Uluslararası Göç Örgütü: İklim değişikliği nedeniyle yerinden edilenlerin sayısı artıyor

Derne’deki sel (IOM)
Derne’deki sel (IOM)
TT

Uluslararası Göç Örgütü: İklim değişikliği nedeniyle yerinden edilenlerin sayısı artıyor

Derne’deki sel (IOM)
Derne’deki sel (IOM)

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölge Direktörü Osman el-Belbisi, iklim değişikliğinin bölge dahilinde yerinden edilenlerin artması yönündeki yansımaları konusunda uyarıda bulundu. Şarku’l Avsat’a konuşan Belbisi, IOM’un yaklaşık 5 yıldır iklim değişikliğinin dünya çapında bireylerin yerinden edilmesi üzerindeki etkisini araştırdığını söyledi. IOM’un geçtiğimiz yıl Şarm eş-Şeyh'te düzenlenen 27. Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı’na (COP 27) katıldığını, geçtiğimiz günlerde bilhassa Libya'da yaşanan yıkıcı sel felaketinin ardından Kahire'de aynı konuyla ilgili bir çalıştay düzenlediğini bildirdi.

Belbisi’nin ifade ettiğine göre pek çok ülkeden akademisyenin katıldığı çalıştayda, iklim değişikliği kaynaklı doğal afetlerle mücadele için erken uyarı sistemlerine sahip olmanın, gelişmiş müdahale mekanizmalarının ve bu alana bütçe ayrılmasının önemine değinildi. Kuraklık ve sellere sahne olan Arap bölgesinin iklim değişikliğinden en çok etkilenen bölgelerden biri olduğu belirtildi.

Su sıkıntısı çeken 17 ülkeden 12'si Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde yer alıyor. Ülke İçinde Yerinden Edilme İzleme Merkezi’nin (IDMC) son raporlarına göre, yalnızca 2022’de Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki felaketler nedeniyle 305 bin kişi ülke içinde yerinden edildi.

Belbisi’nin ifade ettiğine göre Irak, iklim krizine karşı en savunmasız beşinci ülke konumunda. Artan sıcaklıklar, yetersiz ve azalan yağışlar, kötüleşen kuraklık ve su kıtlığı, artan kum ve toz fırtınaları ve seller iklim kaynaklı göçün artmasına neden oluyor.

IOM, 2021'in sonunda Irak'taki 19 ilden yalnızca 10'unda su kıtlığı, yüksek tuzluluk ve Irak genelindeki düşük su kalitesi nedeniyle yaklaşık 20 bin kişinin yerinden edildiğini kaydetti. Norveç Mülteci Konseyi tarafından 2021 yılında yapılan bir araştırma, kuraklıktan etkilenen bölgelerde her 15 aileden birinin iş aramak için göç ettiğini ortaya çıkardı. Dünya Bankası raporu, iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle 2050 yılına kadar yalnızca Kuzey Afrika'da yaklaşık 19,3 milyon kişinin ülkeleri içinde yerinden edileceğini öngörüyor. Ayrıca Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da 2022 yılı sonu itibariyle çatışma, şiddet ve durumların hassaslığı nedeniyle yerinden edilmiş 12,7 milyon insan bulunuyor.

Derne’deki selde en az 4 bin kişinin öldüğü öngörüsünde bulunan IOM, ilk raporlara göre aralarında 250'si Mısırlı olmak üzere 400'den fazla göçmen olduğunu bildirdi. 10 bin kişi ise hala kayıp. Kuzeydoğu Libya'daki sel nedeniyle yerinden edilenlerin sayısının yaklaşık 43 bin kişi olduğu tahmin ediliyor. Bu nedenle pek çok insan Derne’den doğu ve batı belediyelerine, çoğu ise akrabalarının yanına taşındı.

IOM Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölge Direktörü Belbisi, gıda, içme suyu, ruh sağlığı ve psikososyal destek gibi acil ihtiyaçların yanı sıra yerinden edilmiş ailelerin çocuklarının okula gitmesi ve okul malzemelerinin sağlanması konusundaki endişelerinin bulunduğunu da hatırlattı.

Belbisi ayrıca Lübnan'da giderek kötüleşen yaşam krizi konusunda uyarıda bulundu. IOM’un bu yıl gerçekleştirdiği yeni araştırma, ankete katılan 954 Lübnan vatandaşının en az yüzde 78'ininin Lübnan'dan ayrılmayı düşündüğünü gösterdi. Dörtte biri ise düzensiz göçü değerlendirmeye istekli olduklarını söyledi.

Kötüleşen ekonomik durum ışığında Lübnan, tarihindeki en büyük göç dalgalarından birine tanıklık ediyor. Suriyeliler ve Filistinlilerin yanı sıra giderek daha fazla sayıda Lübnanlı ülkeyi terk etmek istiyor. Bu insanlar deniz yoluyla Avrupa'ya geçiş sağlamak için çoğunlukla göçmen kaçakçılarına güveniyor.

Lübnan'daki en savunmasız grupların acil insani ihtiyaçlarını karşılamak için Lübnan hükümeti ve diğer ortaklar ile işbirliği yapmaya devam eden IOM, iyi göç yönetimini teşvik etme konusunda Lübnan kurumlarını destekliyor. Göçmen kaçakçılığına karşı ulusal sınır yönetimi ile arama ve kurtarma hizmetlerinin güçlendirilmesi, hayatları veya güvenlikleri risk altındaki göçmenlerin kurtarılıp onlara koruma ve yardım sağlanması da bu kapsamda yer alıyor.

Belbisi, Libya-Tunus sınırındaki göçmen krizi konusunda ise IOM’un sınırdaki 896 kişinin nakledilmesini, güneyde bulunan üç sığınma merkezinde ise 653 kişinin barınmasını sağladığını bildirdi.



Mısır’da ‘bir_kilo_tavuk’ neden trendlere girdi?

Kümes hayvan fiyatlarındaki artış Mısırlılar tarafından tepkiyle karşılandı (Tarım ve Arazi Islah Bakanlığı resmi sözcüsünün Facebook sayfası)
Kümes hayvan fiyatlarındaki artış Mısırlılar tarafından tepkiyle karşılandı (Tarım ve Arazi Islah Bakanlığı resmi sözcüsünün Facebook sayfası)
TT

Mısır’da ‘bir_kilo_tavuk’ neden trendlere girdi?

Kümes hayvan fiyatlarındaki artış Mısırlılar tarafından tepkiyle karşılandı (Tarım ve Arazi Islah Bakanlığı resmi sözcüsünün Facebook sayfası)
Kümes hayvan fiyatlarındaki artış Mısırlılar tarafından tepkiyle karşılandı (Tarım ve Arazi Islah Bakanlığı resmi sözcüsünün Facebook sayfası)

Mısır’da kümes hayvanı fiyatlarındaki artışın etkisiyle dün sabahtan (Cumartesi) bu yana X sitesinde ‘#bir_kilo_tavuk’ hashtag’i trendlerin zirvesine yer alıyor. Bir kullanıcı alaycı bir yorumda bulunarak “Elon Musk bir kilo tavuğun trend olduğunu bilseydi Mısır’da X’i yasaklardı” ifadelerine kullandı. Başka bir kullanıcı ‘Bir kilo tavuk gerçekten trendlerde kalmayı hak ediyor” dedi.

Kullanıcılara göre bazı bölgelerde bir kilo kümes hayvanının fiyatı 120 lirayı aştı. Sosyal medya kullanıcıları, geçtiğimiz saatlerde büyük bir etkileşimle, piyasada doların fiyatındaki düşüşe rağmen bu fiyat artışının neden geldiğini sorguladı.

Yerel medyaya göre, dolar kuru resmi olarak 30,85 lira seviyelerinde kalırken, karaborsada doların fiyatı cumartesi günkü işlemlerde de düşüşünü sürdürerek, cuma günkü işlemlerde 57 Mısır lirasından ortalama 53 liraya geriledi.

Sosyal medya bu düşüşü, Mısır’ın Birleşik Arap Emirlikleri ile Ras el-Hikme şehir projesini geliştirmek için 150 milyar dolardan fazla yatırım yapmaya yönelik anlaşmanın imzalanmasına bağladı. Bu durum, bazı sosyal medya kullanıcılarının kümes hayvanı pazarının bu anlaşmadan neden etkilenmediğini merak etmesine neden oldu.

Kullanıcıların çoğunluğu kümes hayvanı fiyatlarındaki artışı alaycı ve alaycı bir tavırla karşıladı. Velid isimli bir hesap, bir karton yumurtanın bir kilo tavuktan daha yüksek fiyatta olmasını ‘Anneler, çocuklarını kendilerinden daha iyi olmasını ister” diyerek alaya aldı.

İsmet Selim adlı bir hesap da bir nevi kara komedi olarak güvercin, ördek, kaz, hindi gibi diğer kümes hayvanları türlerinden bahsederek “Onları hatırlayan var mı?” diye sordu. Daha sonra başka bir hesap “Anılarımızda” diyerek cevap verdi.

Diğerleri de film ve dizilerden ilham alan komedi içerikleri yayınlayarak kümes hayvanı fiyatlarının neden olduğu gerginliği yumuşatmaya çalıştı.

Bunun yanı sıra, #bir_kilo_tavuk_göğsü_dilimleri hashtag’i, kümes hayvanı fiyatlarındaki artışla fiyatının artmasının ardından yeniden trend oldu.

Muhammed el-Beşlavi’nin hesabı, 250 liraya ulaşan tavuk göğsü fiyatına ilişkin yorumunda, fiyat artışını 35 milyar dolarlık acil provizyon içeren Ras el-Hikme anlaşmasına bağladı.

Mısır Ticaret Odaları Federasyonu kümes hayvanları bölümünün başkanı Abdülaziz es-Seyyid, Şarku’l Avsat’a “Birincisi, kümes hayvanlarının tüketici fiyatlarındaki artış, çiftlikteki fiyatlarındaki artıştan kaynaklanmaktadır. Geçtiğimiz günlerde ortalama 81 Mısır lirasına yükseldikten sonra bugün 91 Mısır lirasına ulaştı. Çiftlikteki bu artış, tüketiciye 100 ila 105 lira fiyatla ulaşmasıyla sonuçlandı, ancak bunu aşan her şey abartı ve bazı tüccarlara bağlı” dedi.

Seyyid, fiyat istikrarının maliyete dayalı olduğunu, bugünkü yükselişin arkasında yatan faktörün ise kümes hayvanı sektöründe önemli faktörlerden biri olan piyasadaki kümes hayvanı yemi fiyatlarına dayandığını zira üretim maliyetlerini ve dolayısıyla piyasadaki fiyatları doğrudan etkilediğini açıkladı. Bugün fiyatlarındaki düşüşe rağmen bu düşüşlerin hiçbir değeri yok ve gerçek bir etkisi olmadığını, farklı firmalarla ton başına hala 28 ila 31 bin Mısır lirası arasında değiştiğini, bunun da fiyatlarda farklılık yarattığı belirtti. Normal fiyatın 25 bin lirayı geçmemesi gerektiği için bu fiyatların da abartılı olduğunu vurguladı.

Seyyid “Mısır hükümetinin açıkladığı ve 35 milyar dolarlık acil tedariği içeren Ras el-Hikme anlaşmasının sonuçlarından biri olarak doların piyasaya sürülmesiyle birlikte önümüzdeki hafta dolar kurunda istikrar oluşması halinde, kümes hayvanı fiyatları buna bağlı olarak düşürecektir” ifadelerini kullandı.


Libya'daki gelişmeler donma noktasında

Başkent Trablus'ta bir sokakta ülkesinin bayrağını sallayan Libyalı bir çocuk. (AFP)
Başkent Trablus'ta bir sokakta ülkesinin bayrağını sallayan Libyalı bir çocuk. (AFP)
TT

Libya'daki gelişmeler donma noktasında

Başkent Trablus'ta bir sokakta ülkesinin bayrağını sallayan Libyalı bir çocuk. (AFP)
Başkent Trablus'ta bir sokakta ülkesinin bayrağını sallayan Libyalı bir çocuk. (AFP)

Muhammed Bedreddin Zayid

Libya'daki siyasi donukluk halini harekete geçirme girişimleri birkaç yıldır devam ediyor. Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Mareşal Halife Hafter, doğudaki kontrol bölgelerine çekildikten sonra bu doğrultudaki siyasi girişimler dondu. Nihayetinde Fransız girişimi ortaya çıktı. Ardından Birleşmiş Milletler (BM) Libya Özel Temsilcisi Abdullah Bathiliy, BM Güvenlik Konseyi’ne rutin brifingini verdi. Aynı zamanda Libya İstikrar Hükümeti (LİH) Başbakanı Usame Hammad, Bathiliy’e saldırmaya devam etti ve BM’yi onu görevden almaya çağırdı. Ülkede derinleşen dengesizlik haliyle beraber sağduyulu gelişmeler de var. Ancak bu yaşananlar her halükârda Gazze'deki patlayıcı durumla daha fazla meşgul olan bir bölgede ve dünyada gerçekleşiyor.

Fransız hamlesi

Fransız diplomasisi tarihsel olarak birbiri ardına girişimler başlatmaya ve bunu Paris yönetiminin rolünü yeniden tesis etmek için kullanmaya alışkındır. Ancak son yıllarda yaşananlar genel olarak, ilan edilen sınırlar dahilinde pek çok soruyu gündeme getirdi. Fransız hamlesi, Fransa Cumhurbaşkanı’nın Libya Özel Temsilcisi Paul Soler ve Fransa'nın Libya Büyükelçisi Mustafa Mihrac tarafından yürütülüyor. Şu ana kadar açık olan husus, içinde bulunduğumuz şubat ayının ilk haftasında Paris'te başlayan bir dizi istişare. Çoğu eski bakan olan yaklaşık 30 Libyalı siyasetçi bu istişarelere katıldı. Katılımcıların en önemlileri, yapılmayan seçimlerin eski başkan adayı Muhammed el-Gavil, eski İçişleri Bakanı Fevzi Abdulali, eski Sağlık Bakanı Naci Berakat ve eski Enformasyon Bakan Yardımcısı Halid Necm’dir.

Fransa yönetimi, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasının önünün açılmasıyla bağlantılı diğer adımlardan da bahsetti. Soler, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile yaptığı görüşmeyi, sanki bunu birçok adım takip edecekmiş gibi bir medya aldatmacasıyla süsledi.

Sorun şu ki Fransa, Libya'da ve dünyanın diğer ülkelerinde başarılı olamayan birçok siyasi girişiminin yanı sıra, Libya’ya müdahalesinden ve Muammer Kaddafi'nin devrilmesinde NATO ülkelerine liderlik etmesinden bu yana abartılı bir gürültü koparıyor. Bu, Libya'daki komşusu ve ezeli rakibi İtalya'yı tarihsel olarak endişelendiren bir durum arz ediyor. Ayrıca Roma yönetimi, Paris yönetiminin Kuzey Afrika ülkesinde attığı her adımı son derece sert bir şekilde eleştiriyor.

Fransa ve İtalya, Libya petrolü üzerinde bir pozisyona sahip olsa da son yıllarda yaşananlar, iki ülkenin rekabetinin sadece boş kasırgalar yarattığını gösteriyor. Her iki ülke de Libya sahnesini etkileyecek çok fazla bir araca sahip değil. Bir Arap kanalına yaptığı açıklamalarla sahneyi anlatan Bathiliy, Paris yönetiminin kendi girişimi hakkında gönderdiği bu mesajla ilgili olarak kendisiyle koordinasyon kurmadığını söyledi.

Bathiliy’nin açıklaması

Abdullah Bathiliy, perşembe günü BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu brifingde, Libya'nın doğusunda ve batısında yer alan ulusal kurumlar arasındaki bölünmüşlüğün devam ettiği ve kamu harcamalarını yönlendirecek onaylanmış bir ulusal bütçenin bulunmadığı konusunda uyarıda bulundu. Bu durumun, kamu fonlarının kullanımında şeffaflık eksikliğinin devam etmesine ve ülke zenginliğinin adil olmayan bir şekilde dağıtılmasına yol açtığını dile getiren Bathiliy, bu yüzden Libya ekonomisinin iç ve dış karışıklıklara maruz kalma riskinin de arttığını ifade etti. Bathiliy, güney bölgesinin uzun süredir siyasi ve ekonomik marjinalleşmeden mustarip olduğunu ve bu durumun ele alınması gerektiğini belirtti.

Burada olumlu olan iki şeyden bahsedilebilir. BM Güvenlik Konseyi'ne verilen son brifingden bu yana ateşkes anlaşmasının ihlal edilmemiş olması bunlardan biri. Ancak Bathiliy, söz konusu anlaşmanın bazı hükümlerinin uygulanmasındaki ilerlemenin siyasi durgunluk nedeniyle kesintiye uğradığına da dikkat çekti. İkinci olumlu gelişme ise Ağustos 2022'de Doha'da imzalanan Çad Barış Anlaşması’nın uygulanması kapsamında birkaç yüz Çadlı paralı asker ve yabancı savaşçının geri dönmesi.

Trablus'taki güvenlik makamları arasında devam eden çekişmeler konusunda da uyarıda bulunan Bathiliy, ülke liderlerini kendi çıkarlarını bir kenara bırakmaya ve tüm ihtilaflı konuları görüşmek üzere iyi niyetle müzakere masasına oturmaya çağırdı. Bathiliy, ülkeyi seçimlere götürecek tek bir hükümetin kurulması için kilit paydaşlar arasında acil bir siyasi anlaşmaya ihtiyaç olduğunu söyledi.

Yukarıda bahsi geçen medya röportajında Fransız girişimi hakkında konuşan Bathiliy, Libya'daki tüm kurumların yıllar önce meşruiyetlerini kaybettiğine dikkat çekti. Bathiliy, koordinasyon eksikliğine rağmen ülkenin daha fazla bölünmesini önleyecek, diyalog kuracak ve silahlı gruplar arasındaki silahlanma yarışını sona erdirecek her türlü adımı desteklediğini belirtti.

Durgunluk ve adanmışlık arasında Libya sahnesi

Mevcut Libya sahnesi, son derece tehlikeli iki boyut arasında sıkışıp kalmış olarak tanımlanabilir. Birincisi mevcut anormal durumların sürdürülmesidir. İkincisi ise bazı kayda değer gelişmelere rağmen durgunluğun ve sahnedeki etkili dış mihrakların mevcut çıkmazdan çıkışı etkilemedeki yetersizliğidir.

Batı'daki egemen güçler hegemonyalarını ayakta tutmaya devam ediyor. Bu güçler aynı zamanda yıllarca süren silahlı rekabetin yanı sıra gruplar, milisler ve çoklu güvenlik kurumları arasındaki çatışmalar esnasında tekrarladıkları aynı uygulamalarını sürdürüyor. Doğuyu kontrol eden Libya ordusu ile karşı karşıya gelindiği anda Libya birliğinin oluşacağı açık. Bu da Türk siyasi varlığının tüm siyasi, askeri ve ekonomik biçimleriyle adanışıyla doğru oranda ilerliyor.

Doğu'da siyasal İslam'a karşı olan güçler etkilerini pekiştirmeye ve muhalefetlerini teyit etmeye devam ediyor. Bathiliy bunu açıkça ifade etse de Libya Temsilciler Meclisi (TM) tarafından atanan LİH lideri Usame Hammad, Bathiliy’i defalarca eleştirdi ve görevden alınması çağrısında bulundu.

Her iki tarafta da kişisel çıkarların tezahürleri yaygın bir şekilde görülüyor. Son olarak, Hafter'in oğlunun Libya Yeniden İmar Fonu Genel Müdürü olarak atanması Batı'da büyük bir kafa karışıklığına ve kızgınlığa yol açtı. Bu tepkilerden en önemlisi, Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala’nın kınamasıydı.

Herkes, tüm bu diyaloglarda, Libya'daki siyasi durumun onsuz ilerlemesinin mümkün olmadığı iki ana konuyu görmezden gelmeye devam ediyor. Birincisi silahlı milislerin ve yabancı paralı askerlerin durumu. İkincisi ise yerleşik ve gelecekte başa çıkılması zor olan Türk varlığı ikilemi.

Bathiliy’nin açıklamasında yabancı paralı askerlere atıfta bulunulmasına rağmen, sanki sadece siyasi tarafları bir araya getirmek bu tehlikeli dosyayı kontrol altına almak için tek başına yeterliymiş gibi, paralı asker konusundan halen ikincil bir mesele olarak bahsediliyor. Bu tamamen gerçek dışıdır ve bazı siyasi tarafların bu silahlı güçlerle bağlantılı olduğu görülmektedir. Bizim değerlendirmemize göre, bu milis ikilemi kapsamlı bir vizyon ve BM Anlaşması’nın Yedinci Bölümü’ne uygun çözümler gerektirmektedir.

İkinci meseleye, yani Türk varlığı ve batı bölgesine nüfuzuna gelince, bu da ancak uluslararası varlığın durumu ve güçlerin artan rolüyle ilgili kapsamlı bir perspektiften ele alınabilir. Mevcut uluslararası durum ışığında, tüm güçlerin kartlarını açmaya ve elde ettikleri bölgesel etkiye tutunmaya istekli oldukları da unutulmamalıdır. Bu da süregelen açık krizlere ve çatışmalara çözüm bulunmasını geciktirmektedir.

Tüm bunlara rağmen kayda değer gelişmeler de var. Bunlardan en önemlisi Mısır-Türkiye açılımıdır. Bu durum büyük güçlerin gerilemesiyle birlikte uzun bir yolun kapısını açabilir. Ayrıca bu ikilemlerden bir çıkış yolu üretmek için bölgesel-uluslararası taraflar arasında değişim ve düzenlemelere yol açabilir. Fakat bu durumun olgunlaşması biraz zaman alabilir.


Lübnan'da kadın cinayetleri artıyor: 2023'te 21 kadın eşleri tarafından öldürüldü

Lübnan'da kadın derneklerinin "Sabrın Sınırı Var" protestosu (Yeter Derneği)
Lübnan'da kadın derneklerinin "Sabrın Sınırı Var" protestosu (Yeter Derneği)
TT

Lübnan'da kadın cinayetleri artıyor: 2023'te 21 kadın eşleri tarafından öldürüldü

Lübnan'da kadın derneklerinin "Sabrın Sınırı Var" protestosu (Yeter Derneği)
Lübnan'da kadın derneklerinin "Sabrın Sınırı Var" protestosu (Yeter Derneği)

“Kız kardeşim 10 yıl boyunca kocasından eziyet gördü. Ondan ayrılmaya karar verince de kocası onu öldürdü!” Lübnanlı Emire Muğniye'nin kız kardeşi Ümmü Ali, bu sözlerle kız kardeşinin acısını özetliyor. Emire Muğniye, geçtiğimiz haziran ayında Avustralya'da kocası tarafından öldürülmüş ve üç çocuğu yetim kalmıştı.

Ümmü Ali Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Kız kardeşim 19 yaşında evlendi ve kocasıyla birlikte Avustralya’ya gitti. Evli kaldığı yıllar boyunca kocası kardeşimin evden çıkmasını ve herhangi biriyle iletişim kurmasını yasaklamaya varana kadar her türlü baskıyı yaptı. Boşanma talebinde bulunduğunda kocası reddetti, bu yüzden her iki aileden taraflar arabuluculuk yapmak için araya girdi ancak sonuçsuz kaldı. Daha sonra kardeşim ondan ayrılıp çocuklarıyla başka bir evde yaşamaya karar verdi. Burada tehditlerini artırmaya başladı ve çocuklara bakması için kardeşime para vermeyi reddetti, ancak işlerin cinayet noktasına varmasını beklemiyorduk.”

Emire ondan ayrıldıktan sonra boşanma prosedürlerini başlatmıştı ve kız kardeşine göre “bu iş kolay değildi, sanki kadının boşanmak için ölmesi gerekiyordu.” Ümmü Ali açıklamalarına şöyle devam etti: “Mahkemeden boşanma davasının başlayacağına dair tebligat alınca kardeşimi öldürdü. Eski kocasının evinde boğularak öldürülmüş halde bulundu ve şu ana kadar kocasının onu nasıl evine çektiğini bilmiyoruz... Eski kocası soruşturmaların sonucunu beklerken cezaevinde tutuluyor.” Ümmü Ali, kardeşinin eski kocasının yaptığını hâlâ inkar ettiğini ve aklının başında olmadığını göstermeye çalıştığını kaydetti.

Emire kocası tarafından öldürülen ilk kişi olmadığı gibi son kişi olacak gibi de görünmüyor. Kendisi, 2023'te Lübnan'da ve yurtdışında kocaları tarafından öldürülen 21 Lübnanlı kadından biri. “Şiddet ve İstismar Yeter” derneğine göre bu yılın ilk ayında bir suç daha kaydedildi. Bunlar arasında kadınlara yönelik baskılar sonucunda gerçekleşen çok sayıda cinayet ve intihar girişimi de yer alıyor.

Lübnan'da ortaya çıkarılan aile içi suçların çoğu kadınları hedef alsa da çok küçük bir yüzdeyle de olsa erkeklere karşı işlenen suçlar da kayıtlara geçiyor. Bu suçların en sonuncusu geçen yılın sonunda gerçekleşti ve bu olayda bir kadın, kocasını yemeğine zehir koyup öldürdükten sonra cesedini asitle eriterek ortadan kaldırdı. Bu suç Lübnan toplumunda geniş çapta kınanırken, Yeter Derneği sorunun suçlar arasındaki ayrımcı tepkiden kaynaklandığını düşünüyor ve Facebook hesabında da bu konuya dikkat çekerek şunları söyledi: “18 Eylül'de bir kadın kocasına karşı haksız ve kınanacak bir suç işledi ancak kadın cinayetlerinde medya ve toplumsal tepkiyi hiç görmedik. Söz konusu olay haber bültenlerinde üst sıralarda yer aldı ve sosyal medyada geniş çapta yayıldı, sanki amaç cinayetin kendisine ışık tutmak değil, failin kadın olduğu gerçeğini vurgulamakmış gibi.” Dernek, açıklamasında, “2019'da eşi gümrük denetçisi Charbel El Haber tarafından öldürülen mağdur Rana Baino vakasında olduğu gibi, kadınlara karşı işlenen suçlarda yargının her zaman kocayı beraat ettirmek için hafifletici nedenler aradığını kaydetti.

Bu bağlamda Yeter Derneği Yöneticisi Zoya Greedini, kadına yönelik suçlardaki artışın nedenlerini Şarku'l Avsat'a anlattı. Greedini “Ekonomik ve sosyal kriz ve güvensizliğin yanı sıra bunun temel nedeni, erkeklerin kadınlar ve aile üzerindeki otoritesini yücelten, böylece erkeklerin kendilerini doğrudan sorumlu görmelerini ve hareket etme hakkına sahip olmalarını sağlayan Kişisel Statü Kanunu'nda / Şahıs Hukukunda yattığını” belirtti.

Greedini, “2023'te suç sayısının önceki yıllara göre arttığını” vurgulayarak, aynı zamanda bu suçların sosyal medyada ve medyada konuşulacak kadar aydınlatılması ve farkındalığın artırılmasının önemli olduğuna dikkat çekti.

sbfrb
Anneler, eşleri tarafından öldürülen kızlarının haklarını aramak için gösteri yaptı (Yeter Derneği)

Greedini, Lübnan’daki kadınlar arasındaki intihar vakalarına odaklanıyor. Ancak diğer yandan, kadınlara yönelik istismar sonrasında yardım istemek için bu konularla ilgilenen derneklere başvuran vakaların sayısının da gösterdiği gibi, Lübnan toplumunda daha fazla farkındalık oluştuğuna inanıyor.

Bu suçlarla ilgili yargılamalarda, duruşma ve soruşturmaların ertelenmesiyle ortaya çıkan bir soruna dikkat çekti ki bu, suçların azalmasına değil artmasına neden olunması. Lübnanlı Rula Yakub olayı buna bir örnek teşkil ediyor. Çünkü olayda kararın verilmesinden önce soruşturmanın 7 yıl sürdü. Greedini, “Dolayısıyla bu kişileri caydırmak için hâlâ aileye yönelik özel yargılamalar talep ediyoruz.” Dedi.

Greedini, Yeter Derneği avukatlarının bu davaları takip edip etmediğine ilişkin soruya ise şu yanıtı verdi: “Bu mağdurun ailesine bağlı. Biz onlarla iletişim kuruyoruz ve yardım teklif ediyoruz. Bazıları cevap veriyor, bazıları özel avukatla takibi tercih ediyor, bazıları ise daha fazla belaya bulaşmamayı tercih ediyor”.

Justicia Kurumu Başkanı Avukat Dr. Paul Morcos ise bu suçların artmasının nedenlerini ve azaltılması için hukuki açıdan neler yapılması gerektiğini anlatarak Şarku’l Avsat’a şunları söyledi: “Kadına yönelik aile içi şiddet olaylarının cinayet noktasına kadar varması, birçok toplumun karşı karşıya olduğu ciddi bir sorun ve Lübnan'da da bu sorun kötüleşmeye devam etmekte. Bu, olayların tüm kocalara teşmil edilmesi ve hepsinin kınanması anlamına gelmez.” Morcos, “bu suçların ağırlaşmasında ve teşvikinde rol oynayan faktörlere işaret etti ve bunlar arasında cinsel ayrımcılık, gücün kötüye kullanılması, bilinç, bilim ve kültür eksikliği, ekonomik baskılar, sosyal ve dini bilinçteki gerilik ve başka durumların yer aldığını” kaydetti.

Yasal açıdan bakıldığında Morcos, Lübnan'da genel olarak kadınları, özellikle de onları aile içi şiddetten koruyan yasalar çıkarılmış olmasına rağmen (kadınları ve diğer aile üyelerini bu tür şiddetten korumaya yönelik yasa dahil) bununla etkili bir şekilde mücadele etmek için çeşitli adımlar atılması ve önlemler alınması gerektiğini kaydetti. Bunlardan en önemlisinin “aile içi şiddetle ilgili birimlerin kurulması ve takibi, caydırıcılığı artıracak cezaların sıkılaştırılması, toplumun tüm kesimlerinin bilinçlendirilmesi ve eğitilmesi, yürürlükteki yasaların uygulanması ve öngörülen mekanizmaların hayata geçirilmesi için çalışmak” olduğunu belirtti. Bunun yanında, kadınları güçlendirmenin yanı sıra, mağdurları maddi ve manevi olarak desteklemek, cinsiyet eşitliğini teşvik etmek ve kadına yönelik şiddeti teşvik eden Lübnan kültürel inançlarını ve sosyal çevreye göre değişen diğer konuları değiştirmek gerektiğini belirtti. Morcos, “kadına yönelik aile içi şiddetin ciddi bir küresel sosyal sorun olduğunu ve bununla mücadelenin birçok zorlukla karşı karşıya olduğunu, bu sorunun kadınlara ve kız çocuklarına hitap etmek ve onları güçlendirmek için çeşitli tarafların entegre ve sürdürülebilir çabalarını gerektirdiğini” ifade etti. Bunun da “ülkelerin, hükümetlerin ve toplumların söz konusu problemi ortadan kaldırmak için iş birliği yapmasını ve kadın mağdurlara koruma ve destek sağlamasını gerektirdiğini” belirtti.


Hamas'ın Gazze'nin yönetiminden vazgeçme arzusunun arkasında ne var?

İnsanlar Refah'ta İsrail bombardımanının yol açtığı yıkımı inceliyor (AFP)
İnsanlar Refah'ta İsrail bombardımanının yol açtığı yıkımı inceliyor (AFP)
TT

Hamas'ın Gazze'nin yönetiminden vazgeçme arzusunun arkasında ne var?

İnsanlar Refah'ta İsrail bombardımanının yol açtığı yıkımı inceliyor (AFP)
İnsanlar Refah'ta İsrail bombardımanının yol açtığı yıkımı inceliyor (AFP)

İzzeddin Ebu Ayşe

Gazze'de beş ay süren şiddetli savaşın ardından Hamas hareketi, özellikle de Şerid'i yönetme konusunda kendisini büyük bir çıkmazda hissediyor gibi görünüyor. İsrail, Hamas yönetimden vazgeçinceye kadar mücadeleyi sürdürmekte ısrar ediyor. Bu durum hareketin Gazze’de yönetimden tamamen vazgeçtiğini açıkça ima etmesine neden oldu.

Hamas Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Musa Ebu Merzuk, alışılmadık bir şekilde ve net ifadelerle şunu söyledi:

Biz Gazze Şeridi'ni yönetmekle ilgilenmiyoruz. Teknokratik bir hükümetin kurulmasını destekliyoruz.

Ebu Merzuk'un açıklaması, Hamas'ın savaşın "ertesi günü" için öne sürdüğü ilk vizyondur. Siyasi gözlemci Zeyd el-Eyyubi, hareketin, başta yeniden inşa meselesi olmak üzere pek çok nedenden dolayı savaştan sonra Şerit'teki hakimiyetini sürdüremeyeceğinin ve bunun yerel halk veya uluslararası toplum tarafından kabul edilemeyeceğinin farkına vardığını düşünüyor.

Ebu Merzuk’un açıklaması şöyle:

Hamas, Gazze'yi yönetmeyi hedef olarak görmüyor. Uzun süredir Filistin Yönetimi'ne Gazze Şeridi'ndeki misyonunu üstlenmesi çağrısında bulunuyoruz ama tek bir talebimiz var; o da Filistin halkının ulusal haklarından taviz vermemek. Ulusal birlik hükümetinin kurulmasına iştirak ettiğimiz 2017 yılından bu yana, Filistin halkının kabul ettiği her şeyi itirazsız kabul edeceğimizi açıkladık. Bu, Gazze ve Batı Şeria'da başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletini desteklediğimiz anlamına geliyor. Hamas'ın kanaatleri farklı ve denizinden nehrine kadar tüm topraklarda bir Filistin devletini temsil ediyor, ancak sahnenin gereksinimleri değişti.

Gerçekler, Hamas'ın bu öneriyi birkaç hafta önce düşünmediği, aksine hareketin Gazze'de iktidarda kalmaya kararlı olduğu ve bunun için uluslararası garantiler talep ettiğini gösteriyor. Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye, saldırının ardından Gazze Şeridi'nde kaos olmayacağını, devlet kurumları ve güvenlik teşkilatlarının hâlâ ayakta olduğunu ve çalışmalarını en güzel şekilde yaptıklarını söyledi. Ancak bu açıklama saha özelinde gerçekçi değil.

Baskı

Hamas’ın Gazze'nin yönetiminden resmi olarak çekilmeye hazır olduğunu duyurmasına neden olan birçok faktör bulunuyor. Bu faktörler arasında, İsrail'in harekete büyük askeri baskı uygulaması ve örgütün askeri kanadını dağıtmakla tehdit etmesi ve Tel Aviv'in güvenlik kontrolünü orduya devretme kararlılığı gibi unsurlar yer alıyor.

Filistin faktörleri arasında yerinden edilenlerin maruz kaldığı yıkım ve felaket, Kuzey Gazze'deki sakinlerin açlık durumu, sivillerin ateşkes talebi ve Hamas aleyhindeki uluslararası baskı gibi unsurlar bulunuyor. Bu faktörler, Hamas'ın iktidara bağlılığına yönelik halk tepkisi olarak belirgin bir şekilde ortaya çıktı.

Her halükarda, Hamas'ın iktidarı bırakıp teknokratik bir hükümete görevi devretme arzusunu açıklaması, Heniyye ve siyasi ekibinin Gazze'de savaşın nihai olarak durdurulmasını da içeren insani bir ateşkes tesis etmek için yaptığı görüşmelerle aynı zamana denk geldi.
Siyasi araştırmacı Zeyd el-Eyyubi, "Gazze'de Hamas'a alternatif bir yapı oluşturulmadıkça savaşın sonu gelmeyecek. Öyle görünüyor ki, çatışmalardan bitkin düşen hareket, arabulucuların konuyu kendilerine açıklamasından sonra durumu fark etti ve Hamas liderleri iktidarın terk edilmesini teşvik etmeye başladı." diyor.

Savaşın durdurulması konusunda bir atılım olduğunu söyleyen Ebu Merzuk, “Hamas Gazze'deki İsrail ordusunun uyguladığı soykırımın durdurulması ve Kuzey Gazze'ye sığınanların geri dönmesi için savaşın durdurulmasını talep ediyor. Bu iki şart, müzakereler sırasında karşılanabilir.” dedi.

Hizipsel bir toplantı ve teknokratik bir hükümet
Hareketin Gazze'de yönetimden vazgeçmeye hazır olması, Rusya'nın tüm Filistin fraksiyonlarını Moskova'da bir araya getirme çağrısı ile aynı zamana denk geldi. Bu toplantının amacı, bölünmeyi sonlandırmak, teknokratik bir hükümet kurmak ve Hamas’ın Filistin Kurtuluş Örgütü'ne (FKÖ) katılmasını ele almak.

Rusya'nın tüm Filistin fraksiyonlarını Moskova'da bir araya getirme çağrısı, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın, Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad Al Sani ile bir araya gelmesinin ardından yapıldı. Bu görüşmede, teknokratik bir hükümet kurma, Hamas'ı Filistin Kurtuluş Örgütü'ne katma ve İsrail ile imzalanan anlaşmalara bağlılık konularında uzlaşma sağlanması amaçlandı.

Bu konuda, Filistin Kurtuluş Örgütü Merkezi Komite Üyesi Azzam el-Ahmed, şunları söylüyor:

Hamas ile birlik peşindeyiz. Hareketin bizle anlaşması için sahaya inmesi ve ön şartları kabul etmesi gerekiyor. Hamas, FKÖ'nün siyasi programını ve direniş meselesine ilişkin anlayışı kabul etmelidir. Biz halk direnişinden başka hiçbir şeye değil, tek yasaya, tek sisteme ve tek silaha bağlılık çağrısında bulunuyoruz. Hamas dünya tarafından istenildiği gibi bir teknokrat hükümete gitmeli ve otorite Abbas olmalı. Bu şekilde Gazze Şeridi'ni yönetebilir ve yeniden inşa edebilir.

İsrail baskısı ve alternatif çözümler
Teknokratik bir hükümete razı olan Hamas hâlâ inatçı ve Abbas'ın otoritesini istemiyor. Hamas Siyasi Büro Üyesi Hüsam Bedran, "Hükümetin otoritesi Filistinli gruplar olmalıdır. Bu otorite hükümetin performansını izleyen ve hükümeti her türlü kusurdan sorumlu tutan ulusal bir otorite olmalıdır." diyor.

Hamas ile Fetih arasında hala bir boşluk bulunsa da Moskova'nın bu sorunu çözmeye çalışması bekleniyor. Ne var ki Hamas’ın Gazze yönetiminden vazgeçmesi, aynı zamanda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun "sonraki gün" savaş planını açıklaması ile eş zamanlı geldi. Bu plan Filistin Yönetimi'nin Gazze Şeridi'ndeki rolünü dışlamıyor ancak Hamas'a alternatif çözümler üretmeye çalışıyor.

İsrail Savaş Kabinesi Bakanı Benny Gantz, "Hamas iktidarda olamaz, İsrail de iktidarda olmamalıdır. Şerit'te bölgesel olarak desteklenen yerel Filistinlileri de kapsayacak bir sivil yönetim olmalı. İsrail, Gazze Şeridi'nin tamamında gelecekteki her durumda üstünlüğünü ve operasyonel yeteneklerini koruyacak, bu da Hamas unsurlarının Şeridi veya İsrail ordusunun faaliyet gösterdiği yerleri kontrol etmek için geri dönmesine izin vermeyecektir." dedi.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


DEAŞ yılın başından bu yana Suriye’de 100’den fazla kişiyi öldürdü

DEAŞ 2013’teki hezimete rağmen saldırılarına devam ediyor (AFP)
DEAŞ 2013’teki hezimete rağmen saldırılarına devam ediyor (AFP)
TT

DEAŞ yılın başından bu yana Suriye’de 100’den fazla kişiyi öldürdü

DEAŞ 2013’teki hezimete rağmen saldırılarına devam ediyor (AFP)
DEAŞ 2013’teki hezimete rağmen saldırılarına devam ediyor (AFP)

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) terör örgütü DEAŞ’ın fiili yenilgisine ve 2019 yılında Suriye topraklarının tüm coğrafi bölgesi üzerindeki kontrolünün sona ermesine rağmen 2024’ün başından bu yana Suriye topraklarında gerçekleştirdiği 50 saldırıda 100’den fazla sivil ve askeri öldürdüğünü açıkladı.

SOHR, bu hücrelerin ‘ani saldırılar düzenlemeye ve mayın yerleştirmeye dayalı olarak, rejim güçlerinin ve onlara bağlı militanların saflarında ölümlere yol açtığını ve söz konusu saldırılar sırasında sivillerin hayatını kaybetmesine neden olduğunu’ açıkladı. Öte yandan rejim güçleri ve ona bağlı milislerin gerçekleştirdiği karşı operasyonlar devam ederken, Rus Hava Kuvvetleri son dönemde DEAŞ üyelerinin Suriye çölünde saklandığı bölgelere yönelik operasyonlarını artırdı.

SOHR istatistiklerine göre, yılın başından bu yana DEAŞ hücreleri çölde 50 ayrı saldırı düzenledi. Fırat’ın batısı ile Deyrizor çölünde, Rakka’da ve Hums’ta pusu, silahlı saldırı ve patlamalara şahit olundu.

SOHR’a göre, Suriye çölündeki çatışmalar sırasında ölenlerin sayısı 2024’ün başından bu yana 133’e ulaştı. Bunların 17’si DEAŞ üyelerinden, 101’i Esed güçleri ve onlara bağlı milislerden, 13’ü Suriye uyruklu İran yanlısı milislerden ve 5’i ise çöl mantarı toplayan sivil köylülerden oluşuyor.

SOHR, Deyrizor kırsalında düzenlenen 16 saldırıda, 7 İran yanlısı milis, iki örgüt üyesi dahil olmak üzere 27 unsurun yanı sıra mantar toplayan iki sivilin hayatını kaybettiğini kaydetti. Humus çölündeki 27 saldırıda, 3 İran yanlısı milis ve 12 örgüt üyesi olmak üzere toplam 50 silahlı kişi ve 6 sivil öldürüldü. Rakka çölündeki 3 saldırıda ise 11 unsur ve 3 örgüt üyesinin öldürülmesiyle sonuçlandı. Ayrıca Hama çölünde 10 askerin, biri çocuk 7 sivilin ölümüyle sonuçlanan 3 diğer saldırı, Halep çölünde ise İran yanlısı 3 milisin ölümüyle sonuçlanan bir saldırı düzenlendi.


İsrail’in akılsızlığı ile İran’ın ‘akılcılığı’ arasında kalan bölge

İki Filistinli, 23 Şubat’ta İsrail tarafından Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta bir eve düzenlenen saldırı mahallinde oturuyor (Reuters)
İki Filistinli, 23 Şubat’ta İsrail tarafından Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta bir eve düzenlenen saldırı mahallinde oturuyor (Reuters)
TT

İsrail’in akılsızlığı ile İran’ın ‘akılcılığı’ arasında kalan bölge

İki Filistinli, 23 Şubat’ta İsrail tarafından Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta bir eve düzenlenen saldırı mahallinde oturuyor (Reuters)
İki Filistinli, 23 Şubat’ta İsrail tarafından Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta bir eve düzenlenen saldırı mahallinde oturuyor (Reuters)

Elie el-Kusayfi

Son on yılda, özellikle Suriye’de ‘Arap Baharı’ olaylarının patlak vermesiyle birlikte şu kanaat hâkim oldu: Mağrip’te meydana gelen başlıca değişikliklerden biri, bölgenin toplumları arasındaki geniş kesimlerin, siyasi özgürlükleri ve yaşam standartlarının gelişmesi pahasına Arap-İsrail çatışması mantığının esiri olarak kalmak yerine, iç meselelerine yönelmesidir.

Bu noktada birbirine tamamen zıt iki eğilim ortaya çıktı. Bunlardan birincisi, ‘Direniş Ekseni’nin görüşüydü. Bu görüşe göre olan bitenler, İsrail’e düşman ülkelerde kargaşa çıkarmayı ve bu ülkeleri ‘temel meseleden’ uzaklaştırmayı hedefleyen bir dış yönlendirmeyle gerçekleşiyor. Buna karşılık kadim bir görüş yeniden ön plana çıktı. Bu görüşe göre de ‘çember ülkelerdeki’ siyasi değişim, Filistin meselesini istismar dairesinin dışına çıkarıyor ve böylece Filistinlilerin haklarını destekleyecek ‘dürüst’ ve etkili bir toplumsal ve siyasi dinamik oluşturuyor.

Ancak her iki durumda da Hamas dahil hepsi, iç çatışmalara ve savaşlara girdi. Filistin meselesi, olayların ve dikkatlerin odağı olmaktan uzaklaştı. Gerçi bu çatışmaların ana başlıklarından biri, İsrail’le yüzleşmeye ilişkin ‘resmî’ anlatı ile bu ‘meselenin’ devlet ve Direniş partileri tarafından, kapalı ve katı siyasi ve toplumsal sistemler inşa etmek için istismar edilmesine karşı çıkan anlatı arasındaki zıtlıktı.

Bu durum şimdi değişti ve ‘Arap Baharı’ başarısızlığının ardından Filistin meselesi, 7 Ekim saldırısıyla yeniden ekranlara döndü. Ama Mağrip halklarının başına gelen felaketlere ek olarak Gazze’de yaşanan yeni ve büyük bir felaketle…

Ancak bu dönüş, birikmiş felaket sahneleriyle ve bunun ruhlarda doğurduğu, bölgenin bitimsiz ve nesilden nesle felaketler içinde yaşamaya mahkûm olduğu izlenimiyle sınırlı değil. Gazze Şeridi’ndeki cehennemî savaş ile tüm bölgenin ve Mağrip’in ötesinin geleceği arasındaki bağlantıya bakıldığında bu, aynı zamanda önemli bir siyasi dönüş.

İsrail, Hamas’ı ortadan kaldırmanın ‘nihai çözüme’ bir giriş olduğu yönünde bir anlatı sunmaya çalışıyor, ancak pratikte  ‘nihai çözümün’ temellerini baltalıyor

Bununla birlikte bu bağlantı, sorunlu bir bağlantı ve satır aralarında pek çok soru barındırıyor. Bu sorulardan belki de en öne çıkanı şu: İsrail savaş makinesi, 7 Ekim saldırısına tepki olarak Hamas’ı ortadan kaldırma bahanesiyle Filistin’e yönelik saldırısını kontrolsüzce derinleştirirken, Gazze’de yaşanan ve dur durak bilmeyen böyle bir trajediden nasıl istikrar ve barış doğabilir?  İsrail’deki sağcı hükümetin kaç Filistinlinin kanı dökülürse dökülsün, Gazze’deki savaşını sürdürmesi için kendisine sağlanan uluslararası himayeden, özellikle de ABD’nin korumasından son ana kadar yararlanmaya çalışacağı ortada. Açıklanan hedef, Hamas’ı ortadan kaldırmak olsa da esasında bu savaş, İsrail’in Filistinlilerin haklarını baltalamaya ve ‘nihai çözüme’ yönelik her türlü ışığı söndürmeye yönelik sağcı politikalarının ileri bir halkasını temsil ediyor.  

dfver
23 Şubat’ta Sana’da düzenlenen ‘Gazze’ye Destek’ yürüyüşü sırasında yapay bir füze taşıyan Yemenli bir çocuk (AFP)

Bir diğer deyişle, İsrail’in sözde Hamas’ı dağıtma çabası, aslında Gazze Şeridi’nde, Batı Şeria’da ve Kudüs’te yeni bir saha ve siyaset gerçekliği oluşturarak Filistinlilerin haklarını ortadan kaldırma çabasıdır. Bu da Filistinlilerin siyasi ve toplumsal varlığını giderek zayıflatıyor, umut edilen devletlerini tamamen yok ediyor ve doğsa bile bu devleti zayıf, parçalanmış ve gerçek bileşenlerden yoksun olarak doğacak hale getiriyor.

Yani İsrail, Hamas’ı ortadan kaldırmanın ‘nihai çözüm’ arayışını başlatan adım olduğu yönünde bir anlatı sunmaya çalışsa da aslında pratikte ve Hamas’ı dağıtma kisvesi altında bu ‘nihai çözümün’ temellerini baltalıyor, onu daha da uzaklara savuruyor. Bu yüzden Gazze’deki savaşın bitmesinin bölgeyi hızla bir kıyıdan diğer kıyıya, yani kargaşa, savaş ve felaket kıyısından istikrar, barış ve refah kıyısına taşıyacağı düşüncesine asla bel bağlayamayız. Hele de çatışma için adil ve sürdürülebilir bir çözüm arayışında olan ‘aklı başında’ bir İsrailli alternatif yokken. Halbuki mevcut savaş, bu çatışmanın yansımalarının Filistin topraklarıyla sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi içine alacağını gösterdi.

Bu alternatif, İsrail’de hiçbir zaman köklü bir seçenek olmasa da İsrail’de Binyamin Netanyahu liderliğindeki gibi aşırılık yanlısı gündemlere sahip bir hükümet hiç iktidara gelmemişti. Netanyahu hükümetinin kararları, İsrail siyasi toplumunda giderek genişleyen bir kesim tarafından bile ‘akıl almaz’ olarak nitelendiriliyor. Bununla birlikte bu niteleme, Filistinlilerin hakları için duyulan endişeden değil, İsrail’in Filistinlilere bir hak payı verilmesi gibi stratejik çıkarlarından farklı bir vizyondan kaynaklanıyor.

İran, bölgede nüfuzunu Filistin’i özgürleştirmek için yaydığını söylese de bölge halkları arasındaki geniş kesimler, Tahran’ın Filistin söylemini bölgede yayılmacı stratejisini gerçekleştirmek için benimsediğini düşünüyor

İsrail açısından durum bu. Duruma bir de İran açısından bakalım.

İran Dışişleri Bakanı, İsraillilerle tek ortak paydanın ‘iki devletli çözüme’ itiraz olduğunu söyledi. İran, bu savaş esnasında benzersiz bir ‘akılcılık’ örneği sergiledi. ‘Akılcılık’, bölgenin çıkarı için değil de İran’ın bölgede yayılmaya dayalı çıkarı için benimsendiği sürece bölgedeki krizin diğer yüzüdür. Bu yüzden bölge halklarının geniş kesimleri bu ‘akılcılığı’ salt fırsatçı bir akılcılık olarak görüyor.

Bu savaşta İran’ın ‘akılcılığı’, savaşın yayılmasını istememesinde, yani bölgesel bir çatışmaya dönüştürecek şekilde savaşa doğrudan müdahil olmamasında kendini gösterdi. Ancak Tahran, kendini savaştan uzak tutmakla birlikte, kontrol iplerini elinde tutarak bölgedeki vekillerini bu savaşa sevk etti ve onları kâh saldırıya teşvik etti kâh dizginledi. Bu durum, en açık şekilde Irak’ta görüldü. Burada İran’a bağlı örgütlerin ABD’nin çıkarlarına yönelik saldırıları, İran’ın ‘durum değerlendirmesine’ bağlı olarak artma ve azalma arasında değişiklik gösterdi.

hnyt
25 Ocak’ta Bağdat’taki Amerikan saldırısında öldürülen bir Ketaib Hizbullah savaşçısının cenaze töreninde bulunan Haşd-i Şabi unsurları (AP)

Bu stratejisi sayesinde İran, savaşın doğrudan sonuçlarından korunabildi. Aynı zamanda kendisini Gazze’yi kan denizinde boğan İsrail’in sürüklendiği gayriahlaki konumun aksine ahlaki bir konuma da yerleştirmeye çalıştı. Bir diğer deyişle, İsrail karşıtı söyleminin zaferini ve üstünlüğünü göstermeye ve ülkelerine müdahale ettiği, küçük büyük iç savaşlarına doğrudan ve/veya vekilleri aracılığıyla katıldığı, bölgesel ve uluslararası nüfuz mücadelesinde başarısızlığın ve çöküşün eşiğine getirdiği bölge haklarının yıllar boyu ona yönelttiği suçlamalardan kendini aklamaya çalıştı.

Her ne kadar İran, bölge genelinde vekillerini konuşlandırıp desteklemek suretiyle bölgedeki nüfuzunu yaymasının Filistin’i kurtarmak için olduğunu söylese de Arap bölgesi halklarının geniş kesimlerindeki hâkim kanaat, Tahran’ın Filistin söylemini aslında bölgede yayılma stratejisini hayata geçirmek için benimsediğidir.

İsrail’in akılsızlığı ile İran’ın ‘akılcılığı’, Filistin-İsrail çatışmasının makul tek çözümüne, yani iki devletli çözüme karşı çıkma noktasında buluşuyor

Mevcut savaş bağlamındaki ana noktalardan biri şu: İsrail’in akılsızlığı ile İran’ın ‘akılcılığı’, Filistin-İsrail çatışmasının makul tek çözümüne, yani iki devletli çözüme itiraz etme noktasında buluşuyor. Bu, İran ‘akılcılığını’ ortaya koyuyor ve bir kez daha bölgenin, özellikle de Mağrip ülkelerinin geleceğine dair soruları akla getiriyor. Filistinlilere yönelik şiddet dinamiğini Gazze’de, Batı Şeria’da ve (Ramazan ayında Arap Müslümanların Mescid-i Aksa’ya erişiminin kısıtlanmasıyla birlikte) Kudüs’te en uç noktalara taşımaya çalışan İsrail’in akılsızlığı ile yayılmasını bölgenin İsrail’e karşı stratejik çıkarlarının merkezinde yer alacak şekilde yeniden tanımlamak için mevcut savaştan faydalanmaya çalışan İran’ın akılcılığının bu kesişim noktasında bölgenin geleceğinin ne olacağı merak konusu.

frgbrfb
16 Şubat’ta Lübnan’ın güneyinde bir komutanlarının cenaze törenine katılan Hizbullah savaşçıları (AFP)

Bu bölgenin halkları, zorla ve şiddet yoluyla siyasetten alıkonduktan ve son yirmi yıldır İran akılcılığının bedelini ödedikten sonra öylesine tükendi ki parçalanmış ülkelerinin geleceğinin şekillendirilmesine nispeten de olsa katılmaya artık takatleri yok. Hal böyleyken Suriye’den Lübnan’a, Irak’tan Yemen’e kadarki Arap topraklarında nüfuz mücadelesi devam ediyor ve yeni biçimler alıyor.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Mısır basını, Gazze'de ateşkes sağlanması hedefiyle Doha'da müzakerelerin yeniden başladığını duyurdu

İsrail'in saldırılarını sürdürdüğü Gazze'de can kaybı 29 bin 692'ye yükseldi (AA)
İsrail'in saldırılarını sürdürdüğü Gazze'de can kaybı 29 bin 692'ye yükseldi (AA)
TT

Mısır basını, Gazze'de ateşkes sağlanması hedefiyle Doha'da müzakerelerin yeniden başladığını duyurdu

İsrail'in saldırılarını sürdürdüğü Gazze'de can kaybı 29 bin 692'ye yükseldi (AA)
İsrail'in saldırılarını sürdürdüğü Gazze'de can kaybı 29 bin 692'ye yükseldi (AA)

Mısır'daki yönetime yakın el-İhbariyye haber kanalı, güvenilir kaynaklara dayandırdığı haberinde, Katar'ın başkenti Doha'da Gazze Şeridi'nde ateşkes sağlanması amacıyla uzmanlar düzeyinde müzakerelere başlandığını duyurdu.

Müzakerelerin ne zaman başladığı ve gelişmelere dair ayrıntılı bilgi verilmezken, konuya ilişkin diğer ilgili taraflardan henüz resmi bir açıklama yapılmadı.

Ayrıca haberde, Doha'daki görüşmelerin ardından toplantıların Kahire'de devam edeceğine işaret edildi.

Öte yandan İsrail Kanal 12 televizyonu, İsrailli bir yetkiliden aktardığı bilgide, Gazze'de alıkonulan esirlerin serbest bırakılması için görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ayrıca, tüm ayrıntıları görüşmek üzere gelecek birkaç gün içinde Katar'a bir heyet gönderileceğini duyurdu.

İsrail resmi televizyonu ise, Kahire'de daha önce yapılan görüşmelerde, esir takası için Hamas'ın Gazze'de savaşın bitirilmesi şartında ısrar etmiş olduğunu hatırlattı.


Kuzey ve Güney Gazze’de devam eden çatışmalar… Yeni bir ‘Mogadişu’ uyarısı

Dün Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta İsrail’in hedef aldığı bir bölgedeki Filistinliler (Reuters)
Dün Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta İsrail’in hedef aldığı bir bölgedeki Filistinliler (Reuters)
TT

Kuzey ve Güney Gazze’de devam eden çatışmalar… Yeni bir ‘Mogadişu’ uyarısı

Dün Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta İsrail’in hedef aldığı bir bölgedeki Filistinliler (Reuters)
Dün Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta İsrail’in hedef aldığı bir bölgedeki Filistinliler (Reuters)

İsrail’in savaşının 141’inci gününde Gazze Şeridi’nin kuzey ve güney bölgelerinde çatışmalar yoğun bir şekilde devam ederken, ABD İsrail’i Gazze Şeridi’nin yeni bir Mogadişu olmasına karşı uyardı.

İsrail ordusu, dün Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Ez-Zeytun mahallesinde ve güneydeki Han Yunus’ta şiddetli çatışmalara girdiğini duyurdu.

Ordu Sözcüsü, askerlerin Han Yunus’un batısında savaşmaya devam ettiğini ve bölgede saldırılarını yoğunlaştırdıklarını söyleyerek, buradaki onlarca altyapıya baskın düzenlediklerini kaydetti.

Sözcü, ordu güçlerinin Hamas üyelerini öldürdüklerini, tüneller bulduklarını ve Hamas’ın savaş kompleksine dönüştürdüğü çok sayıda binayı yıktıklarını söyledi. Ayrıca havan mermileri, dolu şarjörler, kalaşnikof tüfekleri, mermiler, el bombaları, patlayıcılar, insansız hava araçları (İHA), RPG fırlatıcıları, parça tesirli bombalar ve iletişim cihazları bulunduğunu belirtti.

dsfb
İsrail’in dün Refah’ta hava saldırısıyla hedef aldığı Şahin ailesinin evinin etrafındaki Filistinliler (AP)

Haftalardır Han Yunus’un doğusundan batısına kadar çatışmalar gittikçe alevleniyor. İsrail, güneydeki Refah’a olası bir saldırı öncesinde ‘Hamas’ın başkenti’ olduğunu söylediği kent üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor.

Hamas’a bağlı El-Kassam Tugayları ve İslami Cihad’a bağlı Kudüs Tugayları, savaşçılarının Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Ez-Zeytun mahallesinde şiddetli çatışmalara girerken, diğer taraftan da Han Yunus’taki askerlere saldırıp, İsrail tanklarını ve araçlarını imha ettiklerini açıkladı.

Geri çekilmeden haftalar sonra Ez-Zeytun mahallesine yönelik saldırılarına yeniden başlayan İsrail, burada Filistinli örgütlerin savaşçılarının saflarını yeniden düzenlemeye çalıştığını iddia etmişti.

dewgv
Dün Deyr el-Belah’taki El-Aksa Hastanesi morgu önündeki bir kamyonda İsrail bombardımanında ölenlerin cesetleri (AP)

Çatışmalar yoğun bir şekilde devam ederken Gazze Şeridi’nde, özellikle de kuzey bölgesinde kıtlık derinleşiyor. Sıkı kuşatma nedeniyle, un ve bebek maması da dahil olmak üzere temel malzemelerin temininde ciddi bir kıtlık yaşanıyor. Kuzey Gazze’deki doktorlar, Muhammed Fettuh (45 günlük) adlı bir bebeğin, Gazze’nin kuzeyindeki susuzluk ve açlık nedeniyle günlerce süt içememesinin ardından dehidrasyon ve yetersiz beslenmeden öldüğünü duyurdu. Çekilen bir videoda, Gazze’nin kuzeyindeki Sivil Savunma ekipleri tarafından Eş-Şifa Tıp Kompleksi’ne nakledilen bebek Muhammed Fettuh’un ölümle mücadele ettiği görülüyordu.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yardımların girişini engellemesi, ABD ile aralarında anlaşmazlığa sebep oldu. ABD geçtiğimiz hafta, İbrani devletine, Gazze’ye yardım girişini sağlayan polis güçlerini hedef almayı bırakması ve un sevkiyatının girmesine izin vermesi için yoğun bir baskı yapmıştı.

Walla haber sitesi, ABD’nin İsrail’den Gazze Şeridi’nde yardım tırlarını koruyan Hamas polis güçlerine saldırmaktan kaçınmasını istediğini bildirdi. Biden yönetimi İsrail’i, Gazze’deki kolluk kuvvetlerinin tamamen çökmesinin, Gazze Şeridi’ndeki insani krizi daha da kötüleştireceği konusunda uyardı. Üst düzey ABD’li yetkililer de Gazze Şeridi’nin Somali’nin başkenti Mogadişu kadar kaotik bir hale geldiğini söyledi. ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, iki gün önce İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant ile yaptığı telefon görüşmesinde bu konuyu gündeme getirdi.

fvdb
Cuma günü Refah’ta bir gıda yardımı dağıtım merkezi (AP)

ABD’li yetkililer, güvenlik boşluğu ve çaresizliğin silahlı çetelerin yardım tırlarına saldırıp yağmalamasına kapı açması ve Gazze Şeridi’nde zaten gergin olan insani sistem üzerinde daha fazla baskı oluşturması nedeniyle ‘Gazze’nin Mogadişu’ya dönüşmesinden’ büyük bir endişe duyduklarını ifade etti. ABD’li yetkililer, Biden yönetiminin birkaç aydır İsrail’i bu konuda uyardığını ve İsrail hükümetini savaştan sonra Gazze’yi kimin yöneteceği konusunda önceden planlama yapmaya çağırdığını söyledi.

ABD’nin uyarıları, Birleşmiş Milletler’in (BM) son haftalarda Gazze’ye giren yardım tırlarının sayısında önemli bir azalma olduğuna ilişkin raporları ışığında geldi.

BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), son iki hafta içinde minimum dört gün boyunca 10’dan az yardım tırının giriş yaptığını bildirdi.

OCHA Filistin Koordinatörü Jamie McGoldrick, bu hafta gazetecilere verdiği demeçte, yardımların girişinin azalmasının kısmen sınırın her iki tarafındaki güvenlik durumundan kaynaklandığını söyledi.

Hamas polisi, defalarca İsrail ateşine maruz kaldıkları için Gazze üzerinden yardım taşıyan tırların güvenliğini sağlamayı reddettiği için son günlerde insani yardım dağıtımı büyük ölçüde durdu.

BM verileri ve yetkilileri, Mısır’dan Gazze’ye giren yardım akışının son iki haftada neredeyse durduğunu ve güvenliğin olmamasının Gazze Şeridi’ne ulaşan gıda malzemelerinin dağıtımını zorlaştırdığını söylüyor.

frbrbfrg
Dün İsrail’in Refah’ta hava saldırısı düzenlediği bir bölgedeki vatandaşlar ve kurtarma ekipleri (Reuters)

Hamas’ın yönettiği sivil polis gücü, Refah’ta ve yakındaki Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı’nın Gazze tarafında yardım tırlarının güvenliğini sağlamak için çalışıyordu, ancak İsrail’in kendilerini hedef alması üzerine bu ayın başlarında görev yerlerini terk etmişlerdi.

ABD’li yetkililere göre, son haftalarda İsrail’in hava saldırılarında Refah polis gücünün en az 11 üyesi hayatını kaybetti. Yetkililer, bunun silahlı çetelerin yardımları kontrol etmesine kapı açtığını söyledi.

Ancak iki İsrailli yetkiliye göre, İsrail, yardımların Hamas tarafından ulaştırılmasına karşı çıkıyor ve Hamas’ın artık Gazze Şeridi’ni yönetmediğinden emin olmanın savaşın hedeflerinden biri olduğunu savunuyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’a karşı olan yerel aşiretlerle işbirliği yapmak gibi alternatif yardım sağlama yolları bulma planları olduğunu söylüyor.

Ancak ABD’li bir yetkili, gıdanın ulaştırılması gerektiğini, aksi takdirde Gazze’de kıtlıkla karşı karşıya kalınacağını ve bunun İsrail’e büyük zarar vereceğini söyledi.

İsrail, yardım sağlamaktan sorumlu polisi hedef almayı bırakmayı reddederken, aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in bir aydan fazla bir süredir engellemelerine rağmen ABD’den büyük miktarda un sevkiyatının Gazze sakinlerine ulaştırılmasına izin verecek yeni bir düzenlemeyi kabul etti.

ABD’li bir yetkili, The Times of Israel haber sitesine verdiği röportajda, yeni düzenleme kapsamında 1,5 milyon Gazzeli’yi 5 ay boyunca doyurabilecek unun, BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) yerine Dünya Gıda Programı (WFP) aracılığıyla Gazze’ye ulaştırılacağını vurguladı.

ABD’li yetkili, yeni düzenlemenin tamamlanmasıyla sevkiyatın girişine hemen başlanabileceğini söyledi.

Ancak un Gazze’ye ulaşsa bile tüm bölgelerdeki sivillere dağıtılıp dağıtılmayacağı ve kıtlığın ağırlığını hafifletip hafifletmeyeceği belli değil.


Ürdün'ün İsrail'in Gazze saldırılarından sonraki süreçte oynayacağı rol tartışılıyor

İsrail'in saldırılarını sürdürdüğü Gazze'de can kaybı 29 bin 692'ye yükseldi (AA)
İsrail'in saldırılarını sürdürdüğü Gazze'de can kaybı 29 bin 692'ye yükseldi (AA)
TT

Ürdün'ün İsrail'in Gazze saldırılarından sonraki süreçte oynayacağı rol tartışılıyor

İsrail'in saldırılarını sürdürdüğü Gazze'de can kaybı 29 bin 692'ye yükseldi (AA)
İsrail'in saldırılarını sürdürdüğü Gazze'de can kaybı 29 bin 692'ye yükseldi (AA)

İsrail'in, 7 Ekim'den bu yana Gazze Şeridi'nde yıkıcı saldırıları sürerken, Filistin meselesinde her zaman iki devletli çözüm vurgusu yapan Ürdün'ün işgalin bitmesi ve yeniden yönetim tesis edilmesi konularındaki rolü tartışılıyor.

İsrail, Filistinli grupların bölünmüşlüğünden faydalanmaya çalışırken, 2007'den bu yana farklı hükümetler eliyle Gazze ve Batı Şeria'yı bölmeye ve kontrol etmeye yönelik çabalarının da son olaylarla boşa çıktığı görülüyor.

Tel Aviv yönetiminin Filistin'i bölme ve kontrol çabasına Filistin halkı ve bölge ülkeleri karşı çıkarken, İsrail'in müttefikleri de bu plana destek vermiyor.

Bölgedeki durumun karışıklığı nedeniyle uzmanlar Ürdün başta olmak üzere Filistin meselesiyle yakından ilgilenen ülkelere başvurulabileceği değerlendirmesini yapıyor.

Uzmanlar ayrıca, Filistin tarafının kabul edebileceği bir siyasi durumun oluşmasıyla yeni krizlerin önlenebileceğini belirtiyor.

Ürdün'ün "tek Filistin" tavrı

İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının başladığı 7 Ekim'den bu yana Ürdün Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nin ayrılmasına yönelik her türlü girişimi reddettiğini defalarca vurguladı.

Ürdün Kralı 2. Abdullah, uluslararası toplantılarda Gazze'nin "tek Filistin devletinin bir parçası" olduğunu dile getirdi.

Tel Aviv yönetiminin Filistin bölgelerinde bölünmeyi ve kontrolünü artırmayı hedeflediğinin farkında olan Amman yönetiminin, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun iki devletli çözümü reddeden tavrı karşısında Filistin meselesinin çözümü için savaş sonrasında rol oynaması bekleniyor.

Ürdün ve İsrail arasında 1994 yılında anlaşma imzalanırken, 7 Ekim sonrasında İsrail'in Gazze'deki katliamları sebebiyle iki ülke arasındaki ilişkiler gerilime şahit oluyor. İki ülke, karşılıklı olarak büyükelçilerini geri çekmiş durumda.

Ürdün'ün yaklaşımı

Eski Ürdün Enformasyon Bakanı Semih el-Muayta, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi'nde yönetimin yeniden tesis edilmesi konusundaki senaryoları değerlendirdi.

"Önerilen fikirlerin tamamı henüz teklif aşamasından öteye geçemedi." diyen Muayta, Filistin devleti ve siyasi süreç konusunda ABD ve Avrupa ülkeleri ile yapılan müzakereler İsrail'in onayını gerektiriyor. Aynı zamanda, Hamas'ın siyasi denklemden çıkmasını öngörüyor ki bu da henüz gerçekleşmedi." ifadelerini kullandı.

Muayta, "Ürdün'ün Filistin meselesine yaklaşımından bahsedersek; öncelikle Gazze'ye yönelik saldırının durdurulması, sonrasında İsrail'in istediği gibi askeri değil siyasi bir çözüm aranması, Filistin devleti fikrinin hayata geçirilmesi ve siyasi sürecin başlatılmasıdır." şeklinde konuştu.

Kurulacak Filistin yönetiminin Batı Şeria ve Gazze'yi yönetebilmesi gerektiğini belirten Muayta, Filistin devletinin kurulabilmesi için siyasi sürece inanmak gerektiğine dikkati çekti.

Muayta, Hamas'ın Filistin devletinin kurulmasına ilişkin siyasi süreçten dışlanmaya çalışıldığını ifade ederek, "Tüm öneriler, Hamas'ın denklemden çıkarılmasını öngörüyor ancak bu ABD ve Avrupa'nın düşüncesi." değerlendirmesinde bulundu.

Filistin devletinin şeklinden ziyade barış ortamının sağlanmasının önemini vurgulayan Muayta, "Ürdün Filistinlilerin haklarını koruyan bir yol arayışında, İsrail ise bu noktada engel teşkil ediyor. Ürdün, barış ortamını sağlayacak ve Filistinlilerin onayını alan bir siyasi süreç istiyor." dedi.

" İşgal altında kurulan her hükümet halka dayatmadır"

Ürdün'ün eski Filistin Büyükelçisi Ribhi Hallum da "Şu anda en önemli şey, herkesin (İsrail'in) barbarca saldırılara karşı koyması ve halkımıza karşı yürütülen bu soykırım savaşının durdurulmasıdır." diye konuştu.

"Filistin bugünün meselesi değil." diyen Hallum, Filistin'in sömürgeciliğe ve İngiliz mandasına maruz kaldığını ve halkının bağımsızlık kazanma imkanı bulamadığını hatırlattı.

Hallum, "İki devletli çözüm ve 1967 sınırlarına dönülmesi henüz vakti gelmemiş konulardır. Asıl mesele, şu anda halkımızı korumak ve bu vahşice savaşı durdurmaktır. Zafer kazanıldığı zaman, nasıl bir rejim kurulacağı ve yönetileceği konusu detaylı olarak tartışılabilir." ifadelerini kullandı.

İşgal altındaki Batı Şeria'daki Filistin yönetiminin İsrail ile güvenlik koordinasyonu içerisinde olduğunu belirten ve bunu eleştiren Hallum, şöyle devam etti:

Öncelikli vazifesi, İsrail işgaliyle işbirliği. Bu işbirliği direnişin işgale teslim edilmesi anlamına geliyor. Halkımız bağımsızlıktan başka bir şeyi kabul etmeyecek. Çözüm, doğrudan seçimlerin yapılmasından geçiyor. Bir Filistinli ve Arap olarak halkın kabul etmediği bir hükümetin dayatılmasını kabul etmiyorum. İşgal altında kurulan her hükümet halka dayatmadır.


İİT Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısı nihai bildirisi açıklandı

(AA)
(AA)
TT

İİT Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısı nihai bildirisi açıklandı

(AA)
(AA)

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının ev sahipliğinde İİT Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısı dün İstanbul'da yapıldı.

Toplantıya, 43 ülkeden 20 bakan, iletişim ve medya kuruluşlarının başkan ve üst yöneticilerinden oluşan yaklaşık 200 üst düzey temsilci katıldı.

Açılışını İİT Enformasyon Bakanları Dönem Başkanlığı görevini yürüten Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ile İİT Genel Sekreteri Hüseyin İbrahim Taha'nın gerçekleştirdiği toplantıda, İsrail'in 7 Ekim'den bu yana işgal ettiği Filistin topraklarında gazetecilere yönelik saldırıları ve dünya kamuoyuna yönelik dezenformasyon faaliyetleri ele alındı.

İİT tarihindeki sektörel bazda yapılan ilk olağanüstü toplantı olma niteliği taşıyan programın sonunda nihai bildiri açıklandı.

Bildiride, işgalci İsrail yönetiminin Filistin halkına yönelik devam eden askeri saldırıları ve 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'nde ve Kudüs-ü Şerif de dahil olmak üzere işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Filistinli sivillere yönelik sistematik baskı, katliam ve soykırım kınanarak, daha fazla can kaybının önlenmesi için koşulsuz ateşkes çağrısında bulunuldu.

İsrail işgaline ilişkin sistematik olarak yürütülen yanlış bilgilendirme kampanyaları ile İsrail'in Gazze Şeridi'nde gerçekleştirdiği vahşet ve soykırım niteliğindeki katliamları örtbas etmek amacıyla yanlış ve yanıltıcı bilgi ve sahte haberler yaymasının kınandığı bildiride, uluslararası topluma, işgal altındaki Filistin topraklarında görev yapan medya mensuplarına karşı işledikleri suçlardan ötürü İsrail işgal güçlerini sorumlu tutacak acil bir soruşturma açma çağrısında bulunuldu.

Bildiride, 24 Şubat'ta İstanbul'da düzenlenen İİT Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısına katılan ve hem İİT şartı hem de güçlü dini, insani ve tarihsel bağlarla birbirine bağlı olan İİT Üyesi Ülkelerin Enformasyon Bakanları'nın, 11 Kasım 2023 tarihinde Suudi Arabistan'ın Riyad kentinde düzenlenen İsrail'in Filistin halkına yönelik saldırılarına ilişkin İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesi başta olmak üzere, Filistin meselesine ilişkin tüm İİT kararlarını yeniden onayladıkları belirtildi.

BM ve diğer uluslararası kuruluşların Filistin meselesi ile ilgili Filistin halkının kendi kaderini tayin etme, özgürlük ve ulusal bağımsızlık hakkını teyit eden tüm kararlarının hatırlatıldığı bildiride, 10 Aralık 2023'te BM Genel Kurulu'nun 10. Acil Özel Oturumu'nda kabul edilen "Sivillerin Korunması ve Yasal ve İnsani Yükümlülüklerin Yerine Getirilmesi" başlıklı "A/ES-10/L.27" sayılı kararını memnuniyetle karşıladıkları aktarıldı.

Bildiride, İsrail'in barbarca baskı ve saldırıları karşısında kardeş Filistin halkının devredilemez haklarını desteklemek ve başta Gazze Şeridi olmak üzere Filistin topraklarındaki Filistin halkının acılarını hafifletmek için çalışmaları arttırmak üzere her platformda seslerini duyurma konusundaki kararlılıklarını teyit ettikleri vurgulandı.

Soykırım niteliğindeki eylemlerden ve Soykırım Sözleşmesinin diğer ihlallerinden kaçınması için, UAD'nin 26 Ocak'ta işgalci İsrail yönetimi aleyhinde vermiş olduğu geçici tedbir kararının memnuniyetle karşılandığı belirtilen bildiride, Filistin halkının işgal altındaki topraklarının kurtarılması, başta kendi kaderini tayin etme hakkı olmak üzere tüm devredilemez haklarından yararlanması ve 4 Haziran 1967 sınırları çerçevesinde, başkenti Kudüs-ü Şerif olan bağımsız devletlerinde tam egemen olarak yaşaması için verdiği meşru mücadelenin desteklendiği ifade edildi.

Filistin meselesinin iki devletli çözüm temelinde çözülmesinin bölgede sağlam, kapsamlı ve kalıcı barış ve güvenliğin sağlanması için tek yol olduğu vurgulanan bildiride, işgalci İsrail yönetiminin işgali meşrulaştırmak, Gazze Şeridi'nde barbarca yaptığı kitlesel zulümleri ve işlediği savaş suçlarını haklı göstermek için yürüttüğü dezenformasyon kampanyaları kınanarak, bunlara karşı uyarıda bulunuldu.

"Daha fazla can kaybının önlenmesi için koşulsuz ateşkes" çağrısı

Bildiride, işgalci İsrail yönetiminin, bebeklerin, çocukların, kadınların, yaşlıların, gazetecilerin, sağlık çalışanlarının, akademisyenlerin ve insani yardım çalışanlarının katledilmesi dahil olmak üzere, Gazze Şeridi'nde ortaya çıkan vahşet hakkındaki gerçeği, sistematik dezenformasyon kampanyaları yoluyla örtbas etmeye ve yalanlamaya çalışmasından endişe duyulduğu kaydedildi.

İşgalci İsrail yönetiminin, gazetecilerin öldürülmesi, tutuklanması ve sansüre uğratılmasının yanı sıra bu kişilerin aile bireylerinin öldürülmesinden ve hedef alınmasından da sorumlu tutulduğu bildiride, İsrail'in gazetecilere yönelik kasıtlı saldırılarında 120'den fazla kişinin öldüğü, çok sayıda kişinin de yaralandığı ya da kaybolduğu hatırlatıldı.

Bildiride, işgalci İsrail yönetimi veya destekçileri tarafından yürütülen dezenformasyon kampanyalarına karşı direnç oluşturma çabalarının son derece önemli olduğu vurgulanırken, bilgi ortamının hakikati gizleyen ve uluslararası hukukun sistematik ve yaygın ihlallerini saptıran yanlış anlatılarla dolu olduğuna dikkati çekildi.

Özellikle Gazze Şeridi'ndeki zorlu koşullar altında Filistin'de görev yapan basın mensuplarının haklarını korumanın herkesin sorumluluğunda olduğu vurgulanan bildiride, şu ifadelere yer verildi:

İşgalci İsrail yönetiminin Filistin halkına yönelik devam eden askeri saldırılarını ve 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'nde ve Kudüs-ü Şerif de dahil olmak üzere işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Filistinli sivillere yönelik sistematik baskı, katliam ve soykırımını kınar ve daha fazla can kaybının önlenmesi için koşulsuz ateşkes çağrısında bulunuruz. İsrail işgaline ilişkin sistematik olarak yürütülen yanlış bilgilendirme kampanyaları ile İsrail'in Gazze Şeridi'nde gerçekleştirdiği vahşeti ve soykırım niteliğindeki katliamları örtbas etmek amacıyla yanlış ve yanıltıcı bilgi ve sahte haberler yaymasını kınarız. İsrail işgalinin Filistinli gazetecileri kasıtlı ve sistematik bir şekilde hedef almasını kınar ve bunun hakikatin sesi olanları susturma kampanyasının bir parçası olduğunu vurgularız. Barış ve güvenlik için tek yolun, başta başkenti Kudüs-ü Şerif olan Filistin Devleti'nin ulusal bağımsızlığı ve egemenliği olmak üzere, Filistin halkının devredilemez haklarının hayata geçirilmesinden geçtiğini yineleriz. Tüm ülkelere, Filistin-İsrail çatışmasının barışçıl çözümü ile bölgede barış ve güvenliğin desteklenmesi için bir ön koşul olarak, 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen ve bağımsız Filistin Devletini tanımaları çağrısında bulunuruz.

"Uluslararası toplum, İsrail'i gazetecileri hedef alarak uluslararası hukuku ihlal etmekten sorumlu tutmak için harekete geçmeli"

Bildiride, dezenformasyonla mücadele etmek üzere uluslararası düzeyde müşterek ve yakın bir şekilde çalışma konusunda ve Batı Şeria'daki yerleşimci terörü de dahil olmak üzere, Filistinli sivilleri hedef alan ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesini amaçlayan ayrım gözetmeyen saldırıları ifşa etmek üzere dayanışma ve birlik içinde hareket etme yönündeki ortak irade sergileme hususunda kararlı olunduğu ifade edildi.

İsrail'in sömürgeci işgalinin uluslararası tepkiyi en aza indirmek için gazetecileri sindirerek sahadaki yıkımı örtbas etmeye yönelik girişimlerine karşı koyma, bunları açığa çıkarma ve ayrıca Gazze Şeridi'nde işlenen savaş suçları ve soykırımı örtbas etme çabalarının başarıya ulaşmasını engelleme yönündeki ortak kararlılığın vurgulandığı bildiride, İsrail işgal güçlerinin, Uluslararası İnsancıl Hukuk ve gazetecilerin haklarını güvence altına alan, koruyan diğer uluslararası belgeler uyarınca gazetecilerin güvenliğini sağlamak için en temel adımları bile atma konusundaki isteksizliği kınandı.

Bildiride, uluslararası toplumun, Filistin topraklarında, özellikle de Gazze Şeridi'nde olup bitenleri bilme hakkına sahip olduğu vurgulanarak, uluslararası toplumun, işgalci güç İsrail'i gazetecileri hedef alarak uluslararası hukuku ihlal etmekten sorumlu tutmak için derhal harekete geçmesi ve bölgede görev yapan tüm gazetecileri korumak için acilen adımlar atması gerektiğinin altı çizildi.

Uluslararası medya kuruluşlarına "İsrail'in insan hakları ihlallerini ifşa etmeleri" çağrısı

İşgalci güç İsrail'in, Gazze Şeridi'ndeki telekomünikasyon sistemini ve bakımdan sorumlu personeli hedef alması nedeniyle de kınandığı bildiride, şunlar kaydedildi:

Tüm uluslararası haber ve medya kuruluşlarına, İsrail'in insan hakları ihlallerini ve gazetecileri hedef alan kampanyalarını ifşa etmeleri çağrısında bulunuruz. İİT Genel Sekreterliğinin, İsrail'in Filistin halkına yönelik saldırısını ele almak için 11 Kasım 2023'te Riyad'da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesinde alınan ve iki Genel Sekreterliğe, işgal güçlerinin Filistin halkına karşı işlediği tüm suçları belgelemek için iki medya gözlemevi ve İsrail'in yasa dışı ve insanlık dışı uygulamalarını ortaya çıkarmak üzere dijital medya platformları kurma yetkisi veren kararın 10 sayılı hüküm fıkrasının uygulanmasına yönelik çalışmalarını destekleriz. İİT Genel Sekreterliği Medya Gözlemevini, İİT medya kuruluşları ve üye devletlerin ilgili ulusal haber ajanslarıyla işbirliği içinde, İsrail işgalinin dezenformasyon, yanlış bilgilendirme, yalan haber ve savaş suçlarını uluslararası platformlarda ortaya çıkarmak ve bunlarla mücadele etmek amacıyla bir medya eylem planı hazırlamakla yetkilendiririz.

Bildiride, İİT Medya Gözlemevinin, 11 Kasım 2023 tarihinde Riyad'da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesi'nde öngörülen görevini gerçekleştirmek üzere bir medya çalıştayı düzenlemesi hususunda desteklendiği belirtildi.

İİT Medya Gözlemevinin, İsrail işgalinin sosyal medya ve yapay zeka araçları gibi dijital iletişim platformları aracılığıyla yürüttüğü dezenformasyon, yanlış bilgilendirme, yalan haber ve savaş suçları ile mücadele etmeye yönelik çalışmalarının desteklendiği aktarılan bildiride, "İsrail'in Filistinli sivillere karşı yaptığı ihlalleri ve işlediği suçları yayınlayan uluslararası medyaya karşı işgalci İsrail yönetimi tarafından ortaya atılan asılsız iddiaları ve 07 Ekim 2023'ten bu yana devam eden İsrail'in acımasız saldırılarına ilişkin gerçekleri çarpıtma ve yanlış aktarma girişimlerini kesin bir dille reddettiğimizi teyit ederiz. İsrail işgal güçlerinin, uluslararası hukukun ve Uluslararası İnsancıl Hukukun ağır bir ihlali olan, öldürme ve yaralama da dahil olmak üzere medya çalışanlarını kasıtlı ve sistematik olarak hedef almasını kınadığımızı teyit ederiz. Uluslararası topluma, işgal altındaki Filistin topraklarında görev yapan medya mensuplarına karşı işledikleri suçlardan ötürü İsrail işgal güçlerini sorumlu tutacak acil bir soruşturma açma çağrısında bulunuruz." denildi.

Bildiride, Türkiye Cumhuriyeti'ne sergilemiş oldukları cömert misafirperverlik, sıcak karşılama ile Olağanüstü Toplantı için yaptıkları kusursuz düzenlemeler için şükran ve takdirler ifade edilirken, İİT Genel Sekreterinin bu bildirinin uygulanmasını takip etmek ve Dışişleri Bakanları Konseyine bu konu ile ilgili bir rapor sunmak üzere yetkilendirildiği kaydedildi.