İslam Üniversiteleri Birliği’nden Kur’an-ı Kerim nüshalarının yakılmasına izin veren ülkelere çağrı

Birlik, medeni farkındalıklarını yeniden tesis etmeleri çağrısında bulundu.

Özgürlüklerin İslami Değerler ve Hukuk Prensiplerine Göre Çerçevelenmesi Uluslararası Konferansı’na ilgi büyüktü. (Şarku’l Avsat)
Özgürlüklerin İslami Değerler ve Hukuk Prensiplerine Göre Çerçevelenmesi Uluslararası Konferansı’na ilgi büyüktü. (Şarku’l Avsat)
TT

İslam Üniversiteleri Birliği’nden Kur’an-ı Kerim nüshalarının yakılmasına izin veren ülkelere çağrı

Özgürlüklerin İslami Değerler ve Hukuk Prensiplerine Göre Çerçevelenmesi Uluslararası Konferansı’na ilgi büyüktü. (Şarku’l Avsat)
Özgürlüklerin İslami Değerler ve Hukuk Prensiplerine Göre Çerçevelenmesi Uluslararası Konferansı’na ilgi büyüktü. (Şarku’l Avsat)

İslam Üniversiteleri Birliği, akademisyenler ve düşünürlerin yanı sıra İslami fetva organları ve konseylerinin temsilcilerini, önemli üniversiteleri, uluslararası hukuk uzmanlarını özgürlük meselelerini ve bunların gerçeklik ve pratikteki sonuçlarını tartışmak üzere kendi bünyesinde harekete geçirdi. ‘Özgürlüklerin İslami Değerler ve Hukuk Prensiplerine Göre Çerçevelenmesi Uluslararası Konferansı’, ISESCO tarafından Fas’ın başkenti Rabat’ta düzenlendi. Açılışını İslam Üniversiteleri Birliği Başkanı ve Dünya İslam Birliği Genel Sekreteri Şeyh Dr. Muhammed el-İsa gerçekleştirdi.

Konferans, ‘fikir ve ifade özgürlüğü’ gerekçesiyle İslami ve genel olarak dini kutsallıklara karşı işlenen suçların arttığı bir ortamda gerçekleşiyor. Konferansta, ‘İslam’ın ötesindeki bu yüce insani değer hakkındaki kafa karışıklığının ortadan kaldırılması’ ve ‘dinlerin ve medeniyetlerin takipçileri arasında daha fazla dayanışma, anlayış ve saygıya dayalı bir geleceğin çizilmesine, medeniyetler çatışması ve dini çatışma tezlerinin ele alınmasına yönelik farkındalık ve entelektüel teşvikin artırılması için umut edilen akademik rolün tesis edilmesi’ açısından içeriği büyük önem taşıyan bilimsel oturumlar yer alıyor.

İsa, konferansın açılış konuşmasında şunları söyledi:

“Normal mantık, özgürlüklere ilişkin yasal anlayışın, değerleri ve hakları, özellikle başkalarının onurunu ve kutsallarını koruyan bir çerçeve olmamasını kabul etmez. Ayrıca cahil ve kötü niyetli kişilerin, ifade özgürlüğünü dünyamızın barışına ve ulusal toplumlarımızın uyumuna zarar verecek şekilde kullanmasına engel olur. Uygar anayasaların ruhu, nefreti kışkırtmaya ve medeni çatışmayı körüklemeye izin vermez. Bu nedenle, bağlamları anlaşılmalı ve saygı ve uyum değerlerini teşvik eden, uluslar ve halklar arasındaki çatışma risklerini önleyen normal insan mantığından öğrenilen hedeflere ulaşacak şekilde uygulanmalıdır. Anayasa metinlerinin toplumlarda barışı, milletler ve halklar arasında dostluğu teşvik edici ruhundan sapacak şekilde yorumlanması yanlış ve tehlikelidir.”

Fotoğraf Altı: Konferansın açılış konuşmasını İslam Üniversiteleri Birliği Başkanı Şeyh Muhammed el-İsa yaptı. (Şarku'l Avsat)
 Konferansın açılış konuşmasını İslam Üniversiteleri Birliği Başkanı Şeyh Muhammed el-İsa yaptı. (Şarku'l Avsat)

Diğer yandan Mısır Baş Müftüsü Şevki İbrahim Allam, yaptığı konuşmada, bugün Müslümanların fikirlerin, vizyonların, felsefelerin ve kavramların çeşitli kanallardan hareket ettiği ve birçok insanda kafa karışıklığına neden olduğu teknik bir devrimle karşı karşıya olduklarını belirtti. İbrahim Allam, özgürlüklerin şeriata ve hukuk denetimlerine uygun olarak kullanılmasının toplumların emniyetini garanti altına aldığını, bireylerin güvenlik ve psikolojik huzurunu koruduğunu, fitne ve huzursuzluk çıkaranlara sınırlama ve kısıtlamalar getirdiğini dile getirdi.

İslam Üniversiteleri Birliği Genel Sekreteri Sami Muhammed eş-Şerif ise konferansın, dünyadaki hak ve özgürlükler kavramının incelenmesi çerçevesinde gerçekleştiğine dikkat çekti. Dini değerler sisteminin insan kökeninin birliğini ve insan hak ve özgürlüklerinin merkeziliğini onayladığını belirten Şerif, “İnsan hakları ve bunların merkezinde insanın özgürlükleri, İslam hukukunun amaçları açısından temel bir eksendir” dedi.

Aynı şekilde ev sahibi kuruluş olan ISESCO’nun Genel Müdürü Salim el-Malik, “Özgürlük meselesi, artık kalemlerle ele alınan ve kültürel ve sosyal lüks açısından fikirlerin dolaştığı teorik bir mesele değildir” ifadelerini kullandı.

Daha sonra İslam dünyasının önemli üniversitelerinin başkanları da dahil olmak üzere üst düzey akademisyenlerin konferansın teması çerçevesinde önemli eksenlerinin ayrıntılarını içeren konuşmalar yaptığı oturumlar gerçekleşti.

Fotoğraf Altı: Mısır Baş Müftüsü Şevki İbrahim Allam, açılış oturumunda konuşma yaptı. (Şarku’l Avsat)
Mısır Baş Müftüsü Şevki İbrahim Allam, açılış oturumunda konuşma yaptı. (Şarku’l Avsat)

Konferansın kapanış bildirisinde şu başlıklarda mutabakata varıldı:

-İnsanı onurlandırmak ve ona saygı göstermek, din ve kültür mensupları arasındaki anlaşmanın konusudur ve insanı manevi, entelektüel ve maddi açıdan hazırlamak, medeni toplumlar inşa etmenin, dünyayı ıslah etmenin ve insanları mutlu etmenin temel yapı taşıdır. Özgürlüğü herkese garanti edilen yüce bir insani değer olarak görmek ancak diğer değerler ve ilkeler gibi, ulusların, halkların ve çeşitli ulusal toplulukların içindeki kaos ve saçmalıklarla eşanlamlı değildir. Bu, uluslar ve halklar arasında ve çeşitli ulusal toplumlar içinde ilişkilerin inşasında bu önemli insani katılımcının ciddi bir şekilde istismar edilmesi ve çarpıtılması anlamına gelir.

-Gevşek özgürlük, ahlaki değerlerine ve medeni hukuk anlayışına karşı bir suçtur. Dolayısıyla kendi sahte şemsiyesi altında insanın onuruna tecavüz ederken hiçbir insani değer tanımaz, aksine medeni ittifakımızı yıkmanın, milletler ve halklar arasında dostluk kurmanın küreklerinden biridir. Tarih buna şahittir. İnsani yapımızı parçalamanın yanı sıra ulusal toplumlarımızın bütünlüğünü bozmanın nedenlerinin başında yer almaktadır.

-İnsan çeşitliliği ve anlaşmazlığın kaçınılmazlığı, tüm farkındalıkla anlayışı gerektiren bir gerçekliktir. Başkalarına pozitiflik katma ve iyilik yapma konusunda rekabet, asil değerlere bağlılığı, ötekini bir varlık ve medeniyet olarak tanımayı, onun özel hayatına saygıyı ve haklarının korunmasını gerektirir.

-Toplumun bileşenleri arasında bir arada yaşamanın, insanlık ailesinin birliğini tanımaya, insan ilişkilerini güçlendirmeye, vatanseverlik duygularını geliştirmeye ve farklı kesimler arasında sorumluluk ruhu ve uyum kaygısıyla dolu temeller üzerinde anlayış köprüleri kurmaya, entegrasyon ve iş birliğine dayalı bir gerekliliktir.

Konferansa katılanlar, bugün dünyanın tanık olduğu durumun ciddiyetine de değindi. Katılımcılar ayrıca söz konusu durumun ‘güveni artırmak, korkuları ortadan kaldırmak ve yanlış anlamaları düzeltmek için çatışmaları çözmeye yönelik etkili diyalog kurmaya, farklılıklarla başa çıkmayı rasyonelleştirmeye ve taraflar arasında anlayış sağlamaya’ odaklanarak, aşırılık, bencillik, nefret ve tecrit çağrılarını ortadan kaldıran bir farkındalığı gerektirdiğini vurguladı.

İslam Üniversiteleri Birliği tarafından konferansın sonunda yayınlanan bildiride şu ifadelere yer verildi:

“Söz, bilgi ve delil olmadan söylenemeyecek ahlaki bir sorumluluk ve manevi güvendir. Başkalarını rencide etmenin, dinsel duyguları alevlendirmenin, ırkçı eğilimleri körüklemenin sebebidir. Başkalarının haklarını, özellikle de onurlarını koruyan ve dünyamızın barışının ve uyumunun gereklerini dikkate alan çerçevelere uygun şekilde, genel olarak tüm özgürlükler, özel olarak da ifade özgürlüğü ulusaldır.”

İslam Üniversiteleri Birliği’nin bildirgesinde, medya kuruluşlarına, insani ve milli kardeşlik bağlarını ve karşılıklı saygıyı güçlendirmeye yönelik basın içeriklerini iyileştirmeleri ve nefreti, çatışmayı ve medeniyet çatışmasını kışkırtmayı çağrıştıran tüm yöntemlere karşı medya içeriğini geliştirme çağrısı yapıldı. Ayrıca devletlerin Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerine saygı duyması, bir arada yaşama ve karşılıklı saygıya yönelik stratejiler geliştirmesi, ‘aşırılık ve nefrete yol açan kışkırtmayı ve bir döngüye girmeyi’ yasaklayıcı mevzuat çıkarma gerekliliğine dikkat çekildi.

Bildiride, İslamofobi olgusu, nefreti körükleyen ve şiddeti besleyen, uyum ve barış toplumları inşa etme projelerini baltalayan ırkçı bir söylem olduğu gerekçesiyle kınandı, sükunete şiddetle ihtiyaç duyan bir dünyada dini provokasyonun sonuçları konusunda uyarıda bulunuldu.

Aynı şekilde bildiride, hükümetlere ve halklara dini, etnik ve kültürel bileşenler arasındaki geçmiş farklılıkların üstesinden gelme ve Rahman’ın farklılık ve çeşitliliğin kaçınılmazlığı konusundaki bilgeliğini anlamaya dayalı medeni bir vizyonla bir arada yaşamanın sorunlarını ele alma çağrısı yapıldı. Ayrıca fiziksel kentleşmenin ötesine geçerek kentleşme ahlakını benimseyen toplumlar oluşturmak için farkındalık yaratma konusunda katılımcılarına yatırım yapması çağrısında bulunuldu.

Diğer yandan dünya genelindeki eğitim müfredatlarının, başkalarına saygı konusunda toplumsal farkındalığı geliştiren, onların onurlarını, özellikle de dini kutsallıklarını aşağılamadan var olma ve onurlu yaşama haklarını anlayan materyaller içermesi çağrısı yapılırken, ayrıca aralarındaki çatışma tehlikeleri konusunda uyarı yapıldı.

İslam Üniversiteleri Birliği Başkanı, ISESCO Genel Müdürü ve Mısır Baş Müftüsü. (Şarku’l Avsat)
İslam Üniversiteleri Birliği Başkanı, ISESCO Genel Müdürü ve Mısır Baş Müftüsü. (Şarku’l Avsat)

Bildiride ayrıca, Kur’an-ı Kerim nüshalarının yakılmasına izin veren ülkelerden, anayasal kavramlarını yeniden gözden geçirmeleri, medeniyet bilincini yeniden tesis etmeleri, tarihin öğütlerini hatırlatmaları, özgürlüklerin insani anlamı ile bu anlamı zedeleyen kaosu karıştırmamaları, özellikle özgürlükler kavramının başkalarının onurunu aşağılayacak noktaya gelmesine izin vermemeleri istendi. Sırf dinsel ve entelektüel farklılıklar nedeniyle milletler ve halklar arasında kaydedilecek bir çatışmayı kışkırtmamaları ve nihayetinde Allah’ın varlığının doğası gereği ilmi ve hikmeti ile farklı olmasını istediği tek insan ailesinin üyeleri arasında uçurumu derinleştirmemesi çağrısında bulunuldu.

Konferans, çeşitli medya kuruluşlarında Arap, İslami ve uluslararası platformlarda da geniş bir yer buldu. 



İsrail, Hristiyan sembollerine hakaret etmesinin ardından imajını düzeltmek için bir Arap diplomat atadı

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
TT

İsrail, Hristiyan sembollerine hakaret etmesinin ardından imajını düzeltmek için bir Arap diplomat atadı

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Arap diplomat George Deek’i “Hristiyan dünyaya özel temsilci” olarak atama kararı aldı. Saar, bu adımın “İsrail’in dünya genelindeki Hristiyan topluluklarla ilişkilerini derinleştirmeyi” amaçladığını belirtirken, söz konusu kararın, Hristiyan dini sembollere yönelik artan saldırılar nedeniyle zedelenen ülke imajını düzeltmeye yönelik olduğu değerlendiriliyor.

Son olarak Lübnan’ın güneyindeki Dibl köyünde bir Hristiyan heykelinin tahrip edilmesi uluslararası tepkilere yol açmıştı. Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL) bünyesinde görev yapan İtalyan birliğinin desteğiyle köydeki Hz. İsa heykeli yeniden dikildi.

Lübnan'ın güneyindeki Dibil kasabası, benzer bir heykelin İsrailli bir asker tarafından parçalanmasından günler sonra, Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nde (UNIFIL) görev yapan İtalyan taburunun yardımıyla İsa Mesih heykelini yeniden dikti (AP)Lübnan'ın güneyindeki Dibil kasabası, benzer bir heykelin İsrailli bir asker tarafından parçalanmasından günler sonra, Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nde (UNIFIL) görev yapan İtalyan taburunun yardımıyla İsa Mesih heykelini yeniden dikti (AP)

Tel Aviv’deki siyasi kaynaklar, Kudüs’te Paskalya yürüyüşünün yasaklanmasının ardından Hristiyan dünyasında İsrail’e yönelik öfke ve kınamanın zirveye ulaştığını belirtti. Vatikan ise Kudüs’te Müslüman ve Hristiyan Filistinlilerin ibadet özgürlüğünün kısıtlandığını ifade ederek, din adamlarına ve rahibelere yönelik hakaretler, Batı Şeria’daki Tayibe kentinde bir kiliseyi yakma girişimi, çeşitli kilise ve mezarlıklarda tahribat ile Gazze’de üç kilisenin yıkılmasına dikkat çekti.

İsrail’in Lübnan’ın güneyine yönelik operasyonları sırasında da yerel halk benzer saldırılardan şikâyet etti. Geçtiğimiz hafta Dibl köyünde bir İsrail askerinin bir heykelin başını çekiçle kırdığı anlara ait görüntüler sosyal medyada geniş yankı uyandırdı.

Başlangıçta sorumluluğu reddeden İsrail ordusu, askerlerin görüntüleri paylaşması ve övünmesi üzerine geri adım atmak zorunda kaldı. Sosyal medyada yaklaşık 10 milyon kişi tarafından izlenen görüntüler, küresel ölçekte tepki çekti. Pek çok kullanıcı, İsrailli yetkililerin “Hristiyanların ibadet özgürlüğüne sahip olduğu tek ülke” yönündeki açıklamalarıyla alay ederek, Hristiyan kutsallarına ve din adamlarına yönelik saldırıların yanı sıra Mescid-i Aksa’daki olaylara ait görüntüler paylaştı.

İsrail ordusu olayda sorumluluğu kabul ederken, Başbakan Binyamin Netanyahu ile Dışişleri Bakanı Saar kamuoyundan özür diledi ve sorumluların cezalandırılacağını açıkladı. Ordu, heykeli tahrip eden asker ile görüntüleri kaydedip paylaşan askerin yakalandığını, bir ay hapis cezasına çarptırıldıklarını ve ordudan ihraç edildiklerini bildirdi.

Olay sırasında müdahale etmeyen sekiz asker de cezalandırıldı. Ordu ayrıca heykelin yeniden inşa edilmesini sağladı ve kırılan haçın yerine yeni bir haç yerleştirdi. Ancak İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Dibl sakinlerinin bu tür bir saldırıyı affetmeyi reddettiğini yazdı.

Lübnan toprakları içinde bir İsrail askeri aracı (Reuters)Lübnan toprakları içinde bir İsrail askeri aracı (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre George Deek, 1948 Filistinlilerinden olup Yafa’da yaşamaktadır. Yaklaşık 18 yıldır İsrail diplomasi teşkilatında görev yapan Deek, son olarak İsrail’in Azerbaycan Büyükelçisi olarak görev yapmış ve bu unvanla ilk Arap Hristiyan büyükelçi olmuştur.


Washington’ın Bağdat üzerindeki baskısı ‘milis liderlerinin tutuklanmasına zemin hazırlıyor’

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
TT

Washington’ın Bağdat üzerindeki baskısı ‘milis liderlerinin tutuklanmasına zemin hazırlıyor’

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)

ABD’nin Irak üzerindeki baskısı, yeni hükümetin kurulma sürecindeki tıkanmayla eş zamanlı olarak artıyor. Konuya yakın kaynaklar, Washington’ın silahlı milisler dosyası üzerinden gelecek yönetimi erken bir sınavla karşı karşıya bırakabilecek ‘daha sert’ talepler için zemin hazırladığını belirtiyor.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, bazı silahlı grup liderlerine önde gelen isimler hakkında bilgi vermeleri karşılığında mali ödüller teklif edilmesinin ‘yalnızca geleneksel bir istihbarat yöntemi olmadığını, aynı zamanda sonraki aşamada yeni hükümetten bu liderlerin tutuklanmasının talep edilebileceği bir sürecin hazırlığı’ olduğunu ifade etti. Bu taleplerin, ABD ile güvenlik iş birliğinin sürdürülmesine bağlanabileceği kaydedildi.

Aynı kaynaklara göre, şu aşamada Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi ile Seyyid eş-Şuheda Tugayları lideri Ebu Ala el-Velai’yi de kapsayan bu talepler, hedef alınan isimlerin siyasi ve askeri yapı içindeki hassas konumları nedeniyle herhangi bir yeni hükümet için ‘en zorlu sınavlardan biri’ olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Irak’taki Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi hakkında bilgi verenlere ödül verileceği duyurusuABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Irak’taki Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi hakkında bilgi verenlere ödül verileceği duyurusu

Gözlemciler, bu yönelimin ABD’nin stratejisinde ‘çevreleme’ politikasından Bağdat ile yeni angajman kuralları dayatma girişimine doğru bir değişimi yansıttığını belirtiyor. Özellikle Washington ile Tahran arasındaki gerilimle bağlantılı bölgesel tansiyonun artması, çoğu zaman Irak sahasında silahlı gruplar üzerinden etkisini gösteriyor.

Bu çerçevede üst düzey bir güvenlik yetkilisi, ABD’nin Bağdat’ta düzenlenmesi planlanan uluslararası koalisyonun teknik toplantısını iptal ettiğini ve mevcut hükümetle rutin dışı tüm iletişim kanallarını, yeni hükümetin şeklinin netleşmesini bekleyerek askıya aldığını bildirdi.

Öte yandan Amerikan basınında daha önce yer alan haberlerde, Washington’ın Irak petrol gelirlerinden yaklaşık 500 milyon dolar değerindeki bir mali transferin Bağdat’a ulaştırılmasını engellemiş olabileceği öne sürülmüştü. Bu adımın, Irak hükümetinin İran’a yakın grupları dağıtma yönündeki çabalarında yaşanan tıkanmayla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Kaynaklara göre ABD, başbakanlık için belirli bir adayı desteklemiyor; ancak daha geniş kapsamlı siyasi ve güvenlik iş birliğini, silahlı milislerin etkisini sınırlamaya yönelik ‘somut ve ciddi’ adımların atılması şartına bağlıyor.

Özel düzenlemeler

Bu mesajlar, derinleşen iç siyasi krizle de örtüşüyor. Şii siyasi güçler, hükümeti kurmak için öngörülen anayasal süreleri uzlaşı sağlayamadan tüketirken, bu durum ülkeyi karmaşık senaryolarla karşı karşıya bırakıyor. Bu senaryolar arasında istisnai düzenlemelere başvurulması ya da mevcut geçici hükümetin daha uzun süre görevde kalması ihtimali yer alıyor. Ancak bu seçenek, Muhammed Şiya es-Sudani’nin muhalifleri tarafından reddediliyor.

Son günlerde Koordinasyon Çerçevesi toplantılarında da belirgin bir gerilim yaşandı. Özellikle Nuri el-Maliki ile Sudani arasındaki anlaşmazlık dikkat çekerken, taraflar başbakanlık için bir aday üzerinde uzlaşmaya varamadı. Siyasi kaynaklara göre, ihtilaflar artık yalnızca isimlerle sınırlı değil; aynı zamanda seçim mekanizması ve kurulacak hükümetin yapısı konusunda da derinleşmiş durumda. Taraflardan bazıları kapsamlı bir uzlaşıdan yana tavır alırken, diğerleri sürecin oylama yoluyla sonuçlandırılmasını savunuyor.

24 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısından (X)24 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısından (X)

Müzakereler sırasında Haydar el-İbadi, Adnan ez-Zurfi ve Muhammed Sahib ed-Deraci gibi isimler gündeme gelirken, özellikle ABD ile İran arasındaki dengelerin gözetilmesi ihtiyacı çerçevesinde, iç ve dış kabul görebilecek ‘uzlaşı adayları’ üzerinde de duruluyor.

Analistler, ABD’nin baskısının başbakan seçimi sürecini dolaylı biçimde etkileyebileceğini belirtiyor. Bu çerçevede bazı siyasi aktörlerin, söz konusu taleplerle başa çıkabilecek ve geniş siyasi ile askeri nüfuza sahip silahlı gruplarla iç çatışmaya sürüklenmeden süreci yönetebilecek bir ismi desteklemeye yönelebileceği ifade ediliyor.

Buna karşılık Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı gruplar, ABD’nin şartlarına tam uyum sağlanmasının iktidar ittifakının dağılmasına ya da iç gerilimlerin tırmanmasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle alınacak adımların büyük siyasi güçlere yakın liderleri hedef alması halinde bu riskin artabileceği dile getiriliyor.

Siyasi tıkanıklığın sürmesiyle birlikte, yeni hükümetin önünde karmaşık bir denge arayışı bulunuyor. Artan uluslararası baskılarla başa çıkma zorunluluğu ile iç siyasi bütünlüğün korunması ihtiyacı arasında kurulacak denge, bölgesel gerilimlerin yoğun olduğu bir ortamda Irak’ı karşıt çıkarların kesiştiği bir alan haline getiriyor.


Irak Kürdistanı İHA ve füzelerden kaynaklanan ölüm sayısını açıkladı

Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
TT

Irak Kürdistanı İHA ve füzelerden kaynaklanan ölüm sayısını açıkladı

Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) yetkilileri bugün yaptıkları açıklamada, yaklaşık iki ay boyunca bölgenin farklı noktalarını hedef alan yüzlerce insansız hava aracı (İHA) ve roket saldırısında 20 kişinin hayatını kaybettiğini, 123 kişinin yaralandığını bildirdi. Açıklamada, bölgesel gerilimlerin arttıığı bir dönemde saldırıların yoğunlaştığına dikkat çekildi.

Yetkililerin yayımladığı resmi verilere göre 28 Şubat’tan geçtiğimiz pazartesi gününe kadar toplam 809 saldırı gerçekleşti. Bunların 701’inin İHA’larla, 108’inin ise roketlerle düzenlendiği belirtildi.

Hayatını kaybedenlerin 10’unun Erbil’de, 3’er kişinin Süleymaniye ve Halepçe’de, 7 kişinin ise Soran bölgesinde olduğu ifade edildi. Saldırıların en yoğun yaşandığı yer 477 saldırıyla Erbil olurken, Süleymaniye ve Halepçe 235 saldırıyla ikinci sırada yer aldı. Duhok’ta 29, Soran’da ise 68 saldırı kaydedildi.

Açıklamada, saldırıların “asılsız gerekçelerle sivil alanları, vatandaşların mülklerini ve özel sektörü hedef aldığı” vurgulanarak, bölgedeki şehirlerin tarafsız kalmalarına rağmen ciddi can ve mal kaybı yaşadığı ifade edildi.

Kendisini “Irak’ta İslami Direniş” olarak adlandıran bir grup ise son dönemde neredeyse her gün yaptığı açıklamalarda, Erbil’de ABD güçlerinin bulunduğu noktalar başta olmak üzere petrol tesisleri, oteller ve çeşitli hedeflere İHA ve roketlerle düzenlenen saldırıların sorumluluğunu üstlendi.

7 Nisan 2026'da Kürdistan Bölgesi'ndeki Erbil'in kuzeyindeki bir köyde bir eve İHA isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Kürt ailenin üyeleri için düzenlenen cenaze töreninden (AFP)7 Nisan 2026'da Kürdistan Bölgesi'ndeki Erbil'in kuzeyindeki bir köyde bir eve İHA isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Kürt ailenin üyeleri için düzenlenen cenazede yas tututanlar (AFP)

Öte yandan, İranlı Kürt muhalif bir grup olan Kürdistan Özgürlük Partisi’nden bir yetkili, perşembe akşamı Erbil vilayetinde “İran Kürdistan Ulusal Ordusu”na ait bir merkezin üç İHA ile hedef alındığını açıkladı. Yetkili, saldırının saatler sürdüğünü ancak kayıplara ilişkin net bilgi bulunmadığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın yerel kaynaklardan aktardığına göre aynı gece ilerleyen saatlerde Erbil’e bağlı Baserma ve Xebat bölgelerine iki İHA düştü, olayda herhangi bir can kaybı ya da hasar meydana gelmedi.

IKBY Başkanlığı, daha önce Bölge Başkanı Neçirvan Barzani’nin İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurmuştu. Görüşmede bölgedeki gelişmeler ele alınırken, taraflar gerilimin düşürülmesi ve istikrarın korunmasının önemine vurgu yaptı. Ayrıca İran, Irak ve IKBY arasındaki ilişkiler ile ortak konular da görüşüldü.

Arakçi’nin, Pakistanlı yetkililerle de benzer telefon görüşmeleri yaptığı, ancak görüşmelerin detaylarının paylaşılmadığı belirtildi.