Ordu Komutanı Burhan: ‘İsyan’ yakında sona erecek ve Sudan barışa kavuşacak

Özgürlük ve Değişim Güçleri liderlerinden liderlerinden birine göre Sudan hızla iç savaşa doğru ilerliyor.

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, perşembe günü Doha'da Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan'ı kabul etti. (SUNA)
Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, perşembe günü Doha'da Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan'ı kabul etti. (SUNA)
TT

Ordu Komutanı Burhan: ‘İsyan’ yakında sona erecek ve Sudan barışa kavuşacak

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, perşembe günü Doha'da Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan'ı kabul etti. (SUNA)
Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, perşembe günü Doha'da Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan'ı kabul etti. (SUNA)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Katar'ı ziyareti ve Emir Şeyh Temim bin Hamed Al Sani ile görüşmesi sırasında yaptığı açıklamada, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) isyanının yakında bastırılacağını ve Sudan halkının barış ve istikrara kavuşacağını söyledi. HDK tarafından yapılan açıklamada ise, ikinci lider Abdurrahim Daklu'ya yönelik ABD yaptırımlarını ‘şok edici ve haksız’ olarak nitelendirildi.

Burhan açıklamasının devamında, Sudanlıların çektiği acıların sona ermesi ve işlerin normale dönmesi için çabaların sürdüğünü belirterek şunları söyledi:

“Şimdi savaşın durdurulduğu bir aşamadayız ve bundan sonra diğer konular hakkında konuşabiliriz. Biz, ordu mensupları olarak bu isyanı bastırıp geçiş dönemini tamamladıktan sonra sivil demokratik yönetime geçeceğimiz konusunda Sudan halkına güvence veriyoruz.".

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, dün Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el Burhan ile yaptığı görüşmede, Katar'ın Sudan'daki çatışmaların durdurulması ve farklılıkların barışçıl yollarla çözülmesi için çağrısını yineledi. Katar'ın, Sudan'da barış ve istikrarı desteklediğini ve ülkenin içinde bulunduğu hassas koşullarda bu çabalara destek vereceğini vurguladı. Şeyh Temim bin Hamad, görüşmelerde ayrıca Sudan ve Katar arasındaki tarihi ve stratejik ilişkilerin önemine dikkat çekti. İki ülke arasındaki ilişkilerin, resmi ve halk düzeyinde her zaman güçlü ve iyi olduğunu ifade etti.

Burhan, dün Katar'ın başkenti Doha'ya bir ziyarette bulundu. Ardından HDK tarafından Ordu Genel Komutanlığı’ndaki ikametgahına uygulanan kuşatmadan çıktıktan sonra üssünün bulunduğu Port Sudan'a döndü. 

Katar’dan güzel karşılama

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, X (eski adıyla Twitter) platformunda yaptığı açıklamada, Orgeneral Abdulfettah Burhan'ı karşılamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. İkili ilişkilerin güçlendirilmesi ve çeşitli alanlarda iş birliğinin geliştirilmesi için görüşmeler yaptıklarını belirtti. Ayrıca Sudan'daki çatışmaları sona erdirme ve ülkenin birliğini, güvenliğini ve istikrarını koruma çabalarını destekleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Burhan'ın Doha temasları, Özgürlük ve Değişim Güçleri (ÖDBG) koalisyonunun önde gelen siyasi liderlerinden oluşan bir heyetin Katar'ı ziyaretinden günler gerçekleşti. Heyet, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile görüştü. Katarlı Bakan, Sudan'daki savaşı mümkün olan en kısa sürede sona erdirmek için bölgesel güçlerle birlikte çalışacağına ve savaşın sona ermesinin ardından Sudan'ın yeniden inşasına katkıda bulunmaya hazır olduğunu ifade etti.

Burhan, Katar'ın başkenti Doha'ya gitmeden saatler önce, geçtiğimiz çarşamba gecesi bir anayasa kararı çıkararak HDK’yı feshetti ve yasasını iptal etti. Kararını, sivillere karşı işlediği ağır ihlallere, ülkenin altyapısını kasıtlı olarak tahrip etmesine ve 2017'de kurulmasının hedeflerini, görevlerini ve ilkelerini ihlal etmesine bağladı.

Burhan'ın kararı, Sudan'da büyük bir kafa karışıklığına neden oldu. Çünkü Burhan, geçtiğimiz 17 Nisan’da savaşın başlamasından iki gün sonra, HDK’yı feshetmiş ve Hamideti olarak bilinen komutanı Muhammed Hamdan Daklu’yu, Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcılığı görevinden almıştı.

Fotoğraf Altı: Şeyh Temim ve Burhan dün Doha'da görüştüler. (SUNA)
Şeyh Temim ve Burhan dün Doha'da görüştüler. (SUNA)

Burhan'ın kararı, ABD Hazine Bakanlığı'nın HDK’nın ikinci lideri Abdurrahim Daklu'ya (Hamideti'nin kardeşi) güçlerinin sivillere karşı işlediği ihlaller nedeniyle yaptırımlar uygulamasından saatler sonra geldi.

Şok edici ve adil olmayan cezalar

HDK, ABD'nin ikinci komutanına yaptırım uygulama kararını ‘üzücü, şok edici ve haksız’ olarak değerlendirdi. HDK’nın açıklamasına göre, karar ‘tamamen siyasi bir karar’ ve savaşın başlamasından sorumlu tarafın kim olduğunu ve savaş sırasında farklı tarafların işlediği ihlalleri araştıran şeffaf bir soruşturma yapılmadan alındı.

Yaptırımlar, Daklu'nun tüm varlıklarının, mülklerinin ve çıkarlarının dondurulmasını içeriyor ve ona bağlı kuruluşlarla iş yapan herkesi etkiliyor.  HDK’nın açıklamasında, “İkinci lider Abdurrahim Daklu ‘ya uygulanan yaptırımlar, operasyon sırasında savaş döneminde farklı bölgelerde meydana gelen ihlal iddialarına dayanıyordu” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada ayrıca ABD'nin kararının ‘arabayı atın önüne koyduğunu’ ve geçmişte, bugün ve gelecekte bunu memnuniyetle karşılansa da Sudan'daki krizin çözümünde arabuluculuk rolüne olumsuz gölge düşüreceği ifade edildi. Kararın taraflı olduğuna işaret edilen açıklamada, bunun Sudan'daki siyasi krizi çözmeye yardımcı olmayacağın belirtildi. Ayrıca kararın, Sudan'daki çatışmayı sona erdirmek ve demokratik bir geçişi sağlamak için gerekli olan kapsamlı bir siyasi çözüme ve geçiş dönemi adaleti sürecine ulaşmayı engelleyeceğine işaret edildi.

Fotoğraf Altı: Abdurrahim Cuma. (Arşiv)
Abdurrahim Cuma. (Arşiv)

HDK’nın açıklamasında ABD yaptırımlarının, Sudan Silahlı Kuvvetlerinin ve Darfur'daki izole rejimin kalıntılarının gerçekleştirdiği korkunç ihlalleri görmezden geldiğine dikkat çekildi. Açıklamada ayrıca Batı Darfur'daki Hızlı Destek Güçleri komutanı Tümgeneral Abdurrahim Cuma'yı eyalet valisi Hamis Abdullah Ebkar ve kardeşine yönelik suikastın sorumluluğuyla suçlamanın ‘utanç verici bir adım’ olduğu ifade edildi. Eyalet başkentinde (el- Cenine) meydana gelen olaylara ilişkin bağımsız bir uluslararası soruşturma yapılması çağrılarının görmezden gelindiği ifade edildi.

Açıklamada, yaptırımlara maruz kalan HDK ikinci liderinin, savaş sırasında yaşanan ihlallerin durdurulmasında aktif rol oynadığını, ülkede demokratik yolun yeniden tesis edilmesi için tüm enerjisiyle çalıştığını belirtti.

Ayrıca HDK, kapsamlı çözüm bağlamında savaşın durdurulması ve adaletin sağlanması için kapsamlı operasyonlar yapılması gerektiği konusunda savaşın başlangıcından bu yana kararlı duruşunu vurguladı.

ÖDBG endişeli

Diğer yandan, ÖDBG’nin (Sudan'daki eski iktidar koalisyonu) liderlerinden Ureve es- Sadık, Arap Birliği'nin Sudan'ın kapsamlı bir iç savaşa sürükleneceği yönündeki uyarılarına yanıt olarak ülkenin hızla iç savaşa doğru gittiğini söyledi. Sadık, “Sahada gördüklerimiz Birliğin uyarısını güçlendiriyor” dedi.

Halen Hartum'da yaşayan Sadık dün Arap Dünyası Haber Ajansı’na  (AWP) verdiği demeçte şunları söyledi:

"Sahada gördüklerimize göre çok hızlı bir şekilde iç savaşa doğru ilerliyoruz. Artık Sudan'da iç savaşın çıkmasına yol açacak gerekli tüm faktörler mevcut.”

Sadık, bu faktörlerin arasında yaygın silahların, sosyal adaletsizliğin, birçok şehirde zayıf güvenliğin ve yoksulluk derecesindeki artışın yer aldığını söyledi.

Cidde en iyi platform

Sudan'da iç savaşın çıkmasını önlemek için ÖDBG tarafından yapılan çabalara ilişkin bir soruya yanıt olarak, Sadık, müzakerelere başlamak için Cidde platformunu desteklediklerini söyledi. Sadık sözleirni şöyle sürdürdü:

"Cidde platformunu, Sudan'da köklü bir çözüme ulaşmak için şimdiye kadarki en iyi platform olarak görüyoruz. Bu, Arap Birliği ve Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD) tarafından desteklenen ve Sudan'ın komşu ülkeleri tarafından desteklenen bir penceredir."

ABD'nin HDK’nın ikinci lideri Abdurrahim Daklu'ya yönelik açıkladığı yaptırımlara atıfta bulunan Sadık ayrıca “Arabulucular için, ‘yaptırım sopası’ ile temsil edilen ‘yeni bir strateji’ var” dedi. Sudan'ın hayatta kalması müzakereye konu hale geldiğinden iki tarafın eninde sonunda müzakereye gideceğine inandığını ifade etti.

Yangına körükle gitmek

Sadık, Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan’ın dün HDK’yı feshetme kararına ilişkin ÖDBG tutumu hakkında ise şu ifadeleri kullandı:

“HDK’nın feshi ve ordu çokluğunun ortadan kaldırılması Aralık 2018 Devrimi'nin taleplerinden biridir. Ancak bu karar barış zamanında istendi. Savaş zamanında gerçek bir eyleme geçilmediği sürece bu, yangına körükle gitmek anlamına gelir.”

Sadık ayrıca bu dönemde HDK’nın feshinin 'yerel, bölgesel ve uluslararası' ittifaklarını güçlendirmeye iteceğine inandığını ifade etti.

Burhan'ın, ordunun HDK’yı yenilgiye uğratma çabalarına ilişkin Katar'da yaptığı açıklamalara ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:

“Darfur bölgesi ve eski Güney Sudan'daki savaşa işaret eden deneyimler, Sudan'daki savaşların askeri bir zaferle bitmediğini kanıtladı.”

Kan dökülmesine son verilmesi

Ayrıca ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Linda Thomas-Greenfield, Sudan Silahlı Kuvvetleri ve HDK’ya, Sudan halkının akan kanına ve acılarına son verilmesi çağrısında bulunarak, bu çatışmanın askeri bir çözümü olmadığını vurguladı.

Fotoğraf Altı: ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Linda Thomas-Greenfield dün Sudanlı mültecilerin kaldığı Çad'daki Adre Kampı’nı ziyaret etti. (Reuters)
ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Linda Thomas-Greenfield dün Sudanlı mültecilerin kaldığı Çad'daki Adre Kampı’nı ziyaret etti. (Reuters)

Hartum'daki ABD Büyükelçiliği'nin Facebook hesabından yapılan açıklamaya göre Çad'ın Adre kentinde savaş nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan Sudanlıların kaldığı kamplara yaptığı ziyarette, Thomas-Greenfield, ülkesinin Sudan'a acil insani yardım sağlamak için yaklaşık 163 milyon dolar sağlayacağını ifade etti.

Açıklamada yardımın 103 milyon dolarının Dışişleri Bakanlığı Nüfus, Mülteciler ve Göç Bürosu tarafından, yaklaşık 60 milyon dolarının ise ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı'ndan sağlandığı belirtildi.

Büyükelçi’ye göre Washington'ın Sudan'a acil müdahale için sağladığı toplam insani yardım bu yıl yaklaşık 710 milyon dolara yükseldi. Yardımın aralarında Mısır, Çad, Etiyopya, Güney Sudan ve Orta Afrika komşu ülkeleri de kapsadığına işaret etti.

Sudan'da evlerini terk etmek zorunda kalan 3,6 milyon dahil 24,7 milyondan fazla kişinin insani yardıma ihtiyacı olduğunu söyleyen Thomas-Greenfield, Sudan'a yönelik acil müdahalede en büyük bağışçının ABD olduğunu kaydetti.

ABD’li Büyükelçi, Thomas-Greenfield, Sudanlı yetkilileri hayat kurtaran yardımların ulaştırılmasını ve insani vize verilmesini engelleyen bürokratik ve güvenlik kısıtlamalarını kaldırmaya çağırdı. Çatışmalardan etkilenen nüfusa güvenlik arayış özgürlüğü tanınması gerektiğini vurguladı.

Sahadaki gelişmeler

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre başkent Hartum'un güneyindeki eş-Şecera bölgesindeki Zırhlı Kolordu Komutanlığı çevresinde ordu ile HDK arasında üst üste üçüncü gün şiddetli çatışmalar ve yoğun top atışları yeniden başladı.

Görgü tanıkları, ordunun Umdurman'ın kuzeyindeki ‘Vadi Saydna’ askeri üssünden şehrin merkezi ve batısındaki HDK’nın mevzilerini hedef alan yoğun topçu bombardımanı başlattığını aktardı. Ayrıca HDK’nın kontrolündeki Bahri kenti yönünden Halfaya Köprüsü'ne doğru güçlü patlama sesleri duyulduğunu bildirdi. Eş zamanlı olarak ordu İHA’ları, Hartum'un güneyindeki sivil Riyadiya bölgesindeki HDK karargahını hedef aldı.



Akkaşat ve Kerkük’te Halk Seferberlik Güçleri’ne yönelik ölümcül hava saldırıları

Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)
Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)
TT

Akkaşat ve Kerkük’te Halk Seferberlik Güçleri’ne yönelik ölümcül hava saldırıları

Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)
Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)

Irak’ın batısında, Halk Seferberlik Güçleri’ne (Haşdi Şabi) bağlı noktalara bugün şafak vakti düzenlenen hava saldırılarında ölü, yaralı ve kayıp sayısının 260’ı aştığı bildirildi. Söz konusu saldırı, milis grupları hedef alan en şiddetli saldırılardan biri olarak değerlendirilirken, bölgede artan gerilim ve saldırının sorumluluğuna ilişkin karşılıklı suçlamalar da sürüyor.

Enbar vilayetindeki bir güvenlik kaynağı, hava saldırılarının Halk Seferberlik Güçleri bünyesindeki Ensarullah el-Evfiya hareketine bağlı 19. Tugay’a ait üç noktayı hedef aldığını söyledi. Saldırıların, Irak-Suriye sınırında yer alan el-Kaim ilçesine bağlı Akkaşat bölgesinde gerçekleştiği belirtildi.

Kaynak, güçlü bombardımanın askeri sağlık birimleri, ikinci tabur ve destek birliğine ait karargâhları hedef aldığını ifade etti. Saldırılarda 99 kişi hayatını kaybetti, 43 kişi kayboldu ve bazıları ağır olmak üzere yaklaşık 123 kişi yaralandı.

Ayrıca saldırıyı gerçekleştiren savaş uçaklarının bombardımanın ardından da bölge üzerinde uçuşlarını sürdürdüğü aktarıldı. Hedef alınan noktalara ulaşmaya çalışan ambulans ekiplerinin de hava saldırılarına maruz kaldığı, bu nedenle yaralıların tahliyesi ve hastanelere sevkinin geciktiği kaydedildi.

Kimliği açıklanmayan savaş uçaklarının bugün erken saatlerde Akkaşat bölgesinde Halk Seferberlik Güçleri’ne ait bir noktaya şiddetli bir hava saldırısı düzenlediği bildirilmişti. İlk belirlemelere göre saldırıda çok sayıda militanın öldüğü ve bazılarının yaralandığı açıklanmış, enkaz altında kayıp kişilerin aranması sürdükçe bilanço daha da yükselmişti.

dfgth
Halk Seferberlik Güçleri üyeleri, Musul’un güneyindeki karargahlarından birini hedef alan hava saldırısında yaralanan bir meslektaşlarına ilk yardım uyguluyor. (Reuters)

Diğer yandan Ensarullah el-Evfiya hareketi, saldırının arkasında İsrail ve ABD’nin olduğunu iddia ederek, bombardımanın ‘terör örgütleri için boşluk yaratmayı ve bölgeyi yeniden kaosa sürüklemeyi amaçladığını’ savundu.

Hareket, hedef alınan 19. Tugay mensuplarının ‘sınırları koruma ve silahlı örgütlerin sızmalarını önleme görevini yerine getirdiğini’ belirtti.

Ensarullah el-Evfiya, yaşanan olayla ilgili olarak Irak hükümetini ‘anayasal ve etik sorumluluk’ taşımakla suçladı ve olayın ciddiyetine uygun resmi bir tavır alınması çağrısında bulundu. Hareket ayrıca 19. Tugay’ın Irak Silahlı Kuvvetleri Genel Komutanlığı’na bağlı resmi bir birim olduğunu vurguladı.

Ensarullah el-Evfiya, İran destekli Irak İslami Direnişi çatısı altında yer alan gruplardan biri olarak biliniyor.

ABD, 2024 yılında bu hareketi ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırmıştı. Bu karar, hareketin Ürdün ve Suriye’deki Amerikan güçlerine yönelik saldırılara karışması ve Gazze savaşı sırasında İsrail’e roket ve insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenlemesi iddialarına dayanıyordu.

Kerkük’te saldırılar

Paralel bir gelişme olarak, Irak’ın kuzeyinde bulunan Kerkük kenti yakınlarındaki bir Halk Seferberlik Güçleri noktasına da bugün şafak vakti hava saldırısı düzenlendi. Olayın ardından güvenlik güçleri bölgeyi kuşatarak inceleme başlattı.

Irak Ortak Operasyonlar Komutanlığı, Halk Seferberlik Güçleri’ne ait hedeflere yapılan bu saldırıları ‘haksız saldırılar’ olarak nitelendirerek, ülke egemenliğinin açık bir ihlali olduğunu bildirdi.

frgt
Askeri tatbikatlar sırasında Halk Seferberlik Güçleri bayrağı taşıyan savaşçılar (Arşiv – Halk Seferberlik Güçleri)

Komutanlık tarafından yapılan açıklamada, “Tekrarlayan sistemli ihlaller ve saldırılar, toplumsal barışı tehdit ederek güvenlik ve istikrarın temellerini sarsabilir ve Irak halkı arasında rahatsızlık yaratabilir” ifadesi yer aldı.

Açıklamada, son saldırıların bugün Kerkük ve Enbar vilayetlerinde gerçekleştiği, geçtiğimiz günlerde ise Vasıt ile Babil vilayetinde Halk Seferberlik Güçleri’ne ait diğer noktalara hava saldırıları düzenlendiği belirtildi.

Yerel kaynaklara göre, önceki saldırılarda bir mühimmat deposunun hedef alınması sonucu depodaki mühimmat patlamış ve parçalar çevredeki yerleşim alanlarına saçılmıştı. Bu olayda bir kadın hayatını kaybetmiş, oğlu yaralanmış ve bazı Halk Seferberlik Güçleri mensupları da saldırıda zarar görmüştü.

Bu saldırılar, bölgede süregelen savaş ortamı ve güvenlik gerilimleri çerçevesinde gerçekleşiyor. İran destekli silahlı gruplara ait hedeflerin sık sık vurulmasıyla eş zamanlı olarak, bu grupların ABD ve İsrail çıkarlarına yönelik karşı saldırılar düzenlediği, bunu ‘direnişi destekleme’ çerçevesinde yaptıkları bildiriliyor.


İran savaşı, Gazze Anlaşması’nın ikinci aşamasının uygulanmasını nasıl etkileyecek?

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)
TT

İran savaşı, Gazze Anlaşması’nın ikinci aşamasının uygulanmasını nasıl etkileyecek?

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)

Salem el-Rayyes

Gazze Şeridi'ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, sadece müzakere süreci kapsamındaki prosedürel adım değil, savaş mantığı ile çözüm mantığı arasında önemli bir dönüm noktasıydı. Ancak, son dönemdeki bölgesel değişimler ve gelişmeler, özellikle bir tarafta İsrail ve ABD, diğer tarafta İran arasındaki savaş, karşılıklı saldırılar ve bombardımanlar, bu anlaşmayı farklı bir bağlama yerleştirdi. Uygulanmasını Gazze Şeridi'nin coğrafi sınırlarını aşan daha geniş bir jeopolitik denklemin parçası haline getirdi.

Ortadoğu'daki krizler genel olarak birbirinden izole şekilde hareket etmez. İran ile askeri süreçte yaşananlar, özellikle askeri, siyasi ve bölgesel hesapların kesiştiği verimli bir zemin olan Gazze başta olmak üzere bölgesel dosyalara da hızla yansıyor.

Geçen yıl ekim ayında Hamas ile İsrail arasında Gazze'de ateşkes anlaşmasına varılıp fiilen uygulamaya başlandığında belirtilen amaç, daha sürdürülebilir güvenlik, sivil ve insani düzenlemelere geçişin bir ön adımı olarak ateşkesi sağlamlaştırmaktı. Anlaşmanın ikinci aşaması, Gazze Şeridi'ni savaş halinden daha istikrarlı geçiş yönetimine taşımayı amaçlayan bir dizi birbirine bağlı icraatlar aracılığıyla, bu dönüşümler için bir çerçeve sağlamak üzere formüle edildi.

Bu aşama, Gazze Şeridi’ne insani yardım ve ticari malların akışının artırması için daha fazla geçiş noktasının açılması ile her iki yönde de geçiş için Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması konusunda bir anlaşmayı içeriyordu. Refah, Gazze'nin tek kara sınır kapısı ve İsrail ordusunun sınır kapısının kontrolünü ele geçirmesi ve tesislerini tahrip etmesi nedeniyle bir buçuk yıldan fazla bir süredir kapalıydı. Ayrıca, Gazze Şeridi'ni yönetmek ve 2007'den beri iktidarda olan fiili Hamas hükümetinin yerini almak üzere teknokrat bir Filistin ulusal komitesi kurulması konusunda da anlaşmaya varılmış ve duyurulmuştu. Bu komite, ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlığını yaptığı “Barış Konseyi” tarafından denetlenen siyasi girişim tarafından yönetilen, daha geniş bir uluslararası çerçeve içinde faaliyet gösterecekti. Bu yönetimin fiili hükümetten yönetim sorumluluklarını kademeli olarak devralması düşünülüyordu.

İran ile askeri çatışmanın tırmanması ve savaşın patlak vermesiyle birlikte İsrail, stratejik önceliklerini gözden geçirdi

Buna paralel olarak, Gazze Şeridi'ndeki silahların geleceği, güvenlik düzenlemelerinin denetlenmesi, ateşkese uyulup uyulmadığını gözlemlemek üzere çok uluslu bir gücün konuşlandırılması için hazırlıklar yapmak da dahil olmak üzere, uygulanması planlanan ve tartışılan bir dizi hassas güvenlik düzenlemesi de gündeme getirilmişti. Çok uluslu güç, muhtemelen açıklanmayan bir zaman çizelgesine göre İsrail güçlerinin Gazze'den kademeli olarak çekilmesiyle eş zamanlı olarak konuşlandırılacaktı. Bu düzenlemelerin bazıları, enkazın temizlenmesi ve Gazze’nin yeniden inşası da dahil olmak üzere, ateşkesi tam olarak uygulamaya yönelik adımlar olarak hayata geçirilse de bölgesel gerçekler ilk adımları olumsuz etkiledi. İsrail kendi güvenlik çıkarlarını Filistin çıkarlarının önüne koydu.

tbtbt
İsrail askeri araçları, İsrail ile Gazze arasındaki sınırın İsrail tarafından görüldüğü üzere, Gazze'nin harap olmuş bölgelerinde devriye geziyor, 21 Ocak 2026 (Reuters)

İran ile askeri çatışmanın tırmanması ve şubat ayı sonunda savaşın patlak vermesiyle birlikte İsrail, stratejik önceliklerini gözden geçirdi. Tek bir cepheye odaklanmak yerine, İsrail askeri kurumu artık İran ve Lübnan gibi birden fazla cephede savaşın ve karşılıklı askeri saldırıların genişlemesi ve diğer tarafların açık çatışmaya girmesinden duyduğu korkuyla ilgilenmeye başladı. Bu bağlamda İsrail, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının gereklilikleriyle, özellikle de Gazze Şeridi’nden askeri olarak çekilme konusunda daha temkinli davranmaya başladı.

Sayıyı kontrol etmesinin yanı sıra, dışarıdan Gazze'ye dönenlerden bazılarının tutuklandıklarına, dövüldüklerine, tehdit edildiklerine ve geri dönmelerini engellemek için en iğrenç hakaretlere maruz kaldıklarına dair tanıklıklar bulunuyor

İsrail, özellikle devam eden savaş ve bunun birçok cepheye genişlemesi göz önüne alındığında, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasını engellemeye dönük adımlar atması gerektiğini düşünüyor. Hatta insani tavizler ve kolaylıklar olarak görülen adımlardan geri adım atmaya çalışıyor; zira şimdi güvenlik dosyası ve bu dönemde attığı her adımın nasıl yorumlanacağı İsrail için daha önemli. İsrail askeri ve hatta siyasi kurumu, bölgesel karışıklık döneminde anlaşmada ilerlemeye çalışmaya devam etmenin ve Gazze'deki askeri varlığını azaltmanın, özellikle Tel Aviv'in daha geniş bir bölgesel askeri manevra alanını korumaya çalıştığı dönemde, İsrail içinde güvenlik riski olarak algılanabileceğine inanılıyor.

Buna ilave olarak, İsrailli askeri yetkililer açık bir stratejik ikilemle karşı karşıya: Gazze Şeridi'nde askeri varlığı sürdürmek sürekli bir askeri ve siyasi kayıp anlamına gelirken, hızlı geri çekilme de Filistinli fraksiyonların askeri güçlerini yeniden inşa etmelerine olanak sağlayacak güvenlik boşluğuna yol açabilir. Bu, İsrail için kabul edilemez bir durum, zira kendisi, Gazze'yi özellikle Lübnan’da Hizbullah’ın güç ve kapasitesini ortadan kaldırmak için güney Lübnan'da neler yapabileceğine dair bir model olarak tanıtmaya çalışıyor.

rtbgtrb
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafından Gazze'ye giren insani yardım tırları, 4 Şubat 2026 (AFP)

Şubat ayı sonunda ikinci İran savaşının patlak vermesinden bir ay önce, İsrail ordusu, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına onay vererek, insani yardımlar ile mahsur kalan hastaların ve refakatçilerinin her iki yönde de geçişine izin verdi. Bu adım, aylarca süren gecikme ve oyalama, ABD ve Mısır'ın İsrail siyasi liderliğine uyguladığı baskının ardından atıldı. Sınır kapısı, 2005’te kabul edilen işletme prosedürlerine göre ve Avrupalı güçlerin gözetimi altında açıldı. Ancak ordunun, günde sadece çoğunluğu hasta ve refakatçilerinden oluşan 50'den fazla yolcunun kapıdan geçişine izin vermemesi nedeniyle işler amaçlandığı gibi ilerlemedi.

Ordunun sayıyı kontrol etmesinin yanı sıra, dışarıdan Gazze'ye dönen bazı kişilerin tutuklandıklarına, dövüldüklerine, tehdit edildiklerine ve geri dönmelerini engellemek için en iğrenç hakaretlere maruz kaldıklarına dair tanıklıklar da bulunuyor. Çok geçmeden de savaş ve güvensiz emniyet koşulları bahanesiyle Refah Sınır Kapısı da dahil olmak üzere tüm geçiş noktalarının kapatıldığı duyuruldu. Gazze'deki hükümetin Medya Ofisi'nden alınan verilere göre, kapatılana kadar geçen ay sınır kapısının açık kaldığı dönemde Gazze’den ayrılan veya geri dönen Filistinlilerin sayısı bin 500'den azdı. Bunların tamamı hasta ve refakatçileriydi; yani istisnai insani nedenlerle seyahat ediyorlardı. Ordu, kapatma kararından iki gün sonra geri adım atarak mal ve yardım taşıyan tırların geçişi için ticari sınır kapılarını kademeli olarak yeniden açsa da ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının başında Gazze'deki Filistinliler için en önemli olumlu gelişmelerden biri olan kara sınır kapısı hakkında hiçbir bilgi vermedi.

İran savaşı, Gazze'yi sadece insani düzeyde değil, aynı zamanda anlaşmanın ikinci aşamasının en hassas konularından biri olan Gazze Şeridi’nin gelecekteki siyasi yönetimiyle ilgili olarak da gölgeledi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Gazze'yi yönetmek üzere ulusal bir teknokrat komitesi kurulması fikri (ki bu komitenin sahada hemen çalışmaya başlaması gerekiyor), sivil yönetimi Filistinli fraksiyonların askeri yapısından ayırma yönündeki uluslararası çabalar bağlamında gündeme gelmişti.

Gazze artık sadece yerel bir insani veya güvenlik meselesi değil, caydırıcılık ve nüfuz hesaplarının kesiştiği daha geniş bir bölgesel denklemin parçası olarak ele alınıyor

Bu formülün açıklanan amacı, Gazze'nin yeniden inşası sürecini başlatmaya, Filistin Ulusal Otoritesi ile Hamas arasında 19 yıl önce yaşanan bölünmenin ardından Gazze’yi kademeli olarak daha geniş Filistin siyasi sistemine yeniden entegre etmeye elverişli bir siyasi ortam oluşturmaktı. Yeniden inşa ve planların hayata geçirilmesine hazırlık olarak, 2026 Davos Konferansı'ndaki temaslar sırasında yeniden inşa planları ön planda yer aldı. Jared Kushner, Gazze'nin silahsızlandırılması veya silahların teslim edilmesi koşuluyla, Gazze Şeridi'ni iki ila üç yıl içinde yeniden inşa etmek için ABD destekli bir “Barış Konseyi” kurulduğunu açıkladı. Bu vizyon, büyük ölçekli altyapı projeleri, limanlar ve havaalanları ile Gazze'yi bol iş fırsatı sunan bir yatırım bölgesine dönüştürme taahhütlerini içeriyordu. Ancak tüm bunlar belki de İran ile savaş sona erene ve yeniden adımlar atılana kadar geçici olarak durdurulmuş bulunuyor.

Bölgesel gerilimlerin artmasıyla birlikte, Gazze'deki ateşkes anlaşmasının uygulanması, özellikle Ulusal Komite'nin ABD'nin onaylarına, kararlarına ve direktiflerine bağlı olması nedeniyle daha zor hale geldi. Daha da önemlisi, komite tüm üyeleriyle birlikte Mısır'da konuşlanarak dışarıdan faaliyet göstermeye devam ediyor. Henüz Gazze'ye geri dönerek sahadaki görevlerini yerine getirip Filistinlilerin yaşamlarında olumlu değişiklikler gerçekleştiremedi.

Görünüşe göre ABD şu anda İran'a karşı savaşıyla meşgul ve artık silahsızlanmayı müzakere etmiyor. Ayrıca, geçmişteki beklentilere göre önümüzdeki haftalarda Gazze'ye ulaşması beklenen çok uluslu gücün gelişine yönelik hazırlıklardan da bahsetmiyor. Çok uluslu gücün gelişini, İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesi ve geçiş noktalarının daha geniş bir şekilde açılması, Ulusal Komite'nin ise enkazı kaldırma ve savaşın tahrip ettiği yerlerin yeniden inşası aşamalarına başlama sorumluluklarını üstlenmesi izleyecekti. Bu, bölgesel çatışmanın tırmanması, İsrail liderliğinin Gazze ile ilgili önemli kararları bölgedeki stratejik durum netleşene kadar erteleme eğilimi nedeniyle, anlaşmanın ikinci aşamasının neredeyse beyin ölümünün gerçekleştiği anlamına geliyor.

Gazze artık sadece yerel bir insani veya güvenlik meselesi değil; caydırıcılık ve nüfuz hesaplarının kesiştiği daha geniş bir bölgesel denklemin parçası olarak ele alınıyor. Ortadoğu'daki çatışma çemberi ne kadar genişlerse, geçici ateşkesten kalıcı bir çözüme geçiş o kadar zorlaşır. Bu arada, Filistinliler bölgenin geleceğini belirleyecek siyasi bir atılımı beklemeye devam ediyor. Buna göre ikinci aşama ya yakında yeniden canlandırılacak ya da gömülecek. İsrail kontrolü altında güvenlik, siyasi ve insani durum değişmeden kalacak veya öngörülemeyen bir patlama Gazze'yi başlangıç ​​noktasına geri döndürecek.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail’in Lübnan’ın çeşitli bölgelerine düzenlediği hava saldırılarında 37 kişi hayatını kaybetti

Lübnan’ın güneyindeki kıyı kenti Sur’da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir bina, 8 Mart 2026 (AFP)
Lübnan’ın güneyindeki kıyı kenti Sur’da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir bina, 8 Mart 2026 (AFP)
TT

İsrail’in Lübnan’ın çeşitli bölgelerine düzenlediği hava saldırılarında 37 kişi hayatını kaybetti

Lübnan’ın güneyindeki kıyı kenti Sur’da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir bina, 8 Mart 2026 (AFP)
Lübnan’ın güneyindeki kıyı kenti Sur’da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir bina, 8 Mart 2026 (AFP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasına göre, İsrail’in dün ülkenin doğusundaki Baalbek ilçesine bağlı Şaas kasabasına düzenlediği hava saldırısında 8 kişi hayatını kaybetti. Bakanlık ayrıca, İsrail’in Sur kentine bağlı Burc eş-Şimali kasabasına gerçekleştirdiği başka bir saldırıda 4, ülkenin güneyindeki Bint Cubeyl ilçesinde ise 8 kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

Sağlık Bakanlığı, Beyrut’un güney banliyölerine yönelik bir dizi İsrail hava saldırısında şimdiye kadar 17 kişinin yaralandığını da açıkladı.

Bakanlık daha önce yaptığı açıklamada, “İsrail düşmanının Bint Cubeyl ilçesine bağlı Tebnin kasabasına düzenlediği saldırı sonucunda ilk belirlemelere göre 8 vatandaş şehit oldu” ifadesini kullandı.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA) ise saldırının ‘yerinden edilmiş ailelerin’ yaşadığı bir binayı hedef aldığını, saldırıda aynı aileden 5 kişinin yanı sıra başka kişilerin de hayatını kaybettiğini aktardı.

Öte yandan İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün yaptığı açıklamada, ordunun Beyrut’un güney banliyölerinde Hizbullah’a ait altyapıları hedef alan ‘geniş çaplı bir hava saldırısı dalgası’ başlattığını duyurdu.

Adraee, saldırıların Hizbullah’a ait noktaları hedef alarak başladığını belirterek, hava savunma sistemlerinin önleme faaliyetlerinin sürdüğünü söyledi. Adraee, İsrail ordusunun ‘Hizbullah’a karşı güçlü şekilde hareket etmeyi sürdüreceğini’ ifade ederek, örgütün ‘İran rejiminin himayesinde çatışmaya katılma kararı aldığını’ öne sürdü.

Adraee ayrıca, İsrail ordusunun ‘İsrail vatandaşlarının hedef alınmasına izin vermeyeceğini’ vurguladı ve herhangi bir tehdide ‘çok güçlü bir şekilde’ karşılık verileceğini söyledi.

İsrail’in, Lübnan sınırında konuşlandırdığı askeri birlikleri Golani Tugayı’na bağlı savaşçı güçlerle takviye etmeye hazırlandığı bildirildi. Bu adımın, Hizbullah unsurlarıyla sınır köylerinin çevresinde yaşanan çatışmalara rağmen Lübnan topraklarına yönelik olası kara operasyonlarına hazırlık kapsamında atıldığı ifade edildi. Bu arada Beyrut’un güney banliyöleri dördüncü gününde de aralıksız bombardımana maruz kalırken, saldırılar bölgede geniş çaplı maddi hasara yol açtı.

İsrail güçlerinin Lübnan topraklarına birkaç farklı eksenden ilerlemeye çalıştığı belirtiliyor. Şarku’l Avsat’ın sahadaki kaynaklardan edindiği bilgilere göre, İsrail ordusu dün şafak vakti, el-Hıyam’ın güney ve doğu eksenlerine yönelik dördüncü saldırısını düzenleyerek şehir merkezine ulaşmaya çalıştı. Aynı zamanda İsrail birlikleri, 3 Mart’ta başlayan ilerlemenin devamı olarak Marun er-Ras kasabasının çevresinde de ilerleme kaydetti.