Hamas’ın kamikaze dronlarını yapan Tunuslu mühendis: Muhammed ez-Zevvari

Gölgede yaşadı, farklı başkentler arasında seyahat etti, suikasta uğradığı güne kadar Hamas'la olan bağlantısı bilinmiyordu

Albane Simon
Albane Simon
TT

Hamas’ın kamikaze dronlarını yapan Tunuslu mühendis: Muhammed ez-Zevvari

Albane Simon
Albane Simon

Kevser Zentur

Muhammed ez-Zevvari 1973 ekiminde henüz altı yaşlarında küçük bir çocukken ağır bir astım hastalığı geçirdi. Zevvari, ilk okula başlamıştı, ancak geçirdiği hastalıktan bitkin düşen bedenindeki sağlık sorunlarından dolayı annesi onu her gün okula sırtında götürüyor ve sonra Tunus’un Safaks şehrinin merkezindeki mütevazı evlerine dönmesini bekliyordu.

Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları tarafından ‘Aksa Tufanı’ saldırılarının başlatılmasından bir gün sonra yapılan yazılı açıklamada, Hamas’ın hava kuvvetlerinin Aksa Tufanı saldırılarında İsrail’e karşı tüm cephelerde, direnişçilerin işgal altındaki bölgelere geçiş yolunun açılmasına katkıda bulunan 35 adet ‘Zevvari’ tipi kamikaze insansız hava araçları (İHA) kullandığının belirtilmesi, Muhammed ez-Zevvari'nin devam eden çatışmayla ilgili gelişmeleri aktaran çeşitli basın kuruluşlarının ilgi odaklarından biri haline gelmesi için yeterli oldu.

Zevvari’yi Tunus’ta ‘1990’lı yılların çilesini çeken’ İslami hareketin gençlik çevreleri dışında tanıyan yoktu. ‘Özgürleşme Girişimi’ adıyla bilinen bu dönemde yüzlerce genç tutuklandı, bazılar ise sahte pasaportlarla yurtdışına kaçtı.

Tıpkı diğer birçok kişi gibi Tunuslular da Mühendis Muhammed ez-Zevvari’yi bundan 9 yıl önce 15 Aralık 2016'da Tunus'ta evinin önünde silahlı iki kişi tarafından suikasta uğradığında tanıdı. Zevvari, üç merminin hayati bölgelerine isabet etmesi sonucu yaşamını yitirdi. Hamas Hareketi, Zevvari’nin öldürüldüğünü açıkladığında, suikasttan İsrail gizli servisi Mossad’ı sorumlu tuttu. Açıklamada, Zevvari'nin Hamas Hareketi’nin liderlerinden ve ‘Ebabil’ adlı İHA projesinin yanı sıra uzaktan kumandalı denizaltı projesinin başındaki isimlerden biri olduğu vurgulandı.

O dönemde Tunus İçişleri Bakanlığı, suikastın arkasında yabancı bir ülkenin istihbarat teşkilatının olduğunu açıkladı. Tunus’un resmi anlatısına göre suikast 11 kişi (3 Tunuslu, 8 yabancı) ile Tunus sınırları dışında planlandı ve suikast için büyük bir bütçe ayrıldı.

Safaks’tan Sudan’a

Muhammed ez-Zevvari’yi Tunus’ta ‘1990’lı yılların çilesini çeken’ İslami hareketin gençlik çevreleri dışında tanıyan yoktu. ‘Özgürleşme Girişimi’ adıyla bilinen bu dönemde yüzlerce genç tutuklandı, bazılar ise sahte pasaportlarla yurtdışına kaçtı. Zevvari, o dönem Tunus’un güneyinde Safaks şehrinde Mühendislik Fakültesi'nde öğrenciydi. Kendi kuşağından birçok genç gibi o da siyasi düşüncenin en önemli merkezlerinden biri olan üniversitede siyasi faaliyetlere ve fikri çatışmalara dahil oldu.

Filistin’de 1980’li yılların sonlarında başlayan Birinci İntifada, Tunus'taki İslami hareketin gençlerine ilham veren olaylardan biri oldu. Bu da Zevvari’nin de aralarında olduğu gençlerden bazılarının önce Tunus'tan Libya'ya kaçmalarını ve sonra yeni kurulan Hamas Hareketi’ne katılmanın bir yolunu bulmaya çalışmalarını açıklıyor.

Ağabeyi Rıdvan’ın Majalla’ya anlattıklarına göre ‘çocuksu yüz hatlarına’ sahip, yeşil gözlü, küçük ve muhafazakâr bir ailenin en küçük ve en çok şımartılan oğlu olan Zevvari, 1967 doğdu. Geçirdiği ağır astım hastalığı nedeniyle eğitimini zorlukla tamamladı. Ağabeyi, küçük Muhammed'in okula tek başına zar zor gidebildiğini, bedeni güçlenene ve derslerdeki parlak başarısı artana kadar annesinin, kendisinin de sağlık sorunları olmasına rağmen yıllarca her gün oğluna eşlik ettiğini söyledi.

Zevvari’nin 1991 yılında güvenlik güçlerinden kaçmaya başladığı dönemde aylarca kendisiyle aynı evi paylaşan ev arkadaşlarından biri olan Kerim Abdusselam’a göre ise Muhammed, dahi, utangaç ve yardımsever bir gençti. Abdusselam, Zevvari’nin o dönem, Tunus emniyeti tarafından, Tunusluların hafızasında yer edinen Bab Suveyka olayının ‘planlayıcısı’ olarak takip edildiğini ve ‘çok tehlikeli biri’ olarak sınıflandırıldığını söyledi. Bab Suveyka olayında Tunus’un dönemin iktidar partisi Anayasal Demokratik Birlik partisinin Bab Suveyka Mahallesi’ndeki genel merkez binası hedef alınmış, bina içindekilerle birlikte ateşe verilmişti. Olayda iki kişi hayatını kaybederken, Zevvari, İslami çizgideki Nahda Hareketi üyesi olması ve iktidarla yaşanan çatışmalar sırasında okullardaki ve üniversitelerdeki şiddet olaylarına karışması nedeniyle arananlar listesine alındı.

Safaks’ın Zeyt ilçesine bağlı küçük bir evde, çeşitli şehirlerden İslami harekete mensup 15 genç bir araya geldi. Ayrı ayrı hepsinin bir hikayesi, bir davası, bir hayali vardı. Hepsi, 1991 yılında ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Hamas Hareketi’nin kurucusu Şeyh Ahmed Yasin'den etkilenmişti. Filistin’de 1980’li yılların sonlarında başlayan Birinci İntifada, Tunus'taki İslami hareketin gençlerine ilham veren olaylardan biri oldu. Bu, Zevvari’nin de aralarında olduğu bu gençlerden bazılarının önce Tunus'tan Libya'ya kaçmalarını ve sonra yeni kurulan Hamas Hareketi’ne katılmanın bir yolunu bulmaya çalışmalarını açıklıyor.

Nahda Hareketi’nin Müslüman Kardeşler’den (İhvan-ı Müslimin) uzaklaşmasını kabul etmeyen Zevvari, bazı kaynakların tanıklığına göre Nahda Hareketi içinde hesap verilebilirliğin olması talebinde bulunması ve mali yolsuzluk ve göçmenlere verilen hibelerdeki dengesizlikle ilgili eleştirileri nedeniyle ağır bir bedel ödedi.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı habere göre gençler Hamas Hareketi’ne katılmak için hazırlıklara başladığında güvenlik güçleri daha hızlı davranarak grubun tüm üyelerini tutuklayıp hapse attı. Arkadaşı Kerim Abdusselam'ın Majalla’ya anlattığına göre daha sonra Zevvari’nin de aralarında olduğu üç genç kaçmayı başardı.  Abdusselam, “Muhammed'in bir güvenlik görevlisine saldırıp hapishaneden kaçması, ardından gizlenmesi ve Libya'ya gitmesi arkadaşları da dahil herkesi şaşırttı” ifadelerini kullandı.

Libya’da birkaç ay kalan Zevvari, o dönem İslami hareket üyelerinin hoş karşılandığı Sudan'a gitti. Sudan, Zevvari’nin hayatında bir dönüm noktasıydı. Hatta hayatını alt üst etmişti. Zevvari burada kendisini, Nahda Hareketi'nin daha sonra reddettiği Özgürleşme Girişimi sürecine katıldıkları gerekçesiyle güvenlik güçlerinin işkence ettiği bir grup genç arasında buldu. Yaşları 15 ile 26 arasında değişen binlerce genç, haklarında verilen ağır cezaların ardından cezaevine gönderildi ve arkalarında ‘terörist aileleri’ olarak etiketlenen ve zulüm gören aileler bıraktı.

Zevvari’nin Nahda Hareketi ile anlaşmazlığı

Nahda Hareketi’nin Müslüman Kardeşler’den (İhvan-ı Müslimin) uzaklaşmasını kabul etmeyen Zevvari, bazı kaynakların tanıklığına göre Nahda Hareketi içinde hesap verilebilirliğin olması talebinde bulunması ve mali yolsuzluk ve göçmenlere verilen hibelerdeki dengesizlikle ilgili eleştirileri nedeniyle ağır bir bedel ödedi. Aynı kaynaklar, Zevvari’nin Tunus dışında olduğu dönemde verilen mücadelenin sahte ve bunun bir ulusal meseleden çok gençlerin yakıt olarak kullanıldığı bir iktidar mücadelesi olduğunu anlamış gibi göründüğünü söylediler.

Çok az konuşan ve sesi neredeyse hiç duyulmayan biri olduğundan ailesinin, Hamas Hareketi’yle olan ilişkisini ancak suikasta uğradığı gün öğreneceği kadar gizemli bir insan olan Zevvari’nin hayatına dair tüm detayları öğrenmek son derece güç.

Zevvari'nin Nahda Hareketi ve genel olarak siyasetle ilişkisi sona erdi. Bu ‘kopuş’ ketum bir kişiliğe sahip olan ve insanların kalplerinde ve akıllarında derin izler bırakan Muhammed'i tanıyan herkesin cezalandırılmasına neden oldu. Muhammed de tacize ve şiddete maruz kaldı, Sudan'ın ‘ara sokaklarında’ yaşadı. İçinde bulunduğu aşırı yoksulluk, özellikle makine mühendisi olarak mezun olmak üzereyken okulu bırakan Zevvari’nin dehası ve akademik başarısı sayesinde kendisini bekleyen gelecekten uzak atölyelerde çalışmaya zorladı.

‘İzzeddin el-Kassam Tugayları Mühendisi’ Muhammed ez-Zevvari iki öğrencisiyle birlikte bir dron üzerinde çalışırken
‘İzzeddin el-Kassam Tugayları Mühendisi’ Muhammed ez-Zevvari iki öğrencisiyle birlikte bir dron üzerinde çalışırken

O dönemin tanıkları kendilerini ‘Özgürleşme Girişimi döneminin kurbanları’ olarak adlandırdıklarını söylüyorlar. Muhammed ez-Zevvari de baskılara ve adam kayırmacılığa uğradığı, şahsi ve mali hesaplar adına hareket etmeye karşı çıkıp kalbinde bir dava taşıdığı ve gönülsüz işler yapmayı kabul etmediği için siyasetten koptu. Anlayışlı ve kendinden emin bakışları, her seferinde farklı adlarla yaptığı seyahat yıllarının izlerini taşıyordu. Parlak akademik başarılar elde etse ve bir dahi olsa da gerçek adını taşıyan bir diploması hiç olmadı. Abdusselam’ın söylediğine göre Zevvari’nin en çok bilinen takma adı ‘Murad et-Tunusi’ydi.

Çok az konuşan ve sesi neredeyse hiç duyulmayan biri olduğundan ailesinin, Hamas Hareketi’yle olan ilişkisini ancak suikasta uğradığı gün öğreneceği kadar gizemli bir insan olan Zevvari’nin hayatına dair tüm detayları öğrenmek son derece güç. Sakin doğası ona zarar veriyordu. Bazen yeni tanıştığı kişiler ona güvenip güvenmemekte tereddüt ediyorlardı. Ancak arkadaşları onu ‘saf ve temiz biri’ olarak nitelendiriyorlar.

İzzeddin el-Kassam Tugayları tarafından yapılan açıklamaya göre Muhammed ez-Zevvari, Sudan'da kaldığı süre boyunca makine mühendisliği, bilgisayar teknolojileri ve askeri endüstriye yönelik muazzam yeteneklerinin farkına vardıktan sonra 2006 yılında Kassam Tugayları’na katıldı.

Zevvari, Sudan'dayken Bosna-Hersek'te 1992-1995 yılları arasında yaşanan savaşta Müslümanları desteklemek için Bosna’ya gitti ve orada birkaç ay kaldı. Daha sonra Sudan'a döndü ve 1996 yılına kadar burada kaldı. Sudan vatandaşlığı aldı ve camilerden başlayarak Filistinliler de dahil olmak üzere farklı milletlerden İslami hareketlerle bağlantılar kurdu. Hamas'la olan hikayesi de buradan başladı.

Gölgede yaşadı

Zevvari, 1990’lı yıllar bitip 2000’li yıllara gelindiğinde Murad et-Tunusi adına aldığı pasaportla birçok başkente seyahat etmeye başladı. O sıralarda Hamas'ın askeri kanadı İzeddin el-Kassam Tugayları içindeki yeni çalışmaları nedeniyle kimliğini gizli tutmak zorundaydı. Bu yüzden gizlendiği süre zarfında gizemlerle örtülen karakterini çözmek hiç de kolay değildi. Onu tanıyanlardan birinin anlattıklarına göre olağanüstü yeteneklere sahip bir mühendis olarak edindiği deneyimlerden en dikkate değer olanı Sudan'da askeri sanayide çalışmış olması olabilir.

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah şehrinde Muhammed ez-Zevvari’yi anma töreni düzenleyen İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri, 31 Ocak 2017 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah şehrinde Muhammed ez-Zevvari’yi anma töreni düzenleyen İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri, 31 Ocak 2017 (AFP)

İzzeddin el-Kassam Tugayları tarafından yapılan açıklamaya göre Muhammed ez-Zevvari, Sudan'da kaldığı süre boyunca makine mühendisliği, bilgisayar teknolojileri ve askeri endüstriye yönelik muazzam yeteneklerinin farkına vardıktan sonra 2006 yılında Kassam Tugayları’na katıldı. Zevvari, Kassam Tugayları'nın askeri sanayi birimine katıldı. Kendisine Suriye'de ve özellikle İran'da yoğun eğitim kurslarına katılarak becerilerini daha da geliştirme fırsatı verildi. Yaklaşık yarım yıllık bir eğitim sürecinin ardından Kassam Tugayları ekibiyle testlerini tamamladı. İran'dan Gazze'ye taşınan Zevvari, burada drone endüstrisinin geliştirilmesi çalışmalarına katıldı. Dron projesine ‘Ebabil-1’ adını verdi. Zevvari’nin doktora tezi ise uzaktan kumandalı denizaltı geliştirilmesi üzerineydi. Ancak suikasta uğraması projenin tamamlanmasını engelledi. Suikasttan aylar sonra saygı göstergesi olarak tez savunması yapıldı.

Muhammed ez-Zevvari, ilk gençlik yıllarındaki aksiliklerden sonra tam da istediği gibi gölgede yaşadı. Arkadaşlarının anlattıklarına göre şu ya da bu şekilde zulüm görmeye devam ettiğinden, Tunus'a dönmek onun için hiçte kolay olmadı.

Tunus’ta eski Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali iktidarının düşmesinin ardından, başarılı olduğu üniversitede akademik kariyerine devam etmek için Tunus'a dönen Zevvari, kısa sürede mühendislik diplomasını aldı. Bu kısa süre zarfında bir de kapıları güneyden gelen yetenekli gençlere açılan ‘Güney Havacılık Kulübü’nü kurdu. Kulübün hiçbir üyesi, Zevvari’nin Hamas Hareketi’nin temel taşlarından biri olduğunu bilmiyordu. Onu tanıyanlara göre Zevvari, başarılarıyla övünen ya da şöhret peşinde koşanlar biri değildi.

Muhammed ez-Zevvari, ilk gençlik yıllarındaki aksiliklerden sonra tam da istediği gibi gölgede yaşadı. Arkadaşlarının anlattıklarına göre şu ya da bu şekilde zulüm görmeye devam ettiğinden Tunus'a dönmek onun için hiçte kolay olmadı. Bazıları Majalla’ya Zevvari’nin suikasttan bir yıl önce Safaks'taki güvenlik birimlerinin kendisini takip etmelerinden şikayetçi olduğunu ve Malezya'ya yerleşmeyi planladığını söylediler.

Zevvari, Suriyeli eşinin ikametini yenilemek için her altı ayda bir Tunus'u terk etmeye zorlayan idari tacize de maruz kaldı. Eşi, suikastın ardından Tunus vatandaşlığı alabilmek için bir Tunusluyla evlendi. Ancak kaynaklar, en üst makamlardan yetkililerin verdiği sözlere rağmen yine de vatandaşlık alamadığını aktardılar.

Zevvari’nin eşine Tunus vatandaşlığı verilmemesi ve mühendislik diplomasını da zorlukla almış olması, dönemin Nida Tunus Partisi ve Nahda Hareketi koalisyonunun iktidarı için zorlu bir meydan okumaya dönüşmüştü. Tunus hükümeti, Zevvari suikastı karşısında sessiz kaldı. Halkın baskısı sonucunda ve sert eleştirilerin ardından suikasttan birkaç gün sonra dönemin Tunus Başbakanı Yusuf Şahid, bir açıklama yaparak, ‘Tunus'un şehit Muhammed ez-Zevvari’nin hakkını ödeyemeyeceğini’ söylemek zorunda kaldı.

Muhammed Ez-Zevvari'nin, öldürülmesinden yıllar sonra Majalla’ya konuşan ağabeyi, şunları söyledi:

“Nüfuzlu siyasi partiler bu suça ortak oldular. Faillerin ve Mossad ajanlarının bu suçu evinin önünde tereyağından kıl çeker gibi kolayca işlemelerine yardım ettiler.”

Kardeşinin avukatlarının dava dosyası üzerinde çalıştığını söyleyen ağabey, Zevvari’nin Mossad’ın suikast düzenlemeye hazırlandığı kişiler listesinde yer aldığına dair bilgiler edindiklerini ve bu listenin ‘uzaktan kumandalı denizaltı’ projesindeki başarısının hemen ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun talimatıyla hazırlandığına dair bilgiler edindiklerini belirtti.

*Bu çeviri Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden yapılmıştır.



Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.


Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.