İsrail hükümeti, Arap toplumunda giderek artan cinayetleri neden engellemiyor?

Cinayetler, İsrail’deki Arap toplumunu yok ediyor

İsrail hükümeti, Arap toplumunda giderek artan cinayetleri neden engellemiyor?
TT

İsrail hükümeti, Arap toplumunda giderek artan cinayetleri neden engellemiyor?

İsrail hükümeti, Arap toplumunda giderek artan cinayetleri neden engellemiyor?

İsrail’deki Arap toplumunda yaşanan cinayetler korku yaratmaya devam ediyor.

Yaklaşık beş yıl önce başlayan bu olaylara güvenlik ve yargının son verme konusundaki başarısızlığı nedeniyle bu yıl cinayetler doruğa ulaştı ve daha da yükseleceği öngörülüyor.

2023 başından bu yana yaşanan silahlı saldırılarda 159 kişi hayatını kaybederken, bine yakın kişi de yaralandı.

Bu, 1,8 milyon İsrail vatandaşı olan Arapların tarihindeki rekor cinayet sayısı olarak kabul ediliyor.

1948’de yaşanan Nakba’ya rağmen vatanında dimdik ayakta kalan Filistinliler, tıpta, ekonomide, bilimde ve kalkınmada büyük başarılar elde etti.

Ancak, Şarku’l Avsat’ın kapsamlı bir şekilde yaptığı incelemeye göre, ciddi bir iç felakete maruz kaldılar.

İsrail’deki Arap aileler, bu cinayetlerin aşırı yayılması nedeniyle sürekli bir gerilim ve endişe içinde yaşıyor.

HV
Protestolarda aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’i Arap toplumundaki suçları ihmal etmekle suçlayan pankart (Al-Masirah Girişimi)

Söz konusu cinayetler, Arapların yaşadığı her şehir ve kasabayı kapsıyor.

Çoğu suç örgütleri tarafından öldürülen ve yaralananların yaklaşık yüzde 90’ı genç erkeklerden oluşuyor ve aralarında çocuklar da bulunuyor.

Polis verilerine göre, bu tür 11 örgüt var ve aralarında bir çete savaşı yaşanıyor. Aralarındaki çatışmalarda pek çok masum da kurban düşüyor.

Örnek vermek gerekirse, Nasıra’da bir çete lideri hedef alındığında, yanında olan iki yaşındaki oğlu da öldürüldü.

Üç yıl önce bir fırına ateş açtıklarında, torunuyla birlikte ekmek almaya gelen sanatçı Tevfik Zahr da öldürüldü.

Kafr Kanna kasabasında hedef aldıkları bir kişiyi ayaklarından vurdular, genç eşini de kendisi ve iki çocuğunun gözü önünde öldürdüler.

Ebu Sinan’da ise bir belediye başkan adayının da aralarında bulunduğu 4 kişinin öldüğü bir katliam yaşandı.

Haraç almak için yaptıkları silahlı saldırı olaylarında, “Para ödemek istemezsen, canınla ödersin” diyorlar.

Kadınların ‘namus temizleme’ gerekçesiyle eşleri ya da akrabaları tarafından öldürüldüğü olaylar da yaşanıyor.

Namus temizlemek için öldürme kararı almak için, muhafazakar bir aileden ve kapalı bir köyden olan genç bir kızın üniversite okumaya karar vermesi ve üniversite yurdunda yatması yeterli oluyor.

Bir de intikam amacıyla, aile kavgaları çerçevesinde işlenen cinayetler var.

HVU
Arap toplumunu hedef alan şiddet suçlarını kınamak için 2021 sonlarında İsrail’in kuzeyinde düzenlenen bir gösteri (AFP)

Tel Aviv’e kadar ulaşan tüm halk hareketleri ve gösteriler, İsrail’deki Arapları rahatsız eden bu şiddete son vermedi.

Arap toplumunun yaşadığı bu acıyı Yahudi toplumuna hissettirme, Başbakan Binyamin Netanyahu hükümeti üzerindeki baskıyı artırma ve böylece polisi harekete geçirerek görevini yerine getirmesi yönündeki adımlar başarılı olmadı.

HFY
Tel Aviv’deki Arap toplumunda şiddet içeren suçları kınayan sembolik tabutlar (AFP)

Negev’deki Ajek örgütünün Genel Müdürü Süleyman El-Amur’a göre, İsrail’deki Arap yaşananların dünyada eşi benzeri yok.

Amur konuya ilişkin açıklamasında şunları söyledi;

Sınırların ötesinde hassas operasyonlar yürüten, tehlikeli güvenlik servislerine sahip güçlü bir ülke var ama burunlarının dibindeki cinayetleri çözemiyor. Yaklaşık iki milyonluk bir toplumu suç örgütlerine karşı savunmasız bırakıyor. İnsanlar evinden güvenli bir şekilde çıkamıyor ve evinin bahçesinde bile öldürülüyor. Bu ihmale son verilmeli, haraç toplama, kanlı hesaplaşma ve diğer şiddet ve suç tezahürlerine son verilmelidir.

Arap toplumundaki siyasi liderler, bunun planlı bir hükümet komplosu olduğuna inanıyor.

İçlerinden biri acı ve kaygıyla şunları söyledi;

İsrailli yetkililer, 75 yıldır bizi oduncu veya su taşıyıcısı yapmaya çalışıyor. Eğitim sistemini vurdular, ulusal kültürle savaştılar ama başaramadılar. Mahmud Derviş, Semih Kasım, Tevfik Ziyad, Salem Cibran ve Emile Habibi gibi büyük Filistinli şairler ve yazarlar bizimle birlikte büyüdü. Bizi Müslümanlar, Hristiyanlar ve Dürziler arasındaki mezhepsel çizgilerle ayırmaya çalıştı ama başaramadılar ve kardeşlik ruhu galip geldi. Siyasi olarak bizi bölmeye çalıştılar ve saflarımıza yüksek vatanseverliğe saldıracak ajanlar yerleştirdiler ve bunda da başarısız oldular. Onlarca yıldır ulusal partiler kurmamızı engelledikten sonra bizi partilerin içinde boğmaya karar verdiler. Saflarımızı parçalamak için milliyetçi ve İslami partilerin yükselişine izin verdiler ama başarısız oldular. Ancak şimdi saflarımız arasında suç yayıyorlar ve bunda başarılı oldular. Suç örgütlerini teşvik ediyor ve onlara, ‘tüm soruşturmaların İsrail ordusunun depolarından geldiğini gösterdiği’ silah ve teçhizat sağlıyorlar. Arapların birbirlerini öldürmelerine izin veriyorlar. Ben umutsuzum. Bu belayı aramıza nasıl soktular?

HTY
Mahmud Nassar, suçun nedenlerini anlatıyor (Şarku’l Avsat)

Katiller serbest

Arap Toplumunda Şiddet ve Suçla Mücadele Kampanyası Direktörü Mahmud Nassar ise şu açıklamayı yaptı;

Bu uzun vadeli bir plan değilse, polisin profesyonel düzeydeki çalışmalarında bir iflasın söz konusu olduğuna şüphe yoktur. Ancak Aynı polis gücü neden Yahudi cemaatindeki suçla mücadelede başarılı oluyor? Yahudi cemaatindeki cinayetlerin yüzde 75’ni neden hızla çözebiliyorsunuz da, Arap toplumunda yaşananların yüzde 15’ten fazlasını çözemiyorsunuz? Bizim bölgemizde cinayetlerin yüzde 85’ini işleyen ve ardından sokaklarda serbestçe dolaşan katiller var ve polis bunlara hesap sormuyor. Bizim insanlarımızı sokakta yürümekten ve fırından ekmek almaktan korkutan yaygın bir suç var.

Polisin ihmali

Şarku’l Avsat’a konuşan Polis Genel Müfettişi Jacob Shabtai de, polis teşkilatının Arap toplumunda şiddeti yayma planı olduğuna dair iddiaları reddetti.

Ancak Shabtai, polis personeli sayısındaki önemli eksiklik ve soruşturmalar sırasında Arap toplumunun polisle işbirliği yapmaması nedeniyle aksamalar olduğunu kabul etti.

Polis Genel Müfettişi, Arap toplumunda şiddet ve suçla mücadeleye yönelik bir planın teşkilata sunulduğunu ve kısıtlı kaynaklara rağmen bunu uygulamaya başladıklarını söyledi.

Shabtai, “Polis, Arap toplumunda suçla mücadele için son beş yılda binlerce eylem ve girişimde bulunmayı başardı. Bu operasyonlarda 141 Sa’ar tüfeği, 806 tabanca, 223 el yapımı silah, 50 av tüfeği, 254 el bombası, 101 yıkıcı silah ve 46 bin 280'’den fazla mühimmat ve teçhizat ele geçirildi” dedi.

Polis, 2022’de 67 ve 2023 başından bu yana 29 cinayetin engellendiğini bildirdi.

Ancak bu çabalar yetersiz olduğu için insanları ikna etmiyor ve onlara güvenlik sağlamıyor. Aynı zamanda suç örgütlerinin liderlerini de pek etkilemiyor.

Suçlular tehdit ediyor

Birkaç gün önce, sosyal medyada suç örgütü adına konuşan bir kişinin sesli mesajı yayımlandı.

Öldürülecek 160 kişinin listesi olduğunu söyleyen bu kişi, bazılarının isimlerini zikrederek, bunların arasında doktor, avukat ve mühendislerin de bulunduğunu belirtti.

Bu kişi, “Listede isimleri olanlar öldürülecek. Şin Bet (İsrail İç Güvenlik Birimi) ya da polis umurumuzda değil” dedi.

Bu mesajdan günler sonra, Nasıra Belediye Başkan Yardımcısı Muhammad Ouiasi’nin oğlu Mehran Ouiasi, Reineh kasabasında vurularak öldürüldü.

Mehran’ın kardeşi Rouad Mart ayında, Kuzeni Abdelkadir  ise bir hafta önce öldürüldü.

Sesli mesajın sahibi, ölenlerin bir kısmının masum olduğunu ve suç örgütleriyle hiçbir sorunlarının bulunmadığını ancak hedef alınan kişilerle akraba oldukları için ‘sırf onlara acı çektirmek’ amacıyla öldürüldüklerini söyledi.

Bu suç liderlerinin kullandığı yeni bir yöntem. Birisini arayıp haraç ödemesini talep ediyor ve reddedilince ‘ailenden en sevdiğini öldüreceğiz’ diyerek tehdit ediyorlar.

SCDFEVG
Knesset’in Arap üyesi Ahmed el-Tibi, Arap toplumunun ihmal edilmesine karşı düzenlenen protestoda (AFP)

Çete orduları

Her suç çetesinin, kolay kazanç peşinde koşan gençlerden oluşan bir ordusu var.

Bu korkunç durum bu ay siyasi bir nitelik kazanmaya başladı.

Belediye seçimlerinin eşiğindeyken, suç çeteleri belediyelere sızarak önemli bir nüfuz elde etti, proje tekliflerini kontrol etti ve bunlardan büyük karlar elde etti.

İki hafta önce Nasıra Belediye Başkanı adayı Musab Dukhan’ın evine ateş açıldı.

Birkaç gün önce Kafr Yasif Yerel Meclisi Başkan adayı Dr. Hilal Khoury vuruldu.

Yeni hükümet

Naftali Bennett ve Yair Lapid başkanlığındaki önceki hükümet, milletvekili Mansur Abbas başkanlığındaki İslami Hareket’in ana bileşeni olduğu Birleşik Arap Listesi’ni saflarına dahil etti.

Suçla mücadeleye yönelik bir plan hazırlandı ve bu amaçla Abbas başkanlığında bir parlamento komitesi kuruldu.

İç Güvenlik Bakan Yardımcısı, polis teşkilatındaki Soruşturma ve İstihbarat Bölümü’nün eski başkanı Yoav Segalovich’i planın uygulanması için görevlendirdi ve ona bakanlıklar arasında koordinasyon sağlaması için geniş yetkiler verdi. Bunun sonucunda suç oranını yüzde 16 oranında düşürmeyi başardılar.

Ancak yeni hükümetin İç Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir bu planı uygulamamaya karar verdi.

Ben-Gvir, başka bir plan uygulayacaklarını ve Arap toplumunun liderleriyle açık ve sürekli görüşmelerde bulunacağını, ‘terörü destekleyen liderlerle veya İsrail’in demokratik ve Yahudi bir devlet olduğunu kabul etmeyenlerle görüşmeyeceğini’ vurguladı.

Buna yanıt olarak, yerel Arap yetkililer onunla görüşmeyi reddetti.

Dolayısıyla, yeni hükümetin Ocak ayında çalışmaya başlamasından bu yana suç oranının iki katına çıktığını görmek şaşırtıcı değil.

2021’de 111 kişi, 2022 yılında ise 109 kişi öldürüldü. Ancak bu yılın ilk yedi ayında 159 kişi öldürüldü ve bu sayının yıl bitmeden hızla artacağı düşünülüyor.

Peki, hükümeti politikasını değiştirmeye ne sevk edebilir?

Görünüşe göre onu harekete geçirecek tek yol, suçun Arap toplumuyla sınırlı kalmayacağını, kaçınılmaz olarak Yahudi toplumuna da ulaşacağını idrak etmeleri.

Yahudi toplumunu da kapsayan cinayet oranı da 2022’de 35 iken, bu yıl 48 Yahudi öldürüldü. Ancak bu henüz hükümetin harekete geçmesi için yeterli değil.

Bir kısmı Yahudi toplumundaki organize suçlarla ortak çalışan Arap suç çeteleri, eylemlerini Yahudi kasabalarına doğru genişletmeye başladı.

Emekli General Yitzhak Barik, Arap suç çetelerini stratejik bir güvenlik tehdidi olarak görüyor.

Barik, sağcı bir haber sitesine verdiği röportajda şunları söyledi;

Suç örgütlerinin Arap toplumunda serbestçe faaliyet göstermesine izin vermek başlı başına bir suçtur. Bu örgütler terörün kaynağı olacaktır. Bugün İsrail’de Arapların elinde 400 bin silah bulunduğunu gösteren tahminler var. Mayıs 2021’de yürüttüğümüz Gazze savaşında Arapların Gazze ile dayanışma amacıyla Lod, Ramla, Yafa, Acre gibi birçok yerde silah kullanıldığı, Yahudilerin öldürüldüğü şiddetli gösterilere tanık olduk. Bir sonraki savaşta bu daha da genişleyecek. İsrail'’deki Araplar, Lübnan’daki Hizbullah) ve Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki Hamas ve İslami Cihad ve Fetih hareketi ile birlikte silahlı bir savaş cephesine dönüşecek.



Suriye Devlet Başkanı Şara Suudi Arabistan’da

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara (SPA)
TT

Suriye Devlet Başkanı Şara Suudi Arabistan’da

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara (SPA)

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş- Şara, Suudi Arabistan’a resmi bir ziyaret kapsamında Cidde’ye geldi. Şara’yı, Kral Abdülaziz Uluslararası Havalimanı’nda Mekke Bölgesi Emir Yardımcısı Prens Suud bin Mişal bin Abdülaziz karşıladı.

Suriye liderinin, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile görüşmesi bekleniyor.

Suriye resmi haber ajansı SANA, söz konusu görüşmede iki ülke arasındaki ikili ilişkilerin güçlendirilmesi ile ortak ilgi alanına giren konuların ele alınacağını bildirdi. Ziyaretin, Suriye Devlet Başkanı’nın Körfez turu kapsamında gerçekleştiği ifade edildi.


İsrail destekli çeteler, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde ve güneyinde güç gösterisi yaptı

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail destekli çetelerle yaşanan çatışmaların ardından Filistinliler, Gazze’deki silahlı gruplara mensup savaşçılarla birlikte, 20 Nisan 2026 (Reuters tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail destekli çetelerle yaşanan çatışmaların ardından Filistinliler, Gazze’deki silahlı gruplara mensup savaşçılarla birlikte, 20 Nisan 2026 (Reuters tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
TT

İsrail destekli çeteler, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde ve güneyinde güç gösterisi yaptı

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail destekli çetelerle yaşanan çatışmaların ardından Filistinliler, Gazze’deki silahlı gruplara mensup savaşçılarla birlikte, 20 Nisan 2026 (Reuters tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail destekli çetelerle yaşanan çatışmaların ardından Filistinliler, Gazze’deki silahlı gruplara mensup savaşçılarla birlikte, 20 Nisan 2026 (Reuters tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)

Gazze Şeridi’nin doğusunda ‘sarı hat’ olarak adlandırılan bölgenin gerisinde konuşlu silahlı çetelerin, dün eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirdiği ve Gazze Şeridi’nin güneyi ile kuzeyinde askeri ve lojistik kapasite gösterisi yaptığı bildirildi.

İsrail güçlerinin, geçtiğimiz ekim ayında ilan edilen ateşkes anlaşması kapsamında belirlenen sarı hattın doğusunda kalan Gazze topraklarının yaklaşık yüzde 55’ini kontrol ettiği, Gazze Şeridi’nin batısındaki bölgelerin ise Hamas kontrolünde olduğu biliniyor.

rbgbg
ABD Başkanı Donald Trump'ın planına göre Gazze Şeridi'nden çekilme aşamalarının haritası (Beyaz Saray)

Güney Gazze’de, eski bir Filistinli güvenlik görevlisi olduğu belirtilen Hüsam el-Estal’ın liderlik ettiği gruba bağlı unsurların, Han Yunus’un merkezindeki Ebu Hamid Kavşağı’nın batısına doğru ilerlediği bildirildi. Bu hareketin, Gazze’deki bazı gruplara bağlı aktivistler tarafından ‘cüretkâr’ olarak nitelendirildiği aktarıldı. İddiaya göre silahlı kişiler, yerinden edilmiş Filistinlilerin kaldığı çadır alanlarına ve bu bölgede bulunan Hamas ile onun askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları mensuplarının bulunduğu noktalara yaklaştı; ayrıca çeşitli güvenlik ve idari birimlerin de bölgede konuşlu olduğu ifade edildi.

Han Yunus’taki bir saha kaynağı, “Estal grubuna bağlı silahlı kişiler Ebu Hamid Kavşağı’na kadar ulaştı. Bu bölge İsrail güçlerinin uzaktan kontrol ettiği, temas hattına yakın alanlardan biri” dedi. Kaynağa göre, söz konusu unsurlar Kassam Tugayları mensuplarının bulunduğu batı yönündeki bölgelere doğru ilerledi. Aynı kaynak, grubun sivil yerleşim alanlarının yakınlarında dolaştığını ve yoldan geçenlere sigara dağıttığını da öne sürdü.

Çatışmalara tanıklık eden saha kaynağı, İsrail yapımı quadcopter tipi insansız hava araçlarının (İHA), söz konusu unsurların bulunduğu bölgede yoğun şekilde uçuş yaptığını aktardı. Aynı esnada Kassam Tugayları mensuplarının, bu gruplara ait bir aracın hedef alınması için tanksavar roketi fırlattığı ve çok yakın mesafeden hafif silahlarla ateş açtığı belirtildi.

Kaynak, bölgede bir çatışma yaşandığını, ardından İHA’ların müdahale ederek ateş açtığını ve bu durumun silahlı gruba mensup kişilere koruma sağladığını öne sürdü. Söz konusu unsurların daha sonra Han Yunus’un güneyindeki, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelere doğru geri çekildiği ifade edildi. Aynı kaynak, Gazze Şeridi’nde yaşayanların paylaştığı görüntülerde, söz konusu unsurlar arasında ölü ve yaralıların bulunduğunun görüldüğünü de aktardı.

fvfvf
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta silahlı gruplara mensup savaşçılar ile İsrail destekli çeteler arasında çıkan çatışmaları izleyen Filistinliler, 20 Nisan 2026 (Reuters tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)

Söz konusu İHA’ların İsrail güçleri tarafından mı yoksa bu silahlı grupların kendileri tarafından mı kullanıldığı ise netlik kazanmadı. Kassam Tugayları içindeki unsurların bu tür İHA’ları kullanmaya yönelik eğitim aldığına ilişkin bilgilerin, haftalar önce bazı kaynaklar tarafından aktarıldığı da hatırlatıldı.

Eşzamanlı hareketler

Gazze Şeridi’nin güneyinde bulunan Han Yunus’taki çatışmalarla eş zamanlı olarak, Refah’ın kuzeybatısındaki el-Mevasi bölgesinde de benzer hareketlilik yaşandığı bildirildi. Ebu Şebab çetesi olarak bilinen silahlı grubun, yerinden edilmiş sivillere sigara, dondurulmuş tavuk ve kişi başına 200 şekeli geçmeyen küçük miktarlarda para dağıttığı aktarıldı (1 şekel yaklaşık 3 ABD dolarına eşdeğer).

Grubun, kurucusu Yasir Ebu Şebab’ın aralık ayında öldürülmesinin ardından Gassan ed-Dehini tarafından yönetildiği belirtildi.

Dağıtım sırasında, Hamas kontrolündeki bölgede bulunan sivillerin bulunduğu alanda ateş açıldığı, bunun üzerine çatışma çıktığı ifade edildi. Olayda yedi aylık hamile Raşa Ebu Cezer’in hayatını kaybettiği, olay yerinde bulunan bir gencin ise kaçırıldıktan sonra serbest bırakıldığı bildirildi.

Son bir ay içinde Han Yunus ve Refah’ta faaliyet gösteren çetelerin, İsrail ateşiyle desteklendiği iddia edilen saldırılar ve Hamas mensuplarına yönelik suikast girişimleri gerçekleştirdiği, ancak bölgede kalıcı bir varlık sağlayamadığı ya da hedef aldığı noktaları kontrol altına alamadığı kaydedildi.

Eski bir subay olduğu belirtilen Şevki Ebu Nasira’nın liderlik ettiği bir grubun, yaklaşık bir hafta önce Gazze Şeridi’nin doğusunda bulunan el-Meğazi Mülteci Kampı yakınlarında suikastlar düzenlediği ve Filistinlilere ait evleri ateşe verdiği bildirildi. Ayrıca bu olaylardan günler önce, Kassam Tugayları mensuplarını tuzağa düşürme ve kaçırma girişiminde bulunulduğu, ancak operasyonun çatışmaya dönüşmesi sonucu 10 Filistinlinin hayatını kaybettiği, bunlardan 8’inin Kassam Tugayları mensubu olduğu aktarıldı.

Gazze’nin kuzeyinde ise Eşref el-Mensi çetesi olarak adlandırılan grubun, Beyt Lahiya ve Cibaliye yakınlarındaki yerinden edilmiş sivillerin bulunduğu bölgelerde sigara ve çocuk bezi dağıttığı belirtildi. Silahlı grupların, özellikle bölgede eksikliği hissedilen temel ihtiyaç maddelerini dağıtmaya odaklandığı gözlemlendi.

Hamas’ın zaman zaman diğer Filistinli gruplarla birlikte bu tür çetelerin dağıtılması ve takip edilmesi için girişimlerde bulunduğu, kısa süre önce de bu gruplara mensup iki kişinin, Gazze Şeridi’nin orta kesiminde bir akraba ziyareti sırasında gözaltına alındığı bildirildi.

Hamas’ın ateşkes görüşmeleri kapsamında arabulucularla yaptığı toplantılarda, İsrail’in bu silahlı gruplara verdiği desteği durdurmasının talep edildiği, ancak Tel Aviv yönetiminin bu iddiaları reddederek konunun ‘Filistin’in iç meselesi’ olduğunu savunduğu ifade edildi.

Suikastlar

Diğer yandan İsrail’in dün şafak vakti Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda, Kassam Tugayları mensuplarından oluşan bir grubu İHA’yla hedef aldığı bildirildi. Saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiği, üç kişinin yaralandığı aktarıldı. Söz konusu grubun, güvenlik noktalarında konuşlanarak hem silahlı çete unsurlarının hem de olası İsrail özel birliklerinin sızma girişimlerini engellemeye çalıştığı belirtildi.

Aynı zaman diliminde, Gazze kentinin batısında bir başka noktanın da hedef alındığı, burada Hamas polis gücüne mensup üç kişinin yaralandığı ifade edildi.

yhnhnm
Geçtiğimiz mart ayında bir polis aracını hedef alan İsrail saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen Filistinliler (Reuters)

Dün öğle saatlerine doğru, Gazze kentinin güneyindeki ez-Zeytun mahallesinde su kuyusunu onaran işçilerin hedef alındığı saldırıda bir Filistinlinin hayatını kaybettiği, üç kişinin ise yaralandığı bildirildi. Ayrıca Gazze Şeridi’nin farklı bölgelerinde, İsrail’e ait araçlar, İHA’lar ve vinçlerden açılan aralıklı ateş sonucu çok sayıda kişinin yaralandığı, benzer olayların günlük olarak tekrarlandığı ifade edildi.

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’na göre, geçtiğimiz ekim ayında ilan edilen ateşkesin ardından hayatını kaybedenlerin sayısı 777’yi, yaralıların sayısı ise 2 bin 190’ı aştı.


Ulusal egemenlik ile “direniş hareketleri” arasındaki çatışma

New York'ta bulunan Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'ndeki Genel Kurul Salonu, 18 Eylül 2015 (Reuters)
New York'ta bulunan Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'ndeki Genel Kurul Salonu, 18 Eylül 2015 (Reuters)
TT

Ulusal egemenlik ile “direniş hareketleri” arasındaki çatışma

New York'ta bulunan Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'ndeki Genel Kurul Salonu, 18 Eylül 2015 (Reuters)
New York'ta bulunan Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'ndeki Genel Kurul Salonu, 18 Eylül 2015 (Reuters)

Hüseyin eş-Şara

Ulusal egemenlik, modern devletin kuruluşuyla birlikte ortaya çıkmıştır. Anayasa ve devlet yapıları, Birleşmiş Milletlere (BM) ve diğer bölgesel ve uluslararası kuruluşlara üyeliği ile dünya genelinde ulusal devletin oluşum süreciyle iç içe geçmiş hukuki ve ahlaki değerler sistemi çerçevesinde tanınması, bu olgunun temel unsurlarını oluşturur.

Eğer ulusal devlet ile onu oluşturan toplumsal güçler arasında anlaşmazlıklar ve ayrışmalar mevcutsa bu durum, devletin mevcut siyasi, ekonomik ve sosyal düzeni inceleyip değerlendirdikten sonra ortaya koyduğu yasal temele dayanan parti kanunlarıyla düzenlenir. Bu partiler, nihai analizde tek bir vatan içindeki görüş ve ideolojilerin çeşitliliğine hizmet eden siyasi ve sosyal ilkeler ve vizyonlardan hareket eder. Ayrıca bu partiler, parti yasasının ruhuna ve siyasi sürecin işleyişine olan inançla, bilinçli bir uygulama gerçekleştirmek amacıyla kurulur ve devletle şiddetli bir çatışmaya girmez. Bu uzlaşılmış ve kabul görmüş yapı, egemenlik ilkesine ve devletin anayasanın koruyucusu olduğu, yasaları uygulayan kurum olduğu vb. ilkelerine uygun olarak, yönelimlerin işleyişine zarar vermeden çalışır.

Yasal ve anayasal çerçeveler içinde rekabet etmenin barışçıl ve açık yolu budur. Bu partiler, devletin yönelimleri ve izlediği yollara, özellikle de egemenlik konusunda itiraz edemezler. Egemenlik kavramı; devletin bu devletin tüm tarafları üzerinde, sınırları üzerinde, toplum üzerinde kontrole sahip olması ve tarafsızlık, tekelcilik ya da herhangi bir halkın ulusal birliğine zarar verecek eğilimler olmaksızın halkın çıkarlarını gözetmesi anlamına gelir. Egemenlik ilkesinin sınırları içinde bu böyledir. Çünkü partiler özünde, değersel etkileşimlerin bir bütününün ürünü ve sonucu olan devletin üst yapısını oluştururlar. Bu etkileşimlerin en öne çıkanları arasında seçim ve seçim sonuçlarının sayılması geliyor. En fazla oyu alan ister bir parti ister bir grup ister bir birey olsun ister yasama ister yürütme ister yargı olsun iktidar içinde yer alabilir.

Devletin genel düzeni, bu üç yetkinin birbirinden ayrılması gerekliliğine dayanıyor. Eğer durum böyleyse, buradaki egemenlik devlette somutlaşır ve sınırlanır. Egemenliğe ancak bunu düzenleyen kanun ve yönetmeliklere uygun olarak itiraz edilebilir. Egemenliğe isyan etmek veya onu bozmaya çalışmak yasaktır; çünkü egemenlik, devlet içindeki herkesin, bu meşru otoritenin bu kavramdan uzak hiçbir otoriteye benzemediğini kabul etmesiyle tamamlanır. Egemenliğe karşı çıkmak, üçüncü dünya ülkelerinde var olan bir durumdur. Devletin temel yapısının zayıf olmasının yanı sıra dış müdahalelerin ve ideolojik yorumların yarattığı etkiler buna sebep olur. Böylece devlete ve ulusal egemenliğe karşı isyan eden güçler olgusu ortaya çıktı. Bunu Güney Amerika, Afrika ve Asya ülkelerinde, bunlara Arap bölgesi ülkeleri de dahil olmak üzere, gözlemledik. Bu konu geniş bir konudur ve müzakere edilmesi daha geniş bir alana, hatta kitaplara ihtiyaç duyar. Bu konuda başkaları tarafından kalem alınmış makaleler bulunuyor.

50'li yılların sonu ile 60'lı yılların başında, Arap ülkelerinde devletin egemenliğine karşı bir başkaldırı olgusu gözlemledik; bu durum, bölgenin maruz kaldığı çöküşler ve belki de yenilgiler sayesinde ortaya çıktı. Bunların en önemlileri, 1948'de Filistin'in kaybı ve 1967'deki acı verici Haziran yenilgisiydi. Bireyler tarafından kurulan ve devletler tarafından desteklenen örgütlerin ortaya çıkmasıyla ulusal egemenliğe karşı isyan eğilimleri ortaya çıktı ve sonuç, bildiğimiz gibi, egemenlik ile bu hareketler arasında bir çatışma oldu.

Lübnan, Irak ve Yemen’de ulusal egemenlik, dışarıdan destek alan hareketler ile egemenlik kavramı arasındaki çatışma nedeniyle ciddi bir dönüm noktasında.

1967'den sonra Haşimi Krallığı'ndaki Filistinli grupların yaptıklarını ve bunların Ürdün devletinin ulusal egemenliğiyle olan çatışmasına tanık olduk. Bu çatışma 1970 yılında egemenliğin zaferi, grupların yerinden edilip Lübnan'a sürülmesiyle sonuçlandı. Ürdün'de olduğu gibi, Filistin devrimi ile onu destekleyen milliyetçi ve ilerici partiler ile Lübnan'ın ulusal egemenliği arasında da bir çatışma yaşandı. Bu çatışma 1978'de açıkça başladı ve sonuçta Filistin direnişi ülkeden çıkarıldı ve ona bağlı milisler dağıtıldı. Ulusal egemenlik, başta ABD, İsrail ve Arap ülkeleri olmak üzere dış faktörlerin müdahalesi sayesinde galip geldi. Asıl acı verici olan ise tüm vatandaşların önem verdiği devrimci ve duygusal bir hareket ve egemenlik ilkesi nedeniyle direnişe yönelik halkın bu kadar büyük bir desteğinin, Arap dünyasında yarattığı izlerdi. Fakat bunun ifade ediliş biçimi farklı ve ideolojik bir nitelik taşıyordu.

Şimdi ise Lübnan, Irak ve Yemen’de ulusal egemenliğin, dışarıdan desteklenen hareketler ile egemenlik kavramı arasındaki çatışma nedeniyle tehlikeli bir dönemeçle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Daha açık bir şekilde ifade edersek, örneğin, Lübnan'daki Hizbullah'ın eski genel sekreteri, örgütün ‘Velayet-i Fakih’in ayrılmaz bir parçası’ olduğunu ve İran'dan belirli bir bütçe aldığını itiraf etmişti. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre Hizbullah, 30 yılı aşkın süredir faaliyet gösteriyor, Lübnan devletinin işlerine müdahale etmesi için talimatlar alıyor ve Suriye halkına saldırıyor.

vfvfev
Ürdün'ün başkenti Amman’da, Yaser Arafat'ın başkanlık ettiği bir eğitim kursunun sonunda düzenlenen Fetih Hareketi’nin (EL Fetih) askeri geçit töreni, 17 Ağustos 1970 (AFP)

Hizbullah, bölgede genel bir durum oluştururken, bütün bunlar Lübnan’ın ulusal egemenlik sınırlarının dışında gerçekleşiyor. Filistin'i kurtarmayı amaçlayan bir direniş hareketi olduğunu iddia ederek diğerlerini zor durumda bırakıyor. Eğer gerçekten böyle bir hedefi varsa neden Lübnan devletinin işleyişini engelledi ve onu felç etti? bütün otoritelerine karşı zorbalık yaptı? Halbuki Hizbullah, Emel Hareketi ile birlikte Ulusal Meclis'te 20 üyeye sahipti ve hem 'Taif Konferansı'nın hem de 'Doha Görüşmesi’nin çıktılarını kabul etmişti.

Emil Lahud ve Mişel Avn dönemlerinin ardından, bir buçuk hatta iki yıla yakın bir süre boyunca cumhurbaşkanlığı makamıyla ilgili devam eden aksaklıkların yaşandığı çekişmelere tanık olduk. Ardından Hizbullah'ın savaş çağrısı ve Suriye halkına, Yemen'e ve seçilmiş Irak hükümetine karşı uygulamaları, ayrıca Irak'ta tüm isimleriyle ortaya çıkan Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi), Arap ulusal egemenliğine karşı bir isyan oluşturdu. Haşdi Şabi’yi kuran tarafların parlamentoda ve bakanlıkta temsilcileri olduğu biliniyor. Bu oluşumun Irak devletinin egemenlik alanlarına yönelik saldırılarının yanı sıra Ürdün ile Körfez'deki Arap ülkelerine yönelik roketli saldırıları da yaşandı.

En sonunda galip gelecek olan egemenlik olacak ama toplum hem çok sayıda evladını hem de servetini kaybedecek. Halkın kalkınması ve refahı gecikecek. Ne olursa olsun ulusal egemenlik üstün gelir ve galip çıkar, çünkü toplum ve devletin yararına en doğru seçenek budur!

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafındanLondra merkezli al Majalla dergidinden çevrilmiştir.