İHA savaşının kızıştığı Hartum’da ordu liderliği konusunda tartışmalar yaşanıyor

Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri: Cidde Platformu Sudan krizini çözmek için en iyi seçenek

Sudan'ın en büyük petrol şirketi olan Nil Şirketi binası, 17 Eylül’de ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalarda yaşandı. (AFP)
Sudan'ın en büyük petrol şirketi olan Nil Şirketi binası, 17 Eylül’de ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalarda yaşandı. (AFP)
TT

İHA savaşının kızıştığı Hartum’da ordu liderliği konusunda tartışmalar yaşanıyor

Sudan'ın en büyük petrol şirketi olan Nil Şirketi binası, 17 Eylül’de ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalarda yaşandı. (AFP)
Sudan'ın en büyük petrol şirketi olan Nil Şirketi binası, 17 Eylül’de ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalarda yaşandı. (AFP)

Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) dün (perşembe), başkent Hartum'un merkezinde bulunan Sudan Ordusu Genel Komutanlık Karargâhı’nı top mermileriyle hedef aldı. Şehrin güneyinde ise özellikle Zırhlı Kolordu Komutanlığı çevresinde her iki tarafa ait kuvvetler arasında ağır ve hafif silahlarla şiddetli çatışmalar yaşandı.

Görgü tanıkları, ordu karargâhına yapılan top atışlarının güçlü patlamalara yol açtığını ve karargâhtan duman bulutlarının yükseldiğini söyledi. HDK üst üste altıncı günde komuta karargâhını kontrol altına almak ve orduya karşı zaferini ilan etmek amacıyla saldırılarını yoğunlaştırırken, ordu da hava saldırıları, askeri uçaklar ve insansız hava araçlarıyla (İHA) karşı koydu.

Sudan ordusunun HDK üslerine yönelik top atışlarının sesi Kuzey Omdurman'dan duyuldu. Hartum'un bazı mahallelerinde yaşayanlar, ordunun es-Sahafa ve el-Kelakle banliyölerindeki HDK hedeflerine yönelik İHA saldırıları düzenlediğini bildirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan vatandaşlar, “Hartum'un merkezinde güçlü patlamalar ve hafif silahlarla çatışma sesleri duyuyoruz” dediler. Son zamanlarda başkentin çeşitli bölgelerinde HDK mevzilerine İHA’larla yapılan ordu saldırılarının sıklığı arttı. Her iki taraf da geçtiğimiz Ağustos ayında Zırhlı Birlik Karargahı çevresinde aralarında yaşanan şiddetli çatışmalar sırasında İHA’ları yoğun bir şekilde kullandı.

HDK, Wagner’le bağlantılı olduğu yönündeki iddiaları yalanladı

Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) liderliğindeki HDK, Rus paralı asker grubu Wagner’le bağlantılı olduğu yönündeki iddiaları yalanladı. CNN’in haberi üzerine HDK tarafından çarşamba gecesi yapılan açıklamada “HDK’nin Wagner Grubu’ndan askeri destek aldığına dair söylentiler dolaşıyor” ifadeleri yer aldı. Wagner Grubu’nun katıldığı ve Rus ordusuyla birlikte savaştığı Rusya-Ukrayna savaşına atıfta bulunularak, bu iddianın “krizi küresel gündemlerle ilişkilendirmeye yönelik kasıtlı bir girişim” olduğu ifade edildi.

FOTO ALTI Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) Güney Darfur'daki güçleriyle birlikte çekilmiş bir arşiv fotoğrafı. (AFP)
Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) Güney Darfur'daki güçleriyle birlikte çekilmiş bir arşiv fotoğrafı. (AFP)

Açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı: “CNN’in soruşturmasında Ukrayna'nın HDK’ye karşı bir dizi İHA saldırısı düzenlediği iddia ediliyor. Bu da dolaylı olarak güçlerimizin Rus paralı asker grubu Wagner ile ilişkileri olduğu anlamına geliyor.” Söz konusu suçlamaları ve yanlış bilgileri reddettiğini açıklayan HDK, bu iddiaları ‘belirli kuruluşlar’ tarafından başlatılan bir karalama kampanyası olarak değerlendirdi. Buna karşılık orduyu, devrik rejimle bağlantılı bir dizi aşırıcı ‘milis’ ve bazı ‘terörist gruplarla bağlantılı tugaylardan’ yardım istemenin yanı sıra, halihazırda kamplarında konuşlanmış yabancı paralı askerleri kullanmakla suçladı. HDK, silahlarının kaynağının ordu ve müttefik milislerin malzeme ve depolarına el konulması olduğunu açıkladı.

CNN, kimliği gizli tutulan Ukraynalı bir askeri kaynağın, HDK’yi hedef alan İHA saldırılarının Sudan ordusunun işi olmadığını aktararak, bu saldırıların arkasında muhtemelen Ukrayna Özel Kuvvetleri’nin olduğunu öne sürdü. CNN, Sudan ordusunun en az 8 baskında kullandığı İHA’ların Ukraynalılar tarafından kullanıldığını söyledi.

Sudan ordusundan, Ukrayna'nın ülke içindeki savaşa müdahale ettiğine ilişkin ortalıkta dolaşan iddialara ilişkin resmi bir yorum veya açıklama yapılmadı.

Burhan'ın konuşması boykot edildi

Öte yandan Sudan'daki Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) Merkez Konseyi, diplomatların Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan'ın dün (perşembe) Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu öncesinde yaptığı konuşmayı boykot çağrısını “Mevcut koşulların gerektirdiği baskı mekanizmaları açısından olumlu bir adım olarak” değerlendirdi. ÖDBG Merkez Konseyi Sözcüsü Ammar Hammude, Londra merkezli Arap Dünyası Haber Ajansı'na (AWP) yaptığı açıklamada, “Sudanlı sivil grupların bütünüyle yürüttüğü faaliyet, başkanlar üzerinde baskı mekanizmaları oluşturmaya çalışıyor. Bu, sivil sesin etkisinin ortaya çıktığı yollardan biridir ve bunlar, Sudanlıların savaş sonucunda yaşadığı ağır acılar ışığında yapılması gereken eylemlerdir” ifadelerini kullandı.

Savaşı reddeden eski ve mevcut diplomatların bir araya geldiği Savaşa Karşı Bağımsız Sudanlı Diplomatlar Platformu, BM’nin 78’inci oturumuna katılan ülkelere Burhan'ın konuşma yapmak üzere girdiği anda delegasyonlarının salonu terk etmesi yönünde çağrıda bulundu.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, dün (Perşembe) Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturumunda. (Sudan Egemenlik Konseyi Facebook sayfası)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, dün (Perşembe) Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturumunda. (Sudan Egemenlik Konseyi Facebook sayfası)

Hammude, Burhan'ın girişi üzerine salonu terk etmeyi ve onun BM Genel Kurulu önündeki konuşmasını boykot etmeyi ‘sembolik bir adım ve meşru bir protesto aracı’ olarak nitelendirdi. Ancak Burhan'ın konuşmasının içeriğinin ‘hayati’ olduğunu da sözlerine ekledi. Savaşın durdurulması gerektiğine ilişkin resmi yanıt ve yorumların “ciddiye alınması gerektiğini” belirten Hammude, Dünya liderlerine hitap edebilen fiili otoritenin resmi rolleri ile baskısını yeni bir alana aktarmak isteyen Sudan sivil aktivizmi arasında ayrım yapılmasının gerekli olduğunu söyledi.

Burhan'ın BM Genel Kurulu’na katılmak üzere New York'a yaptığı ziyaret, Mısır, Güney Sudan, Eritre, Katar, Türkiye ve Uganda'yı ziyaret ettikten sonra Sudan'da savaşın başlamasından bu yana 5 aydan uzun bir süreden bu yana yaptığı yedinci yurtdışı ziyareti.

Cidde Platformu

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, çarşamba günü BM Genel Kurulu oturum aralarında Sudan'daki durumla ilgili yapılan bakanlar düzeyindeki toplantıda, ülkesinin tüm Sudanlı tarafları müzakereleri sürdürmek için Cidde'ye davet ettiğini söyledi. Hammude, bu açıklamaların iki taraf (Sudan ordusu ve HDK) üzerinde müzakerelere dönme yönünde baskı oluşturacağına inandığını söyledi. Hammude, müzakerelere başlamanın en önemli adımının platformların birleştirilmesi ve sorunların sınırlandırılması, askeri taraftan ateşkesle başlayıp ardından siyasi sürece yer açılması olduğunu belirtti. Sudan'daki çatışmanın her iki tarafının müzakerelere devam etmek için Cidde Platformu’na döneceğine inandığını da ifade eden Hammude, “Yolculuk uzun da olsa Cidde'ye gitmek gerekiyor” dedi.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mayıs ayında Cidde Anlaşması’nın imzalanması sırasında Sudan ordusu ve Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) temsilcileriyle birlikte. (Reuters)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mayıs ayında Cidde Anlaşması’nın imzalanması sırasında Sudan ordusu ve Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) temsilcileriyle birlikte. (Reuters)

Hammude, Cidde Platformu’nun “çok yol kat etmiş, birçok bölgesel güç ve uluslararası gücün de desteğini kazanmış bir platform olduğunu ve yeni platform arayışlarından daha iyi olduğunu” ifade etti. “ÖDBG olarak biz, Cidde Platformu’nun ve onun ulaştığı noktanın, savaştan kaynaklanan ezici insani acıların ışığında çözüm bulmayı hızlandırmanın en iyi yolu olduğuna inanıyoruz” ifadelerini kullanan Hammude, Burhan'ın daha önceki yurt dışı ziyaretlerinde yaptığı birçok açıklamanın barışçıl bir çözüme ulaşmanın gerekliliğinden bahsettiğine dikkat çekti. Cidde Platformu, Nisan ayı ortasında savaşın patlak vermesinden birkaç hafta sonra Suudi Arabistan-ABD önderliğinde kuruldu ve Sudan ordusunun katılımını askıya almasına kadar birçok kez ateşkes sağlamayı başardı. Sudan krizini çözmek için Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ülkeleri ve Sudan'ın komşu ülkeleri gibi bazı Afrika ülkeleri başka girişimlerde bulundu ancak kayda değer bir ilerleme kaydedilemedi.



Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.


Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.