Irak’ın eski Başbakanı İyad Allavi, Şarku'l Avsat'a konuştu: Saddam rejiminin ‘baltasıyla’ suikast girişimine uğradım

Allavi, Şarku'l Avsat'a Baas Partisi ile olan yolculuğunu, Saddam’ı ve işgal sonrası Irak’ı anlattı. (2)

TT

Irak’ın eski Başbakanı İyad Allavi, Şarku'l Avsat'a konuştu: Saddam rejiminin ‘baltasıyla’ suikast girişimine uğradım

Irak’ın eski Başbakanı İyad Allavi.
Irak’ın eski Başbakanı İyad Allavi.

Iraklı iki genç, 1970’li yıllarda Saddam Hüseyin’den ve onun ölüm güvenlik servisinden kaçmak için Irak'ı terk etti. Bu iki gençten biri, Saddam Hüseyin’in, kökünü kazımaya ant içtiği Dava Partisi’nin üyesi olan Nuri el-Maliki’ydi. İkinci isim ise Saddam'ın Cumhurbaşkanı Ahmed Hasan el-Bekir'in himayesinde Baas Partisi’nin tüm eklemlerini zorla kontrol altına almaya devam etmesi karşısında dehşete düşen Baas Partisi üyesi İyad Allavi idi. Maliki ve Allavi, daha sonra ABD’nin Irak’ı işgalinin ardından ülkelerinde karşı karşıya gelecekti.

Nuri el-Maliki’nin başbakan olduğu 2010 yılında Başbakanlık Ofisi’nde kendisiyle faydalı bir görüşme gerçekleştirdim. Başbakanlık ofisinden ayrıldıktan sonra, Saddam sonrası Irak'ın, bulunduğu konumu öylece bırakıp gitmeyecek, hatta sadece silah zoruyla ayrılacak güçlü bir adam yetiştirdiği hissine kapıldım. Beni etkileyen ise Saddam’ın idam kararını imzalayan bu adamın, cellatların evinin yakınlarına taşıdığı Saddam’ın cenazesinin önünde durmasıydı. Maliki, kendisiyle gerçekleştirdiğim bir röportajda şunları söyledi:

​Ben Saddam'ın idam edilmesini istemiyordum. Çünkü bu onun kurtuluşu olacaktı.İşlediği suçlardan dolayı idama mahkum edilmesi onun için az bile.

der
Saddam ve rejiminde görev yapan üyelerin yargılandığı mahkemeden bir kare (Getty Images)

Diktatörlere örnek olacak şekilde aşağılanmış ve hakarete uğramış bir tutsak olarak kalması gerekirdi. Ama halk ve şehit aileleri onun idam edilmesini istedi. İdam edildikten sonra cenazesini bazı kardeşlerimin zorlayıcı ısrarıyla gördüm. Yarım dakika kadar naaşının önünde durdum ve ona ‘Seni idam etmenin ne faydası var? Bu, şehitleri ve yok ettiğin vatanı geri getirebilecek mi?’ dedim.”

O yıl Irak, yeni hükümetin kurulmasıyla ilgili uzun süren bir kriz yaşadı. Maliki ikinci kez başbakan olmak istiyor ve eski başbakan Allavi, genel seçimlerin sonuçları çerçevesinde kendisinin bu yetkiye sahip olduğunu söylüyordu. Tam sekiz ay süren düelloyu İran'ın Maliki'ye verdiği açık destek ve ABD yönetiminin İran'ı yatıştırma konusundaki kararlılığı gibi birkaç nedenden ötürü Maliki kazandı. Bunun yanında Allavi, İran Devrim Muhafızları Örgütü’nün (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani'nin kendisine verdiği tavsiyelere uymadı. Ayrıca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve Kuveyt Emiri Sabah el-Ahmed el-Cabir es-Sabah’ın İran'a gitmesi tavsiyelerini de dinlemedi. Allavi, başbakanlık görevini almak için dış güçlere el açmayı reddetti.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, bahsi geçen liderlerle yaptığı görüşmelerde neler olduğunu anlatan Allavi, dönemin ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden hakkında kullandığı sert ifadelerle Maliki'yi başbakanlık koltuğunda tutmak için yaptıklarını aktardı.

Laik Arap çizgisi

Irak’ın işgalinde İran’ın ABD ile birlikte rol oynadığını düşünen Allavi, İran’ın Irak’ın siyasetine yön verme hakkını tanımayı reddederek ‘Iraklı laik Arap’ çizgisini bozmadı. Aradan yıllar geçti ve Allavi, başbakanlık ve cumhurbaşkanı yardımcılığı görevlerini üstlenmesine, Temsilciler Meclisi’ndeki büyük bir parti bloğunun liderliğini yapmasına rağmen, İran'ı bir kez bile ziyaret etmedi. ABD ve İran dahil olmak üzere diğer ülkelerin Irak'ın iç işlerine müdahalelerini açıkça eleştirmekten çekinmedi.

xscd
Allavi, Saddam rejimi tarafından Londra'da suikast girişimine uğradı, ancak ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra ülkesine döndü ve önemli siyasi roller oynadı (Getty Images)

Eğer işler 4 Şubat 1978 tarihinde Londra'da sabaha karşı Bağdat’ın efendisinin istediği gibi gitseydi, bu röportajı yapıp tüm bu soruları soramayacaktım. O gece Irak istihbaratı, Saddam’ın Baas Partisi’nden istifa ederek Irak'taki değişimi dışarıda aramaya başlayan İyad Allavi'nin öldürülmesi emrini yerine getirdi.

Suikast girişimi

Allavi'ye, halen vücudunda izlerini taşıdığı o suikast girişimini sordum. Buradan sonrasını onun ağzından dinleyelim:

Suikast girişiminden önce çok sayıda tehdit aldım.1974 yılında tüm görevlerimi devrettim ve 1975 yılında Baas Partisi'nden tamamen ayrıldım. 1975 yılında gerek Araplar düzeyinde gerek Irak düzeyinde gerekse ulusal düzeyde işlerin rayından sapmaya başladığını görenler olarak adını bile koymadan, gizlice Ulusal Mutabakat Partisi'nin temellerini attık. Tehditler ve provokasyonlar, bir çok kirli oyunlar 1975'ten 1978'e yılına kadar devam etti.

Bana Londra'ya adının Cihad el-Duleymi olduğu söyleyen bir kişiyi gönderdiler. Bu kişi beni aradı ve acilen görüşmek istediğini söyledi. Arkadaşlarımız ve kardeşlerimiz aracılığıyla 13 kişiye suikast düzenleneceği bilgisini aldık. Listede benimle birlikte Talib Şebib, (1963 yılında Baasçıların iktidarı ele geçirmesine öncülük eden) Hazım Cevad, Tahsin Mualla, Hamid es-Sayig ve birkaç kişi daha yer alıyordu. Cihad ed-Duleymi, bana ‘Yanına geliyorum’ dedi. Ancak kendisini tanımıyordum ve bulunduğu yere gitmemeye dikkat ettim. Oteldeydi ama çok ısrarcı davrandı. Bu yüzden önemli bir meselesi olduğunu düşündüm. Suikast girişiminden bir ay önce bana (Londra'nın batısındaki) Earl's Court'ta kaldığı otelin adını verdi. Onu otelin karşısındaki ankesörlü telefondan aradım, içeride olduğunu söyledi. Ona ‘Yarım saat sonra yanında olacağım. Ama toplantıya geç kalamam’ dedim.

Tuhaf konu

Oteli inceledim, herhangi bir şüpheli hareketliliğe rastlamadım. Sonra onunla bir araya geldim. Tuhaf bir konu açtı. Tanımadığım biri bana darbeden bahsediyordu. Bana, ‘Ben seni önemseyen, seni tanıyan ve sana saygı duyan insanlar tarafından gönderildim. İçlerinden biri (rahmetli) Said Sabit adında büyük bir misyonerdi’ dedi. Ona benden ne istediklerini sordum. Partiyle ilişkisi olan ve kendileriyle iş birliği yapmak isteyen Baasçılar aradıklarını söyledi. Ona, ‘Bu benim gibi yabancıya söyleyeceğin bir şey mi? Git ve parti içinden işleri ayarla!’ dedim. Konuyu dağıtmak için böyle söylemiştim. Ona son söz olarak ‘Size verebilecek bir şeyim yok ve kimseye komplo kurmaya hazır değilim. Artık sadece tıp alanında çalışıyorum’ dedim.

xfrg
Saddam, rejiminin üst düzey yetkilileriyle düzenlenen toplantı. (Getty Images)

Talib Şebib'i aradım, Hazım Cevad da yanındaydı. Hazım (Cevad) bana, ‘Aynısı benim de başıma geldi. Konuyu Irak büyükelçisine veya Baas Partisi yetkilisine bildirmek gerekiyor’ dedi. Bunun üzerine ‘O masum biri, onu nasıl ihbar edebilirim? Milyonda bir ihtimalle bile masum olsa, onu nasıl ihbar edebilirim? Hiç tanımadığım biri bana darbeyi anlatmaya geldi’ dedim.

Baas Partisi’nde görevliyken Emniyet ve İstihbarat Teşkilatı'na getirdiğim bir arkadaşımızı aradım. Adı Nizar ve kendisi şu an Kanada'da siyasi mülteci olarak yaşıyor. Nizar’a, istihbarat servisinin bana birini gönderip göndermediğini teyit edip edemeyeceğini sordum. ‘Bunun benim için öğrenir misin?’ dedim. Malum büyük bir gizlilik içinde çalışıyorduk.

Cihad ed-Duleymi

10 gün sonra beni aradı ve istihbarat servisinin kendisini bana ‘Cihad ed-Duleymi’ olarak tanıtan ve gerçek adını unuttuğunu belirttiği bir kişiyi gönderdiğini söyledi. Bana misilleme yapılmasını beklesem de bu açıklama karşısında şaşırmıştım. Yakın dostlarımdan biriyle konuştum ve Baas Partisi’nin organizasyon görevlisiyle bir otelin kafesinde buluşmasını istedim. Bunun için Gloucester Oteli'ni seçtim. Buluştuk ve ona darbeden söz öden bir kişinin yanıma geldiğini, adını ve özellikleri ile ilgi bilgi vermek istediğimi söyledim. Adının Cihad olduğunu söylediğini ve esmer biri olduğunu belirttim. Görevli gülümsedi ve bana ‘Doktor, bize haber vermekte geç kaldınız’ dedi. Ben de ona ‘Ben partiden ayrıldım, devlet memuru değilim, doktor olarak çalışıyorum’ dedim. Bundan tam bir ay sonra suikast girişimi gerçekleşti.

 

1978 yılının 3 Şubat’ı 4 Şubat’a bağlayan gecesi, (Londra'nın güneybatısındaki) Surrey'de Epsom denilen bölgede, rahmetli olan ilk eşimin yanında kalıyordum. Eşim suikast girişimi sırasında ağır yaralandı. Gece hastanede çalışıyordum, sonra Kürt arkadaşlarımın daveti üzerine siyaset konuşmaya başladık. Gece yarısı eve geldim, yorgundum. Sokağın ışıklarının içeri girmesi için perdeleri biraz yüksek tutuyordum. Sabaha karşı 03:00 civarı bir ses duydum, gözlerimi açtım ve yatağımın yanında bir hayalet gördüm. Önce rüya gördüğümü sandım. Ama bana doğru gelen bir şeyin parladığını gördüğümde kendi kendime bunun bir rüya olmadığını söyledim. Hayalet bir anda bacağıma vurdu. Bacağımın içine sanki ateş girmiş gibi hissettim. Sağ dizim artık hareket edemiyordu. Ellerime darbeler aldım, göğsüme çiviler batıyordu. Başımdan ılık bir su aktığını hissettim. Ne oluyordu? Bu olay yaklaşık iki üç dakika kadar devam etti. Sonra eşim ışığı açtı ve karşısında gördüğü bu uzun boylu ve işinde uzman olduğu anlaşılan kişiye panik ve o anki refleksle saldırdı. (Allavi saldırganın tam adını söylese de biz adının baş harfleri olan M.A.C. kısaltmasını kullanmakla yetineceğiz) Saldırgan eliyle eşimin iki dişini kırdı. Ben de saldırganın elindeki tabarı (Irak’ta baltaya verilen isim) tutarak kullanmasını engellemeye çalıştım. Boğuşmaya devam ettik.

Ilık su

Ancak hissettiğim ılık suyun başıma aldığım darbeden dolayı kan olduğunu anladım. Ben bu (sol) dizimin üzerindeyken, sağ bacağımın kemikleri dışarıya çıkmıştı. Bunun sayesinde hayatta kaldım. Eşim için korktum. Tabarı geri almayı başardıktan sonra eşimin koluna vurdu. Kolu, sadece derisi tutuyordu. Saldırgan uzun boylu olduğu için eşime zıplamasını ve sağlam olan koluyla boynuna yapışmasını söyledim. Ben dizimin üzerinde oturduğum için tabar başıma yakın duruyordu. Eşim dediğimi yaptı, ben de tabarı tutup elinden almayı başardım ve bacağına vurdum. Bu şekilde 10-12 dakika mücadele ettik. Sonra kaçmak için odanın kapısına yöneldi. Ben de arkasından sürünerek gittim. Karıma geride kalmasını söyledim. Banyoya ulaştım, oradan aldığım bir şişe parfümü ona fırlattım. Ölüp ölmediğimi görmek için bana baktı. Odanın zemini ve duvarları kanla kaplıydı. Bana döner dönmez meselenin siyasi olduğunu anladım. Ona lanetler okuyarak, ‘Seni İbnu’l Keza (hakaret ifadesi) bunu korkak olduğun için yaptın. Eğer Allah yaşamama izin verirse, senin ve Saddam'ın gözlerini oyacağım ama eğer ölürsem, birileri intikamımı alacaktır’ dedim. Sonra öleceğimi düşündüğünden başını çevirdi ve gitti. Belinde silah olan başka bir kişinin daha olduğunu fark ettim.

Allavi ve eşinin hastaneye götürülmeleri ve tedavi süreci

Saldırgan gittikten sonra, sürünerek telefona gittim ve hastaneyi aradım. Onlara eşimle birlikte ciddi şekilde yaralandığımızı, sağ kalıp kalmayacağımızı bilmediğimi ve bize yapılan saldırıyı polise ihbar etmeleri gerektiğini söyledim. Bize ambulans gönderdiler. Evimiz eşimin çalıştığı hastaneye yakındı. Beş dakikadan az bir sürede hem polis hem de ambulans geldi. Bizi hemen hastaneye götürdüler, iki ayrı odaya aldılar. Bana, misafir bir cerrahın gelip ameliyatımı gerçekleştireceğini, ancak o gelinceye kadar ilk müdahaleyi yapacaklarını söylediler. Onlara, kuzenim gelene kadar hiçbir şey yapmamalarını söyledim. Onu aramaları için numarasını verdim. Kuzenimin evi hastaneye yakındı. Bana, ‘Şimdi kuzeninin sırası mı?’ dediler. Ben de ‘Evet, onu çağırın’ dedim. Daha sonra Irak'ta Sağlık Bakanlığı da yapan kuzenim Cafer Allavi’yi çağırdılar, karısı ve kız kardeşiyle birlikte geldi. Ona ey Cafer, Salah Şebib'i, Tahsin Maala'yı ve Hamid es-Sayig’i ara ve onlara saldırıya uğradığımı ve isimlerinin suikast listesinde olduğunu söyle. ‘İyad’ın yaşayıp yaşamayacağımı bilmiyoruz ama siz dikkatli olun’ de dedim. Bana ‘Şimdi bunun sırası mı? Hemen ameliyathaneye git’ dedi. Ben de ‘Git, onları ara ve sonra bana geri dön’ dedim.

Üzgün yüzler

Ameliyattan sonra beni yoğun bakım odasına aldılar ve benimle kimseyi görüştürmediler. Hatta ailemin bile beni ziyaret etmesini engellediler. Beyin kanamasından korktukları için beni üç gün gözlem altında tuttular. Allah'a şükür beyin kanaması olmadı. Daha sonra beni normal bir odaya aldılar. Herkesin yüzünde hüzün gördüm. Ailem ve arkadaşlarım endişeliydiler ve korkuyorlardı. Eşimin öldüğünü sandım. Onlara, Hayırdır inşallah? Bizim yürüdüğümüz yol bu. Saddam da bizimle bu şekilde uğraşmaya karar verdi, ne yapabiliriz?’ dedim.

Bu arada bir polis gelip bana davanın siyasi olduğunu ve Scotland Yard'ın Terörle Mücadele Bölümü Başkanı Jim Neville ve asistanı Warnock'un olayla ilgili soruşturma için geleceğini söyledi. Polise ne olduğunu sordum, o da bana ‘Sana söylemediler mi?’ diye sordu. Kimsenin bana bir şey söylemediğini söyledim. Polis, ‘Öldürüldüğünden emin olmak için gizlice hastanenin morguna sızdılar ve oradaki cesetleri incelediler. Çalışanlar sabaha karşı morga bir ceset getirirken, kendilerine doğru gelen ayak seslerini duyup kaçmışlar’ dedi. Ölüp ölmediğimi kontrol etmek için gizlice hastane morguna girmişler. Terörle Mücadele Bölümü polislerinin silahlı koruması altında bir ay boyunca hastanede tedavi gördüm. Birkaç ameliyat daha oldum. Bir ay sonra polis birkaç siville birlikte yanıma gelip bana Irak'ta iktidarı ele geçirmek için komplo kurup kurmadığımı sordu. Polis yoğun soruşturmalar yürüttü. Saldırganı bacağından vurduğum için kan izlerini ve düşürdüğü saati buldular. Bu saate Irak’ta rastlansa da İngiltere’de yoktu. Saat, Irak Cumhuriyet Sarayı için özel olarak Japonya'da yaptırılmıştı. Polis çalışmalarını titizlikle yürütüyordu, parmak izleri aldılar.

Polisler bana, beni burada koruyamayacaklarını, başka bir hastaneye gitmem gerektiğini söylediler. Gerçek kimliğimizi yalnızca başhekimin ve tedavimizi yapan doktorun bilmesi gerektiğini, başkalarına Lübnanlı olduğumuzu ve Lübnan'daki iç savaşta yaralandığımızı söylememizi istediler. Güvendiğim bir arkadaşım vardı. Bana Londra dışında başka bir hastane bulmasını istedim. Beni Gloucestershire'daki bir hastaneye götürdüler ve orada üç ameliyat geçirdim. Sadece tedavimi yapan doktor ve başhekim kim olduğumu biliyordu. Diğer herkese Lübnanlı olduğumu ve savaşta yaralandığımı söyledim.

Üst üste ameliyatlar geçirdim. Tedavim bir buçuk yıl sürdü. Birkaç ameliyatın ardından fizik tedavi gördüm. Eşim başlarda sinir krizi geçirdi. Daha sonra kansere yakalanıp vefat etti, Allah rahmet eylesin.

Barzan, Paris’ten arayıp alay etti

Failler Fransa'ya kaçmayı başarmış, oradan da Irak'a dönmüşlerdi. Elbette sahte pasaportlarla, bazen de diplomatik pasaportlarla seyahat ediyorlardı. En dikkat çekici olansa Barzan İbrahim et-Tikriti’nin (Saddam'ın üvey kardeşi) operasyonu yönetmek üzere Paris'e gelmiş olmasıydı.

fht
Barzan İbrahim et-Tikriti.

Irak meselelerini yakından takip eden bir İngiliz gazeteci, Scotland Yard'a Barzan'ın bu amaçla Paris'te olduğunu bildirdi. Barzan, saldırı gecesi Bağdat'taki kardeşim İmad'ı sabaha karşı saat iki sularında arayarak ‘Doktor ne durumda?’ diye sormuş. Kardeşim de iyi olduğumu söyleyince Barzan histerik bir şekilde gülmeye başlayıp ‘Selam söyle’ diyerek telefonu kapatmış. Bu telefon görüşmesi kardeşimi endişelendirince ertesi gün benimle konuşmaya çalışmış ama başaramamış. Daha sonra kuzenim ona düşüp bacağımı kırdığımı ve onunla iki gün sonra konuşabileceğimi söylemiş.

Can sıkıcı ve yorucu bir dönem

Bir yılımı hastanede geçirdim, eve gidemedim. Hastanede çalışamadım. Yakınlarımın evine gittim. Boş evlerde kaldım. Aslında sıkıcı ve yorucu bir dönemdi.”

Allavi'ye ikinci saldırganın onu neden vurmadığını sordum. Bu sorunun üzerine şöyle devam etti:

Kan kaybından öleceğimi sandılar. Oda tamamen kan içindeydi. İngiltere’deki bir televizyon kanalı suçlarla ilgili bir program yapıyordu. Televizyonda bana yapılan suikast girişimiyle ilgili bir bölüm yayınlandı. Baltanın ve kanlı duvarların resimlerini gösterdiler. Saldırı şubat ayında gerçekleşti. Hava çok soğuktu. Polis evin tüm ısıtma sistemlerini kapatmıştı, fakat havalar ısınınca borular patladı ve evdeki her şey sular altında kaldı. Tek bir kağıt parçası bile kalmadı. Bütün bunlar televizyon ekranlarında gösterildi. Bu ciddi bir cinayet girişimiydi ve sonradan öğrendiğime göre onlara çok pahalıya mal oldu.

Tuzak kuran tuzağa düştü

Saddam rejiminin düşmesi ve Bağdat'a dönmemizin ardından M.A.C’nin Türkiye'de olduğu haberini aldım. Iraklı bir istihbaratçı yanıma gelip ‘Size resmi gösterilse onu tanıyabilir misiniz?’ dedi. Ben de ‘Evet, tanırım’ dedim. Bana resmini gösterdi ve onu hemen tanıdım. Onun nerede olduğunu sordum. Türkiye’de olduğunu ve başta ben olmak üzere Kuzey Irak’tan gelip giden Iraklı muhalifleri takip etmek ve onlara suikast düzenlemek üzere Irak istihbaratı tarafından görevlendirildiğini söyledi.

Türkiye ile temasa geçtik. Bize ‘Siz idam ediyorsunuz, öldürüyorsunuz, onu size teslim etmeyeceğiz’ dediler. Daha sonra ABD’liler gelip bana ‘Sana suikast girişiminde bulunan kişinin resmini göstersek onu tanır mısın?’ dediler. ‘Evet’ dedim. Bana fotoğrafını gösterdiler ve onu tanıdım. Sonra Türkiye'de olduğunu söylediler. Türk hükümetiyle iletişime geçip onu bize teslim etmelerini istediler. Sonra Türk hükümetinden M.A.C’den başka bir vize alması için geri dönmesini istemesini talep ettiler. M.A.C’nin bu vize için Irak’a girmesi ve Duhok'un Zaho ilçesindeki İbrahim Halil Sınır Kapısı’ndan çıkış yapması yeterliydi. Sadece sınırı geçip Türkiye'ye döndüğünde beş yıllık vize verileceği söylendi. Mesut Barzani liderliğindeki Peşmerge'ye bağlı Asayiş (istihbarat teşkilatı) unsurları da sınır kapısında konuşluydu.

ABD’liler benden M.A.C’yi görmemi istediler ama öfkeme yenik düşüp ona bir şey yapmamak için bu öneriyi reddettim. Şahsi şikayetimden vazgeçtiğimi söyledim ama kamu davası açıldı.”

Saddam Hüseyin'in boynuna ilmeğin geçirildiği 30 Aralık 2006 tarihinden bugüne uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen Saddam Hüseyin meselesine yaklaşmak hala oldukça zor. Saddam’ın ister sarayda otursun ister mezarda yatsın bir provokatör olduğu gerçeği değişmiyor. Kurbanları ve düşmanları çok olsa da destekçilerinin sayısı da az değil. Irak'ta zaman, yaralara merhem olmak bir yana bir de üstüne tuz basıyor. Saddam'ın adaletsiz uygulamalarının bedelini ödeyenlerin, Saddam’ın ABD’nin Irak’ı işgaline karşı direnişe liderlik ettiğini ve kamu parasıyla ilişkilerinde dürüst olduğunu okumaları kolay olmasa gerek. Saddam’ın destekçileri, onun çizdiği imajın, ülkesini ve bölgesini kana bulayan zalim hükümdar el-Battaş'tan farklı olmadığını kabul etmekte zorlanıyor olmalılar. Ama gazeteciliğin en keyifli anı, bazı bölgelere ve bu bölgelerin sakinlerinin kaderine damgasını vuran zalimlerin geriye bıraktığı korlara ve bazı dönemlerin közlerine yaklaşmaktır.

Bundan birkaç ay önce bir Arap ülkesinin başkentinde bir Iraklıyla tanıştım. Irak’ın eski Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’le ‘iş ilişkisi ve sevgi bağı’ olduğunu ve bu sebeple yüzlerce kez görüştüklerini söyledi. Can güvenliği nedeniyle kimliğini açıklamak istemediğinden dolayı özür diledi. Ancak benim dikkatimi en çok çekense rejimin düşmesinden sonra da Saddam Hüseyin ile iki kez görüştüğünü söylemesiydi. Bu görüşmelerden ilkini, rejimin düşmesinden iki gün sonra 11 Nisan 2003'te Felluce eteklerinde, ikincisi ise 19 Temmuz 2003’te ABD ordusunun kontrolündeki Bağdat'ta gerçekleştiğini açıkladı.



‘Ertesi Gün’ planının Kahire- Doha arabuluculuğuna etkisi

Kuzey Gazze’deki İsrail bayrağı. (AFP)
Kuzey Gazze’deki İsrail bayrağı. (AFP)
TT

‘Ertesi Gün’ planının Kahire- Doha arabuluculuğuna etkisi

Kuzey Gazze’deki İsrail bayrağı. (AFP)
Kuzey Gazze’deki İsrail bayrağı. (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaşını durdurmaya yönelik ‘Ertesi Gün’ planını resmen sundu. Bu durum, bu adımın Gazze’deki çatışmayı durdurmayı ve İsrail ile Filistinli gruplar arasında esir takasını amaçlayan Mısır- Katar arabuluculuğu üzerindeki etkisinin boyutu hakkında soruları gündeme getirdi.

Bazı uzmanlar, İsrail Başbakanı’nın Mısır- Katar arabuluculuğu yoluyla devam eden sakin çabalar ile savaş sonrası Gazze Şeridi’nin geleceğine ilişkin vizyonunu ayırmaya çalıştığına inanıyor. Uzmanlar, planın asıl amacının ‘savaşları uzatmak ve iki devletli çözüm çağrısı yapan uluslararası hareketleri engellemek’ olduğunu öne sürdü.

Netanyahu, geçen perşembe günü İsrail’deki mini kabineye ‘Ertesi Gün’ planını sundu ve ilk kez savaş sonrası döneme ilişkin vizyonuyla ilgili resmi bir plan ortaya koymuş oldu. Cuma günü İsrail merkezli internet siteleri, planın güvenlik boyutuna odaklanan özelliklerine değinerek, İsrail’in Gazze Şeridi’nin tamamında zaman sınırı olmaksızın hareket özgürlüğünü sürdürmesi ve bunun için güvenlik ihtiyacı olduğu sürece Gazze Şeridi içerisinde İsrail’e komşu bölgede bir güvenlik bölgesi kurulması önerisi içerdi.

Planda ayrıca, “İsrail, Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki sınırı kontrol ediyor ve kaçakçılığın önlenmesi için Mısır ile iş birliği içinde ve ABD’nin yardımıyla çalışacak” ifadelerine yer verildi. İnternet sitelerine göre İsrail, Gazze Şeridi’ndeki grupların yeniden silahlanmasını önlemek amacıyla Gazze ile Mısır arasındaki sınırın güneyden kapatılması faaliyetlerini de sürdürecek.

Fotoğraf Altı: Kuzey Gazze’den kaçan Filistinliler, Han Yunus’un batısında çadır kurdu. (EPA)
Kuzey Gazze’den kaçan Filistinliler, Han Yunus’un batısında çadır kurdu. (EPA)

Plan, Gazze Şeridi’ndeki ateşkese ilişkin Fransa’nın başkenti Paris’in ev sahipliğinde Mısır, Katar, ABD ve İsrail’in katılımıyla yapılacak toplantıların başlamasının arifesinde sunuldu. Paris’in bir aydan kısa bir süre içinde ev sahipliği yaptığı türünün ikincisi olan toplantılar, Gazze’de sükunetin sağlanmasını, İsrailli tutukluların ve Filistinli mahkumların serbest bırakılmasını ve Şerit’teki insani duruma destek verilmesini amaçlıyor.

İsrail medya organları dün, aralarında Mossad şefi David Barnea ve Şin Bet Başkanı Ronen Bar’ın da bulunduğu bir heyetin, İsrail ile Hamas arasında esir takası konusunda üst düzey görüşmelerde bulunmak üzere Fransa’ya gittiğini bildirdi.

Times of Israel gazetesinin haberine göre İsrailli bir yetkili, Kanal 12’ye yaptığı açıklamada, iyimser olmak için nedenler olduğunu söylerken, ancak müzakerelerin zor olacağını açıkladı. Al-Qahera News kanalının bildirdiğine göre ise Mısırlı kaynaklar, dün Paris toplantılarında ‘olumlu bir atmosferin’ hüküm sürdüğünü kaydetti.

Fotoğraf Altı: İsrail Gazze’nin kuzeyine düzenlediği bombardıman yıkıma yol açtı. (AFP)
İsrail Gazze’nin kuzeyine düzenlediği bombardıman yıkıma yol açtı. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail İşleri Uzmanı Dr. Said Akaşa, İsrail Başbakanı’nın önerdiği plan ile Mısır ve Katar’ın öncülük ettiği arabuluculuk yolu arasında hiçbir bağlantı bulunmadığına dikkat çekti. Netanyahu'nun, sadece kısmen olsa bile, esirlerin serbest bırakılmasına uzanan çabalara katılmaya devam edeceğini belirten Akaşa, aynı zamanda ‘Ertesi Gün’ vizyonunu empoze etmek için savaş yolunu da sürdüreceğini vurguladı.

Dr. Said Akaşa, Netanyahu’nun savaştan sonra Gazze’ye ilişkin planını resmi olarak açıklamasının, ordu liderliğinin baskısıyla bağlantılı olduğunu öne sürdü. Öyle ki ordu liderliğinin, savaş sonrası dönem için net bir vizyona sahip olmanın gerekliliğini defalarca dile getirdiğini söylerken, böylece bu vizyona uygun olarak sahadaki askerlere savaş emirleri verilebileceğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Akaşa, “İsrail Savunma Bakanı Yoav Galant’ın yaklaşık bir ay önce bu planın bazı özelliklerini açıklamasının arkasında bu vardı. Bu durum ise Netanyahu’yu planın tamamını sunmaya zorladı” dedi.

Kudüs Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Dr. Eyman er-Raqab da iki arabuluculuk yolu ile İsrail’in Ertesi Gün planı arasında ayrım yapma fikrine katıldığını ifade etti. Şarku’l Avsat’a konuşan Ragab, “Planın ana hedefi, savaşı uzatmak ve çatışmaları aylarca uzatmaya çalışmaktır” ifadesini kullandı.

Ragab, Paris toplantılarının, ateşkesin ilk aşamasının Ramazan Ayı öncesinde duyurulmasına ve 300 Filistinli esir karşısında 30 İsrailli rehinenin serbest bırakılmasıyla 45 güne kadar sürebilecek bir süre için çatışmaların durdurulması konusunda anlaşmaya varılmasına olanak sağlamasını bekliyor. Ancak Hamas hareketinin Kahire’deki toplantılarında kendi ifadesiyle gösterdiği esnekliğe rağmen bunun savaşı bitirmenin bir yolu olmayacağını söyledi.

Fotoğraf Altı: Güney Gazze Şeridi’ndeki Refah Kampı’nda ülke içinde yerinden edilmiş Filistinliler için geçici barınaklar kuruldu. (EPA)
Güney Gazze Şeridi’ndeki Refah Kampı’nda ülke içinde yerinden edilmiş Filistinliler için geçici barınaklar kuruldu. (EPA)

Hamas, perşembe akşamı yaptığı açıklamada, Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye başkanlığındaki hareketin liderlik heyetinin Mısır’a birkaç gün süren ziyaretini tamamladığını duyurdu. Açıklamaya göre heyet, Mısır istihbarat şefi Abbas Kamil ile çeşitli görüşmelerde bulundu. Görüşmede Gazze Şeridi’ndeki durum ve esir takası konusu görüşüldü.

Akaşa, ‘Ertesi Gün’ planının özellikle Mısır sınırına bitişik şeridin güvenlik kontrolüyle ilgili olarak Mısır'ın konumunu etkileme olasılığı hakkında ise şunları söyledi:

“Mısır’ın, İsrail ile imzalanan güvenlik ve siyasi anlaşmaların şartlarına saygı gösterilmesinin gerekliliğine ilişkin açık ilkeleri var. Tel Aviv barış anlaşmasının şartlarını ihlal etmediği sürece Kahire itiraz etme girişiminde bulunmayacak. Ayrıca planda Netanyahu’nun defalarca dile getirdiği fikirler de yer alıyor ve Mısır, planın bazı noktalarına şimdiden yanıt verdi.”

Mısır, Gazze Şeridi sınırında yer alan Selahaddin (Philadelphia) Koridoru’na ilişkin herhangi bir güvenlik düzenlemesinin varlığını birçok kez reddetti. Mısır Bilgi Servisi başkanı Diaa Rashwan, sınır şeridi üzerindeki herhangi bir güvenlik kontrolünü ‘Filistinlileri Mısır topraklarına doğru yerinden etme kırmızı çizgisine ek olarak, bir kırmızı çizgi’ olarak nitelendirdi.


Güney Lübnan'da gerilim devam ediyor... İsrail ordusu Hizbullah’a ait mevzileri bombaladı

Güney Lübnan'da gerilim devam ediyor... İsrail ordusu Hizbullah’a ait mevzileri bombaladı
TT

Güney Lübnan'da gerilim devam ediyor... İsrail ordusu Hizbullah’a ait mevzileri bombaladı

Güney Lübnan'da gerilim devam ediyor... İsrail ordusu Hizbullah’a ait mevzileri bombaladı

Arap Dünyası Haber Ajansı’nın (AWP) haberine göre, güneyde Hizbullah ile İsrail arasındaki gerilim devam ederken, İsrail ordusu bugün (Cumartesi) savaş uçaklarının Lübnan'ın güneyindeki Cebel Balat bölgesindeki Hizbullah’a ait atış alanlarını ve askeri tesisleri bombaladığını duyurdu.

Ordu yaptığı açıklamada, Ayta el-Şaab bölgesindeki Hizbullah gözlem noktasını bombaladığını, İsrail topçusunun ise güney Lübnan topraklarındaki Hanin ve Mervahin bölgelerinde ‘tehditleri ortadan kaldırmak’ için ateş açtığını aktardı.

Bugün erken saatlerde İsrail ordusu, İsrail'in kuzeyindeki Admit kasabasında sirenlerin çaldığını duyurdu.

Güney Lübnan ise Batı Bekaa ve Tuffah bölgesindeki Cebel Safi semalarına kadar ulaşan İsrail’e ait insansız hava araçlarının (İHA) aralıklı uçuşlarına tanıklık etti.

Ajansa göre İsrail saldırıları yine çok sayıda güney bölgesini, köyü ve kasabayı etkiledi.

İsrail Ordu Radyosu, Batı Celile'deki Admit yerleşim birimine iki roket düştüğünü bildirdi.

Dün akşam güneydeki birden fazla bölgede, İklim el-Tuffah ve İklim el-Harrub'da şiddetli bir patlama sesi duyuldu. Bir kaynak yaptığı açıklamada, “Bu ses muhtemelen sonik patlamadan kaynaklandı” dedi.

İsrail'in 7 Ekim'de Gazze Şeridi'nde savaşının başlamasıyla birlikte, İsrail ordusu ile Lübnan'daki Hizbullah arasındaki sınır boyunca neredeyse her gün bombardıman yaşanıyor.


Mısır, İsrail uçaklarının hava sahasını ihlal ettiği iddialarını reddetti

Herkül 2 ortak tatbikat faaliyetlerinin son bölümünden bir kare (Mısır Silahlı Kuvvetleri)
Herkül 2 ortak tatbikat faaliyetlerinin son bölümünden bir kare (Mısır Silahlı Kuvvetleri)
TT

Mısır, İsrail uçaklarının hava sahasını ihlal ettiği iddialarını reddetti

Herkül 2 ortak tatbikat faaliyetlerinin son bölümünden bir kare (Mısır Silahlı Kuvvetleri)
Herkül 2 ortak tatbikat faaliyetlerinin son bölümünden bir kare (Mısır Silahlı Kuvvetleri)

Mısır'da güvenlik kaynaklarının, "İsrail uçaklarının hava sahasını ihlal ettiği yönündeki haberleri reddettiği" belirtildi.

Kahire Haber Kanalı'nın adını açıklamadığı güvenlik kaynağı, basında çıkan İsrail uçaklarının Mısır hava sahasını ihlal ettiği yönündeki haberlere ilişkin konuştu.

Haberde, söz konusu iddiaların "yalan ve asılsız" olduğu kaydedildi.

Mİsrail ve Mısır ilişkilerinde gerilim

İsrail'in, Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki sınır hattı Philadelphia Koridoru (Selahaddin Koridoru) ve Refah'ı işgal edeceği yönündeki açıklamaları Mısır tarafından tepkiyle karşılanıyor.

Gazze Şeridi'nin güneyinde Mısır sınırında yer alan Refah şehri, İsrail saldırıları nedeniyle yerlerinden edilen binlerce Filistinlinin kente sığınmasıyla 2,3 milyon nüfusa sahip Gazze'nin yaklaşık yarı nüfusuna ev sahipliği yapıyor.

İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 606 Filistinli öldürüldü, 69 bin 737 kişi yaralandı.


İsrail'in Gazze'ye saldırılarında yaklaşık 100 kişi öldü

İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyine düzenlediği saldırıda bir Filistinli yaralandı (Reuters)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyine düzenlediği saldırıda bir Filistinli yaralandı (Reuters)
TT

İsrail'in Gazze'ye saldırılarında yaklaşık 100 kişi öldü

İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyine düzenlediği saldırıda bir Filistinli yaralandı (Reuters)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyine düzenlediği saldırıda bir Filistinli yaralandı (Reuters)

İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki saldırılarında bir gecede yaklaşık 100 Filistinli öldürülürken, Mossad Başkanı’nın bugün (Cumartesi) Paris'te, Hamas'la ateşkes ve hareketin elindeki rehineleri kurtarma çabalarını ilerletmek amacıyla görüşmelerde bulanacağı ifade edildi.

Söz konusu gelişme, Birleşmiş Milletler'in artan kıtlık riskine ilişkin uyarısı ve Birleşmiş Milletler Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı'nın (UNRWA) Cumartesi günü yaptığı açıklamada, Gazze’deki sivillerin kaderine ilişkin korkuların arttığı bir zamanda geliyor.

Gazze’de İsrail’in şiddetli saldırıları devam ederken, Cebaliye sakinlerinden Ahmed Atef Safi “Bakın, biraz pirinç için kavga ediyoruz. Nereye gitmemiz gerekiyor?” diye sordu.

Vecdi’nin annesi Salha ise "Su ve unumuz yok, açlıktan da bitkin durumdayız. Yangından ve dumandan sırtımız, gözlerimiz ağrıyor. Açlık ve yiyeceksizlikten dolayı ayaklarımızın üzerinde bile duramıyoruz” dedi.

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) Cuma gecesi X platformunda yayınlanan bir açıklamada “Yeterli gıda ve su tedarikinin yanı sıra sağlık ve beslenme hizmetleri olmadan kıtlık riski Gazze'de artması bekleniyor” ifadelerini kullandı.

2007'de Gazze'de iktidara gelen Hamas'ı ortadan kaldırma sözü veren İsrail, Aksa Tufanı'nın ardından Gazze Şeridi’ne şiddetli saldırılar düzenliyor.

Gazze Şeridi Sağlık Bakanlığı Cumartesi günü yaptığı açıklamada, savaşın başladığı 7 Ekim'den bu yana Gazze Şeridi'ndeki ölü sayısının 29 bin 606'ya yükseldiğini, yaklaşık 70 bin kişinin de yaralandığını duyurdu. Bakanlık, son 24 saatte en az 92 kişinin öldürüldüğünü belirtti.

Sağlık Bakanlığı, İsrail'in dün (Cuma) düzenlediği hava saldırısında Filistinli ünlü komedyen Mahmud Zuaiter'in evinin yıkıldığını, en az 23 kişinin hayatını kaybettiğini, onlarca kişinin de yaralandığını duyurdu.

Perşembe akşamı Başbakan Binyamin Netanyahu, hükümetinin güvenlik kabinesine, savaş sona erdiğinde İsrail'in Gazze Şeridi üzerindeki ‘güvenlik kontrolünü’ sürdürmesini ve işlerin Hamas'la hiçbir bağlantısı olmayan Filistinli yetkililer tarafından yönetilmesini öngören bir plan sundu.

Paris heyeti

İsrailli bir yetkiliye göre Cuma günü, Mossad Başkanı David Barnea başkanlığındaki bir heyet, yeni bir ateşkes görüşmelerindeki ‘çıkmazı kırmak’ umuduyla Paris'e gitti.

Netanyahu hükümetine ateşkes müzakeresi yapması ve dört aydan fazla süren savaşın ardından rehinelerin serbest bırakılmasını sağlaması yönündeki baskı artıyor. Tutukluların ailelerini temsil eden bir grup, eylemin hızlandırılması talebiyle Cumartesi akşamı Paris görüşmelerine denk gelecek şekilde "büyük bir yürüyüş" yapılması çağrısında bulundu.


Libyalı yetkililer, zehirli gazın ülkeye girişini araştırıyor

Libya'nın batısındaki Zliten şehrinde zehirli metil bromür gazı yüklü bir kamyon ele geçirildi (Başsavcılık)
Libya'nın batısındaki Zliten şehrinde zehirli metil bromür gazı yüklü bir kamyon ele geçirildi (Başsavcılık)
TT

Libyalı yetkililer, zehirli gazın ülkeye girişini araştırıyor

Libya'nın batısındaki Zliten şehrinde zehirli metil bromür gazı yüklü bir kamyon ele geçirildi (Başsavcılık)
Libya'nın batısındaki Zliten şehrinde zehirli metil bromür gazı yüklü bir kamyon ele geçirildi (Başsavcılık)

Libya savcılığı, Libya'nın batısındaki Zliten şehrinde bir kamyonun içinde gizlenmiş büyük miktarda zehirli metil bromür gazı tüpünün ele geçirilmesiyle ilgili kapsamlı bir soruşturma yürütüyor.

Zehirli metil bromür gazı, ithalatı yasaklandığı halde son beş ay içinde ikinci, bir yıl içinde ise üçüncü kez ele geçirilen gaz oldu Ancak resmi makamlar, bu maddenin limanlardan ülkeye nasıl getirildiğini henüz açıklamadı.

Savcılıktan bir kaynak, Şarku'l Avsat'a verdiği demeçte, soruşturmayı yürüten yetkililerin, zehirli ve kanserojen olarak nitelendirilen metil bromür gazının ülkeye getirilmesine dahil olanları bulmak için çalışmalara başladığını aktardı.

Başsavcı Müsteşar Es-Sıddık es-Sur’un ofisi tarafından Perşembe akşamı yapılan açıklamaya göre, metil bromür gazının ülkeye kaçak yollardan sokulmasında parmağı olan, uyuşturucu ve psikotrop madde kaçakçılığı faaliyetine karıştığı tespit edilen bir şahıs hakkında hapis cezası verildi. Açıklamaya göre, geniş çaplı narkotik uyuşturucu ve psikotrop madde kaçakçılığı faaliyetine karışması dolayısıyla savcılık emriyle aranan bir kişinin Libya şehirlerinde bu yönde ticaret yaptığına dair bir ihbar alındı. Zliten'deki Suç Soruşturma Birimi’nden adli memurlar tarafından izi sürülen sanık, içinde metil bromür gazı bulunan 253 tüp ile suçüstü yakalandı.

Başsavcı Sur’un ofisi, ele geçirilen gazın insanlarda kronik hastalıklara neden olması ve ekosisteme zarar vermesi dolayısıyla ithalatı yasaklı maddeler listesinde yer aldığını açıkladı. Bu nedenle sanığın dava süresince tutuklanmasına karar verildi.

Zliten'de ele geçirilen zehirli metil bromür gazı yüklü kamyon boşaltıldı (Cumhuriyet Savcısı)
Zliten'de ele geçirilen zehirli metil bromür gazı yüklü kamyon boşaltıldı (Cumhuriyet Savcısı)

Geçtiğimiz Ağustos ayının sonlarında Ulusal Birlik Hükümeti’nde Yerel Yönetim Bakanlığı'na bağlı Çevre Sağlığı Genel İdaresi, uluslararası yasaklı gaz sevkiyatını, geldiği ülkeye iade etmişti. Bu sevkiyat, öncesinde ise bir yıl boyunca el-Hums Limanı’nda tutulmuştu.

Başsavcılık, gaz sevkiyatının iade edilmesi prosedürü öncesinde, ele geçirilen gaz tüplerinden bir örneği Petrol Enstitüsü Çevre Araştırma Departmanına sundu. Numunelere dair yürütülen analiz sonuçları, toksik çevre ve sağlık etkilerine sahip, toksik ve kanserojen bir gaz içerdiğini gösterdi.

Söz konusu kaynak, bu miktardaki gazın ülkeye nasıl getirildiğini açıklamadı. Olayın savcılık tarafından soruşturulduğunu belirten kaynak, “Sanık, gaz tüplerini kamyonda saklamış. Durumdan şüphelenen trafik polisi, şahsı durdurup kamyonun incelenmesini sağladı” ifadelerini kullandı.

Yolsuzlukla Mücadele Kurumu, Libya'ya sıvılaştırılmış gaz halinde 179 bin kilogram metil bromür gazını getiren bir şahsın tutuklanmasının ardından benzer bir olayla ilgili olarak Cumhuriyet Savcılığı'na bilgi vermişti. Söz konusu gaz sevkiyatının zehirliliği, sağlık ve çevre sistemlerine verdiği zararın bilindiği belirtilmişti.


Bağdat'ın Washington'a karşı tavrı ‘güvenlik ortaklığına’ dönüştü

Sudani, ABD Kongresi heyetinin başındaki Senatör Coons'u kabul etti. (Hükümet Medyası)
Sudani, ABD Kongresi heyetinin başındaki Senatör Coons'u kabul etti. (Hükümet Medyası)
TT

Bağdat'ın Washington'a karşı tavrı ‘güvenlik ortaklığına’ dönüştü

Sudani, ABD Kongresi heyetinin başındaki Senatör Coons'u kabul etti. (Hükümet Medyası)
Sudani, ABD Kongresi heyetinin başındaki Senatör Coons'u kabul etti. (Hükümet Medyası)

Irak Başbakanı Muhammed Şii es-Sudani, ABD’li kongre heyetine, iki ülke arasında 2008 yılında imzalanan stratejik çerçeve anlaşmasına dayanarak Irak'ın ABD ile ortaklık kurma konusunda ilgisi olduğunu bildirdi.

Başbakanlık Medya Ofisi'nden yapılan açıklamaya göre Irak Başbakanı Sudani ile ABD Kongresi Dış İlişkiler Komitesi üyesi Christopher Coons arasındaki görüşmede, Uluslararası Koalisyon’un görevinin sona ermesinin ardından iki ülke arasındaki ilişkilerin ikili ilişkilere dönüştürülmesinin önemi ele alındı.

Sudani açıklamasında ‘Özellikle Ramazan Ayı’nın yaklaşmasıyla birlikte Gazze'deki savaşın durdurulması ve işgal güçlerinin yaptığı soykırıma son verilmesinin gerekliliğine’ vurgu yaptı.

ABD Başkanı Joe Biden'ın isteği üzerine bölgede ziyaret turu gerçekleştirdiğini söyleyen Coons da ‘ABD ile Irak arasındaki ortaklığın derinliğine’ dikkat çekti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre ABD’li yetkili açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Yüksek Askeri Komite toplantıları uyarınca gerçekleştirilen güvenlik hususlarının yanı sıra, iki taraf arasındaki ilişkilerin ekonomik, kültürel ve sağlık boyutlarını da kapsayacak şekilde genişletilmesi önem arz ediyor. Gazze ve Filistin topraklarında ateşkesin sağlanması için çalışmanın yanı sıra Ortadoğu'da da istikrar ve barışın sağlanması da gerekiyor."

Bu bağlamda ABD Kongresi Dış İlişkiler Komitesi üyesi Christopher Coons, Irak Parlamentosu eski Başkanı Muhammed el-Halbusi ile görüştü. İki taraf, Irak ile ABD arasındaki stratejik ortaklığa uygun olarak iş birliğinin güçlendirilmesine vurgu yaptı.

Halbusi'nin ofisinden yapılan açıklamaya göre, iki taraf, terörist DEAŞ çetelerinin yenilgiye uğratılmasına katkıda bulunan güvenlik iş birliğinin sürdürülmesinin altını çizdi ve sürdürülebilir bir ortaklığa ulaşmak için ABD-Irak Yüksek Askeri Komitesi’nin (HMC) önemine dikkat çekti.

Fotoğraf Altı: El-Araci, Bağdat'ta Senatör Coons ile görüştü. (Irak Ulusal Güvenliği)
El-Araci, Bağdat'ta Senatör Coons ile görüştü. (Irak Ulusal Güvenliği)

Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Senatör Coons ile yaptığı üçüncü toplantıda, ‘Irak-ABD ilişkilerinin istikrarlı ve iyi olduğunu ve Irak'ın, Irak Parlamentosu tarafından onaylanan stratejik çerçeve anlaşması uyarınca iki ülke arasında ikili ortaklık arayışında olduğunu’ belirtti.

Araci sözlerini şöyle sürdürdü:

"Uluslararası Koalisyon’un görevlerini sona erdirme kararı, uluslararası toplumdan kopma anlamına gelmiyor. Irak, DEAŞ'e karşı savaşında yanında yer alan dost ülkelerin tutumlarına değer veriyor. Irak'ı çatışma alanı haline getirmeye çalışanlar var. Irak kendisini çatışmadan uzaklaştırmaya çalışıyor. Sudani hükümeti, ekonomiyi canlandırmak ve çalışma ortamını iyileştirmek amacıyla yatırımcılar için uygun atmosferi yaratmanın yanı sıra hizmetler, reform ve bakanlık programının uygulanması alanında niteliksel ve gözle görülür atılımlar gerçekleştirdi. Irak, kendi topraklarından komşu ülkelere yönelik herhangi bir saldırı başlatmamaya kararlı. Irak'ın hedefi, egemenliğe karşılıklı saygı ilkesi doğrultusunda herkesle dengeli ilişkiler kurmak. Irak, ABD ile gerçek bir ortaklık arayışında ve bu da bölgede istikrarı destekleyecek koordinasyonu gerektiriyor. ABD ve uluslararası toplum, ilgili ülkelere vatandaşlarını Irak ve Suriye'deki DEAŞ üyelerinin ailelerini barındıran El-Havl Kampı’ndan nakletmeleri yönünde çağrıda bulunmalı. El-Havl Kampı ortadan kaldırılmadan yeniden ortaya çıkabilecek DEAŞ ekolünün ortadan kaldırılması mümkün değil.”

Askeri Komite çalışmaları

Irak Savunma Bakanı Sabit el-Abbasi, ABD Elçisi’yle, Yüksek Askeri Komite'nin, Uluslararası Koalisyon’un Irak'taki misyonunu belirlenen takvime göre sona erdirmesine yönelik çalışmalarını görüştü.  Abbasi, "Irak ile ABD arasında ikili askeri ilişkiler aşamasına geçmeliyiz" dedi.

Coons’un Irak ziyareti, Başbakan Muhammed Şii es-Sudani'nin Uluslararası Koalisyon’un misyonunun sona erdiğini, 86 ülkeyle ikili ilişkilere geçildiğini ve bunlardan 25’inin Irak’ta çeşitli askeri varlığa sahip olduğunu açıklamasının ardından geldi. Bu açıklama, ABD'nin bazı silahlı gruplara ait bölgelere ve liderlere yönelik gerçekleştirdiği bir dizi saldırının ardından yapıldı; bu saldırılardan en sonuncusunda Irak'taki Hizbullah Tugayları örgütünün lideri Ebu Bekir es-Saadi öldürüldü.

Irak, 2024'ün ocak ayının ortasından bu yana, çalışmalarını yakın zamanda tamamlayan ikili komite aracılığıyla Washington ve Uluslararası Koalisyon ülkeleriyle diyalog halinde. Bu diyalog Sudani’nin silahlı grupların Irak'taki askeri üslerdeki ABD güçlerini hedef almamasını sağlamayı başarmasının ardından geldi.

Bağdat'taki gözlemciler, Biden'ın Irak tarafıyla müzakerelere şahsen girmesinin, ABD yönetiminin ABD seçimleri için geri sayımın başlamasıyla birlikte iki taraf arasındaki sakin süreci sürdürme konusundaki isteğini yansıttığına inanıyor.
 


Netanyahu'nun ‘Hamas'tan Sonraki Gün – İlkeler’ adlı planına dair bir okuma…

İsrail'in perşembe günü Refah'a düzenlediği saldırılar yıkıma yol açtı (AFP)
İsrail'in perşembe günü Refah'a düzenlediği saldırılar yıkıma yol açtı (AFP)
TT

Netanyahu'nun ‘Hamas'tan Sonraki Gün – İlkeler’ adlı planına dair bir okuma…

İsrail'in perşembe günü Refah'a düzenlediği saldırılar yıkıma yol açtı (AFP)
İsrail'in perşembe günü Refah'a düzenlediği saldırılar yıkıma yol açtı (AFP)

Bazen İsrailli liderlerin başkaları için neler planladığını okurken insan gözlerine inanamıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, müttefik ve dost ABD yönetimi tarafından, İsrail ordusu ve güvenlik birimlerinin liderliği, birçok uluslararası, bölgesel ve yerel kurumlar tarafından yapılan yoğun baskıların ardından, Gazze'ye yönelik savaş sonrası günler için planını hazırladı. Plan, gerçeklikten kopuk olmaktan ziyade, Filistinlilere İsrail'in topraklarını işgal etme ve yaşamlarını kontrol altında tutma şartlarını dayatmayı amaçlıyor ve hatta onları yeniden eğitmeyi ve İsrail'e karşı tavırlarını değiştirmeleri ve sevgiye dönüştürmeleri için eğitmeyi içerecek kadar ileri gidiyor.

Belge metninin formülasyonundan, Netanyahu'nun gerçekten, Tel Aviv'deki ofisinde oturup diğerlerinin yaşam kurallarını çizmeye, sadece Filistinliler için değil, aynı zamanda ABD ve Arap ülkeleri için de roller planladığına inandığı anlaşılıyor.

Fotoğraf Altı: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu. (EPA-Arşiv)
 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu. (EPA-Arşiv)

‘Hamas’tan Sonraki Gün – İlkeler’ başlığını taşıyan belge, bir buçuk sayfa uzunluğunda. Dört paragrafa ayrılan belgenin ilk paragrafı ‘Sonraki Gün’e ulaşmak için gerekli koşulları vurguluyor. Bu paragraf, hedeflere ulaşılana kadar savaşın devam etmesinin gerekliliğine işaret ediyor. Hamas ve İslami Cihad'ın askeri yeteneklerinin ve altyapısının yok edilmesi, kaçırılanların geri getirilmesi ve Gazze'nin bir güvenlik tehdidi olmaktan çıkarılması için gerekli tedbirlerin alınması gerektiğini belirtiyor.

Burada Netanyahu'nun ders aldığı ve artık ‘Hamas’ın yok edilmesinden bahsetmediği açıkça ortaya çıkıyor. Çünkü ona Hamas'ın sadece silahlı bir örgüt değil, aynı zamanda bir düşünsel örgüt olduğu anlatılmış. Ancak Netanyahu, savaşın devam edeceğine dair söz veriyor.

‘Güvenlik Alanı’ başlığı altında yer alan bir sonraki paragraf, Netanyahu'nun savaşın devam etmesine ilişkin ciddi niyetlerini açıklıyor. Beş madde halinde, Netanyahu'nun savaşın devam etmesine yönelik kararlılığını ortaya koyuyor. İsrail'in Gazze Şeridi'nin her yerinde askeri operasyonlarını sürdüreceğine işaret ederek, bunun ‘belirli bir süre olmaksızın’ gerçekleştirileceğini ve bu durumun ‘terörün yeniden ortaya çıkmasını önlemek ve Gazze'den gelen tehditleri bertaraf etmek’ amacıyla olduğunu vurguluyor. Netanyahu, İsrail'in Gazze Sınırı boyunca bir güvenlik kordonu oluşturma kararlılığını da teyit ediyor. Bu durumun ‘güvenlik gerekliliği devam ettiği sürece’ geçerli olacağını belirtiyor. Netanyahu, bu güvenlik kordonunu İsrail topraklarının içinde değil, Gazze topraklarından kesilmiş bir parça olarak istediğinin altını çiziyor. Bu, Netanyahu'nun bakanı Bezalel Smotrich'in teorisiyle uyumlu bir şekilde, Hamas saldırısını cezalandırmak için Filistinlilerin topraklarını kaybetmelerini öneren teorisini kanıtlıyor.

Fotoğraf Altı: Gazze'de, Nasır Hastanesi yakınlarındaki İsrail askerleri. (Reuters-Arşiv)
Gazze'de, Nasır Hastanesi yakınlarındaki İsrail askerleri. (Reuters-Arşiv)

Sonrasında Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınır ile ilgili bir madde mevcut. Netanyahu, güvenliği sağlamak amacıyla Mısır ile birlikte, ABD'nin yardımıyla, ‘güneyde bir engel’ oluşturacaklarını belirtiyor. Bu engelin amacının Mısır'dan Gazze'ye kaçakçılığı önlemek olduğunu ifade ediyor. Bu iş birliği, Refah geçiş noktasını da İsrail-Mısır iş birliği kapsamına alıyor.

Netanyahu buraya, Gazze Şeridi de dahil olmak üzere Deniz'den (Akdeniz) Nehre (Ürdün) kadar kara, deniz ve hava yoluyla İsrail'in güvenlik kontrolünün dayatılmasını onaylayan bir madde koymuş. Amacın, terörün gücünün artmasını önlemek ve İsrail'e yönelik tehditleri bertaraf etmek olduğu belirtiliyor. Ayrıca kamu düzenini kontrol etme ihtiyacı dışında Gazze Şeridi'ni askerden arındırılmış bölge haline getirdi. İsrail'in öngörülebilir gelecekte bu maddenin uygulanmasından ve izlenmesinden sorumlu olacağını vurguluyor.

‘Sivil Alan’ başlığı altındaki paragraf, bu unsurların terörizmi destekleyen ülke veya kuruluşlara ait olmaması ve onlardan maaş almaması için mümkün olduğunca idari tecrübesi olan yerel unsurlara dayanılarak halk sisteminin yönetilmesi ve sorumluluğundan söz ediyor. Pratikte, Netanyahu'nun Batı Şeria'nın sivil işlerini yöneten Filistin Otoritesi'nden farklı bir sistem istediği belirtiliyor. Strateji uzmanı Ron Ben Yishai, Netanyahu'nun iki devletli çözümü dışlamak için ‘iki halk için üç varlık’ temelli bir çözüm istediği sonucuna vardı.

Fotoğraf Altı: Filistinliler cuma günü Deyr el-Balah'ta İsrail saldırısında yıkılan bir binanın enkazında arama-kurtarma çalışmaları yürüttü. (AP)
Filistinliler cuma günü Deyr el-Balah'ta İsrail saldırısında yıkılan bir binanın enkazında arama-kurtarma çalışmaları yürüttü. (AP)

Bu paragrafın ikinci maddesi Filistinlilere yönelik bir eğitim planına işaret ediyor. Buna göre, ‘Gazze'deki tüm dini, eğitim ve sosyal kurumlarda aşırılığı önlemeye yönelik bir planın uygulanması için Arap ülkelerinden bu tür planları destekleyen deneyimli ülkelerin yardımıyla mümkün olduğunca yardım sağlanacak.’

Mülteci sorununu çözmeden, Netanyahu özel bir madde ekliyor ve İsrail'in Gazze'deki UNRWA (BM Mültecilere Yardım Kurumu) sorununu çözmek için çalışacağını ve onun yerine başka uluslararası yardım kuruluşlarını getireceğini vurguluyor.

Gazze'nin yeniden inşası konusunda Netanyahu, yalnızca İsrail'in kabul ettiği ülkelerin katılımıyla gerçekleşeceğini ve silahların bertaraf edilmesi ve aşırılığa karşı eğitim planının uygulanmasının tamamlanmasından sonra gerçekleşeceğinin altını çiziyor. Bu durum, Netanyahu'nun Gazze'deki halkın İsrail'e karşı nefret kültüründe bir değişiklik olup olmadığını görmek için bir sınav yapacağı ironik bir soruyu gündeme getiriyor.

Fotoğraf Altı: Gazze sınırı yakınında bir İsrail tankı. (Reuters)
Gazze sınırı yakınında bir İsrail tankı. (Reuters)

‘Uzun Vadeli Plan’ başlığı altında, Netanyahu'nun barış ve düşmanlığın sona ermesi konusunda herhangi bir olumlu fikir önermediği ve istemediği bir son paragraf bulunuyor. Beş satırdan oluşan bu paragrafta, uluslararası toplumun Filistinlilerle nihai çözüm konusundaki yönergelerini reddettiğini ve bunun sadece doğrudan ve koşulsuz müzakerelerde belirlenebileceğini vurguluyor. Ayrıca, İsrail'in tek taraflı olarak Filistin devletini tanımayı reddedeceğini ve bunun ‘7 Ekim katliamının’ bir ödülü gibi olacağını ve eşi benzeri görülmemiş bir terör ödülü vereceğini ve gelecekteki herhangi bir barış anlaşmasını engelleyeceğini belirtiyor.

Netanyahu'nun bu planı Filistinlilerle değil aşırı sağdaki müttefikleriyle yapılacak müzakerelerin temelini oluşturacak gibi görünüyor. Onlarla barış onun aradığı şey çünkü iktidarda kalmanın tek garantili dayanağı onlar. İsrail hükümetinin ‘ertesi gün’ planını acilen açıklamasını isteyen Başkan Biden'a gelince; Netanyahu ondan istediğini aldı, dikenlerini kendi elleriyle çıkardı.

Filistin yetkilileri, Netanyahu'nun planını hızla reddetti ve Filistin Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Redine, Netanyahu'nun sunduğu planların amacının İsrail'in Filistin topraklarını işgalini sürdürmek ve Filistin devletinin kurulmasını engellemek olduğunu söyledi. Ebu Redine ayrıca, Gazze'nin bağımsız Filistin devletinin bir parçası olacağını ve başkentinin Kudüs olduğunu belirterek, ‘başka türlü planların başarısızlığa mahkum olduğunu ve İsrail'in Gazze'deki coğrafi ve demografik gerçekliği değiştirme girişimlerinin başarılı olamayacağını’ vurguladı.


Irak Cumhurbaşkanı: Ülkemizi herhangi bir bölgesel tarafa karşı saldırıların başlangıç noktası yapmamak için çalıştık

Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid (Reuters)
Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid (Reuters)
TT

Irak Cumhurbaşkanı: Ülkemizi herhangi bir bölgesel tarafa karşı saldırıların başlangıç noktası yapmamak için çalıştık

Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid (Reuters)
Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid (Reuters)

Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid bugün (Cumartesi) yaptığı açıklamada, Irak'ın herhangi bir bölgesel tarafa karşı saldırıların başlangıç ​​noktası olmamaya çalıştığını belirterek, ülkesinin yapıcı işbirliği ve diyalog iradesi ile değerlerin desteklenmesi açısından ‘aktif bir bölgesel faktör’ olduğunu vurguladı.

Irak Haber Ajansı’nın haberine göre, Bağdat'taki bir konferans öncesinde açıklamalarda bulunan Reşid "Bölgemiz bugün yapıcı ve üretken diyalog ilkelerini güçlendirmeye en çok ihtiyaç duyuyor gibi görünüyor ve bölge olarak çıkarımız, canlı bir dünya yaratmak için hepimizin işbirliği yapmasıdır” dedi.

Irak Cumhurbaşkanı "Diktatörlüğün yıkılmasının ardından çeşitli hükümetler tarafından izlenen ve geliştirilen Irak politikası, Irak'ın her zaman bölgesel anlayış ve bir arada yaşama konusunda aktif bir taraf olduğu ve diyalog için destekleyici ortamlar yaratılmasına yardımcı olduğu temel prensibe dayanan bir politikadır” dedi.

Gazze Şeridi'ndeki savaşla ilgili olarak ise Reşid, "Filistin halkının içinde bulunduğu kötü durum tamamen sona erdirilmeden ve onların kendi devlet ve ulusal topraklarına ilişkin meşru hakları iade edilmeden bu bölgede istikrar olmayacak” dedi.

Cumhurbaşkanı ayrıca, “Bu acılara son vermek ve Filistin halkına karşı işlenen iğrenç suçları durdurmak için gerçek ve etkili bir iradeyle çalışmak uluslararası toplumun sorumluluğundadır" dedi.


İsrail-Hamas-Hizbullah hattında İHA ve sinyal karıştırma savaşı

İsrail’deki bir fabrikada üretilen Hermes 900 İHA’sı. (Reuters)
İsrail’deki bir fabrikada üretilen Hermes 900 İHA’sı. (Reuters)
TT

İsrail-Hamas-Hizbullah hattında İHA ve sinyal karıştırma savaşı

İsrail’deki bir fabrikada üretilen Hermes 900 İHA’sı. (Reuters)
İsrail’deki bir fabrikada üretilen Hermes 900 İHA’sı. (Reuters)

Hamas’ın İsrail’e saldırısını başlattığı 7 Ekim’de, Ömer Sharar, GPS için parazit önleyici bir teknoloji geliştirmeyi yeni bitirmişti. AFP’nin haberine göre o tarihten bu yana ekibi Gazze’deki İsrail ordusuna ait küçük insansız hava araçlarının (İHA) durdurulmasını önlemek için çalışıyor.

Dünyanın başlıca İHA ihracatçılarından biri olan İsrail, sınırları boyunca yıllardır İHA savaşı yürütüyor ve ona düşmanları gözetleme ve hedef alma imkanı sağlıyor.

İsrail ordusu en son teknolojiye sahipken, 2007’den bu yana Gazze Şeridi’ni kontrol eden Hamas Hareketi de son yıllarda patlayıcılarla donatılmış küçük ve düşük maliyetli İHA’lar geliştirdi.

Hamas 7 Ekim’de, bu küçük İHA’ları Gazze Şeridi’ni çevreleyen güçlendirilmiş güvenlik çitleri boyunca uzanan askeri gözlem noktalarına patlayıcılar atmak için kullanmıştı.

İsrail ordusu bu benzeri görülmemiş saldırıya misilleme olarak, Hamas’ı ortadan kaldırma söz vererek Gazze Şeridi’ndeki en şiddetli bombalama silsilesini ve peşinden kara saldırısını başlatmıştı.

Yapay zekayla güçlendirilmiş İsrail İHA’ları, Gazze üzerinde sürekli devriye gezerek askerlerin hedef alabileceği birçok noktayı tespit ediyor.

Sinyal karıştırma

Askerler aynı zamanda Hamas savaşçılarının varlığını kontrol etmek için saldırıya uğrayan kibbutzlara ve daha sonra Gazze’ye binalara ve tünellere girebilen alçaktan uçan küçük İHA’lar yerleştirdi.

GPS sistemleri, uydular aracılığıyla gönderilen sinyaller üzerinden bir yerin konumunun belirlenmesine olanak sağlıyor. Yere yaklaştıkça sinyal zayıflıyor ve bunun etkisiyle sinyal daha kolay karıştırılabiliyor.

Hamas, küçük keşif İHA’larını engellemek için sinyal bozucu cihazlar kullanıyor. Bu durum İsrail ordusunu, kuzey Tel Aviv merkezli InfiniDome adlı yeni girişimin kurucu ortağı Ömer Sharar tarafından geliştirilen teknoloji gibi, GPS sinyallerini parazitlerden koruyacak teknolojileri kullanmaya yöneltiyor.

Ömer konuya dair şu açıklamada bulundu:

“Uzun süredir GPSdome2 teknolojimiz üzerinde çalışıyoruz. İlk partiyi eylül ayında ürettik. Zamanlama açısından mükemmeldi. İHA operatörlerimiz ve personelimiz olduğu için savaşın başında ekibimizin üçte biri yedek asker olarak çağrıldı. 7 Ekim Cumartesi günü askerlerimize sahada yardımcı olmak amacıyla ofise gelerek son testleri yapmaya başladık.”

GPS sinyali kesintileri hakkında veri toplayan özel bir web sitesi olan ‘gpsjam’ sitesi, 7 Ekim’de Gazze çevresinde düşük düzeyde bir parazitlenme bildirdi. Ancak ertesi gün Gazze çevresinde ve İsrail-Lübnan sınırında parazitlenme düzeyi arttı.

Fotoğraf Altı: Lübnan’ın güneyindeki Kafr Rumman beldesinde İsrail’in İHA saldırısında hedef alınan bir bina. (EPA)
Lübnan’ın güneyindeki Kafr Rumman beldesinde İsrail’in İHA saldırısında hedef alınan bir bina. (EPA)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre sonraki günlerde ordu, İsrail’in GPS sistemini ‘çeşitli operasyonel ihtiyaçlar nedeniyle önlem olarak’ devre dışı bıraktığını açıkladı ve bölge sakinlerine, bu eylemin GPS sistemini kullanan uygulamaları bozabileceği konusunda bilgi verdi.

Örneğin geçtiğimiz haftalarda Kudüs’teki AFP muhabiri Google Haritalar uygulamasına baktığında sanki Mısır’ın Nasr kentindeymiş gibi gözüküyordu. Batı Şeria’nın Cenin kentinde bulunan bir başkası ise Waze uygulamasından baktığında Beyrut Havalimanı’ndaymış gibi görünüyordu.

Hamas’tan Hizbullah’a

Austin’deki Texas Üniversitesi’nden Todd E Humphreys ve ekibi, Orta Doğu’daki GPS sinyallerini takip etti ve 7 Ekim’den sonra tuhaf bir durum fark etti. İsrail’e yaklaşan uçaklar ekranlarında kısa süreliğine kayboluyordu. Buna yanıltıcı bir sinyalin gönderilmesi sebep oluyordu.

Humphreys, AFP’ye verdiği demeçte şunları söyledi:

“Verilerimiz alçak Dünya yörüngesindeki uydulardan geliyor. İsrail, savunma önlemi olarak GPS yanıltması yapıyor gibi görünüyor. Sahte GPS sinyalleri, İsrail’in kuzeyinde kalan bölgedeki alıcıları, Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı’nda olduklarına dair yanıltıyor.”

Gazze’deki savaş, kuzey İsrail ile Lübnan arasındaki sınırda gerilimi yeniden alevlendirdi. Sınır İsrail ordusu ile İran destekli Hizbullah arasında her gün çatışmalara sahne oluyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’a göre Hizbullah, İsrail’in güney ucuna ulaşabilen daha gelişmiş İHA’lar ve hassas füzeleri sayesinde Hamas’tan daha üstün askeri yeteneklere sahip.

Tel Aviv banliyösünde Ömer Sharar ve ekibi, Sharar’ın deyimiyle ‘her gün Gazze’deki düşmandan’ bir şey öğreniyor ancak gözleri daha çok, operasyonlar için ‘daha tehlikeli’ bir alan olabilecek Lübnan’a çevrilmiş durumda.


İsrail, Van Damme'a verdiği yanıtla tanınan komedyenin evini bombaladı

Zuiater, Jean-Claude Van Damme'ı taklit ederek dünyada haber olmuştu (Tashweesh/AFP)
Zuiater, Jean-Claude Van Damme'ı taklit ederek dünyada haber olmuştu (Tashweesh/AFP)
TT

İsrail, Van Damme'a verdiği yanıtla tanınan komedyenin evini bombaladı

Zuiater, Jean-Claude Van Damme'ı taklit ederek dünyada haber olmuştu (Tashweesh/AFP)
Zuiater, Jean-Claude Van Damme'ı taklit ederek dünyada haber olmuştu (Tashweesh/AFP)

Gazze Sağlık Bakanlığı, İsrail'in cuma günü düzenlediği hava saldırısında meşhur bir Filistinli komedyenin evinin hedef alındığını bildirdi. Yerle bir olan konutta ilk belirlemelere göre en az 23 kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı. 

Mahmud Zuaiter'in Gazze Şeridi'nin ortasında yer alan Deyr el-Belah bölgesindeki aile evinde ölenlerin çoğunun kadın ve çocuk olduğu da Hamas kontrolündeki bakanlığın paylaştığı bilgiler arasında. 

Yaralanan Mahmud Zuaiter'in kendisi gibi hasar almış bir çocuğu tutarken çekilmiş videosu internette yayımlandı. Komedyenin şu ifadeleri kullandıktan sonra gözyaşlarına boğulduğu görüldü:

Hiç kimse Gazze'yi terk etmesin diye sert sözler sarf ettim ve Allah'a 'Beni Gazze'yi terk etmek zorunda bırakma' diye dua ediyordum. Çünkü Gazze'yi ve halkını çok seviyorum. Ancak görünen o ki Gazze'yi terk etmemizi istiyorlar.

30'lu yaşlarının sonundaki Zuaiter'in Instagram'da 1 milyon 200 bini aşkın takipçisi var. Filistinli komedyen, YouTube'da da popüler bir isim. 

Zuaiter, 2013'te bir otomobil markasının Jean-Claude Van Damme'la çektiği reklamı uyarlayarak Filistin'deki koşulları mizahi bir dille dünyaya göstermişti.

Belçikalı aktör yer aldığı reklamda iki tırın üstünde bacaklarını açarken, Filistinli komedyen petrol eksikliği yüzünden arkadaşlarının ittiği iki otomobille benzer bir video çekmişti. 

Son Gazze savaşı, Hamas öncülüğündeki 7 Ekim saldırılarının ardından başlamıştı. İsrail'in verdiği resmi rakamlara göre ülkede çoğu sivil 1160 kişi öldürülürken yaklaşık 250 kişi rehin alınmıştı.  

Gazze Sağlık Bakanlığı, cumartesi yaptığı açıklamada bölgede en az 29 bin 606 kişinin İsrail tarafından öldürüldüğünü bildirirken bunlarından 92'sinin son 24 saatte yaşamını yitirdiğini de belirtti. 7 Ekim'den beri yaralanan Filistinli sayısıysa 69 bin 737 diye açıklandı. 

Filistin resmi ajansı WAFA'nın haberine göre, İsrail güçleri gece boyu hava, kara ve denizden başta Gazze kent merkezi olmak üzere çeşitli noktalara yoğun saldırılar düzenlemeyi sürdürdü.

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nin orta kesiminde yer alan Deyr el-Belah, Nusayrat, Ez-Zeytun, Bureyc ve El-Megazi bölgelerindeki evlere havadan ve karadan düzenlediği saldırılarda onlarca Filistinliyi öldürdü, onlarca kişiyi de yaraladı.

Söz konusu bölgelere yönelik devam eden bombardıman nedeniyle ambulanslar ölü ve yaralılara ulaşmakta büyük zorluklar yaşıyor.

Gazze'nin Sabra, Tel el-Heva ve Ed-Derec mahalleleri de yoğun topçu bombardımanına maruz kaldı ve onlarca kişi yaralandı. Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus kentinin doğu ve batı bölgeleri de İsrail'in yoğun topçu bombardımanına tanık oldu.

İsrail topçu birlikleri ayrıca Refah'ın batısındaki El-Mevasi'de yerinden edilenlerin kaldığı barınma merkezleri ve çadırların yakınına da çok sayıda top mermisi attı.

 

Independent Türkçe, AFP, AA