilen doğuştan yetenekler, "hacı" unvanı taşıma hayali karşısında dağılıyor.

Bu unvan, Allah'ın Evi'ni hac yoluyla ziyaret edenlere verildiği gibi umre yaparak ziyaret edenlere de veriliyor. Gerçi umre yapanlara gönlü hoş etmek için veriliyor ama olsun, belki uygun ya da uygun olmayan taksitlerle daha hayırlısı için bir dua yerine geçer. 

 

*Murabaha, alış fiyatı veya maliyet üzerine belirli bir kâr eklenerek yapılan bir tür güvene dayalı satış sözleşmesi anlamındaki fıkıh terimidir. 

 

Independent Türkçe



Cezayir ile doğu komşusu Tunus’un arasını kim bozmaya çalışıyor?

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’u  Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı'nda karşılıyor, 22 Nisan 2024 (AFP)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’u  Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı'nda karşılıyor, 22 Nisan 2024 (AFP)
TT

Cezayir ile doğu komşusu Tunus’un arasını kim bozmaya çalışıyor?

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’u  Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı'nda karşılıyor, 22 Nisan 2024 (AFP)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’u  Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı'nda karşılıyor, 22 Nisan 2024 (AFP)

Rabia Abdusselam

Bugünlerde sosyal medya platformları, kamuoyunu manipüle etmeyi ve Tunus ile Cezayir’in arasını bozmayı amaçlayan yanıltıcı çıkarımlar ve sahte veya hileli hesaplarla dolup taşmış durumda. Bazı Tunuslu analistler ile eleştirel seslerin, Cezayir'den İtalya'ya gönderilen ve Tunus topraklardan geçen doğalgazın transit ücretlerine ilişkin imzalanan anlaşmaların “yeniden gözden geçirilmesini” talep etmesi, tamamen beklenmedik bir gelişmeydi. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin Cezayir'e yaptığı son ziyaretin ardından gelen bu talepler, mali ve lojistik transit ücretlerinin “gözden geçirilmesi”ne odaklanıyor.

Bu hikaye, Tunus'taki hükümet karşıtı ve mevcut otoriteye muhalif tutum sergileyen partilerin çoğunun, Tunus-Cezayir anlaşmasıyla ilgili uydurma bir belge etrafında yürüttüğü dezenformasyon ve yalan kampanyasından farklı değil. Cezayir ve Tunus muhalefetine bağlı sosyal medya ve internet sitelerinde yayınlanan ve “çok gizli” ibaresi taşıyan bu uydurma belge, “Cezayir ordusuna ciddi iç karışıklık, isyan, darbe girişimi veya kurumsal istikrarı ve mevcut anayasal düzenin devamlılığını tehdit edebilecek herhangi bir durumda Cumhurbaşkanı Kays Said rejimini korumak için müdahale etmesi yetkisi verildiğini” iddia eden bir belge. Söz konusu belge, önceden koordinasyon sağlanmadan bu anlaşmanın hükümleriyle ilgili güvenlik veya savunma alanlarında yabancı bir tarafla herhangi bir anlaşma veya ortaklık kurulmasını da yasaklıyor. Bir diğer maddesi ise, “birinci tarafın askeri ve güvenlik birimlerinin, ikinci tarafın yetkili makamlarıyla önceden koordinasyon sağladıktan sonra, tehlikeli terörist unsurları takip etmek ve etkisiz hale getirmek amacıyla sınır hattından 50 kilometreyi geçmeyecek bir mesafeye kadar ikinci tarafın topraklarına girebileceğini” öngörüyor.

Cezayir'e karşı keskin bir düşmanlık

Yukarıda zikredilen maddeler, Cezayir'in bağımsızlığından bu yana dış politikasını yöneten en önemli ilke olan komşu ülkelerin iç işlerine karışmama ilkesiyle tamamen çelişiyor. Ayrıca, mevcut anayasanın 31. maddesi, ordunun ülke sınırları dışında herhangi bir operasyona katılmasını yasaklamaktadır. Madde şu şekildedir: “Cezayir, diğer halkların meşru egemenliğini ve özgürlüğünü ihlal etmemek için savaşa başvurmaktan kaçınır ve uluslararası anlaşmazlıkları barışçıl yollarla çözmek için çaba gösterir. Cezayir ayrıca, Birleşmiş Milletler, Afrika Birliği ve Arap Birliği çerçevesinde ve bunların ilke ve amaçlarına tam uyum içinde, yurtdışı barış koruma operasyonlarına katılabilir.”

En sıradan okuyucu bile belgenin geçersizliğini ve aleyhindeki güçlü kanıtları teyit edebilir. Son maddedeki BM'ye bir kopyasının teslim edilmesini öngören yazılı ifade de bunun kanıtı

Cezayirli gazeteci Osman Lahyani

Bu “sahte” belge, anlaşmanın özünü gizlemesine rağmen, Tunus muhalefeti için değerli bir kaynak olmaya devam ediyor. Bu durum, jeopolitik konulara ve Cezayir'in uluslararası ilişkilerine (özellikle Fransa ile Tunus ve Libya gibi komşu ülkelerle) odaklanan yazılarıyla tanınan Cezayirli gazeteci ve yazar Osman Lahyani tarafından da doğrulandı. Yerel “el-Haber TV” kanalında yayınlanan “Sağ ve Sol” programına konuk olarak katıldığında, “Ekim 2025'te imzalanan askeri anlaşma, 2002'de imzalanan önceki anlaşmanın bir güncellemesidir. Bu güncelleme, elbette, terör tehditlerinin yeni biçim ve yöntemleri, kontrolsüz silah ve uyuşturucu kaçakçılığı ve insan kaçakçılığı ile ilgili güvenlik ve askeri değişikliklerden kaynaklanmaktadır” açıklamasını yaptı. “Bu tehditler, sadece Cezayir ve Tunus değil, tüm komşu ülkelerin ortak sınırlarını güvence altına almak için askeri anlaşmalarını güncellemesini gerektiriyor. Bunu Suudi Arabistan ve Pakistan örneğinde de gördük; 17 Eylül'de, yakın güvenlik ittifakı kurmak için ortak bir stratejik savunma anlaşması imzalandı ve taraflardan birine yönelik herhangi saldırının diğerine de yönelik saldırı olarak kabul edileceği belirtildi” diye ekledi. Lahyani sözlerine şöyle devam etti: “En sıradan okuyucu bile belgenin sahte olduğunu teyit edebilir. Son maddedeki BM’ye bir kopyasının teslim edilmesini öngören ifade bunun inkar edilemez bir kanıtıdır.”

fdvbdf
Tunus askerleri, Batı Tunus'taki Cebel-i Şambi bölgesinden görüldüğü üzere, Cezayir sınırına yakın bir yerde devriye geziyor, 11 Haziran 2013 (Reuters)

Zaman zaman, bazı Tunuslu elitlerden sert eleştiriler geliyor. Eski Tunus Cumhurbaşkanı Munsif Marzuki'nin, kuruluşundan beri Arap Mağrip Birliği'ne egemen olan donukluk ve tıkanmadan sürekli olarak Cezayir'i sorumlu tutması buna bir örnek teşkil ediyor. Muhalif siyasi aktivist ve eski cumhurbaşkanı adayı Safi Said'in pozisyonları ve her zaman tartışma yaratan eski Tunus Dışişleri Bakanı Ahmed Venis'in “iddiaları” da önemli.

Cezayir ve Tunus cumhurbaşkanları, Tunus'taki muhalefet grubuna büyük bir şüphe, kaygı ve gerilim ile karışık güvensizlikle bakıyorlar

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun'un  30 Aralık 2025'te iki kanadı ile parlamentoya yaptığı konuşma, Tunuslular için normal ya da geçici değildi. Görünüşte sıradan olan konuşması, hem doğrudan hem de dolaylı mesajlar içeriyordu. Nitekim “Cezayir ve Tunus arasında parayla satın alınmış kişiler kullanılarak anlaşmazlık yaratma girişimleri olduğunu” vurguladı. “İki ülke arasındaki ilişkileri bozmayı amaçlayan tehlikeli bir komplo” konusunda uyardı. Anlaşmanın şartlarına atıfta bulunarak, “Cezayir ordusunun Tunus topraklarına ayak basmadığını ve basmayacağını” vurguladı. Ayrıca, bu provokasyonların nihai amacının “iki taraf arasında siyasi çekişme çıkarmak olduğunu ve asıl hedefin Tunus Cumhuriyeti olduğunu” belirtti. Sonra da, “Tunus'a zarar vermek isteyen herkes önce Cezayir'i aşmak zorundadır” diye etti. Bu, Cezayir'in Libya, Mali ve Burkina Faso gibi komşu ülkelerde meydana gelen ve özellikle düzensiz göçmen akını nedeniyle sosyal düzeyde ciddi sonuçlar doğuran darbe senaryolarının tekrarlanmasından duyduğu korkuyu açıkça yansıtıyor.

Düşmanlığın arka planı ve sırları

Cumhurbaşkanının konuşmasında ilettiği mesajlar arasında, “Tunus çok güçlü ve bazıları onu kolay av olarak göstermeye çalışıyor, ancak Cezayir'in komşusu olduğu için bunda yanılıyorlar. Cumhurbaşkanı Kays Said ne İsrail ile ilişkileri normalleştirenlerden ne de bunun peşinde koşanlardandır” vurgusu da yer alıyordu. İşte meselenin özü de burada yatıyor. Cezayir Cumhurbaşkanı Tunuslulara, ülkelerini ve Cezayir ile ilişkilerini hedef alan, Batılı güçler tarafından organize edilen ve temel amacı bölgeyi parçalamak ve İsrail ile “normalleşmeyi” pekiştirmek olan bir komplodan açık ve net olarak bahsetti. Cezayir'in güneydoğusundaki Biskra Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Profesörü olan Nur Sabah Aknuş yaptığı değerlendirmede, “Cezayir ve Tunus arasındaki organik bağı ve sistematik entegrasyonu koparmak ve her ikisini de zayıflatmak için çalışan kilit ülkeler var. Böylece Cezayir, jeopolitik derinliği olan kardeş ve müttefik Tunus'tan izole edilirken, diğer yandan Tunus, içine sızmayı kolaylaştırmak için zayıflatılmak isteniyor” dedi. Ona göre, iki ülkenin sürekli ve tekrarlanan bir şekilde hedef alınmalarının temel nedeni: “İsrail'i tanımayı ve ilişkileri normalleştirmeyi reddeden tutumları, dünya çapındaki haklı davalara verdikleri destek ve neo-kolonyal güçlere karşı duruşlarıdır. Ne Tunus ne de Cezayir, resmi veya halk düzeyinde, iç krizlerini kullanarak onları normalleşme yönünde tavizler vermeye iten dış baskılara rağmen, Filistin davasını destekleyici tutumlarından vazgeçmediler.”

Cezayir ve Tunus cumhurbaşkanları, Tunus'taki muhalefet grubuna büyük bir şüphe, kaygı ve gerilim ile karışık bir güvensizlikle bakıyorlar. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre stratejik ve güvenlik çalışmaları konusunda uzman Cezayirli araştırmacı Zenasni Muhammed, konuyu şöyle açıkladı: “Cezayir, bazı Tunuslu grupların, özellikle de muhalefet bloğuna bağlı olanların, dış güçlerden destek arayışında olmalarından endişe ediyor. Cumhurbaşkanı Tebbun daha önce Tunuslu güçleri, diğer ülkelerde gördüğümüz gibi, çoğu zaman kötü niyetli olan ve ülkeyi istikrarsızlaştıran dış baskılara boyun eğmemeleri konusunda uyarmıştı.”

Zaman zaman görülen sert tutumlara rağmen, iki ülke arasındaki resmi ilişkiler eşitlik, iç işlerine karışmama ve egemenliğe karşılıklı saygı temelinde güçlü kalmaya devam ediyor

Tunus'taki siyasi sisteme yönelik artan muhalefetle birlikte, bir siyasi analist şu gözlemde bulunuyor: “Cezayir kendisini zor bir güvenlik ikileminin içinde buldu. Özellikle Tunus, diğer komşularına kıyasla Cezayir'in en güvenli sınırını oluşturduğu için doğu komşusuyla iyi komşuluk ilişkilerini sürdürmek zorunda. Aynı zamanda Cezayir, Tunus'un iç işlerine karışmama ile her iki ülkenin karşı karşıya kaldığı ortak baskılar ve meydan okumalar ile mücadelede dış ittifakların gereklilikleri arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Bu durum, Tunus muhalefetine Cezayir'in Tunus'taki mevcut rejimin tarafını tutuyor gibi görünebilir.”

f
Tunus'un güneyindeki Gabes şehrinde bulunan devlete ait fosfat işleme tesisinin (gübre fabrikası) bacasından tüten duman, 31 Ekim 2025 (AFP)

Zaman zaman görülen sert tutumlara rağmen, iki ülke arasındaki resmi ilişkiler eşitlik, iç işlerine karışmama, egemenliğe karşılıklı saygı ve ortak çıkarları güvence altına almak için yapılan üst düzey ziyaretler temelinde güçlü kalmaya devam ediyor. İki ülke arasındaki stratejik ortaklık, derin tarihi ve ekonomik bağlarla da karakterize ediliyor. Cezayir, Tunus'a yılda yaklaşık 2 milyar metreküp doğalgaz tedarik ederek enerji ihtiyacının büyük bir kısmını karşılıyor.

Şubat 2025'te yayınlanan son raporlar, Cezayir'den yapılan elektrik ithalatının ulusal tüketimin yaklaşık yüzde 14'ünü karşıladığını ortaya koyuyor. Diğer rakamlar, Cezayir'in Tunus'un elektriğinin yüzde 94 ila 96'sını üretmek için kullandığı doğalgazın tedarikinde oynadığı hayati rolü teyit ediyor ki, bu da iki ülke arasındaki enerji entegrasyonunu stratejik hale getiriyor. İki ülke arasındaki anlaşmalar ayrıca Cezayir'in, Tunus toprakları üzerinden İtalya'ya yaptığı doğal gaz ihracatı için Tunus'a yıllık yaklaşık 420 milyon dolar transit ücreti ödediğini de ortaya koyuyor. Bütün bunlar, iki ülke arasındaki ilişkinin ekonomik ve endüstriyel entegrasyonu hedefleyen karşılıklı faydaya dayalı olduğunu açıkça teyit ediyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Mazlum Abdi ve İlham Ahmed entegrasyon sürecini ele almak üzere Şam’da görüşmelerde bulunuyor

Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş, SDG komutanı Mazlum Abdi ile Haseke Valisi  Nureddin İsa Ahmed ve bazı askeri ile güvenlik komutanlarının katılımıyla bir toplantı düzenlendi (SANA)
Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş, SDG komutanı Mazlum Abdi ile Haseke Valisi  Nureddin İsa Ahmed ve bazı askeri ile güvenlik komutanlarının katılımıyla bir toplantı düzenlendi (SANA)
TT

Mazlum Abdi ve İlham Ahmed entegrasyon sürecini ele almak üzere Şam’da görüşmelerde bulunuyor

Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş, SDG komutanı Mazlum Abdi ile Haseke Valisi  Nureddin İsa Ahmed ve bazı askeri ile güvenlik komutanlarının katılımıyla bir toplantı düzenlendi (SANA)
Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş, SDG komutanı Mazlum Abdi ile Haseke Valisi  Nureddin İsa Ahmed ve bazı askeri ile güvenlik komutanlarının katılımıyla bir toplantı düzenlendi (SANA)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ve Özerk Yönetim’in dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed, Suriye’deki devlet kurumlarına entegrasyon sürecinin takibi kapsamında Salı günü Şam’a gitti.

29 Ocak’ta imzalanan anlaşmanın uygulanmasından sorumlu başkanlık ekibinin sözcüsü Ahmed Hilali, Kürt yetkililerin Şam’daki temaslarının entegrasyon sürecini takip etmek, şu ana kadar kaydedilen ilerlemeyi değerlendirmek ve sonraki adımları ele almak amacı taşıdığını söyledi.

Hilali, resmi medya platformlarında yayımlanan açıklamasında, Mazlum Abdi’nin Cumhurbaşkanlığı temsilcisi Ziyad el-Ayiş ile görüştüğünü, ayrıca Abdi’nin Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirdiğini belirtti. Bu görüşmelerin öneminin, SDG dosyasının uluslararası ve bölgesel etkiler alanından çıkarılarak ulusal bir iç sürece taşınması olduğunu ifade etti.

29 Ocak anlaşmasının uygulanması kapsamında, Suriye İçişleri Bakanlığı’nın önümüzdeki günlerde Haseke vilayetindeki tüm cezaevlerini devralmaya hazırlandığı bildirildi.

sdvfv
Haseke’de, Suriye hükümetiyle yapılan anlaşma kapsamında SDG tarafından serbest bırakılan tutukluların ardından ailelerinin toplanması (11 Nisan) (Reuters)

Sözcü Hilali daha önce yaptığı açıklamada, hükümetin SDG’den cezaevi dosyasını devralma yönünde ilerleme sağladığını, bunun taraflar arasında daha önce yaşanan düzensiz ve kontrolsüz tahliyeleri sona erdirmeyi amaçladığını söylemişti. Başkanlık gözetiminin bazı tıkanma noktalarını aştığı ve serbest bırakma sürecini hızlandırdığı da belirtildi.

Haseke basın ofisinden yapılan açıklamaya göre SDG kendi kontrolündeki cezaevlerinden altı tutukluyu serbest bıraktı. Bu, dördüncü tahliye grubu olarak kaydedildi. Süreç, başkanlık ekibi ve Tuğgeneral Mervan el-Ali’nin gözetiminde gerçekleştirildi. Böylece hükümet ve SDG cezaevlerinden serbest bırakılanların sayısı yaklaşık 1500’e ulaştı. SDG cezaevlerinde farklı suçlamalarla yaklaşık 500 tutuklu kaldığı, ayrıca SDG’ye bağlı yaklaşık 300 tutuklunun da yakın zamanda serbest bırakılmasının planlandığı aktarıldı.

Rudaw’a konuşan Hilali, sürecin son aşamaya yaklaştığını, sayıların mutlak kesinlik taşımadığını çünkü listelerin karşılıklı doğrulama ve güncellemelerden geçtiğini söyledi. Ancak genel olarak “tahliyelerde somut ilerleme” bulunduğunu vurguladı.

vfdb f
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’nin, Münih Güvenlik Konferansı kapsamında ABD Kongresi’nden bazı üyelerle yaptığı görüşmelere SDG lideri Mazlum Abdi ve İlham Ahmed de katıldı. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Yetkili ayrıca askeri yapıya da değinerek, entegrasyon sürecinin teknik açıdan ileri aşamaya geldiğini ve Haseke vilayetinde üç tugaydan oluşan bir yapı üzerinde çalışıldığını ifade etti. Ancak resmi duyurunun, nihai mutabakatların tamamlanması ve kurumsal onay süreçlerinin bitirilmesine bağlı olduğu belirtildi.

Suriye hükümeti, 29 Ocak’ta SDG ile ateşkes ve kapsamlı bir anlaşma konusunda uzlaştığını açıklamıştı. Anlaşma, askeri ve idari güçlerin kademeli entegrasyonunu, Haseke ve Kamışlı merkezlerine güvenlik güçlerinin girişini ve devletin tüm sivil kurumlar, sınır kapıları ve idari yapıları devralmasını içeriyor.


Hizbullah, Lübnan’ın İsrail’le müzakerelerine siyasi ve askeri gerilimle karşılık veriyor

Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)
Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)
TT

Hizbullah, Lübnan’ın İsrail’le müzakerelerine siyasi ve askeri gerilimle karşılık veriyor

Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)
Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)

Hizbullah, ABD’nin himayesinde Lübnan ile İsrail arasında yürütülen doğrudan müzakerelere iki yönlü siyasi ve askeri bir yaklaşım ile karşılık veriyor. İlk yaklaşım, müzakereleri reddetme ve devleti “İsrail ile müzakere kararını gözden geçirmeye” çağırma şeklinde ortaya çıkarken, bu adımın “Lübnanlılar arasındaki ayrışmayı artıracağı” savunuluyor. Öte yandan örgüt, İsrail’e yönelik roket saldırılarını artırarak sahadaki yanıtın devam edeceği mesajını veriyor.

Siyasi açıklamalar

Hizbullah’ın parlamentodaki Direnişe Vefa Bloku milletvekillerinden Hüseyin Fadlallah, yaptığı açıklamada “Beyrut’taki iktidarın yeterli olmadığını, bireysel ve zaman zaman mezhepsel çıkarların ulusal çıkarların önüne geçtiğini” söyledi.

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, hükümetin düşmana taviz vermeyi artırdığını ve Lübnanlılar arasındaki ayrışmayı derinleştiren yanlış bir yola girdiğini belirten Fadlallah, “Lübnan makamları hesaplarını yeniden gözden geçirmeli ve halkına dönmelidir” dedi.

Fadlallah güneyden ordunun çekilerek bölgenin işgale açık hale getirildiğini ve böylece düşmana fırsatlar verildiğini ileri sürdü.

“Düşman, Bint Cubeyl sahasını yok etse de içinde fotoğraf çekmeyi başaramadı” diyen Fadlallah, İsrail’in “sahadaki yenilgisini Washington’daki müzakerelerle telafi etmeye çalıştığını” iddia etti.

Milletvekili, Lübnan hükümetine “İsrail ile müzakere kararını yeniden gözden geçirme” çağrısını yineleyerek, bunun “Lübnanlılar arasındaki ayrışmayı artıracağını” savundu.

vd
Güney Lübnan’da yıkılmış binaların enkazı arasında dalgalanan bir İsrail bayrağı (AFP)

Bu açıklamalar, Hizbullah Siyasi Konseyi üyesi Vekif Safa’nın, örgütün devam eden müzakerelerle ilgilenmediğini söylemesinin ardından geldi. Safa, AP’ye yaptığı açıklamada “Müzakerelerin sonuçlarıyla hiç ilgilenmiyoruz, bizi bağlamıyor. Anlaşmalar ne olursa olsun bağlı değiliz” ifadelerini kullanmıştı.

Askeri gerilimi

Hizbullah, bu tutumunu sahada da yaklaşık bir saat içinde İsrail’e 40’a yakın roket atarak göstermeye çalıştı. Özellikle kuzeydeki yerleşim yerleri hedef alındı.

Örgüt ayrıca, Yukarı Celile’de bir askeri noktaya yönelik bir seyir füzesinin fırlatıldığını gösteren bir video yayımladı ve İsrail’in “Maskaf Am” mevkiinde askerlerin toplandığı bir alanın hedef alındığını duyurdu.

Buna ek olarak, insansız hava aracı (İHA) saldırıları ve farklı bölgelere roket salvoları düzenlendiği de açıklandı.

Devlet dışı müzakere denklemi

Gelişmelerin anlamına ilişkin değerlendirmede bulunan emekli tuğgeneral Said Kazzah, “Hizbullah’ın bu aşamada İsrail’e net bir denklem dayatmaya çalıştığını; kendisini Lübnan devleti üzerinden yürütülen müzakerelerden bağımsız, ateşkes konusunda muhatap alınması gereken tek taraf olarak konumlandırmak istediğini” söyledi.

Kazzah’a göre örgüt Lübnan devletinin bu dosyada yetkinliğini ve özellikle güney sınırındaki güvenlik müzakerelerini yürütme kapasitesini fiilen tanımıyor. Bu yaklaşımın iki hedefi olduğunu belirten Kazzah, bunlardan ilkinin örgütün müzakere şartlarını dayatabilen bir aktör olarak konumunu güçlendirmek, ikincisinin ise bu kartı İran’ın ABD ile yürüttüğü daha geniş müzakere sürecinde kullanmak olduğunu ifade etti.

dvfv
Güney Lübnan’da yıkılmış binaların yanından geçen bir yolda ilerleyen İsrail ordusuna ait zırhlı araçlar (AFP)

Kazzah ayrıca zamanlamaya dikkat çekerek, güneydeki askeri operasyonların sürdüğünü ve “Hizbullah’ın İsrail ordusuyla fiili çatışma halinde olmaya devam ettiğini” söyledi. Sabah saatlerinde yaklaşık 40 roket atılmasının, İsrail yerleşimlerinde okulların yeniden açılmasıyla aynı zamana denk gelmesinin sembolik bir anlam taşıdığını belirterek bunun “savaşın sona ermediği ve Washington’daki müzakere sürecinin otomatik bir ateşkes anlamına gelmediği” mesajını taşıdığını ifade etti.

Kazzah, örgütün geçmişte olduğu gibi dolaylı müzakere modelini yeniden üretmeye çalıştığını, 1993, 1996 ve 2000 yılları ile 2006 savaşı örneklerinde olduğu gibi uluslararası arabulucular üzerinden bir iletişim kanalı kurulduğunu hatırlattı. Lübnan devletinin ise çoğu zaman bu süreçte doğrudan taraf olmaktan ziyade, sonuçların resmileştirildiği bir yapı olarak kaldığını söyledi.

Bu yaklaşımın daha yakın dönemde deniz sınırlarının belirlenmesi sürecine de yansıdığını belirten Kazzah, burada da fiilen Hizbullah’ın dayattığı bir denklem oluştuğunu, devletin ise çoğunlukla süreci tamamlayan resmi bir aktör rolünde kaldığını ifade etti.

Siyasi mesajlar, askeri örtüyle

Emekli Tuğgeneral Naci Melaab ise farklı bir değerlendirme yaparak, askeri gerilimin belirleyici bir savaş kapasitesinden ziyade “siyasi ve varoluşsal bir mesaj” taşıdığını söyledi.

Melaab, İran’ın füze doktrininde çoklu salvo saldırılarının hava savunma sistemlerini yıpratmaya yönelik olduğunu, ancak mevcut operasyonların bu düzeyde bir etkinlik taşımadığını belirtti.

“Hizbullah’ın bugün yürüttüğü askeri faaliyetler, İsrail’e yalnızca sınırlı zararlar verebiliyor; güç dengesi üzerinde belirleyici bir değişiklik yaratmıyor” diyen Melaab, İsrail’in gelişmiş savunma sistemleri ve sivil altyapı hazırlığı sayesinde bu tür saldırılara karşı yüksek bir dayanıklılık sergilediğini ifade etti.

İsrail’in özellikle insansız hava araçları alanındaki teknolojik üstünlüğüne dikkat çeken Melaab, bunun sahada bu tür operasyonlara karşı koymayı zorlaştırdığını söyledi.

Tırmanışın müzakere bağlamıyla bağlantılı olduğunu belirten Melaab “Yaşananlar askeri olmaktan çok siyasi bir mesajdır; devlet değil, savaş ve barış kararının hâlâ Hizbullah’ın elinde olduğu vurgulanmaktadır. İsrail saldırılarını sürdürürse biz de devam ederiz” mesajını taşıdığını ancak bunun sahada belirleyici bir askeri sonuç üretmediğini ifade etti.