Nijer, Afrika'da seri darbeler çağını açacak mı?

Bölge ülkeleri krizler, demografik özellikler, başkanlık sistemleri, orduların yapısı ve hâkim olan toplumsal değerler açısından benzerlikler gösteriyor

Nijer darbesinin komşu ülkeleri etkileyecek güvenlik ve ekonomik yansımaları var / Fotoğraf: AFP
Nijer darbesinin komşu ülkeleri etkileyecek güvenlik ve ekonomik yansımaları var / Fotoğraf: AFP
TT

Nijer, Afrika'da seri darbeler çağını açacak mı?

Nijer darbesinin komşu ülkeleri etkileyecek güvenlik ve ekonomik yansımaları var / Fotoğraf: AFP
Nijer darbesinin komşu ülkeleri etkileyecek güvenlik ve ekonomik yansımaları var / Fotoğraf: AFP

Hatice et-Tayyib 

Nijerya Devlet Başkanı Muhammed Bazoum'un iktidarını deviren askeri darbenin siyasi, güvenlik, ekonomik ve sosyal birçok faktör açısından Batı ve Orta Afrika bölgesi ülkelerini etkileyeceğinden şüphe yok.

Son yıllarda hararetli çatışmaların yaşandığı ve ilginin arttığı Batı Afrika'da, doğrudan çıkarları olan ve güç dengelerini doğrudan etkileyecek olan ülkeler de yaşanan son olaylardan etkilenecek. 

Tek bir zorluk

Bu durum bir yandan Batı ve Orta Afrika'daki diğer ülkelerdeki darbe olasılığını artıracaktır çünkü bu ülkeler birbirleriyle etkileşim içinde olup benzer koşullara, sorunlara ve nüfus yapılarına sahip.

Ayrıca, bu ülkeler benzer başkanlık sistemlerine, ordu yapılarına ve egemen toplumsal ve düşünsel değerlere sahip.

Bu nedenle, özellikle Nijer'in çevresindeki diğer istikrarsız ülkelerde Nijer'deki darbe senaryosunun tekrarlanma olasılığı oldukça yüksek.

Çünkü Nijer, bölgedeki diğer ülkelerin aksine, bağımsızlığını 1960 yılında Fransa'dan kazandıktan sonra sadece dört askeri darbe görmüştür ve bu, bölgedeki diğer ülkelere kıyasla en az darbe sayısı.

Ayrıca, darbe, bölgede çıkarları olan ülkeler arasındaki dengeyi değiştirecektir. Göstergelere göre darbe, Fransa'nın bölgedeki etkisini azaltacaktır.

Geçmişte bölgede yaşanan darbeler sonrasında Mali, Burkina Faso, Gine ve Idriss Déby'nin ölümüyle Çad'da değişen durum, Fransa'nın bölgedeki etkisini azaltarak Rus etkisine ve Wagner milislerine yönelik hoşgörüye yol açtı.

Fransa, bölgedeki müttefiklerinin çoğunu kaybederek çıkarlarını Nijer'e odakladı. Fransız kuvvetleri, Mali'de terörle mücadele eden Barkhane gücü içinde faaliyet gösteriyordu.

Fransa müttefikini kaybediyor

Bu konuda Senegalli araştırmacı Abdou Ndayeh şu değerlendirmelerde bulundu:

Fransa son iki yılda Sahel bölgesindeki gücünü ve etkisini, terörle mücadeledeki başarısızlığı ve bölgedeki Rus etkisinin artışı gibi çeşitli nedenlerle kaybetti. Bu nedenle Nijer'deki darbe, Fransa'nın gözde bölgesindeki nüfuzunu sona erdirecek son darbe olarak değerlendiriliyor. Fransa'nın Nijer'deki iş birlikçisi Muhammed Bazoum'u askeri darbe öncesinde niçin uyarmadığı sorusuna gelince, Fransız istihbaratının bu darbe girişimini tespit edememesi ve Bazoum'u önceden uyaramaması, Fransa'nın artık eskisi gibi müttefiklerine önem vermediğini ve iç sorunlarının müttefiklerle iyi ilişkiler kurma konusunda onu engellediğini gösteriyor. Diğer yandan, darbenin başarısı, Wagner grubunun da yardımıyla darbe planını başarıyla gerçekleştiren Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'na yönelik bir başarı olarak değerlendiriliyor. Sahel bölgesindeki ülkeler birbirlerini etkiliyor, bu nedenle bir siyasi değişiklik diğer ülkelere de etki edecektir. Nijer'de olanlar gelecekte Çad ve Fildişi Sahili'nde de olabilir. Bu iki ülke de çoklu krizlerle karşı karşıya ve orduları terörist saldırılara maruz kalıyor. Bu durum, diğer Sahel ülkelerinde olduğu gibi darbe girişimlerinin gerçekleştirilmesi için bir bahane olarak kullanılabilir.

Araştırmacı ayrıca, Batı ve Orta Afrika bölgesinin, Mali'deki Ağustos 2020 darbesiyle başlayarak köklü değişiklikler yaşadığını, ardından birbiri ardına darbe ve karşı darbelerin gerçekleştiğini ve bu nedenle bölgedeki askeri darbeler dalgasının devam ettiğini vurguladı.

Çad ve Fildişi Sahili

Nijer, Batı ve Orta Afrika'daki diğer ülkelere göre daha istikrarlı kabul ediliyor. Nijer'de yapılan darbelerin sayısı dördü geçmedi ve 2010'dan itibaren geçen çarşamba günkü darbe öncesine kadar altın bir on yıl yaşadı. Ülke tarihinde ilk kez iki seçilmiş başkan arasında barışçıl bir güç devri yaşandı.

Ancak, ülke hala darbelere karşı tam bir direnç kazanamadı. Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum, göreve gelmesinin üzerinden yalnızca iki yıl üç ay geçmişken, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı tarafından devrildi.

Bu durum, Batı Afrika'daki diğer ülkelerde de bir istisna olmadığını gösteriyor. Her ülke, benzer koşullara ve yönetim sistemlerine sahip olduğu için darbe tehdidi altında.

Ayrıca, bu bölgedeki altın, bakır, uranyum gibi zenginliklerin yeterince değerlendirilemediği ve dış müdahalelerin kontrol arzusu ile motive edildiği unutulmamalı.

Afrika'nın zenginliği

Sahra Altı Afrika'nın güney bölgesi, özellikle Nijer, Mali, Burkina Faso ve Sudan gibi ülkeler uranyum açısından zengindir.

Bu da Rusya'nın bu ülkeler üzerinde odaklanmasını ve onlarla anlaşmalar imzalamasını, Wagner grubunun siyaset ve güvenlik konularında bu ülkelerde etkin olmasını açıklıyor.

Bu duruma karşın Fransa, Batı ve Orta Afrika'da stratejik müttefiklerini kaybediyor.

Gözlemciler, son iki yıl içinde bölgedeki yedinci darbenin başarılı olmasının, bu ülkelerin istikrarsız olduğunu ve gelecek yıllarda kaos, keyfi yönetim ve askeri hükümetler altında yaşayabileceğini gösterdiğini düşünüyorlar.

Bu nedenle bu ülkelerin zenginlikleri, siyasi değişimin rüzgarında savrulup gidebilir. Batılı ülkelerin bu zenginliklere olan ilgisinin artması, denetimsizlik ve şüpheli anlaşmaların yaygınlaşması, bu ülkelerin çıkarlarının göz ardı edilmesine ve Batılı ülkelerin büyük ayrıcalıklar elde etmesine yol açabilir.

Nijer'deki darbenin, Batı Afrika'nın merkezinde yer alan ve yedi ülke ile kara sınırları olan stratejik konumu nedeniyle bölgedeki terörle mücadeleye etkisi olacaktır.

Özellikle Nijer'in Mali ve Burkina Faso ile komşu olması, Batı Afrika'da El-Kaide ile ilişkili aşırılık yanlısı grupların üssü olarak bilinen bölgelerle sınır oluşturması nedeniyle önemlidir.

Gözlemciler, darbenin Nijer ordusunun sınırları gözlemlemesini ve militanları takip etmesini etkileyeceğini ve bu durumun terör gruplarının güçlendiği ve tekrar aktif hale geldiği alanları oluşturabileceğini tahmin ediyor.

Nijer ordusu, diğer bölge ülkeleri orduları gibi, silahlanma eksikliği, askeri teçhizatın yetersizliği ve sınırlı destek nedeniyle, Mali ve Burkina Faso ile Nijer arasındaki sınır bölgesinde terörist grupların hareketini kontrol etmekte zorlanıyor.

 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
TT

Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)

Ömer Önhon

Ocak ayının ilk haftasında Suriye ordusunun Halep'te Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı başlattığı askeri operasyon, Suriye'deki siyasi ve güvenlik sahnesini değiştirdi ve ülkenin haritasını yeniden çizdi. SDG, Halep, Deyrizor ve Rakka'dan çıkarıldı ve Haseke şehrinin bir bölümünde sıkışarak kuşatıldı. Suriye ordusu çok az istisna dışında, Tişrin ve Tabka barajlarını, sınır kapılarını ve petrol sahalarını ele geçirdi.

Bir yıl önce 10 Mart mutabakatını imzalayan ancak uygulamayı reddeden SDG, 18 Ocak'ta “ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını” imzalamaya zorlandı. 20 Ocak'ta Şam'da Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile Mazlum Abdi arasında yapılan görüşmenin ardından dört günlük ateşkes ilan edildi. Ateşkes büyük ölçüde devam ediyor, ancak Suriye ordusu ile SDG arasında bazı bölgelerde çatışmalar sürüyor.

SDG şu anda bu görüşmede sunulan önerileri değerlendiriyor ve iki gün içinde yanıtını açıklayacak. Eğer SDG anlaşmanın tüm şartlarını reddederse, çatışmalar yeniden başlayacak ve bu da hükümet güçleri arasında ağır kayıplara neden olacak ve Kürtlerin yaşadığı komşu ülkeler için sonuçları olacak. Ancak nihayetinde SDG yenilgiye uğrayacak.

Süregelen şüphelere rağmen, SDG büyük olasılıkla olumlu bir yanıt verecek. Kalıcı barışın sağlanması, anlaşmanın ne ölçüde uygulanacağına bağlı olacak.

Suriye'deki gelişmeleri, Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesi bağlamında da ele almalıyız. Başta Türkiye, ABD, İsrail ve Körfez ülkeleri olmak üzere dış aktörlerin etkisi, ABD'nin kilit rolüyle birlikte, Suriye'nin geleceğini belirlemede iç dinamikler kadar önemli.

Nitekim İsrail, işgalini tüm Golan Tepeleri'ni kapsayacak şekilde genişleterek, Suriye'nin güneyinde fiilen silahsızlandırılmış bir bölge ilan etti ve Dürziler üzerindeki etkisiyle bu bölgedeki gelişmeleri yönetiyor. Son çatışmalar sırasında sessiz kaldı ve en azından şimdilik Suriye'deki askeri operasyonlarını durdurdu.

İsrail'in sessizliği, Paris'te ABD himayesindeki Suriye görüşmeleriyle ilişkilendirilebilir, nitekim iki ülke ortak bir koordinasyon ve iletişim mekanizması kurma konusunda anlaşmaya vardı ve bu anlaşmanın meyve vermeye başladığı açıkça görülüyor. Bu İsrail tutumu, Şara hükümeti ve Türkiye'nin Suriye'deki varlığına ilişkin endişelerinin giderildiği şeklinde de yorumlanabilir.

Ancak en önemli değişim, ABD'nin Suriye'deki güvenlik ortaklarına yönelik tercihlerinde yaşanan değişimdir. ABD, SDG yerine Suriye ordusu ve Türkiye ile ittifak kurdu. Birkaç gün önce, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, sosyal medyada ABD’nin halihazırda SDG’ye nasıl baktığını açıklayan, bir yol haritası ve Suriyeli Kürtlere yönelik çağrı içeren bir açıklama yayınladı.

ABD Merkez Komutanlığı'nın Suriye hükümetiyle koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından çok taraflı diplomatik çabalar yürütüldüğünü gösteriyor

Büyükelçi Barrack, Suriye hükümetinin DEAŞ’a karşı kurulan uluslararası koalisyona katılmasıyla durumun temelden değiştiğini belirtti. Sonuç olarak, “SDG'nin sahada birincil DEAŞ karşıtı güç olarak asıl amacı büyük ölçüde sona ermiştir” dedi.

Tom Barrack şunu da söyledi: “Yeni Suriye devletine entegrasyon, Kürtlere tam vatandaşlık hakları, Suriye'nin ayrılmaz bir parçası olarak tanınma, Kürt dili ve kültürünün anayasa ile korunması ve yönetime katılım imkânı sağladığı için şimdi Kürtlerin önünde eşsiz bir fırsat bulunmaktadır.” Bunu, “SDG'nin iç savaşın kaosu içinde sahip olduğu kısmi özerklikten çok daha fazlası” olarak da tanımladı.

Başkan Donald Trump da kendine özgü üslubuyla yeni ABD politikasına doğrudan değinerek, Kürtleri sevdiğini ve koruduğunu ve şimdi Suriye hükümetiyle güvenlik konularında birlikte çalıştığını söyledi.

ABD Merkez Komutanlığı'nın, Şara ile koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından son derece etkili çok taraflı diplomatik çabaların yürütüldüğünü gösteriyor.

dsvfgbhy
: 10 Mart'ta Şam'da mutabakatı imzalayan Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

SDG’nin birçok yanlış hesap yaptığına; en önemlisi kendi gücünü abarttığına ve Suriye ordusunun gücünü hafife aldığına şüphe yok. 10 Mart mutabakatının uygulanması konusunda Şam ile yapılan müzakerelerdeki sert tutumları ve sahadaki pervasız eylemleri, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere herkesi hayal kırıklığına uğrattı. Belki en ciddi hatalarından biri de Türkiye'nin endişelerini ve taleplerini görmezden gelmesiydi.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) saflarında görüş ayrılıkları da ortaya çıktı; Mazlum Abdi daha pragmatik, uzlaşmaya açık ve ABD'yi dinlemeye daha meyilli gibi görünüyor.

Bu arada, Kandil Dağı'ndaki PKK kadrolarının etkisi altındaki gruplar ise mücadeleye devam etme yönünde sert bir tutum benimsedi. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan, Suriye'deki olayları Türkiye'deki barış sürecini baltalama girişimi olarak nitelendirerek, Kandil'in talimatlarını görmezden geldiğini söyledi.

SDG’nin, özellikle kendi gücünü abartarak ve Suriye ordusunun gücünü hafife alarak birçok yanlış hesap yaptığına kuşku yok

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin haftalık toplantısında yaptığı konuşmada, mücadelenin Kürtlere karşı değil, PKK'ya karşı olduğunu vurguladı.

Kürt dünyasının en saygın lideri Mesud Barzani'nin şu sözleri ise en şaşırtıcı açıklama oldu: “PKK, Kürtler için bir yük haline geldi.”

Türkiye'nin öncelikli amacı, PKK'yı kendi sınırları içinde, Suriye'de ve her yerde ortadan kaldırmaktır. Türkiye'deki Kürtlerle devam eden müzakerelerde bulunan Türkler, Suriye'deki gelişmelerin bu süreci rayından çıkarmasından veya olumsuz bir emsal teşkil etmesinden endişe duyuyorlar.

Son iki veya üç haftada üzerinde anlaşmaya varılan veya tek taraflı olarak yayınlanan belgelerin çoğu, uygulama sırasında yoruma açık olabilecek son derece hassas maddeler ve konular içeriyor. Örneğin, entegrasyon anlaşmasının 4. maddesi “Kürt bölgelerinin özel statüsünün dikkate alınması”ndan bahsediyor.

cdfrgt
SDG’nin kadın savaşçıları, Suriye'nin doğusundaki Deyrizor şehrinde bulunan el-Ömer petrol sahasında düzenlenen askerî geçit töreninde, 23 Mart 2021 (AFP)

Bu sebeple, Suriye hükümetinin, geçen hafta Suriye Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan 13 numaralı Kararnamede belirtildiği gibi, Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarını kullanmalarına olanak tanıyan bir düzenleme oluşturması gerekecek. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre mevcut koşullar altında nasıl bir formüle ulaşılabileceği henüz belli değil. Zira en büyük Kürt nüfusuna sahip Haseke şehrinde bile Kürtler toplam nüfusun sadece yaklaşık yüzde 30'unu oluşturuyor.

Bir diğer önemli sınav ise Dürzi ve Alevilerin Kürtlerle yapılan anlaşmaya vereceği tepkidir. Kürtlere tanınan ayrıcalıkların kendilerine de tanınmasını talep etmeleri muhtemel görünüyor. Ayrıca, bu ayrıcalıkların yeni anayasaya nasıl dahil edileceği de ele alınması gereken kritik bir konu.

Önemli gerilemelere ve yenilgilere rağmen, SDG'nin hâlâ var olduğunu ve tamamen ortadan kaybolmadığını belirtmekte fayda var.

Washington, bu aşamada DEAŞ'a karşı mücadelede müttefik olarak Suriye’nin ve Erdoğan ile ortaklığın yanında yer alsa da SDG'yi gelecekte olası kullanımlar için yedek bir güç olarak muhafaza etmeye istekli olmaya devam edecektir.

Suriye Kürtlerine özel haklar tanıyan ve SDG birliklerini -entegrasyonun bireysel bazda olacağı belirtilse de- Suriye ordusuna entegre eden bir anlaşmanın imzalanmasına arabuluculuk yapmak, mevcut yapıyı meşrulaştırmak ve geliştirmek, dolayısıyla onu korumak olarak görülebilir.

İşler sorunsuz ilerlerse, barış hâkim olacak ve Suriye hükümeti dikkatini ülkeyi yeniden inşa etmeye, geçiş döneminde ilerlemesini sağlayacak bir siyasi sistem kurmaya ve çok ihtiyaç duyulan yabancı yatırımı çekmeye odaklayabilecektir.

Bunun alternatifi ise karanlık gölgesi tüm tarafların üzerine düşecek daha fazla acı ve yıkımdır.


Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
TT

Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)

Irak parlamentosu, cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılması planlanan oturumu erteledi. Bu karar, Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi’nin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (KYB) gelen ‘oturumun ertelenmesine’ yönelik talebi almasının ardından alındı.

Temsilciler Meclisi Başkanlığı Basın Ofisi, Irak resmi haber ajansı INA’ya yaptığı açıklamada, Halbusi’nin 27 Ocak Salı günü gerçekleşmesi planlanan ve cumhurbaşkanının seçilmesi için düzenlenen oturumun ertelenmesi talebini aldığını bildirdi. Açıklamada, erteleme talebinin iki parti arasında daha fazla görüşme ve anlaşma sağlanması amacıyla yapıldığı ifade edildi.

Cumhurbaşkanlığı için aday olan 19 kişi, Irak Anayasası’na uygun şekilde adaylık şartlarını yerine getirdikten sonra hem Irak Temsilciler Meclisi hem de Federal Yüksek Mahkeme’den onay aldı.

Adaylar arasındaki yarış, özellikle iki isim üzerinde yoğunlaşıyor: KDP adayı Fuad Hüseyin ve KYB adayı Nizar Amidi.

Diğer yandan Şii Koordinasyon Çerçevesi dün KDP ve KYB heyetlerini ayrı ayrı toplantıya çağırdı. Toplantının amacı, heyetlerin görüşlerini tartışmak ve cumhurbaşkanlığı seçimini anayasal süresi içinde gerçekleştirecek bir anlaşmaya varılmasını sağlamaktı; böylece anayasal takvim ve ulusal yükümlülükler de korunacaktı.

Iraklı siyasi kaynaklara göre, KDP lideri Mesud Barzani ve KYB lideri Bafel Talabani’nin, Kürt bileşeni için yüksek makamların dağıtımı mekanizmasına uygun olarak tek bir uzlaşı adayı belirleme konusunda anlaşamadıkları bildirildi. Bu nedenle her iki partinin adayı, doğrudan oylama yoluyla parlamentoda birbirleriyle yarışacak.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, tüm Kürt partileri ve parlamentodaki bloklar arasında bir uzlaşı sağlanamaması nedeniyle cumhurbaşkanlığı adayının seçimi sürecinin birçok engelle karşılaşacağını belirtti. Diğer bir zorluk ise parlamentodaki diğer blokların hangi adayı destekleyecekleri konusunda kararsız olması. Bu durum, özellikle toplam 329 milletvekilinin üçte ikisinin sağlanması gereken parlamentoda oturum açılması gerektiğinden, seçim sürecinin uzamasına yol açabilir.


Financial Times: İsrail, ABD ile yeni bir güvenlik anlaşması imzalamak istiyor

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
TT

Financial Times: İsrail, ABD ile yeni bir güvenlik anlaşması imzalamak istiyor

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)

Financial Times bugün yayımladığı haberde, İsrail’in ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle yeni bir 10 yıllık güvenlik anlaşması görüşmelerine hazırlanmakta olduğunu bildirdi. Amaç, İsrail’in milyarlarca dolarlık nakit yardımlar olmadan da Amerikan askeri desteğini sürdürmesini sağlamak olarak aktarılıyor.

İsrail Savunma Bakanlığı’nda mali danışman olarak görev yaparken istifa eden Gil Pinhas Financial Times’a verdiği demeçte, önümüzdeki haftalarda yapılması beklenen görüşmelerde İsrail’in nakit yardımlar yerine ortak savunma projelerini önceliklendirmeyi planladığını belirtti. Pinhas, “Bu bağlamda ortaklık, sadece finansman meselesinden daha önemli… Parayla ölçülemeyecek birçok husus var. Konuya daha geniş bir bakış açısıyla yaklaşılmalı” dedi.

Pinhas, İsrail’in Amerikan silahlarını satın almak için kullanabileceği yıllık yaklaşık 3,3 milyar dolarlık doğrudan mali desteğin ‘müzakere edilebilecek ve kademeli olarak azaltılabilecek bir unsur’ olduğunu ifade etti. ABD ve İsrail hükümetleri, 2016 yılında imzalanan 10 yıllık bir mutabakat zaptıyla 38 milyar dolarlık askeri yardım taahhüdünde bulunmuştu; bunun 33 milyar doları askeri teçhizat alımı için hibe, 5 milyar doları ise füze savunma sistemleri için ayrılmıştı. Bu anlaşmanın süresi Eylül 2028’de sona eriyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, iki hafta önce Reuters’a yaptığı açıklamada, önümüzdeki on yıl içinde İsrail’in Amerikan askeri yardımlarına olan bağımlılığını ‘kademeli olarak azaltmayı’ umduğunu söylemişti. Netanyahu, ülkesinin yabancı askeri yardımlara bağımlı olmaması gerektiğini vurgularken, tam bağımsızlık için net bir takvim açıklamadı.

Economist dergisine verdiği bir röportajda ise Netanyahu, “Önümüzdeki on yıl içinde askeri yardımları kademeli olarak azaltmak istiyorum” dedi ve söz konusu azaltımın sıfıra inip inmeyeceği sorusuna “Evet” yanıtını verdi.

gtyh
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)

Netanyahu, ABD’ye yaptığı son ziyarette Başkan Donald Trump’a İsrail’in “Washington’un yıllar boyunca sağladığı askeri yardımları büyük ölçüde takdir ettiğini, ancak artık güçlü bir ülke haline geldiğini ve olağanüstü yetenekler geliştirdiğini” söylediğini açıkladı.

Geçtiğimiz aralık ayında Netanyahu, İsrail’in diğer ülkelere bağımlılığı azaltmak amacıyla bağımsız bir silah endüstrisi geliştirmek için 350 milyar şekel (110 milyar dolar) harcayacağını duyurmuştu.