Lübnan’da Merkez Bankası Başkanı yardımcılarının istifa tehdidi endişeye neden oldu

Şii İkili, Riyad Selame’nin yerine bir başkan atanmasının Hristiyanların onayına bağlı olduğunu açıkladı.

Lübnan Merkez Bankası Başkanı Riyad Selame. (Reuters)
Lübnan Merkez Bankası Başkanı Riyad Selame. (Reuters)
TT

Lübnan’da Merkez Bankası Başkanı yardımcılarının istifa tehdidi endişeye neden oldu

Lübnan Merkez Bankası Başkanı Riyad Selame. (Reuters)
Lübnan Merkez Bankası Başkanı Riyad Selame. (Reuters)

Lübnan’da siyasi kamplar, Merkez Bankası Başkanı’nın dört yardımcısının geçen perşembe günü Riyad Selame’nin yerine yeni bir başkan atanmasını talep ederek istifalarını dile getirdikleri açıklamanın arka planını aydınlatmaya çalışıyor. Söz konusu güçlerin çoğunluğu, birimci yardımcı Vasim Mansuri’nin mevcut başkanın görevlerini üstlenmesi konusunda ilan edilmemiş bir anlayışa ulaşıldığı konusunda güvence verdi. Aynı şekilde yardımcıların açıklaması, Para ve Kredi Kanunu’nda öngörüldüğü üzere, geçen kasım ayından bu yana cumhurbaşkanlığında yaşanan boşlukla eş zamanlı olarak Merkez Bankası’nda da bir boşluk oluşabileceği endişelerini artırdı. Olası boşluk, ülkenin parasal düzeyde ve kurda üç ayı aşkın süredir tanık olduğu kırılgan istikrarı baltalamak ve 2019’dan beri devam eden finansal çöküşü derinleştirmek ile tehdit ediyor.

Bazı çevreler, dört yardımcının açıklamasını siyasi güçlere sorumluluklarını üstlenmeleri için baskı aracı olarak nitelendirirken, yeni bir başkanın atanması karşısında birçok engelin ortaya çıkması halinde istifalarını uzak bir ihtimal olarak görüyor.

Ancak Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Şii İkili, bu konuda ana Hıristiyan güçlerle önceden bir anlaşmaya varılmadığı sürece yeni bir başkanın atanmayacağını belirtti. Bu anlayış, bu güçler üzerindeki baskılara ve Başbakan Necib Mikati’nin bu yöndeki baskılarına rağmen pek mümkün görünmüyor.

Bu çerçevede Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’nin yardımcısı da söz konusu konuyla ilgili açıklama yaptı. Milletvekili Ali Hasan Halil şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanı yokluğunda atamalardan yana değiliz, ama büyük kurumları tehdit eden hassas ve zor bir gerçekle karşı karşıyayız. Merkez Bankası’na yeni bir başkan atanması konusunda mutabakata varılırsa, itiraz etmeyeceğiz. Kafa karışıklığının ve ölümcül boşluğun ışığında bir engel olmayacağız.”

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, geçen mayıs ayından bu yana bu konuda kararlı. Kendisi, o dönemde “Geçici hükümet, Merkez Bankası başkanlığı pozisyonuna bir isim atayamaz, başkanın görev süresini uzatamaz. Herkes sorumluluklarını üstlenmelidir” demişti.

Merkez Bankası Başkanı’nın yardımcılarının ana Hıristiyan partilerini tatmin etmeyen yeni tavrının ardından, Hristiyanların resmi tavırlarının, Selame’nin bu ayın sonunda görev süresinin sona ermesiyle boyut alacak olan bu yeni krizin izleyeceği yolu belirlemesi bekleniyor.

Bu bağlamda Güçlü Cumhuriyet bloğunun bir üyesi olan George Okais, Şarku’l Avsat’a şu açıklamada bulundu:

“Neden halen Merkez Bankası Başkanı’nın yardımcıları var? Yardımcılar anlamlı bir iş yapmazken biz, neden Para ve Kredi Kanunu’nu değiştirip devlete fahiş maaşlara mal olan bu dört pozisyonu feshetmiyoruz? Başkanın kararını bir kez bile değiştirmediler. Ayrıca görev süresinin sona ermesiyle sorumluluklarını üstlenme zamanı geldiğinde, görünürde hiçbir sebep yokken istifa tehdidinde bulunduklarını görüyoruz.”

“Kamu hizmetinin devamlılığı gibi ilkeleri ve geçici hükümeti, ‘atama veya uzatma gibi atmasına izin verilmeyen adımları atmaya zorlamak için’ sakıncalı hususlara izin verme zorunluluğunu kullanmak isteyen siyasi taraflar var” diyen Okais, “Lübnan’da kurumların olağan işleyişinin yeniden sağlanacağı yeni bir cumhurbaşkanı seçilmediği sürece bu girdabın içinde kalacağız” diye konuştu.

Güçlü Lübnan bloğu üyesi Milletvekili Esad Dergam ise “Yaşananlar, bir yönetişim krizinde olduğumuzu ve kurumların işleyişini düzenlemeyen bir sistemin merkezinde olduğumuzu doğruluyor” dedi. Şarku’l Avsat’a konuşan Dergam açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Kötü ve iyi arasında değil, kötü ve en kötü arasında karşılaştırma yapıyoruz. En kötüsü de cumhurbaşkanı yokluğunda sanki her şey normalmiş gibi yeni bir hükümdarın atanmasıdır. Kötü olan ise, anayasanın açık olduğu esasına göre bir adli muhafız veya vekil tayin edilmesidir. Bu hususta boşluk bırakılması yasaktır. Gerekli olan yasal ve anayasal gerekliliklerin uygulanmasıdır. Siyasi gerginliklerin yönetimden uzaklaşacağını ümit ediyoruz. Yapılması gereken, bir an önce kurumların çalışmalarını organize edecek bir cumhurbaşkanı seçimine gidilmesidir. Daha sonra tüm ihtilaflı hususlar, Taif Anlaşması’nın uygulanması ve içindeki her türlü karmaşıklığın onarılması yoluyla ele alınacaktır.”

Diğer yandan İlerici Sosyalist Parti, yeni bir başkan atama veya mevcut başkanın görev süresini uzatma gibi seçenekler de dahil olmak üzere yönetimde boşluk oluşmasını önleyen her seçeneği izlemeye hazır görünüyor. Demokratik Buluşma bloğundan milletvekili Dr. Bilal Abdullah, Şarku’l Avsat’a şu değerlendirmelerde bulundu:

“Devletin işlerinin yürütülmesine ve güvenlik, ekonomik, mali ve sosyal kurumlarına ilişkin her husus, anayasal talebe dayalı siyasi art niyetlilik dışında olmalıdır. Herhangi bir ekonomik veya parasal güvenlik açısından hassas olan herhangi bir mevki veya özel kurumdaki boşluğa karşıyız. Anayasaya bağlı katı tutumlar çerçevesinde değil, bilinçli olarak ulusal çıkarlar çerçevesinde çözümlere önem veriyor, açık siyasi konumları haklar çerçevesinde saklı tutuyoruz.”

Abdullah, görev süresini uzatmayı mı yoksa yeni bir başkan atamayı mı tercih ettikleri sorusuna ise yeni bir atamayı tercih ettiklerini belirterek, “Ancak kurumlarda boşluk oluşmasını önleyen her türlü tedbirin yanındayız. Çünkü bu kurumlarla oynamak ülkenin kaderiyle oynamaktır” cevabını verdi.

Yapılan değerlendirmeler göre Başbakan Necib Mikati, gelecek iki hafta boyunca taraflarla diyalog yoluyla bir çıkış yolu bulmak için bir hamle yapmaya hazırlanıyor. Danışmanı eski milletvekili Nicolas Nahas, bir radyoya verdiği demeçte şu açıklamayı yaptı:

“Merkez Bankası Başkanı yardımcılarının açıklamasında sahneyi değiştiren bir gelişme var. Özellikle Merkez Bankası başkanı olmak üzere kamu hizmetinin sürekliliğini sağlama konusunda sorun devam ediyor. Çünkü para politikası onun elinde. Başbakanın kararı, gerekli ve esas olan ile siyasi dengeler arasında bir denge kurmaya çalışıyor. Birinci yardımcının atanması ve görev teslimi de dahil olmak üzere birden fazla çıkış vardır ve önerilen iki çıkış üzerinde anlaşmaya varılmazsa, incelenecek yeni bir çıkış daha var.”

Başbakan Yardımcısı Saade eş-Şami de yaptığı açıklamada, Merkez Bankası Başkanı’nın yardımcılarının açıklamasına şaşırdığını belirterek, “Açıklamada yer alan istifa tehdidi, ülkenin içinden geçmekte olduğu bu kritik ve zor dönemde çok tehlikelidir” dedi. Para ve Kredi Kanunu’nun 25’inci maddesinde, pozisyon boşaldığında birinci yardımcının başkanın sorumluluğunu üstleneceğinin açıkça belirtildiğini ifade eden Şami, “Merkez Bankası için yeni bir başkana ihtiyacımız var. Ancak bu atamanın mümkün olmaması durumunda başkan yardımcıları sorumluluklarını üstlenmek zorundadır” şeklinde konuştu.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”