Uzmanlara göre İsrail Gazze'deki hastaneye "Batı'dan aldığı destekten cesaret bularak" saldırdı

"Batı'nın İsrail'e yönelik güvenlikçi şemsiye, bu suça Batı'yı ortak yapar. Batı bu soykırımın ortağıdır"

(AA)
(AA)
TT

Uzmanlara göre İsrail Gazze'deki hastaneye "Batı'dan aldığı destekten cesaret bularak" saldırdı

(AA)
(AA)

Uzmanlar, İsrail'in Gazze'deki el-Ehli Baptist Hastanesi'ne, Batı'nın desteğinden aldığı cesaretle saldırdığını, Batı'nın İsrail'e karşı geçmişte olduğu gibi hiçbir zaman ciddi bir yaptırım uygulamadığını belirtti.

Oslo Üniversitesi Kamu ve Uluslararası Hukuk Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Cecilia Marcela Bailliet, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Giray Saynur Derman ve Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Körfez Çalışmaları Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Yetim, İsrail'in Gazze'deki el-Ehli Baptist Hastanesi'ni bombalamasına ilişkin AA muhabirine değerlendirmede bulundu.

Bailliet, İsrail'in Gazze'deki el-Ehli Baptist Hastanesi'ni bombalamasına ilişkin, hastanelerin tüm şartlar altında saygı duyulması ve korunması gereken yerler olduğuna vurgu yaparak, hastanelere saldırıların insancıl teamül hukukunun ihlali olduğunu belirtti.

Ölen ve yararlanan çocuk sayısının arttığı göz önünde bulundurulduğunda İsrail'in Çocuk Hakları Sözleşmesi çerçevesinde özel önlemler alma yükümlülüğü olduğuna işaret eden Bailliet, sivil nüfusun uluslararası insancıl hukuk çerçevesinde korunmasına ilişkin yükümlülükleri uyarınca devletlerin silahlı çatışmadan etkilenen çocuklarla ilgilenmek ve güvenliklerini sağlamak için gerekli tüm tedbirleri alması gerektiğini hatırlattı.

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Derman da İsrail'in hastane saldırısı ile çatışmanın kritik bir aşamaya geçtiğini belirterek, "Baktığımız zaman sivil halka saldırı bu. Hastanedeki insanlara masum insanlara yapılan saldırı, ölenlerin zaten çoğu kadın ve çocuklar, yaralılara yapılıyor. Masum insanlara yapılıyor. İnsanlar susuzluğa ve açlığa mahkum ediliyor. Bu bir katliam. Hatta biz buna soykırım diyebiliriz. Bu soykırım tabii. İsrail, terör örgütü gibi hareket ediyor ve maalesef bu Gazze'deki katliam durmayacak." dedi.

"Batı bu soykırımın ortağıdır"

Birleşmiş Milletler'in (BM) çatışmalarda pasif kaldığını belirten Derman, Türkiye'nin bu yöndeki arabuluculuk ve barışın sağlanmasına yönelik girişimlerinin çok önemli olduğuna dikkat çekerek, "Batı bu soykırıma sessiz kalıyor. Biliyorsunuz sessiz kalmakta suça ortak olmaktır. Dilsiz, şeytandır derler. Yani Batı, İsrail'in bu soykırımına ortaktır. İsrail'e yönelik güvenlikçi şemsiye, bu suça Batı'yı ortak yapar. Batı, bu soykırımın ortağıdır. İsrail'in basın mensuplarını bölgeye sokmaması, yapacağı ihlallerin görünmesini önlemeye yöneliktir. Netanyahu hükümeti savaş suçu işliyor. Hastanelerin bombalanması bir savaş suçudur, insan hakkı ihlalidir." değerlendirmesinde bulundu.

Derman, hastanelere yönelik İsrail'in "boşaltın" uyarısına ilişkin, "Abluka altına alınan bir bölgede insanlar nasıl nereye gidecek? Dünya Sağlık Örgütü bir açıklama yaptı, bu insanların hastaneleri boşaltması demek, ölmeleridir demek istedi. Dünya Sağlık Örgütü'nün açıklamalarına rağmen böyle bir şey yapıldı." dedi.

Uluslararası kuruluşların artık işlevselliğini yitirdiğini aktaran Derman, Srebrenitsa soykırımı ve Ruanda katliamında da BM'nin sessiz kaldığını vurguladı.

Derman, Filistin'in Türkiye için tarih boyunca yakın olduğu bir coğrafya olduğunu belirterek, "Bizim için Mescidi Aksa'nın çok büyük önemi var, cuma namazını kılan insanlara dahi saldırılar yaptılar. Bugüne kadar yapılan katliamların haddi hesabı yok." dedi.

"Batı suskunluğu, İsrail'in hastaneye saldıracak kadar cüretkar davranmasına neden oluyor"

İnsan haklarının "Batı'nın insan hakları" olduğunu ve belirli bir grubun korunması üzerine inşa edildiğine dikkati çeken Derman, şunları kaydetti:

Afganistan'da, Irak'ta bir buçuk milyon çocuk öldürüldü. İran-Irak 8 yıl savaştı. Suriye'nin kuzeyi terör bölgesi haline getirildi. Terör örgütlerini, Türkiye aleyhine sürekli yıllarca desteklediler. Batı'nın İsrail'i kınıyoruz sözünden ileri bir seviyeye geçebileceğini sanmıyorum. İsrail bunu daha önce de yaptı. Bu ilk değil. Batı'nın bu suskunluğu, İsrail'in hastaneye saldıracak kadar cüretkar davranmasına neden oluyor.

ORSAM Körfez Çalışmaları Uzmanı Yetim, 7 Ekim sabahı İsrail'e "Aksa Tufanı" adıyla düzenlenen saldırı sonrasında, İsrail'in sivil ve çatışan ayrımı gözetmeden Gazze'ye topyekun müdahale gerçekleştireceğini dile getirdiğini hatırlatarak, "Bu anlamda da inanılmaz oranda Batı ve ABD desteğini de arkasına aldığına şahit oluyoruz. Dolayısıyla henüz kara operasyonu başlamadan dahi Gazze'de gerçekleştirilen bu saldırılar İsrail'in çok derinlikli ve geniş bir askeri saldırı stratejisine geçtiğine işaret ediyor." dedi.

Uluslararası hukuka göre, ibadet yerlerinin ve hastanelerin hedef alınmasının suç olduğunu hatırlatan Yetim, bu yönde eylemlerin yargılanma gerektirdiğini dile getirdi.

"Uluslararası Ceza Mahkemesine dahi taraf olmayan İsrail'in Batı'dan da bu şekilde destek alarak yürüttüğü bir işgal sürecinin çok acımasız şekilde gerçekleşeceğine şahit oluyoruz." diyen Yetim, bu durumun zamanla Batı ve ABD kamuoyunu İsrail'in aksi yönünde harekete geçirebileceğini söyledi.

Bölge ülkelerinin göçmen kabul etmeyeceğine ve saldırılara son verilmesi yönündeki uyarılarına işaret eden Yetim, "Lübnan, Suriye ve hatta İran'ın dolaylı müdahalesine ve (İsrail'in) İran Hizbullah'ı arasında dolaylı çatışmalara, Hizbullah ile İsrail arasında direkt çatışmalara, kuzey cephesine, belki Mısır'a farklı şekillerde aksayacak, genişleyebilecek bir bölgesel çatışma iklimini doğuruyor." dedi.

"Batı güç tekelini elinde bulunduruyor"

Yetim, "Şu anda İsrail'in yaptığı şey, aslında yerel çatışma dinamiğini, Filistin-İsrail arasında olan çatışma dinamiğini, bilinçli şekilde körükleyerek tamamıyla bölgesel bir çatışma iklimine dönüştürme şeklinde okunabilir." ifadesini kullanarak, bunun çok tehlikeli bir strateji olduğunu fakat İsrail hükümetinin aldığı desteğe dayanarak, bu stratejiden vazgeçmeyeceğini kaydetti.

Saldırıların temelinde Batı'nın amansız desteği olduğunu vurgulayan Yetim, "Uluslararası kurumlar dediğimiz şey, güç politikasını yansıttığı için ve oralarda da Batı'nın ve ABD'nin tekeli bir şekilde hakim olduğu için maalesef İsrail'e karşı geçmişte olduğu gibi hiçbir zaman ciddi ve caydırıcı bir yaptırımın olduğuna şahit olmadık. Üzülerek belirtmeliyiz ki bundan sonra da olmayacaktır." şeklinde konuştu.

Yetim, Batı'nın güç tekelini elinde bulundurmasının uluslararası kurumları araç haline getirmesine yol açtığını ifade ederek, "Kendi çıkarlarına risk oluşturmadığı sürece bu kurumları desteklemesine ama çıkarlarına aykırı geldiğinde de bastırmasına, sindirmesine yol açıyor." değerlendirmesini yaptı.

Batı'nın dolaylı olarak hastane saldırısının ortaklarından olduğunu söyleyen Yetim, Batı'nın İsrail'in yaptıklarına sessiz kaldığını, çatışmaların başından beri sivillerin korunması ve insani yardım koridorunun oluşturulması konusunda İsrail'i teşvik etmediğini söyleyerek "İsrail'i durdurabilecek tek güç Batı ve ABD ama onlar da İsrail'i desteklediği zaman maliyet; insani maliyet, savaşın maliyeti, yıkım maliyeti kat ve kat artmaktadır." ifadesini kullandı.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.