Hürmüz Boğazı çatışması, Irak’ın petrol ihracat haritasını yeniden şekillendiriyor

Zeydi’nin Washington ziyareti, ham petrol ihracatı için alternatif koridor projelerini hızlandırdı

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD’nin Houston kentindeki şirket merkezinde Exxon Mobil CEO’su Darren Woods ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmelerde bulundu. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD’nin Houston kentindeki şirket merkezinde Exxon Mobil CEO’su Darren Woods ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmelerde bulundu. (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı çatışması, Irak’ın petrol ihracat haritasını yeniden şekillendiriyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD’nin Houston kentindeki şirket merkezinde Exxon Mobil CEO’su Darren Woods ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmelerde bulundu. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD’nin Houston kentindeki şirket merkezinde Exxon Mobil CEO’su Darren Woods ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmelerde bulundu. (Reuters)

Ortadoğu’da jeopolitik dengeler bir kez daha sert yüzünü gösteriyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına ve Arap Körfezi’nde deniz trafiğinin durmasına yol açan çatışmalar sürerken, OPEC’in ikinci büyük petrol üreticisi olan Irak, ekonomisinin neredeyse tek can damarı niteliğindeki ihracat hattını güvence altına almak için kritik bir sınavla karşı karşıya bulunuyor.

Irak normal şartlarda günlük yaklaşık 3,4 milyon varil petrol ihraç ediyor. Ancak Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla, ülkenin ihracat altyapısının neredeyse tamamen bu stratejik deniz yoluna bağımlı olması nedeniyle petrol ihracatının yaklaşık yüzde 95’i durma noktasına geldi. Bu durum, Irak bütçesinde aylık milyarlarca dolarlık gelir kaybına yol açtı.

Bu gelişmeler üzerine, yıllarca fizibilite aşamasında kalan alternatif ihracat güzergâhı projeleri Bağdat yönetimi açısından stratejik öncelik haline geldi. Irak, petrol ihracatını kara koridorları ve Kızıldeniz ile Akdeniz’e uzanacak boru hatları üzerinden gerçekleştirecek yeni rotalar oluşturmak için çalışmalarını hızlandırırken, Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefliyor. Bu yaklaşım, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin dün sona eren Washington ziyareti sırasında da ivme kazandı. Ziyarette, ABD’li yetkililerle yapılan görüşmelerin gündeminde ‘enerji güvenliği ve ihracat güzergâhlarının çeşitlendirilmesi’ başlığı öne çıktı.

En hızlı alternatifler

Dev boru hatlarının inşasının yıllar alması nedeniyle Bağdat yönetimi, sahada kısa sürede uygulanabilecek en hızlı çözüme yöneldi: Kara yolu üzerinden petrol taşıyan tanker ve kamyon konvoyları. Irak, Nisan 2026’nın sonlarından itibaren karmaşık ve yüksek maliyetli kara lojistik hatlarını devreye alarak, petrol tankerlerini el-Velid ile Rabia-Yarubiye sınır kapıları üzerinden doğrudan Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Baniyas Limanı’na sevk etmeye başladı. Buradan gemilere yüklenen petrol, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimden etkilenmeyen deniz güzergâhları üzerinden uluslararası pazarlara ulaştırılıyor.

xcsdfvgthy
Irak’ın Kerkük vilayetindeki ed-Dibs bölgesinde bulunan bir petrol sahası (Reuters)

Irak Devlet Petrol Pazarlama Şirketi (SOMO), Nisan-Haziran 2026 döneminde bu acil güzergâh üzerinden aylık 650 bin ton akaryakıt taşınması için sözleşme yaptı. Son saha verilerine göre, Baniyas Limanı’ndan ihraç edilen Irak menşeli akaryakıt miktarı mayıs ayında günlük 122 bin varile ulaştı. Haziran ayının başında ise bu rakam, her gün yüzlerce tankerin milyonlarca varil petrol taşımasıyla günlük 140 bin varile yükseldi.

Bu güzergâhın sağladığı başarı, Irak hükümetini kullanım alanını genişletmeye teşvik etti. Bağdat yönetimi, Suriye üzerinden günlük 50 bin varil ham petrol ile nafta ihracatını başlatmayı planlarken, Şam yönetimi de artan sevkiyatı karşılayabilmek amacıyla Baniyas Limanı’nın kapasitesini günlük yaklaşık 900 tankere çıkaracak çalışmalar yürütüyor.

İhracat haritasının yeniden çizilmesi

Geçici çözümler önem taşısa da bunlar, Irak’ın Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığını kalıcı olarak azaltmayı hedefleyen daha kapsamlı bir stratejinin yalnızca geçiş aşamasını oluşturuyor. Bu stratejinin temelini ise Bağdat’a farklı ihracat çıkış noktaları sağlayacak ve Hürmüz Boğazı krizinin ortaya çıkardığı jeopolitik riskleri azaltacak sınır aşan petrol boru hatları ağı oluşturuyor.

Bu kapsamda, Zeydi’nin Washington'da Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi ile ABD’nin himayesinde gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından Basra-Akabe Petrol Boru Hattı Projesi yeniden güçlü bir ivme kazandı. Taraflar, projenin uygulama sürecinin hızlandırılması konusunda anlaşmaya vardı.

Yaklaşık 18 milyar dolar maliyetle hayata geçirilmesi planlanan proje, bölgenin en büyük petrol altyapı yatırımlarından biri olarak görülüyor. Yaklaşık bin 600 kilometre uzunluğundaki boru hattının, Irak’ın güneyindeki Basra petrol sahalarından başlayarak Suudi Arabistan’ın Hadise bölgesinden geçip Ürdün’ün Kızıldeniz kıyısındaki Akabe Limanı’na ulaşması ve günlük 2,25 milyon varil taşıma kapasitesine sahip olması öngörülüyor.

csdvfgbthyju
Chevron şirketinin Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mark Nelson, ABD’nin Houston kentindeki şirket genel merkezinde Iraklı hükümet yetkilileriyle yaptığı toplantıda (Reuters)

Öte yandan, 1982’den bu yana faaliyette olmayan Kerkük-Baniyas Petrol Boru Hattı’nın yeniden işler hale getirilmesine yönelik proje de Zeydi’nin Washington ziyaretinin ardından yeni bir siyasi destek kazandı. ABD, Irak’ın petrol ihracatını Akdeniz’e yönlendirecek stratejik güzergâhlardan biri olarak gördüğü projeye destek verirken, bunu Bağdat ile ekonomik ortaklığı güçlendirmeyi ve Irak’ın risk altındaki deniz yollarına bağımlılığını azaltmayı amaçlayan daha geniş bir vizyonun parçası olarak değerlendiriyor.

Günlük yaklaşık 300 bin varil taşıma kapasitesiyle yeniden faaliyete geçirilmesi hedeflenen hat, Irak petrolü için Hürmüz Boğazı dışında ilave bir ihracat koridoru sağlayacak. ABD Dışişleri Bakanlığı da Irak ile Suriye arasında projeye ilişkin varılan mutabakatı memnuniyetle karşılarken, bunu bölgesel enerji güvenliğini güçlendirecek önemli bir adım olarak nitelendirdi. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise bu koridorların geliştirilmesinin, Hürmüz Boğazı’nı bölgedeki petrol akışı açısından ‘yalnızca ikincil önemde bir unsur’ haline getireceğini söyledi.

Hürmüz sonrası koridorları güçlendirmeye yönelik yatırımlar

Zeydi’nin Washington ziyareti, yalnızca siyasi temaslarla sınırlı kalmadı. Ziyaret kapsamında enerji, altyapı, telekomünikasyon ve sağlık sektörlerini kapsayan, toplam değeri yaklaşık 60 milyar dolara ulaşan kapsamlı anlaşmalar imzalandı. Anlaşmaların en büyük bölümünü ise Bağdat’ın petrol ihracat güzergâhlarını çeşitlendirme ve Arap Körfezi’ne bağımlılığı azaltma hedefi doğrultusunda enerji sektörü oluşturdu.

Bu çerçevede ABD’li enerji şirketi Chevron ile Irak hükümeti arasında üç anlaşma imzalandı. Bunlardan ikisi Irak’ın güneyindeki petrol sahalarının geliştirilmesini kapsarken, üçüncü anlaşma güneydeki petrol sahalarını Hadise bölgesine, oradan da Akdeniz kıyısına bağlayacak yeni bir boru hattı ağının fizibilite çalışmasını öngörüyor. Projenin, Hürmüz Boğazı’na alternatif bir petrol ihracat koridoru oluşturması hedefleniyor.

Zeydi, Houston’da Chevron yöneticileriyle yaptığı görüşmede, Irak’ın ‘yalnızca yükleniciler değil, uzun vadeli ortaklar ve yatırımcılar’ aradığını belirtti. Bu açıklama, yeni hükümetin Irak’ın petrol ihracat haritasını yeniden şekillendirecek stratejik altyapı yatırımlarına öncelik verme yaklaşımını yansıttı.

Karşılıklı çıkarlar

Bu projelerin kapsamı, Irak’ın petrol ihracatı ihtiyaçlarının ötesine geçerek komşu ülkelerin siyasi ve ekonomik çıkarlarıyla da örtüşüyor. Suriye açısından Irak petrolünün yeniden akmaya başlaması, ülkeye transit geçiş ücretlerinden düzenli gelir sağlayacak. Aynı zamanda yerel rafinerilere ham petrol temin edilerek ağır yakıt sıkıntısının hafifletilmesine katkıda bulunulacak ve bu gelirlerin yeniden imar çalışmalarının finansmanında kullanılması hedeflenecek. ABD’nin bu ekonomik entegrasyona verdiği destek ise Şam’ın bölgesel ekonomik sisteme daha hızlı entegre olmasının önünü açıyor.

dfrgthy
Suriye’deki Baniyas Petrol İstasyonu’nda Irak’tan gelen tankerlerden petrol boşaltan bir işçi (Reuters)

Ürdün ise proje sayesinde Kızıldeniz’deki Akabe Limanı üzerinden uluslararası enerji hatları için güvenli ve istikrarlı bir lojistik merkez konumunu güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu sayede ülke hem istikrarlı enerji tedariki sağlayacak hem de transit gelirleriyle, çevresindeki bölgesel krizlerin gölgesinde ekonomik istikrarını destekleyecek ek kaynak elde edecek.

ABD ise söz konusu projeleri, bölgesel ekonomik entegrasyonu güçlendirmeyi, enerji koridorlarını çeşitlendirmeyi ve Amerikan şirketlerinin Irak enerji sektöründeki varlığını genişletmeyi hedefleyen daha kapsamlı bir stratejinin parçası olarak değerlendiriyor.

Uygulamadaki zorluklar

Bu strateji güçlü bir siyasi destek görse de, önünde hâlâ önemli engeller bulunuyor. Önerilen kara koridorlarının, DEAŞ hücrelerinin halen faaliyet gösterdiği bölgelerden geçmesi, boru hatları ve diğer enerji altyapısının korunması için kapsamlı güvenlik tedbirlerini zorunlu kılıyor.

Öte yandan, petrolün Akdeniz üzerinden taşınması, Arap Körfezi güzergâhına kıyasla nakliye maliyetlerini artırıyor. Irak petrolünün başlıca pazarlarının Çin ve Hindistan’ın başını çektiği Asya ülkelerinde bulunması nedeniyle, Akdeniz rotası deniz taşımacılığı süresini Körfez güzergâhına göre yaklaşık 10 gün uzatıyor.

Buna rağmen Bağdat’taki karar alıcılar, ihracat güzergâhlarını çeşitlendirmenin maliyetinin, jeopolitik gelişmelerin herhangi bir anda tüm Irak ekonomisini tehdit eden bir darboğaza dönüşebileceğini gösterdiği tek bir geçiş noktasına bağımlı kalmanın doğuracağı bedelden çok daha düşük olduğu görüşünü savunuyor.



Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk

Gazze Şeridi’ndeki Hamas Hareketi’nden dört kaynak, İsrail’in bugün Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı İzzeddin el-Beyk’i, Gazze kentinin kuzeybatısındaki Nasr mahallesinde bulunduğu bir meskene düzenlenen saldırıyla öldürdüğünü doğruladı.

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları ayrı açıklamalarda, ‘Aşmavi’ lakabıyla tanınan el-Beyk’in, savaş uçakları tarafından gerçekleştirildiği değerlendirilen ve meskeni hedef alan saldırıda atılan 3 füze sonucunda olay yerinde hayatını kaybettiğini belirtti. Kaynaklar, füzelerin hedefin öldüğünden emin olmak amacıyla kullanılmış olabileceğini ifade etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz da operasyonu duyurarak el-Beyk’in öldürüldüğünü doğruladı.

Şarku’l Avsat muhabirinin aktardığına göre saldırı sabaha karşı saat 03.30’da gerçekleşti. Saldırının ardından daire alevler içinde kaldı ve yangın, sivil savunma ekiplerinin müdahalesiyle söndürülene kadar yarım saatten fazla sürdü.

İsrail ordusunun, hedef alınan kişiyi ya patlamanın etkisiyle ya da bu füzelerden yayılan zehirli duman nedeniyle öldürmek amacıyla yoğun yangına yol açan füzeler kullandığı görülüyor.

Saldırı, yaklaşık iki ay önce gündüz saatlerinde benzer bir saldırının düzenlendiği başka bir binanın bitişiğindeki konut binasında gerçekleşti. Söz konusu saldırıda, Kassam Tugayları’na bağlı Gazze Tugayı’nın operasyonlar komutanı ve 7 Ekim 2023 saldırısında önemli rol oynayan isimlerden Edhem Nesman öldürülmüştü.

Önceki suikast girişimi

El-Beyk, geçtiğimiz mayıs ayının sonlarında, Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki Kassam Tugayları’nı sırasıyla Muhammed es-Sinvar’ın ardından komuta eden İzzeddin el-Haddad ve Muhammed Avde’nin öldürülmesinden birkaç gün sonra bir suikast girişiminin hedefi olmuştu.

Söz konusu saldırıda Gazze Tugayları Komutan Yardımcısı ve Zeytun Taburu Komutanı İmad İslim öldürülmüştü. O dönemde Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, İslim ile el-Beyk’in yanı sıra Gazze Tugayları’nın yeni komutanı Muhanned Receb arasında bir toplantı yapılmasının planlandığını, ancak saldırı düzenlendiğinde diğer iki ismin bölgeye henüz ulaşmadığını belirtmişti.

Bu operasyon, Kassam Tugayları’nın Han Yunus Tugayı Komutanı Muhammed el-Yazuri ile Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd’in öldürülmesinden yaklaşık iki hafta sonra gerçekleştirildi.

İzzeddin el-Beyk kimdir?

48 yaşındaki İzzeddin el-Beyk, Hamas’ın en önemli kalelerinden biri olan Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki Felluce bölgesinde yaşayan ve uzun yıllardır hareketin önde gelen mensupları arasında yer alan bir isimdi. 1990’ların sonunda camilerdeki faaliyetlere katılmasının ardından Hamas’a dahil olan el-Beyk, İkinci İntifada’nın başlamasıyla Kassam Tugayları bünyesinde çalışmaya başladı. İsrail’in kampa ve Beyt Lahiya beldesine yönelik kara operasyonlarına karşı koyma faaliyetlerinde belirgin ve etkin bir rol üstlendi. El-Beyk, 2004 yılında Cibaliye Mülteci Kampı’nı hedef alan kapsamlı bir İsrail askeri operasyonuna karşı koyarken Yasin tanksavar roketlerini ilk kullanan isimlerden biri oldu.

Hamas kaynaklarının Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre el-Beyk, Kassam Tugayları’nın Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki ve bugün Nuhbe olarak adlandırılan ilk özel birliklerinden birine komuta etti. Uzun yıllar boyunca Cibaliye Mülteci Kampı bölgesindeki Batı Taburu’nun komutanlığını yürüttü. Daha sonra bu görevden ayrılarak Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başına geçti. Kasım 2023’te Ahmed el-Gandur’un öldürülmesinin ardından ise Kuzey Tugayı’nın komutanı oldu.

Kaynaklar, el-Beyk’in Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başındayken, dönemin Gazze Şeridi genelindeki istihbarat sorumlusu Muhammed Avde’nin ‘gözde adamı’ olarak nitelendirildiğini belirtiyor. İkili arasında özel bir ilişki bulunduğu, her ikisinin de Cibaliye Mülteci Kampı’nda yaşadığı ifade ediliyor.

Kaynaklara göre el-Beyk, son savaş sırasında ‘Generaller Planı’ olarak adlandırılan ve Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Filistinlilerin yerinden edilmesini amaçlayan planın başarısızlığa uğratılmasında rol oynadı. El-Beyk ve beraberindeki savaşçılar, İsrail ordusuyla doğrudan çatışmalarda mevzilerini korudu.

Kendisiyle yakından tanışan Hamas kaynaklarından biri, el-Beyk’in usta bir keskin nişancı olduğunu ve bir dönem Kuzey Tugayı’ndaki operasyonların yönetiminden sorumlu olduğunu belirtti. Kaynak, el-Beyk’in halk arasında sevilen isimlerden biri olduğunu da ifade etti.

El-Beyk, savaş öncesinde ve savaş sırasında çok sayıda suikast girişiminin hedefi oldu. Bunlardan biri son savaşın ikinci yarısında Cibaliye Mülteci Kampı’nda gerçekleştirildi. Saldırıda koruması öldürülürken el-Beyk saldırıdan sağ kurtuldu.


Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
TT

Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Batı Libya’daki çok sayıda sağlık çalışanı, dün Trablus’ta Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) binası önünde ‘haklarını’ talep etmek üzere toplandı. Eylem, ülkede öğretmenlerin genel greviyle eş zamanlı gerçekleşirken, Libya’da hükümeti giderek artan taleplerle karşı karşıya bırakan mesleki protestoların tırmandığı bir döneme denk geldi.

Başkent Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan hükümet binası önünde yüzlerce sağlık personeli, diş hekimi ve sağlık sektörü çalışanı toplandı. Göstericiler, aralarında maaşların artırılmasının da bulunduğu dokuz talebin Trablus’taki yetkililer tarafından yerine getirilmesi çağrısında bulundu.

Protesto, pazar akşamı hükümet binası önünde düzenlenen barışçıl bir gösteri sırasında güvenlik görevlilerinin bazı doktorlara saldırması üzerine düzenlendi. Olay, çok sayıda Libyalının tepkisine yol açarken, olayın soruşturulması yönündeki çağrılar da arttı.

Sağlık çalışanları, protestolarının ‘yıllardır devam eden sıkıntılar ve geçim baskıları, fiyatlardaki artış, biriken borçlar ve sağlık sektöründeki koşulların kötüleşmesi’ nedeniyle gerçekleştirildiğini belirtti. Çalışanlar, taleplerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesini ve sağlık çalışanlarının insanca yaşayabilecekleri koşulların güvence altına alınmasını amaçladığını vurguladı.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği tarafından dün yayımlanan ve çalışanların açıklamalarının aktarıldığı bildiride, eylemin ‘geçici bir öfke anı olmadığı, yıllarca süren sabrın ardından’ gerçekleştirildiği belirtildi. Açıklamada, sağlık çalışanlarının ‘zor’ olarak nitelendirdiği koşullara rağmen, görevlerini yerine getirmeye ve vatandaşlara hizmet etmeye kararlı mesleki kadro ve uzmanların görevlerini sürdürdüğü kaydedildi.

Çalışanlar, taleplerinin ‘kişisel kazanımlarla ilgili olmadığını’, sağlık sektörü çalışanlarının koşullarının iyileştirilmesini ve görevlerini yerine getirebilecekleri uygun bir çalışma ortamının sağlanmasını hedeflediğini vurguladı. Açıklamada ayrıca sağlık sisteminin reforme edilmesi ve Libya vatandaşlarına sunulan sağlık hizmetlerinin seviyesinin yükseltilmesi çağrısı yapıldı.

cdfghyju
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto eylemine katılan iki çocuk, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Çalışanlar, taleplerinin küçümsenmesi veya sorgulanmasına yönelik girişimleri reddederken, eylemlerini sürdürme ve vatandaşların hayatını doğrudan ilgilendiren temel sektörlerden biri olarak sağlık sektörünü geliştirme konusundaki kararlılıklarını vurguladı.

Libya’daki sağlık çalışanlarının talepleri arasında maaşların artırılması, ek ödemeler ve yan hakların uygulanması, sağlık sigortası sağlanması, personel yapısının genişletilerek düzenlenmesi ve personel açığının giderilmesi yer alıyor. Çalışanlar ayrıca ilaç, tıbbi malzeme ve cihazların temin edilmesini, görevlerini yerine getirirken korunmalarını, ulusal insan kaynağının korunmasını ve uzmanların özel sektöre veya yurt dışına yönelmesine neden olan sorunların giderilmesini talep ediyor. Sendikaların ve meslek kuruluşlarının, çalışanları ve sağlık sektörünü ilgilendiren kararlara dahil edilmesi de talepler arasında bulunuyor.

Libya Genel Diş Hekimleri Sendikası da dün bir gösteri düzenleyerek tüm sağlık sektörü çalışanlarına, ‘sağlık sektörünün tarihindeki en büyük protesto gösterisi’ olarak nitelendirdiği eylemde toplanma çağrısı yaptı. Sendika, sektörde çalışanların ‘meşru ve adil haklarının’ talep edilmesini istedi.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği ise pazar günü Libya’daki ‘çok sayıda tıbbi ve yardımcı sağlık personeli ile idari çalışanın, Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan Başbakanlık binası önünde barışçıl bir protesto düzenledikleri sırada hükümet binasını korumakla görevlendirilen güç tarafından saldırıya uğramasına’ tepki gösterdi ve olayı kınadı.

j78k
Güvenlik güçleri, pazar günü Trablus’taki UBH binası önünde doktorların düzenlediği barışçıl eylemi dağıttı. (Milletvekilleri ve Devlet Yüksek Konseyi üyelerinin hesapları)

Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Ebu’l Kasım Kuzeyt de olaya dikkat çekerek protesto sırasında bir güvenlik görevlisinin bir doktorun yakasından tuttuğunu gösteren fotoğrafı paylaştı. Kuzeyt, alaycı bir ifadeyle, “Sivil devletin polisi, üniversite hocalarına saldırdıktan sonra bugün de doktorları boğuyor!” dedi.

Sendika ve sağlık kuruluşları, Libya Başsavcısı’ndan saldırı olayıyla ilgili ‘derhal ve acil bir soruşturma’ başlatılmasını ve olaya karışan herkesin hesap vermesini talep etti. Kuruluşlar ayrıca sağlık çalışanlarına tam koruma sağlanması çağrısında bulundu.

Libyalı akademisyen Farac Derdur, “Cehalet devletin kurumlarına kök saldığında bilimin değeri geriler, doktor ve öğretmen aşağılanırken silahlı oluşumlara mensup kişiler sahnenin önüne çıkar” dedi. Derdur, “Yeterlilikten yoksun bu ayrım, ülkenin durumunun düzelmesini engelliyor ve kaynaklarının her geçen gün daha fazla tüketilmesine yol açıyor” ifadesini kullandı.

Derdur, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda ücret yapısındaki büyük farklılığa da dikkat çekerek, “Yıllarını zorlu bilim dallarında eğitim almaya adamış bir doktorun 2 bin dinarı aşmayan bir maaş alması, silahın başında yer alanların ise bunun katbekat fazlasını kazanması nasıl mümkün olabilir?” diye sordu.

Baskıların ardından UBH, Petrol Tesisleri Muhafızları mensuplarının maaşlarının artırılmasını kabul etti. Bu karar, Libya’daki öğretmenler ile sağlık sektöründe çalışanların geniş kesimlerinin tepkilerini artırırken, Misrata Havalimanı çalışanları ve sivil havacılık personeli de mesleki taleplere dayalı protestolara katıldı. Çalışanlar, ‘mali ve idari durumlarının düzenlenmesi’ çağrısında bulundu.

Bu gelişmelerin yanı sıra Libya’daki öğretmen hareketi, tüm okullarda genel grev kararını sürdürüyor. Eğitim Bakanı Muhammed el-Karyu ise öğrencilerin eğitim hakkının korunması amacıyla okulların derhal açılması ve öğrencilerin kabul edilmesi için belediyelerdeki eğitim müdürlerine pazar günü yazılı talimat gönderdi.

Öğretmenlerin tepkisini yatıştırmaya yönelik bir girişim olarak Karyu, dün sabah Genel Sağlık Sigortası Fonu Yönetim Kurulu ile bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, eğitim sektöründeki öğretmen ve idari personel için uygulanacak sağlık sigortası programının hayata geçirilmesine ilişkin mekanizmaları belirleyecek ortak bir yaklaşım ele alındı.

fgthyju
Pazar günü Batı ve Orta bölgelerden bir dizi eğitim müfettişiyle geniş kapsamlı bir toplantı düzenlendi. (UBH Eğitim Bakanlığı)

Toplantıda, gerekli verilerin toplanması ve güncellenmesi ile bunların Bilgi ve Dokümantasyon Merkezi’ne iletilmesini sağlayacak yöntem ve mekanizmalar ele alındı. Böylece sektörde çalışanların tamamına sağlık sigortası sağlanmasına ilişkin onaylı düzenlemenin hazırlanması amaçlanıyor.

UBH Sağlık Bakanı Muhammed el-Guc da pazar akşamı sağlık sektöründe çalışanların taleplerini görüşmek üzere tıp sendikaları, yardımcı sağlık meslekleri ve tıbbi laboratuvar temsilcileri ile sağlık hizmetleri ve hastane yöneticileriyle bir araya geldi.

El-Guc, bakanlığın yayımladığı açıklamada, çalışanların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve mali haklarının artırılması yönündeki taleplerinin meşru olduğunu belirtti. El-Guc, söz konusu taleplerin yasal çerçeve ve mevcut imkanlar doğrultusunda karşılanması için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.


Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
TT

Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)

Halil Musa

Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da ‘kapsamlı bir ulusal diyalog’ gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısı, 28 Kasım’da yapılması planlanan genel seçimlerin ertelenmesine yönelik seslerin yükseldiği bir dönemde geldi.

Gözlemciler bu çağrıyı, seçimlerin iptal edildiği 2021 yılının aksine, ertelenmesi konusunda bir uzlaşı platformu olarak değerlendiriyor. Nitekim 2021’de seçimlerin düzenlenmesi kararı Hamas ile varılan tam bir uzlaşıyla alınmış olmasına rağmen Abbas, erteleme adımını ulusal bir mutabakat olmaksızın tek taraflı olarak atmıştı.

Erteleme konusunda genel mutabakat

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  üst düzey bir Filistinli yetkili; Fetih, Hamas ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) her birinin farklı gerekçelerle seçimlerin ertelenmesini istediğini, Washington ve Tel Aviv’in de erteleme taraftarı olduğunu belirtti. Yetkili, “Filistinli grupların ulusal diyalog toplantılarında seçimlerin zamanında yapılması konusunda uzlaşması halinde seçimler gerçekleştirilecek; ancak bu grupların erteleme üzerinde mutabık kalmaları durumunda ise seçimler ertelenecek” değerlendirmesinde bulundu.

Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da yapılması planlanan ulusal diyalog toplantılarına katılması bekleniyor. Bu hamle, Temmuz 2023’te Mısır’ın el-Alemeyn kentinde gerçekleşen görüşmelerden bu yana bu ölçekte atılan ilk adım olma özelliğini taşıyor.

Seçimler önemli

Fetih Hareketi Merkez Komitesi, diyalog sürecini başlatmak üzere bir heyet oluşturdu. Komite, ‘meşruiyetlerin yenilenmesi ve Filistin siyasi sisteminin birliğinin güçlendirilmesi için bir çıkış noktası olarak seçimlerin gerçekleştirilmesinin’ önemini vurguladı. Ancak Komite, ‘seçimlerin Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi de dahil olmak üzere tüm Filistin topraklarında düzenlenmesi için gerekli koşulların hazırlanması ve Merkez Seçim Kurulu’nun görevlerini özgürce yerine getirmesine imkân tanınması’ gerektiğinin altını çizdi. Seçimlerin ertelenebileceğine işaret eden Komite, ‘işgal yönetiminin halkımızın seçimlere katılımının önüne koyduğu engellerin kaldırılması’ çağrısında bulundu.

Fetih yöneticilerinden Cibril er-Racub ise genel seçimlerin ertelenmesini ve ulusal uzlaşının sağlanmasının ardından gerçekleştirilmesini; sürecin de genel seçimlerle değil, devlet başkanlığı seçimleriyle başlatılmasını talep etti. Filistinli siyasetçi Avni el-Meşni ise seçimlerin ertelenmesi konusunun ‘Kahire’deki ulusal diyalog çağrısının temelini oluşturduğunu, bunun nedeninin de herkesin bu karar üzerinde uzlaşması ve hiçbir gruba bu sorumluluğun yüklenmemesi arzusu olduğunu’ belirtti.

Merkez Seçim Kurulu’nun tutumu

El-Meşni, “Seçimlerden beklenen, sonuçların seçim tarihlerini belirleyen tarafın şartlarıyla örtüşmesidir; zira bu taraf yalnızca kendisinin kazanacağı bir seçim istemektedir” değerlendirmesinde bulundu. El-Meşni sözlerini şöyle sürdürdü: “Erteleme için bir bahane arıyorlar. Bu görevi Merkez Seçim Kurulu’na yıkmaya çalıştılar, ancak Kurulun bu görevi reddetmesi ve seçimleri düzenlemeye hazır olduğunu teyit etmesi nedeniyle başarısız oldular.”

Filistin Merkez Seçim Kurulu’nun aktardığına göre, Gazze Şeridi’nde seçimlerin düzenlenmesi için iki plan hazırlandı. İlk plan, İsrail’in seçim materyali ve ekipmanının oy verme tarihinden bir hafta önce bölgeye girişine izin vermesine dayanıyor. Merkez Seçim Kurulu Sözcüsü Ferit Taamallah’a göre alternatif plan ise ‘seçim ekipmanları ile oy sandıklarının doğrudan Gazze Şeridi’nde imal edilmesini’ öngörüyor.

Kudüs kentindeki seçim sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Taamallah, Seçim Kurulu’nun planının -1996, 2005 ve 2006 yıllarında olduğu gibi- kentin varoşlarındaki oy verme merkezlerine dayandığını, yani kentteki Filistinlilerin oylarını bu varoşlarda kullanacağını açıkladı. Taamallah, bu durumun İsrail’in kentte oy kullanma hakkına sahip 140 bin kişiden sadece 6 bininin kentteki posta merkezlerinde oy kullanmasına izin vermesiyle eş zamanlı yürüyeceğini belirtti. İsrail’in Kudüs’te seçim yapılmasına izin vermemesi meselesine de değinen Taamallah, bu sorunun ‘teknik olarak aşılabileceğini, ancak meselenin teknik olmaktan ziyade siyasi olduğunu’ vurguladı.

El-Meşni’ye göre, Filistin’in iki büyük siyasi hareketinin seçimleri erteleme yönündeki arzusu nedeniyle mevcut eğilim, ‘Fetih Hareketi’ne seçimleri ertelemesi için bir çıkış yolu sağlayan FHKC’nin erteleme girişimini kabul etme yönünde’ ağırlık kazanıyor.

Söz konusu girişim; genel seçimlerin ertelenmesini, ‘mevcut engeller ve karmaşık koşullar nedeniyle’ Ulusal Konsey’in yeniden oluşturulmasını ve uzlaşıya dayalı bir geçiş dönemine geçilmesi çağrısını içeriyor.

FHKC, “Halkımızın acil ihtiyaçlarının karşılanmasına, direnişinin desteklenmesine; çatışma ve çekişmelerden uzak, özgür ve kapsamlı seçimlerin düzenlenebilmesi için siyasi, hukuki ve toplumsal zeminin hazırlanmasına öncelik verilmesi” çağrısında bulundu.

Girişime göre geçiş dönemi, ‘seçimler için gerekli bir çıkış noktası oluşturacak ve sürecin yeni bir bölünme ile iç çatışma alanına dönüşmesini engelleyecek.’ Metin, “Halkımızın tüm kesimleri ile siyasi ve toplumsal unsurlarının kapsamlı bir temsilini yansıtacak şekilde geçiş dönemi için yeni bir Ulusal Konsey oluşturulmasını” ve belirlenecek geçiş süreci boyunca görev yapacak birleşik bir ulusal uzlaşı hükümetinin kurulmasını öngörüyor.

Girişim, seçimler konusunda ise ‘ulusal meşruiyetin yenilenmesi için bir gereklilik olarak’ kapsamlı seçim ilkesinin benimsenmesini ve katılım için hiçbir ön koşul olmaksızın seçimlerin eş zamanlı olarak düzenlenmesi hususunda uzlaşıya varılmasını talep ediyor.

Erteleme talepleri

Siyasi araştırmacı Cihad Harb, ulusal diyalog çağrısının ‘Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın seçimlerin ertelenmesi konusunda Filistinli grupların onayını alma arzusundan’ kaynaklandığı değerlendirmesinde bulundu. Harb, “Birlik kurulması ve siyasi program gibi geniş kapsamlı konularda bir ulusal diyalogdan söz ettiğimizde, bu durum Filistin’in iç düzenlemelerine ilişkin bir geçiş sürecini gerektirir” dedi. Filistinli grupların seçimlere hazır olduklarını beyan etmelerine rağmen erteleme temennisinde bulunduklarını belirten Harb, “Fetih Hareketi iç hatlarda sürece hazır olmadığı için erteleme istiyor. Seçim kurulunca listelerin oluşturulması kararı ve hareketin 8. Kongresi’nden çıkan sonuçların bünyesinde yarattığı karmaşa nedeniyle henüz listesini bile netleştirmiş değil” ifadelerini kullandı.

Hamas hareketine ilişkin değerlendirmesinde ise Harb, örgütün ‘önümüzdeki aylarda uluslararası alanda kabul görüp göremeyeceğini bekleyip gördüğüne, bir başka deyişle aldığı ağır darbelerin ardından Gazze Şeridi’ndeki varlığını bugünkünden daha geniş ve etkin şekilde pekiştirme üzerine bahis oynadığına’ dikkat çekti.

Filistin Devlet Başkanı, genel seçimler için adaylık başvuru süresini 12 günden 18 güne çıkarma kararı almıştı. Böylece adaylık için yasal süre 26 Eylül’den 13 Ekim’e kadar uzatılmış oldu. Abbas’a göre sürenin uzatılması, ‘ulaşım zorlukları, coğrafi engeller ve seçim sürecini çevreleyen olağanüstü koşullar altında adaylara ve listelere daha fazla esneklik sağlamayı’ hedefliyor.

Başvuruların geçen cumartesi günü başlamasının ardından Batı Şeria’nın el-Bire kentinde ve Gazze Şeridi’ndeki Deyr el-Balah’ta yer alan Merkez Seçim Kurulu’na yedi aday listesi sunuldu.