Ali Duba nasıl oldu da Hafız Esed’in ‘korku efsanesine’ dönüştü?

Tanıdık bir sima değildi ve Avrupa'daki kumarhanelerde poker oynuyordu.

Ali Duba nasıl oldu da Hafız Esed’in ‘korku efsanesine’ dönüştü?
TT

Ali Duba nasıl oldu da Hafız Esed’in ‘korku efsanesine’ dönüştü?

Ali Duba nasıl oldu da Hafız Esed’in ‘korku efsanesine’ dönüştü?

Menaf Saad

Suriye’nin eski Cumhurbaşkanı Hafız Esed’in generallerinden Ali duba geçtiğimiz 21 Haziran 2023 Çarşamba günü vefat etti.

Yirmi yılı aşkın bir süre önce emekli olmasına rağmen Askeri İstihbarat Dairesi Başkanı olarak uzun yıllar görev yapması, onu duyan veya dönemini yaşayan herkesin yüreğine korku salmaya yetti. Son yıllarda birkaç fotoğrafı sosyal paylaşım sitelerinde yer alana kadar, yüzü bilinmiyordu.

Ali Duba kimdir? Cumhurbaşkanı Hafız Esed ile ilişkisi nedir? Neden Beşşar Esed döneminde göreve devam etmedi?

Ali Duba, Suriye'nin batısında, kıyı şehri Lazkiye'nin güneyinde bulunan Kurfays köyünde 1933 yılında doğdu. Mütevazı alevi bir aileden gelen Duba, Lazkiye'deki ‘Kutsal Topraklar Okulu'na gitti. Ardından 1955 yılında Hama Askeri Koleji'nden mezun oldu.

Ali Duba hayatının bu döneminde, Suriye'nin Lazkiye şubesini yöneten genç doktor ve siyasetçi Vehib el-Ganem'in liderliğindeki Baas Partisi'ne katıldı. Bu parti sayesinde, genç pilot Hafız el-Esed ile tanıştı ve aralarında Suriye’nin ve bölgenin tarihini değiştirecek bir dostluk doğdu.

Hafız Esed, Ali Duba'dan üç yaş büyüktü ve birlikte askerlik hizmetine girdiler. Esed Hava Kuvvetleri'nde, Duba ise o dönemde ‘İkinci Büro’ olarak bilinen askeri istihbarat biriminde göreve başladı. Kırsal ve mezhebi kökenleri, Baas Partisi'nde birlikte çalışmaları, Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdunnasır'a olan inançları, Süveyş Kanalı'nın millileştirilmesi ve 1956'daki üçlü saldırıya karşı duruşları, 1958'de Suriye-Mısır Birliği'nin kurulması onları bir araya getirdi.

Ali Duba'nın askerlik kariyeri başlarda kayda değer bir olaya tanık olmadı. Herhangi bir askeri darbeye katılmamış ve Esed'in de üyesi olduğu Baas’ın askeri komitesine girmemişti.

Ali Duba'nın askerlik kariyeri bu yıllarda kayda değer bir olaya tanık olmadı. Herhangi bir askeri darbeye katılmadı ve Esed'in de üyesi ve daha sonra Suriye tarihinde önemli bir rol oynayan ‘Baas’ partisinin askeri komitesinde yer almadı.

Ancak 8 Mart 1963 darbesi sırasında Baas partisinin iktidara gelmesi ve Suriye'de iç güvenlik şube başkan yardımcılığına atanmasıyla Duba görünür hale gelmeye başladı. 1964 yılında Londra'daki Suriye Büyükelçiliği'ne askeri ataşe olarak atandı. Bu onu, Tümgeneral Salah Cedid'in Cumhurbaşkanı Emin el-Hafız'a karşı gerçekleştirdiği ve 23 Şubat 1966 darbesi olarak bilinen, aşırılık yanlısı Baas kanadının ılımlı kanadını mağlup ettiği darbenin arifesindeki olaylardan uzak tuttu.

Salah Cedid onu yurtdışında tutmaya devam etti ve Londra'dan sonra 1968'e kadar kalacağı Bulgaristan'a gönderildi. ‘67 yenilgisi’ olarak bilinen Haziran 1967 (Altı Gün) savaşına katılmadı. Lazkiye'deki Askeri İstihbarat Şubesi’nin başına atanmak üzere Şam'a çağrıldı ve Ocak 1970'de Şam Askeri İstihbarat Şubesi'nin başına atanana kadar burada görev yaptı.

Yeni görevinde eski dostu ve 1966'da Savunma Bakanı olan Hafız Esed ile iş birliği yaparak, 17 Kasım 1970'te gerçekleşen ve ‘Düzeltici Hareket’ adını verdikleri darbede yer aldı.

Ali Duba'nın karar alma çevrelerindeki olağanüstü yükselişi başladı. Bu, onu Hafız Esed'in iktidarda kaldığı otuz yıl boyunca en etkili ve güçlü subaylardan biri yaptı.

Ali Duba'nın, Hafız Esed'in iktidarda geçirdiği otuz yıl boyunca onu en etkili ve güçlü subaylardan biri haline getiren, karar alma çevrelerinde olağanüstü yükselişi buradan başladı. 1971 yılının Mart ayında Esed’in iktidara gelmesiyle, askeri istihbarat başkan yardımcılığına, ardından 1973'te askeri istihbarat başkanlığına atandı.

Ali Duba, 1973 Ekim Savaşı'na katıldı 1978 yılında Baas Partisi Merkez Komitesi üyesi olarak seçildi. Bu dönemde Esed ile Müslüman Kardeşler örgütü arasında kanlı çatışmalar patlak verdi. Bu örgütün yasaklanması ve üyelerinin suçlanmasıyla ilgili yasa o dönemde çıkarıldı.

Esed, Duba'yı Müslüman Kardeşler'in hücrelerini dağıtmak ve mensuplarını yakalayıp tutuklamakla görevlendirdi. Müslüman Kardeşler, 1964'ten beri Suriye rejimiyle askeri bir çatışma içindeydi. Örgüt, 1970’li yılların ikinci yarısında birçok suikast ve operasyonla geri döndü.

Ali Duba'nın adı bir tür efsane haline geldi. Kimse onu görmüyor, kimse tanımıyor ve halka açık hiçbir yerde bulunmuyordu.

Müslüman Kardeşler örgütü, Ali Duba'ya yönelik bir suikast girişiminde bulundu. Ardından 1982 yılının Şubat ayında Hama şehrinde büyük bir çatışma yaşandı. Duba'nın birlikleri, geçen yıl ölen Ali Haydar liderliğindeki Özel Kuvvetler ve Esed'in kardeşi Rıfat'ın liderliğindeki Savunma Birlikleri’nin yardımıyla isyanı tamamen bastırmayı başardılar. Ancak bu süreçte şehrin büyük bir kısmı tahrip edildi ve birçok masum sivil öldürüldü.

Bu aşamada ‘Ebu Muhammed’ olarak tanınan Ali Duba'nın adı efsaneye dönüştü. Kimse onu görmüyor, kimse tanımıyor ve halka açık hiçbir yerde görünmüyordu.

1984 yılında kardeşinin hastalığından yararlanarak onu devirmeye çalışan Savunma Tugayları komutanı kardeşi Rıfat ile girdiği savaşta, yeniden Hafız Esed'in yanında yer aldı. Ali Duba, her şeyi borçlu olduğu Cumhurbaşkanı'na tam bağlılığını ilan ederek, Rıfat'la yüzleşmeye tamamen hazır bir şekilde adamlarına sokaklara çıkmalarını emretti. Sonunda hiçbir askeri çatışma yaşanmadı ve Esed, Rıfat'ı Moskova'ya ve ardından Avrupa'ya sürmeden önce Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak atayıp durumu düzeltmeyi başardı. (Rıfat, aylar önce Şam'a döndü ve mevcut Rejim Lideri Beşşar Esed ve kardeşi Mahir ile birlikte bir aile fotoğrafında yer aldı.)

Böylece Ali Duba, Suriye'de iktidardaki rejime üç kez hizmet etmiş oldu: Birincisinde 1970'teki darbede Hafız Esed'ın yanında yer aldı. İkincisinde, Müslüman Kardeşler'le savaştı ve son olarak Hafız Esed, kardeşi Rıfat ile karşı karşıya geldiğinde yanında durdu.

Fotoğraf Altı: Yakınlarının sosyal medyada paylaştığı Ali Duba'nın eski bir fotoğrafı
Yakınlarının sosyal medyada paylaştığı Ali Duba'nın eski bir fotoğrafı

Ali Duba, 1 Ocak 1993 tarihinde Genelkurmay Başkan Yardımcılığına terfi ettirildi ve 1999 yılının Temmuz ayına kadar görevinde kaldı. Ancak Hafız Esed'in, son yıllarında gerçekleştirdiği tasfiye ve yer değiştirme kampanyası olan ‘Eski Muhafızları’ ortadan kaldırma sürecinden Duba da nasibini aldı. Bu aşama, Hafız Esed'in oğlunun iktidara geçişi için hazırlık olarak gerçekleştirilmişti.

Askeri İstihbarat'ın Keşif Teşkilatına başkanlık eden Tümgeneral Gazi Kenan, Suriye Kuvvetlerinin 2005'te geri çekilmesine kadar Lübnan'da önemli bir rol oynamaya devam etti.

Ali Duba'nın sürekli olarak Lübnan ve Avrupa ülkelerine seyahat ettiği ve gece hayatının içinde yer aldığı biliniyordu. Suriyeli gazeteci Marvan Mahayni, Facebook hesabında yaptığı paylaşımda "Görevine başladığından beri, onun hakkında bir şeyler duyuyor ve onu gece kulüplerinde uzaktan görüyordum. 1991'de bir tesadüf eseri Paris'teki bir kumarhanede, ortak bir arkadaşla birlikteyken onunla yakından tanışma imkânı buldum. Bana, hemen orayı terk etmemi, çünkü beni görürse Şam'da hesap soracağını söyledi. Rus ruleti ve poker oynarken bile korkutucuydu” ifadelerine yer verdi.

Esed 10 Haziran 2000'de öldüğünde, Duba tamamen emekli olmuştu ve askeri güvenlik aygıtındaki etkisi yetmiş yaşının eşiğine gelmeden önce azalmıştı.

Fotoğraf Altı: Duba'nın, memleketi Lazkiye kırsalındaki Kurfays köyündeki cenaze töreninden bir fotoğraf (Lazkiye Valiliği basın ofisi)
Duba'nın, memleketi Lazkiye kırsalındaki Kurfays köyündeki cenaze töreninden bir fotoğraf (Lazkiye Valiliği basın ofisi)

Ali Duba, o zamandan sonra ortadan tamamen kayboldu. Adı yaklaşık 13 yıl sonra, Suriye iç savaşının başlangıcında yeniden duyuldu. 24 Ağustos 2011'de Avrupa Birliği, onu Suriye Devlet Başkanı'nın ‘danışmanı’ olması nedeniyle yaptırım uyguladığını duyurdu. Bu doğru olmayan bir iddia idi. Çünkü Ali Duba'nın sağlığı çok ciddi şekilde kötüleşmiş ve herhangi bir danışmanlık veya saha görevini yerine getirecek durumda değildi. Gerçek şu ki, asla iktidara dönmedi. 21 Haziran 2023 Çarşamba günü ölene kadar Beşşar Esed'e sadık kaldı.

En son 2021'deki son seçimlerde Rejim Lideri Esed'in lehine oy kullandığı zaman görüldü. Ayrıca sosyal medyada ailesiyle çekilmiş fotoğrafları paylaşıldı. Ölüm haberi, Suriyeliler arasında büyük bir tartışmaya yol açtı. Esed taraftarları, askeri ve istihbarat görevi sırasındaki rolünü vurgularken, muhalifler ise hapishanelerde maruz kaldıkları ihlallere dikkat çekerek eleştirdiler.



Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.


Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.