İsrail'in "eylül endişesi"nin sırrı nedir?

Raporlar, Lübnan cephesinde bir savaş ve Batı Şeria ile Gazze'de Filistinlilerin gerginliği tırmandıracağı uyarısında bulunuyor

İsrail ordusunun "Namer" zırhlı personel taşıyıcıları, Filistin topraklarından ayrılan bir konvoyla hareket ediyor (AFP)
İsrail ordusunun "Namer" zırhlı personel taşıyıcıları, Filistin topraklarından ayrılan bir konvoyla hareket ediyor (AFP)
TT

İsrail'in "eylül endişesi"nin sırrı nedir?

İsrail ordusunun "Namer" zırhlı personel taşıyıcıları, Filistin topraklarından ayrılan bir konvoyla hareket ediyor (AFP)
İsrail ordusunun "Namer" zırhlı personel taşıyıcıları, Filistin topraklarından ayrılan bir konvoyla hareket ediyor (AFP)

Emel Şehade

İçerisinde bulunduğumuz eylül ayı, ülkenin kuzey sınırlarında (Lübnan ve Suriye), Kudüs ve Batı Şeria'da, ardından İran ve Ürdün'de karşı karşıya olduğu zorluklar ortasında, İsrail güvenlik servisleri tarafından yılın en endişe verici aylarından biri olarak sınıflandırılıyor.

İç gerginliklerin artmasıyla birlikte artan güvenlik durumu da tehlikelerle mücadelenin önünde engel oluşturuyor.

İsrail güvenlik servislerinde, askeri tatbikatların ve güvenlik istişarelerinin çoğunun eylül ayında yoğunlaştığı biliniyor.

Ancak Binyamin Netanyahu hükümetinin "yargı reformu" planına karşı devam eden iç protestolar ve ordu içerisinde daha fazla grubun hizmet etmeyi veya bir komuta uymayı reddettiğini ilan etmesi karşısında bu sefer güvenlik durumu, çeşitli cephelerde tırmanıyor.

Bu durum, yüzlerce kişinin bu ay gerçekleştirilecek ve önümüzdeki dönem için beklenen çeşitli senaryoların canlandırılacağı tatbikatlara katılmayı reddetmesiyle ortaya çıkan bir isyan.

Ayrıca durum, ordudaki büyük ve merkezi grupların İsrail'in korktuğu senaryolara hazırlıklı olmadığı anlamına geliyor.

Lübnan arenası

Güvenlik ve askeri yetkililerin defalarca söylediğine göre Lübnan ile savaşın her zamankinden daha yakın olduğu yönündeki beklentiler nedeniyle Lübnan arenası, bu dönemde İsrail için en büyük zorluğu oluşturuyor.

Öyle ki İsrail'in UNIFIL güçlerinin görev alanına ilişkin tartışma oturumu öncesinde Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) sunduğu raporlarda da bu beklentiler dile getiriliyor. 

Ayrıca bu, Lübnan Hizbullah'ının Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın "İsrail'in Lübnan'ı her hedef alışına ve tasfiye operasyonuna karşılık verilecek" yönündeki yanıtı karşısında, İsrail Güvenlik Bakanı Yoav Gallan'ın Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in huzurunda yaptığı açıklamalara ve tehditlere yansıdı.

Ayrıca bu ay gerçekleştirilecek manevralara ilişkin düzenlemelerin arifesinde güvenlik birimlerinin bu haftaki oturumlarında tartışacakları en önemli konu artan gerginlik olacak.

Söz konusu manevralar için ordu ile Hizbullah arasında birdenbire patlak veren ve çok cepheli bir savaşa dönüşen bir çatışma senaryosu simüle ediliyor.

Askeri işler uzmanı Tal Lev Ram, Hizbullah'ın amansız ve sürekli faaliyetlerinin karşısında İsrail ordusunun kuzey sınırındaki hareketlerinin, gerginliğin arttığına işaret ettiğini söylerken, bu durumun endişe verici olduğun dile getirdi.

Uzman, "İsrail hızla kuzeyde duvar ve bariyer inşa ettiğinde sınırda sürtüşme devam edecek ve bazen olağandışı olaylar yaşanabilecek. Aynı şey Suriye sınırları için de geçerli. Bu komşu ülkeye yapılacak her saldırı ve olağandışı bir hareket, gerginliği tırmandıracaktır" dedi.

Lev Ram, her an bir gerginliğin patlak vermesine karşı uyarı yaparken, "Geçen hafta çalan savaş davulları, bu kez her iki taraftan da tehditkâr açıklamalarla çalındı. Ancak daha az ölçüde dünyada gerçekten meydana gelen olaylar nedeniyle, yaklaşan savaşın habercisi olan bilgiler veya Hizbullah tarafından pratik niyetlere ilişkin uyarılar mevcut. Tüm bunlar, şiddetli Ortadoğu gerçeği ışığında savaşın her an gerçekleşmesini sağlıyor. Ancak güvenlik teşkilatındakiler, bu kadar tehdit edici açıklamalara rağmen İsrail ile Hizbullah'ın savaş arifesinde bir durumda olmadığına inanıyor" açıklamasında bulundu.

Filistin arenası

Yahudi bayramlarının yaklaşmasıyla birlikte İsrail güvenlik kurumu da Kudüs ve Batı Şeria'da gerginliğin artma ihtimaline karşı istihbarat ve hazırlık faaliyetlerini yoğunlaştırıyor. Bu dönem, güvenlik açısından en hassas dönem sayılıyor. 

Güvenlik biriminin tahminlerine yer verilen raporda, Hamas'ın önümüzdeki dönemde Batı Şeria ve İsrail'deki güvenlik durumunu istikrarsızlaştırmaya yönelik çabalarını artıracağı yönündeki beklentilere dikkat çekildi.

Raporda ayrıca, "Arenaları birbirine bağlamak, Surların Muhafızları kampanyasından bu yana Hamas'ın ideolojisinin temel amaçlarından biri. Aynı zamanda çıkarlarla ve İran'ın Filistin örgütlerine artan desteğiyle de bağlantılı. Son haftalarda uzun bir göreceli sakinlik döneminin ardından Gazze Şeridi de Hamas'ın çitlerde şiddetli huzursuzluklara izin vermesi ve yönlendirmesiyle uyanıyor gibi görünüyor" ifadelerine yer verildi.

İsrail güvenlik raporu, Hamas liderliğinden gelen tehditlerin düzeyinin arttığını ve genelde olduğu gibi Gazze'den roket atışlarının yeniden başlaması ihtimalinin göz ardı edilmediğini belirtti.

Rapora göre Filistin arenasında Batı Şeria'dan başlayıp Gazze Şeridi duvarında şiddetli düzen bozukluklarının yeniden başlamasıyla sona eren sürekli tırmanışın iç içe geçmesi, Batı Şeria'da kötüleşen güvenlik durumunun eninde sonunda Gazze Şeridi'nde büyük bir operasyona yol açacağının, geçmiş deneyimler aracılığıyla geleceğe bir hatırlatıcısıdır.

İç kriz

İsrail ordusu ve güvenlik birimi, toplumdaki derin krizin ordunun yetenekleri ve birliği üzerindeki yansımalarına ilişkin kaygılarını gizlemedi.

Güvenlik kuruluşundan alınan verilere göre tüm yedek pilotların yüzde 20'sinden fazlası ve savaş pilotlarının yüzde 25'i, en az iki aydır eğitim veya ordu emirlerine uymuyor.

Bu ayki durumun sadece Hava Kuvvetleri'nde değil Deniz Kuvvetleri'nde de bu eylülde başlayacak ve gelecek ekim ayına kadar devam edecek tatbikatlarla aynı zamana denk gelen tehlikeli bir düşüşü yansıtması endişe verici.

Daha fazla asker ve subayın isyanını önlemek ve bunların büyük bir kısmını orduya geri döndürmek için aralıksız çaba gerektiren büyük manevralar yapılacak.

Ancak Lev Ram'a göre, Genelkurmay'da bu konuda iyimserlik görmek şu anda zor. İsrail ordusunda da her yılın eylül ayı, 'denge ayı' olarak tanımlanıyor. 

İsrail ordusunun liderleri, yargı reformu ve zorunlu askerlik yasaları konusunda taraflar arasında fikir birliği ve pazarlık yoluyla çözüm bulmaya çalışacak.

Bununsa orduya çok ihtiyaç duyduğu yeniden inşa ve hazırlık sürecinde yardımcı olacağı umuluyor. 

Washington ve İsrail baskısı

Yukarıdakileri uyarıların yanı sıra güvenlik yetkilileri, İsrail hükümetinin Washington'a yönelik devam eden politikasının tehlikelerine ve aralarındaki ilişkilerdeki krize ilişkin uyarılarda bulunmaya devam ediyor.

Bu uyarılar, Güvenlik Bakanlığı, İsrail ordusu ve istihbaratının Washington'daki mevkidaşlarıyla kurduğu güvenlik ilişkilerine de yansıyor. Bu da Tel Aviv'in sahip olduğu stratejik konumun önemli bir unsuru.

İsrail güvenlik yetkilileri, bu durumun devam edeceği endişesi karşısında ABD Başkanı Joe Biden'a, Başbakan Binyamin Netanyahu'yu kabul etmemesi konusunda uyarıda bulundu.

Eski Şin Bet Şefi Yuval Diskin, Biden'a yargı reformu planıyla ilgili mevzuatı durdurmadığı sürece Netanyahu'yu kabul etmemesi çağrısında bulunan bir mesaj gönderdi.

Diskin, "Netanyahu, Amerika'nın Ortadoğu'daki stratejik çıkarlarının yanı sıra Washington ile Tel Aviv arasındaki stratejik ilişkiye ciddi şekilde zarar veriyor. Rejimin darbesinin temel amacı kendisine karşı açılan davaların önlenmesini teşvik etmektir. İkincil amaç ise yargı ve güvenlik sistemlerini önemli ölçüde zayıflatarak İsrail Devleti'ni içi boş bir demokrasiye dönüştürmektir" ifadelerini kullandı. 

Diskin, Beyaz Saray'a tüm yasaları durdurana ve rejim darbesine son verene kadar Netanyahu'nun kabul edilmemesini tavsiye etti.

Diskin ayrıca, bu hemen gerçekleşmezse yargı reformunun sonuçlarının, geri dönülemez bir gerçekliğe dönüşmesinden korktuğunu söyleyerek, "Bu da İsrail Devleti'ne ve Ortadoğu'daki Amerikan çıkarlarına stratejik zarar verilmesine yol açar" şeklinde konuştu. 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Mısır: Hükümet, İran’daki savaşı ‘uzun süreli bir kriz’ olarak değerlendiriyor ve ‘tasarruf tedbirlerine’ gösterilen uyumu övüyor

(foto altı) Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Temsilciler Meclisi’nin dünkü oturumuna katıldı. (Mısır Başbakanlığı)
(foto altı) Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Temsilciler Meclisi’nin dünkü oturumuna katıldı. (Mısır Başbakanlığı)
TT

Mısır: Hükümet, İran’daki savaşı ‘uzun süreli bir kriz’ olarak değerlendiriyor ve ‘tasarruf tedbirlerine’ gösterilen uyumu övüyor

(foto altı) Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Temsilciler Meclisi’nin dünkü oturumuna katıldı. (Mısır Başbakanlığı)
(foto altı) Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Temsilciler Meclisi’nin dünkü oturumuna katıldı. (Mısır Başbakanlığı)

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, parlamento tarafından hükümetin çalışma programına ilişkin sunum yapılmadığı yönündeki tartışmalar ve İran’daki savaşın başlamasından bu yana alınan çok sayıda kararın ardından dün Temsilciler Meclisi’nde bir sunum yaptı. Sunumda savaşın ekonomik etkileri, bu etkilerle başa çıkma mekanizmaları ve hükümetin geleceğe yönelik genel yol haritası ele alındı.

Medbuli, mevcut bölgesel gerilimi ‘uzamış bir kriz’ olarak değerlendirdiklerini ve bu sürecin ne zaman sona ereceğinin öngörülmesinin zor olduğunu söyledi. Bölgesel ve uluslararası koşulların karmaşıklığına dikkat çeken Medbuli, krizin şeklen sona ermesinin bile etkilerinin ortadan kalkacağı anlamına gelmediğini vurguladı. Ekonomik yansımaların en az yıl sonuna kadar devam edebileceğini belirtti.

Medbuli, vatandaşların ‘tasarruf’ kararlarına gösterdiği uyumu da övdü. Hükümetin bazı uygulamaların zorluğunu ve özellikle işletmelerin erken kapatılması gibi kararların toplum üzerindeki etkisini bildiğini ifade etti.

Hükümet, 28 Mart’ta mağaza, restoran ve alışveriş merkezlerinin her gün saat 21.00’de kapatılmasını öngören bir uygulamayı başlatmıştı. Perşembe ve cuma günleri ise kapanış saati 22.00 olarak belirlenmişti. Bu uygulama bir ay süreyle yürürlükte kaldıktan sonra 9 Nisan’da esnetildi ve kapanış saati 27 Nisan’a kadar 23.00’e uzatıldı.

Bu süreçte hükümet, erken kapanma kararlarının etkinliği ve savaşın başlamasından kısa süre sonra akaryakıt fiyatlarında yüzde 14 ila 30 arasında artış yapılması nedeniyle eleştirilmişti. Medbuli’nin sunumunda ayrıca, enerji tüketim maliyetlerindeki artışa dikkat çekildi. Aylık enerji faturasının 560 milyon dolardan yaklaşık 1 milyar 650 milyon dolara yükseldiği, bunun elektrik ve sanayi ihtiyacını karşılamak için aylık 1 milyar 100 milyon dolarlık ek maliyet anlamına geldiği ifade edildi.

fbfrb
Mısır hükümetinin önceki bir toplantısından (Mısır Bakanlar Kurulu)

Medbuli, konuşmasında savaşın küresel ölçekte yol açtığı zararları ve bunun Mısır üzerindeki etkilerini de değerlendirdi. Dünya Turizm ve Seyahat Konseyi’nin (WTTC) verilerine atıfla Ortadoğu’da turizm sektörünün uçuş iptalleri ve seyahat talebindeki düşüş nedeniyle yaklaşık 600 milyon dolar kayıp yaşadığını belirtti. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) gıda fiyat endeksinin şubat ayına göre yüzde 2,4 arttığına dikkat çekti. Tedarik zincirlerinde yaşanabilecek aksamalara ilişkin uyarılar da gündeme gelirken, Medbuli mevcut durumu ‘Kovid-19 salgını ve Ukrayna savaşının başlangıcından bu yana görülen en sert tablo’ olarak nitelendirdi.

Hükümetin ekonomik etkilerle mücadele için atacağı adımlar netleşmemiş olsa da, Medbuli’nin Temsilciler Meclisi’ndeki sunumu hem iktidar hem de muhalefet cephesinde genel olarak olumlu karşılandı.

Muhalefette yer alan Reform ve Kalkınma Partisi Meclis Grup Başkanı Irin Said, Medbuli’nin parlamentodaki grup başkanlarının talebine yanıt vererek hükümet planını açıklamasını olumlu bulduklarını söyledi. Ancak Said, sunumda ekonomik kayıplara ve alınması beklenen somut icra adımlarına ilişkin ayrıntıların yeterince yer almadığını, daha çok mevcut durumun genel bir çerçevesinin çizildiğini ifade etti.

Mısır Temsilciler Meclisi Başkanı Hişam Bedevi ise Başbakan’ın genel kurulda yaptığı sunumun ilgili ihtisas komisyonlarına sevk edilerek incelenmesini ve buna ilişkin rapor hazırlanmasını talep etti.

rfgtrf
Mısır Temsilciler Meclisi Başkanı Hişam Bedevi (Mısır Temsilciler Meclisi)

Siyaset bilimi profesörü Hasan Selame, Medbuli’nin Temsilciler Meclisi’ne yaptığı sunumu, yürütme ve yasama organları arasındaki kurumsal bağın bir göstergesi olarak değerlendirdi. Selame, mevcut bölgesel krizin ve bunun iç yansımalarının, halkın temsilcileri aracılığıyla karar alma süreçlerine daha güçlü katılımını zorunlu kıldığını belirterek, hükümet ile parlamentonun yüz yüze geldiği bu tür oturumların önem taşıdığını ifade etti.

Selame, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Başbakan’ın daha önce alınan tedbirleri yeniden aktardığını ve diğer ülkelerin de benzer ‘tasarruf’ önlemleri uyguladığını kaydetti. Selame, vatandaşların özellikle olağanüstü tasarruf tedbirlerinin uzatılmasına ilişkin hükümet yaklaşımının ayrıntılarını öğrenmeye ve alternatif çözüm önerilerini duymaya ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Medbuli ayrıca geleceğe yönelik genel ekonomik planlara da değindi. Buna göre hükümet, 2026-2027 mali yılı ekonomik ve sosyal kalkınma planını uygulamayı sürdürecek. Plan kapsamında toplam 3,8 trilyon Mısır cüneyhi yatırım yapılması hedefleniyor ve özel sektörün kalkınmanın ana motoru haline getirilerek toplam yatırımlar içindeki payının yüzde 60’a çıkarılması amaçlanıyor. Ayrıca yenilenebilir ve yeni enerji kaynaklarının kullanımının artırılması, ithal edilen ürünlerin gümrük işlemlerinin hızlandırılması için ilgili kurumlarla koordinasyon sağlanması ve ithalat kaynaklarının çeşitlendirilmesi gibi adımların da planlandığı belirtildi. Bu sayede ülkenin orta vadede ihtiyaçlarını daha güvenli şekilde karşılaması hedefleniyor.


Gazze anlaşması... Karmaşık koşullar altında ‘zaman alacak’ düzenlemelere yönelik bir bahis

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bir arabanın üzerinde oturan Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bir arabanın üzerinde oturan Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşması... Karmaşık koşullar altında ‘zaman alacak’ düzenlemelere yönelik bir bahis

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bir arabanın üzerinde oturan Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bir arabanın üzerinde oturan Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasına ilişkin dosyalar, mevcut tıkanıklık nedeniyle yeni düzenlemeler bekliyor. Özellikle geçtiğimiz şubat ayı sonunda İran’da başlayan savaşın ardından ve son iki haftada Kahire’de gerçekleştirilen müzakere turlarında belirleyici sonuçlara ulaşılamaması bu süreci etkiliyor.

Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, söz konusu düzenlemelerin son Kahire turunda Hamas’a sunulan öneriler çerçevesinde şekillendiğini ifade etti. Uzmanlara göre bu öneriler özellikle silahsızlanma, çekilmeler ve hareketin Gazze Şeridi’ndeki çalışanlarının entegrasyonu gibi başlıklara odaklanıyor.

Uzmanlar, bu düzenlemelerin zaman alacağını ve sürecin başta İran’daki savaşın seyri, uluslararası güçlerin ve Filistinli polis unsurlarının konuşlandırılması ile teknokratlardan oluşacak komitenin Gazze’ye girerek çalışmalarına başlaması gibi temel faktörlere bağlı olacağını belirtti.

Geçen hafta Kahire’de yapılan görüşmelerde Hamas’ın silahsızlandırılması konusunda anlaşma sağlanamamasına rağmen, Mladenov pazartesi akşamı Reuters’a yaptığı açıklamada, “Son haftalarda Hamas ile son derece ciddi görüşmeler gerçekleştirdik, ancak süreç kolay değil” dedi.

Mladenov, “Tüm tarafları ve en önemlisi Gazze halkını tatmin edecek bir düzenlemeye ulaşabileceğimiz konusunda temkinli bir iyimserliğim var” ifadesini kullanarak, sürecin zaman alacağını vurguladı.

Mladenov daha önce, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin önündeki engellerin kaldırılmaya başlandığını açıklamıştı. Cuma günü Kahire el-İhbariyye televizyonuna verdiği röportajda ise komitenin Gazze’ye girişinin mevcut engeller nedeniyle geciktiğini belirtti.

Farabi Siyasi Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri Dr. Muhtar Gubaşi, Mladenov’un düzenlemelere ilişkin açıklamalarıyla zaman kazanmaya çalıştığını savundu. Gubaşi, Gazze, Lübnan ve İran dosyalarının aslında tek bir bütün oluşturduğunu, bu nedenle hepsinin birlikte ele alınıp sonuçlandırılacağını ve bunun ardından bölgede yeni düzenlemelerin şekilleneceğini belirtti. Bu çerçevede, söz konusu sürecin zaman alacağına dair açıklamaların, dosyaların henüz sonuçlanmadığını ve birbirine bağlı olduğunu gösterdiğini ifade etti.

Filistinli siyaset analisti Eymen er-Rakab ise Mladenov’un son iki haftada Hamas, Filistin hükümeti ve İsrail arasında yürüttüğü temasların, ateşkes anlaşmasının bir sonraki aşamasına geçiş için düzenlemeler oluşturmayı hedeflediğini söyledi. Ancak er-Rakab, sürecin beklenenden daha karmaşık olduğunu ve temel engelin İsrail’den kaynaklandığını belirterek, bu nedenle görüşmelerin zaman almasının doğal olduğunu, hatta nihai bir sonuca kısa vadede ulaşılmasının zor olduğunu ve sürecin İran’daki savaş sonrasına kalabileceğini dile getirdi.

devf
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen iki öğrenci (AFP)

Hamas, Mladenov’un açıklamalarının ardından dün yaptığı açıklamada, Kahire’de arabulucular ve Filistinli gruplarla çok sayıda görüşme ve istişare gerçekleştirdiğini duyurdu. Açıklamada, bu temasların Şarm eş-Şeyh Anlaşması kapsamındaki birinci aşama yükümlülüklerinin tamamlanması ve Donald Trump planı doğrultusunda ikinci aşama düzenlemelerinin ele alınmasına hazırlık amacı taşıdığı belirtildi.

Hamas, sunulan önerilere ‘yüksek düzeyde olumlu yaklaşım’ gösterdiklerini vurgulayarak, kabul edilebilir bir anlaşmaya ulaşmayı hedeflediklerini ifade etti. Hamas ayrıca, arabulucularla müzakereleri sürdürmeye kararlı olduğunu, tüm engellerin aşılması için çalıştığını ve önerilere ilişkin nihai yanıtını hareketin liderliği ile Filistinli gruplarla yapılacak istişarelerin ardından açıklayacağını bildirdi.

Hamas, geçtiğimiz cumartesi günü de arabulucular ve Filistinli gruplarla bir dizi görüşme ve diyalog gerçekleştirdiğini, anlaşmanın birinci aşamasına ilişkin tüm maddelerin uygulanmasını tamamlamayı amaçladığını duyurmuştu.

Er-Rakab, Hamas’a son Kahire görüşmesinde iletilen önerilerin büyük ölçüde silahsızlanma, Gazze’deki çalışanlarının entegrasyonu gibi başlıklara odaklandığını belirtti. Er-Rakab, Hamas’ın ‘sürpriz bir yanıt vermeyeceğini’ ifade ederken, herhangi bir sürecin başarısının uluslararası güçlerin ve Filistinli polis unsurlarının sahaya konuşlandırılması ile teknokrat komitenin bölgeye girişine bağlı olduğunu vurguladı.

Er-Rakab’a göre Hamas, arabulucuların sunduğu orta yol çözümlerine, açık mutabakatlar ve belirli güvenceler sağlanması halinde eğilim gösterebilir. Ancak bu sürecin, İran’daki savaşın seyri ve olası sonuçlarıyla bağlantılı olarak zaman alacağı ifade edildi.

Öte yandan Gubaşi, Hamas’ın önerileri kabul edip etmeyeceğinin; İsrail’in çekilmesine dair somut taahhütler, insani yardımların artırılması ve yeniden imar sürecinin başlatılmasına yönelik gerçek güvencelerin varlığına bağlı olduğunu belirtti. Gubaşi, bu şartların sağlanması halinde Hamas’ın sürece olumlu yaklaşabileceğini, aksi durumda ise İsrail kaynaklı engeller nedeniyle sürecin uzayabileceğini ifade etti.


Süryaniler ve Suriye'de kaçırılan fırsatın telafisi

Suriye'deki Süryaniler, ülkedeki dini ve etnik çeşitliliğin tanınması kapsamında Suriye'nin köklü bir bileşeni olarak kabul görmeyi istiyorlar (Independent Arabia)
Suriye'deki Süryaniler, ülkedeki dini ve etnik çeşitliliğin tanınması kapsamında Suriye'nin köklü bir bileşeni olarak kabul görmeyi istiyorlar (Independent Arabia)
TT

Süryaniler ve Suriye'de kaçırılan fırsatın telafisi

Suriye'deki Süryaniler, ülkedeki dini ve etnik çeşitliliğin tanınması kapsamında Suriye'nin köklü bir bileşeni olarak kabul görmeyi istiyorlar (Independent Arabia)
Suriye'deki Süryaniler, ülkedeki dini ve etnik çeşitliliğin tanınması kapsamında Suriye'nin köklü bir bileşeni olarak kabul görmeyi istiyorlar (Independent Arabia)

Abdulhalim Süleyman

Suriye'nin el-Cezire bölgesi ve Haseke ilindeki Süryaniler, az sayıda olmalarını pek umursamıyor. Bu durum, özellikle Suriye'deki savaşın şiddetlenmesi ve başta Haseke vilayetinde (kuzeydoğu) olmak üzere Hristiyanların DEAŞ terör örgütü tarafından hedef alınmasıyla birlikte daha da belirginleşti.

Bu umursamazlık, Süryanilerin bölgenin özgün bir unsuru olduklarına duydukları güvenden kaynaklanıyor. Süryaniler, ülkede azınlık olarak nitelendirilmelerini reddederek Araplar, Kürtler, Türkmenler ve diğerleriyle kıyaslandığında kendilerini ‘özgün unsur’ olarak tanımlamayı tercih ediyorlar.

Süryanilerin dile getirmeye devam ettikleri tarihi bir yaklaşıma göre ‘Suriye’ adı, Süryanilere ve Asurilere atfen verilmişti. Bu isim önce oryalistler arasında yaygınlaştı, ardından Fransa tarafından bu toprakları manda yönetimi altında tuttuğu yıllarda, İslami dönemlerde ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde kullanılan ‘Şam’ adının yerine benimsendi. Osmanlı İmparatorluğu Şam topraklarını, bugün bilinen siyasi sınırlarıyla mevcut Suriye'yi oluşturan çeşitli vilayetler olarak görüyordu.

Suriye'nin genelinde yüzlerce kasaba ve köyün eski Süryanice adlar taşımasının yanı sıra Hz. İsa'nın konuştuğu dilin de Süryanice kökenli olduğu biliniyor. Süryani kültürü, sanatsal ve bilimsel boyutlarıyla bölgenin oluşumunun bir parçasını temsil ediyor. Süryanice özellikle İslam'ın yükseliş dönemlerinde Yunanca ve eski Grekçeden Arapçaya yapılan tercüme hareketinde önemli bir rol üstlendi. Tüm bunların yanında Haçlı Seferleri'nden etkilenmeleri, bazı dönemlerde geri çekilmeleri, diğer dönemlerde ön plana çıkmaları ve bölgenin çeşitli dönüşümlerine katılımları da bu tarihin ayrılmaz bir parçası.

Önemli bir Süryani varlığı

Suriye, Fransız mandası altında kurulduktan sonra, siyasi yapısında, özellikle de özel bir statüye sahip olan ve dört eyaletten oluşan yeni Suriye devletine katılımı geciken el-Cezire bölgesinde, önemli bir Süryani varlığına tanık oldu.

Bu durum, Osmanlı idari mirası, modern Türkiye'nin kurulması ve ayrıca eski Musul Vilayeti ile modern Irak'taki İngiliz varlığına atfedilebilir. Bu durum, Süryani-Aşur bileşeninin 20. yüzyılın ilk on yıllarında yaşanan bölgesel dönüşümlerden etkilenmesine neden oldu.

Bu dönemde, başta 1915'teki Seyfo (kılıç) katliamları olmak üzere komşu bölgelerdeki kanlı olaylar sonucunda Suriye'deki Süryani varlığı arttı. Bu olaylar pek çok kişiyi güneye, Fransız nüfuz bölgelerine doğru göç etmeye itti. El-Cezire bölgesi, Ninova'dan gelen binlerce Asuri ailesinin akınına uğradı. Bu aileler Habur Nehri kıyılarına yerleşerek bugün ‘Habur köyleri’ olarak bilinen ve sayısı 30'u aşan köyleri oluşturdular. Bu köyler 2015 yılında DEAŞ’ın terör eylemlerine sahne oldu. Saldırılar halkın büyük bölümünün yerinden edilmesine ve bir kısım kilisenin tahrip edilmesine yol açtı.

Suriye’de durumun nispeten istikrar kazanmasının ardından Süryanilerin de günlük hayatı hareketlendi. Bu canlanma özellikle Halep’te ticaret ve sanayi alanlarında, ayrıca el-Cezire bölgesinde tarım ve ticaret alanlarında göze çarptı. Bunun yanında bölgelerin Osmanlı İmparatorluğu'nun kontrolünden çıkmasının ardından sivil ve kültürel yaşamda bir düzen sağlandı. Ayrıca el-Cezire bölgesinde küçük şehirler kuruldu ve eski şehirler yeniden canlandı.

Şarku’l Avsat’ın Independet Arabia’dan aktardığı analize göre askeri yönetimin iktidara gelmesi ve Suriye'de otokrasinin pekişmesiyle birlikte Süryani hareketi gerilerken giderek daha sınırlı bir hal aldı. Faaliyetler büyük ölçüde kilise etkinlikleriyle gençlere yönelik bazı izcilik faaliyetlerine indirgendi. Bunun yanında yerel resmi görevlerde bir miktar varlık sürdürdüler. Parlamentodaki temsil oranları ise oldukça nadir kaldı ve bu temsil çoğunlukla iktidarın Hristiyan azınlıkları temsil kartını kullanması çerçevesinde gerçekleşti.

Öte yandan Süryaniler ne Anayasa’da ne de hükümetin konuşmalarında veya etkinliklerinde resmi olarak tanındı. Süryanice öğrenme izni ise kilise ayinleri kapsamında haftada yaklaşık iki saatle sınırlı kaldı.

Kimlikte canlanma

Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’nin ortaya çıkmasıyla birlikte, Süryanilerin varlığı; temsil açısından, üst düzey mevkilere yerleşme bakımından ve Süryanicenin Arapça ve Kürtçenin yanında resmi ana dil olarak benimsenmesi noktasında bu yapının temel unsurlarından biri hâline geldi. Bunun yanı sıra, 10 yıl boyunca süren bu dönemde siyasi, kültürel, dilsel ve feminist faaliyetler arttı. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) çatısı altındaki askeri oluşumlar ile Haseke’deki yerel güvenlik servisleri de bu süreçte şekillendi. Ne var ki bu katılım, Süryaniler ve Asuriler arasında yalnızca iki派 ile sınırlı kaldı. Bu arada Asuri Demokratik Örgütü (ADO), Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) çatısı altında Suriyeli muhalefet güçleriyle birlikte kalmaya devam etti. Bunların yanında geniş ve örgütsüz bir kesim ise bölgede belirgin bir askeri faaliyete katılmaksızın devrilmiş Suriye rejimi ve kurumlarıyla birlikte hareket etmeyi sürdürdü.

Beşşer Esed rejiminin 8 Aralık 2024'te düşmesi, bu ülkedeki Süryaniler için bir dönüm noktası oldu. Onlar, özellikle Suriye'nin kuzey ve doğusunda bulundukları bölgelerde elde ettikleri kazanımların, ülke genelinde resmi statüye kavuşmasını umut ediyorlar.

Günümüzün endişesi

Süryanilerin önde gelen siyasi çevreleri bu umut doğrultusunda, ülkedeki duruma ilişkin siyasi vizyonlarını birleştirmeye çalıştı. Bu birleşme, kendi siyasi, etnik ve dinî özellikleri çerçevesinde gerçekleşmek üzere Süryanilerin, dilin tanınması ve ülke yönetimine katılımlarının güvence altına alınması esasında kültürel ve kimliksel özgünlüklerinin korunması ilkeleri temelinde şekillendirildi.

wefre
Haseke şehrindeki Akitu Bayramı kutlamaları (Independent Arabia)

Ayrıca, 1957 yılında kurulan ve en eski Süryani siyasi örgütlerinden biri olan ADO, geçtiğimiz yılın şubat ayı sonlarında düzenlenen Ulusal Diyalog Konferansı’na katıldı. Ülkedeki Süryanilerin vizyonunu ve taleplerini ortaya koyan ADO, Suriyeli yetkililer ile Süryani aktörler arasında resmi görüşmeler düzenlendi, ancak çoğu zaman hükümet tarafından resmi bir ulusal kimliği olmayan bir Hıristiyan grup olarak değerlendirildiler

Hıristiyanlar... ama!

ADO Politbüro Üyesi Gabriel Muşi Kuriye Süryanilerin varlığının Suriye'de köklü bir geçmişe sahip olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Birden fazla Hristiyan kilisesine mensup olmalarına karşın bu Hristiyan dini kimliğiyle gurur duymak, onun ulusal bir kimlik olarak tanınması talebini ortadan kaldırmaz. Suriye ve Mezopotamya'da binlerce yıldır ulusal bir bayram olan ve her yıl 1 Nisan'da kutlanan Akitu Bayramı'nın (Süryani-Asuri Yeni Yılı) tanınması zorunludur.”

Kuriye, ayrıca Suriye hükümetine, Süryani kültür ve mirasına ülkedeki zengin çeşitliliğin bir parçası olarak gereken önemi vermesi çağrısında bulundu.

Süryani Asurilerin yetkinlik temelinde ve bir toplumsal bileşen olarak temsil edilmesini ve dengeli bir temsile kavuşmalarını isteyen Kuriye, “Bu, elbette yerel ve ulusal düzeyde hükümet nezdinde tüm bileşenler için geçerli” ifadelerini kullandı. Bu talebi desteklemek için Suriye'deki mevcut kültürel çeşitliliğe saygıyı ele alan geçici anayasa bildirgesinin yedinci maddesine atıfla “Bu bildirgede yer alan maddenin hayata geçirilmesini umuyoruz” diye ekleyen Kuriye, ayrıca Suriye'deki Kürtlerin ulusal bayramını tanıyan ve dillerini ulusal dil olarak kabul eden 13 sayılı kararnameye de atıfta bulundu. Bu adımı, 'yıllarca süren yoksunluk ve dışlanmanın ardından Suriye'nin ulusal tablosunda cesur bir adım' olarak nitelendiren Kuriye, Süryani Asuriler ve Suriye'de var olan diğer ulusal bileşenler için özel kararnameler çıkarılmasını talep etti.

Göstergeler ve çıkarımlar

Geçmiş dönemde pek çok hükümet yetkilisi, Süryanilerin Akitu Bayramı’nı kutladı. Ayrıca hükümet tarafından çeşitli telefon görüşmeleri gerçekleştirildi. Bunun yanı sıra bir Süryani heyeti, ülkedeki Süryani gerçekliğini ve taleplerini aktarmak amacıyla İçişleri Bakanı Enes Hattab ile bir araya geldi. Kuriye, bu gelişmeleri, hükümetin olumlu adımları olarak değerlendirdi.

Öte yandan Süryanilerin hükümete yönelik çeşitli şikayetleri de bulunuyor. Kuriye’ye göre Süryaniler, herhangi bir hükümet üzerinde baskı oluşturan siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda devrik rejimden miras kalan karmaşıklıkları anlayışla karşılarken bu tür dosyaların özellikle ulusal çeşitliliğin Suriye toplumunda rahat bir atmosfer yaratacak şekilde ele alınması için gerçek bir irade bulunmuyor. Bununla birlikte yetkinlik ya da devlet inşasına katılım zeminini genişletmek yerine sadakate dayalı tek tipçi bir yaklaşımın benimsendiğini vurgulayan Kuriye, “Oysa geçiş dönemi, Suriye toplumunun tüm kesimlerinin istisnasız katılımını gerektiriyor” diye ekledi.

Kuriye, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ayrıca geçmiş dönemde azınlıkların şeytanlaştırılması ve var olmayan şeylerle, örneğin azınlıklar ittifakı gibi nitelendirmelerle damgalanması' durumunun yaşandığına dikkat çekti. Bu durum pek çok bölgede gerginliğe yol açtı.”

Tanınmanın gerilemesi

Şam ve SDG arasında varılan 29 Ocak Anlaşması'nın uygulanmaya başlamasıyla birlikte, Süryanilerin resmi olarak tanınmamaları konusundaki eleştirilerin sıklaştı. Bu durum, devlet kurumlarının isimlerinin Arapça ve Kürtçe olarak yazıldığı tabelaların asılmasıyla net bir şekilde ortaya çıktı. Oysa Özerk Yönetim'e bağlı kurumların isimlerinde Süryanice de yer alıyordu. Ayrıca, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki Özerk Yönetim kurumlarında Süryanilerin açık bir şekilde siyasi ve idari ortaklığı da mevcuttu.

Kuriye, bununla ilgili olarak şunları söyledi:

“Süryanice, Suriye Demokratik Konseyi (SDK) tarafından yayımlanan sosyal sözleşme çerçevesinde öz yönetim kurumlarında Arapça ve Kürtçenin yanı sıra resmi dil statüsündeydi. Bu adım bizim açımızdan bir gerilemeyi temsil ediyor. Dolayısıyla yetkililerin Süryaniceyi de kurum tabelalarına dahil etmesini talep ediyoruz.”

Güvenlik endişeleri

Kuriye, ülkenin çeşitli bölgelerinde Hıristiyanların maruz kaldığı bazı olaylara atıfla Süryanilerin ve Hıristiyanların artan korkuları ve mezhepçi söylemlerin giderek katılaştığını dile getirdi. Ayrıca, Suriye’deki kiliseler tarafından alınan ve on yıllardır bu türden bir ilk olan, dini bayram kutlamalarının, sokakların süslenmesi de dahil olmak üzere, iptal edilmesini öngören bir kilise kararı olduğunu ifade etti. Bayram kutlamalarının sadece kilise ayinleri ve dualarıyla sınırlandırılmasına dikkati çeken Kuriye, “Ne yazık ki mevcut korku, iktidardan çok, aşırı uygulamalar ve davranışlarda bulunan bu iktidarın beslediği ortamdan kaynaklanıyor” dedi. Süryani siyasetçi, güvenlik ve askeri güçlerin oluşumunun artık ‘tek bir Suriye bileşeni, yani Sünni Arap bileşeni ile sınırlı’ hale geldiğini, buna karşın ‘askeri kurumda şu anda Hristiyan, Kürt veya Dürzi unsurların bulunmadığını’ belirtti.