Lübnan'da 8 yerde uranyumun varlığını gösteren eski bir gizli belge bulundu

Washington, projenin engellenmemesini sağlamak için sadık bir Lübnan hükümetini görevlendirmeye hazırdı

Prens Ferid Şihab’ın el yazısıyla yazdığı belgede sekiz yerde uranyumun varlığından bahsediliyor (Wilson Arşiv Merkezi)
Prens Ferid Şihab’ın el yazısıyla yazdığı belgede sekiz yerde uranyumun varlığından bahsediliyor (Wilson Arşiv Merkezi)
TT

Lübnan'da 8 yerde uranyumun varlığını gösteren eski bir gizli belge bulundu

Prens Ferid Şihab’ın el yazısıyla yazdığı belgede sekiz yerde uranyumun varlığından bahsediliyor (Wilson Arşiv Merkezi)
Prens Ferid Şihab’ın el yazısıyla yazdığı belgede sekiz yerde uranyumun varlığından bahsediliyor (Wilson Arşiv Merkezi)

Wilson Arşiv Merkezi internet sitesi, 1943'teki bağımsızlıktan 1970'lere kadar Lübnan'daki olaylarda hassas roller oynayan Lübnanlı bir isim için önemli bir alana sahip. Prens Ferid

Haris Şihab, Kamu Güvenliği Genel Müdürü olarak görev yaptı. Bu müdürlük, Lübnan devletinin istihbarat servisiydi.

1958 Devrimi olarak adlandırılan olaylardan sonra Genel Güvenlik'ten ayrıldı ve 1958-1966 yılları arasında Gana, Nijerya, Kamerun, Tunus ve Kıbrıs gibi birçok ülkede büyükelçi olarak görev yaptı.

Prens Ferid, 1985 yılında Lübnan Savaşı'nın ortasında öldü. 2007 yılında kızı, Ahmed Asfahani ile işbirliği yaparak, babasının geride bıraktığı birçok gizli belge, not ve raporun yer aldığı bir kitap yayımladı.

Kitabın başlığı ise 'Fi Hidme el-Vatan: Muhtarat min el-Vesaig el-Hassa lil-emir Ferih Şihab' (Vatan Hizmetinde: Prens Ferid Şihab'ın Özel Belgelerinden Seçmeler) ve İngilizce başlığı ise 'A face in the crowd' (Kalabalığın içindeki bir yüz) olarak biliniyor.

Eşi Tony Asseily ile birlikte bu belgeleri Wilson Arşiv Merkezi'ne sundular. Belgeler, Lübnan devletinin kendi güvenliğini ve egemenliğini kontrol etme konusundaki büyük yeteneğini ve kurumlarının Arap ve Batılı ülkelerin kurumlarıyla güçlü ve karmaşık ilişkilerini ortaya koyuyor.

Lübnan'da 'kamu güvenliğinin babası' olarak kabul edilen Prens Ferid Şihab (Kızı Youmna Asseily'in arşivinden bir fotoğraf)
Lübnan'da 'kamu güvenliğinin babası' olarak kabul edilen Prens Ferid Şihab (Kızı Youmna Asseily'in arşivinden bir fotoğraf)

Prensin biyografisi

Prens Ferid Haris Şihab, Beyrut yakınlarındaki Hadath kasabasına mensup.

Annesi Meryem Şihab (emirlik döneminde Lübnan'ın son hükümdarı Prens III Beşir'in torunu), babası ise Prens Haris es-Seyyid Ahmed Şihab'dır (Osmanlı parlamentosunun fahri üyesi). Ferid Şihab, 1930'da Saint Joseph Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu.

Aynı yıl Lübnan'daki Fransız polisine katıldı ve kademe kademe yükselerek Casuslukla Mücadele Dairesi ve Komünizm ile Mücadele Dairesi'nin başına geçti.

Nazi Almanyası adına gizli faaliyetlerde bulunmakla suçlandı ve Şubat 1941'den Ekim 1943'e kadar hapiste kaldı.

Prens Ferid, bağımsızlığın ardından ilk Cumhurbaşkanı Beşara el-Huri'nin kişisel talebi üzerine serbest bırakıldı ve kendisine yöneltilen tüm suçlamalar düşürülerek önceki görevine geri gönderildi. 

1944'ten 1948'e kadar Filistin Polis Müdürlüğü ile Lübnan güvenlik güçleri arasındaki irtibat memurluğu, Adli Polis Genel Müdürü ve Bekaa Valisi dahil olmak üzere çeşitli görevlerde bulundu. Ocak 1948'de Kamu Güvenliği Direktörü olarak atandı.

1957'de Interpol'ün başkan yardımcılığına seçildi. 1969'da emekli oldu ve Lübnan'a döndü.

"Amerikan Büyükelçiliği'nin görüşü, Sami es-Salah'ın başbakan olması gerektiği yönünde" (Wilson Arşiv Merkezi)
"Amerikan Büyükelçiliği'nin görüşü, Sami es-Salah'ın başbakan olması gerektiği yönünde" (Wilson Arşiv Merkezi)

Uranyum belgesi

Aşağıdaki belge, Lübnan'daki uranyum madenini ele aldığı için benzersiz. Bu belgeye göre bu nadir maden, Lübnan'ın iç kesimlerinde sekiz yerde bulunuyor. 

Prens Şihab'ın belgesi 'Şeyh Salim el-Huri'nin Akkar'daki (Beyrut'a 10 kilometreden daha yakın bir kasaba) villasında yapılan toplantı' başlığını taşıyor.

Bu belgede, Beyrut'taki Amerikan Büyükelçiliği ekonomi danışmanı Bay Elwood ile Lübnan asıllı Amerikalı ve Arap Müteahhitlik ve Mühendislik Şirketi sahiplerinden biri olan Bay Mişel Saad'ın da aralarında bulunduğu, Prens Şihab ve Şeyh Salim el-Huri'nin katıldığı bir toplantıdan bahsediliyor.

Toplantının amacı, Şihab'ın yazdığı gibi, Şeyh Salim el-Huri ve (merhum kocasının bu ders ve çalışmalara ilişkin tüm sırlarını selefi Şeyh Salim'e aktaran) rahmetli kardeşi Nedim el-Huri'nin eşinin bilgisi dahilinde, Lübnan'ın 8 yerinde bulunan uranyum madenine yatırım yapmak için bir plan geliştirmekti.

Bahsettikleri, zaman zaman bazı siyasi konulara değiniyordu. Prens Ferid, "Plan şu şekilde hazırlandı. Bay Elwood, Amerikan ekonomisinin Lübnan'daki temsilcisi sıfatıyla, resmi bir mektup aracılığıyla Bay Mişel Saad'a hükümetinden aldığı talimatlar hakkında (bu konuyla ilgili yaptığı yazışmalara dayanarak) bilgi verir. Bu talimatlar, ABD hükümetinin, Atom Enerjisi Komisyonu'nun onayı ile bu madeni araştırmak, çıkarmak ve çıkarıldıktan sonra Lübnan'dan uluslararası bir fiyata satın almak için uzman göndermeye ve gerekli ekipmanı sağlamaya tamamen hazır olduğunu söylüyor" ifadelerine yer verdi. 

Prens, "Bu mektup, Bay Saad'a, Şeyh Salim el-Huri ile müzakere etme ve Amerikan hükümeti ile Bay Saad arasında Elwood tarafından hazırlanan başka bir anlaşmadan türetilen yazılı bir anlaşma yapma yetkisi veriyor. Şeyh Salim el-Huri'ye, bu konuda Bay (ismi belirtilmiyor) ile görüşmeye ve eğer isterse onunla bir anlaşma imzalamaya çağıran başka bir mektup da gönderildi" dedi.

Prens Şihab ayrıca, "Aynı zamanda Bay Elwood, katılımcıların karşısında Şeyh Salim el-Huri'nin kendisine yönelttiği bir soru sonrasında, ABD hükümetinin bu projenin, Camille Chamoun (o zamanki Cumhurbaşkanı) da dahil olmak üzere Lübnanlı yetkililer tarafından engellenmesini önlemek için çalışmaya tamamen hazır olacağını açıkladı. Gerektiğinde ABD Büyükelçiliği, Lübnan hükümetinin güvencesiyle çıkarma işlemine başlamaya veya ona sadık bir hükümet getirmeye çalışacaktır" dedi.

Bu talimatlar, ABD hükümetinin, Atom Enerjisi Komisyonu'nun onayı ile bu madeni araştırmak, çıkarmak ve çıkarıldıktan sonra Lübnan'dan uluslararası bir fiyata satın almak için uzman göndermeye ve gerekli ekipmanı sağlamaya tamamen hazır olduğunu söylüyor.

Türkiye ve Hıristiyanlar

'Siyasi Konuşmalar Üzerine' alt başlığı altında Prens Şihab, Elwood aracılığıyla ABD'nin, İsrail'e karşı kullanılmaması için herhangi bir Arap ülkesine silah tedarikinin engellenmesi konusunda diğer Batılı ülkelerle anlaşmaya vardığını bildirdi.

ABD, artık Ortadoğu'daki istikrarla ilgileniyordu. Elwood, mevcut Lübnan hükümetinin bir hafta içinde düşeceğini ve ABD büyükelçiliğinin görüşünün, Lübnan'ı ilgilendiren bekleyen projeleri hayata geçirmek için Sami es-Sulh'un başbakan olması gerektiği yönünde olduğunu belirtti.

Şeyh Salim el-Huri, "Eğer Amerika ya da Amerika'ya dost olan Arap ülkeleri gelip, Türkiye dahil olmadan her Arap ülkesiyle ayrı ayrı müzakere etselerdi, başarılı olur ve tüm bu ülkelerin dostluğunu kazanırdı. Bu ülkeleri kendi istekleri doğrultusunda yönetmek mümkündü" diyor.

Öyle görünüyor ki Şeyh Salim, Washington'un Orta Doğu'da komünizme karşı durmak istediği 'Bağdat Paktı'nı kastediyordu.

Pakt, İngiltere'nin yanı sıra Türkiye, Irak, Pakistan ve İran'ı da içeriyor. Lübnan'ın da katılması yönünde bir çaba vardı ve bu durum Lübnan sahnesinde, özellikle de Başkan Camille Chamoun karşısında keskin bir bölünmeye neden oldu. 1958 Devrimi'yle sonuçlanan büyük bir kriz yaşandı.

Şeyh Salim, "Lübnan konusuna gelince Lübnanlılar, özellikle de Lübnanlı Hıristiyanlar, bugün hâlâ Türkiye'ye karşı nefret besliyorlar. Onunla hiçbir şekilde aynı fikirde olmak mümkün değil. Eğer Lübnan hükümeti Lübnan'daki politikasını değiştirmek ve onunla ayrı müzakerelere girmek isterse, birçok siyasi ve popüler lider bunu kabul etmeye ve Amerikan politikasının adımlarını izlemeye tamamen hazırdır" dedi. 



Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
TT

Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)

İran ile ABD-İsrail arasında süren savaşın ilk ayının sona ermesiyle birlikte, Husiler de çatışmalara dahil oldu. Örgüt, Tahran’a destek amacıyla İsrail’e karşı roket saldırıları başlattığını duyurdu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile bağları bilinen Husilerin bu müdahalesi, Yemen’deki dengelerde derin değişimlerin kapısını aralıyor. Analistler, bu adımın çatışma haritasının yeniden şekillenmesini hızlandırabileceğini ve Kızıldeniz kıyısındaki Hudeyde vilayeti ile limanının kurtarılması amacıyla olası askeri operasyonların yeniden başlamasına yol açabileceğini, hatta daha geniş kapsamlı etkiler doğurabileceğini belirtiyor.

Bu gelişmeler, Birleşmiş Milletler’in (BM) Hudeyde Anlaşmasını Destekleme Misyonu’nu mart sonu itibarıyla sona erdirme kararıyla aynı döneme denk geliyor. Uzmanlar, bunun Batı sahili cephesinin yeniden silahlı çatışma alanına dönme ihtimalini güçlendirdiğini, bölgesel gerilimlerin tırmanması ve barış süreçlerinin yavaşlamasıyla bu riskin arttığını vurguluyor.

Bölgesel ve uluslararası endişeler, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatma ihtimaline de odaklanıyor. Bu adımın, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki hareketlerinin bir devamı niteliğinde olabileceği ve stratejik deniz geçitlerine baskıyı artıracağı değerlendiriliyor.

Askeri uzman Adnan el-Ceberni, “BM misyonunun çekilmesi ile Husilerin İran lehine yeni bir savaşa girmesi ve bunun Yemen ile bölge üzerindeki muhtemel etkileri, tüm olasılıkları açık bırakıyor” dedi.

El-Ceberni Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Husilerin müdahalesinin, örgütün önceliklerinin ve hareket noktalarının esas olarak İran ve müttefikleriyle bağlantılı olduğunu gösterdiğini belirterek, bunun Yemen halkı ve çıkarları için ciddi bir tehdit oluşturduğunu, ayrıca bölge genelinde de riskleri artırdığını vurguladı.

efdvf
Husilerin bölgesel savaşa dahil olması, Hudeyde vilayetinin ve limanının kurtarılmasına yönelik olası bir operasyona yol açabilir. (Haber ajansları)

El-Ceberni, Husilerin iç politikada ciddi bir tıkanma ve izolasyon yaşadığını belirterek, “Halkın öfkesi ve toplumsal izolasyonları benzeri görülmemiş düzeylere ulaştı. Bu durum, onları dış çatışmalara daha fazla katılmaya zorluyor; bu da örgütün geleceği için yüksek maliyetli olabilir” dedi.

Avrupa Birliği (AB) misyonu ise Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde gemilere yönelik saldırılar düzenleme ihtimalini dışlamayarak, bu bölgeden geçen deniz taşımacılığı için dikkatli olunması uyarısında bulundu.

Öte yandan, BM çatısı altındaki Washington Yemen Araştırmaları Merkezi araştırmacısı Mervan Numan, Hudeyde şehrinin Husilerin elinden alınmasının zamanı geldiğini belirtti. Numan, 2022’de kurulan Başkanlık Konseyi’nin, Yemen krizinin çözümünün ya barış ya da savaş yoluyla olacağını ortaya koyduğunu vurguladı.

Numan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin yakın zamanda Kızıldeniz’de Husilerin tehditlerine karşı uluslararası bir koalisyon kurulmasını talep ettiğini ve bölgedeki yeni gelişmelerin Hudeyde’nin özgürleştirilmesini zorunlu kıldığını ifade etti.

Numan, Husilerin DMO’nun yönlendirmesiyle İran’ın bölgesel istikrarı bozma ve genişleme hedeflerine hizmet etmesinin, örgütün sonunu hazırlayan adım olduğunu bildirdi.

dvde
Analistlere göre Husiler en kötü dönemini yaşıyor. (EPA)

Yemenli siyaset yazarı Hemdan el-Aliy, Stockholm Anlaşması’nın sona ermesi ve BM misyonunun çekilmesini, Yemenliler, bölge ve uluslararası toplum için Hudeyde’de devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve nihayetinde Sana’ya ulaşma açısından gerçek bir fırsat olarak değerlendirdi.

El-Aliy, Hudeyde ve limanının kurtarılmasının, Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz geçitlerini Husilerin saldırılarından korumaya katkı sağlayacağını belirterek, “Görünüşe göre yeni bir karşılaşma söz konusu… Husilerin herhangi bir yeni ihlali, bu stratejik bölgenin kurtarılmasına yol açabilecek farklı bir aşamayı başlatabilir” dedi.

Yemenli siyaset analisti Abdullah İsmail ise Hudeyde ve Yemen’in diğer bölgelerinin kurtarılması mücadelesinin kaçınılmaz olduğuna dair çok sayıda gösterge olduğunu belirtti, ancak zamanlamanın kritik olduğunu vurguladı. İsmail, “Bana göre Hudeyde ve diğer bölgelerin kurtarılması savaşı gelecekte yaşanacak. Bunun zamanlaması, Husilerin güç toplamasından veya Yemenlileri manipüle etmesinden fayda sağlamalarını önleyecek bir dizi kriter ve düzenlemeye bağlı” ifadelerini kullandı.

İsmail, “Karşı karşıya olduğumuz değişkenler açık; belki de Yemen içindeki ayaklanma belirleyici olacak. Zira birçok kişi grubun kendi eliyle mezarını kazdığını düşünüyor” dedi.

Askerî açıdan ise Yemen Ortak Operasyonlar Komutanı Danışmanı Albay Muhammed Cabir, mevcut yerel ve bölgesel verilerin, ‘İran rejiminin projesiyle sert bir çatışmaya doğru gidildiğini’ gösterdiğini belirtti.

Cabir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Stockholm Anlaşması’nın siyasi ve askerî açıdan çökmesinin ardından Hudeyde ve Batı sahili cephesinin önümüzdeki günlerde açık çatışma alanına dönüşmesine dair net göstergelerin ortaya çıktığını ifade etti.

ervfe
 Batı sahilindeki Ulusal Direniş Güçleri’ne bağlı birlikler (Yemen ordusu)

Cabir, Husilerin 2026 başından itibaren benzeri görülmemiş bir askeri seferberlikle Batı sahilini İran rejiminin bölgesel çatışmalarında kullanılacak bir füze üssüne dönüştürmeyi ve Babu’l Mendeb’i siyasi pazarlık kartı olarak kullanmayı amaçladığını söyledi.

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani’ye göre, son tırmanışla eş zamanlı olarak, geçtiğimiz hafta DMO liderleri ve uzmanları Sana’ya geldi.

Cabir, meşru hükümet ve askeri komite tarafından, Suudi Arabistan denetiminde yürütülen son hareketlerin, cepheleri ortak bir komuta altında birleştirmek, Husileri caydırmak ve limanları geri almak için ciddi hazırlıklar yapıldığını gösterdiğini belirtti.

Cabir, Husilerin kendi iradeleriyle bölgesel çatışmaya dahil olduklarını, kendilerini DMO ile bağlantılı operasyon odasının bir yürütme aracı olarak sunduklarını ve bölgesel çatışma önceliklerini Yemen’in ve Yemenlilerin çıkarlarının önüne koyduklarını vurguladı. Cabir, bu kararın Husileri hem Yemen halkıyla iç çatışmaya hem de bölgesel ve uluslararası çevreyle doğrudan karşı karşıya bırakacağını, bu durumun örgüt için sonu hızlandırabileceğini ifade etti.


Sisi: Savaşı durdurabilecek tek kişi Trump

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Sisi: Savaşı durdurabilecek tek kişi Trump

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, bölgedeki savaşı durdurabilecek tek kişinin ABD Başkanı Donald Trump olduğunu belirtti.

Sisi, Mısır Uluslararası Enerji Konferansı ve Fuarı (EGYPS) açılışında bölgedeki bu savaşı durdurabilecek tek kişinin Trump olduğunu ifade etti.

Sisi, arz eksikliği ve fiyat artışlarının etkisine dikkat çekerek, petrol fiyatının varil başına 200 doları aşabileceğine dair analistlerin endişeleri ve tahminlerin abartılı olmadığını vurguladı.

Sisi, Ortadoğu’daki karışıklıklar nedeniyle gübre kıtlığı ve bunun sonucunda küresel gıda güvenliği krizinin olası olduğunu söyledi. Sisi, “Zengin ülkeler bunu karşılayabilir, ancak orta gelirli ve kırılgan ekonomiler için bu durum ciddi istikrarsızlık yaratabilir” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Sisi, Trump’ı Gazze’deki savaşı sona erdirmedeki rolünden ötürü övdü. Sisi, Kasım ayında Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde imzalanan ateşkes anlaşmasından önce de ABD Başkanı’nın tek çözümün kendisi olduğunu söylediğini hatırlattı.

 

Mısır, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınayarak, bölgesel bir savaşın önlenmesi için diplomatik girişimlerde bulundu.

Buna karşılık, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi video konferansla yaptığı konuşmada uluslararası toplumu hayati deniz yollarını korumaya çağırdı ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasını ve enerji altyapısına yönelik saldırılarını kınadı. Budeyvi, İran’ın agresyonunun tüm dünyayı tehdit ettiğini belirtti.

ABD Başkanı Trump, ABD-İsrail savaşının “İran rejiminde değişim” sağladığını ve mevcut liderleri “çok mantıklı” olarak nitelendirdiğini söyledi. Trump, aynı zamanda İranlılarla bir “anlaşma” yapacağını da belirtti.

Trump, Financial Times’a verdiği röportajda, “İran petrolünü ele geçirmek istediğini” ifade ederek, İran’ın petrol ihracat merkezi olan Hark Adası’nı kontrol edebileceğini söyledi. Trump ayrıca, İran Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Hürmüz Boğazı’ndan tankerlerin geçişine izin verdiğini belirtti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise ABD’nin aracılar üzerinden ilettiği müzakere mesajlarını “gerçekçi olmayan, mantıksız ve abartılı” olarak nitelendirdi.

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed Ishak Dar, dün Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanlarıyla yaptığı görüşmelerin ardından, İslamabad’ın önümüzdeki günlerde ABD ve İran arasında “ciddi müzakerelere ev sahipliği yapmaya ve bunları kolaylaştırmaya hazır olduğunu” belirtti. Amaç, süregelen çatışmaya kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulmak.


Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
TT

Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)

Lübnan ordusu bugün yaptığı açıklamada, ülkenin güneyindeki Sur kentinde bir askeri kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında bir askerin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Bu saldırı, Hizbullah ile İsrail arasında çatışmaların başlamasından bu yana ordu noktalarına yönelik ilk doğrudan hedef alma olarak kayda geçti.

Lübnan ordusu tarafından yapılan açıklamada, el-Amiriye bölgesinde, el-Kalile-Sur yolu üzerindeki bir kontrol noktasının hedef alındığı, saldırı sonucu bir askerin yaşamını yitirdiği ve diğer askerlerin yaralandığı belirtildi. Yaralı sayısına ilişkin detay verilmedi.

2 Mart’ta başlayan çatışmalardan bu yana Lübnan ordusu, güney ve doğu bölgelerinde görev yerleri dışında İsrail ateşi sonucu hayatını kaybeden sekiz asker için taziye açıklaması yayımladı.

Öte yandan, İsrail ordusunun yedi mahalle için tahliye uyarısı yapmasının ardından, bu sabah Beyrut’un güney banliyösüne hava saldırısı düzenlendi. Üç gün aradan sonra bölgeye gerçekleştirilen ilk saldırı sonrası hedef alınan noktadan dumanlar yükseldi. Sürekli saldırılar ve tahliye uyarıları nedeniyle bölge sakinlerinin büyük kısmının daha önce göç ettiği belirtildi.

İsrail ordusu ise yaptığı açıklamada, Beyrut’ta Hizbullah’a ait olduğunu öne sürdüğü ‘altyapı hedeflerini’ vurduğunu bildirdi.

sdvsd
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (AFP)

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, X platformundaki resmi hesabından yaptığı açıklamada, Beyrut’un güney banliyölerinde yaşayanlara acil tahliye uyarısında bulundu. Adraee, özellikle Haret Hreik, el-Gubeyri, el-Leyleki, el-Hadath, Burc el-Baracne, Tahvita el-Gadir ve eş-Şiyah mahallelerinin hedef alınabileceğini belirtti.

Adraee açıklamasında, “İsrail ordusu, Beyrut’un güneyindeki farklı bölgelerde Hizbullah’a ait askeri altyapıyı hedef almaya devam ediyor. Size zarar vermek niyetinde değiliz, bu nedenle güvenliğiniz için derhal tahliye olmanız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün yaptığı açıklamada, orduya Lübnan’daki ‘tampon bölgeyi genişletme’ talimatı verdiğini duyurdu.

Netanyahu, yayımladığı video mesajda, “Lübnan’da mevcut tampon bölgenin daha da genişletilmesi için orduya talimat verdim” dedi. Bu adımın amacının, Hizbullah mensuplarının olası saldırı riskini tamamen ortadan kaldırmak ve sınır hattında tanksavar füzesi atışlarını engellemek olduğunu ifade etti.