Irak’ın eski Başbakanı İyad Allavi, Şarku'l Avsat'a konuştu: Saddam rejiminin ‘baltasıyla’ suikast girişimine uğradım

Allavi, Şarku'l Avsat'a Baas Partisi ile olan yolculuğunu, Saddam’ı ve işgal sonrası Irak’ı anlattı. (2)

TT

Irak’ın eski Başbakanı İyad Allavi, Şarku'l Avsat'a konuştu: Saddam rejiminin ‘baltasıyla’ suikast girişimine uğradım

Irak’ın eski Başbakanı İyad Allavi.
Irak’ın eski Başbakanı İyad Allavi.

Iraklı iki genç, 1970’li yıllarda Saddam Hüseyin’den ve onun ölüm güvenlik servisinden kaçmak için Irak'ı terk etti. Bu iki gençten biri, Saddam Hüseyin’in, kökünü kazımaya ant içtiği Dava Partisi’nin üyesi olan Nuri el-Maliki’ydi. İkinci isim ise Saddam'ın Cumhurbaşkanı Ahmed Hasan el-Bekir'in himayesinde Baas Partisi’nin tüm eklemlerini zorla kontrol altına almaya devam etmesi karşısında dehşete düşen Baas Partisi üyesi İyad Allavi idi. Maliki ve Allavi, daha sonra ABD’nin Irak’ı işgalinin ardından ülkelerinde karşı karşıya gelecekti.

Nuri el-Maliki’nin başbakan olduğu 2010 yılında Başbakanlık Ofisi’nde kendisiyle faydalı bir görüşme gerçekleştirdim. Başbakanlık ofisinden ayrıldıktan sonra, Saddam sonrası Irak'ın, bulunduğu konumu öylece bırakıp gitmeyecek, hatta sadece silah zoruyla ayrılacak güçlü bir adam yetiştirdiği hissine kapıldım. Beni etkileyen ise Saddam’ın idam kararını imzalayan bu adamın, cellatların evinin yakınlarına taşıdığı Saddam’ın cenazesinin önünde durmasıydı. Maliki, kendisiyle gerçekleştirdiğim bir röportajda şunları söyledi:

​Ben Saddam'ın idam edilmesini istemiyordum. Çünkü bu onun kurtuluşu olacaktı.İşlediği suçlardan dolayı idama mahkum edilmesi onun için az bile.

der
Saddam ve rejiminde görev yapan üyelerin yargılandığı mahkemeden bir kare (Getty Images)

Diktatörlere örnek olacak şekilde aşağılanmış ve hakarete uğramış bir tutsak olarak kalması gerekirdi. Ama halk ve şehit aileleri onun idam edilmesini istedi. İdam edildikten sonra cenazesini bazı kardeşlerimin zorlayıcı ısrarıyla gördüm. Yarım dakika kadar naaşının önünde durdum ve ona ‘Seni idam etmenin ne faydası var? Bu, şehitleri ve yok ettiğin vatanı geri getirebilecek mi?’ dedim.”

O yıl Irak, yeni hükümetin kurulmasıyla ilgili uzun süren bir kriz yaşadı. Maliki ikinci kez başbakan olmak istiyor ve eski başbakan Allavi, genel seçimlerin sonuçları çerçevesinde kendisinin bu yetkiye sahip olduğunu söylüyordu. Tam sekiz ay süren düelloyu İran'ın Maliki'ye verdiği açık destek ve ABD yönetiminin İran'ı yatıştırma konusundaki kararlılığı gibi birkaç nedenden ötürü Maliki kazandı. Bunun yanında Allavi, İran Devrim Muhafızları Örgütü’nün (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani'nin kendisine verdiği tavsiyelere uymadı. Ayrıca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve Kuveyt Emiri Sabah el-Ahmed el-Cabir es-Sabah’ın İran'a gitmesi tavsiyelerini de dinlemedi. Allavi, başbakanlık görevini almak için dış güçlere el açmayı reddetti.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, bahsi geçen liderlerle yaptığı görüşmelerde neler olduğunu anlatan Allavi, dönemin ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden hakkında kullandığı sert ifadelerle Maliki'yi başbakanlık koltuğunda tutmak için yaptıklarını aktardı.

Laik Arap çizgisi

Irak’ın işgalinde İran’ın ABD ile birlikte rol oynadığını düşünen Allavi, İran’ın Irak’ın siyasetine yön verme hakkını tanımayı reddederek ‘Iraklı laik Arap’ çizgisini bozmadı. Aradan yıllar geçti ve Allavi, başbakanlık ve cumhurbaşkanı yardımcılığı görevlerini üstlenmesine, Temsilciler Meclisi’ndeki büyük bir parti bloğunun liderliğini yapmasına rağmen, İran'ı bir kez bile ziyaret etmedi. ABD ve İran dahil olmak üzere diğer ülkelerin Irak'ın iç işlerine müdahalelerini açıkça eleştirmekten çekinmedi.

xscd
Allavi, Saddam rejimi tarafından Londra'da suikast girişimine uğradı, ancak ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra ülkesine döndü ve önemli siyasi roller oynadı (Getty Images)

Eğer işler 4 Şubat 1978 tarihinde Londra'da sabaha karşı Bağdat’ın efendisinin istediği gibi gitseydi, bu röportajı yapıp tüm bu soruları soramayacaktım. O gece Irak istihbaratı, Saddam’ın Baas Partisi’nden istifa ederek Irak'taki değişimi dışarıda aramaya başlayan İyad Allavi'nin öldürülmesi emrini yerine getirdi.

Suikast girişimi

Allavi'ye, halen vücudunda izlerini taşıdığı o suikast girişimini sordum. Buradan sonrasını onun ağzından dinleyelim:

Suikast girişiminden önce çok sayıda tehdit aldım.1974 yılında tüm görevlerimi devrettim ve 1975 yılında Baas Partisi'nden tamamen ayrıldım. 1975 yılında gerek Araplar düzeyinde gerek Irak düzeyinde gerekse ulusal düzeyde işlerin rayından sapmaya başladığını görenler olarak adını bile koymadan, gizlice Ulusal Mutabakat Partisi'nin temellerini attık. Tehditler ve provokasyonlar, bir çok kirli oyunlar 1975'ten 1978'e yılına kadar devam etti.

Bana Londra'ya adının Cihad el-Duleymi olduğu söyleyen bir kişiyi gönderdiler. Bu kişi beni aradı ve acilen görüşmek istediğini söyledi. Arkadaşlarımız ve kardeşlerimiz aracılığıyla 13 kişiye suikast düzenleneceği bilgisini aldık. Listede benimle birlikte Talib Şebib, (1963 yılında Baasçıların iktidarı ele geçirmesine öncülük eden) Hazım Cevad, Tahsin Mualla, Hamid es-Sayig ve birkaç kişi daha yer alıyordu. Cihad ed-Duleymi, bana ‘Yanına geliyorum’ dedi. Ancak kendisini tanımıyordum ve bulunduğu yere gitmemeye dikkat ettim. Oteldeydi ama çok ısrarcı davrandı. Bu yüzden önemli bir meselesi olduğunu düşündüm. Suikast girişiminden bir ay önce bana (Londra'nın batısındaki) Earl's Court'ta kaldığı otelin adını verdi. Onu otelin karşısındaki ankesörlü telefondan aradım, içeride olduğunu söyledi. Ona ‘Yarım saat sonra yanında olacağım. Ama toplantıya geç kalamam’ dedim.

Tuhaf konu

Oteli inceledim, herhangi bir şüpheli hareketliliğe rastlamadım. Sonra onunla bir araya geldim. Tuhaf bir konu açtı. Tanımadığım biri bana darbeden bahsediyordu. Bana, ‘Ben seni önemseyen, seni tanıyan ve sana saygı duyan insanlar tarafından gönderildim. İçlerinden biri (rahmetli) Said Sabit adında büyük bir misyonerdi’ dedi. Ona benden ne istediklerini sordum. Partiyle ilişkisi olan ve kendileriyle iş birliği yapmak isteyen Baasçılar aradıklarını söyledi. Ona, ‘Bu benim gibi yabancıya söyleyeceğin bir şey mi? Git ve parti içinden işleri ayarla!’ dedim. Konuyu dağıtmak için böyle söylemiştim. Ona son söz olarak ‘Size verebilecek bir şeyim yok ve kimseye komplo kurmaya hazır değilim. Artık sadece tıp alanında çalışıyorum’ dedim.

xfrg
Saddam, rejiminin üst düzey yetkilileriyle düzenlenen toplantı. (Getty Images)

Talib Şebib'i aradım, Hazım Cevad da yanındaydı. Hazım (Cevad) bana, ‘Aynısı benim de başıma geldi. Konuyu Irak büyükelçisine veya Baas Partisi yetkilisine bildirmek gerekiyor’ dedi. Bunun üzerine ‘O masum biri, onu nasıl ihbar edebilirim? Milyonda bir ihtimalle bile masum olsa, onu nasıl ihbar edebilirim? Hiç tanımadığım biri bana darbeyi anlatmaya geldi’ dedim.

Baas Partisi’nde görevliyken Emniyet ve İstihbarat Teşkilatı'na getirdiğim bir arkadaşımızı aradım. Adı Nizar ve kendisi şu an Kanada'da siyasi mülteci olarak yaşıyor. Nizar’a, istihbarat servisinin bana birini gönderip göndermediğini teyit edip edemeyeceğini sordum. ‘Bunun benim için öğrenir misin?’ dedim. Malum büyük bir gizlilik içinde çalışıyorduk.

Cihad ed-Duleymi

10 gün sonra beni aradı ve istihbarat servisinin kendisini bana ‘Cihad ed-Duleymi’ olarak tanıtan ve gerçek adını unuttuğunu belirttiği bir kişiyi gönderdiğini söyledi. Bana misilleme yapılmasını beklesem de bu açıklama karşısında şaşırmıştım. Yakın dostlarımdan biriyle konuştum ve Baas Partisi’nin organizasyon görevlisiyle bir otelin kafesinde buluşmasını istedim. Bunun için Gloucester Oteli'ni seçtim. Buluştuk ve ona darbeden söz öden bir kişinin yanıma geldiğini, adını ve özellikleri ile ilgi bilgi vermek istediğimi söyledim. Adının Cihad olduğunu söylediğini ve esmer biri olduğunu belirttim. Görevli gülümsedi ve bana ‘Doktor, bize haber vermekte geç kaldınız’ dedi. Ben de ona ‘Ben partiden ayrıldım, devlet memuru değilim, doktor olarak çalışıyorum’ dedim. Bundan tam bir ay sonra suikast girişimi gerçekleşti.

 

1978 yılının 3 Şubat’ı 4 Şubat’a bağlayan gecesi, (Londra'nın güneybatısındaki) Surrey'de Epsom denilen bölgede, rahmetli olan ilk eşimin yanında kalıyordum. Eşim suikast girişimi sırasında ağır yaralandı. Gece hastanede çalışıyordum, sonra Kürt arkadaşlarımın daveti üzerine siyaset konuşmaya başladık. Gece yarısı eve geldim, yorgundum. Sokağın ışıklarının içeri girmesi için perdeleri biraz yüksek tutuyordum. Sabaha karşı 03:00 civarı bir ses duydum, gözlerimi açtım ve yatağımın yanında bir hayalet gördüm. Önce rüya gördüğümü sandım. Ama bana doğru gelen bir şeyin parladığını gördüğümde kendi kendime bunun bir rüya olmadığını söyledim. Hayalet bir anda bacağıma vurdu. Bacağımın içine sanki ateş girmiş gibi hissettim. Sağ dizim artık hareket edemiyordu. Ellerime darbeler aldım, göğsüme çiviler batıyordu. Başımdan ılık bir su aktığını hissettim. Ne oluyordu? Bu olay yaklaşık iki üç dakika kadar devam etti. Sonra eşim ışığı açtı ve karşısında gördüğü bu uzun boylu ve işinde uzman olduğu anlaşılan kişiye panik ve o anki refleksle saldırdı. (Allavi saldırganın tam adını söylese de biz adının baş harfleri olan M.A.C. kısaltmasını kullanmakla yetineceğiz) Saldırgan eliyle eşimin iki dişini kırdı. Ben de saldırganın elindeki tabarı (Irak’ta baltaya verilen isim) tutarak kullanmasını engellemeye çalıştım. Boğuşmaya devam ettik.

Ilık su

Ancak hissettiğim ılık suyun başıma aldığım darbeden dolayı kan olduğunu anladım. Ben bu (sol) dizimin üzerindeyken, sağ bacağımın kemikleri dışarıya çıkmıştı. Bunun sayesinde hayatta kaldım. Eşim için korktum. Tabarı geri almayı başardıktan sonra eşimin koluna vurdu. Kolu, sadece derisi tutuyordu. Saldırgan uzun boylu olduğu için eşime zıplamasını ve sağlam olan koluyla boynuna yapışmasını söyledim. Ben dizimin üzerinde oturduğum için tabar başıma yakın duruyordu. Eşim dediğimi yaptı, ben de tabarı tutup elinden almayı başardım ve bacağına vurdum. Bu şekilde 10-12 dakika mücadele ettik. Sonra kaçmak için odanın kapısına yöneldi. Ben de arkasından sürünerek gittim. Karıma geride kalmasını söyledim. Banyoya ulaştım, oradan aldığım bir şişe parfümü ona fırlattım. Ölüp ölmediğimi görmek için bana baktı. Odanın zemini ve duvarları kanla kaplıydı. Bana döner dönmez meselenin siyasi olduğunu anladım. Ona lanetler okuyarak, ‘Seni İbnu’l Keza (hakaret ifadesi) bunu korkak olduğun için yaptın. Eğer Allah yaşamama izin verirse, senin ve Saddam'ın gözlerini oyacağım ama eğer ölürsem, birileri intikamımı alacaktır’ dedim. Sonra öleceğimi düşündüğünden başını çevirdi ve gitti. Belinde silah olan başka bir kişinin daha olduğunu fark ettim.

Allavi ve eşinin hastaneye götürülmeleri ve tedavi süreci

Saldırgan gittikten sonra, sürünerek telefona gittim ve hastaneyi aradım. Onlara eşimle birlikte ciddi şekilde yaralandığımızı, sağ kalıp kalmayacağımızı bilmediğimi ve bize yapılan saldırıyı polise ihbar etmeleri gerektiğini söyledim. Bize ambulans gönderdiler. Evimiz eşimin çalıştığı hastaneye yakındı. Beş dakikadan az bir sürede hem polis hem de ambulans geldi. Bizi hemen hastaneye götürdüler, iki ayrı odaya aldılar. Bana, misafir bir cerrahın gelip ameliyatımı gerçekleştireceğini, ancak o gelinceye kadar ilk müdahaleyi yapacaklarını söylediler. Onlara, kuzenim gelene kadar hiçbir şey yapmamalarını söyledim. Onu aramaları için numarasını verdim. Kuzenimin evi hastaneye yakındı. Bana, ‘Şimdi kuzeninin sırası mı?’ dediler. Ben de ‘Evet, onu çağırın’ dedim. Daha sonra Irak'ta Sağlık Bakanlığı da yapan kuzenim Cafer Allavi’yi çağırdılar, karısı ve kız kardeşiyle birlikte geldi. Ona ey Cafer, Salah Şebib'i, Tahsin Maala'yı ve Hamid es-Sayig’i ara ve onlara saldırıya uğradığımı ve isimlerinin suikast listesinde olduğunu söyle. ‘İyad’ın yaşayıp yaşamayacağımı bilmiyoruz ama siz dikkatli olun’ de dedim. Bana ‘Şimdi bunun sırası mı? Hemen ameliyathaneye git’ dedi. Ben de ‘Git, onları ara ve sonra bana geri dön’ dedim.

Üzgün yüzler

Ameliyattan sonra beni yoğun bakım odasına aldılar ve benimle kimseyi görüştürmediler. Hatta ailemin bile beni ziyaret etmesini engellediler. Beyin kanamasından korktukları için beni üç gün gözlem altında tuttular. Allah'a şükür beyin kanaması olmadı. Daha sonra beni normal bir odaya aldılar. Herkesin yüzünde hüzün gördüm. Ailem ve arkadaşlarım endişeliydiler ve korkuyorlardı. Eşimin öldüğünü sandım. Onlara, Hayırdır inşallah? Bizim yürüdüğümüz yol bu. Saddam da bizimle bu şekilde uğraşmaya karar verdi, ne yapabiliriz?’ dedim.

Bu arada bir polis gelip bana davanın siyasi olduğunu ve Scotland Yard'ın Terörle Mücadele Bölümü Başkanı Jim Neville ve asistanı Warnock'un olayla ilgili soruşturma için geleceğini söyledi. Polise ne olduğunu sordum, o da bana ‘Sana söylemediler mi?’ diye sordu. Kimsenin bana bir şey söylemediğini söyledim. Polis, ‘Öldürüldüğünden emin olmak için gizlice hastanenin morguna sızdılar ve oradaki cesetleri incelediler. Çalışanlar sabaha karşı morga bir ceset getirirken, kendilerine doğru gelen ayak seslerini duyup kaçmışlar’ dedi. Ölüp ölmediğimi kontrol etmek için gizlice hastane morguna girmişler. Terörle Mücadele Bölümü polislerinin silahlı koruması altında bir ay boyunca hastanede tedavi gördüm. Birkaç ameliyat daha oldum. Bir ay sonra polis birkaç siville birlikte yanıma gelip bana Irak'ta iktidarı ele geçirmek için komplo kurup kurmadığımı sordu. Polis yoğun soruşturmalar yürüttü. Saldırganı bacağından vurduğum için kan izlerini ve düşürdüğü saati buldular. Bu saate Irak’ta rastlansa da İngiltere’de yoktu. Saat, Irak Cumhuriyet Sarayı için özel olarak Japonya'da yaptırılmıştı. Polis çalışmalarını titizlikle yürütüyordu, parmak izleri aldılar.

Polisler bana, beni burada koruyamayacaklarını, başka bir hastaneye gitmem gerektiğini söylediler. Gerçek kimliğimizi yalnızca başhekimin ve tedavimizi yapan doktorun bilmesi gerektiğini, başkalarına Lübnanlı olduğumuzu ve Lübnan'daki iç savaşta yaralandığımızı söylememizi istediler. Güvendiğim bir arkadaşım vardı. Bana Londra dışında başka bir hastane bulmasını istedim. Beni Gloucestershire'daki bir hastaneye götürdüler ve orada üç ameliyat geçirdim. Sadece tedavimi yapan doktor ve başhekim kim olduğumu biliyordu. Diğer herkese Lübnanlı olduğumu ve savaşta yaralandığımı söyledim.

Üst üste ameliyatlar geçirdim. Tedavim bir buçuk yıl sürdü. Birkaç ameliyatın ardından fizik tedavi gördüm. Eşim başlarda sinir krizi geçirdi. Daha sonra kansere yakalanıp vefat etti, Allah rahmet eylesin.

Barzan, Paris’ten arayıp alay etti

Failler Fransa'ya kaçmayı başarmış, oradan da Irak'a dönmüşlerdi. Elbette sahte pasaportlarla, bazen de diplomatik pasaportlarla seyahat ediyorlardı. En dikkat çekici olansa Barzan İbrahim et-Tikriti’nin (Saddam'ın üvey kardeşi) operasyonu yönetmek üzere Paris'e gelmiş olmasıydı.

fht
Barzan İbrahim et-Tikriti.

Irak meselelerini yakından takip eden bir İngiliz gazeteci, Scotland Yard'a Barzan'ın bu amaçla Paris'te olduğunu bildirdi. Barzan, saldırı gecesi Bağdat'taki kardeşim İmad'ı sabaha karşı saat iki sularında arayarak ‘Doktor ne durumda?’ diye sormuş. Kardeşim de iyi olduğumu söyleyince Barzan histerik bir şekilde gülmeye başlayıp ‘Selam söyle’ diyerek telefonu kapatmış. Bu telefon görüşmesi kardeşimi endişelendirince ertesi gün benimle konuşmaya çalışmış ama başaramamış. Daha sonra kuzenim ona düşüp bacağımı kırdığımı ve onunla iki gün sonra konuşabileceğimi söylemiş.

Can sıkıcı ve yorucu bir dönem

Bir yılımı hastanede geçirdim, eve gidemedim. Hastanede çalışamadım. Yakınlarımın evine gittim. Boş evlerde kaldım. Aslında sıkıcı ve yorucu bir dönemdi.”

Allavi'ye ikinci saldırganın onu neden vurmadığını sordum. Bu sorunun üzerine şöyle devam etti:

Kan kaybından öleceğimi sandılar. Oda tamamen kan içindeydi. İngiltere’deki bir televizyon kanalı suçlarla ilgili bir program yapıyordu. Televizyonda bana yapılan suikast girişimiyle ilgili bir bölüm yayınlandı. Baltanın ve kanlı duvarların resimlerini gösterdiler. Saldırı şubat ayında gerçekleşti. Hava çok soğuktu. Polis evin tüm ısıtma sistemlerini kapatmıştı, fakat havalar ısınınca borular patladı ve evdeki her şey sular altında kaldı. Tek bir kağıt parçası bile kalmadı. Bütün bunlar televizyon ekranlarında gösterildi. Bu ciddi bir cinayet girişimiydi ve sonradan öğrendiğime göre onlara çok pahalıya mal oldu.

Tuzak kuran tuzağa düştü

Saddam rejiminin düşmesi ve Bağdat'a dönmemizin ardından M.A.C’nin Türkiye'de olduğu haberini aldım. Iraklı bir istihbaratçı yanıma gelip ‘Size resmi gösterilse onu tanıyabilir misiniz?’ dedi. Ben de ‘Evet, tanırım’ dedim. Bana resmini gösterdi ve onu hemen tanıdım. Onun nerede olduğunu sordum. Türkiye’de olduğunu ve başta ben olmak üzere Kuzey Irak’tan gelip giden Iraklı muhalifleri takip etmek ve onlara suikast düzenlemek üzere Irak istihbaratı tarafından görevlendirildiğini söyledi.

Türkiye ile temasa geçtik. Bize ‘Siz idam ediyorsunuz, öldürüyorsunuz, onu size teslim etmeyeceğiz’ dediler. Daha sonra ABD’liler gelip bana ‘Sana suikast girişiminde bulunan kişinin resmini göstersek onu tanır mısın?’ dediler. ‘Evet’ dedim. Bana fotoğrafını gösterdiler ve onu tanıdım. Sonra Türkiye'de olduğunu söylediler. Türk hükümetiyle iletişime geçip onu bize teslim etmelerini istediler. Sonra Türk hükümetinden M.A.C’den başka bir vize alması için geri dönmesini istemesini talep ettiler. M.A.C’nin bu vize için Irak’a girmesi ve Duhok'un Zaho ilçesindeki İbrahim Halil Sınır Kapısı’ndan çıkış yapması yeterliydi. Sadece sınırı geçip Türkiye'ye döndüğünde beş yıllık vize verileceği söylendi. Mesut Barzani liderliğindeki Peşmerge'ye bağlı Asayiş (istihbarat teşkilatı) unsurları da sınır kapısında konuşluydu.

ABD’liler benden M.A.C’yi görmemi istediler ama öfkeme yenik düşüp ona bir şey yapmamak için bu öneriyi reddettim. Şahsi şikayetimden vazgeçtiğimi söyledim ama kamu davası açıldı.”

Saddam Hüseyin'in boynuna ilmeğin geçirildiği 30 Aralık 2006 tarihinden bugüne uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen Saddam Hüseyin meselesine yaklaşmak hala oldukça zor. Saddam’ın ister sarayda otursun ister mezarda yatsın bir provokatör olduğu gerçeği değişmiyor. Kurbanları ve düşmanları çok olsa da destekçilerinin sayısı da az değil. Irak'ta zaman, yaralara merhem olmak bir yana bir de üstüne tuz basıyor. Saddam'ın adaletsiz uygulamalarının bedelini ödeyenlerin, Saddam’ın ABD’nin Irak’ı işgaline karşı direnişe liderlik ettiğini ve kamu parasıyla ilişkilerinde dürüst olduğunu okumaları kolay olmasa gerek. Saddam’ın destekçileri, onun çizdiği imajın, ülkesini ve bölgesini kana bulayan zalim hükümdar el-Battaş'tan farklı olmadığını kabul etmekte zorlanıyor olmalılar. Ama gazeteciliğin en keyifli anı, bazı bölgelere ve bu bölgelerin sakinlerinin kaderine damgasını vuran zalimlerin geriye bıraktığı korlara ve bazı dönemlerin közlerine yaklaşmaktır.

Bundan birkaç ay önce bir Arap ülkesinin başkentinde bir Iraklıyla tanıştım. Irak’ın eski Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’le ‘iş ilişkisi ve sevgi bağı’ olduğunu ve bu sebeple yüzlerce kez görüştüklerini söyledi. Can güvenliği nedeniyle kimliğini açıklamak istemediğinden dolayı özür diledi. Ancak benim dikkatimi en çok çekense rejimin düşmesinden sonra da Saddam Hüseyin ile iki kez görüştüğünü söylemesiydi. Bu görüşmelerden ilkini, rejimin düşmesinden iki gün sonra 11 Nisan 2003'te Felluce eteklerinde, ikincisi ise 19 Temmuz 2003’te ABD ordusunun kontrolündeki Bağdat'ta gerçekleştiğini açıkladı.



Husilerin füze saldırıları Yemen’in hava ulaşımını tehdit ediyor

Aden Uluslararası Havalimanı'nı hedef alan önceki Husi saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
Aden Uluslararası Havalimanı'nı hedef alan önceki Husi saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
TT

Husilerin füze saldırıları Yemen’in hava ulaşımını tehdit ediyor

Aden Uluslararası Havalimanı'nı hedef alan önceki Husi saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
Aden Uluslararası Havalimanı'nı hedef alan önceki Husi saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)

Husilerin Aden Uluslararası Havalimanı’nı hedef alması, artık yalnızca hayati öneme sahip bir tesise yönelik saldırı olmaktan çıkarak Yemen’de sivil havacılığın güvenliğine ilişkin daha geniş çaplı endişelere yol açıyor. Ülkede sivillerin yurt dışına seyahat edebilmesi için başlıca güzergâhlardan biri olan havalimanına yönelik saldırıların tekrarlanması, sivil altyapıyı çevreleyen riskleri de artırıyor.

Havalimanının günler içinde ikinci kez iki balistik füzeyle hedef alınması, hava ulaşımını doğrudan tehdit altına soktu. Özellikle son saldırının, Yemen Havayolları’na ait bir uçağın Mısır’ın başkenti Kahire’ye hareket etmek üzere hazırlandığı ve Mısır’dan gelen Fly Aden şirketine ait başka bir uçağın da havada bulunduğu sırada gerçekleşmesi, ticari uçuşların hava sahasını ve sivil tesisleri kullanırken karşı karşıya kalabileceği tehlikelerin boyutunu gözler önüne serdi.

Yemen Ulaştırma Bakanlığı, iki füzenin havalimanının çevresine düştüğünü açıkladı. Füzelerden birinin pist yönündeki batı kapısına, diğerinin ise havalimanının kuzeybatısına isabet ettiği bildirildi. Kahire seferini gerçekleştirmeye hazırlanan Yemen Havayolları’na ait uçak tahliye edilirken, Fly Aden’e ait uçak ise Mısır’ın başkentinden Aden’e doğru seyir halindeydi.

v
Aden Havalimanı'nda Yemen Havayolları'na ait bir uçak

Saldırıların tehlikesi, doğrudan maddi hasarla sınırlı kalmıyor. Havalimanlarının tekrar tekrar hedef alınması; yolcuların, uçuş ekiplerinin ve çalışanların güvenliğini riske atarken Yemenlilerin tedavi, çalışma ve ülke içi ya da uluslararası seyahatler için ihtiyaç duyduğu uçuşların düzenliliğini de tehdit ediyor.

Havalimanının ötesine geçen tehdit

Yemen Ulaştırma Bakanlığı, Aden Havalimanı’nın hedef alınmasının uluslararası hukuk ve sözleşmeler kapsamında sivil tesislere ve ticari havacılığa tanınan korumayı ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık, saldırıların sürmesinin hava ulaşımını ve ülke ekonomisini olumsuz etkileyebileceği, havalimanlarını ulaşım amacıyla kullanan vatandaşların sıkıntılarını daha da artırabileceği uyarısında bulundu. Bu durumun, hastalar ve insani yardıma ihtiyaç duyan kişiler açısından da ciddi sonuçlar doğurabileceği vurgulandı.

Bakanlık, Birleşmiş Milletler’e, uluslararası topluma ve başta Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) olmak üzere sivil havacılıkla ilgili kuruluşlara çağrıda bulunarak saldırıları kınamalarını ve sorumluların hesap vermesini sağlamalarını istedi. Açıklamada, havalimanının vatandaşlara hizmet veren sivil bir tesis olduğu ve kullanıcılarının güvenliğini tehdit eden askeri eylemlere maruz bırakılmaması gerektiği kaydedildi.

Yemenlilerin kullanabildiği seyahat güzergâhlarının sınırlı olması, bu endişeleri daha da önemli hale getiriyor. Büyük bir havalimanının faaliyetlerinin aksaması veya buradan gerçekleştirilen uçuşların tehlikeye girmesi, yalnızca belirli bir havayolu şirketini ya da destinasyonu etkilemiyor. Bunun sonuçları, vatandaşların ülke dışındaki sağlık hizmetlerine, ekonomik fırsatlara ve aile bağlarına erişim imkânlarına kadar uzanıyor.

Aden’in dayanıklılığı sınanıyor

Husi saldırısının ardından yaşanan gelişmeleri değerlendirmek üzere Ulaştırma Bakanı Muhsin el-Umari ile Devlet Bakanı ve Aden Valisi Abdurrahman Şeyh, cumartesi günü havalimanını ziyaret etti. Yetkililer, meydana gelen hasarı inceleyerek yolcuların ve uçuş ekiplerinin durumuna ilişkin bilgi aldı.

fgthy
Husi milisleri, bir hafta içinde ikinci kez Aden Uluslararası Havalimanı'nı hedef aldı

Yetkililer ayrıca Kahire’ye gitmesi planlanan uçuşun yolcuları için uygun konaklama imkânlarının sağlanması, gerekli kolaylıkların sunulması ve yolcuların durumlarının takip edilmesi yönünde talimat verdi.

Aden Valisi Şeyh, saldırıların yerel yönetimi ve devlet kurumlarını çalışmalarını sürdürmekten alıkoyamayacağını belirtti. Aden’de güvenlik durumunun istikrarlı olduğunu ifade eden Şeyh, kentin karşı karşıya olduğu zorlukların ve güvenlik ile istikrarı hedef alan girişimlerin üstesinden gelebileceğini söyledi.

Şeyh ayrıca hayati öneme sahip tesislerin korunması, kamu düzeninin muhafaza edilmesi ve vatandaşların çıkarlarının gözetilmesi için teyakkuzun artırılması ve dayanışmanın güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

Aden Havalimanı’na yönelik saldırıların tekrarlanması, Yemen’de sivil altyapının korunması ve ticari havacılığı tehdit eden risklerle uluslararası kuruluşların ne ölçüde mücadele edebileceği meselesini yeniden gündeme taşıyor.

Yemenli yetkililer havalimanının faaliyetlerini sürdürdüğünü belirtirken, uçuşların ve yolcuların güvenliğinin sağlanması, milyonlarca Yemenlinin seyahat ve ulaşım ihtiyaçları açısından doğrudan ya da dolaylı biçimde yararlandığı bu tesisin önündeki en önemli sınav olmaya devam ediyor.


Koalisyon, Riyad, Şarkiye ve güney bölgelerinde 4 İHA’yı imha etti

Koalisyon, Riyad, Şarkiye ve güney bölgelerinde 4 İHA’yı imha etti
TT

Koalisyon, Riyad, Şarkiye ve güney bölgelerinde 4 İHA’yı imha etti

Koalisyon, Riyad, Şarkiye ve güney bölgelerinde 4 İHA’yı imha etti

Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu, bugün (cumartesi) Suudi Arabistan’ın Riyad, Şarkiye ve güney bölgelerinde 4 insansız hava aracının (İHA) önlenerek imha edildiğini açıkladı. Operasyonun, Sada ilinde iki balistik füze fırlatma platformunun imha edilmesinin ardından gerçekleştirildiği belirtildi.

Koalisyon, X platformundaki hesabından iki video yayımladı. Görüntülerde, Suudi Arabistan’a yönelik balistik füze saldırılarında kullanıldıkları tespit edilen iki füze fırlatma platformunun hedef alınarak imha edilmesi yer aldı. Videolarda ayrıca, Husilere ait seyir füzeleri ve İHA’lara karşı hava savunma operasyonları ile terör örgütü olarak nitelendirilen Husilere ait balistik füze fırlatma platformlarına yönelik saldırılar da gösterildi.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, cuma akşamı yaptığı açıklamada, Husilere silah kaçakçılığı amacıyla deniz yoluyla Yemen’in Hudeyde iline gerçekleştirilen sevkiyatların engellendiğini duyurmuştu.

El-Maliki, X hesabından Husilere yönelik silah kaçakçılığı girişimlerinin hedef alındığı anlara ilişkin bir video yayımlamış ve şu ifadeleri kullanmıştı: “Onları karada vuruyoruz... denizde ise batırıyoruz.”

BM Güvenlik Konseyi’nden Husilere kınama

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Suudi Arabistan’ı hedef alan ve giderek yoğunlaşan Husi saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadı. Saldırıların sivil havacılığı ve enerji altyapısını da hedef aldığı, olaylarda sivillerin hayatını kaybettiği ve yaralandığı belirtildi.

Güvenlik Konseyi üyeleri, perşembe günü yayımladıkları açıklamada, Suudi Arabistan topraklarındaki sivilleri ve sivil altyapıyı hedef alan saldırılar karşısında ülkeyle dayanışma içinde olduklarını bildirdi. Açıklamada, Suudi Arabistan’ın uluslararası hukuk çerçevesinde meşru müdafaa hakkına sahip olduğu vurgulandı.

Konsey açıklamasında Husilere, askeri gerilimi tırmandırmaya ve sivillerle sivil altyapıyı hedef alan saldırılara derhal son verme çağrısı yapıldı. Ayrıca Güvenlik Konseyi’nin Yemen hükümetine verdiği destek yinelenirken, üyelerin Yemen’in birliği, egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne yönelik güçlü bağlılığı bir kez daha teyit edildi.


Yemen ordusu Husilere yönelik operasyonlarını yoğunlaştırdı… Koalisyon İHA’ları ve füze fırlatma platformlarını imha etti

Yemen ordusu Husilere yönelik operasyonlarını yoğunlaştırdı… Koalisyon İHA’ları ve füze fırlatma platformlarını imha etti
TT

Yemen ordusu Husilere yönelik operasyonlarını yoğunlaştırdı… Koalisyon İHA’ları ve füze fırlatma platformlarını imha etti

Yemen ordusu Husilere yönelik operasyonlarını yoğunlaştırdı… Koalisyon İHA’ları ve füze fırlatma platformlarını imha etti

Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, cumartesi günü Riyad, Şarkiye ve güney bölgelerinde 4 insansız hava aracının (İHA) önlenerek imha edildiğini açıkladı.

Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu Sözcülüğü, Husilerin fırlattığı seyir füzeleri ve İHA’lara yönelik hava savunma operasyonlarına ilişkin görüntüleri yayımladı. Görüntülerde ayrıca, balistik füzelerin Suudi Arabistan yönüne fırlatılmasında kullanıldıkları tespit edilen iki balistik füze fırlatma platformunun hedef alınarak imha edildiği anlar da yer aldı.

Öte yandan Yemen Silahlı Kuvvetleri, Yemen Şafağı operasyonu kapsamında sahadaki çatışma temposunu korudu. Yemen ordusu, son 24 saat içinde savaş uçakları, silahlı insansız hava araçları, sahra topçuları ve çok namlulu roketatarlarla 1417 hassas ve doğrudan hedef alma operasyonu gerçekleştirdi.

Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Kurmay Albay Macid Abdullah en-Nüzeyli, operasyonların Husilere ait militan toplanma noktalarını, takviye birliklerini, tahkim edilmiş mevzileri, ateş kaynaklarını, zırhlı araçları, muharebe unsurlarını ve İHA fırlatma noktalarını hedef aldığını söyledi.

En-Nüzeyli, operasyonların Husilerin hareket kabiliyetini sekteye uğrattığını, cephelere yedek kuvvet sevk etmelerini ve sahada herhangi bir taktik hedefe ulaşmalarını engellediğini belirtti.

Operasyonlar sonucunda yaklaşık 800 Husinin öldürüldüğünü veya yaralandığını kaydeden En-Nüzeyli, 190’dan fazla zırhlı araç, silahlı araç ve lojistik destek aracının imha edildiğini ya da kullanılamaz hale getirildiğini bildirdi. Açıklamada, Husilere ait tahkimatların ve ateş mevzilerinin de hedef alınarak imha edildiği belirtildi.