Washington’ın askeri hareketliliği Bağdat'ı şaşkına çevirdi

Ayn el-Esed Hava Üssü’nde hareketlilik tüm hızıyla sürerken Anbar’daki silahlı gruplar ortadan kayboluyor

Irak Genelkurmay Başkanı Korgeneral Abdulemir Yarallah, ülkenin batısındaki Ayn el-Esed Hava Üssü’nü ziyaret etti (Irak Genelkurmay Başkanlığı)
Irak Genelkurmay Başkanı Korgeneral Abdulemir Yarallah, ülkenin batısındaki Ayn el-Esed Hava Üssü’nü ziyaret etti (Irak Genelkurmay Başkanlığı)
TT

Washington’ın askeri hareketliliği Bağdat'ı şaşkına çevirdi

Irak Genelkurmay Başkanı Korgeneral Abdulemir Yarallah, ülkenin batısındaki Ayn el-Esed Hava Üssü’nü ziyaret etti (Irak Genelkurmay Başkanlığı)
Irak Genelkurmay Başkanı Korgeneral Abdulemir Yarallah, ülkenin batısındaki Ayn el-Esed Hava Üssü’nü ziyaret etti (Irak Genelkurmay Başkanlığı)

Irak’ta farklı kaynaklar, geçtiğimiz hafta yaşanan dikkat çekici iki hareketliliğe değindi. Bunlardan biri ABD ordusuna ait askeri kargo uçaklarının Ayn el-Esed Hava Üssü’ne gerçekleştirdiği yoğun iniş ve kalkışlar, diğeri ise ülkenin batısındaki Anbar’da konuşlu İran'a yakın silahlı grupların aniden ortadan kaybolmaya başlamasıydı.

Irak Genelkurmay Başkanı Korgeneral Abdulemir Yarallah, cumartesi günü ABD tarafından kullanılan Ayn el-Esed Hava Üssü’nü ziyaret etti. Korgeneral Yarallah, gazetecilere yaptığı açıklamada olağan dışı bir askeri hareketliliğin olmadığını ve ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon güçleri varlığının sınırlı sayıda ve eğitim amaçlı olduğunu söyledi.

Uluslararası Koalisyon'un ‘bölgedeki gelişmelerin sıradan bir işleyiş olduğunu’ açıklamasına rağmen ziyaret, ABD’nin farklı bölgelerde attığı adımlara ilişkin belirsizliğin arttığı bir dönemde gerçekleşti.

Irak Ortak Operasyonlar Komutanlığı Sözcüsü Pilot Tümgeneral Tahsin Hafaci, Ayn el-Esed Hava Üssü’nün Irak'a ait olduğunu ve Iraklı subaylar tarafından denetlendiğini, Uluslararası Koalisyon güçlerinin, üssün sadece küçük bir bölümünde konuşlu olduklarını söyledi.

DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyon eski Sözcüsü Albay Myles B. Caggins, yerel bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, ABD’nin Irak ve Suriye arasındaki bölgede, düzenli ve aralıksız devam eden askeri hareketliliğinin olduğunu belirtti.

ABD ordusunun, bölgede görev yapan ve Ohio’dan gelen bir askeri birliğin yerine New York’tan gelen başka bir askeri birliği getirmekten başka bir adım atmadığını söyleyen Albay Caggins, “Yakında bir savaşın yaşanacağını söylemek çok saçma” ifadelerini kullandı.

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani'nin Güvenlik Danışmanı Halid el-Yakubi, daha önce yaptığı bir açıklamada, ABD’nin Irak’ta askeri yığınağa başladığı iddialarını yalanlamış, ABD ordusunun Suriye'de konuşlu birliklerini değiştirdiğini söylemişti.

Şarku’l Avsat’a konuşan üst düzey bir güvenlik yetkilisi, ABD askerlerinin Irak'ta değil, Suriye topraklarındaki sınırlarda konuşlandığını kaydetti.

Irak hükümeti, ABD ile Irak arasındaki güvenlik anlaşmasını imzalamadan önce ABD’li yetkililerden ‘Irak hava sahasında insansız hava araçlarının (İHA) uçuşunun, ancak Irak hükümetinin onayıyla gerçekleşeceğine dair güvence almıştı.

Iraklı askeri bir heyet, bundan yaklaşık iki hafta önce ABD’nin başkenti Washington’ı ziyaret etti. Heyet, ABD tarafıyla  gerçekleşen görüşmelerden çıkan sonuçların uygulanması amacıyla, Uluslararası Koalisyonla ortak bir yüksek komite kurulması yönünde anlaşmaya varıldığını duyurdu. Ancak Iraklı kaynaklar o sıra yaptıkları değerlendirmelerde, heyetin ‘ABD’lilerin bölgeyle ilgili bir şeyler planladıklarını sezdiğini’ söylediler.

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, 7 Ağustos'ta Washington'da Iraklı mevkidaşı Sabit Muhammed el-Abbasi’yi kabul etti (Pentagon)
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, 7 Ağustos'ta Washington'da Iraklı mevkidaşı Sabit Muhammed el-Abbasi’yi kabul etti (Pentagon)

Washington'ın Bağdat'la yeterince bilgi paylaşmaması nedeniyle Bağdat'ta hükümet ve siyasiler arasında büyük bir kafa karışıklığı oluştu. Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin liderlerinden biri, sahadaki yaşananların ABD ordusunun rutin hareketleriyle tutarlı olmadığını söyledi.

Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre Bağdat hükümeti ABD’li yetkililere son dönemde Irak topraklarındaki askeri hareketlilikle ilgili birçok soru sordu, ancak Washington henüz bunlarla ilgili bir yorumda bulunmadı.

Koordinasyon Çerçevesinden bir lider, Iraklı yetkililerin ve hatta Şii partilerinin liderlerinin tartıştıkları konunun doğrulanmış bir bilgiye sahip olmadıklarından spekülasyondan ibaret olduğunu ve ABD’lilerin bir şeyleri sakladıklarını öne sürdü.

Üssün çevresindeki köylerden görgü tanıkları, daha önce böyle bir askeri hareketliliğe tanık olmadıklarını, bu hafta dışında üsteki hareketliğin hiç bitmediğini söylediler.

Öte yandan Enbar’daki güvenlik görevlileri ve aşiret liderleri, DEAŞ’la mücadelenin sona ermesinden bu yana ilk kez bölgedeki silahlı grupların neredeyse tamamının ortadan yok olduklarının farkına vardıklarını belirttiler.

Şarku’l Avsat’a konuşan Enbarlı bir güvenlik yetkilisi, silahlı grupların karargâhlarını gösteren tabelaların yanı sıra üzerinde sembollerin olduğu bayrakların aniden ortadan kaybolduğunu söyledi.

Iraklı bir güvenlik kaynağı, bazı silahlı grupların karargahlarını terk ederek bilinmeyen yerlere taşındıklarını, ancak halen Enbar’da olabileceklerini belirtti.

Bağdat ve Enbar’daki güvenlik yetkilileri, saha kaynaklarının verdiği bilgiler hakkında yorum yapmaktan kaçınırken Enbar'daki yerel yetkililer, son haftalarda bölgede grupların oluşturduğu konvoyların alışılmadık bir hızda hareket ettiğini gördüklerini teyit ettiler.



Hürmüz Boğazı çatışması, Irak’ın petrol ihracat haritasını yeniden şekillendiriyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD’nin Houston kentindeki şirket merkezinde Exxon Mobil CEO’su Darren Woods ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmelerde bulundu. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD’nin Houston kentindeki şirket merkezinde Exxon Mobil CEO’su Darren Woods ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmelerde bulundu. (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı çatışması, Irak’ın petrol ihracat haritasını yeniden şekillendiriyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD’nin Houston kentindeki şirket merkezinde Exxon Mobil CEO’su Darren Woods ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmelerde bulundu. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD’nin Houston kentindeki şirket merkezinde Exxon Mobil CEO’su Darren Woods ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmelerde bulundu. (Reuters)

Ortadoğu’da jeopolitik dengeler bir kez daha sert yüzünü gösteriyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına ve Arap Körfezi’nde deniz trafiğinin durmasına yol açan çatışmalar sürerken, OPEC’in ikinci büyük petrol üreticisi olan Irak, ekonomisinin neredeyse tek can damarı niteliğindeki ihracat hattını güvence altına almak için kritik bir sınavla karşı karşıya bulunuyor.

Irak normal şartlarda günlük yaklaşık 3,4 milyon varil petrol ihraç ediyor. Ancak Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla, ülkenin ihracat altyapısının neredeyse tamamen bu stratejik deniz yoluna bağımlı olması nedeniyle petrol ihracatının yaklaşık yüzde 95’i durma noktasına geldi. Bu durum, Irak bütçesinde aylık milyarlarca dolarlık gelir kaybına yol açtı.

Bu gelişmeler üzerine, yıllarca fizibilite aşamasında kalan alternatif ihracat güzergâhı projeleri Bağdat yönetimi açısından stratejik öncelik haline geldi. Irak, petrol ihracatını kara koridorları ve Kızıldeniz ile Akdeniz’e uzanacak boru hatları üzerinden gerçekleştirecek yeni rotalar oluşturmak için çalışmalarını hızlandırırken, Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefliyor. Bu yaklaşım, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin dün sona eren Washington ziyareti sırasında da ivme kazandı. Ziyarette, ABD’li yetkililerle yapılan görüşmelerin gündeminde ‘enerji güvenliği ve ihracat güzergâhlarının çeşitlendirilmesi’ başlığı öne çıktı.

En hızlı alternatifler

Dev boru hatlarının inşasının yıllar alması nedeniyle Bağdat yönetimi, sahada kısa sürede uygulanabilecek en hızlı çözüme yöneldi: Kara yolu üzerinden petrol taşıyan tanker ve kamyon konvoyları. Irak, Nisan 2026’nın sonlarından itibaren karmaşık ve yüksek maliyetli kara lojistik hatlarını devreye alarak, petrol tankerlerini el-Velid ile Rabia-Yarubiye sınır kapıları üzerinden doğrudan Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Baniyas Limanı’na sevk etmeye başladı. Buradan gemilere yüklenen petrol, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimden etkilenmeyen deniz güzergâhları üzerinden uluslararası pazarlara ulaştırılıyor.

xcsdfvgthy
Irak’ın Kerkük vilayetindeki ed-Dibs bölgesinde bulunan bir petrol sahası (Reuters)

Irak Devlet Petrol Pazarlama Şirketi (SOMO), Nisan-Haziran 2026 döneminde bu acil güzergâh üzerinden aylık 650 bin ton akaryakıt taşınması için sözleşme yaptı. Son saha verilerine göre, Baniyas Limanı’ndan ihraç edilen Irak menşeli akaryakıt miktarı mayıs ayında günlük 122 bin varile ulaştı. Haziran ayının başında ise bu rakam, her gün yüzlerce tankerin milyonlarca varil petrol taşımasıyla günlük 140 bin varile yükseldi.

Bu güzergâhın sağladığı başarı, Irak hükümetini kullanım alanını genişletmeye teşvik etti. Bağdat yönetimi, Suriye üzerinden günlük 50 bin varil ham petrol ile nafta ihracatını başlatmayı planlarken, Şam yönetimi de artan sevkiyatı karşılayabilmek amacıyla Baniyas Limanı’nın kapasitesini günlük yaklaşık 900 tankere çıkaracak çalışmalar yürütüyor.

İhracat haritasının yeniden çizilmesi

Geçici çözümler önem taşısa da bunlar, Irak’ın Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığını kalıcı olarak azaltmayı hedefleyen daha kapsamlı bir stratejinin yalnızca geçiş aşamasını oluşturuyor. Bu stratejinin temelini ise Bağdat’a farklı ihracat çıkış noktaları sağlayacak ve Hürmüz Boğazı krizinin ortaya çıkardığı jeopolitik riskleri azaltacak sınır aşan petrol boru hatları ağı oluşturuyor.

Bu kapsamda, Zeydi’nin Washington'da Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi ile ABD’nin himayesinde gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından Basra-Akabe Petrol Boru Hattı Projesi yeniden güçlü bir ivme kazandı. Taraflar, projenin uygulama sürecinin hızlandırılması konusunda anlaşmaya vardı.

Yaklaşık 18 milyar dolar maliyetle hayata geçirilmesi planlanan proje, bölgenin en büyük petrol altyapı yatırımlarından biri olarak görülüyor. Yaklaşık bin 600 kilometre uzunluğundaki boru hattının, Irak’ın güneyindeki Basra petrol sahalarından başlayarak Suudi Arabistan’ın Hadise bölgesinden geçip Ürdün’ün Kızıldeniz kıyısındaki Akabe Limanı’na ulaşması ve günlük 2,25 milyon varil taşıma kapasitesine sahip olması öngörülüyor.

csdvfgbthyju
Chevron şirketinin Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mark Nelson, ABD’nin Houston kentindeki şirket genel merkezinde Iraklı hükümet yetkilileriyle yaptığı toplantıda (Reuters)

Öte yandan, 1982’den bu yana faaliyette olmayan Kerkük-Baniyas Petrol Boru Hattı’nın yeniden işler hale getirilmesine yönelik proje de Zeydi’nin Washington ziyaretinin ardından yeni bir siyasi destek kazandı. ABD, Irak’ın petrol ihracatını Akdeniz’e yönlendirecek stratejik güzergâhlardan biri olarak gördüğü projeye destek verirken, bunu Bağdat ile ekonomik ortaklığı güçlendirmeyi ve Irak’ın risk altındaki deniz yollarına bağımlılığını azaltmayı amaçlayan daha geniş bir vizyonun parçası olarak değerlendiriyor.

Günlük yaklaşık 300 bin varil taşıma kapasitesiyle yeniden faaliyete geçirilmesi hedeflenen hat, Irak petrolü için Hürmüz Boğazı dışında ilave bir ihracat koridoru sağlayacak. ABD Dışişleri Bakanlığı da Irak ile Suriye arasında projeye ilişkin varılan mutabakatı memnuniyetle karşılarken, bunu bölgesel enerji güvenliğini güçlendirecek önemli bir adım olarak nitelendirdi. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise bu koridorların geliştirilmesinin, Hürmüz Boğazı’nı bölgedeki petrol akışı açısından ‘yalnızca ikincil önemde bir unsur’ haline getireceğini söyledi.

Hürmüz sonrası koridorları güçlendirmeye yönelik yatırımlar

Zeydi’nin Washington ziyareti, yalnızca siyasi temaslarla sınırlı kalmadı. Ziyaret kapsamında enerji, altyapı, telekomünikasyon ve sağlık sektörlerini kapsayan, toplam değeri yaklaşık 60 milyar dolara ulaşan kapsamlı anlaşmalar imzalandı. Anlaşmaların en büyük bölümünü ise Bağdat’ın petrol ihracat güzergâhlarını çeşitlendirme ve Arap Körfezi’ne bağımlılığı azaltma hedefi doğrultusunda enerji sektörü oluşturdu.

Bu çerçevede ABD’li enerji şirketi Chevron ile Irak hükümeti arasında üç anlaşma imzalandı. Bunlardan ikisi Irak’ın güneyindeki petrol sahalarının geliştirilmesini kapsarken, üçüncü anlaşma güneydeki petrol sahalarını Hadise bölgesine, oradan da Akdeniz kıyısına bağlayacak yeni bir boru hattı ağının fizibilite çalışmasını öngörüyor. Projenin, Hürmüz Boğazı’na alternatif bir petrol ihracat koridoru oluşturması hedefleniyor.

Zeydi, Houston’da Chevron yöneticileriyle yaptığı görüşmede, Irak’ın ‘yalnızca yükleniciler değil, uzun vadeli ortaklar ve yatırımcılar’ aradığını belirtti. Bu açıklama, yeni hükümetin Irak’ın petrol ihracat haritasını yeniden şekillendirecek stratejik altyapı yatırımlarına öncelik verme yaklaşımını yansıttı.

Karşılıklı çıkarlar

Bu projelerin kapsamı, Irak’ın petrol ihracatı ihtiyaçlarının ötesine geçerek komşu ülkelerin siyasi ve ekonomik çıkarlarıyla da örtüşüyor. Suriye açısından Irak petrolünün yeniden akmaya başlaması, ülkeye transit geçiş ücretlerinden düzenli gelir sağlayacak. Aynı zamanda yerel rafinerilere ham petrol temin edilerek ağır yakıt sıkıntısının hafifletilmesine katkıda bulunulacak ve bu gelirlerin yeniden imar çalışmalarının finansmanında kullanılması hedeflenecek. ABD’nin bu ekonomik entegrasyona verdiği destek ise Şam’ın bölgesel ekonomik sisteme daha hızlı entegre olmasının önünü açıyor.

dfrgthy
Suriye’deki Baniyas Petrol İstasyonu’nda Irak’tan gelen tankerlerden petrol boşaltan bir işçi (Reuters)

Ürdün ise proje sayesinde Kızıldeniz’deki Akabe Limanı üzerinden uluslararası enerji hatları için güvenli ve istikrarlı bir lojistik merkez konumunu güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu sayede ülke hem istikrarlı enerji tedariki sağlayacak hem de transit gelirleriyle, çevresindeki bölgesel krizlerin gölgesinde ekonomik istikrarını destekleyecek ek kaynak elde edecek.

ABD ise söz konusu projeleri, bölgesel ekonomik entegrasyonu güçlendirmeyi, enerji koridorlarını çeşitlendirmeyi ve Amerikan şirketlerinin Irak enerji sektöründeki varlığını genişletmeyi hedefleyen daha kapsamlı bir stratejinin parçası olarak değerlendiriyor.

Uygulamadaki zorluklar

Bu strateji güçlü bir siyasi destek görse de, önünde hâlâ önemli engeller bulunuyor. Önerilen kara koridorlarının, DEAŞ hücrelerinin halen faaliyet gösterdiği bölgelerden geçmesi, boru hatları ve diğer enerji altyapısının korunması için kapsamlı güvenlik tedbirlerini zorunlu kılıyor.

Öte yandan, petrolün Akdeniz üzerinden taşınması, Arap Körfezi güzergâhına kıyasla nakliye maliyetlerini artırıyor. Irak petrolünün başlıca pazarlarının Çin ve Hindistan’ın başını çektiği Asya ülkelerinde bulunması nedeniyle, Akdeniz rotası deniz taşımacılığı süresini Körfez güzergâhına göre yaklaşık 10 gün uzatıyor.

Buna rağmen Bağdat’taki karar alıcılar, ihracat güzergâhlarını çeşitlendirmenin maliyetinin, jeopolitik gelişmelerin herhangi bir anda tüm Irak ekonomisini tehdit eden bir darboğaza dönüşebileceğini gösterdiği tek bir geçiş noktasına bağımlı kalmanın doğuracağı bedelden çok daha düşük olduğu görüşünü savunuyor.


Mali'nin kuzeyinde ayrılıkçıların düzenlediği saldırıda 50 asker öldü

Mali'nin kuzeyindeki Gao kentinde saldırının düzenlendiği bölgede yükselen duman (AP)
Mali'nin kuzeyindeki Gao kentinde saldırının düzenlendiği bölgede yükselen duman (AP)
TT

Mali'nin kuzeyinde ayrılıkçıların düzenlediği saldırıda 50 asker öldü

Mali'nin kuzeyindeki Gao kentinde saldırının düzenlendiği bölgede yükselen duman (AP)
Mali'nin kuzeyindeki Gao kentinde saldırının düzenlendiği bölgede yükselen duman (AP)

Tuareg ayrılıkçılarının bugün, Mali ordusuna ait ve kuzeydeki stratejik El Nefis kentinden ayrılmakta olan bir konvoya düzenlediği saldırıda 50 asker öldü.

Saldırı, Batı Afrika ülkesi Mali'de çatışmaların başlamasından 15 ay sonra, Mali ordusu saflarında en fazla can kaybına yol açan saldırılardan biri oldu.

xcdfvgthy
Mali'nin kuzeyindeki Gao kentinde ayrılıkçı militanların düzenlediği saldırının ardından geride kalanlar (AP)

Ülkenin kuzeyinde, iktidardaki askeri cuntaya yakın bir yerel yetkili, AFP'ye yaptığı açıklamada, "Saldırının ilk bilançosu çok ağır; 50'den fazla asker öldürüldü ve en az 24 asker esir alındı" dedi.


İsrail, Beytüllahim yakınlarındaki tarihi su havuzlarına el koymakla tehdit ediyor

Süleyman'ın antik havuzlarından birinin insansız hava aracıyla çekilmiş havadan fotoğrafı (Reuters)
Süleyman'ın antik havuzlarından birinin insansız hava aracıyla çekilmiş havadan fotoğrafı (Reuters)
TT

İsrail, Beytüllahim yakınlarındaki tarihi su havuzlarına el koymakla tehdit ediyor

Süleyman'ın antik havuzlarından birinin insansız hava aracıyla çekilmiş havadan fotoğrafı (Reuters)
Süleyman'ın antik havuzlarından birinin insansız hava aracıyla çekilmiş havadan fotoğrafı (Reuters)

İsrail, Beytüllahim yakınlarında bulunan tarihi su havuzlarına el koymakla tehdit ediyor. Bu adım, Batı Şeria topraklarının kontrolünü ele geçirmeye yönelik giderek büyüyen kampanyada tehlikeli bir tırmanış olarak değerlendiriliyor.

Şarku’l Avsat’ın İngiliz The Guardian gazetesinden aktardığı habere göre İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in mayıs ayında, 30 yılı aşkın süre önce "Süleyman Havuzları" olarak bilinen havuzların Filistinlilere ait olduğunu teyit eden anlaşmaları "silme" tehdidinde bulunmasının ardından, İsrailli yerleşimciler ve İsrail güçleri tarihi alanın çevresindeki varlıklarını yoğunlaştırdı.

"Süleyman Havuzları", Filistin'in en önemli arkeolojik yapılarından biri olarak kabul ediliyor. Tarihi MÖ 2. yüzyıla kadar uzanan havuzlar, Roma ve Osmanlı dönemlerinde genişletildi. İngiliz Mandası yönetimi ise 1923-1948 yılları arasında bölgedeki su sistemini geliştirdi. Bazı bölümlerinde derinliği 10 metreyi aşan havuzlar artık Kudüs'e su sağlamıyor. Ancak Beytüllahim ve çevre köylerde yaşayanlar için önemli bir dinlenme alanı ve başlıca rekreasyon merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor.

Cuma günleri ve bayramlarda aileler, havuzlarda vakit geçirmek, yüzmek ve piknik yapmak için 3,5 kilometre kuzeydoğuda bulunan Beytüllahim'den bölgeye geliyor.

Kentin dört bir yanından hızla yayılan yapılaşma nedeniyle çevresi giderek daralan havuzlar, Beytüllahim sakinleri için her geçen gün daha önemli bir sığınak haline geliyor.

Beytüllahim'in güneyindeki Artas köyünden yerel aktivist ve bahçıvan Mahmud Cabir, "Burası Beytüllahim'de insanların suyun, gölgenin ve yeşil alanların tadını çıkarabileceği geriye kalan tek yer. Şimdi onu çalmaya çalışıyorlar" dedi.

Mayıs ayında Smotrich ve İsrailli milletvekili Zvi Sukkot'un bölgeye yaptığı baskın sırasında Filistin polisi alandan uzaklaştırıldı. İkilinin havuzlardan birinde yüzerken görüntü vermesinin ardından Smotrich, "Burası bizim toprağımız" açıklamasında bulunurken, Sukkot da bölgenin İsrail kontrolü altına alınmasını talep etti.

O tarihten bu yana yerleşimcilerin bölgeye yönelik girişleri arttı. İsrail ordusu da 10 Temmuz'da bölgede bir operasyon düzenleyerek, çocukların havuzlarda yüzdüğü sırada göz yaşartıcı gaz bombaları kullandı.

İsrail'in hamlesi, Filistin tarafında öfkeye yol açıyor. Tepkinin nedeni yalnızca antik dünyadan günümüze kalan en büyük su depolama sistemlerinden biri olarak kabul edilen havuzların arkeolojik değeri değil. Aynı zamanda girişim, Filistin Yönetimi'nin yetkilerini de zayıflatmayı hedefliyor. Süleyman Havuzları, 1995 yılında imzalanan Oslo II Anlaşması uyarınca Filistin sivil ve güvenlik yönetimine bırakılan bölgede bulunuyor.

Gözlemcilere göre, bölgeye el konulması, İsrail'in Filistin yönetimi altında olması gereken alanlarda kontrolünü dayatmasına olanak sağlayacak yeni bir emsal oluşturabilir. Bu durum, Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinin yerleşimleri genişletme ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulması ihtimalini zayıflatma politikası çerçevesinde değerlendiriliyor.

Smotrich, mayıs ayında bölgeyi ziyaret ettiği sırada, bu muhteşem tarihi su alanının Filistin yönetimine bırakılmasının Oslo Anlaşmaları'nın büyük hatalarından biri olduğunu söyledi. Smotrich, "Oslo Anlaşmaları felaketinin yol açtığı ağır hasarı düzeltmek için tüm gücümüzle çalışıyoruz" ifadelerini kullandı.

İsrailli arkeolog ve arkeolojik alanların korunması için faaliyet gösteren Emek Şaveh örgütünün genel müdürü Alon Arad ise, "Bu alan, Oslo Anlaşması'nı zayıflatmak ve fiilen ortadan kaldırmak için bir silah olarak kullanılıyor" dedi. Arad, Batı Şeria'daki arkeolojik alanların büyük bölümünün Yahudi mirasıyla bağlantılı olmadığını belirtti.

Buna karşılık Beytüllahim Turizm ve Eski Eserler Dairesi Müdürü İman et-Titi, "Arkeolojik alanlar hiçbir zaman siyasi çatışmanın araçlarına dönüştürülmemeli" dedi. Et-Titi, meselenin "sadece toprak üzerindeki kontrolle ilgili olmadığını", aynı zamanda "tarihi yeniden şekillendirme ve arkeolojik kanıtları ya da binlerce yıl boyunca Filistin'in kültürel mirasının oluşumuna katkıda bulunan birbirini izleyen medeniyetleri yansıtmayan tek bir anlatıyı dayatma girişimlerini" de kapsadığını söyledi.