Suriye ile İsrail arasındaki gizli yazışmalarla Enver Sedat'ın ilişkisi ne?

Tel Aviv, Golan Tepeleri'nden çekilmesinin hemen ardından iki ülke arasında normalleşmeyi şart koştu

1990'lı yıllardaki barış görüşmelerinde Suriye tarafı, İsrail'in Golan Tepeleri'nden tamamen çekilmesi konusunda net bir taahhüt üzerinde ısrar etti / Fotoğraf: AFP
1990'lı yıllardaki barış görüşmelerinde Suriye tarafı, İsrail'in Golan Tepeleri'nden tamamen çekilmesi konusunda net bir taahhüt üzerinde ısrar etti / Fotoğraf: AFP
TT

Suriye ile İsrail arasındaki gizli yazışmalarla Enver Sedat'ın ilişkisi ne?

1990'lı yıllardaki barış görüşmelerinde Suriye tarafı, İsrail'in Golan Tepeleri'nden tamamen çekilmesi konusunda net bir taahhüt üzerinde ısrar etti / Fotoğraf: AFP
1990'lı yıllardaki barış görüşmelerinde Suriye tarafı, İsrail'in Golan Tepeleri'nden tamamen çekilmesi konusunda net bir taahhüt üzerinde ısrar etti / Fotoğraf: AFP

Emel Şehade

İsrail'in siyasi-askeri arşivinin gizliliğinin kaldırılmasıyla birlikte 1990'lı yılların başında eski Başbakan İzak Rabin döneminde Tel Aviv, Şam ve diğer Arap başkentleri arasındaki yüzlerce telgraf ortaya çıktı.

"Gizli - Başbakan İzak Rabin'in Ofisi - Barış Süreci" başlığı altında listelenen İsrail arşivi, Rabin ve dönemin Dışişleri Bakanı Şimon Peres'in İsrail'in Suriye ve diğer Arap ülkeleriyle müzakere heyeti başkanı Prof. Dr. Itamar Rabinovich'ten aldığı 637 gizli telgrafı içeriyor.

Ancak bu telgrafların en öne çıkanı, Washington'da yoğun Suriye-İsrail müzakerelerinin yapıldığı 1992 ve 1993 yıllarındakiler.

İki heyet arasında yapılan birkaç görüşmede İsrail, Golan Tepeleri'nden çekilme karşılığında Suriye ile normalleşme şartını uygulamada ısrar etti.

Ancak Suriye tarafı bu şartla ilgili bir taahhüt imzalamayı reddetti. Rabinovich tarafından yazılan telgraflardan biri, Mısır ile İsrail arasında barış anlaşması imzalandıktan sonra merhum Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat gibi, Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad'ın de kendisiyle ilgilenme talebini vurguluyordu.

Ynet haber sitesi Prof. Dr. Rabinovich'in şu sözlerini aktardı:

Suriyeliler müzakereler boyunca 'bizim barış içinde yaşama hakkımız, iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kurulması anlamına gelmez' ifadesinde ısrar ettiler. Eski ABD başkanları George Bush ve Bill Clinton'ın normalleşmeden yana konuştuklarını kendilerine bildirdiğimizde, Şam heyeti Washington'la müzakere etmediğini söyleyerek yanıt verdi. Aldıkları onay mektubu, 'barış için toprak' (Land for peace) da dahil olmak üzere pek çok şeyden bahsediyordu.

Savaş sonrası

Gizli yazışmaların bahsettiği dönem "Soğuk Savaş sonrası" dönemdi ve Rabinovich'e göre iki taraf arasındaki güvensizliğin çok belirgin olduğu bir dönemde yürütülen müzakereler epey zordu.

Rabinovich, yazışmalara atıfta bulunarak "Müzakerelerde en inatçı ve engelleri aşmada en zor olanın Suriyeliler olduğunu ve görüşmelerin hoş bir atmosferde geçmesine rağmen iki tarafın da diğerinin şartlarını kabul etmediğini" ifade etti.

Rabinovich, İzak Şamir (1990) hükümeti altında gerçekleşen diyaloğun bir yönünü, Suriye delegasyonu İsrailli muadili ile el sıkışmayı reddettiği için 'en zor' olarak nitelendirdi.

Belgelerde "Suriyeliler, İsrail'in Golan Tepeleri'nden tamamen çekilmesi konusunda net bir taahhütte ısrar ettiler ve barışın nasıl olacağını tanımlamayı şiddetle reddettiler" ifadeleri yer alıyor.

Rabinovich, İzak Rabin'e gönderdiği telgraflardan birinde, "Suriyelilerin niyetinin iki tarife belirlemek olduğu bizim için netleştikten sonra bir anlaşmaya varamadık. Biri geri çekilmenin eşzamanlı uygulanması, savaş durumunun kaldırılması ve tanınma meselesi için, ikincisiyse sunduğumuz değiştirilmiş belgeye göre barışın özüyle ilgili" ifadelerini kullanmış.

Devamında ise bu konunun, normalleşme sürecinin ertelenmiş bir takvimde ve ilk takvimden bağımsız olarak uygulanacağına dair net bir Suriye pozisyonuyla gündeme getirildiğini açıklamış.

İsrail heyetinin pozisyonunun net olduğunu ve normalleşme şartlarını diğer maddelerden ayırma niyetinin iki taraf arasındaki uçurumu açıkça gösterdiğini de sözlerine ekleyen Rabinovich, "Suriye'nin tamamen geri çekilme talebi ile bizim tam bir barış arzumuz arasında uygulanması, belirsiz olan bir tutarsızlık olduğu iddiamızı haklı çıkarıyor" dedi.

Barışı bozmanın formülü

Rabin'e Suriye'nin barış anlaşmasına ilişkin olarak Tel Aviv'in Şam'a önerdiği plana ilişkin tutumunu aktaran bir başka telgrafta, "İsrail planı barış sürecini çökertmenin formülüdür. Çünkü bu, ancak sahada güvenlik düzenlemeleri yapıldıktan sonra kademeli olarak geri çekilmeyi içeriyor" ifadeleri yer aldı.

Kaydedilen o oturumda Suriyeliler, 1967 hatlarına tamamen çekilmeyi ve İsrail ordusuna ait yerleşim ve tesislerin boşaltılmasını sağlayan bir anlaşma talep ettiler.

Rabinovich, bu önermenin 242 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) kararının nasıl uygulanacağı konusunda hararetli bir tartışmanın gelişmesine yol açtığını ve anlaşma üzerine Suriyelilerin büyükelçilik olmayacağına karar verdiklerini, İsraillilerin ise yerleşim yerlerinin tasfiye edilmeyeceği cevabını verdiğini söylüyor.

16 Aralık 1992'deki bir görüşmeden sonra İsrail müzakere heyeti başkanı Rabinovich, Rabin ve Peres'e Suriyelilerin barış anlayışlarının 'mütevazı boyutlarını' tanımayı kabul ettiklerini bildirdi.

Rabinovich'e göre, tamamen geri çekilmenin sağlanması amacıyla zorla onay almak için başka bir çaba sarf ettiler.

Ve hatta İsrail'in bunu kabul etmesinin barışın özü konusundaki tutumlarını değiştirmenin bir işareti olabileceğini ima ederek, sorunun nasıl çözüleceğine dair varsayımsal sorunun formülasyonunu bir kez daha gündeme getirdiler.

Rabinovich, "Hatta Suriyeliler bizi sınır meselesiyle ilgili yeni bir tartışmanın içine çekmeye çalıştılar, bu da görüşmenin sonlarına doğru kasvetli bir atmosfere yol açtı" dedi.

Bu görüşmeyle ilgili telgrafta Suriye tarafının, "Sahadaki gerçekler, İsrail'in işgal ettiği tüm Suriye topraklarından çekilmekle gerçekten ilgilenmediğini gösteriyor. Şam'ın talebi karşılanmadıkça iki ülke arasında yakın ilişkilerin temellerinin atılması mümkün olmayacaktır" ifadeleri yer alıyor.

Rabinovich tarafından çekilen telgrafta "İsrail, kısa vadede Suriye'den barış alanında bir taahhüt almaya çalışıyor. Ancak aynı zamanda dönemin Suriye Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara'nın kendisine dayattığı meydan okumaya yanıt vermedi" cümleleri yer alıyor.

1967 sınırları

Başka bir telgraf, 15 Aralık 1992'de Rabinovich'in Rabin'e yazdığı mektupta geçen şu ifadelere yer veriyor:

Bugün Suriye delegasyonuyla barışın özüne ilişkin anlayışları hakkında çok önemli görüşmeler yapıldı. Tartışma sonunda kendi bakış açıları ile bizim barış talebimiz arasındaki temel farklar iyice arttı. Ayrıca 1967 sınırlarının üzerinde anlaşmaya varılması gereken sınırlar olup olmadığını tekrar tekrar sordular. Ancak bu konuda net bir pozisyonumuz yoktu.

Telgraflardan birinin yan tarafında İsrail delegasyonu başkanı tarafından şu ifadeler yazılmış:

Suriyeliler, Mayıs 1992 seçimlerini kaybeden İzak Şamir hükümetinin politikası ile İzak Rabin'in İşçi Partisi liderliğindeki hükümetin politikası arasında bir değişiklik olacağına ikna oldukları için müzakerelere girdiler.

Telgrafta ayrıca "İsrail, Suriye topraklarının bir karışını kontrol ettiği sürece barış olmaz" iddiası yer alıyor.

Independent Arabia,Independent Türkçe



Menfi, “siyaset sahnesinden dışlanma” korkusuyla Libya’nın çeşitli kesimlerine açılıyor

Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
TT

Menfi, “siyaset sahnesinden dışlanma” korkusuyla Libya’nın çeşitli kesimlerine açılıyor

Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)

Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, ABD’nin Başkanlık Konseyi başkanlığının Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter’e devredilmesi ‘önerisi’ nedeniyle beklenen ‘siyaset sahnesinden dışlanma’ riskine karşı bir önlem niteliğinde görülen bir hamleyle son iki hafta boyunca farklı siyasi ve toplumsal kesimlerle görüşmelerini sıklaştırdı.

Menfi, ABD Başkanı Donald Trump'ın danışmanı Massad Boulos tarafından sunulduğu belirtilen önerinin açıklanmasından bu yana, alışılmadık bir şekilde askeri yetkililer, siyasetçiler ve silahlı grupların liderleriyle görüşmeler yapmaya başladı. Gözlemciler Menfi’nin bu hamlesini, ‘iktidarda kalmasını destekleyecek bir muhalefet cephesi oluşturma çabası’ olarak yorumladı.

Öneriye göre Menfi’nin yerine Saddam Hafter’in geçmesi öngörülürken Abdulhamid ed-Dibeybe, Geçici Ulusal Birlik Hükümeti'nin (UBH) başbakanı olarak kalacak. Ancak bu öneri, Devlet Yüksek Konseyi’nin (DYK) geçtiğimiz hafta düzenlenen toplantısında DYK Başkanı Muhammed Tekale ve üyelerinin çoğunluğu tarafından reddedildi.

Dibeybe ile Menfi arasındaki uçurumun genişlemesi bağlamında, Menfi pazar akşamı Trablus'ta Misrata şehrinin önde gelen isimleri ve din adamlarıyla ‘önemli’ olarak nitelendirilen bir görüşme gerçekleştirdi. Başkanlık Konseyi Başkanlığı Ofisinden yapılan açıklamaya göre toplantıda ‘güncel bir dizi ulusal mesele’ ele alındı.

gfb
Misrata şehrinin önde gelen isimleri ve din adamları, pazar günü Menfi ile bir araya geldi (Libya Başkanlık Konseyi)

Açıklamada, toplantıya katılanların, özellikle yolsuzlukla mücadele ve şeffaflık ile iyi yönetişim ilkelerinin güçlendirilmesi konularında, Menfi’nin çeşitli alanlarda yürüttüğü çabalara tam destek verdiklerini vurguladıkları belirtildi. Açıklamaya göre ayrıca, ‘kurumsal reformlara devam edilmesinin ve hesap verebilirlik ilkelerinin pekiştirilmesi gerektiğini’ vurguladılar.

Dibeybe’nin memleketi olan Misrata, Trablus ve Bingazi'den sonra Libya'nın üçüncü büyük şehri. Şehir, hem Dibeybe’yi destekleyenlerin hem de lideri olduğu UBH’nin görevden alınmasını talep edenler arasında ideoloji ve siyasi eğilimler açısından büyük farklılıklar barındırıyor.

Menfi’nin ofisi, Misrata'nın önde gelen isimlerinden oluşan heyetin, ‘yasal ve anayasal çerçeveler dışında yapılan herhangi bir düzenleme veya mutabakatı kesin olarak reddettiklerini’ aktardı. Bu hamle, ABD’nin Menfi’yi mevcut siyasi sahneden ‘dışlayacağı’ düşünülen önerisine bir gönderme niteliğindeydi. Bu tür uygulamaların istikrar sürecine doğrudan bir tehdit oluşturduğunu ve devlet inşasının temellerini sarsacağını belirten Misratalı heyet, ‘ülkenin birliğini ve kurumlarının korunmasını garanti eden meşru süreçlere sıkı sıkıya bağlı kalınması’ çağrısında bulundu.

Misrata’nın önde gelenleri, ABD'nin önerisine, ‘devletin askerileştirilmesi’ olarak nitelendirdikleri durumdan duydukları endişe ve ‘totaliter yönetimi reddetmeleri’ sebebiyle karşı çıkıyorlar. Bunun yanında dışarıdan dayatılan herhangi bir siyasi süreç veya uzlaşmaya karşı çıkarken, anayasal ve seçim yoluna bağlı kalınıyor.

Batı Libya'dan bir siyasi kaynak, önde gelen isimlerin tutumunu, Saddam Hafter’in Başkanlık Konseyi başkanlığını üstlenmesini reddetmelerine bağlıyor. Çünkü bunu özellikle LUO’nun 2019 yılının nisan ayında başkent Trablus'a düzenlediği saldırının yıldönümünde sivil devletin ihmal edilmesi ve ordunun güçlendirilmesi olarak görüyorlar.

Şarku’l Avsat’a konuşan siyasi kaynak, Dibeybe’nin ‘müttefiklerini, hassasiyetleri önlemek ve muhalifleri ikna etmek amacıyla, yeni Başkanlık Konseyi'nin merkezinin Trablus değil, Bingazi'de olması şartıyla, önerilen görevi üstlenmesi için Saddam'ı kabul etmeye ikna etmeye çalıştığını’ söyledi.

Misrata'nın önde gelenleri, bu haftanın başlarında yayınladıkları bir bildiride, 17 Şubat Devrimi ruhundan ve Libya halkının taleplerinden kaynaklanmayan hiçbir uzlaşmanın meşruiyetini yitirdiğini vurguladılar.

Bildiride referanduma gidilerek halka danışılması, adil parlamento seçimleri yoluyla meşruiyetin yenilenmesi ve ‘geçiş dönemi adaleti temellerine dayanan sivil devlet seçeneğine’ bağlı kalınması gerektiği vurgulandı.

Bildiride ayrıca Misrata'nın ‘halkının fedakarlıklarını küçümseyen veya 17 Şubat Devrimi ilkelerinden ödün veren hiçbir anlaşmanın tarafı olmayacağının’ altı çizildi.

UBH ve Başkanlık Konseyi, Menfi ve yardımcıları Musa el-Koni ile Abdullah el-Lafi'nin önderliğinde, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde Cenevre'de düzenlenen Libya Diyalog Forumu tarafından seçildikten sonra 5 Şubat 2021'de yürütme iktidarının başına geçti.

Menfi, özellikle Dibeybe’nin muhalifleri olarak görülen siyasetçiler, toplum liderleri, askeri yetkililer ve silahlı grupların komutanlarıyla bir araya geldi. Gözlemciler, Menfi’nin bu hamlesini ‘kendisini iktidardan uzaklaştırıp yerine Hafter'i getirecek öneriye karşı bir muhalefet cephesi oluşturmak’ olarak değerlendirdi.

Sudanlı yetkililerle gerçekleştirdiği görüşmelerle iktidardaki varlığını pekiştiren Menfi, Hindistan Başbakanı Narendra Modi tarafından Hindistan-Afrika Zirvesi'ne katılmak üzere davet edildi.

Menfi’nin ofisinden yapılan açıklamada, Başkanlık Konseyi Başkanı Menfi’nin dün sabah Hindistan Başbakanı Narendra Modi tarafından önümüzdeki mayıs ayı sonlarında başkent Yeni Delhi’de düzenlenmesi planlanan 4. Hindistan-Afrika Forumu Zirvesi’ne katılmak üzere resmi bir davet aldığı açıklandı. Davet, Hindistan’ın Trablus Büyükelçisi Muhammed Hafızurrahman tarafından Libya Başkanlık Konseyi Başkanı’na iletildi.

Menfi’nin ofisinden yapılan açıklamada bu davet, ‘uluslararası platformlarda Libya'nın varlığını güçlendirme ve özellikle Afrika ve Asya'daki uluslararası ortaklarla işbirliği bağlarını pekiştirme, böylece kalkınma çabalarını destekleme ve stratejik ortaklıkların ufkunu genişletme’ olarak değerlendirildi.

Menfi, pazar akşamı başkent Trablus'taki Konsey Başkanlığı merkezinde, Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim Ahmed ve ona eşlik eden resmi heyeti, Sudan'daki Trablus Büyükelçisi Fevzi Boumriz'in de hazır bulunduğu bir toplantıda kabul etmişti.

ewfd
Libya Başkanlık Konseyi Menfi pazar akşamı, Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim Ahmed’i kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)

Toplantıda, Libya'daki Sudanlı topluluğun durumu ve Sudan'daki mevcut krizin etkileri altında kalan Sudanlı mültecilerin durumu ele alınırken Sudanlı bakan, Libya devletinin tutumunun yanı sıra Sudanlılara sağladığı insani yardım ve destek için takdirlerini ifade etti.


İsrail Dışişleri Bakanı: Lübnan ile ilişkilerde ‘barış ve normalleşme’ istiyoruz

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
TT

İsrail Dışişleri Bakanı: Lübnan ile ilişkilerde ‘barış ve normalleşme’ istiyoruz

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin Lübnan ile ilişkilerde ‘barış ve normalleşme’ istediğini belirtti. Açıklama, iki ülke yetkilileri arasında Washington’da yapılması planlanan doğrudan görüşmeler öncesinde geldi.

Saar, basın toplantısında “Lübnan devletiyle barış ve normalleşmeye ulaşmak istiyoruz... İsrail ile Lübnan arasında büyük bir anlaşmazlık yok. Sorun Hizbullah” ifadelerini kullandı.

Lübnan ile İsrail, bugün ABD arabuluculuğunda onlarca yıllık çatışma geçmişini aşmayı hedefleyen diplomatik bir sürece giriyor. Bu kapsamda, ABD’de Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Nada Hamade Muavvad ile İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter arasında yüz yüze bir ön görüşme yapılması planlanıyor. Bu temasların, ilerleyen aşamada Güney Kıbrıs’ta gerçekleştirilebilecek müzakerelere zemin hazırlaması bekleniyor.

Washington’da yürütülen yoğun temaslarda, Lübnan-İsrail hattının ABD-İran dosyasından ayrıştırılması hedefleniyor. ABD Başkanı Donald Trump yönetimini temsilen arabuluculuk sürecinde, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa ile Dışişleri Bakanlığı Politika Planlama Ofisi Direktörü Michael Needham görev alıyor. Needham’ın, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya yakın bir isim olduğu ve daha önce Rubio’nun Senato’daki görevleri sırasında uzun yıllar danışmanlığını yaptığı belirtiliyor.

Tarafların müzakere şartlarında ise önemli görüş ayrılıkları bulunuyor. Beyrut yönetimi, önceliğin kapsamlı bir ateşkes sağlanması, İsrail’in güneyde işgal ettiği bölgelerden çekilmesi ve Lübnan ordusunun çatışma alanlarına konuşlandırılması olduğunu vurgularken, ardından siyasi sürece geçilmesini savunuyor. İsrail ise müzakerelerin çatışmalar sürerken yürütülmesini ve ilk adım olarak Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını şart koşuyor. Bu durumun, görüşmeler başlamadan sürecin çıkmaza girebileceği yönünde değerlendirmelere yol açtığı ifade ediliyor.


Hizbullah, Lübnan ve İsrail arasında bugün yapılması planlanan müzakerelerin iptal edilmesini talep etti

İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)
İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)
TT

Hizbullah, Lübnan ve İsrail arasında bugün yapılması planlanan müzakerelerin iptal edilmesini talep etti

İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)
İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)

Hizbullah dün, Lübnan ve İsrail arasında bugün yapılması planlanan görüşmelerin iptal edilmesi çağrısında bulundu. Genel Sekreter Naim Kasım, bu tür görüşmeleri "faydasız" olarak nitelendirdi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Kasım televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Gaspçı İsrail varlığıyla müzakereleri reddediyoruz. Bu müzakereler faydasızdır" diyerek "bu müzakere toplantısının iptal edilmesini" istedi.

Lübnan ve İsrail'in ABD büyükelçilerinin bugün ABD yönetiminin himayesinde bir araya gelmesi planlanıyor.

Kasım, İsrail ile doğrudan müzakerelere başlamadan önce "Lübnan'ın içeride anlaşması ve uzlaşması" gerektiğinin altını çizerek, "Hiç kimsenin, ülkenin çeşitli bileşenleri arasında iç uzlaşma olmadan Lübnan'ı bu yola sokma hakkı yoktur ve bu da gerçekleşmemiştir" uyarısında bulundu.

Lübnan yetkilileri, bu görüşmelerin öncelikle 2 Mart'tan beri devam eden savaşta ateşkes sağlamayı amaçladığını söylüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu iki şart öne sürdü: Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve gerçek bir barış anlaşmasının sağlanması.

Savaş, Hizbullah'ın İran Yüksek Lideri Ali Hamaney'in suikastına misilleme olarak İsrail'e roket fırlatmasının ardından patlak verdi. Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre, İsrail hava saldırılarında o zamandan beri 2 bin 89 kişi öldü.

Kasım ayrıca, “Direnişteki kararımız dinlenmemek, durmamak, teslim olmamaktır ve savaş alanının kendisi konuşacaktır” dedi.

“Biz teslim olmayacağız” ve “Son nefesimize kadar sahada kalacağız” diye belirtti. Bu sözler, Hizbullah savaşçılarının İsrail ordusuyla çatışmalar içinde olduğu ve İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyindeki sınır bölgelerine ilerlediği bir dönemde geldi.