Gazzeli şairlerin günlüklerinde terörün son tablosu

“Üzerimizdeki ablukayı kaldıramıyorsa, dünyanın interneti kesilsin/ Dünyadan kurtulmaktan çok dünyanın bizden kurtulmasını istiyorum” Yahya Aşur

Fotoğraf: EPA
Fotoğraf: EPA
TT

Gazzeli şairlerin günlüklerinde terörün son tablosu

Fotoğraf: EPA
Fotoğraf: EPA

Husam Maruf

Gazze: Gazze Şeridi, uzun yıllardır İsrail işgali altındaki küçük ve kalabalık bir bölgedir. Burada her şey imkânsız gibi görünüyor. Gazzelilerin üzerinde bulunan muazzam kısıtlamalar, günlük yaşamlarını kuşatan ek duvarlar gibidir ve onlara yaşamın özünü kaybettirir.

Gazze, sık sık kendi isteği dışında savaşa sürüklenir. Halkı, başlarına yağmur gibi yağan patlayıcı ve füzelerin sesleri eşliğinde, varoluşsal çatışmaların ortasında bulur kendini. 7 Ekim savaşı, başlangıç ve bitiş ayrıntıları ne olursa olsun önceki savaşlardan farklı değil, ancak Gazzelilerin bugüne kadar gördüğü her şeyden daha büyük dehşet ve korku içerir.

Savaş deneyimi, boğucu varoluşsal boyutlarıyla her zaman Filistin şiirinin bir parçası olmuştur. Çünkü şair, çevresinin evladıdır. Son savaş deneyimi daha da şiddetli görünüyor. Çünkü işgalin, Filistinlileri bombalamak, korkutmak ve yerinden etmek şeklindeki tepkisi daha büyük oldu. Filistinli genç şair Bisan en-Netil, sürgün edilmenin, hatta savaşın tümünün ve içinde barındırdığı dehşetin bir resmini çiziyor:

“Evimin duvarlarını nasıl koyayım bavula sığmıyor / Hep birlikte güvenli bir yere gitmek istiyorum / Tüm kitaplarımız, resimlerimiz ve anılarımız hangi bavula sığar?”

Hafıza

Filistinliler, savaşın ve demir kılıçlarının gölgesinde günlük hayatını yaşamaya alışmıştır. Zihinleri, dehşet sahnelerini yeniden yaşatıp durur. Aile, arkadaş ve sevdiklerini kaybetme korkusu yakalarını asla bırakmaz. Şair Nasır Rabah, savaşın başladığı günü sevgilisine hediyeler göndermek için kullanıyor. Askeri kışlaların yankısını ve Filistinli hayatındaki pek çok sonun gölgesinde yaşamı etkileyen çürümeyi somutlaştırıyor.

“Kışla, yaşamımın yüksek çitine yaslanmış durumda. Roketler tarafından dört bir yana dağıtılmadan önceki kadim komşularımın sohbetleri nerede? Yaşlanan düşlerim, delikanlı koltuk değneklerime dayanarak kendilerini önemsemeyen denize doğru yürüyor. Umut deposunda son bir derman hapı kaldı, tespihimin taneleri bir türlü bitmiyor. Ve ben 'Gazze, Gazze, Gazze!' diye sayıklıyorum.”

Nasır Rabah

Rabah'ın şiirselliği, keskin seslerle dolu yorucu görüntüyle aşılır, çünkü onun için yokluk, aşkın girdiği her yolu sonlandıran bir füzeyle bağlantılıdır.

Onun koltuk değnekleriyle uçuruma doğru ilerleyen eski hayalleri vardır. Savaş ve felaketleri, ona bağlı sonlar ve yorgun aşk ilişkileri arasındaki bu bağlantı, Filistin’in toprağa bağlı hafızasının siyah şeridini, adını Gazze diye haykıran trajik tiyatrodan geçirmek gibidir.

Nasır Rabah
Nasır Rabah

Rabah şöyle diyor: “Savaş'ın doğum gününde sana göndermediğim hediyeler Kitabımı kapatırken sanki kangrenden ölüyormuş gibi şiirin bana el sallaması Ağzımla her şeye dair sözlerim arasındaki kapalı köprüler Kışla, yaşamımın yüksek çitine yaslanmış durumda. Roketler tarafından dört bir yana dağıtılmadan önceki kadim komşularımın sohbetleri nerede? Yaşlanan düşlerim, delikanlı koltuk değneklerime dayanarak kendilerini önemsemeyen denize doğru yürüyor. Umut deposunda son bir derman hapı kaldı, tespihimin taneleri bir türlü bitmiyor. Ve ben 'Gazze, Gazze, Gazze!' diye sayıklıyorum.”

Açık ağız

Gazze’de şairler, bu kuşatılmış bölgenin tüm sakinleri gibi kendine özgü kaygı, korku ve acı sonlarla dolu deneyimler yaşar. Savaş zamanlarında gece, ölümün ilk günündeki mezar gibi gelir. Gecenin getirdiği ağırlık dayanılmazdır, geçilemez. İsrail’in güvenli evlere yönelik ağır bombardımanı, evleri sarsan ve sakinlerinin kalplerini yerinden oynatan bombalar ve gökyüzünü dolduran uçak sesleri eşliğinde yavaş yavaş ilerlemeye devam eder. Sanki her an seni yutabilecek açık bir ağız gibi. Savaş zamanında gecenin bu çirkin görüntüsü, Yaradan'a dua etme haline gelir. Sürekli elektrik kesintileri karşısında kendini rahatlatmak ve zifiri siyah rengi değiştirmek için renklerle oynamak.

wer
Hamid Aşur

Filistinli şair Hamid Aşur, her Filistinlinin yaşadığı o deneyimi, içinde Filistin gerçekliğinin kriz işaretlerini taşıyan bir yakarış yoluyla anlatıyor.

“Rabbim/ Bu ağır geceyi göğsümüzün üstünden al/ Al Rabbim ve bu zifiri karanlığından arındır/ Geceyi uçaklardan, füzelerden, bomba seslerinden arındır/ Sabahı bizim için, çocuklarımız için bembeyaz kıl”

Rabbim/ Bu ağır geceyi göğsümüzün üstünden al/ Al Rabbim ve bu zifiri karanlığından arındır/ Geceyi uçaklardan, füzelerden, bomba seslerinden arındır/ Sabahı bizim için, çocuklarımız için bembeyaz kıl

Hamid Aşur

Hava saldırısı

Savaş zamanında şiirsel imge Filistinlilerin hayatının başka bir yanını ortaya çıkarır. Bu zamanlarda insanı ölümle yaşamdan ayıran, çürük bir iptir. Özünde rastlantı olmayan rastlantılar vardır. Filistinlilerin hayatında hiçbir şey rastlantıya bağlı değildir. Bu, kaderin uzun bir yolculuğudur, çoğu ölüme doğru ilerler. Gazze'de ne çok ölüm var.

Hava saldırısı sonucunda ölüm, kaçınılmaz bir mesele olabilir. Öyle ki, Filistinlilerin yaşamları pamuk ipliğine bağlıdır. Hamid Aşur, kısa ve bombalanan hayat nitelemesini sadece yıllar açısından değil, aynı zamanda Gazze halkının hayatında yabancı gibi görünen neşeli vakitler açısından da kullanır. Belki de son dakika haberleri, insanın hayatında daha fazla varlık ve sürekliliğe sahiptir.

Melankoli

Gazzeli insanın hayatındaki görüntünün tonları ne kadar değişirse değişsin, yine de savaşla tekrar tekrar yüzleşmek zorundadır. Buradaki vatandaş, 15 yıl içinde yaklaşık on savaş yaşadı. Bu krizlerin yoğunlaşması, Filistinli gençlerin birçok kavramını değiştirdi ve onları mutlak umutsuzluğa sürükledi. İntihar oranları dikkat çekici bir şekilde çoğaldı ve kötü koşullar nedeniyle göç de arttı.

xscd
Revan Hüseyin

Şiir ise kaçınılmaz kayıpları, gençliğin yaşlılıkla iç içe geçmesini, korkunç sonları anlatan melankolik ve kasvetli görüntülerle ağırlaştı. Ölümden dönen insanı hayalete dönüştüren şey, Gazzeli şair Revan Hüseyin tarafından şöyle ortaya konuluyor:

“Zaman bir kenara çekildi/Mekanlar tıpkı kelimelerin göz pınarlarında yaşlandığı bir çocuk gibi gözlerini kapattı /Tavanlar çöküyor kayalardan düşen şelaleler gibi / Yıkıntılarının altında fotoğraflar duvarda askıda duruyor/ En son gördüğümüz: Son korku tahtası yüzümüze kazınmış / Bu gece yalnız yaşlanıyoruz/ Zamanı örüp giyiyoruz / Küçüklerimizin ağzından sel olup akan korkuyu biz yutuyoruz / Peki, bizim pas tutmuş ağzımızdan çıkan korku dolu çığlıkları kimler yutuyor?

“Üzerimizdeki ablukayı kaldıramıyorsa, dünyanın interneti kesilsin/ Dünyadan kurtulmaktan çok dünyanın bizden kurtulmasını istiyorum”

Yahya Aşur

Alay

Filistinli için acı, günlük bir alışkanlık gibi görünüyor, sanki dördüncü bir öğün gibi. Ancak bombardıman nedeniyle gelen acının şekli, çoğu zaman sonlar taşır, bu ise acının doruk noktasıdır.

Kavramlar ve olaylarla alay etmek de Filistinlilerin alışkanlıklarından biri haline geldi. Öyle ki, bombalama veya çatışma gecesini ‘parti’ olarak adlandırıyor. Belki de bu, Milan Kundera'nın ‘saçmalık partisi’, belki de tüm yaşamın saçmalık partisi.

dfr
Yahya Aşur

Filistinli şair Yahya Aşur, dipnotlar aracılığıyla kaybı yeniden tanımlayan metnine bunu dahil ederek ve bu sefil görüntüyü pek çok insanın farkına varmadan tekrarlanan geleneksel bir sahneye bağlayarak savaşla, kendisiyle veya sıkıcı olayla alay etmenin bir yolunu buluyor:

Her dem bir füzeyle başlayan şenliklerde/ Annem odama koşup ‘Pencereni biraz aç’ derdi/ O hiç fark etmedi ben de hiç söylemedim/ Evin pencereleri içinde hiçbir bombardımanın kıramadığı tek pencere benim pencerem/ Bu kez annem odama gelmedi/ Ben de penceremi biraz açmadım”

Tam tecrit

Başka bir metinde Aşur, Gazze'deki ekonomik, sosyal ve siyasi kuşatmayı hatırlatarak bu noktada her zaman yalnız kaldığını, ancak modernitenin ipinin onu dünyaya bağladığını belirtiyor. Teknoloji, savaşlar arasında dağılmış olan bu sefil yerin izolasyonunu kırmanın bir aracı olarak karşımıza çıkıyor. Öyle ki, şair Gazze ikilemine nihai bir çözüm bulmuş:

“Üzerimizdeki ablukayı kaldıramıyorsa, dünyanın interneti kesilsin/ Dünyadan kurtulmaktan çok dünyanın bizden kurtulmasını istiyorum”

“Bu gece yalnız yaşlanıyoruz/ Zamanı örüp giyiyoruz / Küçüklerimizin ağzından sel olup akan korkuyu biz yutuyoruz”

Revan Hüseyin

Tarafsızlık

Uçak, herhangi bir insanın hayatında rüya gibi parlarken, Filistinli, özellikle Gazzeli için onu gördüğü anda belleği ele geçiren korkunç bir an olur. Uçak, onun hayatında ölüm kaynağıdır, kanatların, uçmanın ve seyahatin fikrinden daha fazlası. Tarafsız bir fikir değil, kanla, evleri yıkmakla, çocukların ağlamasıyla ve kayıpla lekelenmiştir. Burada uçak, felaketin anahtarıdır.

csdf
Muna el-Masdar

Şair Muna el-Masdar, Gazzeli hafızasında uçak hakkındaki bu karanlık sahneden kopma yeteneğine dair sorular soruyor. Filistin yaşamının imajını parçalara ayırıp bir araya getirmek ve yeniden üretmek, Gazze'ye ve onun gerçekliğine yabancılaşmayla temsil edilen başka bir yerde başka bir yaşam üretmek için şiirde analiz ve tefekkür araçları gibi görünüyor. Savaşın gürültüsü, yıkımı ve hatırası olmadan yaşanabilir bir hayat yaratmak için:

Yaşamak ve hayatta kalmak arasındaki tek fark tavandan başka nedir?/ Tavan insanın ruhu mudur yoksa yeni bir gökyüzü mü?/ Sürgünde ufuk var mı?/ Hayatın anahtarları farklı mı? /Yoksa gecenin daha net ve daha gürültülü olmasıyla mı sınırlı?/ Uçağı bir ulaşım aracı olarak şeffaf bir şekilde yeniden tanımlayacak mıyız? /Yoksa gökyüzüne her ziyaretinde ruhumuzda mı olacak?/ Bir süre sonra bizim gibileri de taşıdığını mı anlayacağız?/ Ama onların büyük oranda savaşa dair anıları yok!



Cezayir ile doğu komşusu Tunus’un arasını kim bozmaya çalışıyor?

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’u  Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı'nda karşılıyor, 22 Nisan 2024 (AFP)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’u  Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı'nda karşılıyor, 22 Nisan 2024 (AFP)
TT

Cezayir ile doğu komşusu Tunus’un arasını kim bozmaya çalışıyor?

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’u  Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı'nda karşılıyor, 22 Nisan 2024 (AFP)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’u  Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı'nda karşılıyor, 22 Nisan 2024 (AFP)

Rabia Abdusselam

Bugünlerde sosyal medya platformları, kamuoyunu manipüle etmeyi ve Tunus ile Cezayir’in arasını bozmayı amaçlayan yanıltıcı çıkarımlar ve sahte veya hileli hesaplarla dolup taşmış durumda. Bazı Tunuslu analistler ile eleştirel seslerin, Cezayir'den İtalya'ya gönderilen ve Tunus topraklardan geçen doğalgazın transit ücretlerine ilişkin imzalanan anlaşmaların “yeniden gözden geçirilmesini” talep etmesi, tamamen beklenmedik bir gelişmeydi. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin Cezayir'e yaptığı son ziyaretin ardından gelen bu talepler, mali ve lojistik transit ücretlerinin “gözden geçirilmesi”ne odaklanıyor.

Bu hikaye, Tunus'taki hükümet karşıtı ve mevcut otoriteye muhalif tutum sergileyen partilerin çoğunun, Tunus-Cezayir anlaşmasıyla ilgili uydurma bir belge etrafında yürüttüğü dezenformasyon ve yalan kampanyasından farklı değil. Cezayir ve Tunus muhalefetine bağlı sosyal medya ve internet sitelerinde yayınlanan ve “çok gizli” ibaresi taşıyan bu uydurma belge, “Cezayir ordusuna ciddi iç karışıklık, isyan, darbe girişimi veya kurumsal istikrarı ve mevcut anayasal düzenin devamlılığını tehdit edebilecek herhangi bir durumda Cumhurbaşkanı Kays Said rejimini korumak için müdahale etmesi yetkisi verildiğini” iddia eden bir belge. Söz konusu belge, önceden koordinasyon sağlanmadan bu anlaşmanın hükümleriyle ilgili güvenlik veya savunma alanlarında yabancı bir tarafla herhangi bir anlaşma veya ortaklık kurulmasını da yasaklıyor. Bir diğer maddesi ise, “birinci tarafın askeri ve güvenlik birimlerinin, ikinci tarafın yetkili makamlarıyla önceden koordinasyon sağladıktan sonra, tehlikeli terörist unsurları takip etmek ve etkisiz hale getirmek amacıyla sınır hattından 50 kilometreyi geçmeyecek bir mesafeye kadar ikinci tarafın topraklarına girebileceğini” öngörüyor.

Cezayir'e karşı keskin bir düşmanlık

Yukarıda zikredilen maddeler, Cezayir'in bağımsızlığından bu yana dış politikasını yöneten en önemli ilke olan komşu ülkelerin iç işlerine karışmama ilkesiyle tamamen çelişiyor. Ayrıca, mevcut anayasanın 31. maddesi, ordunun ülke sınırları dışında herhangi bir operasyona katılmasını yasaklamaktadır. Madde şu şekildedir: “Cezayir, diğer halkların meşru egemenliğini ve özgürlüğünü ihlal etmemek için savaşa başvurmaktan kaçınır ve uluslararası anlaşmazlıkları barışçıl yollarla çözmek için çaba gösterir. Cezayir ayrıca, Birleşmiş Milletler, Afrika Birliği ve Arap Birliği çerçevesinde ve bunların ilke ve amaçlarına tam uyum içinde, yurtdışı barış koruma operasyonlarına katılabilir.”

En sıradan okuyucu bile belgenin geçersizliğini ve aleyhindeki güçlü kanıtları teyit edebilir. Son maddedeki BM'ye bir kopyasının teslim edilmesini öngören yazılı ifade de bunun kanıtı

Cezayirli gazeteci Osman Lahyani

Bu “sahte” belge, anlaşmanın özünü gizlemesine rağmen, Tunus muhalefeti için değerli bir kaynak olmaya devam ediyor. Bu durum, jeopolitik konulara ve Cezayir'in uluslararası ilişkilerine (özellikle Fransa ile Tunus ve Libya gibi komşu ülkelerle) odaklanan yazılarıyla tanınan Cezayirli gazeteci ve yazar Osman Lahyani tarafından da doğrulandı. Yerel “el-Haber TV” kanalında yayınlanan “Sağ ve Sol” programına konuk olarak katıldığında, “Ekim 2025'te imzalanan askeri anlaşma, 2002'de imzalanan önceki anlaşmanın bir güncellemesidir. Bu güncelleme, elbette, terör tehditlerinin yeni biçim ve yöntemleri, kontrolsüz silah ve uyuşturucu kaçakçılığı ve insan kaçakçılığı ile ilgili güvenlik ve askeri değişikliklerden kaynaklanmaktadır” açıklamasını yaptı. “Bu tehditler, sadece Cezayir ve Tunus değil, tüm komşu ülkelerin ortak sınırlarını güvence altına almak için askeri anlaşmalarını güncellemesini gerektiriyor. Bunu Suudi Arabistan ve Pakistan örneğinde de gördük; 17 Eylül'de, yakın güvenlik ittifakı kurmak için ortak bir stratejik savunma anlaşması imzalandı ve taraflardan birine yönelik herhangi saldırının diğerine de yönelik saldırı olarak kabul edileceği belirtildi” diye ekledi. Lahyani sözlerine şöyle devam etti: “En sıradan okuyucu bile belgenin sahte olduğunu teyit edebilir. Son maddedeki BM’ye bir kopyasının teslim edilmesini öngören ifade bunun inkar edilemez bir kanıtıdır.”

fdvbdf
Tunus askerleri, Batı Tunus'taki Cebel-i Şambi bölgesinden görüldüğü üzere, Cezayir sınırına yakın bir yerde devriye geziyor, 11 Haziran 2013 (Reuters)

Zaman zaman, bazı Tunuslu elitlerden sert eleştiriler geliyor. Eski Tunus Cumhurbaşkanı Munsif Marzuki'nin, kuruluşundan beri Arap Mağrip Birliği'ne egemen olan donukluk ve tıkanmadan sürekli olarak Cezayir'i sorumlu tutması buna bir örnek teşkil ediyor. Muhalif siyasi aktivist ve eski cumhurbaşkanı adayı Safi Said'in pozisyonları ve her zaman tartışma yaratan eski Tunus Dışişleri Bakanı Ahmed Venis'in “iddiaları” da önemli.

Cezayir ve Tunus cumhurbaşkanları, Tunus'taki muhalefet grubuna büyük bir şüphe, kaygı ve gerilim ile karışık güvensizlikle bakıyorlar

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun'un  30 Aralık 2025'te iki kanadı ile parlamentoya yaptığı konuşma, Tunuslular için normal ya da geçici değildi. Görünüşte sıradan olan konuşması, hem doğrudan hem de dolaylı mesajlar içeriyordu. Nitekim “Cezayir ve Tunus arasında parayla satın alınmış kişiler kullanılarak anlaşmazlık yaratma girişimleri olduğunu” vurguladı. “İki ülke arasındaki ilişkileri bozmayı amaçlayan tehlikeli bir komplo” konusunda uyardı. Anlaşmanın şartlarına atıfta bulunarak, “Cezayir ordusunun Tunus topraklarına ayak basmadığını ve basmayacağını” vurguladı. Ayrıca, bu provokasyonların nihai amacının “iki taraf arasında siyasi çekişme çıkarmak olduğunu ve asıl hedefin Tunus Cumhuriyeti olduğunu” belirtti. Sonra da, “Tunus'a zarar vermek isteyen herkes önce Cezayir'i aşmak zorundadır” diye etti. Bu, Cezayir'in Libya, Mali ve Burkina Faso gibi komşu ülkelerde meydana gelen ve özellikle düzensiz göçmen akını nedeniyle sosyal düzeyde ciddi sonuçlar doğuran darbe senaryolarının tekrarlanmasından duyduğu korkuyu açıkça yansıtıyor.

Düşmanlığın arka planı ve sırları

Cumhurbaşkanının konuşmasında ilettiği mesajlar arasında, “Tunus çok güçlü ve bazıları onu kolay av olarak göstermeye çalışıyor, ancak Cezayir'in komşusu olduğu için bunda yanılıyorlar. Cumhurbaşkanı Kays Said ne İsrail ile ilişkileri normalleştirenlerden ne de bunun peşinde koşanlardandır” vurgusu da yer alıyordu. İşte meselenin özü de burada yatıyor. Cezayir Cumhurbaşkanı Tunuslulara, ülkelerini ve Cezayir ile ilişkilerini hedef alan, Batılı güçler tarafından organize edilen ve temel amacı bölgeyi parçalamak ve İsrail ile “normalleşmeyi” pekiştirmek olan bir komplodan açık ve net olarak bahsetti. Cezayir'in güneydoğusundaki Biskra Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Profesörü olan Nur Sabah Aknuş yaptığı değerlendirmede, “Cezayir ve Tunus arasındaki organik bağı ve sistematik entegrasyonu koparmak ve her ikisini de zayıflatmak için çalışan kilit ülkeler var. Böylece Cezayir, jeopolitik derinliği olan kardeş ve müttefik Tunus'tan izole edilirken, diğer yandan Tunus, içine sızmayı kolaylaştırmak için zayıflatılmak isteniyor” dedi. Ona göre, iki ülkenin sürekli ve tekrarlanan bir şekilde hedef alınmalarının temel nedeni: “İsrail'i tanımayı ve ilişkileri normalleştirmeyi reddeden tutumları, dünya çapındaki haklı davalara verdikleri destek ve neo-kolonyal güçlere karşı duruşlarıdır. Ne Tunus ne de Cezayir, resmi veya halk düzeyinde, iç krizlerini kullanarak onları normalleşme yönünde tavizler vermeye iten dış baskılara rağmen, Filistin davasını destekleyici tutumlarından vazgeçmediler.”

Cezayir ve Tunus cumhurbaşkanları, Tunus'taki muhalefet grubuna büyük bir şüphe, kaygı ve gerilim ile karışık bir güvensizlikle bakıyorlar. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre stratejik ve güvenlik çalışmaları konusunda uzman Cezayirli araştırmacı Zenasni Muhammed, konuyu şöyle açıkladı: “Cezayir, bazı Tunuslu grupların, özellikle de muhalefet bloğuna bağlı olanların, dış güçlerden destek arayışında olmalarından endişe ediyor. Cumhurbaşkanı Tebbun daha önce Tunuslu güçleri, diğer ülkelerde gördüğümüz gibi, çoğu zaman kötü niyetli olan ve ülkeyi istikrarsızlaştıran dış baskılara boyun eğmemeleri konusunda uyarmıştı.”

Zaman zaman görülen sert tutumlara rağmen, iki ülke arasındaki resmi ilişkiler eşitlik, iç işlerine karışmama ve egemenliğe karşılıklı saygı temelinde güçlü kalmaya devam ediyor

Tunus'taki siyasi sisteme yönelik artan muhalefetle birlikte, bir siyasi analist şu gözlemde bulunuyor: “Cezayir kendisini zor bir güvenlik ikileminin içinde buldu. Özellikle Tunus, diğer komşularına kıyasla Cezayir'in en güvenli sınırını oluşturduğu için doğu komşusuyla iyi komşuluk ilişkilerini sürdürmek zorunda. Aynı zamanda Cezayir, Tunus'un iç işlerine karışmama ile her iki ülkenin karşı karşıya kaldığı ortak baskılar ve meydan okumalar ile mücadelede dış ittifakların gereklilikleri arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Bu durum, Tunus muhalefetine Cezayir'in Tunus'taki mevcut rejimin tarafını tutuyor gibi görünebilir.”

f
Tunus'un güneyindeki Gabes şehrinde bulunan devlete ait fosfat işleme tesisinin (gübre fabrikası) bacasından tüten duman, 31 Ekim 2025 (AFP)

Zaman zaman görülen sert tutumlara rağmen, iki ülke arasındaki resmi ilişkiler eşitlik, iç işlerine karışmama, egemenliğe karşılıklı saygı ve ortak çıkarları güvence altına almak için yapılan üst düzey ziyaretler temelinde güçlü kalmaya devam ediyor. İki ülke arasındaki stratejik ortaklık, derin tarihi ve ekonomik bağlarla da karakterize ediliyor. Cezayir, Tunus'a yılda yaklaşık 2 milyar metreküp doğalgaz tedarik ederek enerji ihtiyacının büyük bir kısmını karşılıyor.

Şubat 2025'te yayınlanan son raporlar, Cezayir'den yapılan elektrik ithalatının ulusal tüketimin yaklaşık yüzde 14'ünü karşıladığını ortaya koyuyor. Diğer rakamlar, Cezayir'in Tunus'un elektriğinin yüzde 94 ila 96'sını üretmek için kullandığı doğalgazın tedarikinde oynadığı hayati rolü teyit ediyor ki, bu da iki ülke arasındaki enerji entegrasyonunu stratejik hale getiriyor. İki ülke arasındaki anlaşmalar ayrıca Cezayir'in, Tunus toprakları üzerinden İtalya'ya yaptığı doğal gaz ihracatı için Tunus'a yıllık yaklaşık 420 milyon dolar transit ücreti ödediğini de ortaya koyuyor. Bütün bunlar, iki ülke arasındaki ilişkinin ekonomik ve endüstriyel entegrasyonu hedefleyen karşılıklı faydaya dayalı olduğunu açıkça teyit ediyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Mazlum Abdi ve İlham Ahmed entegrasyon sürecini ele almak üzere Şam’da görüşmelerde bulunuyor

Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş, SDG komutanı Mazlum Abdi ile Haseke Valisi  Nureddin İsa Ahmed ve bazı askeri ile güvenlik komutanlarının katılımıyla bir toplantı düzenlendi (SANA)
Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş, SDG komutanı Mazlum Abdi ile Haseke Valisi  Nureddin İsa Ahmed ve bazı askeri ile güvenlik komutanlarının katılımıyla bir toplantı düzenlendi (SANA)
TT

Mazlum Abdi ve İlham Ahmed entegrasyon sürecini ele almak üzere Şam’da görüşmelerde bulunuyor

Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş, SDG komutanı Mazlum Abdi ile Haseke Valisi  Nureddin İsa Ahmed ve bazı askeri ile güvenlik komutanlarının katılımıyla bir toplantı düzenlendi (SANA)
Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş, SDG komutanı Mazlum Abdi ile Haseke Valisi  Nureddin İsa Ahmed ve bazı askeri ile güvenlik komutanlarının katılımıyla bir toplantı düzenlendi (SANA)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ve Özerk Yönetim’in dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed, Suriye’deki devlet kurumlarına entegrasyon sürecinin takibi kapsamında Salı günü Şam’a gitti.

29 Ocak’ta imzalanan anlaşmanın uygulanmasından sorumlu başkanlık ekibinin sözcüsü Ahmed Hilali, Kürt yetkililerin Şam’daki temaslarının entegrasyon sürecini takip etmek, şu ana kadar kaydedilen ilerlemeyi değerlendirmek ve sonraki adımları ele almak amacı taşıdığını söyledi.

Hilali, resmi medya platformlarında yayımlanan açıklamasında, Mazlum Abdi’nin Cumhurbaşkanlığı temsilcisi Ziyad el-Ayiş ile görüştüğünü, ayrıca Abdi’nin Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirdiğini belirtti. Bu görüşmelerin öneminin, SDG dosyasının uluslararası ve bölgesel etkiler alanından çıkarılarak ulusal bir iç sürece taşınması olduğunu ifade etti.

29 Ocak anlaşmasının uygulanması kapsamında, Suriye İçişleri Bakanlığı’nın önümüzdeki günlerde Haseke vilayetindeki tüm cezaevlerini devralmaya hazırlandığı bildirildi.

sdvfv
Haseke’de, Suriye hükümetiyle yapılan anlaşma kapsamında SDG tarafından serbest bırakılan tutukluların ardından ailelerinin toplanması (11 Nisan) (Reuters)

Sözcü Hilali daha önce yaptığı açıklamada, hükümetin SDG’den cezaevi dosyasını devralma yönünde ilerleme sağladığını, bunun taraflar arasında daha önce yaşanan düzensiz ve kontrolsüz tahliyeleri sona erdirmeyi amaçladığını söylemişti. Başkanlık gözetiminin bazı tıkanma noktalarını aştığı ve serbest bırakma sürecini hızlandırdığı da belirtildi.

Haseke basın ofisinden yapılan açıklamaya göre SDG kendi kontrolündeki cezaevlerinden altı tutukluyu serbest bıraktı. Bu, dördüncü tahliye grubu olarak kaydedildi. Süreç, başkanlık ekibi ve Tuğgeneral Mervan el-Ali’nin gözetiminde gerçekleştirildi. Böylece hükümet ve SDG cezaevlerinden serbest bırakılanların sayısı yaklaşık 1500’e ulaştı. SDG cezaevlerinde farklı suçlamalarla yaklaşık 500 tutuklu kaldığı, ayrıca SDG’ye bağlı yaklaşık 300 tutuklunun da yakın zamanda serbest bırakılmasının planlandığı aktarıldı.

Rudaw’a konuşan Hilali, sürecin son aşamaya yaklaştığını, sayıların mutlak kesinlik taşımadığını çünkü listelerin karşılıklı doğrulama ve güncellemelerden geçtiğini söyledi. Ancak genel olarak “tahliyelerde somut ilerleme” bulunduğunu vurguladı.

vfdb f
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’nin, Münih Güvenlik Konferansı kapsamında ABD Kongresi’nden bazı üyelerle yaptığı görüşmelere SDG lideri Mazlum Abdi ve İlham Ahmed de katıldı. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Yetkili ayrıca askeri yapıya da değinerek, entegrasyon sürecinin teknik açıdan ileri aşamaya geldiğini ve Haseke vilayetinde üç tugaydan oluşan bir yapı üzerinde çalışıldığını ifade etti. Ancak resmi duyurunun, nihai mutabakatların tamamlanması ve kurumsal onay süreçlerinin bitirilmesine bağlı olduğu belirtildi.

Suriye hükümeti, 29 Ocak’ta SDG ile ateşkes ve kapsamlı bir anlaşma konusunda uzlaştığını açıklamıştı. Anlaşma, askeri ve idari güçlerin kademeli entegrasyonunu, Haseke ve Kamışlı merkezlerine güvenlik güçlerinin girişini ve devletin tüm sivil kurumlar, sınır kapıları ve idari yapıları devralmasını içeriyor.


Hizbullah, Lübnan’ın İsrail’le müzakerelerine siyasi ve askeri gerilimle karşılık veriyor

Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)
Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)
TT

Hizbullah, Lübnan’ın İsrail’le müzakerelerine siyasi ve askeri gerilimle karşılık veriyor

Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)
Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)

Hizbullah, ABD’nin himayesinde Lübnan ile İsrail arasında yürütülen doğrudan müzakerelere iki yönlü siyasi ve askeri bir yaklaşım ile karşılık veriyor. İlk yaklaşım, müzakereleri reddetme ve devleti “İsrail ile müzakere kararını gözden geçirmeye” çağırma şeklinde ortaya çıkarken, bu adımın “Lübnanlılar arasındaki ayrışmayı artıracağı” savunuluyor. Öte yandan örgüt, İsrail’e yönelik roket saldırılarını artırarak sahadaki yanıtın devam edeceği mesajını veriyor.

Siyasi açıklamalar

Hizbullah’ın parlamentodaki Direnişe Vefa Bloku milletvekillerinden Hüseyin Fadlallah, yaptığı açıklamada “Beyrut’taki iktidarın yeterli olmadığını, bireysel ve zaman zaman mezhepsel çıkarların ulusal çıkarların önüne geçtiğini” söyledi.

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, hükümetin düşmana taviz vermeyi artırdığını ve Lübnanlılar arasındaki ayrışmayı derinleştiren yanlış bir yola girdiğini belirten Fadlallah, “Lübnan makamları hesaplarını yeniden gözden geçirmeli ve halkına dönmelidir” dedi.

Fadlallah güneyden ordunun çekilerek bölgenin işgale açık hale getirildiğini ve böylece düşmana fırsatlar verildiğini ileri sürdü.

“Düşman, Bint Cubeyl sahasını yok etse de içinde fotoğraf çekmeyi başaramadı” diyen Fadlallah, İsrail’in “sahadaki yenilgisini Washington’daki müzakerelerle telafi etmeye çalıştığını” iddia etti.

Milletvekili, Lübnan hükümetine “İsrail ile müzakere kararını yeniden gözden geçirme” çağrısını yineleyerek, bunun “Lübnanlılar arasındaki ayrışmayı artıracağını” savundu.

vd
Güney Lübnan’da yıkılmış binaların enkazı arasında dalgalanan bir İsrail bayrağı (AFP)

Bu açıklamalar, Hizbullah Siyasi Konseyi üyesi Vekif Safa’nın, örgütün devam eden müzakerelerle ilgilenmediğini söylemesinin ardından geldi. Safa, AP’ye yaptığı açıklamada “Müzakerelerin sonuçlarıyla hiç ilgilenmiyoruz, bizi bağlamıyor. Anlaşmalar ne olursa olsun bağlı değiliz” ifadelerini kullanmıştı.

Askeri gerilimi

Hizbullah, bu tutumunu sahada da yaklaşık bir saat içinde İsrail’e 40’a yakın roket atarak göstermeye çalıştı. Özellikle kuzeydeki yerleşim yerleri hedef alındı.

Örgüt ayrıca, Yukarı Celile’de bir askeri noktaya yönelik bir seyir füzesinin fırlatıldığını gösteren bir video yayımladı ve İsrail’in “Maskaf Am” mevkiinde askerlerin toplandığı bir alanın hedef alındığını duyurdu.

Buna ek olarak, insansız hava aracı (İHA) saldırıları ve farklı bölgelere roket salvoları düzenlendiği de açıklandı.

Devlet dışı müzakere denklemi

Gelişmelerin anlamına ilişkin değerlendirmede bulunan emekli tuğgeneral Said Kazzah, “Hizbullah’ın bu aşamada İsrail’e net bir denklem dayatmaya çalıştığını; kendisini Lübnan devleti üzerinden yürütülen müzakerelerden bağımsız, ateşkes konusunda muhatap alınması gereken tek taraf olarak konumlandırmak istediğini” söyledi.

Kazzah’a göre örgüt Lübnan devletinin bu dosyada yetkinliğini ve özellikle güney sınırındaki güvenlik müzakerelerini yürütme kapasitesini fiilen tanımıyor. Bu yaklaşımın iki hedefi olduğunu belirten Kazzah, bunlardan ilkinin örgütün müzakere şartlarını dayatabilen bir aktör olarak konumunu güçlendirmek, ikincisinin ise bu kartı İran’ın ABD ile yürüttüğü daha geniş müzakere sürecinde kullanmak olduğunu ifade etti.

dvfv
Güney Lübnan’da yıkılmış binaların yanından geçen bir yolda ilerleyen İsrail ordusuna ait zırhlı araçlar (AFP)

Kazzah ayrıca zamanlamaya dikkat çekerek, güneydeki askeri operasyonların sürdüğünü ve “Hizbullah’ın İsrail ordusuyla fiili çatışma halinde olmaya devam ettiğini” söyledi. Sabah saatlerinde yaklaşık 40 roket atılmasının, İsrail yerleşimlerinde okulların yeniden açılmasıyla aynı zamana denk gelmesinin sembolik bir anlam taşıdığını belirterek bunun “savaşın sona ermediği ve Washington’daki müzakere sürecinin otomatik bir ateşkes anlamına gelmediği” mesajını taşıdığını ifade etti.

Kazzah, örgütün geçmişte olduğu gibi dolaylı müzakere modelini yeniden üretmeye çalıştığını, 1993, 1996 ve 2000 yılları ile 2006 savaşı örneklerinde olduğu gibi uluslararası arabulucular üzerinden bir iletişim kanalı kurulduğunu hatırlattı. Lübnan devletinin ise çoğu zaman bu süreçte doğrudan taraf olmaktan ziyade, sonuçların resmileştirildiği bir yapı olarak kaldığını söyledi.

Bu yaklaşımın daha yakın dönemde deniz sınırlarının belirlenmesi sürecine de yansıdığını belirten Kazzah, burada da fiilen Hizbullah’ın dayattığı bir denklem oluştuğunu, devletin ise çoğunlukla süreci tamamlayan resmi bir aktör rolünde kaldığını ifade etti.

Siyasi mesajlar, askeri örtüyle

Emekli Tuğgeneral Naci Melaab ise farklı bir değerlendirme yaparak, askeri gerilimin belirleyici bir savaş kapasitesinden ziyade “siyasi ve varoluşsal bir mesaj” taşıdığını söyledi.

Melaab, İran’ın füze doktrininde çoklu salvo saldırılarının hava savunma sistemlerini yıpratmaya yönelik olduğunu, ancak mevcut operasyonların bu düzeyde bir etkinlik taşımadığını belirtti.

“Hizbullah’ın bugün yürüttüğü askeri faaliyetler, İsrail’e yalnızca sınırlı zararlar verebiliyor; güç dengesi üzerinde belirleyici bir değişiklik yaratmıyor” diyen Melaab, İsrail’in gelişmiş savunma sistemleri ve sivil altyapı hazırlığı sayesinde bu tür saldırılara karşı yüksek bir dayanıklılık sergilediğini ifade etti.

İsrail’in özellikle insansız hava araçları alanındaki teknolojik üstünlüğüne dikkat çeken Melaab, bunun sahada bu tür operasyonlara karşı koymayı zorlaştırdığını söyledi.

Tırmanışın müzakere bağlamıyla bağlantılı olduğunu belirten Melaab “Yaşananlar askeri olmaktan çok siyasi bir mesajdır; devlet değil, savaş ve barış kararının hâlâ Hizbullah’ın elinde olduğu vurgulanmaktadır. İsrail saldırılarını sürdürürse biz de devam ederiz” mesajını taşıdığını ancak bunun sahada belirleyici bir askeri sonuç üretmediğini ifade etti.