Aksa Tufanı'nda İsrail'de ölenlerin sayısının artması ne anlama geliyor?

İsrail askerleri,  Aksa Tufanı Harekatı'nda hayatını kaybedenlerden birinin yasını tutuyor (AP)
İsrail askerleri, Aksa Tufanı Harekatı'nda hayatını kaybedenlerden birinin yasını tutuyor (AP)
TT

Aksa Tufanı'nda İsrail'de ölenlerin sayısının artması ne anlama geliyor?

İsrail askerleri,  Aksa Tufanı Harekatı'nda hayatını kaybedenlerden birinin yasını tutuyor (AP)
İsrail askerleri, Aksa Tufanı Harekatı'nda hayatını kaybedenlerden birinin yasını tutuyor (AP)

Geçtiğimiz Cumartesi'den bu yana Filistin direniş grupları tarafından gerçekleştirilen ‘Aksa Tufanı’ operasyonunda ölen İsrailli askerlerin sayısı arttı. Uzmanlar, operasyonun büyük kısmının kısa bir zaman diliminde gerçekleştirilmesine kıyasla sayının neden arttığını, askeri ve siyasi anlamlarını, özellikle de İsrailli askerlerin Arap devletleriyle yapılan geleneksel savaşlardaki sayılarla kıyaslayarak sorguluyor.

Aksa Tufanı operasyonunda İsrail'de ölenlerin sayısı, dün akşam itibariyle 900'ü aştı. Yaralı sayısının ise 2 binden fazla olduğu belirtildi. Stratejik uzmanlar, kısa sürede İsrail'de ölenlerin sayısının ‘çok fazla’ olduğunu söylüyor. Operasyon geçtiğimiz Cumartesi başladı. Uzmanlara göre bu sayı, askeri ve siyasi açıdan önemli anlamlar taşıyor.

Ayn Shams Üniversitesi'nde İsrail Çalışmaları Profesörü Dr. Muhammed Abbud, Aksa Tufanı sırasında İsrail'de ölenlerin sayısının yüksek olmasını ‘sürpriz unsuru’ da dahil olmak üzere çeşitli nedenlere bağladı. Abbud, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada, "Filistinli gruplar, İsrail'i hazırlıksız yakalamak için dini ve haftalık bir tatil olan bir saatte saldırılarını başlattı. Ayrıca, bu kez Filistinli direniş gruplarının izlediği gerilla taktiği, geri çekilme ve saldırı operasyonlarına, beklenmedik darbelere ve savaşı İsrail'in derinliklerine ve yerleşim yerlerine taşımaya olanak sağladı. Bu da İsrail tarafında ölü sayısının artmasına neden oldu” dedi.

FOTOĞRAF ALTI:  İsrailli yedek askerler Birseba yakınlarındaki bir ordu kampında zırhlı personel taşıyıcıların yanında hazırlanıyor(EPA)
İsrailli yedek askerler Birseba yakınlarındaki bir ordu kampında zırhlı personel taşıyıcıların yanında hazırlanıyor(EPA)

İsrail araştırmaları profesörü, İsrail'deki ölü sayısının artmasının birçok anlamı olduğunu belirtti. Bu anlamlardan birinin, Filistinli grupların çatışma becerilerinin ve mekanizmalarının geliştirdiğini ifade eden Abbud, “Çünkü bazı direniş üyelerinin İsrail tarafından yakalandıktan sonra verdiği ifadelere göre bu büyüklükte, cesaret ve savaşma yeteneğine sahip bir operasyon, sürekli planlama ve eğitimden geçen tam bir yılın ardından gerçekleştirildi” şeklinde konuştu.

Abbud'a göre, İsrail ordusundaki istihbarat ve bilgi birimlerini ele geçiren ‘gurur ve kibir durumu’, İsrail'deki ölü sayısının artmasına neden oldu. Bu artış, İsrail'in istihbarat başarısızlığını yansıtıyordu. Ayrıca, Abbud'a göre, Aksa Tufanı Operasyonu, İsrail güvenlik teorisine ezici bir darbe indirdi.

İsrail Ulusal Güvenlik Ofisi'nin 2014 yılında yayınladığı ve İsrail gazetelerinde yayınlanan istatistiklere göre, Arap-İsrail çatışması sırasında İsrail'de ölenlerin sayısı 23 bin 169 kişiye ulaştı.

İstatistiklere göre, İsrail'in Arap devletleriyle savaşlarında en fazla kayıp verdiği dönem 1947-1948 yılları arasındaydı. Bu dönemde yaklaşık 6 bin 500 İsrailli öldü. Sina Yarımadası'nda 1967-1973 yılları arasında süren Kısmi Savaş'ta yaklaşık bin İsrailli asker öldü. 1967 Altı Gün Savaşı'nda ise İsrail ordusundan 750 asker öldü. Aynı istatistiklere göre, İsrail'in 1982 Lübnan Savaşı'nda verdiği kayıp 650 asker oldu.

1973 Ekim Savaşı'nda İsrailli kayıpların sayısı konusundaki rakamlar farklılık gösterse de bazı gayri resmi Arap tahminleri, 8 bin ila 10 bin İsrailli askerin öldüğünü söylüyor. Ancak, resmi İsrail tahminlerine göre, İsrail'in kayıpları 2 bin 500 askerdir.

Mısırlı askeri uzman Tümgeneral Muhammed Ali Bilal, Aksa Tufanı Operasyonu sırasında İsrailli kayıpların artmasının en önemli anlamının, Filistin direnişinin yeteneklerini önemli ölçüde geliştirdiğini gösterdiğini düşünüyor. Bilal, Şarku'l Avsat’a verdiği demeçte, "Operasyon, direnişin hem insan hem de askeri açıdan büyük bir potansiyele sahip olduğunu, stratejik planlama ve sokak savaşını üstün bir beceri ile yönetebildiklerini kanıtladı" dedi.

Mısırlı uzmana göre, İsrailli kayıpların artması, direnişinin kendinde ve askeri yeteneklerinde güvenini artıracak, ayrıca ister gelecekteki operasyonlarda birlikte çalışarak ister İsrail ile çatışmalar sırasında koordine ederek olsun farklı Filistin gruplarının bir araya gelme şansını artıracak.

Mescid-i Aksa Tufanı Harekatı'nın başarısının ve İsrail'de ölenlerin sayısının kısa sürede artmasının nedenlerinden birinin, birçok Filistinli grubun stratejik olarak hesaplanmış zamanlama ve lokasyonlarda operasyona katılması olduğunu kaydetti.

İsrail medyası, Aksa Tufanı operasyonunu ‘felaket’ olarak nitelendirdi ve 7 Ekim Cumartesi gününün "İsrail tarihindeki en kötü gün" olduğunu söyledi. Bunun nedeni, büyük sayıdaki ölü ve Gazze çevresindeki İsrail askeri birimlerinin çöküşüydü.

Haaretz gazetesi, İsrailli diplomat ve yazar Alon Pinkas'ın 7 Ekim 2023: İsrail için utanç kaynağı olarak kalacak bir tarih başlıklı makalesini yayınladı.

Yazar, Hamas saldırısını ‘korkunç bir İsrail felaketi’ olarak değerlendirerek; Başbakan Binyamin Netanyahu ve ordusu liderliğindeki devletin, vatandaşlarını korumada olağanüstü bir şekilde başarısız olduğu ifade etti.



Küresel medya neden bazı savaşlara ilgi gösterip bazılarını görmezden geliyor?

Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)
Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)
TT

Küresel medya neden bazı savaşlara ilgi gösterip bazılarını görmezden geliyor?

Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)
Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)

Bazı savaş ve çatışmalar uluslararası medya kuruluşlarının gündeminde üst sıralarda yer alırken, bazıları çok daha yıkıcı insani sonuçlar doğurmasına rağmen görünmez kalabiliyor. Uzmanlara göre bu durumun arkasında; Batı’nın medya üzerindeki hâkimiyeti, yoksul ülkelerdeki çatışmalara düşük ilgi, çatışmaların karmaşıklığı ve uzun sürmesi gibi çeşitli nedenler bulunuyor.

Reuters Gazetecilik Araştırmaları Enstitüsü’nün yakın zamanda yayımladığı bir raporda, Ukrayna ve Ortadoğu’daki çatışmalar dışında diğer savaşların uluslararası medya tarafından geniş ölçüde takip edilme ihtimalinin düşük olduğu belirtildi. Şarku’l Avsat’ın Barış ve Ekonomi Enstitüsü verilerinden aldığı bilgilere göre 2025 itibarıyla dünya genelinde 59 aktif devletler arası çatışma bulunduğu ve bunun İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en yüksek sayı olduğu ifade edildi

Rapora göre Burkina Faso, Uganda ve Etiyopya’dan çatışma haberciliği yapmış üç gazeteciyle yapılan görüşmelerde, ciddi insani etkileri olan birçok hikâyenin yeterince haberleştirilmemesinden duyulan hayal kırıklığı dile getirildi.

Ayrıca, özellikle Afrika’daki yoksul ülkelerde yaşanan krizlerin daha az ilgi gördüğü vurgulandı. Norveç Mülteci Konseyi’nin 2024 verilerine göre en az haber yapılan büyük yerinden edilme krizlerinin sekizi Afrika’da yaşandı; Kamerun, Etiyopya ve Mozambik bu listenin başında yer aldı.

Jeopolitik öncelikler

Raporda, çatışma haberlerinin çoğunlukla insani aciliyet yerine jeopolitik önem tarafından şekillendirildiği belirtildi. Avrupa Gazetecilik Gözlemevi’nin bir çalışmasına göre Almanya, İsviçre ve Avusturya’daki ana haber bültenlerinde yayın süresinin yalnızca yaklaşık yüzde 10’u Küresel Güney ülkelerine ayrılıyor.

Sudanlı gazeteci ve eski uluslararası haber editörü Muhammed Abdülhamid Abdurrahman, medya, siyaset ve kamuoyu arasında karmaşık bir ilişki bulunduğunu belirterek savaş dönemlerinde medyanın gerçeği olduğu gibi yansıtmak yerine “önemli görülen veya anlatıya uygun olanı” aktardığını söyledi. Abdurrahman’a göre büyük güçlerin ve müttefiklerinin jeopolitik çıkarları, savaşların nasıl ve ne ölçüde haberleştirileceğini belirliyor.

Abdurrahman ayrıca uluslararası medyada savaşların görünürlüğünün, büyük güçlerin çıkarlarına etkisiyle doğru orantılı olduğunu ifade etti. Buna örnek olarak Sudan’daki savaşın Gazze çatışması nedeniyle geri plana düşmesini, Gazze’nin ise Ukrayna savaşının gölgesinde kalmasını gösterdi.

Gazeteci, coğrafi uzaklık ve erişim zorluklarının da haber seçiminde önemli rol oynadığını belirterek, karmaşık çatışmaların çoğu zaman basitleştirilemediği için haber değerinin düştüğünü söyledi.

Yeni olayların takibi ve uzayan savaşların göz ardı edilmesi

Abdurrahman’a göre medya kuruluşları genellikle “yeni olanı” takip ederken uzun süren savaşları gündemden düşürüyor. Her yeni kriz, bir öncekini gölgede bırakıyor. Ancak buna rağmen medya, kamuoyu oluşumu ve uluslararası baskı açısından kritik bir rol oynuyor.

Öte yandan, yoğun medya ilgisinin her zaman savaşların sona ermesine yol açmadığı; hatta bazı durumlarda “haber yorgunluğu” nedeniyle kamuoyunun ilgisinin azaldığı ifade ediliyor. Bu durumun özellikle Filistin-İsrail çatışmasında net biçimde görüldüğü belirtildi.

Rapora göre devletler arası çatışmalar, iç savaşlara kıyasla daha fazla haberleştiriliyor çünkü küresel siyaset ve ekonomik istikrar üzerinde daha geniş etkiye sahipler. Ekonomik etkisi düşük bölgelerdeki çatışmalar ise şiddet düzeyinden bağımsız olarak daha az görünür oluyor.

vefv
Gazze’de yıkım (AFP)

ABD’li medya araştırmacısı Joshua Eko, Batı’nın medya ve iletişim alanındaki hâkimiyetinin bu dengesizliği artırdığını, medya içeriklerinin büyük ölçüde tek tipleştiğini ve küresel eşitsizliği derinleştirdiğini belirtiyor.

Eko ayrıca 1977’de kurulan ve “McBride Raporu” olarak bilinen uluslararası iletişim komisyonuna atıfta bulunarak, Küresel Kuzey ile Güney arasındaki medya dengesizliğinin bugün hâlâ devam ettiğini vurguluyor.

1991’de yaptığı bir çalışmaya göre Batı medyası, özellikle CNN ve BBC, savaşlara ilişkin küresel anlatıyı büyük ölçüde belirliyordu ve bu durum günümüzde de önemli ölçüde değişmedi.

Gazze Savaşı ve Medya eşitsizliği

Reuters Enstitüsü raporuna göre Gazze savaşı yoğun biçimde haberleştirilmesine rağmen, bazı ölümler diğerlerine göre çok daha fazla görünürlük kazanıyor. BBC içeriklerinde bir İsrailli ölü için yapılan haber yoğunluğunun, bir Filistinli için yapılan haberden yaklaşık 33 kat fazla olduğu belirtildi.

Ürdün Gazeteciler Sendikası üyesi Halid el-Kudat ise medya tarafsızlığının pratikte tam anlamıyla mümkün olmadığını, birçok medya kuruluşunun uluslararası siyasi pozisyonlarla uyumlu yayın yaptığını ifade etti.

El-Kudat ayrıca çatışma haberlerinin hem yerel hem uluslararası düzeyde farklı şekillerde çerçevelendiğini, bu nedenle haber dilinde ve yaklaşımlarında daha fazla çeşitliliğe ihtiyaç olduğunu vurguladı.


Berri Şarku’l Avsat’a ABD’nin ateşkesin uzatılmasına yönelik bir girişimi bulunduğunu açıkladı

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)
TT

Berri Şarku’l Avsat’a ABD’nin ateşkesin uzatılmasına yönelik bir girişimi bulunduğunu açıkladı

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan ile İsrail arasındaki ateşkesin uzatılmasına yönelik bir girişimi bulunduğunu açıkladı. Öte yandan Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ikili müzakerelerin Lübnan adına Büyükelçi Simon Karam başkanlığındaki bir heyet tarafından yürütüleceğini, bu süreçte hiçbir tarafın Lübnan’ın yerini almayacağını veya ona eşlik etmeyeceğini ifade etti.

ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa, 10 günlük ateşkesin ilan edilmesinin ardından ilk kez Beyrut’a dönüşü kapsamında Avn ve Berri ile bir araya geldi. Ancak Issa herhangi bir basın açıklaması yapmadı. Berri ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Washington’ın ateşkesi uzatma yönünde bir çaba içinde olduğunu belirtti, ancak Avn’ın planladığı ‘doğrudan İsrail ile müzakere sürecine’ ilişkin tutumunu açıklamaktan kaçındı.

Avn, müzakere seçeneğinin hedefinin çatışmaların durdurulması, güneydeki İsrail varlığının sona erdirilmesi ve uluslararası olarak tanınan güney sınırına kadar Lübnan ordusunun konuşlandırılması olduğunu vurguladı.

Avn yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisiyle gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde Lübnan’ın taleplerine tam anlayış ve destek gösterdiğini belirtti. Avn, Trump’ın İsrail nezdinde girişimde bulunarak ateşkesin sağlanması ve mevcut ‘anormal durumun’ sona erdirilmesine yönelik bir müzakere sürecinin başlatılması için adım attığını, bu sürecin Lübnan devlet otoritesinin ve egemenliğinin, özellikle güney bölgeler dahil olmak üzere ülkenin tamamında yeniden tesis edilmesini hedeflediğini ifade etti. Avn, temasların ateşkesin korunması ve müzakerelerin başlatılması amacıyla süreceğini, bu sürecin geniş bir ulusal destekle yürütülmesi gerektiğini ve böylece müzakere heyetinin hedeflerine ulaşabileceğini vurguladı.

Yaklaşan müzakerelerin diğer süreçlerden bağımsız olacağını kaydeden Avn, Lübnan’ın iki seçenekle karşı karşıya olduğunu söyledi: “Ya savaşın insani, sosyal, ekonomik ve egemenlik açısından ağır sonuçlarıyla devam edilmesi ya da müzakere yoluyla bu savaşa son verilmesi ve kalıcı istikrarın sağlanması.” Avn, tercihinin müzakere olduğunu vurgulayarak, “Lübnan’ı kurtarabileceğimize inanıyorum” dedi.


Avn: Müzakerelerin amacı savaşı durdurmak ve İsrail işgaline son vermek

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
TT

Avn: Müzakerelerin amacı savaşı durdurmak ve İsrail işgaline son vermek

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn bugün yaptığı açıklamada, müzakere seçeneğinin savaşın sona erdirilmesi, İsrail işgalinin bitirilmesi ve ülkede istikrarın sağlanması amacı taşıdığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Ulusal Haber Ajansı’ndan (NNA) aktardığına göre Avn, ikili müzakerelerin Lübnan adına Büyükelçi Simon Karam başkanlığındaki bir heyet tarafından yürütüleceğini, bu süreçte hiçbir tarafın Lübnan’ın yerini almayacağını veya ona eşlik etmeyeceğini ifade etti.

Avn, müzakere seçeneğinin hedefinin çatışmaların durdurulması, güneydeki İsrail varlığının sona erdirilmesi ve uluslararası olarak tanınan güney sınırına kadar Lübnan ordusunun konuşlandırılması olduğunu vurguladı.

Avn ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede, Trump’ın Lübnan’ın taleplerine anlayışla yaklaştığını ve ateşkesin sağlanması ile müzakere sürecinin başlatılması için İsrail nezdinde girişimde bulunduğunu söyledi. Avn, bu sürecin ‘mevcut anormal durumu sona erdirerek devlet otoritesinin ve egemenliğinin, özellikle güney başta olmak üzere, ülkenin tamamında yeniden tesis edilmesini’ hedeflediğini dile getirdi.

Avn, ateşkesin korunması ve müzakerelerin başlatılması için temasların süreceğini belirterek, müzakere heyetinin hedeflerine ulaşabilmesi için geniş bir ulusal desteğin gerekli olduğunu ifade etti.

Yaklaşan müzakerelerin diğer süreçlerden bağımsız olacağını kaydeden Avn, Lübnan’ın iki seçenekle karşı karşıya olduğunu söyledi: “Ya savaşın insani, sosyal, ekonomik ve egemenlik açısından ağır sonuçlarıyla devam edilmesi ya da müzakere yoluyla bu savaşa son verilmesi ve kalıcı istikrarın sağlanması.” Avn, tercihinin müzakere olduğunu vurgulayarak, “Lübnan’ı kurtarabileceğimize inanıyorum” dedi.