Şii İkili, Musa Sadr'ın mirasına sahip mi çıktı yoksa onu istismar mı etti?

Vefatının 45’inci yıldönümünde Musa es-Sadr'ın yaklaşımından geriye ne kaldı?

Musa Sadr'ın mirası, onun sancağını doğru tutamayanlar tarafından büyük ölçüde yok edildi (AFP)
Musa Sadr'ın mirası, onun sancağını doğru tutamayanlar tarafından büyük ölçüde yok edildi (AFP)
TT

Şii İkili, Musa Sadr'ın mirasına sahip mi çıktı yoksa onu istismar mı etti?

Musa Sadr'ın mirası, onun sancağını doğru tutamayanlar tarafından büyük ölçüde yok edildi (AFP)
Musa Sadr'ın mirası, onun sancağını doğru tutamayanlar tarafından büyük ölçüde yok edildi (AFP)

Sevsan Mehanna

Lübnanlı Şii siyasi lider ve din adamı Musa Sadr'ın ortadan kaybolmasının üzerinden 45 yıl geçmesine rağmen, kaybolma meselesi hâlâ gizemini koruyor.

Kendisi ve iki yoldaşı, Şeyh Muhammed Yakup ve gazeteci Abbas Bedreddin'in akıbeti hakkında halen kesin bir sonuca varılabilmiş değil.

Sadr, en son 31 Ağustos 1978'de iki arkadaşıyla birlikte Libya'nın başkenti Trablus'a yaptıkları ziyaret sırasında görülmüştü.

Şii Emel Hareketi'nin kurucusu olan İmam Sadr, Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'nin de katılacağı bir törende hazır bulunmak üzere Libya'ya gelmişti.

İmam Sadr, Şeyh Muhammed Yakup ve gazeteci Abbas Bedreddin ile birlikte Trablus'taki Beach Hotel'de ağırlanmıştı.

Libyalı yetkililer o dönemde Sadr ve iki arkadaşının 31 Ağustos akşamı Roma'ya giden bir İtalyan Havayolları uçağıyla Trablus'tan ayrıldıklarını açıkladı.

İtalyan yetkililer daha sonra Sadr'ın çantalarını Roma'daki Holiday Inn Otel'de bulmuştu.

Şii Emel Hareketi'nin destekçileri, Ağustos 2018'de başkent Beyrut'un doğusundaki Baalbek kasabasında düzenlenen tören sırasında İmam Musa Sadr'ın fotoğraflarını kaldırıyor
Şii Emel Hareketi'nin destekçileri, Ağustos 2018'de başkent Beyrut'un doğusundaki Baalbek kasabasında düzenlenen tören sırasında İmam Musa Sadr'ın fotoğraflarını kaldırıyor

İtalyan yargısının soruşturmaları, 1979 yılında Roma Cumhuriyet Savcısı'nın Sadr ve iki arkadaşının İtalyan topraklarına girmediğinin tespit edilmesinin ardından davayı düşürme kararıyla sonuçlandı.

Sadr'ın kaybolmasının üzerinden 45 yıl geçmesine ve kaybolduğunda 50 yaşında olmasına rağmen, Lübnan'daki Şii takipçileri ve hayranları, halen gerçeğin ortaya çıkmasını ve onun geri dönmesini bekliyor.

Kaybolma dosyasına dair yeni bulgular

Lübnan yargısı, geçtiğimiz ağustos ayının 26'sında Libya Adalet Bakanı Halime Abdurrahman'dan, Hannibal Kaddafi dosyasını müzakere masasına koymaya ve Aralık 2015'ten bu yana bir hapishanede tutuklu bulunan Hannibal'ın serbest bırakılmasını sağlayacak bir çözüme ulaşmak için hukuki ve insani iş birliği yapmaya hazır olduğunu ifade eden bir mektup almıştı.

Sadr'ın kaybolması dosyasını takip eden resmi bir kaynağın daha önce Independent Arabia'ya verdiği röportajda belirttiğine göre Hannibal, bilgi gizlemekle suçlandığı için hapishanede tutuluyor.

Ancak "Hannibal'ın sadece bilgi gizlemekle değil, aynı zamanda Sadr ve iki arkadaşının akıbetinden sorumlu olmakla da suçlandığı" göz önünde bulunduruluyor.

Ayrıca Şarku'l Avsat'ın haberine göre, Seyfülislam Kaddafi dosyasıyla ilgilenen bir adli kaynak, Libya'dan gelen mesajda "Sadr ve iki arkadaşının akıbetini açıklamak için herhangi bir istek ifade edilmediğini, sanki Lübnan'ın özgürce iş birliği yapması gerekiyormuş gibi davranıldığını" belirtti. 

Bu bağlamda Seyfülislam Kaddafi, kardeşi Hannibal'ın serbest bırakılması yönündeki taleplerinin reddedilmesi üzerine geçtiğimiz çarşamba günü Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri'ye sert ifadeler içeren bir mektup gönderdi.

Yerel medya kanalları üzerinden yayınlanan mektupta "Libya, içinde bulunduğu çöküntüden ayağa kalkacak ve eskisi gibi kükreyecek. İşte o zaman zulmedenler kaçacak delik arayacaklar" ifadeleri yer aldı.

Musa Sadr kimdir?

Musa Sadr 1928 yılında İran'ın Kum şehrinde doğdu. Çocukluk ve gençlik yıllarının çoğunu orada geçirdi. 1950 yılında Tahran Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdi ve 1953 yılında ekonomi hukuku alanında üniversite diploması alana kadar İran havzasında ders verdi.

1954'te babasının ölümünden sonra Irak'a gitti ve 1959 yılına kadar orada kaldı. 1955'te ilk kez Lübnan'a geldi.

Ardından eğitimine devam etmek için Necef'e döndü. 1960'ta tekrar Lübnan'a geldi. 1969 yılında Yüksek Şii İslam Konseyi'ni kurdu ve başkanlığına seçildi.

1974'te Şii Emel Hareketi'ni kurdu. Daha sonra Lübnan'ın Sur şehrine yerleşti ve Lübnan'ın tüm bölgelerindeki Şii unsurlarla etkileşime girmek için uğraştı. Ayrıca çok sayıda hayır kurumu kurdu.

Silahlardan uzak

İmam Sadr, 1975 yılında Lübnan iç savaşının başlamasıyla birlikte savaşan mezhepler arasında diyalog köprüleri kurmak için çaba sarf etmiş ve bir grup Lübnanlı ile birlikte Ulusal Yatıştırma Komitesi olarak bilinen komiteyi kurmuştur.

Devam eden çatışmaları durdurmakta başarısız olunca, Beyrut'taki Safa Camii'nde oturma eylemi düzenledi ve birkaç gün boyunca açlık grevi yaptı.

Sadr, hükümetin kurulmasından sonra oturma eylemini sona erdirdi ve uzlaşma sağlamak için görüşme sözü aldı.

Sadr, 28 Haziran 1975 tarihinde iç savaşı durdurmak için yaptığı oturma eylemi sırasında şu ifadeleri kullandı:

Vatanımızın yok olmasından korkuyoruz. Uluslararası bir komplonun Lübnan'ı vurmayı hedeflemesinden korkuyoruz. Bu nedenle tüm olup bitenler sona ermedikçe ya da canımız çıkmadıkça bu camiyi ve bu oturma eylemini terk etmeyeceğiz. Barışla, nezaketle, silahlardan uzak durarak, oturma eylemleriyle, sabırla ve kararlılıkla bu planın başarısına katkıda bulunmayı umuyoruz ki vatanımızı kurtarabilelim.

Ayrıca Sadr, birçok uluslararası etkinliğe katıldı. Farklı mezhepler ve dinler arasında yakınlaşma çağrısında bulunan Sadr, dünya çapında mezhep çatışmalarına son verilmesi çağrısında bulunan ‘Müslüman ses' olarak ünlendi.

Musa Sadr dönemi ile Şii İkili arasında kalan Lübnan Şiileri

Al Janoubia web sitesi yazarı ve Genel Yayın Yönetmeni Ali Emin şöyle diyor:

Şii ikili terimi, İran tarafından her düzeyde desteklenen tek taraflı, kontrollü, denetimli ve kararlı bir menfaat nedeniyle bugün anlamını yitirmiştir. Musa Sadr'ın mirasının, onun sancağını yanlış bir şekilde tutanlar tarafından büyük ölçüde ortadan kaldırıldığı söylenebilir. Bunun için örnek olarak Musa Sadr'ın Muammer Kaddafi tarafından kaçırılmasının İran ve Libya rejimleri arasındaki mükemmel ilişkinin önünde herhangi bir engel teşkil etmediğini söylemek yeterlidir. Bu nedenle Sadr'ın kaçırılmasının, Libya-İran ilişkilerinin derinliğinin Kaddafi iktidarı boyunca sarsılmamasının nedenlerinden biri olduğu ifadesini benimsemiyoruz.

Emin, "Musa Sadr'ın Libya'da kaybolması, Lübnanlı Şiilerin bölgesel olarak kaçırılması sürecinin başlangıcıydı. O zamandan beri Suriye rejimi Şia üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya başladı. İran'da İslam devriminin zaferinden sonra İran etkisi Şii sahnesine girdi ve daha sonra para ve silah gücüyle Şiiler üzerindeki nüfuzunu Suriye rejimiyle paylaştı. Genel bir ulusal gerginlik de buna katkıda bulunurken Şii ikili (Emel Hareketi ve Hizbullah), İran ve Suriye'nin Lübnanlı Şiiler üzerindeki gücünü kontrol eden bir konuma getirildi" dedi.

Gazeteci ve araştırmacı Hasan Dur, "İmam'ın takipçilerini onunla kıyaslayarak yargılamanın her iki tarafa da haksızlık olduğuna şüphe yok. Şartlar değişti, meydan okumalar çoğaldı, çözüm ve çatışma araçları farklılaştı. En önemlisi de İmam Sadr'ın sahip olduğu nitelikler başkasında yok. İmam Sadr'ın belirlediği stratejik başlıklarda buluşsalar bile Emel ve Hizbullah tek bir parti değildir. Emel Hareketi ile Hizbullah arasındaki tamamlayıcı ittifakın şartlarını Hizbullah'ın doğuşundan yıllar önce yazan Sadr'ın gücü burada yatmakta. Bu da onun ileri görüşlülüğünün ve durumları doğru teşhis ederek üzerine aksiyon alırken ne kadar isabetli davrandığının kanıtıdır" ifadelerini kullandı.

Dur, sözlerini şöyle sürdürdü:

1Özellikle eski Başbakan Refik Hariri'nin öldürülmesinden sonra birçok kişi hareket ile parti arasında bir ayrılık yaratmaya çalıştı. O günden bu yana Şii İkili terimi şekillenmeye başladı. İttifak, iç çekişmeleri önlemek için stratejik entegrasyona doğru ilerleme kaydetti. Ardından kardeşlik ittifakını derinleştirmek için Temmuz 2006 saldırısı gerçekleşti. Böylece Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, Seyyid Hasan Nasrullah liderliğindeki askeri savaşa paralel olarak diplomatik bir savaş başlattı. Bu durum İsrail tarafından tanınan ve bazı Lübnanlılar tarafından reddedilen açık bir zaferle sonuçlandı. Ardından dramatik olaylar, Ekim hareketine kadar devam etti. Şii İkili'nin aynı pozisyonda olduğu 2019 yılı, Lübnan varlığına ve Şii toplumu ile direnişin kaderine tehdit oluşturan önemli olaylar olarak tarihe geçti.

"İmam Sadr'ın kimliğinin istismar edilmesi"

Lübnan Üniversitesi'nde psikoloji profesörü olan araştırmacı Mine Feyyaz, "Sadr, Lübnan'a nasıl ve neden geldi?" sorusunu sordu.

Feyyaz, "Sadr'ın kaygısı, başlangıçta Şii toplumunun statüsünü yükseltmekti. Belli bir süre boyunca da silahlanmaya teşvik etti. Ancak Lübnan'ı daha fazla tanıdığında tavrını değiştirdi. 1969 yılında Lübnan'daki silahlı Filistinli varlığını örgütlemek için yapılan Kahire Anlaşması'ndan sonra ve kaçırılmasından kısa bir süre önce söylemini değiştirerek şiddete karşı olmaya başladı. Diyalog ve bir arada yaşama çağrısında bulundu" ifadelerini kullandı.

O dönemde "Sadr'ın kaçırılıp öldürüldüğüne" inandığını dile getiren Feyyaz, "Sadr'ın kızının bahsettiği anlayışa binaen Sadr'ın halen hayatta olduğu ve bugün 95 yaşına geldiğini dillendirmenin, bir efsaneyi canlandırma ve onu beklenen Mehdi'ye benzetme çabası" olduğunu söyledi.

Feyyaz, "İmam Sadr'ın son günlerindeki yaklaşımını uygulamak ve hayata geçirmek şartıyla bu efsanenin yeniden canlandırılmasına karşı olmadığını" ifade etti.

Profesör, "Şii İkili'nin yaptığı şeyin, Sadr'ın sözlerinden kendi çıkarlarına uygun olanları iktidarda kalmak ve kitleleri kontrol etmek için seçip Sadr'ın imajını açık bir popülizmle istismar etmek olduğunu" beyan etti.

Feyyaz son olarak, "Bütün bu yaptıkları da eninde sonunda İran gibi yabancı devletlerin ekmeğine yağ sürmekten öteye geçmemiştir" dedi.

Şii gönüllerde Sadr'ın nasıl bir yeri var?

Yazar Ali Emin, konuya dair yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:

Şii ulusal kimliğinin pekiştirilmesi, Musa Sadr'dan günümüze kalanlar arasında en bariz olanıdır. Çünkü İran'ın temsilcisi konumunda olan Hizbullah'ın İran yönetimine kaymasıyla Şiilerin ulusal kimliği ve İran'ın ideolojik dostluğu arasındaki uyumda dengesizlik ve kafa karışıklığı meydana gelmiştir. Emel Hareketi, Lübnanlı Şiilerin devletteki çıkarlarını temsil ettiği için bu alanda farklılığını korumaktadır. Ancak bu faktör de Hizbullah ve onun arkasındaki İran tarafından güdülen kemirme ve siyasi olarak yutma politikası ışığında etkisini kaybetmiştir. Öyle ki Emel Hareketi, liderliğinin iktidar dizginlerini büyük ölçüde Hizbullah'a devretmesiyle bir menfaat adına geri çekiliyor gibi görünmektedir.

İmam Musa Sadr, Lübnan kamuoyunun bilincinde devlet projesine katılımın önemli bir başlığını oluşturmuştur ve halen de oluşturmaya devam etmektedir. Sadr, Şii fırkasının işleriyle ilgilenecek Lübnanlı resmi bir kurum kurmak adına 1967 yılında Yüksek Şii İslam Konseyi adıyla bir kuruluş oluşturmaya çalıştı. Böylece Şii katılımı savaşını Lübnanlı bir mezhep başlığıyla devlet çerçevesine sokma eylemine girişmiş oldu. Bu durum o dönemde farklı nedenlerle birkaç Şii topluluktan tepkiler alınmasına da yol açtı.

Bazı tepkiler tarihi nedenlerle ortaya çıktı. Bazı tepkiler de siyasi nedenlerden kaynaklandı. Devletin içerisine dini başlık altında Şii siyasi iddiaların girme endişesi de bu minvalde sayılabilir. Tüm yaşananlar ve Sadr döneminde devam eden bu tartışmanın boyutları ne olursa olsun, Sadr'ın yaptıkları özünde devlete olan inancın ve dini ve mezhepsel açıdan tam bir sadakatin gereklilikleriydi.

Bu manada Sadr'ın Lübnan devletine olan inancının bedelini, projeyi kabul etmeyerek ödediği söylenebilir. Savaşa karşı duran Sadr, 1976 yılında Beyrut'taki Safa Camii'nde savaşı protesto etti. Savaşı durduramasa da Lübnanlıların sempatisini kazandı.

Dur, "İmam Musa Sadr'ın istisnai bir figür olduğuna şüphe yok. Lübnan sahnesindeki kısa süreli varlığıyla, tekrarlanması zor, benzersiz bir durum oluşturdu. Dolayısıyla Şii İkili'nin İmam Sadr'ın izinden gittiğini ve onun öğretilerini takip ettiğini doğrulayabiliriz. İmam, Lübnan'ın birliği ve bir arada yaşaması, çekişmelerin ve iç çatışmaların önlenmesi, Siyonist saldırganlığa karşı durulması, onun saldırgan doğasına karşı direniş gücünün en üst düzeye çıkarılması ve Lübnan'ın Arap dünyasına açılan tek kapısı olan Suriye ile yakın ilişkilerin kurulması konusunda çok istekliydi" değerlendirmesinde bulundu.

Dur, "Musa Sadr aramızda olsaydı, bu başlıklardan sapmazdı. Ancak aramızda olsaydı, istisnai varlığının farklı bir etkisi ve başka bir etkisi olurdu. Onun biyografisini, davranışlarını ve meselelere yaklaşımını takip eden herkes bunu açıkça ve objektif olarak fark edebilir" dedi.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Gazze anlaşması... Kahire görüşmelerindeki çekincelerin ardından arabulucuların elinde ‘sınırlı fırsatlar’

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşması... Kahire görüşmelerindeki çekincelerin ardından arabulucuların elinde ‘sınırlı fırsatlar’

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)

Hamas’ın Kahire’de yapılan görüşmelerde silahsızlanma sürecine ilişkin çekinceler dile getirdiği, İsrail’in ise bu sürecin önce uygulanması şartıyla geri çekilme konusunda taviz vermeme tutumunu sürdürdüğü bildirildi. Taraflar arasındaki ateşkes anlaşmasının, geçtiğimiz şubat ayı sonunda İran savaşıyla birlikte sekteye uğradığı belirtiliyor.

Hamas’ın çekinceleri, Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar tarafından doğrulandı. Uzmanlara göre bu durum, hem Hamas’ın hem de İsrail’in zaman kazanmaya yöneldiğine ve anlaşma maddelerini uygulama ya da silahsızlanma ve geri çekilme süreçlerine başlama konusunda isteksiz olduklarına işaret ediyor. Bu değerlendirmelerde, İsrail’de seçim yılı olması ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun oy kazanma hedefinin etkili olduğu ifade ediliyor.

Uzmanlar, arabulucuların anlaşmayı yeniden canlandırma konusunda sınırlı fırsata sahip olduğunu belirtiyor. Bu çerçevede üç olası senaryo öne çıkıyor: mevcut durumun devam etmesi, İsrail’in askeri tırmanışa gitmesi ya da uluslararası istikrar güçleri ve polis unsurlarının devreye sokulmasıyla Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin faaliyete başlaması ve sahada değişiklikler yapılarak tarafların anlaşma şartlarına uymaya zorlanması.

Sıkışmış müzakereler

Kahire’de yürütülen müzakerelerin de çıkmaza girdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre, Hamas ve diğer Filistinli gruplar, kendilerinden herhangi bir taahhüt talep edilmeden önce İsrail’in ateşkes anlaşmasının ilk aşamasındaki yükümlülüklerini (insani yardım faaliyetleri ve bölgeye yardım tırlarının girişini) yerine getirmesi gerektiğini savunuyor. Buna karşılık İsrail ve ABD, anlaşmanın ikinci aşamasının en kritik maddesi olan ‘silahsızlanma’ sürecine derhal geçilmesi yönünde baskı yapıyor.

Aynı kaynaklara göre, Hamas müzakere heyeti başkanı Halil el-Hayye ile ABD’li diplomat Aryeh Lightstone arasında Kahire’de gerçekleşen görüşmeden somut bir sonuç çıkmadı.

The Jerusalem Post gazetesinin perşembe günü yayımladığı habere göre Hamas, Kahire toplantılarında ABD öncülüğündeki Barış Kurulu tarafından sunulan silahsızlanma planını reddederek üzerinde değişiklik yapılmasını talep etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise kabine toplantısında yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın yabancı bir koalisyonun Hamas’ı silahsızlandırmada başarılı olamayacağını anladığını belirterek, “Bunu bizim yapmamız gerekecek” ifadesini kullandı. Söz konusu açıklamalar İsrail’in Kanal 14 ve i24NEWS kanalları tarafından da aktarıldı.

Gelişmeleri değerlendiren Filistinli siyaset analisti Abdulmehdi Mutava, Kahire görüşmelerinde özellikle Hamas tarafından dile getirilen çekincelerin, taraflar arasındaki güven eksikliğinden kaynaklandığını ifade etti. Mutava’ya göre, Hamas için silahsızlanma maddesinin uygulanması kolay değil. Ayrıca ABD’nin İran dosyasına odaklanması nedeniyle arabuluculuk sürecine yeterince yoğunlaşmadığı ve bu nedenle İsrail üzerinde henüz ciddi bir baskı oluşmadığı belirtiliyor.

Mutava, İsrail’de yaklaşan seçimler nedeniyle Netanyahu’nun Gazze konusunda herhangi bir taviz vermesinin zor olduğunu da vurguladı. Bu nedenle mevcut tıkanmış durumun Netanyahu açısından siyasi maliyetlerden kaçınma imkânı sunduğunu belirten analist, benzer şekilde Hamas’ın da silahsızlanma konusunda kesin kararlar almaktan kaçınması nedeniyle bu durumdan rahatsızlık duymadığını ifade etti.

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan geçici kampta su taşıyan bir kız çocuğu (AFP)Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan geçici kampta su taşıyan bir kız çocuğu (AFP)

Filistin ve İsrail konularında uzman siyaset bilimi profesörü Tarık Fehmi, Kahire’de gerçekleştirilen görüşmeler kapsamında Mısırlı arabulucunun yoğun çabasına rağmen taraflar arasında hâlâ ciddi çekinceler bulunduğunu belirtti. Fehmi’ye göre temel sorun, İsrail’in sahadaki karşı hamlelerinden kaynaklanıyor. İsrail’in Gazze Şeridi’nin derinliklerinde yeni ‘stratejik dayanak noktaları’ oluşturma planı üzerinde çalıştığını ifade eden Fehmi, bu yaklaşımın müzakereleri doğrudan sekteye uğratabileceğini ve bunun bir geri çekilmeden ziyade yeniden konuşlanma anlamına geldiğini vurguladı.

Hamas’ın ise İran-İsrail-ABD hattındaki gelişmelerin sonuçlarını beklediğini belirten Fehmi, İsrail’in Gazze dosyasını daha sonraya bırakma eğiliminde olduğunu söyledi. İsrail’in tüm taraflarla aynı anda karşı karşıya gelmek istemediğini dile getiren Fehmi, sınır kapılarının açılması ve yardım tırlarının girişine izin verilmesini bunun göstergesi olarak değerlendirdi.

Arabulucuların devam eden çabaları

Hamas ve Filistinli gruplardan kaynaklar daha önce Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamalarda, arabulucuların ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında kalan adımların derhal uygulanması için girişimlerde bulunduğunu belirtti. Bu çabaların, ikinci aşamaya ilişkin görüşmelerle eş zamanlı yürütülmesi, İsrail’in ilk aşamadaki yükümlülüklerini tamamlamadan ikinci aşamadan herhangi bir adımın uygulanmaması şartına bağlı olduğu ifade edildi.

Kaynaklardan biri, “Arabulucular, ikinci aşamada özellikle silahsızlanma konusunun kademeli ve ilk aşamanın tamamen uygulanmasına bağlı olacak şekilde ele alınmasını öngören bir formülle taraflar arasındaki farkı kapatmaya çalışıyor” dedi.

Fehmi, mevcut tabloda önemli bir değişiklik beklemediğini belirterek, İsrail’in kapsamlı bir askeri operasyon ya da Gazze Şeridi’ni tamamen işgal etmesinin öngörülmediğini, buna karşılık Hamas’ın kontrol ettiği alanlarda manevra yaparak rolünü yeniden şekillendirmeye çalışacağını ifade etti. Fehmi, özellikle idari yapı, silahlanma ve polis gibi çözümsüz kalan başlıklarda bu sürecin devam edeceğini vurguladı.

Fehmi’ye göre taraflar açısından belirleyici bir sonuç doğurmayan, uzaması muhtemel bir geçiş sürecine girilmiş durumda. Bu süreçte her taraf kendi düzenlemelerini gündeme getirecek, ancak somut bir çözüm ortaya konulamayacak. Bu nedenle Gazze’de mevcut durumun yönetimi, kısa vadede öne çıkan başlık olmaya devam edecek.

Mutava ise tarafların tutumu nedeniyle arabulucuların anlaşmayı yeniden canlandırma şansının sınırlı olduğunu belirtti. Mutava, ilk senaryo olarak mevcut durumun korunacağını, tarafların çekincelerini sürdürerek ciddi bir tırmanış olmadan zaman kazanmaya çalışacağını ifade etti. Buna karşılık, Netanyahu’nun seçim yılı dinamikleri nedeniyle İran ve Lübnan cephelerinden iç politik kazanç elde edememesi halinde çatışmaların yeniden başlayabileceği ihtimaline de dikkat çekti.

Mutava’ya göre üçüncü olası senaryo ise uluslararası güçler ile Filistin polisi unsurlarının sahaya konuşlandırılması ve Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin devreye girerek Hamas ile İsrail’i sahada somut adımlar atmaya zorlayacak yeni bir sürecin başlatılması.


Lübnan, "kırılgan bir ateşkes" ortamında kayıplarını telafi etmeye çalışıyor

 Güney Lübnan'dan yerinden edilmiş insanlar, Litani Nehri'nin güneyine ulaşmak için yıkılmış bir köprüden geçiyor (Reuters)
Güney Lübnan'dan yerinden edilmiş insanlar, Litani Nehri'nin güneyine ulaşmak için yıkılmış bir köprüden geçiyor (Reuters)
TT

Lübnan, "kırılgan bir ateşkes" ortamında kayıplarını telafi etmeye çalışıyor

 Güney Lübnan'dan yerinden edilmiş insanlar, Litani Nehri'nin güneyine ulaşmak için yıkılmış bir köprüden geçiyor (Reuters)
Güney Lübnan'dan yerinden edilmiş insanlar, Litani Nehri'nin güneyine ulaşmak için yıkılmış bir köprüden geçiyor (Reuters)

Lübnan, ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinin ardından kayıplarını telafi etmeye başlamıştı; ancak bu kırılgan ateşkes, İsrail'in dün bir kişinin ölümüne yol açan insansız hava aracı (İHA) saldırısıyla ihlal edilmesi ve İsrail ordusuna göre 41'i işgal altındaki 55 kasabayı kapsayan bir tampon bölge oluşturulmasıyla bozuldu. İsrail, sakinlerinin buralara geri dönmesine izin vermedi.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, anlaşmaya varılmasındaki katkılarından dolayı ABD Başkanı Donald Trump ve Suudi Arabistan Krallığı'na teşekkür ederek, "kalıcı anlaşmalar üzerinde çalışma" aşamasına geçildiğini duyurdu. Lübnan halkına hitaben yaptığı konuşmada Avn, "Bugün kendimiz için müzakere ediyor ve kendimiz karar veriyoruz. Artık kimsenin oyununda piyon değiliz, kimsenin savaş arenası da değiliz ve bir daha asla olmayacağız. Aksine, kendi karar alma gücüne sahip, bu gücü yücelten ve bunu halkının yaşamı ve çocuklarının refahı için başka hiçbir şey için değil, söz ve eylemle somutlaştıran bir millet olmaya geri döndük" ifadelerini kullandı.

"Topraklarımı özgürleştirmek, halkımı korumak ve ülkemi kurtarmak için nereye gitmem gerekiyorsa gitmeye hazırım," diyen Avn sözlerine şöyle devam etti: "Size tam bir dürüstlük ve güvenle söylüyorum, bu görüşmeler bir zayıflık işareti, geri çekilme veya taviz değil, aksine hakkımıza olan inancımızın ve halkımız için duyduğumuz endişenin gücünden kaynaklanan bir karardır."

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ülkesinin Hizbullah'a karşı savaşındaki misyonunun henüz tamamlanmadığını belirterek, "Füze ve insansız hava araçlarının kalan tehditlerine ilişkin almayı planladığımız önlemler var ve bunlara burada değinmeyeceğim" dedi.

Buna karşılık Trump, Tel Aviv'in Lübnan'ı bombalamasını yasakladı ve ülkesinin "Hizbullah'la uygun şekilde ilgileneceğini" ve "İsrail'in Lübnan'ı tekrar bombalamasını engelleyeceğini" çünkü "artık yeter" dedi. Trump,"Lübnan'ı yeniden büyük yapacağına" söz verdi.


Irak başbakan adayı bekliyor

Irak'ta iktidardaki koalisyon yeni bir başbakan seçemiyor (Koordinasyon Çerçevesi web sitesi)
Irak'ta iktidardaki koalisyon yeni bir başbakan seçemiyor (Koordinasyon Çerçevesi web sitesi)
TT

Irak başbakan adayı bekliyor

Irak'ta iktidardaki koalisyon yeni bir başbakan seçemiyor (Koordinasyon Çerçevesi web sitesi)
Irak'ta iktidardaki koalisyon yeni bir başbakan seçemiyor (Koordinasyon Çerçevesi web sitesi)

Artan görüş ayrılıkları ve yeni başbakanın sınırlı bir süre içinde atanması yönündeki anayasal baskılar arasında, gözler bugün Bağdat'ta yapılacak olan "Koordinasyon Çerçevesi" güçlerinin kritik toplantısına çevrildi.

Toplantı, daha önce ertelenmesinin ardından, iktidar koalisyonunun liderlerinden Ammar el-Hekim'in evinde, üç seçenek arasında yaşanan rekabet ortamında gerçekleştiriliyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu seçenekler: Muhammed Şia el-Sudani'nin görev süresinin yenilenmesi, Nuri el-Maliki'nin veya temsilcisinin aday gösterilmesi ya da üçüncü bir isim üzerinde anlaşmaya varılması.

Kaynaklar, güç dengelerinin karmaşıklığına rağmen, bölünmeyi önlemek amacıyla koalisyon liderlerinin üçte ikisinin desteklediği bir adayın seçilmesi için bir formülün değerlendirildiğini belirtiyor. Kaynak, "Koordinasyon Çerçevesi" liderlerinin üçte ikisinin (12 liderden 8'inin) desteğini alan adayın seçilmesini ve geri kalan grupların da bölünmeyi önlemek amacıyla daha sonra karara katılmasını öngören ön bir anlaşmanın görüşüldüğünü ifade etti.