Astana müzakerelerinin ‘son’ turunda Suriye-Türkiye normalleşmesi baskısı

Kazakistan, Astana’daki Suriye müzakerelerinin sona ermesini talep ederken Rusya, müzakereleri ‘başka bir platforma’ taşımakta ısrarcı

Astana'daki müzakerelerden bir kare (Arşiv - Reuters)
Astana'daki müzakerelerden bir kare (Arşiv - Reuters)
TT

Astana müzakerelerinin ‘son’ turunda Suriye-Türkiye normalleşmesi baskısı

Astana'daki müzakerelerden bir kare (Arşiv - Reuters)
Astana'daki müzakerelerden bir kare (Arşiv - Reuters)

Kazakistan'ın başkenti Astana'da dün düzenlenen ‘Suriye konulu Astana Görüşmeleri’nin sona ermesinin ve ortak sonuç bildirisinin açıklanmasının ardından kafa karışıklığı devam ediyor. Ortak sonuç bildirisinde, sunulan dosyalarla ilgili olarak Rusya, İran ve Türkiye'nin sabiteleri vurgulanırken Şam ile Ankara arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi süreci Astana grubunun öncelikleri arasına dahil edildiği belirtildi. Öte yandan Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, müzakerelerin artık sona ermesini istediğini vurgulamak istercesine tarafların Kazak topraklarında bir araya geldiği ‘son’ turu değerlendirdi. Moskova ise dikkat çekici ve şaşırtıcı bir şekilde tarafların ‘turlara devam etmek için yeni bir platforma taşınacak olan’ sürece bağlılığını teyit ederken Kazakistan’ın bu açıklamasını hızla örtbas etmeye çalıştı.

Kazakistan’ın bu tutumunun detayları ve tarafların öncesinde bundan haberdar olup olmadığı açıklanmazken, Kazakistan Dışişleri Bakanlığı'nın açıklaması tüm tarafları şaşırttığı bir gerçekti.

Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, Suriye Konulu Astana Görüşmeleri toplantısının ‘bu formattaki son toplantı’ olmasını önerdi.

Suriye'nin Arap Birliği üyeliğine geri döndüğü Kahire'deki Arap ülkeleri dışişleri bakanları toplantısından bir kare (Reuters)
Suriye'nin Arap Birliği üyeliğine geri döndüğü Kahire'deki Arap ülkeleri dışişleri bakanları toplantısından bir kare (Reuters)

Suriye ile normalleşme

Kazakistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Kanat Tumış, 20'ncisi düzenlenen Suriye konulu Astana Görüşmeleri’nin sonunda şunları söyledi:

“Krizin çözümü sürecinde yer alan heyetlerin tüm çabalarına teşekkür ediyoruz. Suriye’nin bölgedeki izole edilmişlik durumunun yavaş yavaş sonlanmaya başlamasıyla birlikte Astana sürecinin görevini tamamladığı kabul edilebilir.”

Bu gelişmelerin ‘Astana sürecinde ülke heyetlerinin yürüttüğü amansız çalışmanın kazanımlarından biri’ olduğunu vurgulayan Tumış, “Suriye'nin krizden çıkışı kazanımlardan biri olarak değerlendirilebilir. Suriye’nin Arap Birliği’ne geri dönmesiyle birlikte Astana sürecinin 20’inci toplantısının son buluşma olarak ilan edilmesini öneriyoruz” ifadelerini kullandı.

Kazak yetkili, ‘son toplantının’ 17 maddelik sonuç bildirisini okudu. Maddelerin çoğunluğu Rusya, Türkiye ve İran'ın sabitlerini içeriyordu.

Taraflar, Astana sürecinin Suriye krizine sürdürülebilir bir çözüm için üstlendiği öncü rolünü vurgularken ‘Birleşmiş Milletler Şartı ilkeleri çerçevesinde Suriye Arap Cumhuriyeti'nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğüne’ bağlı olduklarını yinelediler.

Bildiride Rusya, Türkiye, Suriye ve İran dışişleri bakan yardımcılarının istişarelerinde ilk kez yapıcılığa atıfta bulunulurken dört ülkenin savunma bakanlıkları ve istihbarat teşkilatlarının çalışmaları ile koordineli olarak Türkiye-Suriye ilişkilerinin yeniden tesis edilmesine yönelik bir yol haritası sunuldu. Bildiride, bu sürecin terörle mücadele ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin (UNHCR) katılımıyla Suriyelilerin güvenli, gönüllü ve onurlu bir şekilde geri dönüşleri için koşulların oluşturulması amacıyla iyi niyet ve iyi komşuluk ilişkileri temelinde ilerlediği belirtildi.

Bildirinin diğer maddelerinde terörle, bölücü eğilimlerle daha önce imzalanan tüm anlaşmalar tam olarak uygulanarak İdlib çevresindeki durumun sürdürülebilir bir şekilde normalleşmesini sağlamak üzere daha fazla çaba gösterilmesinin kararlaştırıldığı kaydedildi.  Taraflar, Suriye’nin kuzeydoğusundaki durumla ilgili olarak bu bölgede kalıcı güvenlik ve istikrarın sağlanmasının ancak Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunmasıyla sağlanabileceği konusundaki fikir birliğini teyit ettiler.

‘Terörle mücadele bahanesiyle yasadışı özerk yönetim girişimleri’ de dahil olmak üzere ‘sahada’ yeni gerçekler yaratmaya yönelik tüm girişimler reddedildi. Katılımcılar, Suriye'ye ait olması gereken petrol gelirlerine yasa dışı olarak el konulmasını ve transfer edilmesini reddettiklerini bir kez daha vurguladılar.

Bildiride İran’ın talebi üzerine ‘İsrail'in Suriye’de sivil noktaların da aralarında bulunduğu hedeflere yönelik askeri saldırıları’ kınandı. Ayrıca İsrail’in Suriye’nin Golan Tepeleri’ni işgale devam etmesinin reddedildiği vurgulandı.

Bildiride siyasi olarak Suriye krizinin askeri bir çözümü olmadığının altı çizilirken taraflar, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararı çerçevesinde BM’nin yardımıyla Suriyeliler tarafından yönetilen uygulanabilir ve uzun vadeli bir siyasi sürecin ilerletilmesi konusunda kararlı olduklarını bir kez daha teyit ettiler.

Ayrıca Suriye Anayasa Komitesi’nin çalışmalarının önemini vurgulayan taraflar, bu çerçevede yeni bir müzakere turu düzenleme çağrısında bulundular. Bildiride, Suriye genelinde uluslararası insani yardımların artırılmasının öneminin yanı sıra ‘mültecilerin ve yerinden edilenlerin güvenli, onurlu ve gönüllü olarak geri dönüşleri için uygun koşulların sağlanmasına duyulan ihtiyaç’ vurgulandı.

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'in Suriye Anayasa Komitesi’nin müzakere heyeti ile yaptığı önceki toplantıdan bir kare
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'in Suriye Anayasa Komitesi’nin müzakere heyeti ile yaptığı önceki toplantıdan bir kare

Bildirinin yayınlanmasının hemen ardından Rusya'nın Suriye özel elçisi Alexander Lavrentyev, Kazakistan'ın ‘Astana sürecinin son turu’ açıklamasının aksine Astana formülün ‘etkili olduğunu ve devam edeceğini’ vurguladı. Lavrentyev, Rusya, Türkiye ve İran'ın Suriye krizinin çözümüne ilişkin görüşlerinin ‘büyük ölçüde örtüştüğünü’ söyledi.

Tarafların Suriye’de istikrarı artırmak için yorulmadan çalışmaya devam edilmesi gerektiğinin altını çizdiklerini belirten Lavrentyev, Suriye’nin Arap Birliği (AL) üyeliğine geri dönmesinin çok önemli bir gelişme olduğuna ve bölgede istikrarın artmasına yardımcı olacağına işaret etti. Rus yetkili, tarafların, ABD ve Avrupa ülkelerinin Suriye'nin AL üyeliğine geri dönmesiyle ilgili verdikleri tepkilerden endişe duyduklarını da sözlerine ekledi.

Batı ülkelerinin halkının insani ihtiyaçlarını karşılaması için Suriye’ye uyguladığı yaptırımları kaldırması çağrısını yineleyen Lavrentiev, tarafların Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesi sürecini ilerletme konusundaki çabalarına işaret etti. Suriye Anayasa Komitesi'ni kuranların Astana formülü ve garantör ülkeler olduğu hatırlatan Lavrentiev, “Astana formülü başarılı oldu ve devam edecek. Canlılığı ve etkinliği teyit edilmiş oldu” dedi.

Son 6 yılda 20 turdan 18'ine ev sahipliği yaptıkları için Kazak yetkililere teşekkür eden Lavrentiev, Suriye konulu bir sonraki toplantının 2023 yılının ikinci yarısında yapılacağını da sözlerine ekledi.

Ayrıca taraflar, Suriye-Türkiye yakınlaşmasını hızlandırma konusunda anlaşmış gibi görünüyorlar. İran heyetinin başkanı olan İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali Asgar Hacı, ‘dört ülkenin dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde bir toplantı daha düzenleme konusunda anlaştıklarını’ açıkladı.

Rusya merkezli RİA Novosti Haber Ajansı’na konuşan İranlı yetkili, dört ülkenin dışişleri bakanlarının toplantısı için kesin bir tarih olmadığını, ancak dışişleri bakan yardımcıları toplantısının gündemde olduğunu söyledi.

Şam'daki toplantılar

Öte yandan bir Rus diplomat, Astana sürecine ne olacağına dair ortaya çıkan belirsizlikle ilgili Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Kazakistan, Rusya-Türkiye ve Rusya-İran ilişkileri ve Şam-Ankara ilişkileri açısından şartların çok karmaşık olduğu bir dönemde arabulucu rolünü üstlendi. Kazak arabuluculuğu sayesinde, Suriye hükümeti ve silahlı gruplar da dahil olmak üzere tüm taraflar davet edildi. Bu nedenle taraflar, çatışmayı durdurmak ve gündeme getirilen sorunları toplu olarak ele almalarını sağlayan formüller elde etmeyi başardılar.”

Siyasi ve askeri durumun iyileşmesi ve Şam ile Ankara arasındaki normalleşme sürecinin başlatılması da dahil olmak üzere yaşanan birçok gelişmenin ardından, yol haritasının yakında onaylanacağını ve cumhurbaşkanlığı düzeyinde dörtlü bir toplantı için hazırlıkların yapılacağını söyleyen Rus diplomat, “Bundan sonra Suriye-Türkiye ilişkilerinin yeniden tesis edilmesi düşünülebilir” dedi.

Pedersen, geçtiğimiz haziran ayında Cenevre'de Suriye Anayasa Komitesi toplantısına katıldığı sırada (BM)
Pedersen, geçtiğimiz haziran ayında Cenevre'de Suriye Anayasa Komitesi toplantısına katıldığı sırada (BM)

Bu çerçevede Astana’da yeni görüşmeler yapılmasına gerek olmayacağını düşünen Rus diplomat, bundan sonra Suriye kriziyle ilgili konuların Ankara’da ya da Şam’da ele alınabileceğini de sözlerine ekledi. Bu formülün mülteci sorununun, sınırlardaki durumun ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Suriye topraklarından çıkışı için bir takvim belirlenmesi de dahil olmak üzere diğer tüm sorunların çözümüne katkıda bulunduğunu söyledi.

Rus diplomata göre Ankara ile Şam arasındaki görüşmelerde BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde terörün ortadan kaldırılması, silahlı grupların oluşturduğu sorunlar ve siyasi geçiş sürecine ne ölçüde katılacakları gibi dosyalar da masaya yatırılacak.

Bu yüzden Astana sürecinin adının değişmesinin, örneğin ‘Suriye'nin kurtuluşu süreci’ haline gelmesinin doğal olduğunu söyleyen Rus diplomat, Suriye Anayasa Komitesi'nin Maskat'taki toplantısının, komitenin Suriye toprakları dışındaki son toplantısı olacağını, çünkü Suriye Anayasası’nın başka bir yerde değil, Suriye’de hazırlanması son derece normal olduğunu vurguladı.



Irak Kürtleri ABD–İran gerilimi karşısında  beka kaygısı ile karşı karşıya

Erbil'in doğusundaki Köysancak beldesinde İran'ın sınır ötesi saldırısının ardından İran Kürdistanı Demokratik Partisi (DPK-I) kampında meydana gelen hasarı incelen bir parti üyesi, 3 Mart 2026 (AFP)
Erbil'in doğusundaki Köysancak beldesinde İran'ın sınır ötesi saldırısının ardından İran Kürdistanı Demokratik Partisi (DPK-I) kampında meydana gelen hasarı incelen bir parti üyesi, 3 Mart 2026 (AFP)
TT

Irak Kürtleri ABD–İran gerilimi karşısında  beka kaygısı ile karşı karşıya

Erbil'in doğusundaki Köysancak beldesinde İran'ın sınır ötesi saldırısının ardından İran Kürdistanı Demokratik Partisi (DPK-I) kampında meydana gelen hasarı incelen bir parti üyesi, 3 Mart 2026 (AFP)
Erbil'in doğusundaki Köysancak beldesinde İran'ın sınır ötesi saldırısının ardından İran Kürdistanı Demokratik Partisi (DPK-I) kampında meydana gelen hasarı incelen bir parti üyesi, 3 Mart 2026 (AFP)

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Kürt liderler, ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşta tarafsız kalacaklarına dair defalarca kez güvence vermelerine rağmen, bölgeleri İran ya da İran’ın Irak'taki vekilleri tarafından saldırıya uğruyor. Bu durum da onları ‘bekalarına yönelik bir kafa karışıklığına’ sürüklüyor. Bir Kürt yetkiliye göre bu kafa karışıklığına, ABD’nin İran’daki Kürt taraflarla iş birliği içinde İran'a karşı bir cephe açmaları için onları zorlayan baskısı da eşlik ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump daha önce Kürt liderler Mesud Barzani ve Bafel Talabani ile temasa geçerek ‘İran’daki Kürt muhaliflerin’ savaşa girmesine ‘yardım etmelerini’ istemişti, ancak onlar bunu yapmakta isteksiz davrandı.

Talabani, Fox News'e verdiği röportajda “IKBY bir savaş alanı değil, bir köprü olmalı. Kürtler benzersiz bir konumda. Onlar ABD'nin yakın müttefikleri ve aynı zamanda İran'ın komşuları” dedi. Talabani, “Doğru zaman geldiğinde, durumu yatıştırmada rol oynayabilecek bir konumda olduğumuza inanıyorum” diye ekledi.


İran’a karşı tırmanan savaşa rağmen Husiler neden tereddüt ediyor?

Yemen'in ele geçirilen başkenti Sana'da bir Husi üyesi, Hamaney'in fotoğrafını öpüyor (AFP)
Yemen'in ele geçirilen başkenti Sana'da bir Husi üyesi, Hamaney'in fotoğrafını öpüyor (AFP)
TT

İran’a karşı tırmanan savaşa rağmen Husiler neden tereddüt ediyor?

Yemen'in ele geçirilen başkenti Sana'da bir Husi üyesi, Hamaney'in fotoğrafını öpüyor (AFP)
Yemen'in ele geçirilen başkenti Sana'da bir Husi üyesi, Hamaney'in fotoğrafını öpüyor (AFP)

28 Şubat 2026’da bölge yeni bir tarihsel döneme girdi. ABD ve İsrail İran’a karşı açık savaş ilan ederken, ilk saldırı birçok açıdan sıra dışıydı. İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in yanı sıra onlarca üst düzey askeri komutan da öldürüldü.

28 Şubat’ta başlayan savaşın ilk günlerinden itibaren ABD ve İsrail’in düzenlediği saldırılarda Hamaney’in öldürülmesi dikkat çekerken, ikinci haftasına giren çatışmalar şu soruyu gündeme getirdi:
İran’ın müttefikleri Lübnan ve Irak’taki gruplar çatışmaya katılmışken, Husiler neden hâlâ tereddüt ediyor?

Bölge eşi görülmemiş bir gerilim yaşıyor. İran’dan İsrail’e ve bazı Körfez ülkelerine doğru füzeler fırlatılırken, ABD ve İsrail de bir haftadır İran’a yoğun saldırılar düzenliyor. Çatışmanın daha da uzaması ve genişlemesi bekleniyor.

Bu gelişmelere rağmen İran’ın en güçlü bölgesel müttefiklerinden biri olan ve Batı ile İsrail çıkarlarına ciddi zarar verme kapasitesine sahip bulunan Yemen’deki Husi hareketinin henüz aktif olarak savaşa katılmaması dikkat çekiyor. Lübnan’daki Hizbullah ve İran yanlısı bazı Iraklı milisler çatışmaya dahil olmuş durumda.

Son iki yıl boyunca İsrail’e ve Kızıldeniz’deki gemilere yönelik hava ve deniz saldırıları düzenleyen Husiler, bu süreçte binin üzerinde insansız hava aracı (İHA) ve füze kullanmıştı. Buna rağmen hareketin lideri Abdulmelik el-Husi, yalnızca Sana’da gösteriler düzenlenmesi çağrısı yaptı, Hamaney’in öldürülmesini kınadı ve “gelişmelere göre ellerimizin tetikte olduğunu” ifade etti.

Husiler, şu ana kadar İran'ın yanında savaşa girmelerini engelleyen zorlu hesaplamalar yaptılar (EPA).Husiler, şu ana kadar İran'ın yanında savaşa girmelerini engelleyen zorlu hesaplamalar yaptılar (EPA).

Yemen'deki siyasi ve halk çevrelerinde, hatta uluslararası çevrelerde bile Husilerin bu tutumunun niteliği hakkında sorular artarken, başlangıçta Güney Arap Yarımadası'ndaki "İran eli" olarak bilinen grubun bu tavrının nedenlerine ilişkin yorumlar farklılık gösteriyor.

Şok etkisi ve iletişim kanalları

Bazı analistler, Husilerin savaşa girmemiş olmasını taktiksel tercih değil, yönetimsel karmaşa olarak değerlendiriyor.

Yemenli akademisyen ve araştırmacı Faris el-Beyl, İran yönetiminin ilk saldırıdaki büyük kayıplar nedeniyle ciddi sarsıntı yaşadığını belirterek şöyle diyor:

“Husilerin henüz savaşa girmemesi taktikten ziyade İran’ın komuta yapısında yaşanan şok ve karmaşanın sonucu olabilir. Liderlik kadrosunun ve askeri kapasitenin ilk saatlerde hedef alınması, operasyonel yapıyı ciddi şekilde sarstı.”

Beyl’in değerlendirmesinde göre İran’ın füze saldırıları da bu karmaşanın bir yansıması olarak “dağınık ve kontrolsüz bir operasyonel tepki” görüntüsü veriyor.

Sana'da İran'ı desteklemek amacıyla düzenlenen gösteri sırasında Husi destekçileri (EPA)Sana'da İran'ı desteklemek amacıyla düzenlenen gösteri sırasında Husi destekçileri (EPA)

Sana Araştırmalar Merkezi’nden Yemenli araştırmacı Tevfik el-Cend ise sorunun örgütsel boyutu olabileceğini ifade ediyor:

“Husilerin İran’la koordinasyon sağlayan iletişim kanallarının kesilmiş olabileceği ve acil talimat alamamaları ihtimali var.”

Askeri konular uzmanı Adnan el-Cebrani de Husilerin savaşa katılma kararının birçok faktöre bağlı olduğunu belirterek, bu kararın “direniş ekseninin operasyon odasında günlük olarak değerlendirildiğini”söylüyor.

 El-Cebrani'ye göre bu faktörler arasında, ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İran'da rejim değişikliği konusundaki ısrarı da yer alıyor.

El- Cebrani şöyle devam ediyor: “En açık olan şey, Husilerin şu ana kadarki tutumu ve tereddüdü. Eylemlerindeki belirsizlik onları kontrol ediyor; ne söyleyeceklerini net bir şekilde bilmiyorlar. Bu tökezleme ve kafa karışıklığı, net bir tutum veya net bir gelecek planı olmaksızın Husilerin açıklamalarında bile görülüyordu; bu da henüz tam talimat almadıkları, iletişim ve yönlendirme kanallarının kaybolduğu anlamına geliyor. Bu yüzden Husiler ne yapacaklarını bilmiyormuş gibi görünüyorlar.”

Örgüt içi görüş ayrılıkları ve iç baskılar

Riyad’daki Yemen Büyükelçiliği medya danışmanı Salih el-Beydani ise örgüt içinde görüş ayrılıkları olduğunu belirtiyor.

Beydani’ye göre Husiler arasında Kızıldeniz’de saldırıların yeniden başlatılmasını savunan bir kanat var. Hatta saldırıların yeniden başlayacağına dair bir haber sızdırıldı fakat örgüt içindeki başka bir kanat tarafından kısa süre sonra yalanlandı.

Ayrıca bazı bölgesel arabulucuların Husiler’e şimdilik çatışmaya dahil olmamaları yönünde tavsiyeler verdiği de ifade ediliyor.

Husi lideri, Hamaney'e başsağlığı dilemek, medyaya destek vermek ve gösteri çağrısında bulunmakla yetindi (EPA)Husi lideri, Hamaney'e başsağlığı dilemek, medyaya destek vermek ve gösteri çağrısında bulunmakla yetindi (EPA)

Medya ve iletişim alanında çalışan Yemenli araştırmacı Sadık el-Vasabi, Husilerin zamanlamanın kendileri açısından uygun olmadığını düşündüğünü söylüyor.

Vasabi’ye göre:

*Husilerin kontrolündeki bölgelerde ekonomik durum çok kırılgan

*Son dönemde aldıkları saldırılar askeri kapasitelerini zayıflattı

*İran’dan gelen mali ve askeri destek azaldı

Hayatta kalma hesapları

Tevfik el-Cend, Husilerin tutumunu varlığını sürdürme hesabı olarak değerlendiriyor.

Ona göre Husiler İran’ı savunan bir güç olarak görünmek istemiyor. Çünkü bugüne kadar yürüttükleri propaganda, eylemlerini “Gazze’ye destek” söylemi üzerine kurmuştu.

Sanaa'da düzenlenen bir gösteri sırasında Husi militanları Hamenei'nin resimlerini havaya kaldırdı (AFP).

Sanaa'da düzenlenen bir gösteri sırasında Husi militanları Hamenei'nin resimlerini havaya kaldırdı (AFP).

Cend ayrıca önemli bir ihtimali de dile getiriyor:

“İran ve Devrim Muhafızları ağır darbe alırsa, Husiler kendilerini direniş ekseninin yeni merkezi olarak görebilir. Yemen dağları bu eksenin yeni üssü hâline gelebilir.”

Bazı değerlendirmelere göre Abdulmelik el-Husi kendisini yeni bir ideolojik lider konumuna taşımaya bile çalışabilir.

Stratejik değerlendirme

Analistlere göre Husiler, gelişmeleri dikkatle izleyerek günlük stratejik değerlendirmeler yapıyor.

Adnan el-Cebrani, Husilerin ilk günden itibaren müdahaleye hazır olduğunu savunuyor. Ancak İran’ın tüm baskı araçlarını aynı anda kullanmamak için temkinli davrandığını belirtiyor.

Ona göre Husilerin savaşa katılmasını tetikleyebilecek bazı gelişmeler şunlar olabilir:

*Hizbullah’ın ağır bir darbe alması

*Husilere yönelik önleyici saldırı yapılması

*İran’dan doğrudan talimat verilmesi

Bölgesel güvenlik ve savunma uzmanı İbrahim Celal ise İran’ın “direniş ekseni”ni tam da böyle bir savaş senaryosu için kurduğunu söylüyor.

Celal’e göre Husiler de bu stratejinin bir parçası ve çatışmaya katılmaları da oldukça muhtemel.

Husiler savaşa girecek mi?

Analistlere göre yaşananlar, Husiler için kritik bir dönemeç anlamına geliyor. Örgüt ya İran’la ideolojik bağını güçlendirecek ya da Tahran’dan kısmen uzaklaşarak yeni bir strateji benimseyecek.

 Sanaa'da bir Husi güvenlik görevlisi İran bayrağını tutuyor (Reuters)

Sanaa'da bir Husi güvenlik görevlisi İran bayrağını tutuyor (Reuters)

Bazı uzmanlar Husilerin sınırlı saldırılar düzenleyerek “eksene bağlılık” mesajı verebileceğini belirtiyor. Bu saldırılar arasında:

*Kızıldeniz’de gemilere saldırılar

*İsrail’e yönelik insansız hava aracı saldırıları

yer alabilir.

Ancak böyle bir adımın ABD ve İsrail’den çok daha sert karşılık getirmesi bekleniyor.

Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg ise Yemen’in bölgesel bir savaşın parçası hâline gelmemesi gerektiğini vurgulayarak şu uyarıda bulundu:

“Hiçbir tarafın Yemen’i daha geniş bir çatışmanın içine sürükleme hakkı yoktur.”

Uzmanlara göre Husiler saldırılara tekrar başlarsa, ABD ve İsrail’in yanıtı bu kez çok daha sert olabilir. Çünkü Washington ve Tel Aviv şu anda İran’la varoluşsal bir savaşın içinde bulunuyor.


İsrail, Hizbullah'ın etki alanlarını "ateş altına alıyor"

Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)
TT

İsrail, Hizbullah'ın etki alanlarını "ateş altına alıyor"

Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)

İsrail, Beyrut'un güney banliyölerinde, güneyde ve Bekaa Vadisi'nde onlarca hava saldırısı düzenleyerek Hizbullah'ın etki alanlarını ateşe verdi; bu saldırılar sonucunda onlarca kişi öldü ve banliyölerde en az 26 bina yıkıldı.

Şarku’l Avsat’a konuşan saha kaynaklarına göre, İsrail ordusu Lübnan'daki savaş çabalarını topçu ateşine çevirdi; buna karşılık, ordunun Lübnan sınırında askeri yığılması ve çeşitli noktalarda sınırlı girişlerle kara savunmasının test edilmesine rağmen, kara harekatının ivmesi azaldı.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, "komuta karargahı ve on yüksek binaya" saldırıldığı belirtilerek, bu binaların "Hizbullah'a ait askeri altyapı içerdiğini ve partinin yürütme kurulu merkezini hedef aldığını" belirtti. Lübnan'da 500'den fazla hedefe yönelik saldırılar olduğunu belirten açıklamada, "Hizbullah"ın dün İsrail'e 70 roket fırlattığı ifade edildi.