Mansuri’nin Merkez Bankası yönetimi, güvenlik politikalarında değişikliğe işaret ediyor

Lübnan’da acil durum prosedürlerinin genişletilmesi ve içeriği etkilemeyecek değişikliklerin yapılması gündemde.

Lübnan Merkez Bankası Başkanı vekili Vasim Masuri, basın toplantısı düzenledi. (AP)
Lübnan Merkez Bankası Başkanı vekili Vasim Masuri, basın toplantısı düzenledi. (AP)
TT

Mansuri’nin Merkez Bankası yönetimi, güvenlik politikalarında değişikliğe işaret ediyor

Lübnan Merkez Bankası Başkanı vekili Vasim Masuri, basın toplantısı düzenledi. (AP)
Lübnan Merkez Bankası Başkanı vekili Vasim Masuri, basın toplantısı düzenledi. (AP)

Vasim Mansuri’nin Lübnan Merkez Bankası başkanlığı görevini vekaleten devralmasının üzerinden yalnızca 30 gün geçmesine rağmen kuruluşun performans standartlarını, sorumluluklarını ve merkezi parasal karar alma sürecini derinlemesine incelemek için vaktin henüz çok erken olduğu değerlendirmeleri yapılıyor. Ayrıca aralıksız 30 yıldır para stratejileri otoritesinin başında olan ve görev süresini geçen ayın sonunda tamamlayan eski Başkan Riyad Selame’nin başarı ve hayal kırıklıklarıyla karşılaştırma yapmak için de erken olduğu kaydediliyor.

Ancak bu durum, süreç Mansuri’nin yeni bir cumhurbaşkanının seçilmesine ve tam yetkiye sahip bir hükümeti atama girişimine kadar açık olan görev süresinin ilk ayının sonu için geçerli.

Finansal açıdan veri yok

Bazı taraflar, eski yetkili Riyad Selame’nin ilk yardımcısı olarak görevlerini üstlenen Mansuri’nin, cumhurbaşkanlığındaki boşluk nedeniyle yeni bir başkan atamanın mümkün olmadığı için önceki başkanın para politikalarına bir darbe indirerek bu göreve atandığına inanıyor olabilir. Ancak konu incelendiğinde, devam eden mali ve parasal çöküşler sırasında benimsenen bazı politikaların Merkez Bankası’nda halen yürürlükte olduğu görülüyor.

Diğer yandan temel politikaların oluşturulmasında ve bunların gerektirdiği değişikliklerde önemli ve niteliksel değişimleri yansıtan bir ayna olmaları nedeniyle Merkez Bankası’nın mali durum tablolarındaki değişkenleri, henüz elde etmek mümkün değil. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bunun nedeni, periyodik mali tabloların planlanan 16 Ağustos tarihinde yayınlanmasındaki gecikmenin devam etmesi. Dolayısıyla kurumun bütçe kalemlerinin yeniden yapılandırılmasına, bankanın muhasebe politikasının merkezi otorite tarafından onaylanan uluslararası standart ve normlara uygun olacak şekilde değiştirilmesine ve mali tabloların kurallara uygun olarak oluşturulmasına hazırlık ​​olarak, açıklık ve şeffaflık gerekliliklerine ne ölçüde uyacağı konusunda gözlemciler arasında farklı spekülasyonlar devam ediyor. Mansuri’nin belirttiğine göre bu, muhasebe ve denetim müdürlüklerine verilen bir görev.

Aynı şekilde vekil yöneticiye, likiditeyi ve rezervleri lira ve dolar cinsinden yönetmek için yeni denklemler oluşturması konusunda güçlü bir baskı olarak; Merkez Bankası’nın dış hesap bakiyelerinin yayınlanması, yaklaşık 8,57 milyar dolarlık likit döviz rezervinin mevcudiyetine ilişkin güvenlik rakamlarını ve buna karşılık gelen vadesi geçmiş ve ertelenmiş borçların toplam 1,27 milyar dolar olduğunu doğruladı. Öyle ki Mansuri, geçtiğimiz günlerde düzenlediği basın toplantısında Merkez Bankası’nın ister Lübnan lirası veya ister döviz cinsinden olsun hükümete borç vererek açığı kapatmayacağını dile getirdi.

Fotoğraf Altı: Riyad Selame. (AFP)
Riyad Selame. (AFP)

Mevduat sahipleri hakkında kesin bir cevap yok

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü uzmanlara göre iki yönetici arasındaki açık fikir birliğinin ön saflarında, yüz binlerce banka hesabı sahibinin korkularına tatmin edici yanıtların verilmemesi politikası göze çarpıyor. Aynı şekilde dolar kurunda kesintiye tabi olan payların 151 ve 158 sayılı genelgelere göre 15 bin lira fiyatla veya sınırlı dolar tutarlarında aylık olarak ödenmesi konusunda herhangi bir değişiklik yapılmadan çalışmalar devam ediyor.

Durumun gerçeği şu ki bu bulmacada çözümsüz olmayan devam eden sır, karar vericinin gönüllü olarak ‘geri çekilmesinde’ ya da yol kurtarma planının parasal ve finansal parametrelerinin tanımlanmasına yönelik açık ve şeffaf bir şekilde ilerleme sağlayamamasının zorla örtbas edilmesinde yatıyor. Bu durum, mevduat sahiplerine olanak sağlayacak kurumsal veya referans çerçevenin ve ‘umut verici’ prosedürlerin oluşmasına yol açarken, yeterli miktarda hissenin lira cinsinden adil bir fiyatla dağıtılmasıyla bu hisseler, şu anda yaklaşık yüzde 84’e varan ciddi kesintiler gerçeğinden kurtarılabilir.

Fotoğraf Altı: Mahmud Cabai. (Şarku’l Avsat)
Mahmud Cabai. (Şarku’l Avsat)

Ekonomi ve finans araştırmacısı Dr. Mahmud Cabai şu açıklamada bulundu:

“Mansuri ve Selame arasında para politikasında hiçbir fark yok. Yeni olan şey, devleti kurtarmak için gerekli masrafları sağlamaya çalışan Merkez Bankası ve eski başkanın katlandığı sonuçlar göz önüne alındığında vekil başkanın, reformların yokluğunda bunu finanse etmeme yönünde tamamen yasal bir karar almasıdır. Mevduat sahiplerinin fonlarının ve zorunlu rezervin korunması, devlet hazinesinden ayrılan Merkez Bankası hazinesinin üzerindeki ciddi yükün hafifletilmesi için yeni politikalar değil, yeni önlemler alındı. Bu da kendisiyle bankacılık sektörü arasında sağlam bir ilişki olmasını sağlıyor. Bu bağlamda Mansuri, kendisinden önceki başkanın yaptığı gibi aynı zamanda ekonominin ve paranın yükünü de üstlenmiyor.”

Güvenlik yaklaşımının bir uzantısı

Benzer şekilde, mali ve ekonomik konularda yazar ve araştırmacı olan Profesör Marun Hatır’ın değerlendirmesi de şöyle oldu:

“Mansuri’nin ortaya koyduğu şey, selefi Selame’nin yaklaşımının, içerikten çok biçimi etkileyen bazı değişikliklerle genişletilmesinden başka bir şey değil. Görevi üstlenmeden önce yalpaladıktan sonra bu politika, yeni yöneticiye spekülasyonları ve spekülatörleri donduracak bir siyasi şifre ile birlikte yeşil ışık yaktı. Şeffaflık sloganını benimseyen Mansuri, bunu istifa sinyali vermek için gerekçe olarak kullanmış, ardından da göreve başladıktan sonra bunu bankacılık platformundaki çalışmaların askıya alınmasına dayandırmıştı.”

Fotoğraf Altı: Marun Hatır. (Şarku’l Avsat)
Marun Hatır. (Şarku’l Avsat)

Şarku’l Avsat’a konuşan Hatır sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yeni Başkan, yöneticiliğe başlamadan önce bu rakamları bilmesi gerektiği gerçeğine rağmen, ancak iyi olarak tanımlanabilecek bir adım olan yedek rakamlarını yayınladı. Daha sonraki bir adımda, uygulanabilir bir yasanın varlığında faydasız bir adım olan, rezerve zarar vermeme sözü verdi. Sayrafa durdu. Ancak Merkez Bankası, sessizce dolar satın alarak döviz piyasasına müdahale etmeye devam etti ve bu da kendisini, Selame’nin yönetimdeki son aylarında yaşanan spekülasyondan uzak tuttu. Son maaşların ne zaman ödeneceğine gelince Mansuri, son basın toplantısında isimlerini söylemeden bankacılık motorlarını kısmen yeniden çalıştırdı ve faaliyetlerini ücret ve ihtiyaçlar olarak kamu sektörüyle sınırladı. Bu, Mansuri’nin Riyad Selame’nin yaptıklarına aykırı davranmadığını, daha doğrusu rolünü tanımlayıp sınırlamasına rağmen, döviz piyasasına müdahale etme veya Sayrafa platformu açısından ondan farklı olmadığı anlamına geliyor.”

Merkez Bankası’nda bugün alınan yeni önlemlerin kriz çözüm trenini doğru yola sokmak için bir temel oluşturup oluşturmadığına ilişkin olarak ise Cabai, Mansuri’nin ortaya koyduklarının kriz çözümü olmadığını dile getirdi. Cabai sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çözüm, hükümet ve parlamentonun öncekilerden farklı mali politikalar belirlemesi, yeni vergiler koyması ve yıllık açığı yüzde 40 ile 50 arasında değişen bütçeleri düzeltmek için gerekli vergi reformunu gerçekleştirmesinde yatıyor. Gereken ise yerli tarım ve sanayi üretimini destekleyerek ekonomi politikasını değiştirmek ve son 10 yılda 25 milyar dolara mal olan elektrik sektörünün özelleştirilmesi yoluyla stratejik bir reform ortaya koymaktır.”

Ancak Hatır’ın konuya dair açıklaması şöyle oldu:

“Mansuri, gelişen turizm sezonu nedeniyle piyasadaki dolar arzından ve parasal dolarizasyondan, kamu sektörü maaşlarını güvence altına almak ve birçok sektörden fonları kesmek için yararlandı. Nakit akışının yokluğunda ve turizm sezonunun sonuna yaklaşılmasıyla, şirketlerin tekrar faaliyete geçmesiyle ve okulların kapılarını açmasıyla birlikte, paralel piyasadan maaşları güvence altına almak için bile dolar satın almak zor bir iş haline gelebilir ya da politika çözüme doğru gidilmezse döviz kurunun yükselmesine neden olabilir. Devlete lira ve dolar cinsinden borç vermenin durdurulması, fonların güvence altına alınması sınırının kontrol edilmesi ve tahsilatların iyileştirilmesi konusundaki konuşmalar, doğruluğuna rağmen, krizin olası bir şekilde kötüleşeceğine işaret ediyor. Sınırların kontrol edilememesi, yasalara saygı ve çiftlik modeline bağlılık, çözüm üretilemez hale gelen çöküşün en önemli nedenlerini oluşturuyor.”



Sudan’daki savaş dördüncü yılına giriyor... Çatışmaların sona ermesi için umut görünmüyor

Sudan’daki savaşın dördüncü yıl dönümü münasebetiyle Kenya’nın Nairobi kentinde düzenlenen etkinlikte pankart tutan bir kadın (AP)
Sudan’daki savaşın dördüncü yıl dönümü münasebetiyle Kenya’nın Nairobi kentinde düzenlenen etkinlikte pankart tutan bir kadın (AP)
TT

Sudan’daki savaş dördüncü yılına giriyor... Çatışmaların sona ermesi için umut görünmüyor

Sudan’daki savaşın dördüncü yıl dönümü münasebetiyle Kenya’nın Nairobi kentinde düzenlenen etkinlikte pankart tutan bir kadın (AP)
Sudan’daki savaşın dördüncü yıl dönümü münasebetiyle Kenya’nın Nairobi kentinde düzenlenen etkinlikte pankart tutan bir kadın (AP)

Sudan’da savaşı sona erdirmeye yönelik bölgesel ve uluslararası çabalar sürerken, çatışmanın dün (çarşamba) dördüncü yılına girmesine rağmen tarafların müzakere yoluyla barışçıl bir çözüm arayışına girdiğine dair herhangi bir işaret bulunmuyor. Ülkedeki insani kriz ise her geçen gün daha da ağırlaşıyor.

15 Nisan 2023 sabahı Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında patlak veren savaşın başında taraflar, birkaç gün ya da en fazla birkaç hafta içinde düşmana hızlı ve belirleyici darbeler indirerek çatışmayı sonuçlandırmayı hedefledi. Ancak gelinen noktada, Batı Sudan’da HDK’nin kontrolündeki bölgelerde paralel bir hükümet ilan edilmesinin üzerinden bir yıl geçerken, ülke giderek ikiye bölünme senaryosuna daha fazla yaklaşıyor.

Üç yıldır kesintisiz şekilde devam eden çatışmalar, kent savaşları tarihinde ‘en şiddetli ve en kanlı’ örneklerden biri olarak nitelendiriliyor. Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına göre, bu süreçte en büyük bedeli siviller ödedi ve ödemeye devam ediyor.

Arabuluculuk çabaları

Savaşın başlamasından haftalar sonra, Suudi Arabistan ile ABD’nin girişimiyle Cidde’de Sudan ordusu ile HDK arasında mayıs ayında görüşmeler gerçekleştirildi. Bu görüşmeler, sivillerin yanı sıra kamu tesislerinin korunmasını ve bu alanların askeri amaçlarla kullanılmamasını öngören Cidde Bildirgesi’nin imzalanmasıyla sonuçlandı. Ancak taraflar, varılan mutabakata uymadı.

rgrb
Çad’daki Sudanlı mülteciler, Dünya Gıda Programı’ndan (WFP) gıda yardımı alıyor. (Arşiv – Reuters)

Aynı yılın ekim ayında Cidde’de düzenlenen ikinci tur görüşmeler de başarısızlıkla sonuçlandı. Tarafların uzlaşmaz tutumu nedeniyle Sudan ordusu müzakerelerden çekilirken, Suudi Arabistan ve ABD arabuluculuğu süreci askıya aldı. Bu gelişmelerin ardından taraflara, savaşı sona erdirme konusunda ciddi olmadıkları yönünde eleştiriler yöneltildi.

Çatışmalar yalnızca başkent Hartum’la sınırlı kalmayarak daha önce savaşın parçası olmayan eyaletlere de yayıldı. İlk altı ay içinde HDK, ülkenin orta kesiminde yer alan el-Cezire ve Beyaz Nil eyaletlerinde kontrol sağlarken, Sudan ordusu askerî açıdan geri çekildi. Ancak ordu, bir yılı aşkın sürenin ardından sahada yeniden inisiyatifi ele geçirerek Ocak 2024’te söz konusu eyaletleri geri aldı.

Trajediler ve zorlu insani koşullar

Savaş, on binlerce kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı. Çatışmaların gerçek bilançosu henüz netlik kazanmazken, bazı tahminler vefat sayısının 150 bine kadar ulaşabileceğine işaret ediyor. BM verilerine göre ise savaş nedeniyle 10 milyondan fazla kişi ülke içinde yerinden edildi ya da komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldı.

Son üç yılda Sudanlılar, çatışmaların ülkenin geniş kesimlerine yayılmasıyla birlikte ağır insani koşullar altında yaşam mücadelesi verdi. Savaşın Batı’daki Darfur ve Kordofan bölgelerine ulaşmasıyla birlikte zorunlu göç kesintisiz devam etti. BM raporları, yaklaşık 33 milyon Sudanlının ciddi seviyelerde gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

Geçen yıl HDK, Kuzey Darfur’un başkenti el-Faşir kentinin düşmesinin ardından Darfur bölgesinde tam kontrol sağladı. Aynı güçler, Batı ve Güney Kordofan eyaletlerinin geniş kesimlerine yayılırken, ülkenin güneydoğusundaki Mavi Nil eyaletinde de ilerleyişini sürdürüyor.

BM, Sudan’daki durumu ‘dünyanın en kötü yerinden edilme krizi’ olarak nitelendirirken, savaşın aynı zamanda keskin kabilevi ve etnik kutuplaşmayı derinleştirdiği, bunun da ülkenin bir iç savaşa sürüklenebileceği yönündeki endişeleri artırdığı belirtiliyor.

dsvdf
8 Nisan 2026’da Çad’ın doğusundaki bir mülteci kampında Sudanlı bir kadın ve çocukları su almak için bekliyor. (DPA)

Bölgesel ve uluslararası tüm girişimler, son olarak ABD, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır’dan oluşan dörtlü mekanizmanın ortaya koyduğu yol haritası da dahil olmak üzere, Sudan’daki çatışmanın askeri bir çözümü olmadığını vurguluyor. Bu çerçevede taraflara, üç ay süreli bir insani ateşkes ilan edilmesi, bunun kalıcı ateşkese dönüştürülmesi ve dokuz ay sürecek kapsamlı ve şeffaf bir geçiş sürecinin başlatılması çağrısı yapılıyor. Sürecin sonunda ise hiçbir silahlı grubun kontrolünde olmayan sivil bir hükümetin kurulması öngörülüyor.

ABD yönetiminin, Sudan ordusu ve HDK’ye bağlı askeri liderler ile kurumlara yönelik ağır yaptırımlar uygulamasına rağmen, tarafların müzakere masasına oturma konusunda herhangi bir yanıt vermediği belirtiliyor.

Acımasız bir savaş

Savaşın erken dönemlerinden itibaren, daha önce Özgürlük ve Değişim Güçleri adıyla bilinen ve şu anda Sivil Demokratik Devrimci Güçler İttifakı (Sumud) olarak faaliyet gösteren sivil ve siyasi güçler, çatışmaları durdurmak ve ülke geneline yayılmasını önlemek amacıyla Sudan ordusu ile HDK liderleriyle temas kurmaya çalıştı.

Savaşın yıl dönümünde, eski başbakan Abdullah Hamduk liderliğindeki Sumud İttifakı tarafından yapılan açıklamada, Sudan ordusu ve HDK komutanlarının savaşı sürdürme ısrarının, Sudanlıların can ve mal güvenliğini hiçe sayarak dünyanın en büyük ve en ağır insani felaketlerinden birine yol açtığı ifade edildi.

İttifak, Facebook üzerinden yayımladığı açıklamada, yaklaşık 33 milyon kişinin ciddi gıda sıkıntısı çektiğine dikkat çekerek, insani yardımların ulaştırılabilmesi için koşulsuz ve derhal ateşkes ilan edilmesi gerektiğini vurguladı.

Açıklamada ayrıca, sivil alanın giderek daha fazla askerileştirilmesinin ülke genelinde derin toplumsal bölünmelere yol açtığı uyarısında bulunulurken, uzun süredir devam eden bu çatışmaya askeri bir çözüm bulunmadığı bir kez daha dile getirildi.


Trump'ın açıklamasına rağmen Lübnan, İsrail ile beklenen herhangi bir temastan 'haberdar edilmedi'

ABD Dışişleri Bakanlığı danışmanı Michael Needham, ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Mike Waltz, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa, Lübnan'ın ABD Büyükelçisi Nada Hamadeh-Moawad ve İsrail'in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter, Washington'daki toplantı öncesinde (AFP)
ABD Dışişleri Bakanlığı danışmanı Michael Needham, ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Mike Waltz, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa, Lübnan'ın ABD Büyükelçisi Nada Hamadeh-Moawad ve İsrail'in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter, Washington'daki toplantı öncesinde (AFP)
TT

Trump'ın açıklamasına rağmen Lübnan, İsrail ile beklenen herhangi bir temastan 'haberdar edilmedi'

ABD Dışişleri Bakanlığı danışmanı Michael Needham, ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Mike Waltz, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa, Lübnan'ın ABD Büyükelçisi Nada Hamadeh-Moawad ve İsrail'in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter, Washington'daki toplantı öncesinde (AFP)
ABD Dışişleri Bakanlığı danışmanı Michael Needham, ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Mike Waltz, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa, Lübnan'ın ABD Büyükelçisi Nada Hamadeh-Moawad ve İsrail'in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter, Washington'daki toplantı öncesinde (AFP)

Lübnanlı resmi bir kaynak, bugün AFP’ye yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail ve Lübnan «liderleri» arasında gerçekleşecek bir görüşmeyle ilgili sözlerine ilişkin olarak, Lübnan’ın henüz İsrail tarafıyla yapılacak herhangi bir görüşme hakkında bilgilendirilmediğini belirtti.

Kaynak şu açıklamayı yaptı: "İsrail tarafıyla herhangi bir temas kurulduğuna dair bilgimiz yok ve resmi kanallar aracılığıyla da herhangi bir konuda bilgilendirilmedik."

Trump, Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, “İsrail ve Lübnan arasında bir sükunet dönemi bulmaya çalışıyoruz. İki lider (İsrail ve Lübnan) arasında son görüşmenin üzerinden uzun zaman geçti, neredeyse 34 yıl. Yarın gerçekleşecek.” Ancak şu ana kadar hiçbir Lübnan cumhurbaşkanı veya başbakanı ile bir İsrail cumhurbaşkanı arasında herhangi bir temas olmamıştır.


Cezayir ile doğu komşusu Tunus’un arasını kim bozmaya çalışıyor?

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’u  Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı'nda karşılıyor, 22 Nisan 2024 (AFP)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’u  Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı'nda karşılıyor, 22 Nisan 2024 (AFP)
TT

Cezayir ile doğu komşusu Tunus’un arasını kim bozmaya çalışıyor?

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’u  Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı'nda karşılıyor, 22 Nisan 2024 (AFP)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’u  Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı'nda karşılıyor, 22 Nisan 2024 (AFP)

Rabia Abdusselam

Bugünlerde sosyal medya platformları, kamuoyunu manipüle etmeyi ve Tunus ile Cezayir’in arasını bozmayı amaçlayan yanıltıcı çıkarımlar ve sahte veya hileli hesaplarla dolup taşmış durumda. Bazı Tunuslu analistler ile eleştirel seslerin, Cezayir'den İtalya'ya gönderilen ve Tunus topraklardan geçen doğalgazın transit ücretlerine ilişkin imzalanan anlaşmaların “yeniden gözden geçirilmesini” talep etmesi, tamamen beklenmedik bir gelişmeydi. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin Cezayir'e yaptığı son ziyaretin ardından gelen bu talepler, mali ve lojistik transit ücretlerinin “gözden geçirilmesi”ne odaklanıyor.

Bu hikaye, Tunus'taki hükümet karşıtı ve mevcut otoriteye muhalif tutum sergileyen partilerin çoğunun, Tunus-Cezayir anlaşmasıyla ilgili uydurma bir belge etrafında yürüttüğü dezenformasyon ve yalan kampanyasından farklı değil. Cezayir ve Tunus muhalefetine bağlı sosyal medya ve internet sitelerinde yayınlanan ve “çok gizli” ibaresi taşıyan bu uydurma belge, “Cezayir ordusuna ciddi iç karışıklık, isyan, darbe girişimi veya kurumsal istikrarı ve mevcut anayasal düzenin devamlılığını tehdit edebilecek herhangi bir durumda Cumhurbaşkanı Kays Said rejimini korumak için müdahale etmesi yetkisi verildiğini” iddia eden bir belge. Söz konusu belge, önceden koordinasyon sağlanmadan bu anlaşmanın hükümleriyle ilgili güvenlik veya savunma alanlarında yabancı bir tarafla herhangi bir anlaşma veya ortaklık kurulmasını da yasaklıyor. Bir diğer maddesi ise, “birinci tarafın askeri ve güvenlik birimlerinin, ikinci tarafın yetkili makamlarıyla önceden koordinasyon sağladıktan sonra, tehlikeli terörist unsurları takip etmek ve etkisiz hale getirmek amacıyla sınır hattından 50 kilometreyi geçmeyecek bir mesafeye kadar ikinci tarafın topraklarına girebileceğini” öngörüyor.

Cezayir'e karşı keskin bir düşmanlık

Yukarıda zikredilen maddeler, Cezayir'in bağımsızlığından bu yana dış politikasını yöneten en önemli ilke olan komşu ülkelerin iç işlerine karışmama ilkesiyle tamamen çelişiyor. Ayrıca, mevcut anayasanın 31. maddesi, ordunun ülke sınırları dışında herhangi bir operasyona katılmasını yasaklamaktadır. Madde şu şekildedir: “Cezayir, diğer halkların meşru egemenliğini ve özgürlüğünü ihlal etmemek için savaşa başvurmaktan kaçınır ve uluslararası anlaşmazlıkları barışçıl yollarla çözmek için çaba gösterir. Cezayir ayrıca, Birleşmiş Milletler, Afrika Birliği ve Arap Birliği çerçevesinde ve bunların ilke ve amaçlarına tam uyum içinde, yurtdışı barış koruma operasyonlarına katılabilir.”

En sıradan okuyucu bile belgenin geçersizliğini ve aleyhindeki güçlü kanıtları teyit edebilir. Son maddedeki BM'ye bir kopyasının teslim edilmesini öngören yazılı ifade de bunun kanıtı

Cezayirli gazeteci Osman Lahyani

Bu “sahte” belge, anlaşmanın özünü gizlemesine rağmen, Tunus muhalefeti için değerli bir kaynak olmaya devam ediyor. Bu durum, jeopolitik konulara ve Cezayir'in uluslararası ilişkilerine (özellikle Fransa ile Tunus ve Libya gibi komşu ülkelerle) odaklanan yazılarıyla tanınan Cezayirli gazeteci ve yazar Osman Lahyani tarafından da doğrulandı. Yerel “el-Haber TV” kanalında yayınlanan “Sağ ve Sol” programına konuk olarak katıldığında, “Ekim 2025'te imzalanan askeri anlaşma, 2002'de imzalanan önceki anlaşmanın bir güncellemesidir. Bu güncelleme, elbette, terör tehditlerinin yeni biçim ve yöntemleri, kontrolsüz silah ve uyuşturucu kaçakçılığı ve insan kaçakçılığı ile ilgili güvenlik ve askeri değişikliklerden kaynaklanmaktadır” açıklamasını yaptı. “Bu tehditler, sadece Cezayir ve Tunus değil, tüm komşu ülkelerin ortak sınırlarını güvence altına almak için askeri anlaşmalarını güncellemesini gerektiriyor. Bunu Suudi Arabistan ve Pakistan örneğinde de gördük; 17 Eylül'de, yakın güvenlik ittifakı kurmak için ortak bir stratejik savunma anlaşması imzalandı ve taraflardan birine yönelik herhangi saldırının diğerine de yönelik saldırı olarak kabul edileceği belirtildi” diye ekledi. Lahyani sözlerine şöyle devam etti: “En sıradan okuyucu bile belgenin sahte olduğunu teyit edebilir. Son maddedeki BM’ye bir kopyasının teslim edilmesini öngören ifade bunun inkar edilemez bir kanıtıdır.”

fdvbdf
Tunus askerleri, Batı Tunus'taki Cebel-i Şambi bölgesinden görüldüğü üzere, Cezayir sınırına yakın bir yerde devriye geziyor, 11 Haziran 2013 (Reuters)

Zaman zaman, bazı Tunuslu elitlerden sert eleştiriler geliyor. Eski Tunus Cumhurbaşkanı Munsif Marzuki'nin, kuruluşundan beri Arap Mağrip Birliği'ne egemen olan donukluk ve tıkanmadan sürekli olarak Cezayir'i sorumlu tutması buna bir örnek teşkil ediyor. Muhalif siyasi aktivist ve eski cumhurbaşkanı adayı Safi Said'in pozisyonları ve her zaman tartışma yaratan eski Tunus Dışişleri Bakanı Ahmed Venis'in “iddiaları” da önemli.

Cezayir ve Tunus cumhurbaşkanları, Tunus'taki muhalefet grubuna büyük bir şüphe, kaygı ve gerilim ile karışık güvensizlikle bakıyorlar

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun'un  30 Aralık 2025'te iki kanadı ile parlamentoya yaptığı konuşma, Tunuslular için normal ya da geçici değildi. Görünüşte sıradan olan konuşması, hem doğrudan hem de dolaylı mesajlar içeriyordu. Nitekim “Cezayir ve Tunus arasında parayla satın alınmış kişiler kullanılarak anlaşmazlık yaratma girişimleri olduğunu” vurguladı. “İki ülke arasındaki ilişkileri bozmayı amaçlayan tehlikeli bir komplo” konusunda uyardı. Anlaşmanın şartlarına atıfta bulunarak, “Cezayir ordusunun Tunus topraklarına ayak basmadığını ve basmayacağını” vurguladı. Ayrıca, bu provokasyonların nihai amacının “iki taraf arasında siyasi çekişme çıkarmak olduğunu ve asıl hedefin Tunus Cumhuriyeti olduğunu” belirtti. Sonra da, “Tunus'a zarar vermek isteyen herkes önce Cezayir'i aşmak zorundadır” diye etti. Bu, Cezayir'in Libya, Mali ve Burkina Faso gibi komşu ülkelerde meydana gelen ve özellikle düzensiz göçmen akını nedeniyle sosyal düzeyde ciddi sonuçlar doğuran darbe senaryolarının tekrarlanmasından duyduğu korkuyu açıkça yansıtıyor.

Düşmanlığın arka planı ve sırları

Cumhurbaşkanının konuşmasında ilettiği mesajlar arasında, “Tunus çok güçlü ve bazıları onu kolay av olarak göstermeye çalışıyor, ancak Cezayir'in komşusu olduğu için bunda yanılıyorlar. Cumhurbaşkanı Kays Said ne İsrail ile ilişkileri normalleştirenlerden ne de bunun peşinde koşanlardandır” vurgusu da yer alıyordu. İşte meselenin özü de burada yatıyor. Cezayir Cumhurbaşkanı Tunuslulara, ülkelerini ve Cezayir ile ilişkilerini hedef alan, Batılı güçler tarafından organize edilen ve temel amacı bölgeyi parçalamak ve İsrail ile “normalleşmeyi” pekiştirmek olan bir komplodan açık ve net olarak bahsetti. Cezayir'in güneydoğusundaki Biskra Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Profesörü olan Nur Sabah Aknuş yaptığı değerlendirmede, “Cezayir ve Tunus arasındaki organik bağı ve sistematik entegrasyonu koparmak ve her ikisini de zayıflatmak için çalışan kilit ülkeler var. Böylece Cezayir, jeopolitik derinliği olan kardeş ve müttefik Tunus'tan izole edilirken, diğer yandan Tunus, içine sızmayı kolaylaştırmak için zayıflatılmak isteniyor” dedi. Ona göre, iki ülkenin sürekli ve tekrarlanan bir şekilde hedef alınmalarının temel nedeni: “İsrail'i tanımayı ve ilişkileri normalleştirmeyi reddeden tutumları, dünya çapındaki haklı davalara verdikleri destek ve neo-kolonyal güçlere karşı duruşlarıdır. Ne Tunus ne de Cezayir, resmi veya halk düzeyinde, iç krizlerini kullanarak onları normalleşme yönünde tavizler vermeye iten dış baskılara rağmen, Filistin davasını destekleyici tutumlarından vazgeçmediler.”

Cezayir ve Tunus cumhurbaşkanları, Tunus'taki muhalefet grubuna büyük bir şüphe, kaygı ve gerilim ile karışık bir güvensizlikle bakıyorlar. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre stratejik ve güvenlik çalışmaları konusunda uzman Cezayirli araştırmacı Zenasni Muhammed, konuyu şöyle açıkladı: “Cezayir, bazı Tunuslu grupların, özellikle de muhalefet bloğuna bağlı olanların, dış güçlerden destek arayışında olmalarından endişe ediyor. Cumhurbaşkanı Tebbun daha önce Tunuslu güçleri, diğer ülkelerde gördüğümüz gibi, çoğu zaman kötü niyetli olan ve ülkeyi istikrarsızlaştıran dış baskılara boyun eğmemeleri konusunda uyarmıştı.”

Zaman zaman görülen sert tutumlara rağmen, iki ülke arasındaki resmi ilişkiler eşitlik, iç işlerine karışmama ve egemenliğe karşılıklı saygı temelinde güçlü kalmaya devam ediyor

Tunus'taki siyasi sisteme yönelik artan muhalefetle birlikte, bir siyasi analist şu gözlemde bulunuyor: “Cezayir kendisini zor bir güvenlik ikileminin içinde buldu. Özellikle Tunus, diğer komşularına kıyasla Cezayir'in en güvenli sınırını oluşturduğu için doğu komşusuyla iyi komşuluk ilişkilerini sürdürmek zorunda. Aynı zamanda Cezayir, Tunus'un iç işlerine karışmama ile her iki ülkenin karşı karşıya kaldığı ortak baskılar ve meydan okumalar ile mücadelede dış ittifakların gereklilikleri arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Bu durum, Tunus muhalefetine Cezayir'in Tunus'taki mevcut rejimin tarafını tutuyor gibi görünebilir.”

f
Tunus'un güneyindeki Gabes şehrinde bulunan devlete ait fosfat işleme tesisinin (gübre fabrikası) bacasından tüten duman, 31 Ekim 2025 (AFP)

Zaman zaman görülen sert tutumlara rağmen, iki ülke arasındaki resmi ilişkiler eşitlik, iç işlerine karışmama, egemenliğe karşılıklı saygı ve ortak çıkarları güvence altına almak için yapılan üst düzey ziyaretler temelinde güçlü kalmaya devam ediyor. İki ülke arasındaki stratejik ortaklık, derin tarihi ve ekonomik bağlarla da karakterize ediliyor. Cezayir, Tunus'a yılda yaklaşık 2 milyar metreküp doğalgaz tedarik ederek enerji ihtiyacının büyük bir kısmını karşılıyor.

Şubat 2025'te yayınlanan son raporlar, Cezayir'den yapılan elektrik ithalatının ulusal tüketimin yaklaşık yüzde 14'ünü karşıladığını ortaya koyuyor. Diğer rakamlar, Cezayir'in Tunus'un elektriğinin yüzde 94 ila 96'sını üretmek için kullandığı doğalgazın tedarikinde oynadığı hayati rolü teyit ediyor ki, bu da iki ülke arasındaki enerji entegrasyonunu stratejik hale getiriyor. İki ülke arasındaki anlaşmalar ayrıca Cezayir'in, Tunus toprakları üzerinden İtalya'ya yaptığı doğal gaz ihracatı için Tunus'a yıllık yaklaşık 420 milyon dolar transit ücreti ödediğini de ortaya koyuyor. Bütün bunlar, iki ülke arasındaki ilişkinin ekonomik ve endüstriyel entegrasyonu hedefleyen karşılıklı faydaya dayalı olduğunu açıkça teyit ediyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.