Tunus, siyasi tutukluların dosyasında bir ilerlemeye mi sahne oluyor?

Tunus yargısı, önde gelen muhaliflerden Şeyma İsa'yı serbest bıraktı ve savcılık temyize gitti. Gözlemciler, tutukluların bayram münasebetiyle serbest bırakılmasından bahsediyor bunun şüpheli olduğunu söyleyenler var

Tunus yargısı, Şeyma İsa'yı serbest bıraktı, Cumhuriyet Savcılığı karara itiraz etti / Fotoğraf: AFP
Tunus yargısı, Şeyma İsa'yı serbest bıraktı, Cumhuriyet Savcılığı karara itiraz etti / Fotoğraf: AFP
TT

Tunus, siyasi tutukluların dosyasında bir ilerlemeye mi sahne oluyor?

Tunus yargısı, Şeyma İsa'yı serbest bıraktı, Cumhuriyet Savcılığı karara itiraz etti / Fotoğraf: AFP
Tunus yargısı, Şeyma İsa'yı serbest bıraktı, Cumhuriyet Savcılığı karara itiraz etti / Fotoğraf: AFP

Görünüşe göre Tunus, tutuklu siyasi tutuklular dosyasında bir ilerlemeye sahne olacak. Tutuklanmalarının üzerinden aylar geçmesine rağmen, henüz yargılamaları başlamadı ve suçlamaların doğası açıklanmadı.

Bir hakimin önde gelen muhalif Şeyma İsa'nın serbest bırakılmasına karar vermesi bu açılıma bir işaret olarak nitelendirildi. Ancak savcılık karara itiraz etti.

İsa, geçen şubat ayından bu yana muhalefet partisi Cumhuriyetçi Parti'nin genel sekreteri İsam eş-Şebi, bağımsız siyasi aktivist Gazi eş-Şevaşi ve nüfuzlu iş adamı Kemal Latif gibi 20 siyasetçi ve iş adamıyla birlikte tutuklanmıştı.

Bu kişilere devlet güvenliğine karşı komplo kurma suçlaması yöneltilmiş olsa da henüz bu suçlama ve bu olaya karışanlar hakkında ayrıntılı bilgi açıklanmadı.

Ülkede insan hakları konusundaki eleştirilerin artması, bu dosyada bir ilerleme kaydedilme ihtimaline dair spekülasyonları güçlendirdi.

Tunus, 14 Ocak 2011'deki devrimle sona eren, 23 yıl süren eski cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali döneminden sonra özgürlükler alanında bir açılım yaşayan bir ülke olarak biliniyor.

Bu nedenle, yetkililere yönelik artan eleştiriler, bu dosyada bir açılım olasılığını daha da güçlendiriyor.

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'in 25 Temmuz 2021 tarihinde eski parlamento ve en-Nahda İslami Hareketi'nin kontrolündeki hükümetin faaliyetlerini dondurma gibi bir  birçok karar açıklamasından bu yana Tunus'ta ender bir kazanım olan özgürlüklerin ve hakların çöküşüne dair artan korkular var.

Yakın zamanda bir açılım

Son günlerde, Tunus'ta, özellikle Kurban Bayramı vesilesiyle, siyasi tutuklular dosyasında bir ilerleme olasılığına dair geniş çaplı spekülasyonlar yaşandı.

Özellikle, siyasi tutuklularla ilgili soruşturma oturumlarının olmaması ve medya aracılığıyla dava hakkında bilgi paylaşımını yasaklayan bir yargı kararının çıkması, bu spekülasyonların artmasına sebep oldu.

Eski Cumhurbaşkanı Danışmanı Tarık el-Kehlavi, 'Şeyma İsa, Gazi Şevaşi ve diğerleri gibi siyasi tutukluların serbest bırakılmasıyla birlikte yakın bir zamanda bir ilerleme olacağını, yerel ve uluslararası gelişmelere uyumlu bir şekilde gerçekleşeceğini' belirtti. 

Kehlavi, yerel basında yayınlanan açıklamalarında "Siyasi tutuklamalarla ilgili olarak ülke içinde bir ilerleme zamanı geldi. Tunus'u ilgilendiren stratejik konulara odaklanabilmemiz için krizi ortadan kaldıran bir şey söz konusu" ifadelerini kullandı.

Tunus hükümeti, gözaltılar sonrasında insan hakları durumuyla ilgili sert eleştirilere maruz kalıyor. İfade özgürlüğü ve basın özgürlüğünü kısıtlayabilecek yasalar da eleştirilerin hedefi oldu.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, geçen cuma günü yaptığı açıklamada Tunus'un insan hakları konusunda geriye gittiğinden duyduğu endişeyi dile getirmişti.

Tunus Dışişleri Bakanlığı, BM Komiserini 'gerçekçi olmayan pozisyonlar yayınlamadan önce doğruluğu ve tarafsızlığı incelemeye' çağrısında bulunarak Türk'ün açıklamalarını reddetti.

Dışişleri Bakanlığının açıklamasında Tunus'un, anayasal düzeyde ifade özgürlüğünün ve düşünce özgürlüğünün güvence altında olduğunu ve gerçeklikte de bu özgürlüklerin sağlandığını yeniden teyit ettiği ifade edildi.

Ayrıca, açıklamada bahsedilen yargı süreçleri ve gözaltıların, Tunus yasaları tarafından suç sayılan eylemlere dayandığı ve düşünce özgürlüğünün uygulanmasıyla ilgisi bulunmadığı vurgulandı.

Tunus'ta geçtiğimiz Şubat ayında gerçekleşen gözaltılar, muhalefet güçlerinin faaliyetlerine büyük ölçüde olumsuz etki etti. Bu gözaltılar, aylar süren protesto ve gösterilerin ardından gerçekleşmişti.

Bu gösteriler, Cumhurbaşkanı Kays Said'in siyasi sahneyi tamamen yeniden şekillendiren adımlarını engellemeyi hedefliyordu. Bu adımlar arasında yeni bir anayasa ve yeni seçim yasalarının oluşturulması gibi önemli değişiklikler yer alıyor.

İlerleme söz konusu değil 

Yetkililer, siyasi mahkumlar dosyasında bir rahatlama olasılığına dair spekülasyonlara yorum yapmadı. Ancak Savcılık, Şeyma İsa'nın serbest bırakılması kararına hemen itiraz etti.

Bu, gözlemciler tarafından şu anda olası bir ilerleme belirtilerinin yokluğunu yansıttığı şeklinde değerlendirildi.

Siyasi araştırmacı Hişam el-Hacı, "Tunus'ta siyasi nedenlerle gerçekleşen gözaltılar ve bunların ardından mahkeme sürecine geçilmeden uzun süreli hapis cezaları gibi bir fenomen yaşanıyor. Ayrıca, tutuklu yakınları veya savunma, normal olmayan tutuklama koşullarından bahsediyor, özellikle dosyaların eksiklikler içerdiği konusunda yaygın bir söylenti dolaşıyor. Bu da genel siyasi atmosferi olumsuz etkiliyor" dedi.

Hacı, Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada, "Bu eksiklikler, iddia eden kişilerin aleyhine işleyebilir, çünkü iddia edenin ispat yükümlülüğü vardır. Ekonomik açıdan zor bir durumda olduğumuz ve yabancı taraflarla müzakere etmek ve pazarlık yapmak zorunda olduğumuz bir dönemdeyiz. Bu tür durumlarda iç cephede birlik ve dayanışma önemlidir. Muhalefeti dışlamak, karalamak veya liderlerini hapse atmak, onlara darbe vurmak anlamına gelir. Çünkü belirli bir tarafın, aldığı oy oranı ne olursa olsun, tüm Tunuslular adına konuşma hakkı yoktur. Demokratik mantık, diyalog ve çoğulculuğu gerektirir. Benim inancıma göre, siyasi iktidar ilerlemeye yönelik bir politika izlemeli ve muhalefet güçleri veya diğerleri üzerinde siyasi bir tırmanış görebiliriz" ifadelerini kullandı. 

Muhalefetin sokaktaki bastırılmış sesi ve gazetecilerin sık sık yargılanması ışığında, Tunus'ta olası bir siyasi kapanma korkusu var.

Hacı, "Siyasî partiler neredeyse yok denecek kadar az ve önemsiz. Medya çoğunlukla kenara itiliyor. İçerisindeki çeşitlilik sınırlı. Büyük toplumsal dernek ve kuruluşların rolünün zayıf olduğu bir durumdayız. İktidar farklı her sesi reddediyor. Gazeteciler sorunlarla karşılaşıyor. Bu kapalı bir siyasî sistem üzerine net bir eğilim yansıtıyor" şeklinde konuştu. 

Ayrıca siyasi çevreler, muhalefet güçlerinin Cumhurbaşkanı Kays Said'in siyasi kapanmaya yöneldiği veya muhalefet liderlerini hedef aldığı yönündeki suçlamalarını reddediyor.

Halk Hareketi Genel Sekreteri Zuheyr el-Magzavi, bazı partilerin bu safsataları yaymaya çalıştıklarını ileri sürerek, Cumhurbaşkanı'nı otoriter bir rejim kurmakla ve buna karşı çıkan herkesi hapse atmakla suçlamanın abartılı olduğunu söyledi.

Magzavi, "Ülkemizde kamu parasının çalınması ve terörizm de dahil olmak üzere birçok suç işlendi, ancak tutuklanan herkesin bu suçları işlemesi gerekmiyor" dedi.

Independent Arabia,Independent Türkçe



Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
TT

Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)

Fas, işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerle normal işiten öğrencileri aynı sınıflarda buluşturan, mesleki ve sosyal entegrasyonu hedefleyen benzeri görülmemiş bir üniversiteyi hayata geçirerek eğitim alanında yeni bir model başlattı.

Bu adım, beşerî sermayenin yeniden şekillendirilmesi, bilimsel mükemmeliyetin geliştirilmesi ve sağlık alanında inovasyonun teşvik edilmesi çerçevesinde atıldı. Klinik tedavileri, teknolojik eğitimi ve mesleki formasyonu bir araya getiren yeni bir akademik modelin önünü açan girişim, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara hazırlandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu organizasyonlar, farklı ihtiyaçlara sahip ziyaretçilerin ağırlanması konusunda ülkeye önemli sorumluluklar yüklüyor.

Tıp, teknoloji ve mesleki eğitimi buluşturan akademik model

Lalla Esma Üniversitesi, yaklaşık 3 bin 500 öğrenciyi ağırlayacak şekilde tasarlanan dört ana okuldan oluşuyor. Üniversite bünyesinde, mesleki eğitim sertifikasından temel yeterliliklere ve yüksek lisans derecesine kadar uzanan, işitme bilimleri alanında tamamen ücretsiz bir eğitim programı sunulacak.

Eğitim kurumunun bünyesinde, konuşma ve dil terapisi, klinik psikoloji ve bilişsel davranışların uygulamalı analizi alanlarında eğitim veren İşitme Bilimleri, İletişim ve Klinik Sinir Bilimleri Okulu da bulunuyor. Ayrıca kulak burun boğaz cerrahlarına ileri düzey koklear implant cerrahisi alanında uzmanlık diplomaları verilecek.

İşaret Dili, Sözlü Çeviri ve Erişilebilirlik Okulu ise kapsayıcı medya ve özel eğitim alanlarında uzmanlar yetiştirecek. Sistemin diğer bileşenlerini, yapay zekâ ve dijital sanat tasarımına odaklanan Kapsayıcı Teknolojiler Okulu ile mutfak sanatları, pastacılık ve çikolata üretimi alanlarında eğitim veren Kapsayıcı Meslekler Okulu oluşturacak.

Paris, Chicago, Leuven ve Montpellier’deki kurumlarla uluslararası iş birlikleri

Üniversitenin bilimsel yönetimi ve araştırma faaliyetleri, geniş bir uluslararası akademik ve hastane iş birliği ağına dayanıyor.

Bu iş birliklerinin başında, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve Avrupa’nın işitme ile konuşma alanındaki ilk uzmanlaşmış merkezlerinden biri olarak tanımlanan Reconnect Üniversite Hastanesi Enstitüsü ile kurulan stratejik ortaklık geliyor. Institut Pasteur’ü ve Paris Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı üç hastaneyi —Necker Çocuk Hastanesi, Pitié-Salpêtrière Hastanesi ve Lariboisière Hastanesi— bir araya getiren bu ortaklık sayesinde sağırlığın gen tedavisi ile çocuk ve yetişkin işitme sağlığı alanlarındaki ileri araştırmaların aktarılması hedefleniyor.

İş birliği ağı, Batı dünyasında faaliyetlerini sürdüren en eski tıp fakültesinin mirasını taşıyan Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nin yanı sıra Audiocampus ve Cochlear Academy kurumlarını da kapsıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu ortaklıklarla koklear implant alanındaki uzmanlık eğitiminin aktarılması amaçlanıyor.

Belçika ile imzalanan niyet mektubu da uluslararası iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Leuven Katolik Üniversitesi, Léonard de Vinci Yüksekokulu ve Fransızca konuşulan Belçika’nın ilk koklear implant merkezi olan Saint-Luc Üniversite Klinikleri arasındaki iş birliği, koklear implant uygulamalarına ilişkin Fransızca klinik eğitimin güçlendirilmesini hedefliyor.

Chicago’daki bir Amerikan akademik kurumuyla yapılan ortaklık ise uygulamalı davranış analizi alanında bilimsel uzmanlık sağlanmasını öngörüyor.

Uluslararası ortaklıklar, Muhammed V Üniversitesi ve Fas Ulusal Radyo ve Televizyon Şirketi ile yürütülen yerel iş birlikleriyle tamamlanıyor. Bu çalışmalarla kapsayıcı mesleki ve medya alanlarında yeni kariyer yollarının oluşturulması amaçlanıyor.

İnovasyonu destekleyen 7 bilimsel ve uygulamalı laboratuvar

Uluslararası iş birliklerini, üniversite kampüsünde kurulacak yedi gelişmiş bilimsel ve uygulamalı laboratuvar tamamlıyor.

Bunlar arasında, işaret dilleriyle iletişim kurmayı öğrenen insansı robotların ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yönelik inovasyon laboratuvarı öne çıkıyor. Kamu yayıncılığı kurumunun desteğiyle donatılan hareket laboratuvarında ise dijital görüntüleme, sanal karakter üretimi ve eğitsel video içeriklerinin hazırlanması üzerinde çalışılacak.

Üniversite bünyesinde ayrıca girişimciliğe, beceri geliştirmeye ve iş kurma süreçlerine odaklanan bir iş geliştirme merkezi bulunacak. Anatomi laboratuvarları ile ileri işitme testlerinin gerçekleştirileceği birimler de karmaşık cerrahi işlemlerin simüle edilmesine ve yardımcı işitme cihazlarının gerçek uygulama öncesinde ayarlanmasına imkân sağlayacak.

Erişilebilirlik hedefi ve uluslararası organizasyonlara hazırlık

Kapsayıcı üniversitenin hedefleri yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmıyor. Kurum, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği 2030 FIFA Dünya Kupası öncesinde ülkenin organizasyon kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan stratejik bir rol de üstleniyor.

Üniversitenin 2027 yılına kadar Fas’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından öğrencilere kapılarını açması planlanıyor. Kurum, otelcilik, ulaşım, bankacılık ve spor tesisleri gibi sektörlerde çalışacak profesyonelleri ve karşılama personelini eğiterek işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan ziyaretçilerle doğrudan iletişim kurabilecek uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, eğitim altyapısını kamu hizmetlerinin, stadyumların ve diğer tesislerin erişilebilirliğini artıracak önemli bir araca dönüştürüyor. Böylece Fas’ın, yaklaşan uluslararası organizasyonlarda beklenen küresel erişilebilirlik standartlarına uygun biçimde insan kaynağını geliştirmesi amaçlanıyor.


İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)

İsrail, yerel tüccarlarla Hamas arasında vergiler konusunda yaşandığını belirttiği anlaşmazlık nedeniyle Gazze Şeridi’ne ticari ürün girişinin durduğunu açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu durum, halkın yardımlara bağımlı olduğu bölgede gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin önemli bir tedarik kanalını kesintiye uğrattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani yardım işlerini denetleyen askerî birimi olan COGAT (Bölgelerdeki Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi), çarşamba günü yayımladığı açıklamada, Gazze’deki tüccarların ticari ürünlerin girişine ilişkin koordinasyonu durdurma kararı aldığını bildirdi.

COGAT, Gazze’deki tüccarların bu kararı, Hamas’ın bölgeye giren her kamyon için 10 bin İsrail şekeli (3 bin 220 dolar) tutarında ücret talep etmesine ve Gazze’deki toplam satışlarının yüzde 30’unun nakit olarak yapılmasını istemesine tepki olarak aldıklarını kendilerine ilettiklerini belirtti.

Hamas ise daha sonra 10 bin şekellik ödemenin, Gazze’deki varlıklı kişilerin ihtiyaç sahiplerine, özellikle dul kadınlara ve yetimlere destek sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal fona gönüllü katkılarından oluştuğunu açıkladı. Hareket ayrıca, savaşın harap ettiği bölgede ciddi nakit sıkıntısı yaşandığını öne sürerek, nakit ödemelerin teşvik edildiğini bildirdi.

Üç yıldır devam eden savaş, tekrarlanan zorunlu yerinden edilmeler ve İsrail’in insani yardım sevkiyatına yönelik sıkı kısıtlamaları nedeniyle Gazze halkının büyük bölümü yardımlara bağımlı durumda.

Küresel açlık izleme kuruluşlarından biri, temmuz ayında yaptığı uyarıda Gazze nüfusunun üçte ikisinden fazlasının yıl sonuna kadar akut açlıkla karşı karşıya kalabileceğini bildirmişti. Yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde halkın çoğu geçici barınaklarda hayatını sürdürüyor.

Gazze Özel Taşımacılık Birliği Başkanı Nahid Şehber, dün İsrail’den ticari ürün taşıyan hiçbir kamyonun Gazze’ye girmediğini söyledi. Ancak İsrail’in kontrolündeki bir sınır kapısından insani yardım taşıyan kamyonların yanı sıra Mısır’dan ticari ürün getiren araçların da giriş yaptığını belirtti.

COGAT, Gazze’deki tüccarların koordinasyonu durdurma kararının, bölgeye giren insani yardım ve ticari ürün taşıyan kamyonların toplam sayısını günlük yaklaşık 300’e düşürebileceğini bildirdi. Bu sayı, mevcut toplamın yarısına karşılık geliyor.

Diplomatlar, Gazze’ye günlük giren kamyon sayısının normalde de 600’ün oldukça altında olduğunu belirtiyor. Şehber ise gerçek sayının yaklaşık 300 olduğunu ve bunların üçte ikisinin ticari ürün taşıdığını ifade etti.

ABD arabuluculuğunda varılan anlaşma uyarınca İsrail’in Gazze’ye günde en az 600 insani yardım kamyonunun girişine izin vermesi gerekiyor. Bununla birlikte İsrail, yükümlülüğünün yalnızca 600 kamyonun girişine izin vermek olduğunu savunuyor ve ticari ürünlerin insani yardımları tamamlayıcı nitelik taşıdığını belirtiyor.


Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
TT

Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)

Husiler, dün Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan iki kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi yaralandı ve sarayda maddi hasar meydana geldi.

Saldırıyı üstlenen Husilere karşılık Yemen Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Şai Zindani ile hükümet üyelerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Bakanlık, olası saldırılara karşı önlem amacıyla hükümetin toplantılarını artık düzenli olarak sarayda gerçekleştirmediğini belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, saldırının ardından telefonla görüştüğü Başkanlık Konseyi üyeleri Tümgeneral Abdurrahman el-Muharremi ve Tümgeneral Mahmud el-Subeyhi’nin yanı sıra Başbakan Şai Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu sordu. Alimi, saldırının etkileri ve sonuçlarıyla mücadele kapsamında alınan önlemler hakkında ilk raporu da dinledi.

Alimi, Husilerin saraya yönelik saldırısının, grubun Yemen ve Suudi Arabistan’daki havalimanlarını, petrol tesislerini ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarının devamı niteliğinde olduğunu belirtti. Söz konusu saldırıların bölgenin ve deniz geçiş güzergâhlarının güvenliğini tehdit ettiğini savunan Alimi, bunun Husilerin “terörist niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu ve grubun Yemen halkının devlet kurumlarını yeniden tesis etme iradesiyle başa çıkamadığını gösterdiğini ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı, devletin anayasal sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, egemenlik kurumlarının ve vatandaşların korunmasının pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi. Alimi, ilgili askerî ve güvenlik birimlerine devlet kurumlarının korunması, terör tehditlerine karşı önlem alınması ve tehdit kaynaklarına hukuka uygun şekilde karşılık verilmesi talimatı verdi. Bu adımların sivillerin ve sivil altyapının korunmasını güvence altına alması gerektiğini kaydetti.

Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).
Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).

Yemen hükümetinden uluslararası topluma çağrı

Yemen Bakanlar Kurulu da Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmasının Husilerin “terörist yaklaşımını” ve sivilleri hedef alma politikasını ortaya koyduğunu açıkladı.

Kurul, saldırının hükümetin vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesini, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve darbeyi sona erdirme mücadelesini sürdürmesini engelleyemeyeceğini bildirdi. Açıklamada, “Yemen’in Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülen çalışmaların devam edeceği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, saldırının yalnızca devlet kurumlarını hedef alan eylemlerle sınırlı kalmayan, giderek yoğunlaşan Husi saldırılarının devamı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırıların yanı sıra Yemen’in Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yerleşim bölgelerinin bombalanmasının da sivillerin hayatını tehlikeye attığı ve halkın yaşadığı sıkıntıları artırdığı ifade edildi.

Husilerin Yemen’in, komşu ülkelerin, bölgesel istikrarın ve bölgedeki hayati çıkarların güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Yemen’in geleceği, kendi halkına karşı silah kullanan, komşularının güvenliğini hedef alan ve Yemenlilerin darbe projesini reddetmesine şiddetle karşılık vermeye çalışan bir milis grubuna bırakılamaz” ifadelerine yer verildi.

Kurul, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere saldırılar karşısında açık ve kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Açıklamada, saldırıların birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi, sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmasının önlenmesi için gerekli baskının uygulanması ve ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması istendi.

Yemen hükümeti ayrıca, devlet otoritesini yeniden tesis etme mücadelesinde silahlı kuvvetleri, askerî birlikleri, güvenlik teşkilatlarını ve halk direniş güçlerini desteklemeyi sürdüreceğini bildirdi. Açıklamada, devlet kurumlarının ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşların korunması ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve insani çabaların da devam edeceği kaydedildi.