Eski Libya Dışişleri Bakanı, siyasetçi ve yazar Abdurrahman Şalkam, Muammer Kaddafi döneminde Devrimci Komuta Konseyi basın danışmanlığından uzun süre sürdürdüğü Libya’nın Roma Büyükelçiliği’ne ve ardından dışişleri bakanlığından, Kaddafi rejiminin devrilmesinden önceki dönemde Libya’nın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilciliği’ne kadar birçok önemli görevde bulunmuş bir isim.
Libya’da rejim karşıtı protesto gösterileri başlayana kadar Muammer Kaddafi’ye en yakın isimlerden biri olmaya ve onu savunmaya devam eden Şalkam, protesto gösterilerinin güç kullanılarak bastırılmasına karşı olduğunu duyurduğu açıklamasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Libya’ya yaptırım uygulanmasını öngören 1970 sayılı kararını destekleyerek, kararın Trablus'taki ‘faşist rejimi’ sona erdirmeye yardımcı olacağı değerlendirmesinde bulunmuştu. Abdurrahman Şalkam, Daru’l-Fercani Yayınevi tarafından ‘Senevati: Muzekkirat’ (Yıllarım: Anılar) adıyla çıkarılan, anılarını kaleme aldığı kitabından olan bu alıntılarla, Kaddafi'ye olan yakınlığının ve tanışıklığının başlangıcından itibaren geçtiği aşamaları okuyucusuyla paylaştı. Libya’nın eski liderine olan hayranlığını gizlemeyen Şalkam, anı kitabında Kaddafi'yi en çok etkilediğini söylediği iki olaya değindi. Şalkam’ın aktardığına göre bunlardan birincisi, 1988 yılında ABD merkezli Pan Am Havayolları'na ait bir yolcu uçağının içindeki bombanın patlatılması sonucunda İskoçya'nın güneyindeki Lockerbie kasabasına düşmesiydi. ABD, bu olayın ardından misilleme olarak başkent Trablus ve ülkenin en büyük şehirlerinden biri olan Bingazi’ye hava saldırıları düzenledi. İkincisi ise ABD’nin Irak’ı işgaliydi. Şalkam, Kaddafi’nin ABD’nin Irak’ı işgalinin diğer Arap ülkelerindeki rejimleri etkileyecek ve onları değiştirecek sonuçlar doğurmasından duyduğu korkuyu dile getirdiğini anılarında aktardı. Şalkam’ın, Kaddafi hakkındaki anekdotları arasında Kaddafi’nin Irak'ın değil, kendi kişisel şanıyla ilgilendiğini söylediği Irak’ın eski lideri Saddam Hüseyin hakkındaki görüşlerine de yer verdi.

İşte Şarku’l Avsat olarak Şalkam’ın anılarını kaleme aldığı kitabından seçtiğimiz bazı bölümler:
“Muammer Kaddafi’nin karakterini siyasi ya da ideolojik bir dille eleştirebilirsiniz ama onun birinci sınıf bir okuyucu olduğunu kimse inkâr edemez. Okuduğunu araştıran ve kitaplarını özenle seçen bilgin biriydi. Genç yaşlarında, dikkatli bir şekilde Machiavelli'nin ‘Prens’i, Hitler'in ‘Kavgam’ı, Çin'in eski lideri Mao Zedung'un ‘Küçük Kırmızı Kitap’ı ve İbni Haldun’un ‘Mukaddime’si gibi eserlerin yanı sıra eski ve modern tarih üzerine kitaplar her zaman başucundaydı. Ancak kaleme aldığı ‘Yeşil Kitap’ta bu kitaplardan doğrudan alıntı yapmamış ve yazılı olarak kimseden yardım istememiş olması dikkat çekici. Fikirlerinin yer aldığı bir kitap yazma düşüncesiyle yola çıkan Kaddafi, yaşadığı olayların ortasında Yeşil Kitap adlı, ‘Demokrasi’, ‘Ekonomi’ ve ‘Evrensel Üçüncü Teorinin Sosyal Temeli’ başlıklı üç bölümden oluşan bir kitap kaleme aldı. Mühendis İbrahim Ali, 1982 yılında Albay’ın (Muammer Kaddafi) çok büyük ve kaliteli bir kütüphane kurmak istediği haberini iletti ve kitap seçiminde onlara yardım etmemi istedi. Bunun üzerine Mühendis İbrahim Ali ile görüştüm ve Albay’ın tam olarak görmek istediği konularla ilgili ondan bilgi aldım. İbrahim Ali’ye ‘Tüm kitapları okumaya vakti olduğunu sanmıyorum. Özellikle sosyal, politik, dini, felsefi ve ekonomik olmak üzere modern konuları işleyen kitapları seçmek iyi olur. Tarihi ne kadar sevdiğini biliyoruz bu yüzden tarih kitaplarını ihmal etmemeliyiz’ dedim. Ardından modern Arapçayla kaleme alınan yayınların indekslerini toplamaya başladım. Bu indekslerden çeşitli konularda çok sayıda başlık seçerek onları Mühendis İbrahim'e gönderim. Bana teşekkür etti ve gerekli kitapları getirmeleri için ilgili makamlarla iletişime geçti.
Kütüphane, Albay'ın uzun zamanlar geçirdiği, en sevdiği yerlerden biri oldu. Burada misafirlerini kabul ediyor, toplantılar yapıyor ve bazı kitapları okumak için zaman ayırıyordu. Birkaç kez Arapça kitaplardan ve Arap yazarlardan konuştuğumuzu hatırlıyorum. Özellikle ‘Kavramlar’ başlıklı kitap serisinin yazarı Faslı profesör Abdallah el-Aravi, Tunuslu düşünür Abdulmecid eş-Şerifi, Iraklı düşünür Ali el-Werdi ve diğer birçok isim hakkında konuştuk. Sanırım Albay’ın kültürel kaygıları vardı. Modern Arapça ve yabancı dillerde kaleme alınan entelektüel yayınları okumaya ve incelemeye meraklıydı. Ancak, siyasetin sancıları ve yurt içindeki ve yurt dışındaki krizler, çoğu zaman okumaya zaman ayırmasına mâni oldu. Entelektüel Muammer Kaddafi, öyle çok fazla devrimci ve siyasetçi bir karakter değildi. Konuşmalarında ve entelektüel tartışmalarda son derece demokratik ve fikirlere açık, daha önce duymadığı bir bilgiden bahsedildiğinde bunları dinlemeye hevesliydi ve günlüklerinde bunlara yer verirdi. Ne zaman beni siyasi bir mesele için çağırsa çoğunda onun öfkeli ve tedirgin olduğunu görürdüm ama entelektüel ya da edebi bir konuda konuştuğumuzda özellikle şiir ve felsefeden bahis açıldığında sakin, hoş sohbet, iyi bir dinleyici ve hatta birçok durumda sorgulayan bir insana dönüşürdü.”

Kaddafi, Saddam ve Irak'ın işgali
“ABD’nin Irak’ı işgalinden ve Saddam’ın ve onun Baas rejiminin düşmesinden sonra, Albay'ın karmaşık duygulara ve endişeye kapıldı. Saddam ve rejimi için üzülmüyordu. Daha çok aklına “Tüm bunlar ABD’nin Irak’ı işgali olarak mı kalacak yoksa sıçrayıp silah zoruyla diğer ülkelerde de rejim değişikliği politikasına mı kapıyı aralayacak?” sorusu takılıyordu. Albay, 2008 yılında Şam'da düzenlenen Arap Liderleri Zirvesi’nde yaptığı konuşmada şunları söyledi: ABD’liler Irak'ı işgal edip Saddam'ı astılar. Hiçbirimiz sesimizi çıkarmadık. Sıra bize geliyor. Hepinizi, hepimizi sırayla indirecekler.
Irak'taki olaylar sırasında Albay'la bir araya geldiğimde elini yanağına koyarak, Arap olan ve olmayan ülkelerde olanlar ve neler yapabileceğimizle ilgili birçok soru sordu ve şunları söyledi:
‘Saddam Irak için çalışmaktansa ülkesinin zenginliklerini kendi şanı için kullandı. Kürtlerle ve İran'la amaçsızca savaştı. Kuveyt'i işgali yüzlerce Iraklının hayatına mal oldu. Irak'ın zenginliklerini boşa harcadı. Yaşananlardan dolayı kimseyle siyasi çatışmaya girmemize gerek yok. Saddam kendi pervasızca davranışlarının bedelini ödedi.’
Bu olay onu çok etkilemişti. Bu yüzden politikalarını ve direktiflerini gözden geçirmeye başladı. Bir gün ‘Bizi ABD ile uzun yıllar böyle şiddetli bir çatışmaya girmeye iten şeyin ne olduğunu bilmiyorum’ dedi. İlk kez, geçmişin duvarlarına çarparak yankılanan ve ABD ile uzun yıllar süren düşmanlığın yanı sıra sözlü, siyasi ve askeri gerginliklerin sonucunda oluşan bir göle kocaman bir taş atan böyle bir cümlenin ağzından çıktığını duydum. Elbette bildiğim yanıtı söylemedim. ABD’de gerek Cumhuriyetçilerden gerek Demokratlardan farklı farklı başkanların göreve gelmesine rağmen onu ABD ile düşman olmaya iten nedeni herkesten daha iyi biliyordu.
Kitle imha silahları mücadelesi
Takvimler 19 Aralık 2003 tarihini gösterdiğinde hayatımın en uzun günlerinden birini yaşıyordum. Sürprizlerle ve şiddetli gerginliklerle dolu bir savaşın ya da bir yolculuğun son günüydü. Libya ile ABD ve İngiltere arasındaki ilişkilerin tamamen normalleşmesi konusunda bu iki ülke arasında uzun süredir devam eden bir tartışma vardı. Başta Lockerbie Faciası dosyası olmak üzere çeşitli dosyalarda ilerlemeler kaydedilmesinden sonra ABD’lilerin ve İngilizlerin her toplantıda ve her temasta birinci gündem maddesi olduğunu söyledikleri Libya'nın kitle imha silahları meselesi ortaya çıktı. Libyalı yetkililer olarak aramızda nasıl bir tutum sergileyeceğimize dair uzun toplantılar yaptıktan sonra eski Dışişleri Bakanı Abdulati El-Ubeydi ve Muhammed Bilkasim ez-Zevi ile birlikte Albay’la görüştük. Kendisine ABD’li ve İngiliz taraflarla olan son gelişmeleri aktardık. Ona Albay'ın Libya devlet televizyonunda canlı yayına çıkması ve Libya'nın tüm nükleer ve kimyasal programlarının yanı sıra uzun menzilli füzelerinden vazgeçtiğini duyurması, bunun ardından dönemin ABD Başkanı George Bush Jr. ve İngiltere Başbakanı Tony Blair'in çıkıp bu açıklamadan duydukları memnuniyeti dile getireceklerine ilişkin öneriyi bildirdik. Fakat bunu yapmayı şiddetle reddederek, bunun bir komplo olduğunu ve amaçlarının, bize karşı doğrudan askeri harekat başlatabilmeleri için kitle imha silahlarına sahip olduğumuzu resmen kabul etmemizi sağlamak olduğunu söyledi. Albay, kabul etmemekte ABD’liler ve İngilizler önerilerinde ısrar ettiler. Bizden bir yanıt alma beklentisiyle bizimle iletişimi kesmediler, fakat Albay geri adım atmadı.
18 Aralık'ta Albay’ın yanına gittiğimde Bab el-Aziziye'daki evindeydi. Her iki tarafla yaptığımız görüşmelere ilişkin son gelişmeleri kendisine aktardım. Bana öfke dolu bir tonda ‘Dışarı çıkmayacağım, konuşmayacağım ve ne olursa olsun’ yanıtını verdi. Beni bırakıp yemek salonuna geçti. Ben de peşinden gittim. Merasim Müdürü Nuri el-Mismari'ye ‘Onu benden uzak tut, onunla konuşmayacağım’ dedi. Fakat geriye dönüp bana, ‘Benle birlikte iki başkan da video kaydı yapsın. Anlaştığımız şekilde sırayla televizyonda yayınlansın’ ifadelerini kullandı.
19 Aralık'ta Ubeydi ve Zevi ile ofisimde bir araya geldim. Görüşmeye dönemin Dış Güvenlik Teşkilatı Başkanı Musa Kusa da katıldı. ABD’li ve İngiliz taraflarla temas kurduk. Onlara Albay'ın önerisini bildirdik, fakat bu kez onlar bu öneriyi şiddetle reddettiler. Ubeydi ve Zevi, Albay'ın bulunduğu el-Murabat bölgesine hareket ettiler. Ben de Musa Kusa ile Dışişleri Bakanlığı'ndaki ofisimde ABD’liler ve İngilizlerle iletişim halinde kalmaya devam ettim. Saatler hızla geçiyordu. Yorgun ve stresliydik. Sanki kapalı bir kapının önünde bekliyormuşuz gibi geliyordu. Albay, sık sık beni arayıp ABD’lilerle ve İngilizlerle yaptığımız son konuşmaları soruyordu. Akşam saat 19.00 sularında ABD’liler haberin medyaya sızmaya başladığını ve bu durumun tüm planı mahvedeceğini söylediler. Uzun bir tartışmadan sonra Albay ‘Onlara un, su ve ateşimiz olduğunu, ama bunlardan ekmek yapmadığımızı söyle’ dedi. Onar Şair Ebu Nevvas’ın şarap yapmaya hazırlanırken tutuklandığında söylediklerini tekrarlayarak şaka yollu bir cevap verdim. Şair Ebu Nevvas’a ‘İçki içtiğin için seni cezalandıracağız’ dediler. Şairse onlara, ‘İçki yapımında kullanılan malzemeleri taşıyorum, ama içki yapmadım. Hepiniz sahip olduklarınızla zina yapabilirsiniz, ama zina yapmadınız. O zaman size de zina cezası uygulansın’ yanıtını verdi. Albay gülerek, ‘Bu konuşmayı İngilizceye çevir ve onlara gönder’ dedi. O sırada Musa Kusa utanarak ofisten çıktı. Bir açıklama taslağı hazırladık. Ancak Albay’ın taslakla ilgili bazı mülahazaları oldu. Yapılan düzeltmelerin ardından basın toplantısı düzenleyerek açıklamayı yaptım. Albay tarafından takdir edildim. Açıklamanın hemen ardından önce İngiltere Başbakanı Tony Blair, sonra ABD Başkanı George Bush, bekledikleri açıklamadan duydukları memnuniyeti dile getirdiler.
Açıklamayı yaptıktan sonra Albay, Cemahiriye Haber Ajansı'na (Jana) basın toplantısında yaptığım açıklamayı onayladığını açıkça ifade ettiği bir demeç verdi. İngiltere Başbakanı Blair, Albay'ın demecine ilişkin memnuniyetini ifade etti. Ardından ABD Başkanı Bush da aynı şeyi yaptı. Bunun üzerine Albay beni arayarak büyük bir sevinçle ‘Tebrikler, başardınız. Vallahi Blair'in ve Bush'un hemen çıkıp açıklamamızdan memnuniyet duyduklarını ifade edeceklerini düşünmemiştim’ dedi.
Libya’nın nükleer bomba projesi
Albay Muammer Kaddafi, iki olayla sarsıldı. Bu olayların her biri diğerinden farklı bir yöne itti. Bunlardan biri ABD’nin 1986 yılında Trablus’a ve Bingazi'ye düzenlediği ve bizzat Albay’ı hedef alan hava saldırılarıydı. Diğeri ise ABD’nin Irak'ı işgaliydi. İlk olay sırasında Libya’nın Roma Büyükelçisi’ydim. O sarsıntının yansımalarına yakından şahit olmasam da ABD’nin hava saldırılarına karşı dizginleyemediğim duygu kasırgalarıyla gelişmeleri takip ettim. Elbette ABD’nin düşmana karşılık verebileceğinin bir göstergesi olarak bunun olması için bekleniyordu. Hava saldırılarının düzenlendiği günün sabahı Libya sokaklarında, bazı Devrim Muhafızları unsurlarının rejimin düşeceği beklentisiyle kayıtları yaktıkları, bazılarının da Trablus’u terk edip köylerine geri döndükleri haberleri yayıldı. Albay, kontrolü yeniden sağladıktan sonra, ülkenin savunma sistemini yenilemek için yapılacakları düşünmeye başladı.
Albay, yakın çevresindeki birkaç kişiyle, caydırıcı bir silah olan nükleer bombayı üretmek için pratik olarak harekete geçilmesi gerektiğinden söz etti. Mühendisliği ve bilimi bir araya getiren ve Albay ile yıllarca yakın iş birliği içinde çalışan önemli isimler, bu yaklaşımla ilgili haklı çekincelerini dile getirdiler. Çünkü bir yandan bu işlemler yapılırken diğer yandan silahlı bir saldırıyı tetikleyebileceğine inanıyorlardı. Diğerleri ise bu konuda oldukça hevesliydiler ve nükleer silah edinme fikrini desteklediler.
Bu konu üzerinde yıllarca düşünülmeye devam edildi. Ardından 1990’lı yılların ikinci yarısında projenin uygulanmasına pratik olarak devam edilmesine karar verildi. Önce, başta Pakistan'ın nükleer programının kilit ismi olarak bilinen Pakistanlı Abdulkadir Han olmak üzere, bu alanda parayla çalıştıkları bilinen bilim insanlarının yanı sıra Avrupa ve Asya'dan diğer bilim insanlarıyla temasa geçildi. Küresel pazarlar bu alanda hizmet veren bilim insanlarıyla dolup taşıyordu.
Proje, Libya’nın ilk tarımsal kalkınma projelerinde rol oynayan, Albay’a ülke genelinde yaptığı birçok gezide eşlik eden ve başbakanlık görevini üstlenen Mühendis Abdulmecid el-Kud tarafından üstlenildi. Projenin Mühendis Abdulmecid el-Kud’a verilmesinin birçok nedeni vardı. Bunların başında Albay’ın nükleer bomba yapma konusunda niyetinin ciddi oluşu geliyordu. Kud ise zor görevlerin altından kalkan biriydi. İkinci neden, nükleer silah yapma projesinin Albay'ın şahsi projesi olması ve Kud’a bu konuda tamamen güvenmesiydi. Peki Albay, bir endüstri mühendisi olan ve iki kez sanayi bakanlığı, bir kez de başbakanlık görevini üstlenen aynı zamanda şahsi ofisini yöneten Mühendis Cadallah Azzuz et-Talhi'ye neden projeyi emanet etmedi?
Bir gün Talhi ile ofisinde otururken Albay, onu telefonla aradı ve ondan bir tank fabrikası kurmaya başlamasını istedi. İzin alıp ofisten çıkmanın daha iyi olacağını düşündüm. Tam çıkmak üzereydim ki bana kalmamı işaret etti. Talhi, projenin bilimsel ve endüstriyel gereklilikleri ile kalite ve pazarlamanın önemi hakkında Albay ile uzun uzadıya konuştu. Konuşmaları bittikten sonra genel olarak sanayinin özelde ise ordunun yerlileşmesinin temel şartlarına değinen Talhi, birçok ülkenin bu alandaki deneyimlerinden ve yapılanlar arasında başarılı ve başarısız olunanlardan bahsetti.
Nükleer silah edinmeye çalışmamızın sebebi neydi? Hiç kimse topraklarımızı işgal etmeye teşebbüse kalkışmamış ve güvenliğimizi tehdit etmemişti. Bize saldırıp ülkemizi işgal etmeyi planlayan hiçbir düşmanımız da yoktu. İsrail'in Mısır’la barış anlaşması imzalamasından sonra Arap-İsrail anlaşmazlığının çözümü için askeri seçenek ihtimali sona ermişti. Filistinlilerle İsrailliler arasında imzalanan Oslo Anlaşmasıyla bu bir kez daha teyit edildi. Libya, İsrail'e tek başına ya da Mısır olmadan diğer Arap ülkeleriyle birlikte kafa tutabilir miydi? Libya'nın nükleer bomba elde etme amacı, Filistin’in nehirden denize tamamının özgürleştirilmesi için bir silah olarak kullanmak mıydı?”








