ABD'nin Sudan İslami Hareketi Genel Sekreteri’ne uyguladığı yaptırımların ardından İslami Hareket'in Sudan'daki savaşı körüklediği yönündeki suçlamalar yinelendi

Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri lideri Halid Ömer Yusuf (arşiv)
Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri lideri Halid Ömer Yusuf (arşiv)
TT

ABD'nin Sudan İslami Hareketi Genel Sekreteri’ne uyguladığı yaptırımların ardından İslami Hareket'in Sudan'daki savaşı körüklediği yönündeki suçlamalar yinelendi

Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri lideri Halid Ömer Yusuf (arşiv)
Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri lideri Halid Ömer Yusuf (arşiv)

ABD'nin eski Sudan Dışişleri Bakanı ve Sudan İslami Hareketi Genel Sekreteri Ali Karti'yi hedef alan yaptırımlarının ardından, Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri'ndeki (ÖDBG) sivil liderler ve yetkililer, İslami Hareket'in radikal kanadının, terörizmin fitilini ateşleyen rolü ve çıkarlarını korumak amacıyla savaşı sürdürme konusundaki ısrarı nedeniyle ‘terörist grup’ olarak tanımlanmasını talep etti.

ÖDBG lideri Halid Ömer Yusuf yaptırımları, ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında 6 aydır devam eden savaşa ‘üçüncü tarafın’ müdahalesinin teyidi olarak değerlendirdi. İslami Hareket ise kararı eleştirerek, bunun adaletsiz olduğunu ve hatta söz konusu kararın Genel Sekreter’in göğsüne bir ‘şeref madalyası’ olarak asılacağını belirtti.

Başbakan Abdullah Hamduk hükümetinde bakan olarak görev yapan Yusuf, dün (Cuma) X platformundaki (eski adıyla Twitter) hesabından açıklama yaparak, yaptırımların ilk kez savaşan iki tarafın dışında üçüncü bir tarafı içerdiğini ve bu tarafın mevcut lideri Ali Karti tarafından temsil edilen İslami Hareket olduğunu söyledi.

(foto altı) Sudan İslami Hareketi Genel Sekreteri Ali Karti (Getty Images)
 Sudan İslami Hareketi Genel Sekreteri Ali Karti (Getty Images)

ABD Hazine Bakanlığı'nın açıklamasında değinilen en önemli noktanın, İslamcıların ordu ile HDK arasında ateşkes anlaşması yapılmasına yönelik girişimlere karşı durmadaki rolüne atıf olduğunu vurgulayan Yusuf, “Perşembe günkü yaptırımlar, eski rejim unsurlarının hali hazırda ülkemizin başına gelen felakete karıştığına dair kanıtları doğruluyor” dedi.

İslamcılar siyasi hayatı militarize etmeye çalışıyor

Mevcut savaşın devam etmesinin Sudan'da eski rejimin unsurları dışında hiçbir tarafın çıkarına olmadığını belirten Yusuf şu ifadeleri kullandı: “Onların iyi yaşadıkları ortam bu olduğundan, ülkedeki yaşamı militarize etmek ve devrimden intikam almak istiyorlar. Ulusal Kongre Partisi için en önemli konu, güvenlik ve askeri kurumlardaki nüfuzunu sürdürmeye devam etmektir. Onlar, halktan izole edilmiş, güvenlik ve askeri sistem içindeki varlıkları dışında hiçbir güce sahip olmayan ve siyasi gündemlerini gerçekleştirmek için nüfuzlarını kullanan bir gruptur.”

ÖDBG liderlerinden Şihab İbrahim Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, İslami Hareket'e yönelik yaptırımların geciktiğiini ve daha erken uygulanması gerektiğini söyledi.

(foto altı) Hava saldırıları Hartum'un merkezindeki evleri ve binaları tahrip etti. (bir videodan)
Hava saldırıları Hartum'un merkezindeki evleri ve binaları tahrip etti. (bir videodan)

İbrahim, yaptırımların, İslami Hareket'in başlangıçta savaşı alevlendirmedeki rolünü ve çıkarlarını korumak, yeniden iktidara dönmek veya en azından siyasi arenada etkili kalabilmek için savaşı sürdürmeye yönelik çalışmalarını doğruladığını belirtti. Yaptırımların, İslami Hareket Genel Sekreteri'ne uygulananlarla sınırlı kalmaması, hareketin (tüm İslamcılar dahil edilmeden) ‘terörist grup’ olarak sınıflandırılması çağrısında bulunan İbrahim, ‘Terörist grup’ sınıflandırmasının, demokratik sivil geçişi sabote etmeye çalışanlarla sınırlı olması gerektiğini ifade etti. İbrahim, “Hasan et-Turabi'nin kurucusu olduğu Halk Kongresi Partisi'nin bizimle çerçeve anlaşmasını imzalaması yeterli. Biz de eski rejimin siyasi cephesiyle bağlantısı olmayan İslamcılarla görüşmeye hazırız” dedi.

ABD’nin kararı Genel Sekreteri'n göğsüne takılan bir şeref madalyasıdır

Sudan İslami Hareketi, ABD Hazine Bakanlığı'nın kararını, “Allah ve millet uğruna mücahit olarak şahsı ve servetiyle ayakta duran İslami Hareket Genel Sekreteri'nin göğsüne takılan bir şeref madalyası” olarak nitelendirdi. İslami Hareket tarafından perşembe günü yapılan açıklamada “ABD'nin Sudan tarihinin önemli bir döneminde adaletsiz kararlar vermeye çalışması ve yine yanlış tarafta yer alması, şaşırtıcı değil” ifadesi yer aldı. Açıklamada, İslami Hareket ve Genel Sekreteri’nin 11 Nisan 2019 askeri darbesinden bu yana ülkenin emniyet, asayiş ve istikrarının korunmasından yana tavır alarak pozisyonunun net olduğuna dikkat çekildi.

(foto altı) ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, perşembe günü yaptırımları duyurdu. (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, perşembe günü yaptırımları duyurdu. (AFP)

Eski Sudan Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Abdullah el-Ezrak, Telegram'daki bir gönderide “ABD'nin İslami Hareket Genel Sekreteri Ali Karti'ye yönelik yaptırım kararı, savaşın planlanmasında ABD’nin rolünü görmezden gelmek anlamına geliyor” değerlendirmesinde bulundu. El-Ezrak, İslamofobi’ye dayanan ve ÖDBG lehine İslamcıları zayıflatma girişimine yaslanan Amerikan kararının yayınlanmasında dış mihrakları rol oynamakla suçladı.

ABD, İslamcıların lideri Ali Ahmed Karti'ye yaptırım uyguladı ve onu Sudan'da barışçıl çözüme ulaşma çabalarını zayıflatmaya çalışmak, istikrarı bozmak ve demokratik sivil geçişi engellemek ve geçiş hükümetini baltalamakla suçladı. Ayrıca Karti’nin mevcut savaşın çıkışına katkıda bulunduğu, ateşkes çabalarını engellemek için radikal İslamcılarla birlikte çalıştığı ve şu ya da bu şekilde ülkede barışı, güvenliği ve istikrarı tehdit eden eylem ve politikaların sorumluluğunu taşıdığı ifade edildi.

Bir ulaşım istasyonu bombalandı

Diğer yandan Sudan Dışişleri Bakanlığı tarafından dün (cuma) yapılan açıklamada, HDK’nin Omdurman'ın kuzeyindeki Cerrafe bölgesinde bir toplu taşıma istasyonunu bombaladığı bildirildi. Olayda 10 sivil hayatını kaybederken, bazıları ağır olmak üzere çok sayıda sivil de yaralandı.

Sudan'daki çatışmanın iki tarafı olan ordu ve HDK, geçtiğimiz günlerde başkent Hartum'un çeşitli bölgelerinde karşılıklı top atışları ile çatışmalara devam etti. Görgü tanıklarının ifadesine göre perşembe akşamı aralarında çocukların da bulunduğu altı kişi bir toplu taşıma istasyonunda araçların içindeyken hayatını kaybetti, istasyonun yakınında bulunan çok sayıda kişi de top mermilerinden çıkan şarapnel parçalarıyla yaralandı. Sivil bir örgüt olan el-Cerrafe Direniş Komitesi, Facebook sayfasında yaptığı açıklamada olayda 9 vatandaşın yaşamını yitirdiğini ve onlarca kişinin yaralandığını duyurdu. Bombalama sonucu vatandaş Vahib Muhammed er-Rabatabi'nin eşini ve tüm çocuklarını kaybettiği bildirildi. Sudan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, HDK’nin Omdurman'ın kuzeyindeki Cerrafe bölgesindeki bir toplu taşıma istasyonunu bombalayarak adeta bir katliam gerçekleştirdiği bildirildi. Açıklamada, bombalamada ilk başta aralarında çocukların da bulunduğu 10 kişinin öldüğü belirtildi. Çok sayıda yaralının tedavisi devam ederken, yararlılardan bazılarının durumu ağır. Bu ise kurban sayısının artma ihtimalini ortaya koyuyor. Ayrıca olay sonrası bölgedeki araçlar ve mağazalar kullanılamaz hale geldi.

(foto altı) Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) savaş öncesi bir etkinlik sırasında. (AFP)
Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) savaş öncesi bir etkinlik sırasında. (AFP)

Sudan Dışişleri Bakanlığı yaşanan olayı, insanların evlerine ve mülklerine el koyan ve yerleşim alanlarını askeri kışlaya dönüştüren HDK’nın işlediği bir ‘suç’ olarak nitelendirdi. Hedef alınan bölgenin orduya yönelik herhangi bir askeri hedefi içermediğine dikkat çekildi. Açıklamada, HDK’nin başkentte çok sayıda hastane ve sağlık merkezini işgal ettiği ve buraları askeri merkez olarak kullandığı belirtildi.

Sudan Ordu Sözcüsü Nebil Abdullah'ın ofisi tarafından perşembe gecesi operasyonel durumla ilgili yayınlanan bir raporda, HDK’nin el-Cerafe bölgesinde sivilleri hedef alan gelişigüzel bombardımanlar gerçekleştirdi bildirildi. Söz konusu bombardımanların bir ailenin tamamı dahil 10 kişinin ölümüne yol açtığı belirtildi.

Genel Komutanlık karargâhı çevresinde çatışma

Buna paralel olarak dün (cuma) ordu ile HDK arasında Hartum'un merkezindeki Ordu Genel Komutanlığı çevresinde, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ve başkentin diğer bölgelerinde çatışmalar yeniden başladı. Genel Komutanlık karargâhının yakınındaki mahallelerden görgü tanıkları, iki savaşan güç arasındaki bombardıman ve çatışmalar nedeniyle bölgenin üzerinde yoğun duman bulutlarının yükseldiğini söyledi.

Ordu, Hartum'un doğusundaki el-Cureyf mahallesinde HDK’nin yoğunlaşma noktalarına ve askeri bölgelerine insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırılar düzenlediğini bildirdi. Topçu bombardımanı, Hartum'un güneyindeki es-Sahafe, Cebre ve el-Mamure mahallelerinde HDK mevzilerini hedef aldı.



Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud tarafından kurulan Adalet ve Dayanışma Partisi, ‘hukuki ve anayasal sürece uyulmaması’ yönündeki eleştiriler ve son anayasa değişiklikleri konusunda hükümet ile muhalefet arasındaki sert anlaşmazlıkların gölgesinde yeni bir darbe aldı.

Uzmanlara göre, partide yaşanan dikkat çekici istifalar, giderek derinleşen bölünmenin boyutlarını ortaya koyuyor. İstifa edenler arasında en öne çıkan isim, partinin genel başkan yardımcısı ve Güneybatı Eyaleti Başkanı Abdulaziz Hasan Muhammed Laftagaren oldu.

Laftagaren, çarşamba akşamı X platformu üzerinden yaptığı açıklamada görevinden istifa ettiğini duyurarak, “Birliğimizi zayıflatan anayasa dışı adımları destekleyemem. Somali’nin birliği, demokrasisi ve hukukun üstünlüğüne bağlılığım sürecek” ifadelerini kullandı.

Bu karar, Güneybatı Eyaleti’nin bir gün önce federal hükümetle iş birliğini askıya almasının ardından geldi. Eyalet yönetimi, Mogadişu’nun iç işlerine müdahale ettiği yönünde suçlamalarda bulunurken, merkezi hükümet bu iddiaları reddediyor.

Cumhurbaşkanına parti içinde en güçlü destek veren isimlerden biri olarak görülen Laftagaren’in yanı sıra, partinin dört üst düzey yöneticisi daha istifa etti. Somali basınına göre bu isimler, parti yönetimini ulusal anayasayı göz ardı etmek ve federal sistemi zayıflatmakla suçladı.

İstifa edenler arasında Muhammed Hasan Muhammed, Hasan Ali Muhammed, Aleviye Seyid Abdullah ve Muhtar Muhammed Mürsel yer alıyor. Bu isimler, hayvancılık, planlama, sağlık ve eğitim alanlarından sorumlu parti sekreterliklerini yürütüyordu. Üçü parlamentoda görev yaparken, biri eski bakan olarak biliniyor ve tamamı Güneybatı Eyaleti’ni temsil ediyor.

Ortak açıklamalarında parti yönetimini ‘federal sistemi zayıflatmak’ ve ‘Güneybatı Eyaleti’ne karşı hareket etmekle’ suçlayan isimler, partinin artık ülkenin anayasal ve hukuki çerçevesine bağlı kalmadığını, bunun da ulusal bütünlüğü aşındırdığını savundu.

Afrika uzmanı Ali Mahmud Kelni, iktidar partisinin başkan yardımcısının istifasının, yönetim içindeki derin görüş ayrılıklarını yansıtan önemli bir gelişme olduğunu belirtti.

Kelni, mevcut çatlaklara rağmen iktidar partisinin kısa vadede tamamen dağılmasının beklenmediğini ifade ederken, anlaşmazlıkların çözülmemesi halinde kademeli bir parçalanma ihtimaline dikkat çekti. Önümüzdeki dönemde, iktidar partisinden öne çıkan isimleri de içerebilecek yeni siyasi ittifakların ortaya çıkabileceği ve muhalefetin daha aktif hale gelebileceği öngörülüyor.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Adalet ve Dayanışma Partisi’nin Mayıs 2025’te kurulması, Hasan Şeyh Mahmud ile muhalefet arasında yeni bir gerilim sürecinin başlangıcı oldu. Özellikle Mahmud’un yaklaşan doğrudan seçimler için partinin adayı olarak öne çıkması, muhalif isimlerin tepkisiyle karşılandı.

Kelni’ye göre, tartışmalar yalnızca partinin kurulmasıyla sınırlı kalmadı; seçimlerin nasıl yapılacağı konusu da önemli bir anlaşmazlık başlığı oldu. Ayrıca Cumhurbaşkanı Mahmud’un, Puntland Başkanı Said Abdullahi Deni ve Cubaland Başkanı Ahmed Muhammed İslam Madobe ile yaşadığı gerilimler, federal sistem içindeki bölünmenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Kelni, hükümetin yeni anayasayı onayladığını açıklamasının muhalefetin tepkisini daha da artırdığını ve alınan kararların meşruiyeti ile zamanlamasına ilişkin şüpheleri derinleştirdiğini belirtti. Bu tek taraflı sürecin, ülkedeki istikrarsızlığı artırabileceği ve siyasi kaos ile güvenlik sorunlarına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulundu.

Somali’de yaşanan gelişmelerin, ülkenin siyasi tarihinde sıkça görülen bir örüntüyü yansıttığını ifade eden Kelni, büyük siyasi süreçler yaklaşırken gerilimlerin tırmandığına dikkat çekti.

Kelni, mevcut krizin aşılması için tek çözümün, taraflar arasında güveni yeniden tesis edecek ve geçiş sürecinin yönetimine yönelik uzlaşı zemini oluşturacak ‘ciddi ve kapsayıcı bir ulusal diyalog’ başlatılması olduğunu vurguladı.


Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
TT

Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)

Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşta, özellikle hayatını kaybeden savaşçıların duyurulması konusunda medya yönetiminde dikkat çekici bir değişim yaşandı. 2024’teki savaşın başlarında örgüt, kayıplarını neredeyse günlük olarak açıklama politikası izlerken, ilerleyen süreçte bu yaklaşımı kademeli olarak azalttı ve sonunda tamamen durdurdu. Mevcut çatışmalarda da benzer bir yöntem uygulanıyor; taziye açıklamaları büyük ölçüde ortadan kalkarken, duyuruların yalnızca savaşçıların geldiği köy ve kasabalarla sınırlı tutulduğu görülüyor. Bu değişimin, psikolojik ve siyasi nedenlerle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Kamusal yas sürecinden medya belirsizliğine

Hizbullah, 2024 savaşının ilk haftalarında hayatını kaybeden savaşçılar için isim, fotoğraf ve memleket bilgilerini içeren art arda taziye açıklamaları yayımladı; bu açıklamalara kamuya açık cenaze törenleri de eşlik etti. Ancak bu yaklaşım zamanla değişti. Taziye açıklamalarının sayısı kademeli olarak azaltıldı ve Eylül 2024 sonlarına gelindiğinde neredeyse tamamen durduruldu. Bu tarihte açıklanan resmi kayıp sayısı yaklaşık 450 olarak belirtilirken, savaşın Kasım 2024’te sona ermesiyle birlikte toplam can kaybının resmi olmayan tahminlere göre yaklaşık 4 bine ulaştığı ifade ediliyor.

Öte yandan İsrail ordusu, çatışmalara ilişkin açıklamalarını sürdürüyor. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün X platformunda yaptığı paylaşımda, 36. Tümen ve hava kuvvetlerinin son 24 saat içinde Güney Lübnan’da 20’den fazla Hizbullah mensubunu öldürdüğünü duyurdu.

 Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)

Savaşın başlamasından bu yana 350 savaşçı öldürüldü

Uluslararası Bilgi Merkezi araştırmacısı Muhammed Şemseddin, Hizbullah’ın bugüne kadar yaklaşık 350 savaşçı kaybettiğini belirtti. Şemseddin’e göre bu sayı, Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı toplam bin 1 ölüm içinde yer alıyor. Kayıpların büyük bölümünün 7 Mart’ta Nebi Şit bölgesindeki operasyonlarda ve özellikle sınır hattındaki çatışmalarda meydana geldiği, bu kapsamda yalnızca el-Hıyam bölgesinde 53 savaşçının öldüğü ifade edildi. Şemseddin, bu tahminlerin ülke genelinde hastanelere getirilen cenaze sayısına dayandığını, yalnızca çok az sayıda kişinin doğrudan defnedildiğini belirtti.

Şemseddin ayrıca, hayatını kaybedenlerin büyük kısmının siviller ya da örgüt destekçileri olduğunu, doğrudan savaşçı veya örgüt üyesi olmadığını vurguladı. Bunun, İsrail’in örgütün yakın çevresini hedef alan saldırılarından kaynaklandığını, buna karşılık Hizbullah’ın kendi unsurlarını korumak için sıkı güvenlik önlemleri uyguladığını dile getirdi. Şemseddin, Eylül 2024’ten bu yana Hizbullah’ın taziye açıklamalarını yalnızca üst düzey komutanlarla sınırladığını, bunun da artan kayıpların örgüt tabanında yaratabileceği etkileri azaltmaya yönelik bir politika olduğunu ifade etti.

Güvenlik risklerini azaltmak

Emekli Tuğgeneral Hasan Cuni, Hizbullah’ın savaş sırasında kayıplarını duyurmaktan kaçınmasının birden fazla iç içe geçmiş nedene dayandığını belirtti. Cuni, bu nedenlerin başında moral faktörünün geldiğini ifade ederek, “Günlük ve sürekli taziye açıklamaları, özellikle kayıpların arttığı bir dönemde, örgütün tabanı üzerinde olumsuz etki yaratır ve kayıpların büyüklüğünü ortaya koyarak düşmanın üstün olduğu yönünde algı oluşturur” değerlendirmesinde bulundu.

Cuni ayrıca güvenlik boyutuna da dikkat çekti. Cuni’ye göre taziye açıklamaları, savaşçıların kimlikleri, aile bağları ve yaşadıkları bölgeler gibi hassas bilgileri ortaya çıkarıyor. Cuni, bu tür verilerin, modern teknolojiler aracılığıyla dar coğrafi alanların tespit edilmesi ve hedef alınması için kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)

Akıbeti bilinmeyen kayıplar

Cuni, Hizbullah’ın taziye açıklamalarını sınırlamasında bir diğer etkenin de ‘akıbeti bilinmeyen kayıplar’ olduğunu belirtti. Cuni’ye göre, çatışmalar sırasında kaybolan ve durumları netleşmeyen bu kişiler için resmi ölüm ilanı yapılmaması, belirsizlik nedeniyle daha temkinli bir yaklaşımı zorunlu kılıyor.

Cuni, bazı savaşçıların akıbetinin çatışmaların doğası ve şiddeti nedeniyle net olarak belirlenmesinin zor olduğunu ifade etti. Örgütün benimsediği dağınık ve merkezi olmayan savaş yönteminin de bu durumu daha karmaşık hale getirdiğini belirten Cuni, iletişimin kesilmesinin her zaman ölüm anlamına gelmediğine dikkat çekti. Cuni, kayıp bir savaşçının hayatta olabileceği ya da esir düşmüş olabileceği ihtimalinin, örgütün resmî açıklama yapmadan önce beklemesine neden olduğunu vurguladı. Cuni ayrıca, 2024 savaşında ‘kayıp’ olarak duyurulan bazı kişilerin daha sonra hayatta olduğunun ortaya çıktığını hatırlattı.

İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)

27 Kasım 2024’te ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından, Hizbullah bünyesinde yaklaşık bin 500 savaşçının ‘akıbeti bilinmeyen kayıp’ kategorisinde değerlendirildiği yönünde tahminler ortaya çıktı. Örgüt, bu kişilerin ailelerine kendileriyle bağlantının kesildiğini bildirdi. Daha sonra ise kayıp kişilerin kimliklerinin tespiti için cenazeler bulunarak DNA testleri yapılmaya başlandı. Bu sürecin, resmi taziye açıklamaları ve ailelere bilgilendirme yapılmadan önce uygulanan bir prosedür olduğu ifade ediliyor.

Cenazelerin büyük bölümünün ailelere teslim edildiği ve defin işlemlerinin gerçekleştirildiği belirtilirken, bazı ailelere ise yakınlarının ‘kayıp’ statüsünde olduğu bildirildi. Bu durum, söz konusu kişilere ait herhangi bir iz bulunamaması ya da evler ve yerleşim alanlarını hedef alan yoğun bombardıman nedeniyle enkaz altında kalan cenazelere ulaşmanın son derece zor olmasıyla ilişkilendiriliyor. Bu kategoride değerlendirilenlerin sayısının yaklaşık 45 savaşçı olduğu tahmin ediliyor.


İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
TT

İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)

Associated Press'in (AP) haberine göre, İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, perşembe günü "Sevide bölgesinde Dürzi vatandaşlarına yönelik saldırılar"a karşılık olarak gece boyunca Suriye hükümetine ait mevzilere hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

İsrail ordusu, Suriye'nin güneyindeki askeri yerleşkelerde bulunan bir komuta merkezini ve silahları hedef aldığını da sözlerine ekledi.

Açıklamada, İsrail ordusunun "Suriye'deki Dürzilere zarar gelmesine izin vermeyeceği ve onları korumak için çalışmaya devam edeceği" vurgulandı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu saldırı, İsrail-ABD-İran çatışmasının başlamasından bu yana Suriye'ye yapılan ilk İsrail saldırısı olarak değerlendiriliyor.